HABERLER
Dini Haber

KIPTİ MARİYE

Hazırlayan: A.Kara
A, Cariye Mariye, Hristiyan cariye Mariye, Hz Muhammed, islamiyet, Kıpti Mariye, Muhammed'in cariyesi Mariye, Muhammed'in yemini, Nikahsız ilişki, Tahrim suresi, Tahrim vakası, Muhammed'in Hafsa'ya yakalanması,

AYET VE HADİSLERLE 'MUHAMMED'İN CARİYESİ MARİYE'
(Bazı ayetlerin 'sözde' geliş nedeni)


Daha önce "Muhammed'in Eşleri ve Cariyeleri" başlıklı yazıda İslam peygamberinin eşleri ve cariyeleri hakkında kısa bilgiler vermiştim. Bu başlıkta onlardan sadece biri olan cariye Kıpti Mariye konusuna detaylı bakacağız.

İlk önce Mariye hakkında kısa bilgilere bakalım:
Mâriye el-Kıbtiyye'nin (Mâriyetü'l Kıbtiyye), Kıptî bir baba ve Rum bir anneden dünyaya geldiği belirtilmektedir.

Muhammed, hicretin yedinci yılında Mısır Mukavkısı denilen Bizans'ın İskenderiye valisine bir mektup göndererek kendisini İslam'a davet etmiş, bunun üzerine Vali aldığı davete değer vermiş ancak İslam'ı kabul etmemiştir. Vali Mukavkıs, Muhammed'den kendisine mektup getiren elçi Hâtıb b.Ebî Beltaa'ya büyük ikramlarda bulunmuş ve Muhammed'e yazdığı cevap mektubu ile birlikte, iki cariye, bir hadım ağası, 1000 miskal altın, kıymetli elbiseler, kumaşlar, güzel kokular ve bunun gibi bir takım hediyeler göndermiştir. Mâriye ve kardeşi Şirin (Sirîn) adlı cariyelerin Medine yolunda Hâtıb b.Ebî Beltaa'nın daveti ile yada Medine'de Peygamber'in tebliği üzerine İslam'ı kabul ettikleri söylenir. [1]

Ayet ve bununla ilişkili hadisler ile Muhammed’in eşlerinin hizmetçilerinden biri  olan Mariye ile yaşadığı yasak ilişkisini göreceğiz. Bunu ben uydurmuyorum hem Kur'an ayetinde, hemde bu ayetle ilişkili hadislerde konu açıkça yer alıyor ve İslam ülkeleri tarafından da kabul gören bir durum. Muhammed'in nikah olmadan onunla birlikte olması eşleri arasında kargaşaya neden oluyor ve hemen akabinde "ilahi" müdahale gerçekleşiyor. Bu olay sahihliği doğrulanmış ve Ömer'den aktarılan bir hadiste de yer alıyor.

Önce bu konunun ortaya çıkması sonrasında Muhammed'in "vahiy geldi" diyerek eşlerine ve çevresine duyurduğu ayete bakalım. Çünkü biliyorsunuz Allah, Muhammed'in özel hayatı ile inanılmaz ilgileniyor ve onun canını sıkan her durum için vahiy yolluyor:

Tahrim suresi 4.ayet:
(Ey peygamber’in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah, Cebrail ve salih müminler onun yardımcısıdır. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.

Ömer, peygambere saygısızlık eden ve onun tüm eşlerini boşamayı düşünmesine neden olan bu iki kadının Hafsa ve Aişe olduğunu anlatmaktadır, ilgili hadise bakalım:


İbnu Şihab şöyle demiştir: Bana Ubeydullah ibnu Abdillah ibn Ebi Sevr, Abdullah ibn Abbas'tan haber verdi. O şöyle demiştir: Allah'ın haklarında 'Eğer her ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz ne iyi, çünkü ikinizin de kalpleri eğrildi' buyurduğu kişilerin Peygamber'in zevcelerinden hangi ikisi olduğunu Ömer'den sormaya hırslanır dururdum. Nihayet onun beraberinde hac yaptım. Dönerken yolun bir yerinde Ömer saptı. Ben de deriden bir su kabı ile onun beraberinde yoldan saptım. Ömer doğanın çağrısına cevap vermeye gitti, nihayet geri dönüp benim yanıma geldi. Ben de ellerine o su kabından döktüm, o da abdest aldı.

Ben: 'Ey müminlerin emiri! Peygamber'in zevcelerinden o iki kadın kimdir ki, Allah onlar için 'Eğer ikiniz de Allah'a tövbe ederseniz ne iyi, çünkü ikinizin de kalpleriniz eğrildi...' buyurmuştur?' diye sordum.

Ömer bana:
'Hayret ederim sana ey Abbas oğlu! Onlar Hafsa ile Aişe'dir' dedi.

Sonra Ömer şöyle devam etti:
Ben Ensar'dan bir komşum ile beraber Benu Umeyye ibn Zeyd yurdunda (oturuyor) idim. Bu yurt Medine'nin Avali denilen semtindedir. Bir şey öğrenmek ümidiyle peygamberin yanına nöbetleşe inerdik. Bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Ben indiğim zaman o gün vahiy ve diğer şeylere dair ne duyarsam haberini komşuma getirirdim. O da indiği zaman böyle yapardı. Ve biz Kureyş topluluğu, kadınlara galebe ediyorduk. Medine'ye Ensar üzerine geldiğimizde bir de gördük ki onlar, kadınları erkeklerine galebe eder bir kavim (yani kadınlar erkekleri üzerinde üstünlük sağlıyorlar). Derken bizim kadınlarımız, Ensar kadınlarının edebinden almaya başladılar. Bir gün ben karıma karşı bağırdım; o da bana cevap verdi. Ben onun bana söz döndürüp cevap vermesinden hoşlanmadım; azarladım. Bunun üzerine o, şunları söyledi:
'Benim sana karşı mırıldanmamı niçin münasip görmüyorsun? Vallahi peygamberin zevceleri bile ona karşı mırıldanıyorlar ve birisi o gün geceye kadar peygamberin yanına uğramıyor!' dedi.

Karımın bu sözleri beni ürküttü.
Ben: 'Onlardan kim bunu yaparsa perişan olur; büyük günah işlemiş olur' dedim.

Sonra elbisemi giyindim ve Hafsa'nın yanına girdim. Ve ona:
'Ey Hafsa! Sizlerden herhangi biriniz bütün gün ta geceye kadar Allah Elçisi'ne dargınlık ediyor musunuz?' dedim.

O: 'Evet' dedi.

Ben: 'O kadın perişan olmuş ve zarar etmiştir. Her biriniz Allah'ın Resulünün öfkesinden dolayı Allah'ın sizi harap etmesinden korkmuyor musunuz? Bu yüzden helak olursunuz. Sen Allah'ın Resulüne karşı çok istekte bulunma, O'na karşı herhangi bir şey hususunda söz döndürme yarışına girişme, O'na darılıp O'ndan ayrı durma. Bir ihtiyacın meydana çıkarsa O'nu benden iste. Ve sakın arkadaşının, Resulullah'a senden daha güzel ve daha sevgili olması da seni aldatmasın (Ömer, burada Aişe'yi kastediyor).

Ve biz o sırada: 'Gassaniler (Şam'da yaşayan bir kabile) bize karşı gaza etmek için atlarını nallatıyorlarmış' diye havadis alıyorduk. Arkadaşım kendi nöbetinde peygamberin yanına indi ve yatsı vaktinde döndü. Kapıma şiddetli bir vuruşla vurdu, ve:
'O uyuyor mu?' dedi.
'Ben korktum ve hemen onun yanına çıktım'.
O: 'Büyük bir iş meydana geldi' dedi.
Ben: 'Nedir o; Gassaniler mi geldi?' dedim.

Hayır, fakat ondan daha büyük ve daha uzun: Resulullah (s.a.v) kadınlarını boşamış, dedi.

Ömer dedi ki: Hafsa isteğine ulaşmadı ve ziyana uğradı. Ben bunun yakında olacağını zannediyordum. Elbisemi üzerime topladım ve Peygamber'le beraber sabah namazını kıldım. Peygamber, birkaç basamak çıkıp kendisine ait bir odaya (meşrube) girdi ve orada yalnız kaldı.

Ben Hafsa'nın yanına girdim, gördüm ki ağlıyordu.
Ben: 'Seni ağlatan nedir? Ben seni uyarmış değil miydim? Resulullah sizleri boşadı mı? dedim.

Hafsa: 'Bilmiyorum. O, işte ta şu odada' dedi.

Bunun üzerine mescide çıktım ve minberin yanına geldim. Gördüm ki, minber etrafında bir takım kimseler var; bazıları ağlıyorlar. Yanlarında biraz oturdum. Sonra vicdanımdaki duygum bana galebe etti. Peygamber'in içinde bulunduğu o odaya geldim. Ve Peygamber'in siyah kölesine:

Ömer için izin iste! dedim.
İçeriye girdi, peygamberle konuştu. Sonra çıktı ve:
Seni peygambere söyledim; bir şey demedi, dedi.

Oradan ayrıldım, nihayet mescitte minberin yanındaki topluluğun beraberinde oturdum. Sonra yine vicdanımda hissettiğim şey bana galebe etti. Tekrar kölenin yanına geldim. O evvelki gibi söyledi. Ben yine minberin yanındaki topluluğun beraberinde oturdum. Sonra yine vicdanımda hissettiğim şey bana galebe etti. Tekrar kölenin yanına gittim. Ve:
Ömer için izin iste! dedim.

Köle bir öncekinin benzerini söyledi. Ben de döndüm, giderken baktım, uşak beni çağırıyor:
Resulullah sana izin verdi, dedi.

Bunun üzerine huzuruna girdim. Baktım ki, Resulullah bir hasırın kumları üzerine yan yatmış, kendisiyle hasır arasında bir döşek yok, kumlar vücudunun yan tarafında iz yapmış; kendisi, içi hurma lifi doldurulmuş deriden bir yastığa dayanmış idi. Kendisine selam verdi. Sonra ayakta dikelerek:
Kadınlarını boşadın mi? dedim. Gözünü bana doğru yükseltti ve:
'Hayır', dedi.

Sonra ben yine ayakta dikelerek, şöyle dedim:

Ya Resulullah! Eğer beni düşünürsen, bilirsin ki, biz Kureyş topluluğu kadınlara galebe ediyor idik. Sonra bir kavim üzerine geldik ki, kadınları onlara galebe ediyorlar.

Ömer bu sözü söyleyince, Peygamber gülümsedi. Sonra ben şöyle dedim:

Eğer beni düşünürsen bilirsin. Ben Hafsa'nın yanına girdiğim de: 'Sakın arkadaşının peygambere senden daha güzel ve daha sevgili olması seni aldatmasın' dedim.

Peygamber bir daha gülümsedi. Ben O'nun gülümsediğini gördüğüm zaman hemen oturdum ve gözümü kaldırıp evinin içine baktım. Vallahi evin içinde tabaklanmamış üç hayvan derisinden başka gözü döndürecek hiçbir eşya görmedim. Bunun üzerine ben:

(Ya Resulallah!) Allah'a dua et, ümmetine genişlik (zenginlik, refah) versin.
Çünkü Farslar ve Romalılara genişlik verilmiş ve onlara dünya ihsan olunmuş; halbuki onlar Allah'a ibadet etmiyorlar, dedim. Bunu söyleyince yaslandığı yerden doğruldu ve:

'Sen bir kuşku içinde misin? Ey Hattab oğlu! Onlar hoşlukları dünya hayatında peşin verilip geçiştirilen birer kavimdir' buyurdu.

Ben de: 'Ya Resulallah, benim için istiğfar ediver' dedim.

İşte Peygamber, Hafsa'nın Aişe'ye anlatıp ifşa ettiği sır yüzünden ayrılıp inzivaya çekilmiş ve kadınlarına küsmüş olduğundan ötürü, bir ay kadınların yanına girmeyeceğim, demişti. Bu zaman içinde Allah, peygamberini azarladı (Bkz. Mariyeye yaklaşmama yemini: Tahrim 1-4). Yirmi dokuz gece geçince Resulullah hepsinden önce Aişe'nin yanına girdi ve Aişe O'na:

(Ya Resulallah!) Sen bizim yanımıza bir ay girmemeye yemin etmiştin. Halbuki biz 29. gecenin sabahında olduk; ben bu geceleri hakkıyla sayıyorum, dedi.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v):
'Yemin ettiğim ay yirmi dokuz çekmektedir; işte bu ay 29 günden oluşuyor' buyurdu.

Aişe dedi ki: Müteakiben muhayyer kılma ayeti (Ahzab: 28-29) indirildi. Peygamber ilk kadın olarak benimle başladı ve şöyle dedi:

'Ben sana bir emir anlatacağım. Cevap hususunda acele etmemenden dolayı sana bir serzeniş yoktur, ta ki ebeveynine danışasın'.

Aişe dedi ki: 'Kat'i biliyorum ki, ebeveynlerim bana senden ayrılmamı emretmezler'.

Sonra Peygamber şöyle dedi:
'Allah şöyle buyurdu: Ey Peygamber! Zevcelerine şunu söyle: Eğer siz dünya hayatını ve onun ziynetini istiyorsanız gelin size boşama bedellerini vereyim de, hepinizi güzellikle salıvereyim. Yok eğer Allah'ı ve Resulü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki Allah içinizden güzel hareket edenlere pek büyük bir mükafat hazırlamıştır' (Ahzab: 28-29).

Ben de: 'Ben bunun hakkında mı ebeveynime danışacağım? Ben elbette Allah'ı ve Resulü'nü ve ahiret yurdunu isterim' dedim.

Sonra Resulullah bütün kadınlarını böyle muhayyer kıldı; onlar da hep Aişe'nin dediği gibi söylediler. [a] [b] [c]

Bu hadis iki önemli tarihi detay içerdiği için önemlidir. İlk olarak Ömer’in kendi itirafı ile “Ensar kadınların erkekleri üzerinde üstünlük sağladıklarını” ortaya koyuyor. Abartılı olduğunu düşünsek bile Medine'deki kadınların, Kur'an'a göre hayat süren hemcinslerinden daha fazla hak ve yetkiye olduğu açıktır. Ömer ve Muhammed'in geldiği yer olan Kur'an kabilesinin evi Mekke, daha yobaz, dinin ağır bastığı bir yerdi. Dinin egemen olduğu şehirlerde yaşayan insanlar diğer şehirlerde yaşayanlardan daha yobazlardı. Din her zaman kadınlara boyun eğdirmede ve onların elinden insani haklarının alınmasında önemli rol oynamıştır. Bu yüzden Mekke'deki kadınların Arabistan'da başka bir yerde yaşayanlardan ve özellikle de Yahudiler ve Hristiyanlar gibi uygar uluslara ev sahipliği yapan daha kozmopolit bir şehir olan Medine'den daha bastırılmış olması doğaldır. Ömer ve Muhammed’in kadınları bu özgürleştirici atmosferi beğendi ve göreceli özgürlüklerini kullanmaya başladı. Elbette bu tutum kadınlara haklar tanıma taraftarı olmayan Mekke'deki iki adam olan Ömer ve Muhammed ile uyuşmuyordu ve bu Hadis’in gösterdiği gibi karılarına keşfettikleri yeni imtiyazlar ve isyanları yüzünden kızıyorlardı.

Bu hadisin önemi İslam'dan, Muhammed'den ve onun kadın düşmanı halifelerinden önce kadınların daha fazla özgürlüğe sahip olduğunu kanıtlıyor olmasıdır. İslam’da kadınların içler acısı statüsünün ilahi bir karar olmadığı, 1400 yıl önce kadınların Mekke'de nasıl muamele gördüğünün bir yansıması olduğu açıkça ortaya çıkıyor.

Kur'an'da ve hadislerde kadınların kocalarına itaatkâr olmalarının önemine çok fazla vurgu yapılması aslında Muhammed'in genç ve asi eşlerini kontrol etme arzusunun bir göstergesidir. (Bkz. Nisa: 34)

Yukarıdaki hadisin bir diğer önemli yanı da peygamberin başka bir yasak birliktelik skandalını ortaya çıkarmasıdır.

Bir gün Muhammed eşi Hafsa'nın evine gider ve onun hizmetçisi Mariye'yi çekici bulur. Hafsa'ya babası Ömer'in onu görmek istediğini söyleyerek onu babasının evine gönderir. Hafsa evden ayrıldığında Muhammed Mariye ile ilişkiye girer. Bu arada babasının onu beklemediğini öğrenen Hafsa beklenenden çok daha erken sürede eve geri döner ve şanlı eşini yatakta hizmetçisi ile birlikte bulur.

Sinir krizi geçirir ve bağırırken peygamberin konumunu unutur ve bir skandala yol açar. Peygamber  Hafsa'yı sakinleştirmeye çalışır ve artık Mariye ile yatmayacağı konusunda yemin ederek bu sırrı başkasına ifşa etmemesi için yalvarır.

Ancak Hafsa kendini kontrol edemez ve tüm olanları peygambere karşı diğer eşleriyle ortaklaşa hareket edip ona karşı isyan edecek olan Aişe'ye iletir. Bu yüzden peygamber hepsini cezalandırmaya karar verir ve bir ay boyunca hiçbir karısıyla yatmaz. Eşleri cinsel yönden mahrum bırakmak Kuran'da önerilen ikinci ceza yöntemidir. İlk seviye uyarmak, ikinci seviye yatakları ayırmak, üçüncü seviye ise onları dövmektir.

Tabii ki erkek bir eşini cinsel yönden mahrum bırakarak cezalandırmaya karar verdiğinde diğer eşleriyle de kendini tatmin etmeye devam edebilir. Ancak Muhammed’in öfkesi bir ay boyunca hiçbiriyle yatmayacağına yemin ettirmişti. Tabii ki bu durum Allah'ın sevgili elçisi için çok zor olurdu, bu yüzden Allah her zaman ki gibi peygamberinin yardımına yetişti ve Tahrim suresini gönderdi. Bu surede İslam'ın ilahı Allah'ın, Muhammed'i kendini zor duruma soktuğu ve ona helal kılınandan kendini mahrum bıraktığı için azarladığı ve yeminini geçersiz kılarak eşlerini memnun etmeyi onun için meşru hale getirdiği görülür:

İlgili sure olan Tahrim suresinin 1 ile 5 arası ayetlerine bakalım:
1] Ey peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığını, eşlerini hoşnut etmek arzusuyla niçin kendine haram kılıyorsun? Bununla beraber Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.
2] Allah size (belli durumlarda) yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır; O bilendir, hikmet sahibidir.
3] Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir şey söylemişti. Eşi bunu başkalarına aktarıp Allah da durumu peygambere açıklayınca peygamber bunun bir kısmını anlattı, bir kısmından vazgeçti. Eşine konuyu anlatınca o, "Bunu sana kim haber verdi?" diye sordu. "Her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana bildirdi" diye cevap verdi.
4] İkiniz de Allah’a tövbe ederseniz (çok iyi olur), çünkü kalpleriniz eğrilmişti. Ama peygambere karşı bir dayanışma içine girecek olursanız bilin ki herkesten önce Allah onun dostu ve koruyucusudur, sonra da Cebrâil ve iyi müminler. Melekler de bunların ardından onun yardımcısıdır.
5] Eğer sizi boşayacak olursa rabbi ona, sizin yerinize sizden daha iyi olan, Allah’a teslimiyet gösteren, yürekten inanan, içtenlikle itaat eden, tövbe eden, kulluk eden, dünyada yolcu gibi yaşayan, dul ve bâkire eşler verebilir.
(Diyanet Vakfı Meali | Yeni)

Muhammed Hafsa'ya söz vermiş olmasına rağmen hizmetçisi Mariye ile birliktelik yaşamanın cazibesine dayanamadı ve ilk ayette de görüldüğü üzere, Muhammed eşi bile olmayan, nikahlı olmadığı, Hafsa'nın kölesi olan Mariye ile cinsel birliktelik yaşamasına rağmen Allah onun sırtını sıvazlıyor, bu da yetmezmiş gibi "ben sana zaten bu yaptığını helal kılmıştım" diyor.

Bütün eşleriyle birlikte olmayacağına dair yemin etmesi zor bir durumdu ve Allah'tan başka kimse ona yardım edemezdi. Allah'ın peygamberi olduğunuzda hiçbir şey imkansız değildir. Her şeyi Yüce ellere bırakın ve ilgilenmesine izin verin. Tam olarak da öyle oldu! Allah müdahale etti ve kalbinin arzuladığını takip etmesi konusunda Muhammed'e yeşil ışık yaktı. Tahrim suresinde Allah, sevgili peygamberinin flört etmesine ve eşleriyle ilgilenmemesine izin verdi. Bir peygamber daha ne isteyebilir ki? Allah, Muhammed'in ebedi zevkleri hakkında o kadar endişeliydi ki, yeminini bozmasına izin verdi. Allah harika değil mi?

Sırrını Ayşe’ye anlatarak açığa çıkaranın Hafsa olduğunu bilen Muhammed'in, Aişe'den duyduğu sırada ona bunu söyleyenin Allah olduğunu iddia ederek ona yalan söylediğini belirtmeye gerek var mı? (Tahrim 3) Fakat elbette Muhammed Kur'an'ın yazarı değildir. Sanırım bu durumda peygamberine yalan söyleyen Allah'ın kendisi oluyor...

Yukarıdaki ayetlere tepki olarak, sadece genç ve güzel olmayan ama aynı zamanda akıllı olan Aişe'nin Muhammed'e dediği gibi "Görüyorum ki, senin Allah'ın yalnız senin şeyinin keyfi için koşturuyor." [ç] [d] [e] [f]

Bu ayet ve hadislerle ilgili anlattıklarım sizlerde utanma veya sinir hissi yaratabiliyor ancak bunlar İslam ülkelerinin kabul ettiği gerçekler. Zaten Kur'an ayetlerini de kabul etmiyorsan kendine nasıl "Müslümanım" diyebilirsin ki? Aynı şekilde bu ayetlerle ilgili olan hadisler de ayetlerin detayına ışık tutan ve İslam ülkelerince "sahih" olarak kabul edilen hadislerdir.

Ömer'in Kur'an'a etkilerinin ne kadar büyük olduğunu birçok makale anlattık fakat burada bu durumu yine görebiliyoruz. Çünkü Ömer Muhammed'e "kadınlarımız bize üstün olmaya başladı, haklarını arıyorlar vs." dedikten sonra güya Allah peygamberine vahiy gönderiyor ve Tahrim suresi 5.ayet ile eşlerini açıkça tehdit ederek onların hak arayışlarını, isyanlarını bastırıyor. Bak sen şu işe, tam da Ömer Muhammed'e "eşlerimiz Medine'deki kadınlar gibi bize üstün geliyor" dedikten sonra kadınları susturup korkutacak, tehdit edecek olan ayet geliyor, ne zamanlama ama...

« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok