HABERLER
Dini Haber

ALİ'NİN BİLİNMEYEN, ANLATILMAYAN KARANLIK YÜZÜ

Yazan: A.Kara
A, Alevilere anlatılan Ali, Alevilere anlatılan Ali masalı, Alevilik, Cellat Ali, din, Hz Ali'nin diğer yüzü, Hz.Ali, Hz.Ali gerçeği, Muhammed'in celladı Ali,

İYİLİK TİMSALİ OLARAK ANLATILAN ALİ HAKKINDAKİ GERÇEKLER
(Kaynaklar makalenin bitiş bölümünde yer almaktadır)


Aleviler için Ali tıpkı Müslümanların hayal dünyasındaki Muhammed gibidir. Yani onların hayal dünyasında inanılmaz iyi, merhametli, vicdanlı ve bunun gibi sıfatlara sahiptir çünkü nasıl ki Müslümanlara aileleri ve din adamları Muhammed'i iyilik timsali biri olarak anlatıyor, kız çocukları diri diri gömülmekten kurtardı masalını anlatırken onları cariye yapıp, ele geçirdiği kadınları esir pazarlarında sattığını veya askerlerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılamada bu kadınları kullandığını hatta ona "azil" yapalım mı diye soranlara "gerek yok" demesini anlatmıyor ise Alevilere de Cem evlerinde veya ailelerince Ali'nin asıl tarafı değil, duyulmak istenen tarafı anlatılır.

Şimdi gelelim Ali'nin İslami kaynaklara göre sizlere anlatılmayan yönlerine:

Öncelikle yazdığımız bazı makalelerde "Ali nasıl Ömer'e ses çıkaramamış" , "bilmem kaç yüz kişiyi tek başına öldürmüş Ali mi Ömer'den korkmuş" tarzındaki yorumlara ne desem bilemiyorum. Unutmayın ki her ezenin bir ezeni vardır. Ali'de Ömer'den korkuyordu. Muhammed'i Aişe ile olan evliliğinden dolayı eleştiren Aleviler bilmeliler ki Ali'de kendi kızını Ömer'e verdi. Eğer gerçekten Ömer'e diş geçirecek gücü olsaydı yada gerekirse ölümü göze alıp "benim kızım daha küçük" diyip Ömer'in koynuna vermeseydi o zaman İslam kaynaklarındaki rivayetler farklı olabilirdi.
Üstelik normalde Arap kültüründe erkek gelip kadını kendisi isteyip alır fakat Ali Ömer ile baş edemeyince 10-13 yaşlarındaki kızı Ümmü Gülsüm'ü 55-58 yaşlarındaki Ömer'in ayağına kendisi yolluyor. Zaten kaynaklardan anlaşılıyor ki Ali, bu konuda Ömer'e tam anlamıyla karşı gelememiştir.  Unutulmamalıdır ki bu dönemde Ömer halifedir ve görevinin başındadır. Ümmü Gülsüm'ü Ömer'e veren Ali, kızının durumu anlamaması için ona bir aba verip öyle yolluyor.
Daha sonra Ömer kızı görür görmez kucağına alıp öpüyor ve adet görmeye başlayıp başlamadığını anlamak için avret yerine bakıyor. Onun bu hareketi Ali'nin kızının zoruna gidiyor ve kız ona, “Sen halife olmasaydın ağzını burnunu kırardım” diyor. Kızın kullandığı bu tabir farklı İslami kaynaklarda aynı anlamda ancık eş anlamlı kelimelerle anlatılmıştır. Örneğin; Çek (elini) anlamında Arapçası ‘Ersil’ kullanılmış, bırak anlamına gelen (meh), halife olmasaydın, yüzüne/gözüne çarpardım anlamında (Sekk), gözlerini oyardım (tems) ve burnunu kırardım (Kesr) terimleri geçiyor.

Kız oradan ayrılırken Ömer, ona, “Babana söyle kabul ettim, kabul ettim, kabul ettim” şeklinde üç sefer tekrarlıyor.
Kız geri gelince Ali ne olduğunu soruyor. Ümmü Gülsüm olanları anlattıktan sonra “Baba sen beni çok kötü bir yaşlıya gönderdin. Şöyle şöyle yaptı” diyor. Ali de, “Kızım seni onunla nikâhladım, artık eşisin” diyor ve sonrasında düğün oluyor. Daha sonra Ümmü Gülsüm ile Ömer evleniyor ve Zeyd ile Rukiyye adlarında iki çocukları oluyor. Kimi rivayetlere göre Ömer kırk bin, kimilerine göre de yüz bin dirhem mehir ücreti vermiştir.

Ali her ne kadar mecburi olarak onay vermişse de, aynı zamanda bu konuda kendisinin de sicili pek temiz değildir. Çünkü aynı şeyleri Ali de yapmıştır. Bilindiği gibi Fatma hayatta olduğu sürece Ali tek eşliydi. Başka kadınlarla evlenmek istediyse de Muhammed ona engel olmuştu çünkü Ali'nin eşi Muhammed'in kızıydı.

Fakat Muhammed ve Fatma öldükten sonra Ali de rekor sayıda evlilikten geri kalmamıştır. Örneğin İsmail Ebü’l Kasım, el-Envar adlı kitabında Ali’nin 32 çocuğunun isimlerini ve annelerini yazar. Ya’meri ise Ali'nin 29 çocuğu olduğunu söyler. Muhibbüddin Taberi gerek Riyad’ü Nadre ve gerekse Zahair’ül Ukba adlı eserlerinde 32 çocuğun isimlerini verir. Yine İbni’l Cevzi Sıfat-i Safve adlı yapıtında (c.1/309) 33 çocuğun isimlerini, annelerinin isimleriyle birlikte yazıyor. Yani nasıl ki Muhammed, güçlü konumda olan eşi Hatice öldükten sonra sayısız evlilik yapıyor ve cariyeler alıyorsa aynı şekilde Ali de yanında saf almak ve her dediğini yapmak zorunda olduğu kişi olan Muhammed öldükten sonra sayısız kadın alıyor. Bu kadınlardan bazıları Havle binti Ca'fer, Leyla binti Mesut, Ümmü'l Benin binti Üzam, Ümmü Veled, Esma binti Amis, Şeh'ba, Ümame binti Ebü'l As ve sayamadığım niceleri. Eşi Fatıma'nın baskın sırasında düşük yaptığı Muhsin'i saymazsanız tüm bu kadınlardan 33 çocuğu oluyor, yani sakın "korumak için evlendi" argümanına başvurmayın. Çünkü korumak için evlendiğin kadınlarla bu kadar çocuk yapmazsın.

Bunlara ek olarak Ali, Muhammed hayatta iken Ebu Cehil'in kızını da karısı olarak almak istemiştir. Kaynaklara göre olay şöyle gerçekleşiyor:
Ali, eşi Fatıma'dan ve Muhammed'den gizli bir şekilde Ebu Cehil'in kızıyla evlenmek istiyor ve haber bir şekilde yayılarak Muhammed'in kulağına gidiyor. Bir diğer rivayete göre Ali kendisi Muhammed'e giderek Ebu Cehil'in kızıyla evlenmek istediğini söylüyor. Bir diğer rivayete göre ise Fatıma olaydan haberdar olunca gidip Ali'yi Muhammed'e şikayet ediyor. Muhammed Ali'nin bu hareketini uygunsuz bulup kızıyor ve Müslümanları toplayarak, minbere çıkıp, önce diğer bir damadının ismini zikredip onu överek Ali'ye dolaylı yoldan ilk mesajını veriyor. Ardından isim vermeden Ali'ye olan öfkesini dile getirerek şöyle diyor: "Bazıları benim Fatıma'ya sahip çıkmayacağımı mı zannediyor?! Fatıma benim vücudumun bir parçasıdır. Ben bir helali haram, ya da bir haramı helal kılmam, ama vallahi kimsenin Allah'ın Resulü'nün kızının üstüne Allah'ın düşmanının (Ebu Cehlin) kızıyla evlenmeye hakkı yoktur!"
Bunun üzerine Ali mecburen de olsa bu işten vazgeçiyor.

Çok eşli evliliklerini ve küçük yaştaki kızını Ömer'e teslim edişini geçtikten sonra gelelim cellatlığı kısmına. Bilindiği gibi Ali, Muhammed için kılıç sallayan biriydi, bu yüzden de Muhammed onun gözünü boyamak için Ali'ye "cennetle müjdelendin" diyordu. Ali her durumda Muhammed'in emirleri doğrultusunda insan öldürmekten çekinmiyordu ve bunu yaparken masum veya savunmasız olduklarını da gözetmiyordu. Bunun en basit örneği Beni Kureyza Yahudilerinin katledilmesi sırasında Ali'nin içinde bulunduğu tutumdur. Alevilere Ali'nin sürekli mazlumun yanında olduğu anlatılırken bu olaydan asla bahsedilmez, eğer Ali gerçekten adaletli, vicdanlı ve mazlumun yanında olan biri olsaydı zaten teslim olmuş, tamamen silahsızlaştırılmış tutsakların kafalarını bedenlerinden ayırmazdı.

Hendek savaşı olarak bilinen bu olayda esirlerden erkek olanlar “Üsame Bin Zeyd” evinde; kadınlar ve çocuklar ise “Remle Binti Haris” evinde toplatılırlar. Muhammed erkeklerin idam kararını verdikten sonra Medine’nin bugünkü pazar yeri olan semtte hendekler-çukurlar kazılarak mezar gibi hazır hale getirilir. Daha sonra erkekler eli kolu bağlı bir vaziyette ve kafileler halinde oraya yanaştırılıp başları kesilir ve o çukurlara atılır. Muhammed bu kesim işleminde Ali ve Zübeyr bin Avam’ı görevlendirmişti. Ali ve Zübeyr kesim işine devam ederlerken Muhammed de bir yerde oturmuş onları seyrediyordu. İslami kaynaklara göre 400 ila 900 kişiyi bu şekilde öldürmüşlerdi. Ayşe'nin aktardığına göre, bu kesim işi sabahtan akşama kadar sürmüştü. Erkekler idam edilirken, Yahudi kadınlar ve çocuklar da buna feryat edip saçlarını başlarını yolmuşlardı.

Dediğim gibi eğer Ali, inanıldığı kadar iyi bir kişilik olsaydı ben ondan bu insanları öldürmemeleri için Muhammed ile gidip konuşmasını, bunlar zaten esir, tüm silahlarını aldık, teslim de oldular, gerekirse evlerimizde köle yapalım yada esir pazarında satalım ama öldürmeyelim demesini beklerdim. Fakat anlaşılan o ki cennetle müjdelenmesi kılıcı Zülfikar'ı sallaması için onu daha çok motive ediyordu. Birde bazı Alevi ve Müslümanlar Kerbela olayından bahsederken diyorlar ki Hüseyin, Muaviye'ye rağmen Kufe'ye döndü çünkü babası Ali ona "ne olursa olsun mazlumun yanında ol" demişti. iyi de Ali kendisi mazlumun yanında olmadı ki.

Bir de İslam'ı terk ettiler diye insanlara yaptığı muameleye bakalım:

Ali'nin Zutt kabilesinin İslam'ı terk edenlerini diri diri yakarak öldürmesi:
İkrime şöyle rivayet ediyor:
"Hz. Ali irtidat eden bir topluluğu yakmıştı. Bu haber İbn Abbâs’a ulaşınca o dedi ki, ‘Ben olsaydım onları yakmazdım. Çünkü Resulullah, “Allah’ın azabıyla cezalandırmayınız.” demişti. Ben onları yakmadan öldürürdüm. Nitekim Resulullah 'Din değiştireni öldürünüz.' diye buyurmuştur."

Bazı kaynaklara göre ise Ali bu insanları İslam'a çağırmış, bunu kabul etmeyince ateş yakmış ve onları bu ateşin dumanının sızdırıldığı bir çukura koymuş ve bununla onları caydırmak istemiştir. Ancak onlar orada bu dumandan zehirlenerek ölmüşlerdir.

Her halükarda insanları ateşle cezalandıran Ali'nin sadece Müslümanları ve Muhammed'in memnuniyetini umursadığı, mazlumun yanında olduğu söylemlerindeki mazlumların bile sadece Müslümanlar olduğu görülmektedir. Diğer bir gerçek ise "sizin dininiz size, benim dinim bana" görüşünün dönemin liderleri arasında yaygın olmadığı ve bir masaldan ibaret olduğu gerçeğidir. Aksi olsaydı Ali bu insanları sırf Allah'a inanmıyorlar veya İslam'ı benimsemiyorlar diye kuyuya atıp ateşe vermez, inanışlarına devam edip hayatta kalmalarına izin verirdi.

Fakat tabi ki bunu yapamazdı çünkü Muhammed dinden çıkanların öldürülmesini emrediyordu ve Ali'de aşırı hoşgörü barındıran bu emri uygulamakla mükellefti. Çünkü onun tek derdi Muhammed öldükten sonra halife olmaktı. Bunu da Muhammed'e karşı gelerek değil, onun her dediğini yaparak, gönlünü hoş tutarak gerçekleştirebilirdi.

Dolayısı ile tüm bunlara bakıldığında Ali'nin sürekli olarak eleştirdiğimiz Muhammed'den pek bir farkı yoktur. Hatta belki de Muhammed'in yerinde Ali olsaydı çok daha vahim sonuçlar olabilirdi. Çünkü o zaman önünde Muhammed ve Ömer gibi onu durduran engeller de olmayacaktı. Bir düşünün böyle bir güç elinde olsaydı neler yapardı...

« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok