CİN ÇARPMASINA DAİR ANLATILARIN ANADOLU EFSANELERİNDEKİ YANSIMALARI

BK, İslam mitolojisi, mitoloji, Cin çarpması,Cin çarpmasına dair anlatılar,Cin efsaneleri,Cin anlatıları,Anadolu'da cin efsaneleri,Cin inanışı,Cin düğünleri
Bizim göremediğimiz, dokunamadığımız ama var olduklarına inanılan cin/cinler Esat Korkmaz’ın Şeytan Tasarımı Terimleri Sözlüğü’nde “İnanca göre, duyularla algılanamayan ve göze görünmeyen, iyilikçi olabildiği gibi kötülükçü de olabilen manevi varlık.” olarak ifade edilmiştir.

Yine inanışa göre cinler, insanlardan sonra ateşten yaratılmış olan en mühim varlıklardır. E. Korkmaz’ın da belirttiği gibi cinler iyi olabildikleri kadar kötü de olabilen varlıklardır. Onların bu özelliği de bizlerin, onlara karşı göstereceğimiz her tavırda ve her sözde dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

Adını anmaya dahi korkup çeşitli adlarla bahsettiğimiz cinler genellikle kısa boylu, ayakları ters, kulakları uzun, çok hızlı hareket edebilen ve en önemlisi de her kılıkta ve şekilde karşımıza çıkabilen varlıklar olarak tasvir edilmektedir. Cinlerin genellikle girdikleri hayvan şekilleri ise; yılan, kedi, köpek, kuzu, oğlak ve eşektir. Bazı anlatmalarda ise kavak ağacı şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Elbette cinlerin varlığına inanmayanlar da mevcuttur ve inanmayanlar için “Cinlerle karşılaştım”, “Cin gördüm” diyen insanlar, beyinlerinde belirli bozukları olan kişilerdir ve bu kişilerin görmüş olduklarını da halüsinasyon olarak tanımlamaktadırlar. Ancak bizim buradaki amacımız cinlerin var olduğuna inanan insanların, onlarla karşılaştıklarını söylediklerinde yaşadıkları sorunlara ve hastalıklara değinmektir.

İnanışa göre insanlar çeşitli şekillerde cinlerle karşılaşabilir, onları habersizce kızdırabilir ya da zarar verebilir. Bu gibi durumların sonucunda da cinler insanlardan öç almak ister ki bu onların başlıca özelliklerinden biri olarak kabul edilir. Çünkü cinler kin tutan yaratıklar olarak tasavvur edilir. Bu kinin sonucunda da “Cin Çarpması” dediğimiz olaylar meydana gelir.

Peki Cinler İnsanları Neden ve Nasıl Çarpar?

Efsaneye göre akşam vakitleri onların yeryüzünde rahatça dolaşabildikleri zamanlardır. Çünkü yeryüzündeki zamanla yer altındaki zaman birbirinin tam tersidir. Bu yüzden bizim akşamımız onların gündüzüdür ve bu da cinlerle genellikle akşam vakti karşılaşmamızın başlıca sebeplerindendir. Eğer çarpılmak istemiyorsak akşam namazından sonra dışarıda bulunmamalı özellikle mezarlık vb. gibi tenha yerlerden uzak durmalıyız. Örneğin; Eski bir mezarlıkta dolaşan adam birden sesler duymaya başlar, merakından seslere doğru yönelir ancak arkasında bir şey olduğunu hisseder, döndüğünde arkasında ayakları yerde başı gökte olan bir yaratıkla karşılaşır, korkudan dili tutulan adam bir hafta sonra da ölür.

Cin Düğünleri birçoğumuzun duyduğu durumlardır. Yine inanışa göre gece vakti dağda, ormanda davul zurna sesleri duyulduğunda bu seslere doğru gidilmemelidir. Oldu da meraka yenik düşülür ve seslerin geldiği yere doğru yönelip insan kılık cinlerin içine girilirse eğer orada çarpılıp akıl yitirmek istenmiyorsa muhakkak Besmele çekilmeli ve Ayetel Kürsi okunmalıdır.

Örneğin; Kendisini cinlerin düğününde bulan bir adam eğer cinler halayda elini tuttuğunda Besmele çekmeseydi cinler onu çarpacaktı. Cinler düğünlerini genellikle sabah ezanı okunduğu anda bitirdiğine inanılır. Eğer böyle bir durumun içinde kalınırsa ve sabah ezanına kadar Besmele çekilmesine fırsat vermezlerse onlarla birlikte dans etmenin bir başka kurtuluş yöntemi olduğu inancı yaygındır.

Akşam vakti dışarı çıkıldığında bir hayvan kişiyi takip ediyor ve davranışlarının aynısını tekrarlıyorsa onun hayvan kılığına girmiş bir cin olduğu düşünülür. Bu yüzden de akşam vakti hiçbir hayvana taş atılmaz ve hiçbir hayvan kovalanmaz. Eğer bunlar yapılırsa cin kızabilir ve kendisini kovalayan kişiye zarar verip aklını başından alabilir. Bu yüzden bazı inanışlarda akşam vakti dışarı çıkıldığında ele muhakkak demir çubuk alınmalıdır.

Yemek yaptığımız sırada ocağın üstüne bir şey taşırmamaya dikkat etmeliyiz. Çünkü ocak başlarının cinlerin en çok bulundukları yerler olduğu ve yemeğin ocağa taşmasının onlara zarar verebileceği inancı yaygındır. Bu da yanan bir cinin kişiyi çarpmasıyla ya da ona hastalık getirmesiyle sonuçlanabilir. Özellikle Anadolu'da akşam vakti sinibezi silkelemek, su ya da kül dökmek vs. gibi durumların da cinlerin toplantılarına, çocuklarının oynadıkları yerlere denk gelebileceğine ve cinlerin kızmasına sebep olabileceğine inanılır.

Cinlerin yanlışını düzeltmek de kişinin çarpılmasına sebep olur. Örneğin; Kambur adamın biri, bir gün cinlerin eğlencesine denk gelir. Cinler bu adamı severler ve kamburunu düzeltirler. Ertesi gün başka bir kambur, durumunun nasıl düzeldiğini adama sorunca adam da ; “Cinler düzeltti.” cevabını verir. Daha sonra bu kambur adam da aynı yere gelir ve cinlerle eğlenmeye başlar. Cinler; “Çarşambadır Çarşamba” diye eğlenirken adam bir anda “Bugün pazardır” diye bağırır. Cinler bu duruma çok kızar ve adama ikinci bir kambur daha yükleyerek onu kovarlar.

Efsanelere göre cinlerin neden ve nasıl insanları çarptıklarına dair verilebilecek örnekleri çoğaltmak mümkündür. Görünen o ki cinlerle çeşitli şekillerde karşılaşmak zorunda kalan insanlar genellikle olumsuz durumlara maruz kalırlar: Dili tutulmak, şoka girmek, felç olmak, aklını yitirmek ya da bir hafta, on gün, altı ay gibi zaman dilimlerinin sonunda ölmek…

Ancak bazı inanışlara göre cin çarpması sonunda hasta olan kişileri tedavi etmek de mümkündür.

Örneğin: Bir dede kişinin rüyasına girer ve “Arpayı öğüterek un yaptır, bu undan da ekmek yaptır ve ye” der. Adam denilenleri aynen yaptırır ve eski sağlığına kavuşur.

Cinli Ocaklar da cin çarpma tedavilerinin başında gelir. Örneğin: Karısını cin çarpan bir adan Cinli Ocaklı’nın dediği yere gider ve orada etrafına bir daire çizer. Ezan okunana kadar bu dairenin dışına kesinlikle çıkmamalıdır. Sonra cinler atlarıyla birlikte gelirler. Cinli Ocaklı, adama bir kağıt yazmıştır. Adam bu kağıdı cinlerin beyine verir. Sonra ezan okunur ve dairenin dışına çıkarak evine gelir, eline bir süpürge alır ve karısının üstüne bağırarak yürür. Karısı bu durum karşısında korkar ve iyileşir.

Bunların yanı sıra cin çarpmasından kurtulmak için hacılara/hocalara da başvurulduğu görülmektedir. Örneğin: Adana’da şifa veren Hasan Dede, Bingöl’de cinden kurtaran Sıdık Hoca gibi…

Sonuç olarak hep olumsuz yönleriyle bahsedilen cinlerin iyi yönlerinin de mevcut olduğu düşünülmektedir. Örneğin Diyarbakır’da yer alan Çalık Mağarası’nda cinlerin yaşadığına inanılır ve ruhsal hastalıkları olan insanlar burada bir gece kaldıklarında cinlerin olanları tedavi edeceklerine inanılmaktadır. Genellikle burada geceleyen insanlar iyileşir ve kişi kadınsa tavuk, erkekse horoz keser. Bir başka cinli mağaraya ise sara hastalığı ve ruhsal hastalıkları olanlar getirilir ve aynı şekilde bir gece yatırılır.

Şanlıurfa’da ise Cinli Kuyu adı verilen bir kuyudan kekeme çocukların su içtiklerinde dillerinin açılacağına inanılırken Kanlı Kuyu adı verilen bir başka kuyuya da ateşli hastalıkları olan çocuklar getirilir ve buradaki sudan başlarına dökülür.

Yani diyeceğimiz şudur ki cinlerin bize iyi ya da kötü davranması inanışlara ve efsanelere göre insanlar da bitmektedir…

Kaynaklar:
BAZANCİR, Recai (2010), Bingöl Efsaneleri, Y.L. Tezi, Van.
GÖDE, Halil Altay (2010), Isparta Efsaneleri, Fakülte Kitapevi, Isparta.
İŞİSAĞ, Ahmet Nadir (2017), Adana Efsaneleri, Akademisyen Kitapevi, Ankara.
KURTOĞLU, Mehmet (2005), Urfa Efsaneleri, Kent Yayınları, İstanbul.
YAVUZ, Muhsine Helimoğlu (2013), Diyarbakır Efsaneleri, Ertem Matbaası, Ankara.

Yazan: Büşra K.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.