HABERLER
Dini Haber

BÖĞÜREN ALTIN BUZAĞI

Yazan: Serdar Kaangil
SK, din, islamiyet, Samiri ve Buzağı, Samiri'nin Buzağı, Altın buzağı, Harun'un yaptığı buzağı, Altın buzağıya tapan İsrailliler, Musevi tanrısı, Muhammed'in buzağıları karıştırması, yahudilik,

BÖĞÜREN ALTIN BUZAĞI


Araf 148: Mûsa’nın kavmi, onun ardından, ziynet takılarından yapılmış, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

Olayı bir de kaynağından, yani Tevrat’tan aktaralım:
Mısır’dan Çıkış 32
1. Halk Musa`nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harun`un çevresine toplandı. Ona, “Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap” dediler, “Bizi Mısır`dan çıkaran adama, Musa`ya ne oldu bilmiyoruz!”
2. Harun, “Karılarınızın, oğullarınızın, kızlarınızın kulağındaki altın küpeleri çıkarıp bana getirin” dedi.
3. Herkes kulağındaki küpeyi çıkarıp Harun`a getirdi.
4. Harun altınları topladı, oymacı aletiyle buzağı biçiminde dökme bir put yaptı. Halk, “Ey İsrailliler, sizi Mısır`dan çıkaran Tanrınız budur!” dedi.
5. Harun bunu görünce, buzağının önünde bir sunak yaptı ve, “Yarın RAB`bin onuruna bayram olacak” diye ilan etti.
6. Ertesi gün halk erkenden kalkıp yakmalık sunular sundu, esenlik sunuları getirdi. Yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi.

Ayetlerden anlaşıldığı gibi Musa, tanrısının çağırması üzerine Yeşu’yla birlikte Sina dağına çıkar.
Üç ay kavminden uzak kalır. Kavminin eski putperest adetleri nükseder ve Harun’dan kendilerine put yapmasını isterler. Harun, altın takıları toplar ve bir buzağı heykeli yapar. Kur’an’a göre buzağı aynı zamanda dana gibi böğürmektedir. Yahudiler, buzağı heykeline tapınmaya başlar.

Buzağı şeklinde yaptıkları put, Mısırlıların APİS tanrısını temsil ediyordu. Apis, güneşi iki boynuzun ortasında taşıyan kuvvetli bir bereket ve gençlik tanrısı idi.Kur’an’da buzağının süs eşyalarından, Tevrat’ta ise altından yapıldığını yazar.
Buzağının böğürdüğü ise Tevrat’ta yazmaz.
Bu arada Musa’nın tanrısıyla görüşmesinin üç ay sürmesi ilginçtir. Topu topu Tanrı Musa’ya isteklerini iletmiş ve On Emir’i iki levhaya yazıp vermiştir. Bir günde tamamlanabilecek bir görüşmenin üç ay sürmesinin izahı yoktur. Kavmine put yaptırtmak için böyle bir süreye ihtiyaç duyuldu herhalde.
Musa’nın kavmi, tanrının dağa gelişini de görmüş ve korkmuştu. Buna rağmen put edinmesi de çok gariptir.

Mısırdan Çıkış Bab 19, 18. ayet: Sina Dağı`nın her yanından duman tütüyordu. Çünkü RAB dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu.

Bab 20 18. ayet: Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı.

İlginçlik ve gariplikler devam ediyor. Kur’an’a dönelim ve Ta’ha suresinden devam edelim:

Taha 85. ayet: Allah, "Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı" dedi.

Musa dağdayken Allah, Samiri’nin kavmini aldattığını haber veriyor. Samiri, Kur’an’a göre Yahudilerin Mısır’dan çıkıp çölde karşılaştıkları Samiriyelilerin lideri.

Araf suresi 138. ayet: Ve İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Derken bir kavme vardılar ki, onlar, kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Musa! Onların tanrıları gibi, sen de bize bir tanrı yap! Musa da onlara dedi ki: Siz gerçekten cahillik eden bir kavimsiniz.

Tevrat’ta Musa döneminde Samiriyelilerden bahis yok.
Samiriyeliler çok daha sonra krallar döneminde ortaya çıkıyor.İslamcıların bir kesimi ise Samiri hakkında kaynağı bilinmeyen bilgiler aktarıyor:
Samiri’nin, İsrailoğullarının Samiriler kolundan bir kuyumcu olduğunu ileri sürenler Kur’an-ı Kerim’de geçen Samiri’nin “Ben onların görmediklerini gördüm; elçinin ayak bastığı yerden bir avuç aldım, onu (eritilmiş mücevherlerin içine) attım” (Taha 96) âyetini şöyle yorumlarlar:

“Samiri, Hz. Musa ile aynı yıl doğmuştur; onun annesi Firavun’un katliamından kurtarmak için Samiri’yi bir mağaraya bırakır ve Allah’a emanet eder.
Altın buzağı yapmakla görevli olan Samiri ise o güne kadar yaşaması gerektiğinden dolayı, Allah onun bakımı için Cebrail’i görevlendirir.
Mağarada kaldığı süre içinde insan suretinde gelen Cebrail’i tanıyan Samiri, Cebrail, Hz. Musa’ya vahiy getirdiği zaman da onu görmüş ve tanımıştı.
Zira Cebrail at sırtında bir adam kılığında gelmekteydi.
Samiri onun atının bastığı yerdeki otların yeşillendiğini ve onun bastığı toprakta hayat cevherinin oluştuğunu görür ve diğerlerine fark ettirmeden o topraktan bir avuç alır ve ileride kullanmak üzere saklar.”

Bu görüşü kabul edenler Samiri’nin yaptığı altın buzağının, içine atılan bu toprak sayesinde canlandığını, et ve kemiğe dönüştüğünü ve hatta yürüyüp böğürdüğünü ileri sürerler. Bir kısmı ise heykelin böğürmesini teknik bilgilerle açıklar ve heykeldeki bazı deliklerden geçen rüzgarın böğürme şeklinde ses çıkardığını söylerler.

Bu yorumcular tarafından bilinmezlikten kurtarılan (!) diğer bir olay da altın buzağının nasıl yakılabildiğidir. Normal şartlarda altın madeninin yanıcı olmadığından yola çıkan bu yorumcular onun yakılabilmesi için kimyâ otu bulurlar.
“Cebrail (a.s), kurutulduktan sonra kalaya katıldığında gümüş, gümüş veya bakıra katıldığında altın üretilmesini sağlayan kimya otunu Hz. Musa’ya öğretir. Bu ot, altına atıldığında onu yakıp küle çevirmektedir. Hz. Musa Cebrail’in öğrettiği şekilde otu kurutur, döver ve buzağının üzerine saçar, buzağı anında kül olur…” (Zübeyr Yetik, Samiri, 66, 67).

Kalayı gümüş yapan, gümüşü-bakırı altın yapan kimya otu, altını da yakıp toz etmez mi? Ediyormuş demek ki :D

Gelelim asıl çelişkilere, 1 Tevrat’tan, 1 Kur’an’dan

Yasa’nın Tekrarı 9. Bölüm
21. Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer dökme putu alıp yaktım. Parçalayıp ince toz haline getirinceye dek ezdim. Sonra tozu dağdan akan dereye attım.

Oysa, Mısır’dan çıkış 32. Bölüm’de şöyle yazıyordu:
20. Yaptıkları buzağıyı alıp yaktı, toz haline gelinceye dek ezdi, sonra suya serperek İsrailliler`e içirdi.

Bu arada ilave edelim;
Musa, altın buzağı putunu yakmış yok etmiş olsa da, Yahudilerin bir kısmı Musa’dan sonra zaman zaman altın buzağı yapmaya ve tapmaya devam ettiler. Zaten, Tevrat’ta İsrail’in tanrısının Yahudilere öfkesinin ve vaad edilmiş topraklara Yahudileri ulaştırmamasının sebeplerinden biri altın buzağı putlarına tapınmaları olarak gösterilir.

1. Krallar Bab 12, 28. ayet: Kral, danışmanlarına danıştıktan sonra, iki altın buzağı yaptırıp halkına, “Tapınmak için artık Yeruşalim`e gitmenize gerek yok” dedi, “Ey İsrail halkı, işte sizi Mısır`dan çıkaran ilahlarınız!”

Şimdi de gelelim Muhammed’in muhtemelen kendisine Tevrat okunduğunda aklında kalan altın buzağı ve Samiriye konusuna:

Hoşea Bab 8, 5 ve 6. ayetler:
5. Ey Samiriye, atın buzağı putunuzu, Öfkem alevleniyor size karşı! Hiç mi temiz olamayacaksınız?
6. Çünkü bu İsrail’in işidir. O buzağıyı bir usta yaptı, Tanrı değildir o. Samiriye’nin buzağı putu parçalanacak.

Samiriye, Krallar döneminde kurulmuş bir kenttir. Adı da kent kurulduğunda konulmuştur. Yani, o tarihten önce Samiri ya da Samiriye adından bahsetmek mümkün değildir. Çünkü, İsrail krallarından Omri, Şemer adında birinden sahip olduğu toprakları satın alır. Bu topraklara da Şemer adından dolayı Samiriye adını verir.

1. Krallar, Bölüm 16
24. Omri, Şemer adlı birinden Samiriye Tepesi`ni iki talant gümüşe satın alıp üstüne bir kent yaptırdı. Tepenin eski sahibi Şemer`in adından dolayı kente Samiriye adını verdi.

Muhammed’in öğretmenleri ona Tevrat’tan okurken Hoşea bölümündeki buzağıyı da okumuşlar herhalde. Musa’nın kavminin buzağısıyla, Samiriyelilerin buzağısını karıştırmış olmalı. :)
Ya da “Bir peygamber put yapıp, kavmini o puta taptırmaz” diyerek bilinçli olarak Harun’un yerine Samiri’yi koymuş olabilir.

Muhammed, “Samiri” yi ve altın buzağının böğürmesini nereden çıkardı?Altın buzağı hikayesinde Tevrat’la Kur’an arasında iki büyük tutarsızlık var.
Birincisi, altın buzağıyı yapanın Tevrat’ta Harun, Kur’an’da ise Samiri olduğu.
İkincisi, altın buzağının böğürmesi Tevrat’ta yok ama Kur’an’da var.
Şimdi Samiri ile böğürme arasındaki ilişkiye değinelim.

Önce Muhammed dönemine gidelim. Bu dönemde Yahudilerin Tevrat dışında bir de Talmud’ları var. talmud’un içinde de hikayelerin, efsanelerin anlatıldığı Agada kitabı. Yahudiler, dini efsane ve masallarını Tevrat ve Talmud’dan okuduklarıyla harmanlayıp anlatıyorlar. Herkesin elinde kitap olmadığından daha ziyade sözlü aktarımlar yapılıyor. Dolayısıyla anlatılanların bir kısmı Tevrat’ta yazılanlardan farklı olabiliyor.

Tevrat’ta altın buzağı konusu iki yerde geçiyor.
Biri Musa zamanında, diğeri ise son Yahudi kralı Yerovam zamanında ve Samiriye’de.

Samiriyeliler halkının ortaya çıkması, İ.Ö. 722 senesinden sonra oldu. Yani, yaklaşık olarak Musa’dan 700 yıl sonra. O dönem Asur kralı Sargon İsrail’in kuzey tarafını ele geçirip, Yahudilerin çoğunu başka bölgelere dağıttı ve başka yerlerdekini oraya yerleştirdi. Bu yolla zamanla melez bir halk meydana geldi.
Onlar da zamanla asıl Yahudilerin çok koyu düşmanları olmaya başladılar.
Asıl Yahudiler, melez ve putperest olan Samiriyelileri ‘iğrenç ve dokunulmaz’ saydılar.

Muhammed, karısı Hatice’nın kervanelerinde çalışırken Filistin’i ve Suriye’yi de gezdi.
Yaptığı o yolculuklarda birçok Yahudi ile karşılaştı ve onların Samiriyelilere karşı ne kadar büyük nefretleri olduğunu fark etti.
Samiriyelilerin eskiden bir altın buzağına taptıklarını işitti. Musa dönemindeki altın buzağı hikayesini de dinlemişti. Ve Samiriyelileri de Musa’nın zamanında sandı. Tevrat’ı hiç kendi gözleriyle okumadığı için, Yarovam’ın yaptığı altın buzağılarından habersiz idi ve böylelikle o iki olayı karıştırdı.
Musa’nın kızkardeşi Meryem’le, İsa’nın annesi Meryem’i birbirine karıştıran ve aynı Meryem zanneden Muhammed, Samiriyelileri de Musa zamanında diye karıştırmaz mı?
Meryem’leri karıştıran, diğerlerini haydi haydi karıştırır. ;)

Gelelim Muhammed’in böğürme ilavesine:

Altın buzağının böğüren hali, Tevrat dışındaki Yahudi kitaplarında geçiyor.
Ve şöyle diyor:
“O dana çıkıp böğürmeye başladı, İsrailliler de onu gördü. Rabbi Yehuda bu konuda dedi ki: Sammael o buzağının içinde saklanıp İsrail’i saptırmak için böğürdü.”

Kitapta geçen “Sammael” adı ‘ölüm meleği’ demektir. Büyük olasılıkla Muhammed, Yahudilerin dilini bilmediği için, ‘Sammael’ adını Arapçaya en yakın olan ‘Samiri’ sözü ile değiştirdi, çünkü Samiriyelilerin Yahudilerin düşmanları olduklarını biliyordu.

Altın buzağının büyüklüğünü, ağırlığını bilemiyoruz. Tevrat’ta bu konuda bir bilgi yok. Ama Mısır’dan çıkan Yahudilerin ellerinde bol miktarda mücevher ve altın var. Çünkü Çıkış’tan önce Mısır’lıları aldatıp soymuşlar.

Mısırdan Çıkış, Bab 12, 35-37. ayetler:
35. İsrailliler Musa`nın dediğini yapmış, Mısırlılar`dan altın, gümüş eşya ve giysi istemişlerdi.
36. RAB İsrailliler`in Mısırlılar`ın gözünde lütuf bulmasını sağladı. Mısırlılar onlara istediklerini verdiler. Böylece İsrailliler onları soydular.
37. İsrailliler kadın ve çocukların dışında altı yüz bin kadar erkekle yaya olarak Ramses`ten Sukkot`a doğru yola çıktılar.

Mısırdan Çıkış, Bab 38, 26. ayet: Sayımı yapılan yirmi ve daha yukarı yaştaki 603.550 kişiden adam başına bir beka, yani yarım kutsal yerin şekeli düşüyordu.

Yirmi yaş yukarısı erkek sayısı 600.000’den fazla. Bu durumda toplam nüfusun 2 milyona yakın olduğunu tahmin edebiliriz. 1 milyon insanın 5’er gr. altına sahip olduğunu varsayarsak; 5 milyon gr. = 5.000 kg. = 5 ton altın yapar. 5 gr. değil, 1 gr. altın üzerinden hesaplasak 1 ton altın az değil doğrusu. Altından yaptıkları sadece buzağı değil. Altın, gümüş ve tunçdan kutsal eşyalar yapmışlar. Örneğin Ahid Sandığı, Ekmek masası, kandillik, buhur sunağı, yakmalık sunak, yıkanma kazanı ve konut avlusu malzemeleri.

Tüm bu malzemeler için yaklaşık olarak 30 talant altın harcanmış. Bu da yaklaşık olarak 900 kg. altın yapıyor. 1 talant = yaklaşık 30 kg. Harcanan gümüş miktarı 3,2 ton, tunç miktarı ise 2,1 ton. Anlaşılan İsrail oğullarının elinde değerli gördükleri ne varsa almışlar, hem de Musa’nın tanrısının emriyle. Bakın neler istemiş Musa’nın tanrısı:

Mısırdan Çıkış 25
1. RAB Musa`ya şöyle dedi:
2. İsrailliler`e söyle, bana armağan getirsinler. Gönülden veren herkesin armağanını alın.
3. Onlardan alacağınız armağanlar şunlardır: Altın, gümüş, tunç.
4. Lacivert, mor, kırmızı iplik; ince keten, keçi kılı,
5. Deri, kırmızı boyalı koç derisi, akasya ağacı,
6. Kandil için zeytinyağı, mesh yağıyla güzel kokulu buhur için baharat,
7. Başkâhinin efoduyla göğüslüğü için oniks ve öbür kakma taşlar.
8. Aralarında yaşamam için bana kutsal bir yer yapsınlar.
9. Konutu ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın...
Liste böyle devam ediyor.

Eski Mısır’ın tanrılarından Apis Öküzü

Arapça Bakara sözcüğü, Apis Öküzü’nü tanımlar. Kur’andaki sure olan Bakara, ad’ını Altın Buzağı’dan alır. Bakara suresine adını veren Bakar, sözlükte inek, öküz, sığır anlamlarına gelir. Kelime cins isimdir. Bakara hem inek, hem de öküz için kullanılır. Kelimenin sonundaki ”tâ”, te’nîs-dişillik için değil, birlik içindir. (Ekrabu’l-Mevârid, Kâmûs ve Sıhâh).

Fakat Mecmeu’l-Beyân, Râğıb ve Merâğî tefsiri ”tâ”yı te’nîs-dişillik olarak kabul etmişler ve şöyle demişler: Bakara-İnek, Sevr ise Öküzdür. Râğıb, ”sevr” mânâsını, “deniliyor” diyerek aktarmıştır. Mecmeu’l-Beyân’da ise “bakara” cinsinde müennes (dişil) değil, müzekker (eril) ismin sözkonusu olduğu ilave edilmektedir. Tıpkı cemel (erkek deve) ve nâka (dişi deve), racül (erkek) ve mer’e (kadın), ceddi (erkek keçi) ve inâk (dişi keçi) kelimelerinde olduğu gibi.

Eski Mısır tanrıçalarından Hathor Boğası

Mısır’ın boğa ve inek tanrıları Hathor ile Apis, güneş kültünün sembolleriydiler. Sina Dağı’ndaki altın buzağı ve kutlanan bayram da güneşe tapınmayla ilgilidir. Hathor, Mısır mitolojisindeki en önemli tanrıçadır. Güneş tanrısı Ra’nın kızıdır. Aşk ve müzik tanrıçası olarak da bilinir. Bazı figürlerinde memelerinden süt akan ilahi bir inek olarak çizilir.

Apis, beyaz lekeleri olan siyah tüylü, başında üçgen şeklinde beyaz bir alamet olan bir öküz olup Memfis’te takdis edilip beslenerek korunmuştur. Bu hayvan Memfis’in ilahı Ptah’in bir canli numunesi sayılır ve onun bu hayvanda yaşadığına inanılırdı. Alnındaki siyah üçgenden başka sırtında akbabaya benzeyen bir şekil, sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise hamam böceğine benzeyen bir işaret bulunması şarttı. Aynı zamanda da kuyruk tüylerinin çift olması gerekiyordu. Bu şartlara uyan Apis Öküzü Ptah mabedinin karşısına yapılmış bir mabette, itina ile rahipler tarafından bakılır ve beslenirdi.

Gündüzleri belirli zamanlarda avluya çıkarılan mukaddes öküzün her hareketinden rahipler bir anlam çıkarırdı. Bu hayvan ölünce Mısırlılar tarafından büyük bir matem olurdu. Ama yenisinin meydana çıkışı büyük sevinçle karşılanırdı. Ölen öküzler mumyalanarak büyük cenaze törenleri yapılır ve Saqqara’da bulunan yeraltı galerilerindeki lahitlere konulurdu. İsis-Apis olan bu hayvan için, Serapeum denilen mabette ayinler yapılırdı. Ölen öküzün yerine yenisi geçirilerek totem hayvan yaşatılmış olurdu.

« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok