HABERLER
Dini Haber

ALİ’NİN HALİFELİĞİ

Yazan: Mehmet W. Gündoğdu


ALİ’NİN HALİFELİĞİ

Osman’ın öldürülmesi ve daha başka olaylarda Ali’nin rolü olduğunu yazanlar olsa da; o, her zaman uzlaştırıcı ve olayları yatıştırıcı bir yol izlemiştir. En son; Osman’ı öldürmeye gelenleri ikna edip geri çevirebilmiş, Osman’ın cenazesinin kaldırılması için izin alabilmiştir. Şu var ki; Ali ileriyi çok net olarak görebildiğinden halifelik çatışmalarına hiç katılmamış, katılanların sonlarından kendisine dersler de çıkarabilmiştir. Ali korkak değildi, yalnızca olayların büyümesini ve çevreye de sıçramasını istemiyor, halifelik mücadelesinde pasif kalmak zorunda kalıyor ve geleceği de çok net görebiliyordu. Çünkü karşısındakiler şeytana pabucu ters giydirebilecek kadar kurnaz ve acımasızdı.

Osman öldürüldükten sonra yedi gün boş kalan halifelik makamına Ali önerildi. Ali isteksizdi, çünkü başına gelecekleri az çok kestirebiliyordu. Din ve halifeliğin koruması altında toplanan çıkarcı fırıldak kişilerin neler yaptıklarını yaşayarak görmüştü. Sonra’dan Ayşe ve Muaviye tarafına geçecek olan Talha ve Zübeyir’de, Ali’nin halife olması için fazlaca gaz veriyorlardı.

Ali kendisini halife yapmak isteyenlere karşı bir konuşma yaptı. “Size emir olmaya ihtiyacım yok, kimi isterseniz ona biat edin, ben de razı olurum” ve “Bırakın beni, benden başka birini arayın, bulun; çünkü ben görüyorum ki bu işin sonunda çok işler var. Bu iş çok renklere boyanacak, öyle bir hale gelecek ki yürekler dayanamayacak, akıllar almayacak. Çevre süslendi, delil inkâr edilir oldu. Davetinize uyarsam, neye uğrayacağımı biliyorum. Beni bırakırsanız, ben de içinizden biri gibi olurum; kimi emir yaparsanız onu dinlerim, ona itaat ederim. Benim size vezir olmam, sizin için emir olmamdan daha hayırlıdır.”

Ali topluluğun dayatmasıyla halifeliği hasbelkader kabul etmek zorunda bırakılarak halife seçildi. Her kabile ve herkes Ali’nin halifeliğini kabul etmesine karşın, Şam valiliği görevinden alınan Muaviye kabul etmedi. Muaviye şeytana taş söktürebilecek kadar kurnaz bir siyasetçi; hemen Ali’yi kötülemeye başlıyor. Cami mihrabına Osman’ın kanlı cübbesini astırarak, Osman’ın eşi Naile’nin kesik parmağını da gösterip, Osman’ın katillerinin cezalandırılması gerektiğini bahane ederek; Ali hakkında ileri geri konuşuyor, yalandan ağlayıp sızlıyor ve kendisine epeyce inanan oluyor.

Bu arada Ali yeni bir uygulama başlatıyor. Ali herkesin devlet hazinesinden eşit olarak yararlanmasını yürürlüğe koyunca, çıkarcı fırıldaklardan tepki gelmeye başlar. Ali’nin düşmanları çoğalmaya başlamıştır. Ali’nin bu uygulamasına ilk karşı çıkanlar, ona gaz vererek halife olmasında diretenlerdir. Talha, Zübeyir, Abdullah, Mervan gibi Kureyşliler bu çıkışın lideri oldular ve Ali kararından dönmeyince Muaviye’ye katıldılar.


Ayaklanma Kıvılcımları ve Deve Olayı

Çok geçmeden Medine’de Ali’ye karşı gelenler çoğalmaya başladı. Çoğunluğu Abdullah b. Sebe adlı bir Yahudi dönmesinin liderliğinde toplanmış olan ayaklanmacılar öteki Araplardan bazılarını da yanlarına alarak bir kıvılcım beklemekteydiler. Ali her ne kadar bunları dağıtmak ve bastırmak istediyse de çok başarılı olamamıştı.

Bu karışık ortam içinde bir başka arabozucu daha ortaya çıktı. Muhammed’in eşlerinden olan Ayşe, Hac yapmak için Mekke’ye gitmiş; geri dönerken Osman’ın öldürüldüğünü duymuştu. Hemen geriye dönen Ayşe, Ali’ye karşı başkaldırmaya hazırlanıp, kendisine taraftar toplamaya başlamıştı. Talha ve Zübeyir’de Ayşe’ye katıldılar. Böylece bozgunculuk çalışmaları en üst noktaya gelmişken; Ali, Ayşe ve yandaşlarıyla savaşmak zorunda kaldı.

Ayşe bu savaşa deve üstünde katıldı. On bin insanın toprağa düştüğü, onca kanın akıtıldığı bu savaş çetin geçti. Dine göre adı cihat olan, gerçekte iktidar savaşı olan bu olayda Müslüman Müslüman’ı öldürdü. Bu savaşı Ali kazandı. Yine de insaflı davranan Ali oldu. Tutsakları serbest bıraktı, yaralıları tedavi ettirdi, kadın kızları cariye yapmadı, Ayşe’ye dokunmayıp geri gönderdi ve genel af çıkararak ortamın yatışmasını sağladı. Tarih kitaplarına Deve Olayı diye geçen bu savaşın hemen ardından Muaviye atağa kalkmaya hazırlanmaktaydı.

Sıffin Savaşı Muaviye kurnazlığı

Ali Medine’ye gitmeyip Kufe’ye yerleşti. Muaviye’ye mektup üstüne mektup yazarak; kendisine katılmasını, ikiliğin kötü sonuçlar vereceğini, halifelik iddiası ve bozgunculuğu bırakmasını istedi. Gözünü iktidar hırsı bürümüş Muaviye bunlara aldanır mı? Muaviye, hilesi ve kurnazlığıyla ünlü birisi. Üstelik Muaviye; Haşim oğulları’nın en büyük düşmanı, savaştan ve kan dökmekten zevk alan birisi. Ali’nin mektupları ve Muaviye’ye gönderdiği elçiler olumlu sonuç vermediğinden savaşa karar verildi. İki ordu Sıffın denilen yerde savaşa tutuştu. Uzun süren bu savaştan yenik çıkacağı belli olan Muaviye, Amr’ın akıl vermesiyle yine kurnazlığa başvurdu. Kuran sayfalarını mızrakların ucuna bağlatıp askerlerini Ali’nin ordusu üstüne yürüttü. Askerler yürürlerken bir yandan da ” Siz bizimle değil Allah’ın kitabıyla savaşıyorsunuz. Aramızda Allah’ın kitabı var. Ey Iraklılar! Allah için dullara, yetimlere acıyın…” diyerek bağrışmaya başladılar. Ali yandaşları bu kurnazlıktan etkilenip, bazı Iraklılar “Allah’ın kitabına kılıç kaldıramayız” diyerek savaştan çekildiler. Ali yalnız kalmıştı. Muaviye’nin kurnazlığı işe yaramış; hemen Ali’ye bir mektup göndererek oyunun ikinci perdesine geçmişti. “Bu iş sürdü gitti, bunca kan döküldü, bundan sonra olacaklar, olanlardan da korkunç görünmektedir. Sen de kendini haklı görüyorsun, ben de.  Bu işi Allah’ın hükmüne bırakalım. Sen bir hakem tayin et, ben de bir hakem tayin edeyim. Hakemler Allah kitabına göre hükmetsinler.” Ali, işin sonunun nereye varacağını iyi biliyordu; ama başka çıkar yolu da kalmamıştı. Muaviye’nin mektubuna karşılık verdi. “Ben, senin ne olduğunu bilirim. Maksadın Allah kitabına uymak değildir; fakat sana değil, Allah’ın kitabına onun hükmüne uyuyorum” demek ve Muaviye’nin isteğini kabul etmek zorunda kaldı. Ebu Musa Ali’nin hakemi, Amr’da Muaviyenin hakemi olarak, her ikisi de dört yüzer kişiyle Dümetül Cünbül’de bir araya geldiler.

Görüşmeler başlayınca Amr işi yokuşa sürmeye başladı. Kısa süren bir tartışmadan sonra Ebu Musa tarafsız ve iyi niyetli bir öneride bulundu: “Ali ve Muaviye’yi halifelikten alalım. Müslümanlar konuşup anlaşarak yeni bir halife seçsinler.” Amr bu öneriyi hemen kabul ederek, Ebu Musa’yı minbere çıkarttı. Ebu Musa, “Biz Ali’yi de, Muaviye’yi de halifelikten aldık. Ben ikisini de görevden aldım. Sizler anlaşın kimi halife seçerseniz seçin.” Deyip indi.  Amr minbere çıktı. O da bu iyi niyeti kötüye kullanıverdi. “Ebu Musa’yı duydunuz, dinlediniz. Hakem olduğu tarafın halifeliğini elinden aldı. Ben de Ali’yi görevden aldım. Osman’ın velisi olan Muaviye, Osman’nın katillerini istemektedir. Ben de Muaviye’yi halife olarak atadım, halk içinde bu işe lâyık olan tek kişi Muaviye’dir.” Amr bu sözlerini duyan halk birbirine karıştı.

Yedi- sekiz gün süren bu savaş böylece sonuçlanmış olsa da; Ali tarafından 25000, Muaviye tarafından 45000 kişinin canına mâloldu. İşte, İnancın ve iktidar hırsının kan döktürdüğü Sıffın savaşının sıfıra sıfır elde var sıfır sonucu!

Fırsattan İstifade Yapılan Baskı ve Yağmalar

Bu olaydan sonra; çoğunluğu bedevi olan hariciler, bozgunculuk oyununun son perdesini açarak oyunlarını sahneye çıkardılar. Hariciler, Ali’yi tövbeye ve yeniden dine dönmeye zorladılar. Ebu Musa’nın hakem seçilmesi için direnmiş olanlar; bu kez de, “hakem kabul etmekle günah işlendiğini, kendilerinin tövbe ettiklerini, Ali’nin de tövbe edip imanını yenilemesi gerektiğini, aksi halde kâfir sayılacağını; bu yüzden savaş yapacaklarını” savunarak bozgun gerekçelerine bir kılıf uydurmuşlardır. Bir kısım hariciler de “Allah’ın hükmü varken başka birisine gerek olmadığı” hakkında direniyorlardı. Hariciler, Ali’nin ordusundan ayrılıp Küfe ve çevresinde toplanarak bozgunculuklarına devam ettiler.

Ali’nin gönderdiği elçiler işe yaramayıp, kendisi giderek haricilere öğütler verince bazıları yine Ali’ye katıldı. Öteki hariciler Osman’ın katillerinin bulunamamasını bahane ederek Ali’ye karşı bozgun ateşini körüklemeye başladılar. Oysa Osman’ın öldürülmesinde açık rol oynayanların birçoğu kendi içlerindeydi.

Kendilerinden başkasını Müslüman görmeyen hariciler, önlerine gelen her Müslüman ve Ali yanlısını işkencelerle öldürmeye başladılar. Muaviye’de boş durmayıp, Osman’ın katillerinin bulunmamasını bahane ederek Ali’ye karşı çalışmalarını sürdürmekteydi. Muaviye’nin yolladığı Dahlâk adlı acımasız bir soyguncu Kufe yakınlarına kadar gelip, önüne gelen her yeri yağmaladı, birçok kişiyi öldürdü, hac yapmaya gidenleri soyup soğana çevirdi. Bütün bu işlerden Ali sorumlu tutuluyordu. Muaviye tarafından gönderilen acımasız soyguncular zulümlerini yaygınlaştırdılar. Birçok ev yakıp yıkıp, yağma yapıyorlar, nerde Ali yanlısı görürlerse öldürüyorlardı. Kaynaklara göre; Muaviye, Hicaz ve Yemen’de ehlibeytten ve Ali yanlısı olmalarından dolayı otuz bin kişiyi öldürtmüştür.

Sonuç

Ali, haricilere yeniden öğütler verdiyse de çok başarılı olamadı. Sonun da birisini haricilere gönderdi, Ali’nin bayrağı Nehrevan’a dikildi. Bayrağı diken kişi bir duyuru yaptı: “Bu bayrak, af bayrağıdır. Altına gelen, Medine’ye giden, Küfe’ye dönen af edilmiştir. Dağılanlar dağıldı, çok azı Ali’nin safına geçti. Aftan yararlanmayı istemeyip dağılmayanlar, Ali yanlılarıyla savaşıp yenildiler.

Daha sonra Nuheyle’de yapılan savaşta da yenilen haricilerden, kaçıp kurtulanlar; Ali, Muaviye ve Amr’ın öldürülmesini kararlaştırdılar. Muaviye ve Amr bu suikasten kurtuldular. Ali ise sabah namazı kılarken hançerlenip öldürüldü.

Müslümanlar mutlaka düşünmeli!

Bu olaylar İslam tarihinin silinmez kara lekeleridir. İnançların ve iktidar hırsının ortaya çıkardığı vahşetlerdir, kanlı cinayetlerdir. Kılıç yalnızca kafa kopartmakla, insanları öldürmekle kalmaz; insanların beyinlerini de tutsak alır.

İslam dünyasının insanları bugün de “Allahu ekber” diyerek birbirlerini öldürüyor ve birbirlerinin beyinlerini tutsak yapıyorlar. Yeryüzünde insanlık bir adım öne geçmiş olsa da, İslam dünyasında yaşayanlar henüz Ortaçağ karanlığından çıkıp, aydınlık yolu bulamamıştır. İlk neden belli: Müslümanlar iktidar için birbirleriyle savaşırken, birbirlerine sahip çıkmayıp hainlik etmekle uğraşırken, güce biat etmeyi din sanırken; kendilerini tutsak edip sömürenlerle savaşmaya sıra gelmiyor.

« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

1 yorum