HABERLER
Dini Haber

CHIRONEX'İN DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ



DİNDEN KURTULMA SÜRECİM


"Herkese Esenlikler. Her ne kadar otuz yaşında ve iki yıldır ateist olan birisi olsam da, aydınlanma sürecim ortaokul yıllarıma kadara dayanır. Bildiğiniz gibi mitlerden sıyrılmak; akşamdan sabaha oluşabilecek bir "sanrı" değil, tıpkı uzaya fırlatılan bir roketin her bir aşamada gereksiz bir parçasından kurtulması gibi; okudukça, düşündükçe ve analiz ettikçe,  zaman içerisinde ulaşılan somut bir gerçeklik.

Daha küçücük bir çocukken bile okumaya, araştırmaya çok meraklıydım. Bendeki bu "bilgiye açlık" herhangi bir konu üzerinde vuku bulabiliyordu. Bu sebeple daha ergenliğe bile girmeden, okumadığım Meydan Larousse ve Büyük Larousse cildi bırakmamıştım. Bundan dolayıdır ki, daha lise yıllarımda evrim gerçeğini görmüş, idrak ve kabul etmiştim. Arkadaşlarım tarafından dalga konusu yapılmama rağmen benim kafamda zerre kadar bir şüphe yoktu.

Bununla birlikte dindar bir ailede ve muhitte büyüdüğüm için, dinimi de bırakmıyordum. İslamı evrime ve bilime aykırı bir din değil sanıyordum. Aslında bilinçaltımda bu aykırılıkların hepsini de fark ediyordum ama bilirsiniz işte, kendimi kandırıyordum. Güya Adem ile Havva günümüz insanına fiziken benzemeyen primat türleriymiş; günün birinde mutlaka karşılaşacağımız Evren'ın diğer köşelerindeki uygarlıklar, kur'anda, "18 bin alem yarattık" denilerek zaten önceden haber verilmekteymiş; zariyat suresinde Evren'in genişlemesi zaten ortaya konuluyormuş; Dünyamızın düz olduğunu zanneden ayetlerde aslında kastedilen farklıymış; aslında Avustralya aborjinlerine bile peygamber gönderilmiş, kuranda ışık hızı veriliyormuş. Muş muş muş...

Bu kadar çok savunma mekanizması geliştirmemin sebebi, laik bir babaya sahip olmamıza rağmen, annemin ve annemin ailesinin aşırı dindar olması, ve babamın bizim büyümemizde çok etkisi olmamasıydı. Annem bizi öyle yetiştirdi ki, bir vakit namazının değil farzını kılmamak, acelem olduğu için sünnetini kılamadan bitirdiğimde bile, "Peygamber efendimiz bana şefaatçi olmayacak" diye içim içimi yerdi. Özellikle cuma namazlarında evimin yakınındaki camiler dururken, "Allah'ın rızası"nı kazanabilmek için daha uzaktaki camilere saatlerce yürür, kış günlerinde yine "Allah'ın rızası"nı kazanabilmek için buz gibi suyla titreye titreye abdest alırdım. Günler böyle geldi geçti...

İyi bir üniversitede hukuk fakültesine girdim. Artık aileden ayrılık vaktiydi. Babam beni otogardan uğurlarken onu ilk defa gözleri dolu görmüştüm. Dudaklarından şu cümle döküldü: "O kadar âdil bir çocuksun ki, en büyük isteğim hâkim olmandır." Aşırı sorumluluk sahibi bir gençtim. Ailem benden hakim olmamı istemişse iş bitmişti. Üniversite yıllarım da bilim ve dini aynı potada eritme çabalarıyla geçti. Ancak ters giden bir şeyler vardı. Hukuk da bir bilimdi ve ben her geçen gün hukuk nosyonu kazanmaya başladıkça, inandığım dini bir de evrensel hukuk ilkeleriyle mukayese ediyordum. Bu sayede şer'i hukukun, insan aklına ve mantık ilkelerine hakaret niteliğindeki yönlerini daha da net fark etmeye başlamıştım.

Şimdiye kadar inandığı dinin yalnızca doğa bilimleri karşısındaki konumunu fark eden ben, artık sosyal bilimler karşısındaki konumunu da fark etmeye başlamıştım. Geçmişteki binlerce dine olduğu gibi, bu dogmaya da öldürücü darbeyi doğa bilimleri indirecek, bu net. Ancak şu aşamada, zayıf dimağlar için, tefsircilerin danslarına müsait bazı noktalar bulunuyor. Sosyal bilimlerin ise, bu dogma karşısında doğa bilimlerinden bir farkı olduğunu fakülte yıllarımda fark ettim: Dinin doğrudan insan vicdanına aykırılık teşkil etmesi. Örneğin kadına boşanma hakkı tanımıyordu. Biz ise Aile Hukukunda kadın ve erkeğin aynı haklara sahip olduklarını görüyorduk. Örneğin İslam, insanların temel hak ve özgürlüklerine de saygı duymuyordu. Bir kişinin sevgilisiyle sokak ortasında öpüşebilmesi doğal bir özgürlüktü. Ancak İslam bunu hak ve özgürlük olarak görmüyor, diğer insanlara karışamazsınız diyemiyor, tam tersine kadının giyimine, çiftlerin ilişkilerine karışıyordu. Hatta eşlerin yatak odasına, tuvalete hangi ayakla girileceğine dahi karışan bir dindi. Her konuda hukuki düzenleme getirerek, insanları insan olmaktan çıkarıp robotlaştırdığını yavaş yavaş fark etmeye başlamıştım. Bunun gibi kişiler hukukundan tutun da miras-ceza-anayasa hukukuna kadar her hukuk dalında, şer'i hukukla aklın hukuku arasında yüzlerce çelişki vardı. Artık vicdanım çok rahatsızdı. Dini esaslara göre yaşamayı bırakmıştım ama gündelik konuşmalarımdan da Müslüman olduğum anlaşılabiliyordu. İç dünyamda da kendimi Müslüman olarak tanımlamaya devam ediyordum. Ayin olarak, yalnızca cuma namazlarına gider senede bir ay orucumu tutardım.

Türkiye'de hakimlik sınavında derece yaptım. Mülakat yalnızca 2 dakika sürdüğünde çok şaşırmıştım. Soru bile sormadılar. Sonuç açıklanınca hayatımın şokunu yaşadım. Nasıl kabul almazdım? Yabancı dilim anadilim gibiydi. Sıralamam dereceydi. Yüksek lisansım vardı. Serbest avukatlık geçmişim vardı. Peki benim yerime kimleri almışlardı dersiniz: İslami bir terörist yapılanmanın unsurlarını...

Pes etmedim ikinci, üçüncü ve dördüncü kez kazandım. Bu süreçte ülkede darbe girişimi oldu, o İslami terör örgütünün elemanları yargıdan ihraç edildi ve ben "artık benim gibiler herhalde hakkını alır" düşüncesiyle tekrar tekrar denedim. Bu kez de dernek ve vakıf görünümlü radikal İslami yapılanmaların elemanlarının alındığını gördüm. Nedenini üst düzey bir yargı görevlisine sorduğumda bana, "bunu torpil olarak düşünme. içen-sıçan gezici anarşistlerin yerine, oralarda yetişmiş ahlaklı ve dindar gençlerin kürsülere oturması adalet için daha hayırlı" demişti. Hayatımın ikinci şokunu yaşadım. Sorgulamalarım artmıştı.

Sonra şuna karar verdim. Ben neden inandığım doktrinin anayasası olan kuranın Türkçe'sini okumuyordum. Okumaya, araştırmaya bu kadar meraklı olan ben, bu yaşıma kadar bunu neden ertelemiştim. Tefsircilerin kıvırmalarını tahmin ettiğim için orijinal Elmalılı tercümesini buldum. Okudum, bitirdim. Gözlerime, zihnime, dilime, kendime inanamadım. Diyanet eski mealini buldum ve onu da okudum. Bir daha baştan sona okudum. Sonra bir daha. Sonra birkaç kez daha... "Gerçek İslam bu değil" diye diye, İslamın gerçek olmadığını anlamıştım sonunda.

Hayatım boyunca bundan daha kötü bir duygu hissetmemiştim. Bu hissin tarifi bile yoktu. Gençliğim gitmişti. Sonra değil gençlik, binlerce yıldır bütün bir hayatı boşa giden, ve önümüzdeki yıllarda da boşa gidecek olan milyarlarca insanı düşündüm. Dinin ne denli büyük bir senaryo olduğunu idrak etmem karşısında, tarifi yapılamaz derecede şiddetli bir dehşete düştüm. Kıldığım o binlerce rekat namaz, aç kaldığım yüzlerce saat... Hepsi koca birer yalandı. Buna adım kadar emindim artık. Daha fazla direnmenin ve kendimi kandırmaya devam etmenin hiçbir anlamı yoktu. Puzzle'ın parçaları yerli yerine oturuyordu. Dinden çıktıktan sonra okuduğum kitaplar ve yaptığım araştırmalar dolayısıyla, mantığıma en çok Ateizm yatmıştı.

Aklıma yıllar önce agnostik olduğu için terk ettiğim sevdiğim geldi. Onunla yarım kalan hikayemiz. Yaşanmamışlıklar... Şu yaştan sonra gençliğimi yaşamaya başladım. Kaçan giden hayatımı... Hukukçu değil, müzisyen olmak istemişimdir hep. Konservatuvar okumayı çok isterdim ancak benim ailemde böyle bir şey söz konusu dahi olamazdı. Hiçbir şey için geç değil. Küçüklüğümden beri klasik rock ve blues müziğini çok severim. Müzik haramdı benim dinimde. Artık bizzat icra ediyorum. Güzel bir davul seti aldım. Bunu öğrenince de bass gitara başlayacağım. Sırtıma kocaman bir Led Zeppelin dövmesi yaptırdım. Annem çok üzülüyor. Babam zaten bir buçuk yıl önce vefat etti. Ana oğul yaşıyoruz. Hayattaki tek dayanağı benim. Evlenmeyeceğimi de anladı. Cinsel yönden bir sorunum olduğunu bile zannediyor. Artık çeyiz dizmeyi falan bıraktı. Ama tüm bunların sebebini anlayamıyor. Ona söyleyemiyorum çünkü bu din insanları yalnızca şahısları özelinden değil, evlatları üzerinden de tehdit ediyor. Şu haliyle cennet diye bir yere gideceğine inanıyor. Benim ateist olduğumu bilmesini ve benim yüzümden yanacağını düşünmesini istemiyorum.

Ben geleceğin aydınlık olacağına adım kadar eminim. Çünkü şunu fark ettim: Bizimle onların arasında temel bir farklılık var. Onlar inanıyor. Biz ise inanmıyoruz, biliyoruz. Adımız kadar eminiz. Yani ışığa dokunan birisi artık bir daha karanlıklara yenilmiyor. Çağlar ilerledikçe, hep o cepheden bu cepheye kaymalar olacak. Ama bu cepheden o cepheye asla. Bütün dinlerin günün birinde birer mit olacağı aslında sadece bir zaman meselesi.

Kendimi rüzgardaki bir kuş tüyü kadar hafif hissediyorum. Vicdanım o kadar rahatladı ki. Kendimi yalnızca "insan" sıfatıyla tanımlayabilmenin kıvancını yaşıyorum. Bu geçtiğim süreçlerden geçmekte olan insanlara şunu söylemek istiyorum. Korkmayın! Hayata bir kez geliyoruz. "İnanırsam bir şey kaybetmem" demeyin. Özgürlüğünüz kaybediyorsunuz. Sevdiğim bir özlü sözle hikayemi bitirmek istiyorum: "Korku kapıyı çaldı. Cesaret açtı. Kapıda kimse yoktu..." Stefano D'Anna

SİZDEN GELENLER | Yazan: Chironex

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)
« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok