HABERLER
Dini Haber

DİYANET VAKFI

DİYANET VAKFI'NIN KURULUŞU
Diyanet Vakfı, 429 sayılı kanunla, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle kurulmuştur. Başlarda T.C. Başkanlığı'na bağlı olan vakıf daha sonra 9 Temmuz 2018'de başkanlık sistemine geçilmesinden dolayı T.C. Cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır.

Diyaneti kuran kişinin ve Kur'an'ın Türkçe tercümesini yaptıranın Atatürk olması özellikle yobaz kesimi bir hayli şaşırtmıştır. Çünkü çoğu Kur'an'ı bile okuyup bilmiyor, kaldı ki Diyanet'i kuran kişinin kim olduğunu bilsinler...

Atatürk'ün bunu yapma sebebi ise ülkeyi inci-cinci hocalardan, kafasına göre tarikat kurup halkı yönlendiren, sömüren kişilerden kurtarmak, devlete tehlike arz edebilecek dini örgütlenmelerin önüne geçmek ayrıca halkın inandığı kitabı kendi dilinde okumasını sağlamaktı.

Bir deist olduğunu düşündüğüm Atatürk'ün bunu yapmasının en büyük nedeni dediğim gibi hem inançlı halkı sahtekarların elinden kurtarmak, hemde halkın Kur'an'ı anlayacakları dilde okumalarını sağlamaktı. İçinde yazanlardan haberleri olmalarını, yani inanıyolarsa da en azından kendi dillerinden, anlayarak okuduktan sonra inanmalarını amaçlıyordu.

Ayrıca dini bir kurum yada ruhban sınıfı bağımsız olamazdı. Çünkü tarih bunun ne kadar tehlikeli olduğunu insanlığa defalarca göstermişti (Örneğin devletten bağımsız kilise veya tarikatların iktidarları yıkması, kraliyetleri devirmesi vs.)


DİYANET VE ANAYASANIN 136.MADDESİ
Peki, Diyanet Vakfı kurulurken anayasaya konmuş olan 136.madde ne diyor bir bakalım:
"Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir"

Yani yasada; Diyanet İşleri Başkanlığı din ile devlet işlerini birbirinden ayırmalı, dolayısı ile siyasi meselelere karışmamalı, milli dayanış ve bütünleşmeyi amaç edinmeli, yani insanları bölmemeli, ayırmamalıdır denmektedir.

Peki öyle midir? Anayasa maddesinde yer alanları madde madde inceleyelim:

İLK BÖLÜM
"Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak"
Bu bölümün demek istediği çok açık, sen dini öğretmekle görevli bir kurumsun dolayısı ile siyasete falan dahil olma, işine bak denmiş. Neticede islami inanca göre sorgu melekleri "hangi partiyi destekliyordun" diye sormayacak değil mi? Yada Kur'an'da "bu partiyi seçenleri cennete alırım" diye bir ibare bulunmamakta.
Anayasada siyasete bulaşması yasaklanan Diyanet günümüzde bırakın siyasete bulaşmamayı, siyasetin içinde kulaç atıyor bildiğiniz.

Çünkü bakıldığında Diyanet Vakfı'nın artık bir partinin yancısı-destekçisi olduğu açıkça ortadadır. Hatta siyasi idolojisi olduğu ve bunu çekinmeden, bariz bir şekilde gözler önüne serdiği açık ve nettir. Bunun en basit örneklerinden biri de Diyanet Başkanının 10 Kasım gelirken Kadir Mısıroğlu denen şarlatana, keşke Yunan galip gelseydi diyen, Diyanet'i bizzat kuran Atatürk'ün kendisine hakaretler eden, hatta ve hatta Atatürk'ün annesine terbiyesiz ithamlarda bulunan o yobaz Atatürk düşmanına yaptığı ziyaret dini öğretsin diye kurulan bu kurumun artık siyasette rol aldığının bir göstergesidir. Bir yandan "kul hakkı" hakkında fetvalar verirken diğer yandan bir liderin annesi hakkında iftiralar atabilen birinin yanında yer alması ise ayrıca dini değer ve öğretilerden ziyade Diyanet'in artık tamamen siyaset amaçlı bir kurum haline geldiğinin en büyük örneğidir.

İKİNCİ BÖLÜM
"Milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek"
Diyanet milletçe dayanışmayı sağlıyor mu hakikaten? Yani Diyanet Vakfı'nın açıklama yada eylemleri insanları birleştiri türden mi?

Eğer öyle ise yazdırabilecek onlarca güzel-farklı söz varken neden Ramazan Bayramı'nda cami süslerine "Sizden olmayanları dost edinmeyin" ayetini yazdırıyor?
E hani halkı birleştirip bütünleştirecekti? Bu ülkede Alevi, Hristiyan, Yahudi vb. farklı inanca sahip insanlar da yaşamıyor mu? Neden onları dost olarak edinmeyeceksin? Onlar halkın bir parçası değil mi?

Bunlar bile Diyanet'in Anayasaya uymadığının, günümüzde bu maddeye aykırı işlediğinin ispatı olmaya yeter.


DİYANETİN FETVALARI
Diyanetin şaşırtan, çağ dışı, insanları ayrıştırıcı fetvalarından bazıları:

A) "İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir" diyerek bariz bir şekilde 9 yaşındaki kız çocuğunun evlenmesine, dolayısı ile çocuk gelin denen saçmalığa kapı aralamış, yapanların sırtlarını sıvazlamıştır.

Ocak 2016'da Diyanet'e "Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşürür mü?" diye soru sorulmuştu (soran kişinin sapık olduğu aşikar).
Bu soruya ise Diyanet'in cevabı şu şekilde oldu:
"Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz"
"Babanın kendi öz kızını öperken şehvet duyması durumunda nikâhın ne olacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur."
"Hanefilere göre ise; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda kızın annesi bu babaya haram olur. Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir. Şehvet duymanın işareti, erkeğin organında bir uyanma, uyanıksa uyanışının artması, kadının da kalbinin heyecanla çarpmasıdır."

Günümüzde Tdv'nin ne kadar faydalı bilgiler paylaştığını göstermeye (Araştır: ironi nedir?) devam ederken, imanlı olduğunu iddia eden bazı kesimin de içlerindeki sapık hislere sorularla nasıl cevap aramaya çalıştığını göstermeye devam edeyim:

B) 6 Aralık 2017'deki, bir erkeğin telefon, faks, sms veya internet üzerinden eşiyle boşanıp boşanamayacağı sorusuna ise: 'Telefon, faks, SMS ve internet ile eşinizden boşanabilirsiniz' şeklinde cevap verdi.
Yani erkek (kadın da kimmiş, ayrılırsa erkek ayrılır) bu yollarla da boşanabilir. İmam nikahı ile yaşayan dini bütün bacılarımız bir gün telefonlarına gelen "BOŞOL" mesajını görünce şaşırmasınlar.

Gelelim Diyanet Vakfı'nın bu konuda yaptığı açıklamanın detaylarına:
"Bir kimse, yüzüne karşı 'seni boşadım, benden boş ol' gibi boşamayı ifade eden sözleri şifahî olarak söylemek suretiyle, eşini boşayabileceği gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yoluyla bildirerek de boşayabilir. Söz konusu iletişim vasıtalarıyla boşamak, sözlü olarak yüz yüze boşamak gibi geçerlidir. Ancak, bu durumda kocanın, boşamış olduğunu inkar etmemesi gerekir."

"Boşamanın yazılı olması halinde ise boşanan kimse, yazının veya mesajın eşinden geldiğinden emin olmalıdır. Bu durumda boşama hükümleri, kadının mektubu okuduğu andan itibaren başlar. Fakat koca eşini daha önce gıyaben boşamış da bunu mektupla haber veriyorsa, boşamanın hükümleri, kocanın boşadığı andan itibaren başlar."


C) Yazının başlarında Anayasanın 136.maddesindeki "Milletçe dayanışmayı, bütünleşmeyi amaç edinerek" kısmını inceleyip Diyanet buna uymuyor demiştim, bakın kuruluş amaçlarına, anayasaya uymadıklarının bir başka kanıtı:
3 Ocak 2016'daki "Cemevleri kırmızı çizgimizdir" açıklaması. Bariz bir şekilde ayrıştırı, milletçe dayanışmaya zarar verici bir söylem değil ise nedir bu?
Bakalım açıklamanın detayına:

"Biz dini statü veremeyiz, statüyü ancak bu yolun bizatihi sahipleri belirleyebilirler. Alevilik meselesini teolojik bir tartışma zeminine çekmeden, sadece sosyal, hukuki zeminde konunun ele alınması gerektiğini hep ifade etmişimdir. Bizim daima iki kırmızı çizgimiz olmuştur, bundan hiçbir zaman vazgeçmedik."

"Bir tanesi; Aleviliğin İslam'ın dışında bir yol olarak tarif edilmesi. Çünkü bin yıllık tarih bunu yalanlıyor, doğru olmadığını ortaya koyuyor. İkincisi de; cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi gibi gösterilmesi. Ama kendi tarihinde var olduğu şekliyle ocakların talepleri doğrultusunda özgürce kendi geleneklerini, kendi kültürlerini, kendi inançlarını yaşamalarının da hem İslam'ın, hem hukukun onlara verdiği bir hak olduğunu düşünüyorum"

D) Ayrıştırmaya, ötekileştirip etiketlemeye, yaftalamaya devam. Bakın bir başka örneği:
8 Mart 2008'de Dünya Kadınlar Günü'nde Diyanet Vakfı resmi internet sitesine kendilerinin hazırladığı İlmihal 1-2 adlı kitabın Kadın Hakları ile ilgili olan 14 sayfalık bölümünü koydu. Bu bölümde ise şöyle yazıyordu: "Feminizm Ahlaksızlıktır"

Aldığı tepkilerden dolayı ise daha sonra aşağıdaki gibi bir açıklama yayınladı:
"Başkanlık olarak kadın haklarını ve toplumda bu konuda bilinç ve duyarlılık oluşmasını çok önemsediğimizi, bunun için de kadın haklarını güçlendirmeye yönelik etkinlikleri her geçen gün artırdığımızı bütün kamuoyu bilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak kadın hakları, cinsiyet ayrımcılığı, kadınlara yönelik şiddet, kadınların eğitimi ve benzeri konularda yanlış anlaşılmaya meydan verecek her türlü söz ve tavırdan kaçınmakta duyarlı olacağımızı da bilmenizi isteriz."

E) 2018'de yapılan "Deizm sapıklıktır" açıklaması ise "kul hakkı"ndan bahseden Tdv'nin başkalarına, farklı inanca sahip kişilere ne kadar rahat iftira atabildiğinin, onlara "sapık" ifadesini rahatça yapıştırabildiğinin göstergesidir. Ülkede nonteist yani dinsiz sayısı azımsanmayacak seviyededir, bu tür söylemler ise yine milleti birbirine düşman edip ayrıştırmaktan öteye gitmemektedir.

Diyanet'in işi kendi kesimine (müslümanlara) İslamiyet'i öğretmek, Kur'an çalışmaları yapmak olmalıdır, başkalarını karalamak, çirkin yakıştırmalar yapmak, iktidarın peşinde koşup dediğini tasdik etmek, vatan düşmanlarını hasta yatağında ziyaret etmek değil. Kaldı ki "sapıklık" vakalarının daha çok hangi kesimden geldiği açıkça ortadadır.

Yazan: A.Kara
« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok