HABERLER
Dini Haber

KIRMIZI ASA (KAFİLE) ARGÜMANLARINA CEVAP | BÖLÜM 2

Yazan: Kirpi


KIRMIZI ASA (KAFİLE) ARGÜMANLARINA CEVAP | BÖLÜM 2


UYARI: Bazıları "Kanalın adı Kafile vs. demiş. Biliyoruz efendim. Fakat Ramazan canlı yayınlarını saymazsak kanaldaki videoların neredeyse %90'ı Kırmızı Asa adıyla yer alıyor. Zaten bu yüzden kanal Kırmızı Asa olarak biliniyor. Bundan dolayı video başlığında da Kırmızı Asa adını kullandık.

Kırmızı Asa'ya cevap sersinin bu bölümünde bahsi geçen kanalın argümanlarının ne kadar mantıksız olduğunu ve kelime oyunu üzerinden nasıl manipülasyon yaptıklarını göstermeye çalışacağım.

Video evrendeki düzen ve kaos üzerine hazırlanmış (21 Mart 2019- Kırmızı Asa 4 : Evrende Düzen Mi Var Kaos Mu? | Osman Bulut). Fakat hazırlanırken bir çok mantık ve kavram hataları yapılmış. Videonun belli kısımlarını ele alarak genel bir cevap vermeye çalışacağım.

Videonun 1:26-2:43 dakikaları arasında şöyle deniyor: Şimdi bir şehir, bir metropol hayal edin. Bir metropolde düzen olup olmadığını nasıl anlarız? Öncelikle kurallar kanunlar olmalıdır değil mi? Sosyal kurallar, trafik kuralları ve farklı parçalar için farklı kurallar. Mesela okulda öğretmenler için kurallar, öğrenciler için kurallar.Veya trafikte kamyon şoförleri için kurallar, taksi şoförleri için kurallar, yayalar için kurallar vs.
Mesela kırmızı ışıkta durmalısınız veya şoförseniz önünüzdeki araçla aranızdaki mesafe en az hızınızın yarısı kadar değerde olmalı vs. Ama bu düzen için yetmez. Asıl önemli olan bu kurallara uyuluyor olmasıdır. Öyleyse düzen olması için şöyle diyebiliriz:
1-Kurallar, kanunlar olmalı (genel kurallar ve parçaların özel kuralları)
2- Bu kurallara, kanunlara parçalar tarafından uyulduğu oranda düzen ortaya çıkar.
Peki şimdi bu soruları evren için soralım. Genel veya özel kurallar var mı? Varsa bu kurallara parçalar tarafından ne kadar uyuluyor?

Videodan NOT; 3:02 dakikada şöyle deniyor "Bilim Evrendeki parçaların genel geçer kuralları olduğu ve bu kurallara zaman bağımsız ve mekan bağımsız şekilde uyulduğu ön kabulüyle yapılıyor."

Öncelikle bilim yaparken evrendeki parçalar için mekandan ve zamandan bağımsız olarak genel geçer kurallara uyuluyor tezi yanlıştır. Hatırlarsanız önceki yazımızda  “Newton'un kütle çekimi yasası mutlak doğru ve her yerde çalışan bir yasa olarak kabul görmüştür. Fakat Albert Einstein'in İzafiyet Kuramı, sonrasında Kuantum kuramı değişmez ve evrensel olarak görülen temel yasaların doğru olmadığını ortaya çıkardı.” fikrini beyan etmiştik. Dolayısıyla özgün bir hipotez üzerine gözlem yaparken bilim insanları genel kanunlar üzerinden değil o hipotezin içerdiği fikrin doğal gerçekliğinin (bilimsel gerçekliğinin) üzerinden gözlem yapmayı tercih ediyor.

Örneğin güneş sistemimizde bulunan Venüs kendi etrafında dünya günü ile 243 günde, güneş etrafında ise 224.7 dünya gününde döner [1]. Yani Venüs'ün bir günü bir yılından daha uzun sürer. Şimdi biz Venüs'ü incelerken dünyamızda çalışan kurallarla gözlem yaparsak bu yanlış olur. Her bir cismin kendine has özelliği vardır ve bu özellikler üzerinden gözlem yaparsak doğru sonuçlara ulaşmış oluruz. Yani bu durumda evrendeki parçaların (cisimlerin) genel geçer kuralları olduğu, zamana ve mekana bağımsız olarak uyulduğu fikri doğru değildir.

İkinci hataysa metropol örneği üzerinden evreni tanımlamaya kalkışmak.  Bir metropoldeki kurallara uyulup uyulmadığı üzerine istatistik yaparken o metropolün genelinin (yani %90 ve üzeri) bilinmesi imkanı vardır. Fakat Saul Perlmutter, Adam Riess ve Brian P. Schmidt gibi nobel fizik ödülleri almış bilim insanlarının da dediği gibi sürekli genişleyen evren modelinde evrenin tamamını (veya tamamına yakınını) bilmemiz imkansız. Onun için sınırlarını bildiğimiz bir şeyle sınırsız olan bir şeyi kıyaslamak mantık hatası olur. Daha dünyamızın da içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinin bile tamamını bilemezken her sokağını bildiğimiz bir metropolü evrenle kıyaslamamız doğru değildir.

Arkadaşımız evrendeki parçaların genel geçer kuralları olduğunu ve bu kurallara zamana ve mekana bağımsız olarak uyulduğu fikrini videonun devamında EVRENDEKİ DÜZEN tezine bağlamaya çalışıyor.  Peki düzen nedir? Düzen, belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistemdir (kaynak: https://kelimeler.net)

Prof Celal Şengör'ün düzenle ilgili güzel bir sözü var:” Eğer bir balık milyonlarca yumurta üretiyorsa ve o yumurta içinden bir kaç tanesi yaşayabiliyorsa bu tesadüftür, hiç bir düzen yoktur demektir. “

Yani Allah bir balığın bıraktığı milyonlarca yumurtadan yalnızca bir kaç tanesine hayat veriyorsa neden balıklarda o kadar çok döl üretme yöntemi uygulamış ki ? Başka bir örneğe bakalım.
Kendine iman edip kulluk etmek için yarattığı insanları bir gezegende toplamışsa neden hiç bir işe yaramayan, bizim için bir önemi olmayan başka gezegenler, galaksiler, yıldızlar yaratmış? Düzen bunun neresinde? Kur'an'a baktığımız zaman evrende yaratılmış olan her şeyin belli bir görevi olduğunu, hiç bir şeyin nedensiz yaratılmadığını görüyoruz. Ve yine Kur'an'da evrende yaratılan her şeyin bir nedenle (hikmetle) yaratıldığını ve o nedenin insanlara hizmet olduğunu söylüyor Allah.

Nahl Suresi 3. Ayet
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ (hikmetle) تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Çünkü Allah,gökleri ve yeri anlamsız ve boş yere değil, belli bir hikmete uygun olarak, yani hak ile yaratmıştır. O,müşriklerin ilâhlık pâyesi vererek Allah’a ortak koştukları her şeyin üzerinde ve ötesindedir!

Câsiye Suresi 13. Ayet
وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا مِنْهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Göklerdeki ve yerdeki her şeyi(جَم۪يعًا her şeyi, hepsini)  kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.

Şimdi şu soruya Müslümanların cevap vermesi lazım. Madem hiç bir şey tesadüf sonucu yaratılmamış ve yine madem her şey belli bir amaç için (Kur'an'a göre insanlara hizmet için) yaratılmış o zaman söyleyin; Jüpiter, Mars, Venüs gezegenleri bizlere nasıl hizmet ediyor? Bizden 30 milyar ışık yılı uzaklıkta olan ve Allah tarafından yaratılan z8_GND_5296 2 isimli galaksi hangi gereksinim üzerine yaratıldı ve bize nasıl hizmet ediyor? İşte ancak bu gibi sorulara akılcı cevaplar verdikten sonra evrende olan şeylerin tesadüfle değil Allah tarafından yaratıldığını  ve bir düzen üzerinden çalıştırıldığını iddia etmeniz mümkün. Aksi takdirde evrende gördüğümüz her şeyin mitolojide Tanrı (yaratıcı) sıfatı taşıyan binlerce varlık tarafından yaratılma ihtimali var. Sizin de bu Tanrılar arasından Arapların Allah'ını seçmenizin nedeni Arapların geçmişte işgal edip kılıç gücüyle sizlere dayattığı ideolojidir.

Videonun devamında, 4.dakikalarda Kırmızı Asa'da diğer İslamcıların da sıkça kullandığı ve mantık hatası olan o meşhur soruyu soruyor:

Videonun 4:36 ve 4:43 dakikalar arası: Bir birinden habersiz trilyonlarca parça şu anda NEDEN? ve NASIL?  aynı kurallara uyabiliyorlar?

Cevap: Arkadaşımız Müslümanların sıklıkla mantık hatası yaparak sorduğu soruyu videosunda sormuş. Peki bu soru neden hatalıdır? Öncelikle bir parçacığın kurala uyması için o kuralın varlığını idrak etmesi gerekir. Yani bilinçli olması gerek. Nitekim Kur'an'a baktığımızda parçacıkların bilinçli olduğu kuralı ve kuralı koyanı (Allah'ı) idrak ettiği teziyle karşılaşıyoruz:

“Yedi kat gökler ve yer ve bu ikisi arasındakiler O’nu tesbih ederler; hiçbir şey yoktur ki O’nu hamd ile tesbih etmesin. Ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm’dir, çok bağışlayandır.” (İsrâ, 17/44) (Hadîd, 57/1) (Rahman, 29)

Fakat şu an elimizde atom ve atom altı parçacıkların bilinçli olduğuna dair her hangi bir veri yoktur. Parçacıkların etkileşim yöntemlerini anlayabilmek için biraz da kimyaya inmemiz gerek aslında. Nitekim kimyaya bakıldığında belli elementlerin diğer bazı elementlerle etkileşime girdiği görülür. Örneğin başımız ağrıyor ve ilaç içerek o ağrıyı kesebiliyoruz. Şimdi "içtiğim ilaç nasıl anladı benim başımın ağrıdığını? ve nasıl gidip doğru sinir uçlarına etki ettıi?" dememiz gerçekten cahillik olur. Eğer içtiğimiz ilaç sırf baş ağrısı için üretilmişse onun zaten etkileşime girebileceği tek bir nokta var. Örneğin sıkça duyarız "balık eti gözlerimize iyi gelir" diye. Balık etinin içindeki kimyasallar bizim gözümüzün nerede olduğunu bilmez. Peki nasıl oluyor da gözlerimize iyi gelsin diye tükettiğimiz balık eti gerçekten de gözlerimize iyi geliyor? Çok basit. Balık etinde gözlerimiz için faydalı olan  kimyasalların vücudumuzda etkileşime geçebileceği kimyasallara sahip organlardan biri de gözümüz olduğu için biz gözümüze iyi geliyor diyoruz. Gerçi geçmişte bunun aksini iddia eden Masaru Emoto [3] gibi insanlar da mevcuttu. Masaru suyun (dolayısıyla şu moleküllerinin) bilinçli olduğunu, hatta bir hafızasının olduğunu iddia ediyordu.
Su üzerinde bazı deneyler yaptıktan sonra bu sonuca vardığını iddia eden Masaru'ya Kanadalı skeptik James Randi [4] yaptığı deneyleri ispatlarsa bir milyon Amerikan doları vereceğini bildirmesine rağmen Masaru bunu kabul etmedi.

Parçacıkların bir bilincinin olmasını ispatlayan veri olmadığı için kurallara uyuyor demek mantık hatası olur. Peki nasıl oluyor da bunca bilinçsiz parçacık bir araya gelerek muazzam denilebilecek şeyler yaratabiliyor? Aslında dindarların bu soruyu sormalarının nedeni elde olan son ürüne bakarak kıyas yapmalarıdır.
Bunu daha iyi anlamamız için bir örnek verelim. Örneğin insan. Dindarlar insanın şimdiki haline (yani son ürüne) bakarak "ne muazzam bir yaratılış diyorlar" Oysa insanın evrim sürecine baktığımızda evrim sürecinin insan vücudundaki önemli kanıtları olan dönemine göre kullanılışlı sayılabilen fakat günümüzde kullanılmayan, işlevini yitirmiş, körelmiş organlar görüyoruz.
Bu kanıtlardan bazılarına göz atalım:

Palmaris Longus Kası

Elinizi fotoğrafta gördüğünüz şekilde yaparak bileğinize bakın. Bileğinizden geçen tendonu gördünüz mü? Görmediyseniz sıkıntı yok zira insanların %10-15'inde bu tendon yok. Söz konusu tendon Palmaris Longus [5] ismi verilen bir kasa bağlanıyor. Günümüzde bu kas olmadan doğan insanlar da var. Fakat kollarının işlevselliğinde hiç bir azalma görülmüyor. 3.5 - 4 milyon yıl önce atalarımız bu kasları ağaçlarda yürürken dallara daha sıkı bir şekilde tutunmak için kullanıyorlardı. Şimdi ise bu kasları lemurlar ve kuyruklu maymunlar kullanıyor.

Darwin Yumrusu

Kulağımızı kafa derimize bağlayan 3 kastan biri kulağımızın üst tarafında bulunan küçük yumru kastır. "Why Evolution is True (Evrim Neden Gerçek)" kitabının yazarı Jerty Coyne [6] kitabında "Eğer kulaklarınızı oynatabiliyorsanız o zaman evrimi sergiliyorsunuz demektir"  diye yazıyor. İnsanların büyük çoğunluğunda bu kas hiç bir işe yaramıyor. Bu kasları en çok kullanan kedilerdir. Onlar bu kasların yardımıyla kulaklarını sesin geldiği yöne doğru çevirerek duyma kabiliylerini daha da artırıyorlar.

3.Göz Kapağı

Bir kedinin göz kırpmasını yakından izlerseniz gözlerini yummadan hemen önce bir beyaz zarın gözü kapladığını görürsünüz. Kuşlar, sürüngenler ve balıklarda sıklıkla bulunan bu üçüncü göz kapağı insanlarda da olmasına rağmen işlevini yitirmiştir. Memeli türler içinde bunu kullanan yegane hayvan Batı Afrika'da yaşayan Calabar Angwantibo primatıdır.

Plantaris Kası

Özellikle maymunlar tarafından sıkça kullanılan bu yardımcı kaslar onların çevresindeki nesnelere ayaklarıyla tutmalarına yardımcı oluyor. Bu kas insanlarda da mevcut fakat hiç bir işlevi olmadığı için doktorlar ameliyat gerektiğinde ve dokuya ihtiyaç duyduğunda bu kası keserek alıyor ve vücudun başka bölgelerinde kullanılıyorlar. Ayrıca şuan dünya üzerinde insanların %9'u bu kas olmadan doğuyor.

Kuyruk Sokumu

Dorsa Amir [7] ve birçok bilim insanına göre göre kuyruk sokumu insan vücudundaki en bariz evrim kalıntısıdır. Ağaçlarda yaşadığımız ve hareket ettiğimiz dönemlerde denge sağlamak için kullandığımız kuyruklardan geriye kalan, körelmiş bir mirastır. Aynı zamanda insan evriminin eksaptasyon [8] sürecini kanıtlayan önemli ipuçlarından biridir. Ayrıca günümüzde hala kuyruklu doğan bebeklerin de var olduğu unutulmamalıdır. [9]

Avuçlama Refleksi

Yeni doğmuş bir bebeğin avucuna parmağınızı soktuğunuzda var gücüyle parmağınızı sıktığının şahidi olmuşsunuzdur. Bu refleks DNA yardımıyla bize aktarılan ve geçmişten kalan bir davranış tarzıdır. Özellikle primatlarda yeni doğmuş bebekler ulaşım için annelerini sıkıca avuçlarlar. Evrim geçiren insanların yeni doğan bebekleri primat yavrularına kıyasla daha prematüre [10] doğmaktadır.  İşte bu doğum sebebiyle insan yavrusu başını dik tutamaz yada hareket edemez.

Bunlara ek olarak insan vücudunda apandisit, erkeklerin meme uçları, yirminci yaş dişleri, üşürken veya korkarken tüylerimizin kabarması gibi evrim kalıntıları da mevcuttur. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda insanın günümüzdeki haline bakarak "muhteşem yaratılış" dememiz doğru olmaz. Zira şu an vücudumuzda işlevini yitirmiş onlarca organ var. Dolayısıyla parçacıklar bilinçli bir şekilde etkileşime geçebiliyor veya bir üst akıl (Allah) tarafından etkileşime geçiriliyor denmesi hem bilimsel hem mantıksal bir hatadır.
Meselenin başka bir komik tarafıysa sünnetle ilgilidir. Madem Allah insanı muazzam bir şekilde kusursuz olarak yarattı o zaman erkekler neden sünnet ediliyor? Neden Allah'ın yaratılış şekline müdahale ediyorsunuz?

Sonuç: Sonsuz evreni sınırları belli şeylerle kıyaslamak mantık hatasıdır. Bilim  Evrendeki parçaların genel geçer kuralları olduğu ve bu kurallara zaman bağımsız ve mekan bağımsız şekilde uyulduğu ön kabulüyle yapılıyor fikri doğru değildir. Birbirinden habersiz parçacıklar kurallara uymuyor, zira kurallara uymak için bilinçli olmaları gerekir. Bilinç dediğimiz şeyse nörobiyolojik bir olaydır; atom ve atom altı parçacıklarla ilgisi yoktur.
Ayrıca parçacıkların bilinçli olduğunu ispat eden bir veri mevcut değildir. Evrende düzen yoktur, eğer olsaydı nedensiz ve hiç bir amacı olmayan şeyler yaratılmazdı.

« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

1 yorum