HABERLER
Dini Haber

KUR'AN DÜZ DÜNYASI VE DEVE KUŞU YUMURTASI İDDASI

Hazırlayan: A.Kara
A, din, Dünya ve deve kuşu yumurtası, Düz dünya, islamiyet, Kur'an ve bilim, Kur'an'a göre dünya düzdür, Kur'an'ın düz dünyası, Muhammed'in dünyası, Yeryüzünü döşedik, Yeryüzünü yaydık,

KUR'AN'IN DÜZ DÜNYASI


Bu makalede Kur'an'ı yazanların dünyanın düz olduğunu zannettiğini göstermek için bazı Kur'an ayetlerine çok daha yakından bakacağız.

Dünyanın düz olmadığı gerçeği binlerce yıldır bilinmektedir. Eski Yunanlılar Pisagor (MÖ 570 - 495), Aristoteles (MÖ 384 - 322) ve Hipparkos (MÖ 190-120) bunu biliyordu. Hintli gök bilimci ve matematikçi Aryabhata (MS 476 - 550) ve eski Hristiyan alimlerden Boethius (MS 480-524), Seville Piskoposu Isidore (MS 560-636), Piskopos Rabanus Maurus (MS 780-856), Keşiş Bede (672-735), Piskopos Vergilius Salzburg (MS 700-784) ve filozof Thomas Aquinas (MS 1225-1274) bunu biliyorlardı. Aslında bize sıkça söylenenlerin aksine Dünya'nın küreselliği erken orta çağ Avrupalıları tarafından biliniyordu. Roma İmparatorluğu'nun MS. 395 gibi erken bir tarihte Dünya'yı temsil etmek için bir küre kullandıkları görülmektedir.

Eğer Kur'an, gerçekten Allah'ın gönderdiği sözlerin yazıldığı bir kitap olsaydı tüm dünyaca bilinen bu gerçeğe uymalı ve Arabistan'daki 7. yüzyıl bedevilerinin inandığı düz Dünya modeliyle çelişmesi gerekirdi. Yine de kanıtlar Kuran'ın düz Dünya modelini ve aynı zamanda jeo-merkezciliği desteklediği yönündedir.

Şimdi Kuran'da Dünya'nın şekline dair doğrudan referansları inceleyelim. Gaşiye suresi 20.ayet özellikle düz yüzeylerle derinden ilişkilendirilmiş bir kelimeyi kullanması nedeniyle incelenmeye değerdir.

Gaşiye suresi 20.ayet: "Peki insanlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?"

Klasik Arapça ile modern Arapça birbirine karıştırılmamalıdır. Arapça al-ard kelimesinin yer veya dünya anlamına gelebileceğini unutmamak gerek. Bununla birlikte bu bağlamda aşağıda belirtilen ayetlerden yerel bir toprak alanı değil tüm Dünya anlamına geldiği açıkça anlaşılmaktadır.

Yazının devamında Kuran'ın düz bir Dünya modelini desteklediğine dair dolaylı kanıtları tartışacak ve aşağıdaki doğrudan ifadelerle daha güçlü kanıtları göreceğiz.

Bakara suresi 22.ayet: "Rabbiniz ki, sizin için yeri döşek, göğü bina kılmıştır; gökten su indirmiş, bununla sizin için rızık olarak çeşitli ürünler çıkarmıştır; artık siz de bile bile O’na eş ve ortaklar koşmayın."

ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ فِرَٰشًا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءً وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزْقًا لَّكُمْ ۖ فَلَا تَجْعَلُوا۟ لِلَّهِ أَندَادًا وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
(Allathee jaAAala lakumu alarda firashan)

فِرَٰشًا = firashan = Zemine yayılmış bir şey, birinin oturması ya da uzanması için yayılmış bir şey anlamına gelir.


Hicr suresi 19.ayet: "Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik, orada ölçüleri belli her türden ürünler bitirdik."

والارض مددناها والقينا فيها رواسي وانبتنا فيها من كل شئ موزون
(Waal-arda madadnaha waalqayna feeha rawasiya waanbatnafeeha min kulli shay-in mawzoonin)

مَدَدْ = madad = Çizerek veya çekerek uzatma, genişletme anlamına gelir.


Taha suresi 53.ayet: "Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık."

الذي جعل لكم الارض مهدا وسلك لكم فيها سبلا وانزل من السماء ماء فاخرجنا به ازواجا من نبات شتى
(Allathee jaAAala lakumu al-arda mahdan wasalaka lakum feeha subulan waanzala mina alssama-imaan faakhrajna bihi azwajan min nabatinshatta)

مَهْدًا = mahdan = Beşik, yatak, düz veya pürüzsüz bir genişlik anlamına gelir.


Aynı şekilde mahdan مَهْدًا  Zuhruf suresinde de geçer:
Zuhruf suresi 10.ayet: "Yeri sizin için döşek kılan, gideceğiniz yere şaşmadan varasınız diye orada size yollar yaratan O’dur."

الذي جعل لكم الارض مهدا وجعل لكم فيها سبلا لعلكم تهتدون
(Allathee jaAAala lakumu al-arda mahdan wajaAAala lakum feeha subulan laAAallakum tahtadoona)


Çizerek-çekerek uzatma, genişletme anlamına gelen madad مَدَدْ  yine Kaf suresinde karşımıza çıkıyor:
Kaf suresi 7.ayet: "Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik."

والارض مددناها والقينا فيها رواسي وانبتنا فيها من كل زوج بهيج
(Waal-arda madadnaha waalqayna feeha rawasiya waanbatnafeeha min kulli zawjin baheejin)


Zariyat suresi 48.ayet: "Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!"

والارض فرشناها فنعم الماهدون
(Waal-arda farashnaha faniAAma almahidoona)

فَرَشَْ = farasha = Yaymak, genişletmek, yatak yada halıyı yaymak-sermek anlamına gelir.
الْمَهِدُونَ = maidoon = Düzleştirmek, bir yatağı yaymak anlamına gelir.


Ayrıca "furushaat"ın الْفُرُشَاتِ yatağın çoğulu yani yataklar olarak kullanıldığı bir hadis var:

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، أَنْبَأَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، أَنْبَأَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُهَاجِرٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ مُوَرِّقٍ الْعِجْلِيِّ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِنِّي أَرَى مَا لاَ تَرَوْنَ وَأَسْمَعُ مَا لاَ تَسْمَعُونَ إِنَّ السَّمَاءَ أَطَّتْ وَحُقَّ لَهَا أَنْ تَئِطَّ مَا فِيهَا مَوْضِعُ أَرْبَعِ أَصَابِعَ إِلاَّ وَمَلَكٌ وَاضِعٌ جَبْهَتَهُ سَاجِدًا لِلَّهِ ‏.‏ وَاللَّهِ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا وَمَا تَلَذَّذْتُمْ بِالنِّسَاءِ عَلَى الْفُرُشَاتِ وَلَخَرَجْتُمْ إِلَى الصُّعُدَاتِ تَجْأَرُونَ إِلَى اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ وَاللَّهِ لَوَدِدْتُ أَنِّي كُنْتُ شَجَرَةً تُعْضَدُ‏.‏

Ebû Zerr'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah: «Şüphesiz, ben sizin görmediğiniz (gerçekler) i görürüm ve işitmediğiniz (gerçekler) i işitirim. Gök âdeta gıcırdadı ve gıcırdaması da hakkıdır. (Çünkü) gökte dört parmak yeri yoktur ki bir melek Allah'a secde etmek üzere (o yere) alnını koymasın. Allah'a yemin ederim ki. Benim bildiğim (gerçekleri) siz bilseydiniz az gülerdiniz ve çok ağlardınız. Yataklar (al-furushaat) üstünde kadınlardan da zevk duymazdınız ve yollara çıkıp Allah'a yüksek sesle yakarışta bulunurdunuz», buyurdu."
[Sunan Ibn Majah 5:37:4190]


Nuh suresi 19.ayet: "Allah, yeri sizin için bir sergi yapmıştır."

والله جعل لكم الارض بساطا
WaAllahu jaAAala lakumu al-arda bisaatan

بِسَاطًا = bisaatan = Yaymak, sermek anlamları taşır, özellikle de halı anlamına gelir. (Aynı kökten بَسَاطٌ = bisaatun kelimesi vardır.)

Bisaatan kelimesinin aynı zamanda Tirmizi'nin bir hadisinde kullanıldığı görülür, inceleyelim:

...ثُمَّ انْطَلَقَ بِهِمْ إِلَى حَدِيقَتِهِ فَبَسَطَ لَهُمْ بِسَاطًا ثُمَّ انْطَلَقَ إِلَى نَخْلَةٍ فَجَاءَ بِقِنْوٍ فَوَضَعَهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم...

فَبَسَطَ لَهُمْ بِسَاطًا, fa-basata la-hum bisaatan: "ve o, onlar için bir halı serdi"
...Sonra onları bahçesine götürdü ve bir sergi serdi ve hurma ağacından olgunu ve olgun olmayanı bir arada bulunan bir hurma dalı salkımı getirdi ve ortaya koydu...
[Jami` at-Tirmidhi 2369]

Yani türetilmiş fiil "basata" bir halının yayılmasını (böylece düzleştirmeyi) ifade eder.


"Nebe suresi 6-7.ayetler: "Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da (yeri tutan) kazıklar yapmadık mı?"

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَٰدًا وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا
(Alam najAAali al-arda mihadan Waaljibala awtadan)

Bu suredeki "mihadan" kelimesine bakalım:
مِهَٰدًا Mihadan مَهْدًا mahdan ile aynı anlama sahiptir, yani "Beşik, yatak yada pürüzsüz genişlik"


YAYILMAK MI YOKSA DEVE KUŞU YUMURTASI MI?

Pek çok Müslüman Kuran'ın dünyayı düz zannetmesi hatasını ve yaygın olarak 'Yaydı' olarak tercüme edilen "dahaha" kelimesini kullanması yönündeki eleştirileri saptırmaya çalışmaktadır.

Naziat suresi 30.ayet: "Bundan sonra da yeryüzünü döşeyip yaydı."

والارض بعد ذلك دحاها
(Waal-arda baAAda thalika dahaha)
TR okunuş: Vel arda ba’de zâlike dehâhâ.

Ayeti kelime kelime inceleyelim:

▼ وَٱلْأَرْضَ
وَ [wa] ve
ٱلْ [al] Belirtme edatı
أَرْضَ [ard] yer

► بَعْدَ [ba'ada] sonra
► ذَٰلِكَ [dhalika] o

 دَحَىٰهَآ
دَحَىٰ [dahaa] (o) yaydı (fiil)
هَآ [ha] onun (Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösterir. Yani buradaki kullanımında yeryüzüne atıfta bulunur.)

Dahaha دَحَىٰهَآ, zamir eki almış bir fiildir, dolayısıyla "deve kuşu yumurtası" anlamına gelemez. Ayrıca çelişkileri kapatmak için çabalayan oryantalistlerin yorumları bu fiilin "onu bir deve kuşu yumurtası şeklinde yaptı" anlamına geldiğini söylüyorlar. Kaldı ki böyle küçük bir kelimenin bu kadar karmaşık bir anlama sahip olabileceğini düşünmek başlı başına saçmadır.

Kelimenin tam anlamıyla "onun" anlamına gelen َ(-ha) son ek zamiri, Naziat suresi 30.ayeti çevreleyen ayetlerde de edebi bir araç olarak tekrarlanır:

أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ ۚ بَنَاهَا 79:27 Aantum ashaddu khalqan ami alssamao banaha
79:28 رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا RafaAAa samkaha fasawwaha
79:29 وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا Waaghtasha laylaha waakhraja duhaha
79:30 وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَاهَا Waalarda baAAda thalika dahaha
79:31 أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا Akhraja minha maaha wamarAAaha
79:32 وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا Waaljibala arsaha

Dolayısıyla 30.ayetteki "-ha" diğer ayetlerdeki gibi bir zamirdir ve "deve kuşu yumurtası" tabirinde zaten zamir yoktur. Tamamen uydurma, hatta uydurmanın zirvesinde bir çaba ister gerçekten bir fiilden "deve kuşu yumurtası" anlamı çıkarabilmek..

Yüzlerce Kur'an tercümanı bu fiili olduğu gibi çevirip kabullenirken birkaç oryantalist çıkıp yumurta işine girmiş. Hemen sizlerle "dahaha (دَحَىٰهَآ)" kelimesini yumurta yada deve kuşu yumurtası şeklinde çevirmek için taklalar atmış iki zorlama tefsir örneğini paylaşayım:
  1. Khalifa: Dünyayı yumurta şeklinde yaptı.
  2. QXP: Ve ondan sonra dünyayı kozmik nebuladan fırlattı ve yumurta şeklinde yayılmasını sağladı.

SAVUNMACILARIN İDDİALARI

Her halükarda "Yüce Allah neden Naziat 30 'da "dahaha" kelimesini kullanmış?" diye sorarsanız, çünkü kelime hepsinden daha kesin. "Dünyanın yuvarlaklığı ve düzlüğünü tek seferde açıklar" diye cevaplayacaktırlar.

Bazıları ise yanlış bir şekilde dahaha'nın kök kelimesinin deve kuşu yumurtası anlamına geldiğini iddia ettikleri "duhiya" olduğunu iddia edecektir.

Mesela Zakir Naik'in hiçbir mantığa dayanmayan iddiası şu şekildedir:
Dünya şekil olarak jeo-küreseldir. Kur'an aşağıdaki ayette dünyanın gerçek şeklinden bahseder:
Naziat suresi 30.ayet: "Ve dünyayı yumurta şeklinde yaptık".

Arapça Dahaha kelimesi yumurta şeklinde demektir. Aynı zamanda genişlemeyi ifade ediyor. Dahaha, özellikle dünyanın şekli gibi, jeo-küresel olan bir deve kuşu yumurtasını ifade eden Duhiya'dan türetilmiştir. Dolayısıyla Kur'an ve modern bilim mükemmel bir uyum içindedir.

Fakat Zakir Naik'in bu Kur'an'ı bilime uydurma ve kelimeye zorla anlam kazandırma çabası boşadır, nedenini zaten kelimelerin anlamları ve kökleri ile anlattım. Kaldı ki bu konuda İslam alimlerinin büyük çoğunluğu da zaten "deve kuşu yumurtası" gibi aslı astarı olmayan kelime oyununa girmiyor.

Dahaha'nın anlamlarından biri 'atmak'tır ve bu da 'almadahi ve udhiyatun' kelimelerinin türetilmesidir. Bu şekilleriyle ilgili bir şey değildir. Her durumda "almadahi" ve "udhiyatun"un, dahaha'nın köküne bağladıkları yuvarlaklık kavramını aktardığı iddiası, almadahi ve udhiyatun'un 'yuvarlaklığının' sadece iki boyutta olmasından dolayı yanlıştır. "Almadahi" disk şeklindeki bir parça Arap ekmeği gibi yuvarlaktır ve "udhiyatun" ise iki boyutludur. Yani bu mantıkla bile "dünya düzdür" diyen Kur'an'ın hatasını düzeltemezsiniz.

Kutupları Yassılaşmış ve Basık Küremsi Cisim

Yumurta şeklindeki Dünya iddiasında iki sorun var. Birincisi, "daha" ve "duhiya" sözcükleriyle ilgili ifadelerin aşağıda kanıtlandığı gibi yanlış olduğudur. Ancak bu konuda haklı olsalar bile yine de Kuran'ın dünyanın şekli hakkında hataya sahip olduğu ispatlanacaktı çünkü Dünya ve deve kuşu yumurtasının her ikisi de küremsiler olsalar da, temelde farklı küremsi türleridir.

Dünya kesinlikle mükemmel bir küre değildir. Kutupları yassılaşmış bir küremsidir, yani merkezden iki kutbundan birine kadar olan yarıçap, ekvatorun yarıçapından daha kısadır. Başka bir deyişle ekvatorun etrafında çok hafif bir şişlik var. Bu yüzden ekvatoryal yarıçap 6,378.1 km iken kutupsal yarıçap 6,356.8 km'dir. Gördüğünüz üzere arada %1'den daha düşük bir fark vardır.

Bütün yumurtalara oldukça benzeyen deve kuşu yumurtası yayık küremsi olarak tanımlanabilir. Bunun nedeni merkezin iki kutbundan birine kadar olan yarıçapın, iki yandan sıkıştırılmış bir küre gibi ekvatorunun yarıçapından daha uzun olmasıdır. Kesinlikle kutupları yassılaşmış bir küremsi değildir. Bir yumurtayı yandan tuttuğunuzda bile 3 boyutlu olarak kutuplardan basık bir küremsi gibi görünmesini sağlayamazsınız. Çünkü temelde farklı şekillerdir. Deve kuşu yumurtasının şekli aslında bir yayık küremsi gibidir. Deve kuşu yumurtasını nasıl tutarsanız tutun şekil olarak dünyaya benzemez.

Temelde birbirinden farklı olan bu iki şekil dokulu veya gölgesiz düz bir 2 boyutlu görüntüde aynı gibi görünebilir ancak üç boyutta bakıldığında yumurtayı nasıl çevirirseniz çevirin dünyaya benzetemezsiniz.

"Daha" ve "Duhiya"

Arapçada her kelimenin kendi kökünden türetilmesi gerekir. Kök genellikle farklı anlamlara sahip farklı kelimeler üretmek için ünlüler, ön ekler ve son ekler ekleyerek maniple edilebilecek üç harften oluşur. Örneğin yazmak anlamına gelen "ka-ta-ba", Kitab (kitap), maktaba (kütüphane), katib (yazar), maktoob (yazılı), kitabat (yazılar) ve bunlar gibi pek çok kelimenin kökenidir.

Şimdi deve kuşu yumurtası anlamına geldiği iddia edilen "Duhiya" kelimesini ele alalım. Bu kelime bir kök değil isimdir ve Naziat suresi 30.ayetteki "dahaha" (دَحَىٰهَآ) fiilinin geldiği kökten "da-ha-wa" (دحو) kelimesi türetilmiştir. Dahası "Duhiya" deve kuşu yumurtası bile demek değildir. Bu konuda en saygın sözlüklerin söyledikleri şöyledir:

Lisan Al Arab
الأُدْحِيُّ و الإدْحِيُّ و الأُدْحِيَّة و الإدْحِيَّة و الأُدْحُوّة مَبِيض النعام في الرمل , وزنه أُفْعُول من ذلك , لأَن النعامة تَدْحُوه برِجْلها ثم تَبِيض فيه وليس للنعام عُشٌّ . و مَدْحَى النعام : موضع بيضها , و أُدْحِيُّها موضعها الذي تُفَرِّخ فيه .ِ

Tercüme: Al-udhy, Al-idhy, Al-udhya, Al-idhiyya, Al-udhuwwa: Deve kuşunun kumda yumurtasını bıraktığı yerdir. Bunun nedeni deve kuşunun ayakları ile yeryüzüne yayılmış olması (تَدْحُوه, tadhooh) ve yumurtalarını oraya bırakmasıdır. Deve kuşu bir yuvaya sahip değildir.

Ek olarak bazıları "Udhiyy" أُدْحِىٌّ kelimesi üzerinden bu deve kuşu yumurtası oyununu oynamaya kalksa da Arap Lisanı sözlüğünün de belirttiği gibi "Udhiyy" deve kuşu yumurtasına değil, onun yumurtasını bıraktığı yere denir.

الدَّحْوُ البَسْطُ . دَحَا الأَرضَ يَدْحُوها دَحْواً بَسَطَها . وقال الفراء في قوله والأَرض بعد ذلك دَحاها قال : بَسَطَها ; قال شمر : وأَنشدتني أَعرابية : الحمدُ لله الذي أَطاقَا
بَنَى السماءَ فَوْقَنا طِباقَا
ثم دَحا الأَرضَ فما أَضاقا
قال شمر : وفسرته فقالت دَحَا الأَرضَ أَوْسَعَها ; وأَنشد ابن بري لزيد بن عمرو بن نُفَيْل : دَحَاها , فلما رآها اسْتَوَتْ
على الماء , أَرْسَى عليها الجِبالا
و دَحَيْتُ الشيءَ أَدْحاهُ دَحْياً بَسَطْته , لغة في دَحَوْتُه ; حكاها اللحياني . وفي حديث عليّ وصلاتهِ , اللهم دَاحِيَ المَدْحُوَّاتِ يعني باسِطَ الأَرَضِينَ ومُوَسِّعَها , ويروى ; دَاحِيَ المَدْحِيَّاتِ . و الدَّحْوُ البَسْطُ . يقال : دَحَا يَدْحُو و يَدْحَى أَي بَسَطَ ووسع

Tercüme: "daha" Yeryüzü için onu yaymak anlamına gelir. Daha sonra kelimenin bu anlamını doğrulayan birkaç Arapça şiirinden bahseder. Arapça okuyabilen herkes "daha"nın yaymak-sermek anlamına geldiğini bu şiir ile daha iyi anlayacaktır.

Al Qamoos Al Muheet:
(دَحَا): الله الأرضَ (يَدْحُوهَا وَيَدْحَاهَا دَحْواً) بَسَطَها)
Çeviri: Allah yeryüzünü yaydı (daha).

Al Waseet:
دَحَا الشيءَ: بسطه ووسعه. يقال: دحا اللهُ الأَرض
Tercüme: Bir şey için "daha": onu yaymak anlamına gelir. Örneğin: Allah yeryüzünü yaydı (daha).

Deve kuşu tabirinin geçtiği bir hadise bakalım hemen:

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُوسَى الْقَطَّانُ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ مَوْهَبٍ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْفَزَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْمُعَلِّمُ، عَنْ أَبِي الْمُهَزِّمِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ فِي بَيْضِ النَّعَامِ يُصِيبُهُ الْمُحْرِمُ ‏ "‏ ثَمَنُهُ ‏"‏ ‏

Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Allah'ın Elçisi: Muhrim'in aldığı deve kuşu yumurtasına ilişkin olarak şöyle dedi: "Maliyetinin ceza olarak ödenmesi gerekir".
[Sunan Ibn Majah 4:25:3086]

Yani deve kuşu yumurtasının Arapçası "dahaha" değil "baydi an-na'ami" بَيْضِ النَّعَامِ dir. Baydi بَيْضِ  yumurta + an-na'ami النَّعَامِ deve kuşu = Deve kuşu yumurtası بَيْضِ النَّعَامِ

Gaşiye suresi 20.ayete detaylıca bakalım:

وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ
(Wa-ila al-ardi kayfa sutihat)

"Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!"

سَطَّحَ = sutihat = düz olarak yaymak

Bu kelime bir evin veya odanın düz tepesini veya çatısını tanımlamak için kullanılır.
Aynı kökten gelen kelimeler, bir evin veya odanın düz üst yüzeyi veya çatısını, geometride düz bir düzlemi, hurmanın yayılabileceği düz bir yeri, hamur açan bir oklavayı, düzlem veya yatay yüzeyi ifade ederken kullanılır.

Günümüzde "düz dünya" ifadesi yaygın olarak 'al-ard musattaha' الأرض مسطحة olarak çevrilir ve "musattaha" kelimesi "sutihat" kelimesiyle aynı köktendir.

Şems suresi 6.ayet: "Yere ve onu yayıp döşeyene andolsun"

والارض وماطحاها
(Waal-ardi wama tahaha)

طحا = taha = yaymak

DAHA İLERİ SEVİYE KANITLAR

Oruç ve İbadet Zamanları

Kehf suresi 86.ayet: "Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar (gibi) buldu. Orada bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz, "Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandıracak veya haklarında iyi davranma yolunu seçeceksin" dedik."

Bu ancak düz bir dünya inanışı ile olabilir. Aksi halde "güneş balçıkta batar gibi" batamaz.

Bakara suresi 187.ayet: "Oruç gecesinde kadınlarınızla birleşmek size helâl kılındı. Onlar sizin için elbisedir, siz de onlar için elbisesiniz. Sizin kendinize hıyanet etmekte olduğunuzu Allah bilmiş, tövbenizi kabul etmiş ve sizi bağışlamıştır. Şimdi artık onlarla birleşin ve Allah’ın sizin için yazdığını isteyin. Fecirden siyah ip beyaz ipten sizin için ayırt edilir hale gelinceye kadar yiyin ve için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde ibadete çekilmişken kadınlarla cinsel ilişkide bulunmayın. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; sakın bu sınırlara yaklaşmayın. Allah âyetlerini insanlar için işte böyle açıklar. Umulur ki sakınırlar."

İsra suresi 78.ayet: "Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; bir de sabah namazını; çünkü sabah namazı şahitlidir."

Bu ayetler Müslümanlara oruç tutarken yemek yememesi, içmemesi veya güneş saatlerinde cinsel ilişkiye girmemesini söyler. Bu Kuzey veya Güney kutuplarına yakın yaşayanlar için büyük bir soruna neden olabilir. Birçok Müslüman alim Müslümanları bu problemden kurtarmak için bazı kurallar koymayı denedi; Örneğin en yakın ve uygun görülen ülkenin zamanlarını kullanmak gibi. Bu tür yeniliklere duyulan ihtiyaç ise Kuran'da görülmemektedir. Yani oruçtan bahseden Kur'an bunun hiçbir ayetinde "yaşadığınız yer oruca uygun değilse" yada "yaşadığınız bölgede sadece gündüz veya gece 20 saati buluyorsa o halde orucu şöyle tutun" demez. Çünkü dünya düzdür, güneş balçığa batar gibi batar, tüm dünya kararır, güneş geri çıktığında tüm dünya aydınlanır, çünkü düzdür.

Kutuplara yaklaştıkça gündüzlerimiz veya gecelerimiz uzar. Sonunda her biri birkaç aya kadar uzayabilir. O halde İslam'ın beş şartından biri olan oruç tutmakla ilgili İsra suresi 78.ayete göre kendinizi açlıktan öldürmeksizin oruç tutmak imkansız hale getirir. Fakat yine Kur'an'ın düz dünyasını düşünürseniz ortada hiçbir sorun kalmaz, çünkü dünya düz olsaydı gece-gündüz süreleri bölgeden bölgeye değişiklik göstermez, dolayısı ile dünyanın herhangi bir yerindeki kişi için oruç tutmak ölüme neden olabilecek şartlar gerektirmezdi.

İskoçya'nın güneyindeki Aberdeen gibi şehirler için yatsı namazı ile sabah namazı arasındaki fark Haziran ayında yaklaşık 4 buçuk saattir. Bu nedenle Kur'an'da'ki bu kuralları izleyen herhangi biri gece saat 3.20 civarında uykudan uyanıp güne başlamadan tekrar uyumak zorunda kalır. Bu tür sorunlar tabii ki gün batımı ve gün doğumu yaşandığında dünyanın düz olduğuna inanan, dolayısı ile durumun her yerde aynı olduğuna inanan 7.yüzyıl Arabistan insanının aklının kenarından geçmezdi.

Kabe'ye Doğru İbadet Etmek

Bakara suresi 144.ayet: "Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir; nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin. Kuşku yok ki kendilerine kitap verilenler onun rablerinden gelmiş bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir."

Bu ayet tüm Müslümanlara Kabe'ye yani kıble yönüne doğru ibadet etmelerini söyler fakat bu sadece düz dünya modelinde mümkündür. Çünkü dünya küreseldir, bundan dolayı da aslında hiçbir dua, ibadet sırasında seçilen hiçbir yön Kabe'yi işaret edemez. Dünyanın küresel şeklinden dolayı yüz çevrilip durulan yön her halükarda gökyüzünü-uzayı işaret edecektir.

Hatta Mekke'den çok uzak yerden dua eden, yeryüzünün zıt konumunda ikamet eden bazı insanlar dünyanın merkezine doğru dikey olarak dua etmek zorunda kalacaklardır.

Mesela sırf bu yüzden Süleyman Adaları'ndaki Müslümanlar aslında Allah'a karşı küfre bulaşmış oluyorlar.

Kıbleyi belirlemek için Müslümanların çember çizmek şeklindeki geleneksel yöntemini kullansanız bile bir fark yaratmayacaktır çünkü dünyanın geoit şeklinden dolayı yüzünüzü Kabe'ye dönseniz bile aynı zamanda arkanızı da ona dönmüş olacaksınız.

Fakat eğer dünyanın düz olduğuna inanırsanız Kabe'ye doğru dönerek ibadet etmeyi emreden bu ayetteki sorun ortadan kalkar. Çünkü dünya gerçekten düz olsaydı nerede olursanız olun yüzünüzü kıbleye kolaylıkla dönebilirdiniz.

Kur'an'a Göre Dağlar Olmasa Yeryüzü Tamamen Görünür Olacaktı

Kehf suresi 47.ayet: "(Düşün) o günü ki dağları yürütürüz, yeryüzünü dümdüz görürsün. Onları da (dirilttiklerimizi) hiçbirini geride bırakmaksızın mahşerde toplamış olacağız."

وَيَوْمَ نُسَيِّرُ ٱلْجِبَالَ وَتَرَى ٱلْأَرْضَ بَارِزَةً وَحَشَرْنَٰهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَدًا
(Wayawma nusayyiru aljibala watara al-arda barizatan wahasharnahum falam nughadir minhum ahadan)

بَارِزَةً = baarizatan = Tamamen ya da tümüyle görünür şekilde tezahür eden, apaçık, belirgin, üzerinde hiçbir dağ ya da başka bir şey bulunmayan toprak.


Taha suresi 105-107.ayetler: "Sana dağları soruyorlar. De ki: "Rabbim onları un ufak edip savuracak. Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak. Orada artık ne bir kıvrım ne de bir tümsek görürsün."

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسْفًا فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًا وَلَآ أَمْتًا
(Wayasaloonaka AAani aljibali faqul yansifuha rabbee nasfan Fayatharuha qaAAan safsafan La tara feeha AAiwajan wala amtan)

فَيَذَرُهَا Fayatharuha (Tr okunuş: Fe yezeruhâ)  ('Ve onu bırakacak') kelimesi dişil "ha" ekine sahip olduğundan "onu" anlamı taşır. Şüphesiz yine dişil bir isim olan Dünya'ya atıfta bulunur. Benzer şekilde kelimenin tam anlamıyla "içinde" anlamına gelen فِيهَا feeha (Tr okunuş: fîhâ) kelimesinde de dişil 'onun' eki vardır. Bu ayetlerde başka tekil kadınsı isim yoktur, bu nedenle Kehf 47'deki bağlamı da ele alarak bu ayetlerde dünyaya (al-ard) atıfta bulundukları sonucuna varmalıyız.

Kur'an'ın 2 Doğu 2 Batısı

Rahman suresi 17.ayet: "O, iki doğunun da rabbi iki batının da rabbidir."

رَبُّ ٱلْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ ٱلْمَغْرِبَيْنِ
Rabbu almashriqayni warabbu almaghribayni

Tefsirler, "mashriq شرق‎" (meşrik) ve "maghrib مَغْرِب‎" (magrib) in yazın güneş yükseldiği ve gün dönümleri gerçekleştiğinde bunların olduğu iki yeri ifade ettiğini belirtir. Benzer şekilde Mearic suresi 40.ayette güneşin doğduğu ve bu aralıklar arasında battığı tüm farklı yerlere gönderme yapıldığı anlaşılır. Bu, ancak düz bir Dünyaya ve her gün dünyayı dolaşan bir güneşe inanan bir yazar için mantıklı görünebilir.

Sorun şu ki gerçekte Dünya bir dönen küredir, bu yüzden bu yerleri ufukta işaret ediyor olsak da, tamamen bir bakış açısı sorunudur. Dünyadaki herhangi iki bakış açısı, yükselme ve ayar uçlarının yıl boyunca ortaya çıktığı ufukta farklı noktalara sahip olacak ve eğer farklı enlemlerde iseniz o zaman algılanan bu uç noktalar arasındaki açısal aralık bile farklı olacaktır. Nitekim Dünya'nın farklı yerlerinde güneşin bir yere batıyor, bir yerden çıkıyor gibi görünmesi normaldir.

Gökyüzü İnşa Edilmiş Bir Kubbedir

Bakara suresi 22.ayet: "Rabbiniz ki, sizin için yeri döşek, göğü bina kılmıştır; gökten su indirmiş, bununla sizin için rızık olarak çeşitli ürünler çıkarmıştır; artık siz de bile bile O’na eş ve ortaklar koşmayın."

الذي جعل لكم الارض فراشا والسماء بناء وانزل من السماء ماء فاخرج به من الثمرات رزقا لكم فلا تجعلوا لله اندادا وانتم تعلمون
(Allathee jaAAala lakumu al-arda firashan waalssamaa binaan waanzala mina alssama-i maan faakhraja bihi mina alththamarati rizqan lakum fala tajAAaloo lillahi andadan waantum taAAlamoona)

Kubbe, çatı olarak tercüme edilen kelime "binaa" veya "binaan"dır بِنَاء. Bu kelime "bina" anlamına gelir. İslami inanca göre gökyüzü dünya üzerindeki çok katlı bir bina gibidir. Gökler denilen bu binanın yedi katı olduğuna dair inanış ve rivayetler vardır ve bu 7 gök "dünya" denilen "düz" bir temel üzerine kuruludur. İbn Kesir'in tefsiri de bunu doğrulamaktadır:

Bu ayetler Allah'ın dünyayı adım adım yaratmaya başladığını, sonra göğü yedi kat göğe dönüştürdüğünü anlatıyor. Bina inşaatı genellikle bu şekilde başlar, önce alt katlar sonra üst katlar yapılır.
[Tafsir 'ibn Kathir]

Tüm bu delillere ek olarak eğer Kur'an Dünya'nın küresel olduğunu bilseydi dönemin Arapça dilini konuşan Muhammed ve İbn-Abbas gibi saygın tercümanlar da dahil olmak üzere onun takipçileri bu bilginin bir miktar ışığını göstermiş olmalıydı. Gördüğünüz gibi Kur'an ayetlerinde durum bunun tam tersidir. Hadisler bile yalnızca düz Dünya inancını işaret etmektedir. Hatta bazıları Dünya'nın bir balinanın sırtında olduğu inancına bile sahiptiler...

« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok