HABERLER
Dini Haber

ALEVİLİK VE DOĞUŞU

Alevilik Hz. Muhammed'in vefatının sonrasındaki gelişmelere dayanmaktadır. Muhammed'in ölümünden sonra kimin halife olacağı sorunu aleviliğin çıkmasındaki ilk neden olarak görülür. Çünkü Alevi-Sünni tohumlarının atılmasına sebep olmuştur. Hz. Muhammed yaşadığı yıllarda birçok kez Hz. Ali’nin halefi olacağını vurgulamıştı. Hz. Muhammed’in soyu, kızı Hz. Fatıma’yı eş olarak verdiği Hz. Ali’den devam etmişti. Yani Hz. Ali damadı olmuştu. Hz. Muhammed Mekke’ye Hicret ettiği zaman da ailesine ve işlerine bakmak üzere Hz. Ali’yi yerine bırakmıştı. Üstelik Peygamber Hz. Ali’nin katıldığı hemen hemen bütün savaşlarda onu komutan olarak atamıştır. Hz. Muhammed Veda Haccı dönüşünde (632) Gadiru Hum adlı yerde beraberindeki Müslümanlarla konaklayarak bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında kendisinden sonra amcaoğlu ve damadı Hz. Ali’nin Müslümanlara önder yani halife tayin olduğunu ifade etmişti. Orada aralarında İkinci Halife Ömer’in de bulunduğu Müslümanlar bundan dolayı Hz. Ali’yi kutlamışlardı.

Daha sonra Hz. Muhammed ölmeden önce bir kalem ve kağıt istemiş bir vasiyet bırakacağını söylemiş, ancak yanında bulunanlar tarafından bu isteği yerine getirilmemiş ve vasiyetini yazamadan vefat etmiştir. Bir süre sonra Hz. Ali ve yakınları Muhammed'in defin işleri ile uğraşırken, Ebu Bekir ve Ömer’in de aralarında bulunduğu muhacirlerin ileri gelenleri ile iktidar kavgasına başlamışlardı bile. Bu iktidar mücadelesi Ebu Bekir’in halife olması ile sonuçlanmış, daha sonra sırası ile Ömer ve Osman halife olmuşlardır. Sonuç olarak bu üç kişinin halifelikleri, deyim yerindeyse Peygamberin Ehli Beytine rağmen gerçekleşmiş, bu nedenle yüzyıllardır tartışılagelmiştir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu halifelikleri onaylamamakla birlikte, iktidar uğruna gerginlik yaratmaktan da kaçınmışlar, bu haksızlığı sineye çekmeyi uygun görmüşlerdir. Kısaca Alevi -Sünni çatışmasının temelini oluşturan bu halifelik meselesini özetlemiş olduk.

Ehli Beytin başına gelenler ve bunlardan en önemlisi Kerbela Olayı ise Aleviliğin siyasal ve düşünsel bakımlardan daha da olgunlaşmasına ve Araplar dışındaki diğer uluslar arasında da yayılmasına neden olmuştur. Halife Osman’ın yönetiminde akrabalarına, yani Emevi ailesine gösterdiği aşırı yakınlık ve valiliklere onları tayin etmesi ve diğer suistimaller ona karşı Irak, Mısır, Hicaz ve Suriye’de yoğun bir hoşnutsuzluk duyulmasına yol açmıştır. Valileri halka kötü davranıyor olmalarına rağmen onları koruyucu bir tutum takınmış, sonuçta Mısır, Basra ve Kûfe’den yola çıkan gruplar Halife Osman’ın evini kuşatarak onu öldürmüşlerdir (656). Bunun ardından Osman'ın ölümünden sonra halifeliği devralması için Hz. Ali'ye gidilmiş ve uzun ısrarcı uğraşların sonunda halifeliği kabul ettirmişlerdir. Hz.Ali Osman'ın çocuklarının başlattığı Cemel savaşına ehlibeyti için katılmış ve kazanmıştır. Hz. Ali bu olaydan sonra Şam’da hüküm sürmekte olan ve kendisine biat etmeyi reddeden Şam Valisi Muaviye sorununun çözümüne girişti. Muaviye, Hz. Ali’yi Osman’ın ölümünden sorumlu tutuyor ve Şam’da bunun propagandasını yapıyordu. Hz. Ali’nin uyarıları sonuçsuz kalınca Hz. Ali ve Muaviye Orduları arasında Sıffin Savaşı (657) başlamış oldu. Hz. Ali’nin ordusu savaşı kazanmak üzereyken, Muaviye’nin yakın adamı Amr İbn-ül As’ın, askerlerin mızraklarının ucuna Kuran sayfalarını bağlatarak “Allah'ın kitabı sizinle bizim aramızda hakem olsun.” diye bağırtması sonucu Hz. Ali’nin ordusu saldırıyı durdurdu. Bu esnada Muaviye ordusunun yaptığı hile işe yaramış Hz. Ali'nin yanında olan askerler grup grup bölünmüş. Hz. Ali yandaşları, Muaviye yandaşları ve Hariciler olmak üzere üçe bölünmüş oluyorlardı. Hz. Ali vefatından önce Haricilere yönelik askeri bir harekat düzenlemiş, önemli bir bölümünü yok etmişti. 24 Ocak 661’de ise Hz. Ali, İbn Mülcem adlı bir harici tarafından uğradığı saldırı sonucunda şehit olmuştur. Mülcem adındaki kişinin Hz. Ali'yi savaş dönüşü namazdayken öldürdüğü bilinmektedir.

Bilindiği gibi Hz. Ali'nin iki tane oğlu vardı. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. Emeviler Hz. Ali'nin ölümünden sonra iç işlerini karıştırmak için onlara yakınlaşmaya başladılar. Hz. Ali’nin vefatı ile Emevi saltanatını kurma amacına ulaşmıştır. Hz. Ali’nin vefatı sonrası Şam ve Mısır dışında bütün eyaletler Hz. Hasan’a biat etmişlerdi. Muaviye kendi iktidarı için tehlikeli saydığı Hz. Hasan’ı zehirletmekten de çekinmedi. Muaviye, Ehli Beyte ve Hz. Ali yandaşlarına her türlü eziyeti yaptırmış, camilerde Hz. Ali’ye lanet okutmuş ve kendisinden sonra oğlu Yezid’in halife olmasını sağlamak yoluna gitmişti. Hz. Hasan’ın zehirletilmesiyle Yezid’in önünde en büyük engel olarak Hz. Hüseyin bulunmaktaydı. Yezid ilk iş olarak Medine Valisi ve akrabası Velid’e bir mektup yazarak, özellikle Hz. Hüseyin’in muhakkak kendisine uymasının sağlanmasını, bunu reddederse öldürülmesini emrediyordu. Bu durumda Hz. Hüseyin'in Yezid gibi bir düzenbaza biat etmeyeceği herkes tarafından biliniyordu. Daha sonra Hz. Hüseyin 4 Mayıs 680 gecesi, bütün aile fertlerini yanına alarak Mekke’ye gitti. Hile ile pusuya düşürülmüşlerdi. Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbela’ya geldiklerinde hem susuz bırakılmış, hem de binlerce kişilik ordu tarafından sarılmış durumdaydılar. Yezid’in Küfe valisi Ubeydullah, Hz. Hüseyin’in geri dönmek, Yezid’le görüşmek veya İslam sınırlarından birine gitmek isteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Aslında onun görevi Yezid’in emrini yerine getirmek, yani Hz. Hüseyin’i öldürmekti. Çünkü biliyordu ki Hz. Hüseyin yaşadığı sürece efendisi Yezid’e rahat yoktu. Sözde Müslümanlardan oluşan koskoca bir ordu iktidar uğruna kendi dinlerini kuran Peygamberin torununu ve ailesini katletmeye kararlıydı.

10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezid’in ordusuna yaklaşarak hitap etmek istediyse de, bu anlamlı konuşma Yezid’in ordusunu pek etkilemedi. Çok dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin’in 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan savaşçıları öğleden sonraya gelindiğinde gittikçe azalmış bulunuyordu. Hz. Hüseyin de bu az sayıda insanla yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimr’in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehit edildi. Sonra çadırlar yağma edildi, hasta olan İmam Zeynel Abidin de öldürülmek istendiyse de engellendi. Bu çirkin savaşın en küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Asgar’dı. Hz. Hüseyin tarafında şehit olanlar yetmiş iki kişi idi. Bu savaş Şiilik tarihindeki önemli olaylardan biridir. İmam Hüseyin'in ölümü, Şiilerce her sene Aşura Günü'nde yad edilir. Rivayete göre Yezid, Hz. Hüseyin'in ve şehit olanların kafalarıyla top oynamıştır.

Kerbela olayı yüzyıllara damgasını vurmuş bir tarihsel olaydır. Bu olay o zamanki Müslüman memleketleri halklarını o kadar etkiledi ki Emevi saltanatı kökünden sarsıldı. Kerbela Olayı İran ve Hicaz’da duyulunca halkta Emevilere karşı büyük bir kin oluştu ve isyan hareketleri baş gösterdi. Yezid’in Mekke ve Medine’ye saldırması ise bardağı taşıran son damla oldu. Özet olarak , camilerde Hz. Ali’ye küfür ettirilmesi, önce Hz Hasan’ın daha sonra da Hz. Hüseyin ve ailesinin ki Peygamberin soyu onlardan devam ediyordu, acımasızca öldürülmeleri, Emevi Hanedanına karşı muhalif bir düşünsel ve siyasal temeli olan bir harekete yol açtı. Bu harekete Hz. Ali yandaşlığı veya Alevilik demek mümkündür.


Yazan: N.Kara
« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

9 yorum

  1. N.kara kardeşim güzel bir yazı ancak bu anlattığınız şiilik için geçerli bir tanım. Yani alevilik için eksik. Şöyleki; alevilik içinde islami ögeleri yoğun biçimde taşımakla beraber sınırlı bir bölgede (anadolunun belli bölgeleri hariç cok az bir nüfus iranda ve ondanda daha az israilde bir topluluk olarak)yaşamakta ve inanaçlarını yaşatmaktadırlar.tarihi kayıtlarda eski sümer ve asur duvar kabartmalarında alevi inancının temel ritüeli olan semah ve bağlama figürlerine rastlanmaktadır.bu bulgular ışığında ve alevi inanç sistemi içeriği bakımından alevilik islamdan önce ve hatta bilinen tek tanrılı dinlerden çok öncede bugünki haline yakın bir haldeydi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu söylediğinize benzer birkaç şey duyduk, fakat araştırma sonuçlarımız daha çok bu yazdığımız bilgiler doğrultusunda sonuç verdi. Hatta Aleviliğin ışık yolu olduğundan ve çoook eski dönemlerde Luviler-Aluviler (Işık insanları) olarak geçtiklerine dair yazılar ve iddialar var. Fakat bunları da detaylıca araştırıp o yönüyle de yazarız ilk fırsatta.

      Sil
  2. alevilikle ilgili az araştırma yapmış olasaydınız bu hataya düşmezsiniz. Ali ve taraftarları şiileri anlatmışsınız, 12 bin yılık Anadolu kadim halkı aluviler ıskık tafifesi, önce hırıstiyanlık sonra islam sonra cumhuriyet döneminde bile asimile etmeye çalışılsada, alevilik bir din değil doğa insan odaklı bir felsefe um-etçilik biat yok tanrı yok kitap yok.......

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alevilik ile ilgili "az araştırma" yapmadık, zaten bu yazıyı yazanda bir Alevi. Birde dikkat ederseniz, yazının başlığında yada içeriğinde "Türkiye'deki Alevilik budur" yazmıyor. Genel olarak Alevilik-Şiilik anlatılıyor zaten yazıda.

      Bu Aluviler'i bir tek sizden duymadık, yani zaten biliyoruz. Fakat doğruluğu ne kadar bilmiyoruz o da araştıracaklarımız arasında. Fakat (şahsi fikrim) ülkemizde yaşanan Aleviliğin ve dünyada yaşanan Şii'liğin anlatılan bu ışıkçılarla pek bağdaşmadığı aşikar. Asimile olsun yada olmasın, neticede hiçbir Alevi kutsalsız yaşamıyor. En basiti Ali bile yeterlidir...

      Sil
  3. Muhammedin ölümünden sonra kimin halife olacağı sorunu aleviliğin çıkmasında ilk neden olmuştur deniliyor bu çok yanlış ve yerinde olmayan bir bilgidir ve aleviliği asimile etme yolunda atılan bir adımdır...Aleviliği kalkıp arabistan topraklarına bağlamak ve şiiliği alevilik gibi göstermek tam bi akıl tutulmasıdır...Şiilik ve Alevilik aynı kavram değildir...Şiilik hz.Ali taraftarıdır...Fakat Aleviliğin islamiyetle hiçbir bağlantısı yoktur...Hz.Ali ve diğerleri Alevilikte takiye olarak kullanılmıştır...Alevilikteki Ali arapların Alisi değildir...Alevilikteki Ali ezel Alidir Hüda Alidir...Evreni vareden tanrı Alidir (insan) Hallac-ı Mansur'un "En'el Hak" ben tanrıyım demesinin yoludur...Alevilik kelime anlamı ile ateşten gelen ışıktan gelen anlamına gelmektedir...Osmanlı zamanında Alevilere Işık taifesi denilmesinin sebebi budur...Aleviler Anadolunun asli sahipleridir...Hititler Sümerler Luviler Alevidir...Böyle yanlış bir bilgi asla ve asla kabul edilecek bir durum değildir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beni yanlış anlamanızı istemem fakat o zaman sizin demenize göre Türkiye'de hiç alevi yok. Hepsi Şii. Fakat kendine Aleviyim diyen yüz binlerce insan nasıl oluyor da Aleviyim diyor o halde. Hiçbirisi mi sizin dediğiniz olayı bilmiyor? Bu olayı araştıracağım ve gerçekçi - güvenilir bilgiler bulursam yazının başlığını Şiilik olarak değiştireceğim.
      Fakat sorduğum sorunun cevabı gerek, ne kadar Alevi tanıdıysam hiçbirisi sizin dediğiniz inanca sahip değil, hiç görmedim.

      Sil
    2. Ek olarak, Alevilik ile ilgili birçok resmi kaynağa (bilhassa Alevilerin kendi oluşumları), ansiklopedilere, Vikipedi'ye ve onlarca siteye baktığımda sizin bu dediğiniz olayın (daha önce birkaç okur daha söylemişti, yukarıda yorumlarda var) güvenilir bir kaynağı yok. Dr. İsmail Beşikçi diye birisi "Aleviliğin İslamla ilgisi yok, mezopotamya kökenli zerdüşt bir inançtır" demiş. Fakat kaynak?

      Sil
  4. Alevilik doğa insan odaklı bir felsefe aluviler luviler hatiler ile aynı halak 12 bin yılık bir Anadolu kadim halkların dalar, göbekli tepede dahil olmak üzere kaz geçmişten günümüze kalan yazıtları var ırk ve dinlerle ilgileri yok önce hırıstiyanlar sonra İslam katliamlarında kurtulmak için takiyecilik yapıyorlar bu günde asimilasyon izleri ali üzerinde sürüyor, Şiileştirmek devlet politikası youtubede yolun ezeli programı yaralı bir kaynak...selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yönünü de bir ara araştırmaya başlayacağız. Teşekkürler

      Sil