HABERLER
Dini Haber

RUHA DAİR ANTİK İNANIŞLAR

mitoloji,A,Antik dönemde ruhlar,Ruhlar,Antik çağda ruh inanışları,Eski Mısır'da ruh,Yunan mitolojisinde ruh,Kelle avcısı kabileler,Yaşam özü,Ruh özü
Tüm canlıların bir ruhu var mı? Ölümden sonra ruha ne olur? Birileri bu soruları hatırladığı ve net bir sonuç elde edilemediği sürece bu sorular dünyanın en büyük filozoflarının ve bilim adamlarının kafasını meşgul etti. Ruh kavramı çok eskidir ve ruhlara dair eski inançlar dünya çapında pek çok kültürde bulunabilir.

Demir Çağı kentinde bulunan Türkiye'deki 3.000 yıllık bir taş anıt olan Zincirli Höyük (Sam'al) eski insanların ruhu çok merak ettiklerini ve farklı çeşitli inanışlara sahip olduklarını ortaya koyuyor.

Chicago Üniversitesi'nin ülkemizdeki bir gezisi sırasında bulunan bir taş levha bu bölgede bedenin dışında var olduğu düşünülen ruha dair ilk kanıtı ortaya koymaktadır. (Keşke biz keşfetseydik diyeceğim ama malum organik hoşaf keşfetmekle meşgulüz)

800 kiloluk, üç ayak yüksekliğinde olan bu kaya parçası muhtemelen ölmüş birini yakmakta olan bir adamı resmetmektedir. Anıtın üzerindeki yazıtın Kuttamuwa adında bir adam tarafından yapıldığı görülüyor ve kelimeleri ölü olan adamın ruhunun taş levha içerisinde bulunduğunu açıklıyor. Yani insanlar ruhun taşta-taşın içinde yaşadığına inanıyorlardı.

ANTİK YUNANDA RUH İNANCI
Bir ruhumuz olduğu düşüncesi dünyanın pek çok dininde özellikle de eski dünyada görülmektedir. Platon gibi Yunan filozofları dünyayı manevi bir varlık olarak görüyorlardı ve "dünya ruhu" fikri "anima mundi" adını almıştı.

Anima mundi, dünyadaki her şeyi ve doğayı saran manevi bir özdü.

Homeric şiirlerinden ruhun bir insanın savaşta tehlikeye attığı ve ölümde kaybettiği bir şey olduğunu öğreniriz. Öte yandan ölüm anında kişinin uzuvlarından ayrılıp yeraltına seyahat ettiği ölen kişinin gölgesi veya görüntüsü olarak ölümden sonraki yaşama seyahat ettiğine inanılırdı.

Daha sonra insanlar dünyanın ruhsal olarak bu kadar gelişmiş olduğuna ikna olmadılar. Yaratılış inancının ağır basması ile günah ve dünyevi - ilahi arasındaki ayrılık gelince dünya ruhunu (her şeyi saran manevi öz inancını) kaybetti.

RÖNESANS SANATÇILARI RUH KAVRAMINI YENİDEN CANLANDIRDI
Rönesans döneminde ruh kavramı yeniden hayat buldu. Rönesans sanat eserleri dünya ile tüm canlılar arasında manevi bir bağlantı olduğu mesajını iletmeye çalıştılar.

Hristiyanlar dünya ile ruhsal arasındaki ayrılığa kesin olarak inanıyorlardı fakat Rönesans sanatçıları kutsal oranlar gibi kavramları her şeyin birbirine bağlı olduğunun bir kanıtı olarak görüyor ve izah etmeye çalışıyorlardı.


ANTİK MISIRDA RUH İNANCI
Eski Mısırlılar insan ruhunun beş bölümden oluştuğuna inanıyorlardı: Ren, Ba, Ka, Koyun ve Ib. Ruhun bu bileşenlerine ek olarak birde insan vücudu vardı. Mısırda ruhun önemli bir bölümünün Ib veya kalp olduğu düşünülüyordu. Kalp öbür dünya için bir anahtardı. Bir kişinin gölgesi olan Sheut her zaman insanın içinde mevcuttu. Gölge ayrıca Antik Mısır'da ölüm figürünü, mumyalama ve öteki dünya inancı ile bağlantılı olan tanrı Anubis'in hizmetçisini temsil ediyordu. Çizilen resimlerde gölgenin tamamen siyah renkli küçük bir insan figürü olarak tasvir edildiği görülmektedir.

Doğduğunda kişiye verilen isim de ruhun bir parçasıydı. Eski Mısırlılar bu isim söylendiği sürece ruhun yaşayacağına inanıyordu; bu da antik Mısır halkının neden sayısız yazı yazma uygulamasına sahip olduğunu açıklıyordu: Ruhları korumak için.

Kişisellik ile oldukça benzer olan 'Ba', benzersiz ve 'eşsiz' anlamlarına geliyordu. Ka ise antik Mısır'da hayati bir öz (esans) kavramıydı. Ölümle birlikte "Ka"nın bedeni terk ettiğine inanılıyordu ve yaşayan veya ölü bir insan arasındaki farkı da ayırt eden şey buydu.

Eski Mısırlılar ölümün kişinin "Ka"sının insan vücudundan ayrıldığı zaman meydana geldiğine inanıyorlardı. "Ağzın açılması" da dahil olmak üzere ölümden sonra rahipler tarafından yapılan törenler yalnızca bir kişinin ölümdeki fiziksel yeteneklerini geri kazanmayı değil aynı zamanda Ba'nun vücutla olan bağını da serbest bırakmayı amaçlıyordu. Bu inanışa göre yapılan ayin Ba'nın öbür dünyada Ka ile birleşmesini sağlıyor ve "bir - etkin bir" anlamına gelen "Akh" olarak bilinen varlığı yaratıyordu.

KELLE AVCISI KABİLELERDE RUH İNANIŞI
1890'lı yıllardan beri Endonezya'da çalışan ve yaşayan Hollandalı bir araştırmacıya göre kelle avcısı kabileler düşmanlarının kafalarını değerli ganimetler olduğu için değil bir ruh maddesi içerdiği için aldıklarını, bu yüzden değerli olduklarını açıkladı. İnanışa göre bu ruh maddesi bir kişiden diğerine transfer edilebilir, biriktirilebilir ve tüm toplumu güçlendirebilirdi.

Bu inanışa göre kelleleri almak bir ailenin, bir toplumun veya bir köyün ruh maddesini arttırıyor böylece köy daha verimli hale geliyor, mahsuller daha sağlıklı ve bol oluyor, hayvanlar daha büyük-güçlü oluyordu ve tüm bunların sonucunda daha iyi bir yaşam sağlıyordu. Köylerde fazladan ruhsal madde bulunmazsa ekinler tükenir ve ölür, köylüler hastalanır ve topluluk çökerdi. Bu yüzden kelle avcılığı yapmak zorundaydılar.

Tüm zamanların en büyük gizemlerinden biri olan Ruhun varlığı hakkında antik dönemden günümüze kadar çok fazla şey yazıldı ve söylendi ancak ruh kavramı günümüzde de hala çözülmemiş bir hipotez olmaya devam ediyor.

Yazan: A.Kara
« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok