SON YAYINLAR
latest

728x90

DİNLERİN KİTAPLARI

KK

KUR'AN VE İSLAM'DA KADIN

#ARAMIZDA serisinin 6.sı ile sizlerleyim. Bu videoda Kur'anda ve İslam'da kadının konumunu, kadına dair anlatılan sahte masallar ile Kur'an'daki gerçekleri ve Kur'an ayetlerinde kadınlardan bahsedilen kısımları göz önüne alarak kadının aslında İslamdaki yerinin ne olduğunu gösteriyorum.

RİCA: Lütfen kanala abone olup sosyal medyada paylaşarak platforma destek olunuz.

PLATFORMA NASIL DESTEK OLURUM?
İnternet sitemizdeki reklamlara tıklayıp-kapatarak bize ufacıkta olsa bir destekte bulunabilirsiniz.

NOT: Videoda herhangi bir montaj yoktur, bu yüzden dil sürçmeleri için kusura bakmayın.

ANTİK İNKA'DA İLERİ SEVİYE BEYİN CERRAHİSİ

Antik tarih, Bilimsel, Antik medeniyetler, A, İnkalar, İnka toplumu, İnka'larda gelişmiş beyin ameliyatı, İnka'larda kranial anatomi, İnka toplumunda tıp, A, İnkalar hakkında bilinmeyenler
Anlaşıldığı üzere antik İnkalar uzmanların kabul etmeye istekli olduğundan çok daha gelişmiş bir toplumdu. Yeni yapılan çalışma kanıtlamıştır ki antik İnka medeniyeti kafatası cerrahisinde Amerikan İç Savaşında görev yapan doktorlardan çok daha iyidir.

Buna rağmen, birçok yazar ve akademisyen Kolombiya öncesi medeniyetlerin bazılarının oldukça gelişmiş olduğu konusunda hemfikirdir. Birçok Aztek ve Maya medeniyetinin keşiflerinin Avrupa merkezleri kadar ilerlediği görülmektedir.

Günümüzde uzmanlar İnkaların gelişmiş kraniyal ameliyatlar yaptıklarını keşfettiler. Dünya Nöroşirürji dergisinde yayınlanan bir çalışmada İnkaların kazıma, ensizyon ve perforasyon tekniklerini kafatasına mükemmel bir şekilde uyguladıkları ortaya çıktı.

Trepanasyon adı verilen teknik, kafa travması, baş ağrıları, epileptik nöbetler ve akıl hastalığının tedavisi için yıllarca dünyanın çeşitli halkları tarafından kullanılmıştır.

Trepanasyon kafatasına bir deliğin açıldığı tıbbi bir prosedür olarak tanımlanır. Bu teknik antik çağlardan beri uygulanmaktadır ve migren, nöbetler, travma, akıl hastalıkları hatta şeytani bir ele geçirilme olayı gibi bazı semptomları tedavi etmek için kullanılmıştır. Ancak yeni araştırmaya göre İnkalar o alanda diğer medeniyetlere göre daha da gelişmişti. Nasıl olduğu bilinmesede her nasılsa İnka'lar bir şekilde anatomi konusunda uzmanlardı.

Antik tarih, Bilimsel, Antik medeniyetler, A, İnkalar, İnka toplumu, İnka'larda gelişmiş beyin ameliyatı, İnka'larda kranial anatomi, İnka toplumunda tıp, A, İnkalar hakkında bilinmeyenler
Konuyla ilgili olarak Miami Miller Tıp Fakültesi'nde tıp profesörü olan David S. Kushner, “Kranial anatomiyi biliyor ve daha çok kanamaya sebep olacak bölgelerden kaçınmış gibi görünüyorlar” dedi.

Çalışmanın sonucundaki bulgular İnka'ların İ.Ö. 400 yılları arasında üzerinde işlem yaptığı 800'den fazla kafatasının değerlendirilmesine dayanmaktadır ve tüm bunlar 1500 yılında Peru'da keşfedilmiştir.

Araştırmacılara göre İnka İmparatorluğu'ndaki bu ameliyatların sonrasındaki ölüm oranı % 17 ile % 25 arasında değişiyordu.

Karşılaştırma yapıldığında ise İnka'lardan yüzyıllar sonra, Kuzey Amerika İç Savaşı sırasında yapılan kranial operasyonlara bakıldığında ölüm oranının % 46 ile 56 arasında olduğu görülüyor.

Bilim adamları İnkaların başarısının nedenini bilmiyorlar ama hijyenin belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyorlar.

David S. Kushner, “En erkenden en son zamana kadar antik İnka toplumu hangi tekniklerin daha iyi olduğunu ve dura'ya daha az zarar verdiğini biliyordu” diyor.

Beyin etrafını saran bir zar olan dura, sıvı içerir ve enfeksiyonu önler. Uzmanların raporuna göre değişen tekniklerine bakıldığında İnkalar hayatta kalmanın enfeksiyondan kaçınmaya bağlı olduğunubiliyordu.

David S. Kushner bu konuda şunu söylüyor: "Eski Peru'luların enfeksiyonları nasıl önlediklerini bilmiyoruz, ancak bu alanda çok iyilerdi."

Yazan & Çeviren: A.Kara

KUR'AN'DAKİ HATALI MAL PAYLAŞIM HESABI | #ARAMIZDA 5

Merhaba arkadaşlar, #ARAMIZDA 5" ile sizlerleyim. Nisa 11-12 de mal paylaşımı ile ilgili nasıl bir çelişki - yanlış hesap olduğunu sizlere göstermek istedim.

RİCA: Lütfen kanala abone olup sosyal medyada paylaşarak platforma destek olunuz.

PLATFORMA NASIL DESTEK OLURUM?
İnternet sitemizdeki reklamlara tıklayıp-kapatarak bize ufacıkta olsa bir destekte bulunabilirsiniz.

NOT: Videoda herhangi bir montaj yoktur, bu yüzden dil sürçmeleri için kusura bakmayın.

ARAŞTIRMACILAR 100 MİLYON YILLIK BEBEK YILAN FOSİLİ BULDULAR

Bilim adamları mükemmel bir keşfe rastladılar.
Çin Akademisi'nden bilim adamları Güneydoğu Asya'daki şuan Myanmar olarak bilinen ormanda kehribar rengi bir arkeolojik parçanın içinde kalmış yılanın kalıntılarına rastladılar. Bu şimdiye kadar keşfedilmiş en eski bebek yılan olduğu için arkeoloji ve bilim açısından inanılmaz bir keşif.

Üst Kretase döneminde yaşamış olan yeni türler Xiaophis myanmarensis'in bilimsel ismini aldılar.

Yaklaşık 5 santimetre uzunluğundaki fosilin kafatasını yitirdiği görüldü. Bu yüzden bilim adamlarından oluşan ekip kemiklerin büyüklüğünü, şeklini ve yönünü incelemek için mikroskoplar ve x-ışını taramalarını kullandılar.

Daha sonra araştırmacılar yeni fosilin kemik yapısını, evrimsel kayıtlarda nereye uyduğunu görmek için araştırma yaptılar ve onu mevcut bir yılan fosilinin veri tabanına benzettiler.
Bilim, Arkeolojik buluntular, Bilimsel, 100 milyon yıllık yılan sofili,Yılan fosili,100 milyon yıllık bebek yılan fosili,Dinozorlar çağında sürüngen,Bebek yılan fosili,A
Bu buluş yılanların düşünüldüğünden çok daha önce sualtı ve kıyı bölgelerinden ormanlık ortamlara taşınmış olabileceğini ve yılanların spinal kemiklerini geliştirdiği mekanizmanın milyonlarca yıl içinde çok az değiştiğini ortaya koydu ve araştırmacılar bu bilimsel gelişmeleri raporladı.

Uzmanlar boyutu gerçekten küçük olan bu yılanın bir insan eline sığabileceğini söylüyor. Keşfe katılan uzmanlar sürüngenlerin dünyayı dinozorlarla paylaştığı dönemden bu yana yılanın evrimi hakkında bir fikir verdiğini söylüyorlar.

Bilimsel Gelişmeler dergisinde yayınlanan bir rapora göre, bilim adamlarının uyguladığı X-ışını çalışmaları sonucunda eski kıtasal blog olan Gondwana ile diğer Kretase türleri arasında önemli benzerlikler saptandı.

Bilim, Arkeolojik buluntular, Bilimsel, 100 milyon yıllık yılan sofili,Yılan fosili,100 milyon yıllık bebek yılan fosili,Dinozorlar çağında sürüngen,Bebek yılan fosili,A
Bu keşif sayesinde araştırmacılar yılan omurgasının milyonlarca yıl önce nasıl geliştiğini, özellikle omuriliği birleştiren eklemlerin ve zamanla omuriliğe dönüşen tüpün kapanışının oluşumunu inceleyebilecekler.

Bu kehribar tortuları yapıları gereği fosilleri milyonlarca yıl boyunca mükemmel durumda koruma yetenekleri ile tanınırlar. Bulunan bu kehribar parçalarından birinde bir parça yılan derisi, diğerinde ise bir bebek yılanının iskeleti, 97 omur ve kaburga bulunmaktadır.

KİLİSELER BAĞIŞ İÇİN KART OKUYUCU KULLANMAYA BAŞLADI

Dini Haber, Haberler, Kiliseler kart okuyucu kullanmaya başladı,Kiliseye kart ile bağış,Bağış için kredi kartı kullanımı,İngiltere Kilisesi,ABD Kiliseleri,Kiliselere dijital bağış
DOKUN VE DUA ET!
KİLİSELER BAĞIŞ İÇİN KART OKUYUCU KULLANMA BAŞLADI

Dünya genelindeki binlerce Hristiyan kilisesi artık insanlar üzerinde nakit olarak para taşımadığından bağış toplamak için taşınabilir kart okuyucular veya uygulamalar kullanmaya başladı.

İngiltere Kilisesi'ne artık yaklaşık 16.000 dini alanın artık taşınabilir kart okuyucularına erişebileceğini söylüyor. ABD'de ise yüzlerce kilise sadık takipçilerinin bağış yapabilmesi için kartlarını kullanabilecekleri kulübeler kurdu. Ayrıca kiliseler için paranın herhangi bir zamanda gönderilebileceği akıllı telefon uygulamalarını popülerleşmeye başladı.

İngiltere'nin ulusal yönetim kurulu başkanı John Preston, “Özellikle para taşımayan genç kilise takipçileri için işlerimizi hızla değiştiriyoruz ve tüm nesillerin ibadet yerlerinden en iyi şekilde yararlanmasını istiyoruz” dedi.

Teknolojiler, web sitesi üzerinden yapılan bağışlardan uygulamalara ve kilisede oluşturulan fiziksel ekranlara kadar çeşitlilik göstermektedir. Temassız kart okuyucusu ise özellikle İngiltere Kilisesi'nin  benimsediği daha yeni bir evrimdir.

Graham Hunter konuyla ilgili şöyle diyor:
"İncil tanrıyı baş teknik subay, baş tekniker, geleceğe dair bir mimar olarak tanımlar. Yani böylece Tanrı yaratıcı ve yeni teknolojiler üretiyor dolayısı ile biz de öyle yapmalıyız"

Haber Tarihi: 07/08/2018

KAMİ NEDİR ?

Şintoizm, A,din,Japonların dini,Japonlar neye inanıyor?,Japon Tanrısı,Japonların dini inançları,Kami Nedir?,Kami,Japon'ların inandığı güçler,Uzakdoğu dinleri,Şintoizm ve Kami
Şintoizm Kami inancına ve ibadetine dayalıdır. Peki ama Kami nedir?
Kami'nin en iyi tercümesi "ruh "'dur, ancak bu karmaşık bir kavramın aşırı basitleştirilmiş halidir - kami aynı zamanda manzara unsurları veya doğa güçleri olabilir.
Kamiler, insana yakındır ve insanların dualarına cevap verir. Doğal güçlerin seyrini ve insan olaylarını etkileyebilirler.
Şinto geleneğine göre Japonya'da sekiz milyon milyon kami vardır.

Şintoizm inancı, kami'nin çeşitli fikirlerini içerir. Bunlar birbirleriyle yakından ilişkili iken, tamamen değiştirilebilir değildir ve sadece aynı düşüncenin farklı fikirlerini değil farklı düşüncelerini de yansıtmaktadır.

Yani kelime, varoluşun özünü ya da her şeyde varoluşun özünü ve varlık özünü huşu uyandıran bir şekilde gösteren belirli şeyleri ifade etmek için kullanılır. Sadece kami tabiatını çarpıcı bir biçimde gösteren şeylere kami denir.

Kami nitelik olarak neredeyse her şeydeki kutsal veya mistik unsurdur. Her şeydedir ve her yerde bulunur ve bir nesneyi başka bir şey yerine kendisi yapan şeydir (Örneğin bir taş eğer taş olacaksa onu taş olduran, başka bir şey olmasının önüne geçen odur. Diğer bir deyişle Kami olmazsa bir kuş, kuş olmak yerine başka bir şey olabilir, onu kuş olduran güç Kami'dir). "Kami" kelimesi gizli olan anlamına gelir.

Kami'nin "Musubi" adı verilen özel bir hayat veren uyum sağlayan gücü vardır ve "Makoto" (aynı zamanda samimiyet olarak da tercüme edilir) adlı gerçek bir iradesi bulunur.
Fakat tüm Kami'ler iyi değildir, bazıları kötüdürler.

Bir Tanrı Olarak "Kami"
Kami'nin Tanrı ile aynı olduğu düşüncesi kısmen Mukaddes Kitabın 19.yüzyılda Japoncaya çevrilmesi sırasında “Tanrı” kelimesini çevirmek için kullanılmasından kaynaklanıyor.

Bu olay Japonlar arasında bile büyük bir karmaşaya neden oldu: Şinto ilahiyatçısı Ueda Kenji, 1990 yılında giriş yapan öğrencilerin yaklaşık % 65'inin Şintoizm'deki Kami'yi, batılı bir kavram olan Tanrı ile ilişkilendirdiklerini söylüyordu. Halbuki Kami aslında Batı'nın Tanrı kavramından çok farklıdır.

KAMİ
(Kami kavramını açıklamak oldukça zor.)

Anlayışı kolaylaştırmak için kami genellikle ruhlar veya tanrılar, ilahi varlıklar olarak tanımlanır. Ama kami diğer inançların tanrılarına pek benzemez:

  • Kami pek çok dinde bulunan her şeyden aşkın ve her şeye kadir tanrılar gibi ilahi değildir.
  • Kami her şeye kadir değildir.
  • Kami mükemmel değildir - bazen hata yapar ve kötü davranır.
  • Kami, insandan veya doğadan farklı değildir, onlar yaşam enerjisinin sadece daha yüksek bir tezahürüdür, olağanüstü veya müthiş bir versiyonudur.
  • Kami, doğaüstü bir evrende mevcut değildir, onlar insanlar ve doğa dünyasıyla aynı dünyada yaşarlar.

Kami, evreni yaratan tanrıları içerir ancak şunları da içerebilir:

  • Birçok canlı varlıkta yaşayan ruhlar
  • Bazıları kendilerini var ederler:
  • Dağ ve göller gibi manzara unsurları,
  • Doğanın güçlü kuvvetleri, fırtınalar ve depremler gibi.
  • Ölümlerinden sonra bazı insanların kami olması.

Kami terimi bazen bir şeylerde yaşayan ruhlara uygulanır, fakat aynı zamanda doğrudan şeylerin kendilerine de uygulanır. Bu yüzden dağın ya da şelalenin kamisi, dağ ya da şelale ruhu değil, gerçek dağ ya da şelale olabilir.

3 tip Kami özellikle önemlidir:

  • Klanların ataları Ujigami: Kabile zamanında, her grup belirli bir kaminin hem ataları hem de koruyucusu olduğuna inanmış ve bu ruha ibadetlerini tahsis etmiştir.
  • Doğal nesnelerin ve yaratıkların ve doğa güçlerinin Kamisi.
  • Olağanüstü başarıya sahip ölü insanların ruhları.

Kami'nin Japonca Bir Açıklaması
Şinto'nun yeniden canlandırılması için uğraşan, en seçkin Japon din adamlarından ve meraklılarından biri olan Motoori Norinaga (1730-1801) Kami'yi şöyle tarif etti:
"'Kami' kelimesinin anlamını henüz anlamadım. Klasiklerde en genel anlamda, gökyüzü ve yeryüzü ile ilgili tüm ilahi varlıklar şeklinde görülür. Daha özel olarak Kami, tapınaklarda bulunan ve ibadet edilen ruhlardır."
Prensip olarak insanlar, kuşlar, hayvanlar, ağaçlar, bitkiler, dağlar, okyanuslar - hepsi kami olabilir. Antik kullanıma göre bir huşu duyumuna da kami deniyordu.

En Önemli Kamiler
Amaterasu (Amaterasu-Omikami)
Genellikle 'Güneş Tanrısı' olarak tercüme edilir ve Kami'nin en büyüğüdür. Ise türbesinin Kamisi ve İmparatorluk ailesinin atasıdır.

Benten / Benzaiten
Müzik ve sanat ile ilişkili Hindu kökenli bir kadın Kami'dir.

Ebisu
Refah getiren bir Kami. Aslen İzanami ve İzanagi'nin terk edilmiş asalak çocuğudur.

Hachiman
Okçuluk ve savaş tanrısı.

İzanami - İzanagi
Japonya'yı doğuran iki Kami.

Konpira / Kompira
Şimdilerde denizlerde güvenliği sağlayan bir Kami, ama aslında bir Budist tanrısı. Denizcileri, balıkçıları ve satıcı nakliyesini korur.

Susanoo
Rüzgârın Kami'si ya da felaketlerden hem koruyan hem de koruyan fırtına tanrısıdır. Amaterasu'nun kardeşidir.

Tenjin
Eğitim Kami'sidir, fakat aslında Japon bilim adamı "Sugawara No Michizane"dir. Ebeveynler ve çocuklar sıklıkla Tenjin'den sınavlarda başarı sağlamasını isterler.

Kaynak: BBC

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

BİLİM ADAMLARINA GÖRE MAYA MEDENİYETİNİN YOK OLUŞ NEDENİ

Bilim, tarih, A, Maya medeniyeti, Antik Maya medeniyeti, Maya medeniyeti nasıl ortadan kayboldu? Maya medeniyetine dair teoriler, Mayalar, Maya,
Antik Maya medeniyeti, MS 800'e kadar Orta ve Güney Amerika'ya hükmettiler.
Mısır'daki piramitlerin karmaşıklığına rakip olacak kadar süper, masalsı, astronomik olarak hizalanmış tapınakları ve inanılmaz piramitleri inşa ettiler. Ancak, MS 1000'de gizemli bir şekilde bu medeniyet ortadan kayboldu. Uzmanlar ise onlara ne olduğunu merak ediyor ve araştırıyorlar.

Asırlar boyunca akademisyenler Amerika kıtasının en büyük uygarlıklarından birine ne olduğunu anlamaya çalıştılar ve konuyla ilgili birçok teori önerdiler.

Artık araştırmacılar antik Maya medeniyetinin iz bırakmadan nasıl ortadan kaybolduğunun ardındaki gizemi çözdüklerini söylüyorlar. Uzmanlara göre Maya medeniyeti son derece güçlü bir kuraklık yüzünden çöktü.

Bu ölçümlere dayanarak, araştırmacılar, Maya uygarlığının çöküşü sırasında yıllık yağışların % 41 ile % 54 arasında azaldığını, tepe kuraklık koşullarında % 70'e varan oranlarda yağışlarda azalma olduğunu, bu yüzden nemin azaldığını bulmuşlardır. Bugün ise bu oran % 2 ile % 7 arasında değişmektedir. Sonuçlar "Science" dergisinde bildirilmiştir.

16. yüzyılda İspanyollar geldiğinde, Maya üzümleri Mayalılar tarafından inşa edilen, terkedilmiş dev antik Piramit şehirlerinde gelişiyordu.

Geçmişte akademisyenler antik Maya'nın yabancı güçlerin istilası, savaş, hastalıkların yayılması ve ticaretin durması nedeniyle çökmüş olabileceğini öne sürmüşlerdir. Bununla birlikte, Cambridge ve Florida üniversitelerinden gelen bilim adamları, uzun bir kuraklık döneminin bu geniş uygarlık üzerinde yıkıcı etkilere neden olduğuna dair güçlü kanıtlar buldular.

Araştırmacılar bu sonuçlarına ulaşmak için Maya toplumunun bulunduğu Chichancanab Gölü'nden aldıkları su örnekleri üzerinde çalıştılar. Uzmanlar kuraklık dönemlerinde göllerde oluşan alçıtaşı suyunun izotoplarını ve minerallerini ölçtüler.

Alçıtaşı kuruyup şekillenince su molekülleri onun kristal yapısına yapışır ve yapışan bu su örnekleri eski göl suyunda bulunan farklı izotopları kaydeder.

Cambridge’deki Yer Bilimleri Bölümünde okuyan Nick Evans raporunda konuyla ilgili şöyle diyor: "Maya medeniyetinin çöküşündeki iklim değişikliğinin rolü kısmen tartışmalıdır, çünkü önceki kayıtlar kalitatif rekonstrüksiyonlarla sınırlıdır, örneğin hava koşulları daha nemli ya da daha kuru olmuş olabilir gibi. Çalışmamız Maya çöküşü sırasında yağış ve nem seviyelerinin istatistiksel olarak sağlam tahminlerini sağladığı için önemli bir ilerlemeyi temsil ediyor."

Yazan & Çeviren: A.Kara

HESAT

A,mitoloji, mısır mitolojisi, Hesat,Heset,Hesahet,Hesaret,Hesahat,Besinlerin yaratıcısı,Heset birası, Mısır Tanrıçaları, Ra'nın karısı
Hesat (Heset, Hesahet veya Hesaret), Hathor'un dünyevi tezahürü olarak kabul edilen Eski Mısır'daki bir inek tanrıçasıydı.

"Tüm besinlerin yaratıcısı" olarak adlandırıldı ve adı, "Heset birası" olarak bilinen süt ile ("hesa") aynı köke sahipti. Boynuzları arasında bir güneş diski ile ya da boynuzları üzerinde bir yiyecek tepsisi ve memelerinden gelen süt ile ilahi bir beyaz inek olarak resmedildi.

Hesat, diğer tanrıların, emziren annelerin ve hamile kadınların süt annesi olarak görülüyordu. Ayrıca Anubis'in annesi olduğu düşünülüyordu. Böylece bütün besinlerin yaratıcısı, ölülerin tanrısını da (daha sonra mumyalama tanrısı) doğurmuştu. Erken zamanlarda dünyasal tezahürü Mnevis Boğası olan Ra'nın karısıydı. Mnevis, Hesat ve Anubis üçlüsüne Heliopolis'te ibadet ediliyordu.

Yazan & Çeviren: A.Kara

İLK MÜSLÜMAN KİM? | #ARAMIZDA 4

#ARAMIZDA 4 ile merhaba!
Kur'ana göre ilk müslüman kimdir?
Bu konuda nasıl bir çelişki barındırır?
Diyanet çelişkinin üzerini örtmeye çalışsa da neden tam olarak gizlenemiyor?

NOT: Videoda herhangi bir montaj yoktur, bu yüzden dil sürçmeleri için kusura bakmayın.

RİCA: Lütfen kanala abone olup sosyal medyada paylaşarak platforma destek olunuz.

HATMEHYT (HATMEHİT)

A,mitoloji, mısır mitolojisi, Mısır Tanrıçaları, Balık tanrıçası,Balık tılsımı
Hatmehyt (ya da Hatmehit), Eski Mısır'ın deltası bölgesinde, özellikle de Mendes'de (Per-banebdjedet ya da Banebdjed'in yeri) ibadet edilen bir balık tanrıçasıydı. Sembolü bir balıktı ve Hatmehyt'nin bölgenin en önemli tanrısı olduğu araştırmacılarla doğruladı. Ancak, daha sonraki zamanlarda onun pozisyonu Banebdjed (Osiris'in bir yönü) tarafından gasp edildi. O, İsis tarafından (Isis'ın bir yönü olarak) Harpakhına'nın annesiydi (Harpakhred, “Çocuk Horus”) olarak görülüyordu.

Hatmehyt'in Balık Tılsımı
Onun adı "balıkların önünde olan" veya "balıkların en başında" olarak tercüme edilebilir. Onun (küçük) balık kültlerinin en önemlisi olduğu ya da en eski balık tanrısı olduğu düşünülmektedir. Bazen bir balık (ya bir yunus ya da lepidotus balığı) ya da kafasında "Balık" amblemi olan bir kadın olarak tasvir edilmiştir.

Yazan & Çeviren: A.Kara

AGARTHA VE SHAMBHALA

N.Kara, Açıklanamayanlar, Agartha ve Shambhala,Agartha ve Şambala,Yer altındaki gizemli dünya,mitoloji,Kayıp dünya teorisi,Amiral Byrd,Amiral Byrd'ın günlüğü,Kayıp dünya ve Hitler
AGARTHA: YER ALTINDAKİ GİZEMLİ DÜNYANIN SIRLARI
Agartha tarih boyunca önemli bir yere sahip olmuş Kayıp Dünya veya İç Dünya teorisi ; yer kabuğunun altında başka dünyaların da var olduğunu ,oraya gidilebilecek yolun kutup noktalarındaki delikler ve yer altındaki tüneller aracılığı ile girileceğini iddia ederler. Size bu tuhaf efsanenin tarihini ve teorinin gizemli noktalarını aktaracağım. Bu efsane Eski Mısır'dan Budizm'e,Hitler’e ve oradan da uzaylılara kadar uzanıyor.

Bende uzun yıllardır bu efsaneyi çok merak etmişimdir. O yüzden şimdiden söylememde fayda var yazım hayli uzun olacak. Ama emin olun bu efsane size çok ilginç gelecek.

AGARTHA VE SHAMBHALA (ŞAMBALA)
Gizemli ve Kayıp Dünya'nın teorisini anlamak için önce Agartha ve Şambala'yı kısaca anlatalım. Efsaneye göre ; çok eski zamanlarda Himalaya Dağları'nın altında yer alan sonsuz mağaralar ülkesi bulunmaktaydı. Buraya uzaysal kökenli üstün bir ırk yerleşti.Bu uzaylı ırkın insanları bir süre sonra ikiye ayrıldılar. Bu iki bölüm Agartha ve Şambala'dır. Yani Agartha sağ el (iyilik,dürüstlük yolu) Şambala sol el (karanlık yol ) 'dur. Şambala dünyayı ele geçirmek istese de , Agartha  dünya toplumlarından uzak kalmayı tercih etmiştir. Ayrıca bu efsaneyi Budizm de kabul etmiştir.

MİTOLOJİDE KAYIP DÜNYA
Agartha Kayıp Dünya ! Hyperborea olarak geçen bu ülke Kuzey Trakya’da bulunan hayali bir bölgededir.  Antik Yunan mitolojisinde bu şekilde geçmektedir. Bu ülkede her şey mükemmeldir. Hiç akşam olmamakta ve  günde 24 saat güneş parlamaktadır. Onlara göre Dünya’nın içinde bulunan bir Güneş’tir. Bu Güneş bizim Dünyamızdaki Güneş’imiz değil. Ayrıca İç Dünya’ya Mısır, Tibet, Yucatan, Bermuda Üçgeni, Rusya ve Afrika’dan girişler vardır.
Budistler de Agartha'nın ilk kez kolonileştiğini şöyle anlatmaktadır. Onlara göre binlerce yıl önce kutsal bir adam kabilelerini yerin altında kaybettiğinde Agartha kolonileşti. Budistler yeraltı krallığının nüfusunun milyonlarca olduğuna inanır. Ve krallıktaki insanların Dünya’nın yüzeyinde bulunan bilimlerden çok daha üstün bir bilime sahip olduğunu iddia ederler. Bu bilimsel iddiaya örnek olarak yeraltı tünellerinde muazzam hızlarla ilerleyen arabalar da vardır.

Diğer uygarlıklarda Navajo efsaneleri yazıları şöyle geçmektedir:
Eskimo ,Mısır ve Çin yazılarında onların atalarının Dünya’nın içindeki cennet topraklardan geldiği söylenir. Kuzeyde bulunan büyük bir açıklıktan ve Dünya kabuğunun altında yaşamakta olan insan ırkından bahsederler.

Pueblo Yerlilerinin mitolojik hikayelerinde kendi tanrılarının kaynağının da iç dünyadan geldiğini söylenmektedir. Ayrıca hikayeye göre İç Dünya Kuzey'deki bir delik ile yeryüzünde bulunan insanlara bağlanmaktadır.

Yerli Amerikalı halklar arasında olağanüstü güçleri olan bu kadim insanların büyük bir tufan tarafından büyük mağaralardan dışarı sürüldüğü de anlatılmaktadır. Ayrıca bu efsaneler insanın atalarının Dünya'nın altından geldiğini öğretir. Daha sonra yüzeye çıktıklarında ise , kendi tapınaklarını aramadan önce büyük bilgilerini insan ırkına aktardıkları söylenir.

Tolteklerin ve Azteklerin büyük lideri olan kadim Quetzalcoatl efsanelerinde, onun sekiz gün boyunca bir uçan dairede gözden kaybolduğu ve yeraltı dünyasını ziyaret ettiği anlatılır.
İslâm’da da Kehf olarak geçen inanç (yeraltı mağaralar şebekesi)olarak geçmektedir. Ayrıca Kuran-ı Kerim’de geçen Ye’cüc-Me’cüc, Tevrat ve İncil’de Gog, insana benzeyen yeraltı ırklarıdır. Bir örnek verilecek olursa özellikle bu üstün ırkın Himalaya dağları altındaki geniş, çok büyük mağara-galerilerde yaşadıklarına inanılır.

DELİKLER VE TÜNELLER
Onlara göre yeraltı ülkesinin giriş yolu Kuzey ve Güney Kutbu'ndaki büyük deliklerdir (bunlar uydu fotağrafları ile kanıtlanmıştır). Dünyanın birçok noktasına bu tünel ve deliklerle varılabileceğini söylerlerler. Tibet’in başkenti Lhasa’nın İç Dünya’ya bir tünel ile bağlandığı ve Giza’daki Büyük Piramit’in tabanındaki gizli odaları Agartha’ya bağladığına inanılır. Tibetdeki tünelin sırrını saklamak için yemin eden Lamalar ya da Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğu söylenir. Ülkemizde de Nevşehir, Niğde, Göreme gibi bölgelerdeki mağaralar ve tüneller ağının bu teoriyi desteklediği düşünülmektedir.

EFSANENİN TEK TANIĞI AMİRAL BYRD
1947 yılında yaptığı Kuzey Kutbu seyahatinde burayı gördüğünü iddia eden Amiral Richard Byrd oldu.Binlerce yıllık Kayıp Dünya teorisini doğrulayan tek isimdi. Yaşadıklarını da günlüğüne detaylı bir şekilde kaydetti.

Amiral Byrd bir telsizci ile birlikte 19 Şubat 1947 günü Kuzey Kutbu’na bir uçuş yapmak istedi ve görev aldı. Karlı bir hava içinde süzülürken uçağıyla 7000 metre yüksekliğe çıktığında her şey yolundaydı. Ancak karşılaştığı bir türbülans sonucunda 1000 metreye kadar inmeye karar verdi. Uçağıyla indiği o yerin hemen altında dümdüz uzanan bir buz alanı gördü. Amiral inanılmaz bir manzara ile karşılaşmıştı. Kar yağıyordu ve gökyüzü kırmızıdan mora kadar tüm renklere bürünmüştü. Ardından kısa bir uçuştan sonra dağlık bir bölgeye geldi. Yarım saat kadar sıra dağlar üzerinde uçtu. Byrd uçağıyla 8900 metreye çıkmıştı. Ancak bu dağları tanımlayamıyordu, haritada yer almamışlardı. Sonra birden dağların arasında ve tam ortada akan bir nehir gördü. Tuhaf olan bi şey vardı. Normalde buz ve kar olması gerekirken o yerde yeşil ormanlar vardı.

Amiral Byrd hemen oraya inmeye karar verdi. 4000 metreye kadar indiğinde altında tamamen yemyeşil bir alan vardı. Güneşi göremiyordu çünkü ışık çok farklıydı. Biraz daha aşağıya indiğinde ise, garip hayvanlar gördü. İlk baktığında gördüğü şeyin fil olduğunu düşündü. Ama daha da yaklaşıp hayvanlara baktığında bunların birer mamut olduğunu fark etti. Ardından Amiral bu gördüklerini üsle paylaşmak istedi ama olmadı... Çünkü artık telsiz bağlantısı kuramıyordu.

Bulunduğu yerde sıcaklık 23 dereceydi. Amiral uçakla yol almaya karar verdi. Daha ileride yer alan kent benzeri bir yer olduğunu farketti. Uçak hafifledi, tüy gibi dalgalanarak uçuyordu. Uçak adeta bilinmeyen bir güç tarafından kontrol altına alınmıştı. Bu ağır uçuş sırasında Amiral karşıdan kendisine doğru yaklaşmakta olan bir başka uçan cismi gördü. Bu disk biçiminde parlak bir nesneydi. Ve uçan cismin üzerinde bir gamalı haç işareti vardı.

Amiral bir süre sonra Alman ya da İsveç aksanıyla konuşan birinin telsizden kendisine hitap eden sesini duydu. Bu ingilizce konuşan biriydi.“Bölgemize hoş geldiniz Amiral. Sizi 7 dakika içinde indireceğiz. Güvendesiniz rahat olun.” Ardından uçağın motorları durdu ve sanki garip bir gücün etkisi altındaymış gibi uçak kendi çevresinde dönüyordu. Amiral inişe geçmişti ama o an kendisini görünmeyen dev bir asansörün içindeymiş gibi hissetti. Uçak şiddetle titremeye başladı ve kısa bir süre sonra hafifçe yere temas etti. Amiral büyük bir heyecan içindeydi. Bulunduğu yer gereğinden fazla huzurluydu. Ardından kendisini karşılamaya gelen çok uzun boylu ve  sarışın insanları gördü. Uzakta büyük parlak binaların olduğu bir kent vardı. Amiral ve yanındaki mürettebat, bu garip yerin ev sahipleri tarafından son derece kibar ve dostça tavırlarla karşılandılar.

Amiral, mürettebatı ve Agarthalılar şehre girmek için önce tekerlekleri olmayan düz bir platforma çıktılar ve hızla parlak şehre doğru hareket ettiler. Sanki binalar kristalden yapılmış gibiydi. Amiral gördüklerini hayretle izliyor 'Ancak bunlar öncü mimari eserler ya da bilim kurgu filmlerinde olabilir' diyordu. Amiral Byrd kendilerine ikram edilen içecekleri içtikten sonra iki hostes tarafından başka bir yere götürüldüler . Burası upuzun bir koridordu. Koridor çok aydınlıktı çünkü duvarların içinden gelen gül kurusu rengine benzer ışık her yeri eşit derecede aydınlatıyordu. Sonra bir kapının önünde durdular. Bu kapının üzerinde anlayamadığı derece karmaşık yazılar vardı ve ardından kapı sessizce açıldı. Yanında bulunan hosteslerden biri Amiral’e endişelenmemesi gerektiğini O'nu Üstad’ın huzuruna çıkaracağını söyledi.

AMİRALİN GÜNLÜĞÜNDEN ÜSTADLA KONUŞMASI
Konuşma şöyle geçiyor :
''İçeri giriyorum, çarpıcı renkler görüyorum, oda büyüleyici ve çok etkileyici. Karşımda çok güzel bir insan var, gördüklerimi anlatamıyorum, bildiğim sözcükler buna yeterli değil. İnsan gibi ama çok daha ötesinde, huzur ve mutluluk yayıyor. Düşüncelerim kesiliyor, melodik ve sıcak bir sesle konuşuyor; ''Yerimize hoş geldiniz Amiral''

''O, bir erkek, yüzünde çok uzun yılların izleri var, uzun bir masada oturuyor sonra kalkıp, bana oturmam için gösteriyor. Oturuyoruz, bana bakıp gülümsüyor ve yine o yumuşak ve melodik sesle konuşuyor; ''Sizin buraya girmenize izin verdik çünkü siz dünyanın yüzeyinde tanınan asil birisiniz.'' Dünyanın yüzeyi mi? diyor ve soluğumu tutuyorum. Gülümsüyor ve; ''Evet, şu anda İç Dünya´nın Arianni bölgesindesiniz. Sizi görevinizden fazla alıkoymayacağım, güvenle yüzeye geri döneceksiniz. Ama şimdi Amiral, sizi neden buraya çağırdığımızı söyleyeceğim. Irkınızın Japonya´da Hiroshima ve Nagasaki´de patlattığı ilk atom bombalarıyla çok ilgiliyiz. Bu nedenle alarma geçtik ve uçan araçlarımızı yolladık, biz bunlara 'Flugelrad' diyoruz. Sizi gözlüyorlar ve ırkınızın yüzeyde ne yaptığını araştırıyorlar. Bütün bunlar geçmişte kaldı Amiral ama biz devam etmek zorundayız. Irkınızın savaşlarına ve barbarlığına daha önce hiç karışmadık ama şimdi durum farklı. İnsanlık için uygun olmayan doğal bir gücü yani atomik enerjiyi öğrendiniz. Özel görevlilerimiz dünyanızdaki güçlere mesajlar veriyorlar ama henüz bir tepki vermediler. Şimdi sizi dünyamızın varlığını gören bir tanık olarak seçtik. Irkınızdan binlerce yıl daha eski olan kültürümüzü, bilimimizi göreceksiniz Amiral.''

''Sözünü kesiyor ve benimle ne yapacaklarını soruyorum. Üstad delici bakışlarıyla sanki düşüncelerimi okuyor ve bir zaman sonra cevap veriyor;''Irkınız şu anda dönüşü olmayan noktaya ulaştı. Aranızda ellerindeki gücü bırakmaktansa, dünyayı yok etmeyi göze alacak olanlar var'' Başımı sallıyorum ve devam ediyor; ''1945'de ve sonrasında ırkınızla ilişki kurmaya çalıştık ama düşmanca davranıldı, Flugelrad´larımıza ateş açılıp, düşürüldüler. Savaş uçaklarınız, kötü amaçlarla düşmanca davranarak bizimkileri kovaladılar. Şimdi sana şunu söylüyorum oğlum; dünyanızda çok büyük bir kötülük fırtınası oluşmakta, kara bir öfke ve şiddet yıllardır hiç eksilmeden, artarak birikiyor. Silahlanmanızın bir anlamı yok, biliminizde güvenli bir yer yok. Kültürünüzde açan her çiçek, öfke ve hiddetle ezilip, yok ediliyor, tüm insan canlılar derin bir kaosun içine düştüler. Yaşadığınız son savaş daha sonra ırkınızın başına geleceklerin sadece bir başlangıcı. Biz burada her geçen saat durumu daha açık görüyoruz. Söylediklerimde bir yanlış var mı?''Hayır, bu eskiden de oldu, karanlık çağlar geldi ama beş yüz yıl önce sona erdi, diyorum. Üstad devam ediyor; ''Evet, oğlum. Karanlık çağlar asıl şimdi ırkınızın üzerine geliyor, karanlık dünyayı bir örtü gibi örtecek ama inanıyorum ki ırkınızdan bazıları yaşamayı başaracaklar ama buna daha zaman var, fazlası söylenmemeli. Çok uzaklarda ırkınızın yıkıntıları arasından yeni bir dünya doğacak, kayıp efsanevi hazineleri arayacaklar ve oğlum bizim korumamızda güvenlikte olacaklar. Zamanı geldiğinde biz ırkınıza ve kültürünüze yardım edeceğiz, belki savaşın ve çekişmelerin boş yere olduğunu bir gün öğreneceksiniz, ancak bundan sonra ırkınız tekrar kültürü ve bilimi elde edebilecek. Şimdi oğlum, bu mesajla beraber yüzeye dönebilirsin''

Döndükten sonra Pentagon’daki bir toplantıda bildiklerini anlatan Amiral'e yetkililer 'Bildiklerini kimseye anlatma ve sakla' diye bildirimde bulundular. Tabi yetkililer tarafından söyledikleri de kayda alınmıştı.

KAYIP DÜNYA TEORİSİNİN GELİŞİMİ VE HİTLER
1818’de Ohio’da bulunan Eski piyade yüzbaşısı Cleves Symnes ‘den yüzlerce önemli insana bir mektup gitti.
“Bütün dünyaya: Yeryüzünün içi boş ve yaşanılır durumda olduğunu beyan ediyorum. İçice konulmuş bir çok katı küreden meydana gelip kutuplarda bir girişi vardır. Bu söylediklerimin gerçek olduğunu ispat etmeye hazırım. Dünya bana yardım ederse yeryüzünün içini keşfedeceğim.”

Cleves Symnes‘e göre beş ayrı dünya vardı. Yani dünya iç içe geçmiş beş küreden meydana geliyordu. Cleves bu dünyalarda yaşayan insanların iç dünyadan dış dünyaya çıkabilmek için ; tünelleri kullanarak diğer katlara geçtiklerini hem de kutuplarda yer alan çıkış kapılarını kullandıklarını söylemiştir. Belki de tüm yaşamını bu teoriyi kanıtlamaya adayan Symnes’in yaptığı bu keşfi kimsenin dikkatini çekmeyi başaramadı.

1870 yılında aynı teoriden yola çıkarak bir örgüt kuran kişi yine bir Amerikalı olan Cyrus Read Teed ‘di. Teed bir süre sonra bir dergi yayımlamaya karar verdi. Sonrasında ise çevresinde kendisine inanan binlerce kişi toplamayı başardı. Bu yeraltı dünyası görüşü aradan geçen zamandan sonra sadece gizemciler ve gizli örgütler değil, politikacılar tarafından da benimsendi. Bunların başında gelen isimlerden biri de Adolf Hitler’di.

Bilindiği gibi o dönemlerde Almanların dünya dışından gelen beyaz tenli, mavi gözlü ve sarışın olan üstün bir ırktan geldiğine inanılıyordu. Binlerce yıldır tüm dünyada Kayıp Dünya’yı anlatmak için kullanılan evrensel bir sembol olan gamalı Haç (Svastika) Nazi Partisi’nin de sembolüydü. Birçok Nazi subayının Agartha’nın girişini bulmak üzere Tibet’i ziyaret ettiği de biliniyor ve bu da Hitler döneminde olmuştu. Burdan yola çıkarsak Amiral Byrd’in Nazi Almanyası devri sona erdikten sadece iki yıl sonra yaşadığı bu tecrübe manidar ve çelişkili görünüyor.

KAYIP DÜNYANIN PEŞİNDE
Günümüzde de hala yeraltı ülkelerine ulaşmak için yapılan çalışmalardevam etmektedir. New York Central Park’ın altında ve Afganistan’da da yeni karmaşık tüneller bulunduğu söyleniyor. Mısır’da piramitlerin altındaki tünellerin uzun süredir araştırıldığı da bilinmektedir.

Dünyada bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar devam etmekte olup verilen örnekler de ilginçtir. Örneğin bir araştırma sonucunda coğrafik deneylerde 10 km derinliğe inildiğinde Dünya’da sıcaklığın artması gerekirken, aniden ısının düştüğü gözlemlenmiş. Bir diğer örnek ise ; 7 km’den fazla derinde bulunan fosillerde mikro organizmalara rastlanmıştır. İlginç olan bugüne kadar Dünya’mızın yapısı ile ilgili ortaya atılmış olan bütün teorilere ters düştüğüdür. O halde şunu diyebilir miyiz ? Dünya’nın içindeki ısının kaynağı ya başka bir şey, ya da içi sanıldığı gibi çok sıcak değil.

Kolombiya Üniversitesinde çalışan iki sismog Paul G. Richards ve Xiao- dong Song . Onların tespitlerine göre, dünyanın içi, gezegenin geri kalan kısmından daha hızlı hareket ediyor. Araştırmalarına göre, dünyanın içindeki katı çekirdek dıştaki sıvı dış kabuğun içinde dönebiliyor. Onlara göre iki seçenek çıkmıştı ortaya. Dünya’nın çekirdeği daha hızlı hareket edebiliyorsa ya onu çevreleyen kütle ona basınç uygulayamıyor ya da yer çekim gücü ile ortada bağımsız bir şekilde salınabiliyordu. Yani bu çekirdeğin İç Dünya teorisine göre, İç Güneş olabileceği düşünülüyor.
Ayrıca bugüne kadar geçerli olan bir teori de yıkılmıştır. Bu teori dünyanın kabuğunun 60 km. kalınlığında ve altında sıvı kaya tabakasının mevcut olduğu ileri sürülen teoridir.  Bir deprem analizi sırasında 400 km. derinlikte dünyanın kabuğunu oluşturan sert kaya tabakalarına rastlayan California’lı ve Illinois’li Jeofizikçiler de olmuştur.

Yazar Görüşü: Kayıp Dünya ‘nın zamanla daha da gizemini arttıracağı kesin. Var ya da yok olduğu bilinmez ama ortaya çıkan bilgi ve belgelerin,bilimsel araştırmaların yapılması ortada birşeyler olabileceği fikrini baskın hale getiriyor. Ama yine de bana göremediğim şeyler çok da gerçekçi gelmiyor . Bizim dışımızda göremediğimiz veya görmenin güç olduğu bir dünya veya canlılar olma ihtimali de bir o kadar yüksek. Ayrıca efsanede çoğu yerde uçan daire gibi cisimlerin geçmesi de uzaylıların var olduğu fikrini bir kez daha kanıtlıyor. Amiral’in yerinde olmak isterdim :)

Yazan & Derleyen: N.Kara

AYET ZANNEDİLEN SÖZLER | #ARAMIZDA 3

#ARAMIZDA 3
Birçok Müslümanın ayet zannederek, Kur'an'da var zannederek okuduğu sözler nelerdir?

NOT: Videoda herhangi bir montaj yoktur, bu yüzden dil sürçmeleri için kusura bakmayın.
RİCA: Lütfen kanala abone olup sosyal medyada paylaşarak platforma destek olunuz.

PLATFORMA NASIL DESTEK OLURUM?
İnternet sitemizdeki reklamlara tıklayıp-kapatarak bize ufacıkta olsa bir destekte bulunabilirsiniz.

KACHİNALAR

A, mitoloji, din ve mitoloji, Açıklanamayanlar, Ufolar dair antik bulgular, Dünya dışı yaşam, Antik astronot, Yıldız insanları, Dünya dışı yaşam kanıtları, Kachina,Kachinalar
Kachina, Hopi, Zuni, Tiwa (Hopi Reservation), Acoma ve Laguna ile batı bölgesi arasındaki Pueblo Hintlilerinin dinlerinin ve kozmonolojilerinin en önemli elementiydi.

Daha sonraki zamanlarda, Kachina kültü Pueblo kabileleri arasından doğuya doğru yayılır, örneğin Laguna kabilesinden Isleta kabilesine.

Sonunda Kachina -İzleyiciler - sadece din ve kozmolojinin değil, günlük hayatın kutsal bir parçası oldular. Hopi'de (Kachina) "qatsina" kelimesi, kelimenin tam anlamıyla “yaşam taşıyıcısı” anlamına gelir ve doğal dünyada var olan herhangi bir şey olabilir.

Bir kachina her şey olabilir; Bir elementten niteliğe, doğal bir fenomene veya bir konsepte kadar her şey. Ama bunu düşündüğünüzde, dünyaya göre çevrilmiş anlamı "hayat taşıyıcısı" ya da "hayatı veren" anlamına gelir.

Sadece Kuzey Amerika'ya değil, Güney ve Orta Amerika'daki sayısız yaratılış hikâyesine bir göz atarsak, gök tanrıları veya insanlarının insanı yaratışının, bilginin ve medeniyetin başlangıcının olduğunu görebiliriz. Bu bağlamda, mitlere bakarak düşünürsek, Kachina'nın "hayat veren" olabileceğini kabul edebiliriz.
Zuniler için Kachina, gökten gelen ve Zunileri Dünya'ya götüren tanrılardır.

A, mitoloji, din ve mitoloji, Açıklanamayanlar, Ufolar dair antik bulgular, Dünya dışı yaşam, Antik astronot, Yıldız insanları, Dünya dışı yaşam kanıtları, Kachina,Kachinalar

KAVRAM
Kachina kavramı üç farklı boyuttan oluşur: doğaüstü varlık, kachina dansçıları (dini törenlerde kachinas'ı temsil eden topluluğun maskeli üyeleri) ve kachina bebekleri [çocuklara hediye olarak verilen kachinaların benzerliklerine oyulmuş küçük bebekler).

Birçok yazar, bu inanılmaz yaratıcıları gerçek dünyadaki ruhlar veya şahsiyetler olarak tanımlar. Aslında, efsaneye göre, bu ruhlar her yılın ilk yarısında Hopi köylerini ziyaret ediyor.

Her bir toplumda kakinanın panteonu değişir. Güneş, yıldızlar, fırtınalar, rüzgar, mısır, böcekler ve diğer birçok kavram kachina olabilir.

KÖKENLERİ
Kachina'nın kökenleri, bilginler için derin bir gizem olmaya devam ediyor. Kimse nereden geldiklerini bilmiyor, ama Hopi'nin yerel efsanelerine göre, Kachinalar yeraltından doğruca Hopi kabilesine gelen yardımsever ruhsal varlıklardır.

YAĞMUR GETİRENLER
Hayatın taşıyıcısı olarak anılmalara ek olarak, Kachinalar yağmurun ve Hopi'nin yaşamının tüm nimetlerini getirmekten sorumludurlar.

Sonunda Hopi, Kachina adındaki bu yardımsever manevi varlıklara olan saygı ve hürmetlerini kaybedince onların yeraltı dünyasına geri dönmelerine sebep oldular.

MERASİM
Kachina'lar dünyadan ayrılmadan önce kabilelerin genç erkeklerine, törenleri, maskeleri ve kostümleri nasıl yapacağını gösterdiler. Antik Hopi, Kachina'ları eski zamanlardan beri yapılan törenlerle onurlandırmaktadır. Zuniler her yıl Shalako festivali olarak anılan bir törene katılıyorlar.
Kachina'ları temsil etmek için geleneksel kostümler giymiş olan Kızılderililer, tanrıların yeryüzüne gelişini kutlarlar.

MASKE, KOSTÜM VE GELENEKLER
ANTİK ASTRONOTLARA YAPILAN İBADETLER Mİ?
Kachina'ların maskeleri son derece ilginçtir. Yaşamın verdiklerini temsil ediyorlar. Bazı antik astronot kuramcıları kachina maske ve kostümlerini diğer başka dünyadan gelen ziyaretçi kostümleri olarak tanımladılar.

Kachina maskelerinin kendine has tasarımına bakarsak, neredeyse kask olarak görünüyorlar. Buna ek olarak antik astronot kuramcıları tüm vücuda giyilen bu uyumlu kıyafetlerin takım elbise türü olarak yorumlayabileceğini iddia ettiler. Bazı Kachina maskeleri vizörlü (önü açılıp kapanabilen) bir kask görünümündedir.

WUYA
En önemli Kachina'lar Wuya diye isimlendirilenlerdir. Hopi'ye göre, bu sözcük genellikle manevi varlıkları temsil etmek için kullanılır (Beşinci Dünya olan Taalawsohu ile bağlantılı olduğu söylenir), bebekler ya da tören dansı için Kachina'lar gibi giyinen insanlar, tüm yönleri bu inancın somutlaştırılmış halidir.

EFSANELER
Şiirleri, efsaneleri ve Güneybatı Amerika'daki Kızılderili kabilelerinin hikayelerini incelersek, yıldız insanlarının efsanelerini buluruz. Yıldız halkının dünyaya gelerek tohum ektikleri ve gezegenden uçan gemileri ile ayrıldıkları anlatılır. İnsanlara sorulduğunda birçoğunun uzaylıların varlığına inandığını görmek mümkündür.

MAVİ YILDIZ KACHİNA
Frank Waters'ın 1961'de yazdığı “Hopi Kitabı”na göre, eski Hopi mitolojisi, Mavi Yıldız Kachina ya da Saquasohuh'un, mavi bir yıldız şeklinde görünerek yeni dünyanın başlangıcını simgeleyeceğini göstermektedir.

Blue Star Kachina, bir dizi yazar tarafından “Arınma Günü”nünden önceki dokuzuncu ve son işaret olarak anılmaktadır. Bugün ise dünya gezegeninin arındırılmasına yol açacak bir felaket ya da “dünyayı çeken bir felaket” olarak tanımlanıyor. Büyük bir sel gibi bir şey.

BİTİRİRKEN
Kachina'lar tıpkı Anunnakiler, Paskalya adasının Maoi heykelleri ve diğer birçok antik astronot kanıtı gibi, benzer anlatım ve özelliklere sahiptirler. Dikkat ederseniz bahsedilen özellikleri, insanı yaratmaları, dünyaya tohumlar ekip (bir şeyler başlatıp, öğretip) sonra uzay gemileri ile ayrılmaları gibi birçok konu, Anunnaki yazıtları (Enki'nin 14 tableti) ile örtüşmektedir.
Yani antik dönemde gezegenimiz dünya dışı başka canlılar tarafından ziyaret edildi mi bu belkide şuan bir sır olmaya devam edecek, fakat bilim daha da ilerledikçe eminim ki bu sorunun cevabı net olarak bulunabilecek.
Fakat şu bir gerçek ki, dünyanın çok farklı bölgesindeki, çok farklı antik kabileler ve toplumların arkada bıraktığı bulgular bana "evet, mutlaka dünyaya müdahalede bulunuldu" dedirtiyor. Çünkü teknoloji ve iletişimin olmadığı bir çağda, dünyanın uzak köşelerindeki farklı insanların, benzer şeylerden bahsetmesi "şans eseri" olamaz.

İlgili yazılardan bazıları:

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

MÜSLÜMANLARIN PUTPERESTLİK ÇELİŞKİSİ | #ARAMIZDA 2

#ARAMIZDA serisinin 2. videosu ile sizlerleyim:
Müslümanlar putperestlik konusunda nasıl bir çelişki içindeler?
İslamiyetin içinde arapların eski putperest uygulamaları var mı?
Bu uygulama ve gelenekler İslamiyetin içine nasıl ve neden girdiler?
NOT: Videoda herhangi bir montaj yoktur, bu yüzden dil sürçmeleri için kusura bakmayın.
RİCA: Lütfen kanala abone olup sosyal medyada paylaşarak platforma destek olunuz.
PLATFORMA NASIL DESTEK OLURUM?
İnternet sitemizdeki reklamlara tıklayıp-kapatarak bize ufacıkta olsa bir destekte bulunabilirsiniz.

GILGAMIŞ

mitoloji, sümer mitolojisi, din ve mitoloji, A,Gılgamış hakkında,Gılgamış kimdir?, mezopotamya mitolojisi, Tummal yazıtı,Gılgamışın mezarı
Çoğu yazar ve akademisyen binlerce yıl önce yaşamış olabileceğini iddia etse de, Gılgamış genellikle Sümer mitolojisinin efsanevi bir karakteri olarak kabul edilir. Yeryüzündeki ilk kahraman olarak anılır ve Gılgamış Destanında merkezi bir figürdür.

Sümer Kraliyet Listesi'ne göre Gılgamış, tanrıça Ninsun'un ve Kulab ilçesinin kralı ve Uruk kentinin beşinci kralı Rahip-Kral Lugalbanda oğludur (Irak'taki İncil'deki metinlerde, şimdiki Warqa'da). [Yıl MÖ 2750]

Büyük olasılıkla MÖ 2800 ile 2500 arasında hüküm sürdü ve ölümünden sonra tanrılaştırıldı.

Gilgamış Lugalbanda'nın kralı olmayı başardı. O, 126 yıl boyunca hüküm sürdükten sonra tahtı 30 yıl boyunca hüküm sürecek olan oğlu Ur-Nungal'a vermiştir.

Uruk'un kralı olan Gılgamış, genellikle bir insan olarak anılırken üçte ikilik bir tanrı ve üçte biri kadar insan olduğu söylenir.

Gılgamış'ın tanrılar tarafından güç, cesaret ve güzellikle kutsanmış olduğuna ve var olan en güçlü ve en büyük kral olarak adlandırıldığına inanılmaktadır.

Sümer dili okuyan ilk araştırmacılar, ismini hatalı şekilde "İzdubar" şeklinde okumuşlardır.
O belki de en çok Gılgamış Destanı olarak da anılan Gılgamış Şiirinin kahramanı olarak bilinir.

Gılgamış Destanı dünyanın en eski edebi eseri olarak kabul edilir ve dünyada bilinen en eski edebi yazılar arasında yer alır. Çalışma, 3. veya 2. binyıl sonlarına dayanan çivi yazılarında bir dizi Sümer efsanesi ve şiiri olarak ortaya çıkmıştır.

Tarihçiler, Gılgamış Destanı'nın İlyada ve Odise üzerinde önemli bir etki yaptığını kabul ederler.

Gılgamış Destanı, bir dizi tehlikeli görev ve maceraya başlarken, arkadaşı Enkidu ile birlikte seyahat eden tanrıça Nnisun'un oğlunu takip eder.

Karşı konulamaz bir kral olan Gılgamış yeni evli Uruk kadınıyla yatmıştı. Bu insanları mutsuz etti.
Yaratılış tanrıçası olan Aruru, Gılgamış'a karşı koyabilecek bir güç olarak Enkidu adlı güçlü bir vahşi adam yaratır.

Gılgamış ve Enkidu, Gılgamış'ın kazanan olarak çıktığı büyük bir savaşla mücadele eder. Sonrasında Gılgamış Enkidu’nun hayatını değiştirir ve arkadaş olurlar. Birlikte maceralara devam ederler. Humbaba'yı (Huwawa'nın Doğu Semitik adı) ve Cennetin Boğasını birlikte yenerler.

Gılgamış Destanında Enkidu, Tanrıların bir ceza olarak indirdiği bir hastalık yüzünden ölür. Bu olay Gılgamış'ın ölümünden korkmasına neden olur. Büyük tufandan kurtulan Utnapiştim adasını ziyaret etmeye karar verir çünkü ölümsüzlüğü aramaktadır.

Fakat Gılgamış ölümsüzlüğün sırrını bulamaz. Birçok kez başarısız olur ve sonunda Uruk'a döner. Ölümsüzlüğün onun ulaşabileceğinin çok ötesinde olduğunu fark eder.

Edebiyatın eski eserlerinde Gılgamış'ın ismi birçok yerde gerçeğine rağmen, günümüz araştırmacıları onun gerçekten yaşadığına dair kesin bir kanıt bulamadılar..

Gılgamış, Gılgamış'ın yaşamı boyunca ya da yanında yaşamış olduğuna inanılan, bilinen tarihi bir figür olan Kish Kralı Enmebaragesi'nin hükümdarı olarak anılır.

İşbi-Erra döneminde meydana gelen otuz dört satırlık bir tarih yazımı olan Tummal Yazıtı, Urg surlarının inşası sırasında Gılgamış'tan şöyle bahseder: "Tummalık 2.kez yıkılır, Gılgamış Enlil için Kununurra evini inşa eder. Gılgamış'ın oğlu Ur-lugal, Tummal'ı yüce ilan eder ve Ninlil'i Tummal'a getirir."

Me-Turan'da (modern Tell Haddad) bulunan destansı metnin parçaları, ölümünden sonra Gılgamış'ın nehir yatağının altına gömüldüğünü gösterir.

Kaynaklar:
Sümerler: Tarih, Kültür ve Karakter — Samuel Noah Kramer,
Gılgamış Destanı: Akademi ve Sümerdeki Babil Destanı ve Diğer Metinler - Andrew George,
Mezopotamya'dan Efsaneler: Yaratılış, Sel, Gılgamış ve Diğerleri (Oxford Dünyası Klasikleri) - Stephanie Dalley,
Aramızda Gılgamış: Antik Epik ile Modern Buluşmalar - Theodore Ziolkowski

Yazan & Derleyen & Çeviren: A.Kara

DİNLERLE ALIP VEREMEDİĞİMİZ NE? | #ARAMIZDA 1

Merhaba arkadaşlar, seslendirmelere ek olarak yeni oluşturduğumuz bu "#ARAMIZDA" serisinin videolarını çekerek dinler, inançlar, felsefi akımlar, bilim, arkeoloji, dünya dışı yaşam vb. birçok konuyu sizlerle paylaşacağız.
NOT: Videoda herhangi bir montaj yoktur, bu yüzden dil sürçmeleri için kusura bakmayın.
RİCA: Lütfen kanala abone olup sosyal medyada paylaşarak platforma destek olunuz.

AZINLIK CEMAATLERİNİN ORTAK AÇIKLAMASI

Haberler, Dini Haber, Azınlık cemaatleri, Azınlık cemaatlerinin liderlerinin bildirgesi, Rum Ortodoksları, Ermeni Patrik Vekili, Türkiye Hahambaşı,
Türkiyedeki azınlık cemaatlerinin önde gelenleri, bir bildirge yayınlayarak farklı dindeki topluluklara baskı yapılmadığını, bunun bir yalan olduğunu ilettiler.

Ülkede farklı dinlere mensup olanlara karşı bir baskı olmadığına dair bildirge yayınlayan temsilcilerden bazıları şöyle: Patrik 1. Bartholomeos (Rum Ortodoksları Patriği), Başpiskopos Aram Ateşyan (Türkiye Ermenileri Patrik Vekili) ve Rav İsak Haleva (Türkiye Hahambaşısı).

Kamuoyundaki bazı siyasi ifadelerde konuşulan, farklı inançtan insanların özgürlük ve ibadetlerine dair kısıtlamalar olduğu yönündeki iddialar için şu yanıt verildi:

"Ülkemizde asırlardan beri yerleşik farklı din ve inanç mensubu kadim toplumların dini temsilcileri ve vakıf yöneticileri olarak inancımızı özgürce yaşamakta ve geleneklerimize göre ibadetlerimizi özgürce yerine getirmekteyiz. Baskı olduğunu iddia eden ve/veya ima eden beyanlar tamamen asılsızdır ve maksadını aşmaktadır.   

Geçmişte yaşanılan birçok sıkıntı ve mağduriyet zaman içinde çözüme kavuşturulmuştur. Geliştirilmesini arzu ettiğimiz konular hakkında ise karşılıklı iyi niyet ve çözüm iradesi ile devletimiz kurumları ile devamlı istişare etmekteyiz. Kamuoyuna doğru yönde bilgilendirme yapmanın sorumluluğu ve bilinci ile bu ortak açıklamayı yapmaktayız."

Haber tarihi: 31.07.2018

CAFERİLİK NEDİR ?

İslam dininin dördüncü halifesi Hz.Ali’nin torunlarından Cafer-i Sadık'ın etrafında toplanan ve onun söylemlerine inanan müslümanların bağlı oldukları siyasi ve fikhî mezheptir. Bu yazıda  Caferiliğin anlamını ve içeriğini daha kapsamlı açıklayacağız. Bilindiği gibi Dünya üzerinde, belirli mensupları bulunan birçok mezhep vardır.Bu mezheplerden  birisi de Caferiliktir ve Ehl-i Beyt mektebinin ortak ismidir.

Caferilik, Hz. İmam Cafer-i Sadık 'ın mezhebine mensup olmak demektir. Hz. Muhammed 'den sonra islam camiasının önderliğinin ilki Hz. Ali'dir.  Ali'nin önderliğinde onun söylemlerini ve fıkıhlarını dinleyen ve uygulalayan on iki imam(ve ehlibeyti) bulunmaktaydı. Kısaca bunlar :
1. Hz.Ali, 2. İmam Hasan, 3. İmam Hüseyin, 4. Zeynel Abidin, 5. Muhammed Bakır, 6. Caf er Sadık, 7. Musai Kazım, 8. Ali Rıza, 9. Muhammed Taki, 10. Ali Naki, 11. Hasan Askeri, 12. Muhammed Mehdi 'dir.

Caferilerin Türkiye'de sayıları 3-4 Milyon civarıdır.  Çoğunluğu Iğdır ve Kars kökenlidir. Caferilik, günümüzde İran’ın büyük bir çoğunluğu tarafından benimsendiğinden dolayı devletin resmi mezhebi olarak kabul edilmiştir. Türkiye’de mensubu fazla değildir. Bu mektebe aynı zamanda İsnaaşeriyye, İmamiyye ve Şiilik de denmektedir. Ancak bu mektep, Türkiye'mizde daha çok Şiilik(Alevilik) isimiyle tanınmaktadır. Ayrıca Irak, Azerbaycan, Lübnan,Arabistan,  Bahreyn, Suriye, İran,Afganistan, Pakistan, Bangladeş ve Hindistan gibi aynı inancı paylaşan Ehl-i Beyt dostlarının yoğun olduğu ülkelerde Şiilik ve Caferilik isimleriyle meşhur olmuştur.

Bu konuyla ilgili dikkat etmemiz gereken nokta şudur ki, bu da Caferiliği diğer mezheplerden ayıran büyük bir özelliktir. Bu mektebe Caferi mezhebi denildiğinde onun da islam camiası içerisinde ortaya çıkan diğer islami mezhepler türünden bir mezhep olduğu düşünülmektedir. Hayır bu şekilde anlaşılmamalıdır. Caferilik Hanefi, Şafii, Maliki, Hambeli Zahiri, Sevri gibi mezheplerden ayrıdır. Çünkü mezhep, belli bir ilmi kariyer ve şartlara, içtihat derecesine ulaşan bir alimin, islam dini üzerinde ortaya koyduğu yorum ve fetvalar mecmuasına denir. Oysa bu mektep, kendisini ilgili kıldığı İmam Cafer-i Sadık ve diğer imamları müçtehit (Kuran ayetlerine ve hadislere dayanarak, onları yorumlayarak yargıya varan din düşünürü.) olarak kabul etmiyor. Aksine; imamların Allah Teala'nın emri ve Hz. Resulullah'ın açıklaması ile tayin edilen birer ilahi delil olduklarına inanıyor. Dolayısıyla da İmam Cafer-i Sadık da dâhil olmak üzere, on iki imamın din konusunda yaptıkları açıklamaların, onların kendi kavrayışları (içtihat) sonucu vardıkları şahsi fetva ve yorumları değil de, bizzat Allah 'ın Muhammed'e indirdiği dini öğretinin özü olduğuna inanılıyor.







CAFERİLİK MEZHEBİNİN DİNİ ESASLARI
Aslında bu mektebe mezhep ismini verenler bu mektebin kendi mensupları değildir. Bu mektebe mezhep ismini yakıştıranlar , islam camiasında her hangi bir müçtehidin fetvalarına uyan diğer islami fırkalardır. Caferilik daha çok ülkemizde ve Şiiliğin yoğun olduğu yerlerde Alevilik'in bir mezhebi olarak görürler. Çünkü bu mezhebinin dini esasları tevhid, nübüvvet, imamet, ahiret ve adalettir. Şer’i hükümleri ise, kitap, sünnet, icma ve akıldır.

Tevhid: Allah birdir. Eşi benzeri ve kimseye benzer bir tarafı yoktur.(anlamına gelir)

Nübüvvet: Peygamberliğin, Allah tarafından seçilen kullarının vahiy yoluyla yetkili kılınmasıdır. Peygamberler, Allah’ın emirlerini halka doğru yolu buldurmak için onlara iletirler. Halka ilettikleri her emrin, doğruluğu kesindir. Peygamberlerin eylemlerinden kesinlikle şüphe edilemez. Hz. Muhammed ise peygamberlerin en üstünüdür. İnsanlara verdiği en büyük hediye ise, Kur’an’dır. (anlamına gelir)

İmamet: İman etmeyi tamamlamanın tek yolu, imamlara inanmaktır. İmamlar, her dönemde, insanların doğruyu bulmaları için görevlendirilmiş kimselerdir. (anlamına gelir)

Ahiret: Ölümen sonra ahiret hayatının kabul edilmesidir. Hiçbir şekilde bilnmeyen ahiret hayatına inanç kesindir. Ahiret yaşamını, sorgusuz sualsiz ve yorumsuz olarak kabul etmek esastır. (anlamına gelir)

Adalet: Allah’ın tüm kullarına adil oluşuna dair inançtır. Kullar, her eyleminde özgürdür. Onların iyi eylemlerine iyilik, kötü eylemlerine kötülükle cevap vermek de, dinin bir gereğidir.(anlamına gelir)

Her ne kadar Alevilerden çok Sünnilerden oluşsa da caferilik mezhebi belirli noktalarıyla sünnilikten ayrılmaktadır. Temelde, inançları sünnilere benzeyen caferilik, şii  mezhebinin bir koludur. Alevilik, kapsamlı bir mezhep olmakla birlikte, caferilik de aleviliğin değişik inanç ve geleneklerden oluşan mezhebidir. Örneğin ; Caferilik mezhebi mensupları, ibadete başlamadan önce birtakım temizlik kurallarını yerine getirirler. Ancak, ayaklarını tamamen yıkamazlar. Islak ellerini ayaklarına sürerek mesh ederler. Günlük ibadetlerini de, sünniler gibi beş vakit namaz şeklinde gerçekleştirirler yalnız; öğlen ve ikindi, akşam ile yatsı namazını birleştirirler.

Caferilikte üyelerden hums adı verilen bir vergi toplanmaktadır. Bu vergi, zekatla aynı değildir. Caferi mensubunun dini liderleri, toplanan gelirin yarısını, peygamberimizin soyundan gelenlere ve fakirlere, yarısının da hüküm verebilecek derecede önemli dini bilgiye sahip olanlara dağıtılması uygun görülmüştür.Bu vergi halkın gelirlerinin beşte birinden alınır.  Ancak, din adamlarının bu parayı kendileri için kullanması kesinlikle yasaktır. Para, mezhebin dini buyrukları için harcanır.

İBADETLERİ
Caferiler Hz. Hüseyin ve yanındakilerin Kerbela’da yezid tarafından şehit edilmesini anmak için kendilerini zincire vuranlar olarak tanınmaktadır. Kerbela olayını inanan herkes ansa da Caferiler gibi o anı yaşayarak anan yoktur. Hz. Hüseyin ve beraberindeki 71 kişinin Kerbela’da şehit edilmesi nedeniyle, Muharrem ayında başlayıp iki ay süren yas tutulur. Muharrem ayının 10.gününde yapılan aşure etkinliği nedeniyle, bölgedeki caferi camileri, ibadetlerini gerçekleştirmek isteyen Caferilerle dolup taşmaktadır. O gün caferi camilerinde yakılan ağıtlar, hoparlörden dışarıya verilir . Olayın üzerinden 1338 yıl geçmesine rağmen acıların hala taze olduğu gösterilmektedir. Mezhebin genç üyeleri, tamamen siyah giyinir ve sinelerini (göğüslerini) yumruklayarak kendilerini zincire vururlar. Caferi mezhebinin kadın üyeleri ise, ” Kasım Otağı” dedikleri beşiğin altından geçerler, dilek dileyip beşiğe başörtü bağlarlar.

Caferilerin ibadetleri temelde sünnilerle aynı olsa da, bazı yönleriyle ayrılmaktadır. Caferiler namaz kılarken, önlerine taş koyarlar ve secde ederken başlarını bu taş üstüne getirirler. Onun için, camilerde bulunan seccade ve kilimlerin üzerine secde yapılamaz. Onlar evlerinde ya da herhangi bir camide namaz kılacağı zaman, önlerine bir taş koyarlar ve bu taşın üzerine secde ederler.Bunun nedeni ise, Caferilerin namaz kılarken secdenin yalnızca taş ve toprak gibi cisimlerin üzerine yapılması gerektiğini düşünmeleridir.

Bu inançları dolayısıyla sünni halktan büyük tepki görmektedirler. Hatta, zaman zaman bu inanca dair tartışma ve saldırılar da yaşanmıştır. 2014 yılında, İstanbul Büyükçekmece’de yapılan ve Hz. Ali Camii adı verilen camiye, inşaat döneminde yaklaşık 30 kişilik bir grup tarafından saldırı düzenlenmişti. Caferilerin taşa taptığını ve onların camisini bölgede istemediğini belirten gurubun başlattığı ve caferilerin de karşılık verdiği olaylar, siyasi mercilerin araya girmesiyle sonlandırılmıştı.

Yazan: N.Kara

İSKANDİNAV (SLAV) TANRILARI

A, mitoloji, İskandinav mitolojisi, İskandinav tanrıları, Slav mitolojisi, Slav tanrıları, Dazbog, Perun, Svarog, Rod, Stribog, Belobog, Chernobog, Veles, Stevoid, Berstuk, Triglav,
Slavlar, Baltık kıyılarından Beyaz Deniz'in kıyılarına kadar uzanan geniş bir alanda tanrılarına ibadet ettiler. Slav folkloru doğa inancına sahiptir, aynı tanrıya kabileden kabileye çeşitli şekillerde ibadet edilir. Son 200 yılda Slav dilleri, halk hikâyelerini ve geleneklerini inceleyerek, “Proto-Slav kültürünü” ve belirlenmiş olan eski mitlerini yeniden inşa etmek mümkün olmuştur. Bu çalışmalar, orijinal Slav tanrılarının yeniden kurulmasına yol açmıştır (Yunanların Olimpos tanrıları ve Slavların tanrılarından Aesir gibi).

Dažbog, Zorya'nın (Dusk) kollarından, sabah tekrar doğduğu söylenen bir güneş tanrısıdır. Onun, üç at tarafından çekilen iki tekerlekli at arabasını gökyüzüne sürdüğüne, bu atlardan birinin altın, birinin gümüş diğerinin ise elmastan yapıldığına inanılırdı. Yeraltı dünyasına girmeden önce seyahate çıkarak on iki krallıktan geçtiği ve onun yokluğunun bir işaret olarak geceyi getireceği söylenirdi. Slavlar Dažbog'u hayvan derileri giymiş ve bir kurdun eşlik ettiği olgun bir adam olarak hayal ettiler. İstenirse bir kurda dönüşebileceği söylenirdi. Onun aynı zamanda bir kurt adam olduğuna bile inanılmaktaydı.

Perun, dağlar, meşe ağaçları ve kartallarla ilişkili bir gök tanrısıdır. Keçilerin çektiği bir arabaya binen ve güçlü bir balta sahip olan, bakır sakallı, kuvvetli bir adam olarak tanımlanıyor. Baltasını şeytani varlıklara fırlatır ve baltası eline geri döner (tıpkı Thor'un çekici gibi). Perun dünyaya ve tüm yaşayan sakinlerine başkanlık etti. Gökten hükmetti ve sık sık kutsal dünya ağacının en yüksek kolunun tepesinde oturan bir kartal ile sembolize edildi. İnanışa göre buradan dünyayı izliyordu.

Svarog, demirci ve ustalığın tanrısı olan Yunan Hephaestus ile karşılaştırılmıştır. Yeniden araştırma yapanlar, babasının güneş tanrısı Dažbog olduğuna inanıldığını ve metal silahları, büyülü eşyaları ve güçlü zırhı oluşturmak için göksel güneşin alevlerini kullandığına inanıldığını belirtirler.

Rod, tanrıları (ve muhtemelen ilk insanlara) yarattığına inanılan bir yaratılış tanrısıdır. Birçok akademisyen onun Slav mitolojisinin ilk yüce tanrısı olduğuna inanıyor, fakat onun pozisyonu bir süre sonra Svarog ve Perun (ve daha sonra Mesih) tarafından üstlenilmişti. Yaradan bir tanrı olarak Rod insanların kaderini tasarlamakla da bağlantılıydı.

Stribog, rüzgarların, gökyüzünün ve havanın tanrısıdır ve sekiz yönün atası olduğu söylenir. Torunları olan rüzgarları kontrol etmek için bir savaşçı borozanına sahip, yaşlı bir adam olarak tasvir edilir.

Svetovid doğurganlık ve bolluk ile ilişkili dört başlı savaş tanrısıdır. Onun birden fazla başı her yönden her şeyi bilen bilgeliğin temsiliydi. Kudretli bir kılıç kullanıyor ve kehaneti gerçekleştirmek için beyaz bir ata biniyordu. Takipçileri savaşta zafer, yolda güvenlik ve köylülerin korunması için ona dua ettiler. Tapınaklarının beyaz atların davranışlarını gözlemleyerek kabilenin geleceğini tahmin eden bir kehanete ev sahipliği yaptığı söylenir.

Berstuk vahşi hayvanları ve ormanları koruyan bir orman tanrısıdır. Lesovik olarak bilinen orman ruhların şefi olabileceği öne sürüldü (İngiltere'deki Woodwose -vahşi adam- ile benzerlik gösterir). Berstuk, yosun kaplı sakalları ve uzun tüylü bir kıyafete sahip olarak tanımlanmıştır. İnanışa göre Lesovik, ormana gelen gezginleri kayboluncaya kadar yanlış yönle yönlendirir ve yolcuyu umutsuzluk içinde terk ederek ortadan kaybolurdu.

Triglav üç başlı bir ihtiyat, uyanıklık tanrısıdır. Başlarının, gökyüzünü, dünyayı ve yeraltı dünyasını yansıttığına, onları gözetlediğine inanılıyordu. Triglav'ın bu üç krallığı (Heimdall ile benzerlik gösterir) denetlediğine inanılıyordu. Gözleri ve dudakları üzerinde altın bir bağ ile temsil edilen nesnel bir görüşe sahipti, bu yüzden insanların günahlarını yargılayamamakta ve onlarla ilgili konuşamamaktaydı.

Veles, yeraltı dünyasıyla bağlantılı büyük Slav tanrılarından biridir. Sığır, ticaret ve druid büyüleri ile bağlantılıdır. O, orta dünya Yav, daha yüksek dünya Prav ve alt alemdeki Nav arasındaki bir bekçiydi. Aynı zamanda, ölülerin diyarında yöneten dünya ağacının kökleri etrafında dönen büyük bir yılanla da bağlantılıdır. Rakibi gök gürültüsü tanrısı Perun'dur ve bu iki tanrı arasındaki savaşlar Slav mitolojisindeki en önemli mitlerden biri olmuştur.

Jarilo, aynı zamanda savaş ve hasatla ilişkili olan, bitki örtüsü, bereket ve baharın önemli bir tanrısıydı. Perun'un kayıp oğlu olduğuna inanılıyordu. Jarilo'nun babasından çalındığı ve ölüler dünyasına götürüldüğü söylenir, burada Perun’un düşmanı Veles tarafından benimsenir ve yetiştirilir. Jarilo ve kız kardeşi Morana (kış ve ölüm tanrıçası), kış sonu ve baharın başlangıcı ile ilişkilidir.

Balmumu yılının Beyaz Tanrısı Belobog, Dazbog’un arkadaşlarından biridir. Güneş, sıcaklık ve yaşamı temsil ediyordu. Onun takipçileri karanlık ormanlarda rehberlik için ona dua ediyordu ve takipçilerinin bol hasat elde etmelerine yardım ediyordu. Belobog, parlak, beyaz cübbeli, elinde asa taşıyan, sakallı bir adam olarak hayal edilir. Sadece gündüz vakti görünür, iyi işler yapar, insanlara başarı ve mutluluk getirirdi.

Belobog'un mevsimlerin kontrolü için yılda iki kez kötü kardeşi Siyah Tanrı Chernobog ile savaştığı söylenirdi. Chernobog, soğuk, kıtlık, yoksulluk ve hastalık gibi kasvetli özelliklerle ilişkiliydi. Buna rağmen, diğer tüm tanrılar arasında saygı görüyordu. Dünyanın yaratılması sırasında, bazıları bu iki kardeşin çatışmaya girdiğini ve kutuplaşma eylemlerinin evrenin (gece ve gündüz, yaz ve kış ve yıldızların hareketleri) döngülerini yarattığını söylüyordu. Belobog'un aydınlıkla yönettiği yılın yarısına karşılık olarak kalan yarım yılı karanlık bir şekilde Charnobog yönetiyordu.

Mısır evrenine çok benzeyen Slav mitolojisi, karanlığı kozmik dengenin önemli bir yönü olarak görmektedir. Kötü tanrılar tehlikeliydi ve toprağa büyük bir sefalet getirebiliyordu, ama iyi tanrılar görevlerine başkanlık ettiği sürece karanlık her zaman ışık, umut ve refaha yol açıyordu. Doğanın karanlık tarafına saygı duyan Slavlar, hayatta kalmayı başardılar ve ışığa geri dönüş yolunu buldular.

ÇİZİMLER:
Perun: Xkirbz , Rod: Ushakov RoMan,
Dazbog & Jarilo: Igor Ozhiganov , Chernobog: Dusan Markovic

Yazan & Derleyen & Çeviren: A.Kara

YARATILIŞ DESTANLARI

A, din, mitoloji, Yaratılış efsaneleri, Yaratılış mitleri, islamiyet, hristiyanlık, yahudilik, Zerdüştlük, yunan mitolojisi, hinduizm, Çin mitolojisi, mısır mitolojisi, Babil mitolojisi, Aztek mitolojisi, İskandinav mitolojisi,
YAHUDİ & HRİSTİYAN VE İSLAMİ İNANÇTA YARATILIŞ
Yahudi Torah ve Hristiyan İncil'in ilk kitabı olan "Yaratılış", her ikisi de bugünün Yahudi, Hristiyan ve İslami inançları tarafından dünyanın yaratılışı olarak kabul edilen iki asal öykü içerir. İlkinde, Tanrı, "Işık olsun," der ve ışık olur. Altı gün içinde, gök, toprak, bitkiler, güneş ve ay, hayvanlar ve insanlar dahil tüm canlıları yaratır. Tanrı hepsine "Verimli ol" der. Yedinci günde, Tanrı dinlenir, eserlerini tasarlar ve iyi bir değerlendirme yapar. İkinci hikayede ise Tanrı dünyadaki ilk adam olan Adem'i yaratır. Onun yaşaması için Adem'e bir bahçe yapar, ama “İyi ve Kötü Bilginin Ağacı” ndan meyve yemesini yasaklar. Adem hayvanları isimlendirir ama kendisi yalnızlık çekmektedir. Tanrı Adem'i anestezi altına alır ve kaburgalarından biri ile ilk kadın Eve'yi (Havva) yaratır. Konuşan bir yılan Havva'yı yasak meyveyi yemeye ikna eder ve aynı şekilde Havva'da Adem'i yemesi için ikna eder. Tanrı onların yasak meyveden yediklerini anladığında, onları bahçeden dışarı sürer ve insanı ölümlü yapar.

YUNANLAR VE TİTANLARI
İlk Yunan şairleri evrenin doğumuna dair çeşitli yazılar çıkardılar. En iyi korunan "Hesiod's Theogony"dir. Bu ilahide, Gaia da (ana toprak) dahil olmak üzere ilkel başlangıçtaki kaostan en eski tanrılar gelir. Gaia kendini korumak için Uranüs'ü, gökyüzünü yarattı. Sonra  Zeus'un şimşeklerini, 50 kafası ve 100 eli olan canavarları, tepe gözlü Cyclopslar (Kiklops) da dahil olmak üzere tuhaf bir tanrı ve canavarlar topluluğu oluşturdular. Sonra gelen tanrılar ise Titanlar olarak biliniyordular. Onlar 6 oğul ve 6 kızdı. Uranüs, canavar çocuklarını hor gördü, onları yeryüzünün iç kısmı, bağırsakları olan Tartarus'a hapsetti. Öfkeli Gaia büyük bir orak yaptı ve en küçük oğlu Kronos'a talimatlar verdi. Bir sonraki seferde Uranüs Gaia ile birleşmek için ortaya çıktığında, Kronos ortaya çıktı ve babasının genital organını kesti. Uranüs'ün kanı ve haşere bitlerinin düştüğü yerde, daha fazla canavar, dev ve hiddet ortaya çıktı. Kutsal testisler tarafından kanlanan deniz köpüğünden tanrıça Afrodit geldi. Daha sonra Kronos, gelecek nesil tanrıları olan Zeus ve Olimposluların babası olur.

HİNDU KOZMONOLOJİSİNİN BRAHMA İLE BULUŞMASI
Hindu kozmolojisi, yaratılışın birçok efsanesini barındırır ve asıl oyuncular yüzyıllar boyunca yükselmiş ve önem kazanmıştır. En eski Vedik metni, Rig Veda, 1000 başı, gözleri ve ayakları olan devasa bir varlığa sahip Purusha'yı anlatır. Yeryüzünü bir örtü gibi sarıyordu. Tanrılar Puruşa'yı kurban ettiğinde, onun vücudu, kuşları ve hayvanları yaratan arıtılmış tereyağını üretti. Vücut parçaları dünya elementlerine, tanrı Agni, Vayu ve Indra'ya dönüştü. Ayrıca, Hindu toplumundaki kast sistemindeki 4 kast onun bedeninden yaratıldı: Rahipler, savaşçılar, genel halk ve hizmetkârlar. Tarihsel olarak daha sonra, Brahma (yaratıcı), Vişnu (koruyucu) ve Şiva (yok edici) üçlüsü önem kazanmıştır. Brahma, uyuyan Vishnu'nun göbeğinden filizlenen bir nilüferde görülür. Brahma, bu günlerden birinde ya da 4.32 milyar yıl süren zaman zarfında evreni yaratır. Sonra Şiva evreni yok eder ve döngü yeniden başlar (kolay gelsin).

JAPON DÜNYA ADASI
Tanrılar ilkel okyanusun üzerinde yüzen köprünün üzerinde duran, iki kutsal kardeş olan erkek kardeş İzanagi ve kızkardeşi İzanami'yi yarattılar. Tanrının mücevherli mızraklarını kullanarak, Onogoro'nun ilk adasını çaldılar. Adadan sonra İzanagi ve İzanami evlendi fakat çocukları sakat doğdu. Tanrılar onları bir protokol ihlali üzerine suçladı. Evlilik ayini sırasında ilk önce kadın, yani Izanami konuşmuştu. Evlilik ayinlerini doğru bir şekilde yapan tanrılar birleşti ve daha fazla tanrı ile Japonya'nın adalarını ürettiler. Ancak ateş tanrısı Kagutsuchi-no-Kami'nin doğumu sırasında Izanami öldü. Üzüntüden sarsılan İzanagi, onu ölülerin ülkesi Yomi'ye kadar takip etti fakat Yomi'nin yemeğini yedikten sonra geri dönemedi. İzanagi aniden İzanami'nin ayrışan bedenini görünce çok korkmuş ve kaçmıştı. Izanami çıldırdı, onu çirkin bir kadın olarak takip etti. Izanagi dikkatini dağıtmak için ona kişisel eşyalarını fırlattı. Yomi'nin mağara girişinden kaçarak, onu bir kaya ile engelledi, böylece hayatı ölümden kalıcı olarak ayırdı. (Hades ile Persephone gibi, değil mi?)
[Adem ile Havva'ya benzer hikaye, ataerkil düzen örneği]

ÇİN, ORTA KRALLIK
Yin ve yang'ın karşıt kuvvetlerini içeren, zamansız boşluk içinde yüzen kozmik bir yumurta vardı. Kuluçkadan sonra, ilk var olan Pan-gu ortaya çıktı. Yumurtanın ağır parçaları "yin aşağı doğru sürüklenerek yeryüzünü oluşturdu. Daha hafif parçalar "yang" gökyüzünü oluşturmak için yükseldi. Pan-gu, parçaların yeniden şekillenmesinden korkuyor, yeryüzünde durup gökyüzünü tutuyordu. Gökyüzü 30.000 mil yüksekliğe ulaşana kadar 18.000 yıl boyunca günde 10 metre büyüdü. Çalışması tamamlandığında ise öldü. Onun parçaları, hayvanlar, hava durumu fenomenleri veya göksel bedenler olsun, evrenin unsurlarına dönüştü. Bazıları onun üzerindeki pirelerin insanlara dönüştüğünü söyledi ama başka bir açıklama daha var:
Tanrıça Nuwa yalnızdı, bu yüzden Sarı Nehir'in çamurunu yoğurarak insanı çamurdan yarattı. Yarattığı ilk insanlar onu sevindirdi fakat yaratmak uzun sürmüştü. Bu yüzden yeryüzüne çamurlu damlacıklar attı, her biri yeni bir insan oldu. Bu aceleyle yapılmış insanlar normal halk, daha önce çamurdan yoğurarak yarattığı insanlar ise soylular oldular.
[Görüldüğü üzere İslam henüz yokken, çamurdan, balçıktan insan yapma hikayeleri çok farklı toplumlarda zaten mevcuttu. Bir diğer örneği Prometheus'un çömlekçi tezgahında insanı yaratmasıdır. Ayrıca yine Tanrıça Nuwa, tıpkı Allah gibi, insanı bilinmek istediği için yaratmıştır.]

AZTEKLER
Azteklerin toprak annesi Coatlicue ("yılanların etekleri"), insanların kalplerinden ve ellerinden  kolyesi olan ve isminden de anlaşılacağı gibi yılanlardan oluşan etek giyen korkunç bir tanrıça şeklinde tasvir edilmiştir. Hikayeye göre Coatlicue bir obsidyen bıçağı tarafından döllendikten sonra ayın tanrıçası Coyolxauhqui'yi ve güney gökyüzünün yıldızları olan 400 oğulu doğurdu. Daha sonra, Coatlicue gökyüzünden düşen, öldürücü, tüylü topları bulup onları beline yerleştirdi ve bu tüylü toplar tekrar hamile kalmasına neden oldu. Coyolxauhqui ve erkek kardeşleri annelerinin anormal hamileliği karşısında şok oldular ve öfke ile annelerine karşı döndüler. Bununla birlikte, Coatlique'nin içindeki çocuk savaş ve güneş tanrısı Huitzilopochtli, rahmin içinde tamamen büyümüştü ve zırhlıydı (ot sarmanın zararları). Sonra o Coyolxauhqui'ye saldırdı ve onu bir ateşin yardımıyla öldürdü. Kafasını kesip gökyüzüne fırlattı ve o bir aya dönüştü.
[Tanrıçanın 2. hamile kalma hikayesi bir nevi Meryem-İsa hikayesi gibi.]

ANTİK MISIR'IN RUHLARI
Eski Mısırlıların birkaç yaratılış efsanesi vardı. Her şey, Nu'nun (ya da Nun'un) dönen, kaotik sularıyla başlar. Atum kendini var olmaya itti ve bir tepe yarattı, aksi halde onun durması için bir alan olmazdı. Atum cinsiyetsizdi ve her şeyi gören bir göze sahipti. Hava tanrısı olan oğlu Shu'yu tükürdü. Atum daha sonra nem tanrıçası olan kızı Tefnut'u kustu. Shu ve Tefnut, Geb, yeryüzünü, gökyüzünü ve kabuklu yemişi yarattılar. İlk önce dolaşıkdılar, ancak Geb, kabuklu yemişi üstünden kaldırdı. Yavaş yavaş dünyanın formu düzenlendi ama Shu ve Tefnut kalan karanlıkta kayboldular. Atum her şeyi gören gözünü çıkardı ve onları aramaya gönderdi. Shu ve Tefnut göz sayesinde geri döndüğünde Atum neşeyle ağladı. Gözyaşları yeryüzüne çarptığında ise insanlar ortaya çıktı.

BABİL NEHİRLERİ
Babil yaratılış efsanesi Enuma Elish, su tanrıları Apsu (taze/canlı) ve Tiamat (tuz) ile başlar ve birkaç nesil tanrılar ortaya çıkarır ve Ea'ya ve birçok kardeşine yol açar. Ancak, bu genç tanrılar, Apsu ve Tiamat'ın uyuyamadığı kadar gürültü yaptılar (İstanbul'da site hayatı). Apsu onları öldürmek için plan yaptı ama erken davranarak önce Ea onu öldürdü. Tiamat intikam sözü vererek Çılgın, kuduz köpek ve akrep adam dahil olmak üzere birçok canavar yarattı. Ea ve tanrıça Damkina, koruyucuları olarak dört gözü ve dört kulağı olan dev bir tanrı olan Marduk'u yarattılar. Silahlarını bir rüzgar gibi kullanan Marduk, Tiamat'ın boğazına kötü bir rüzgar fırlatıp onu etkisiz hale getirdi ve kalbine fırlattığı tek bir okla onu öldürdü. Tiamat'ın vücudunu ikiye bölerek onu göğü ve yeri yaratmak için kullandı. Daha sonra ise insanı yarattı.

ESKİ İRAN DİNİ: ZERDÜŞTLÜK
Orta Pers döneminin yaratılışı anlatan antik metinleri Bundahishn, Tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatır. Büyük dağ Alburz, 800 yıl boyunca gökyüzüne değene kadar büyür. Bu noktadan sonra yağmur yağar, Vourukasha denizi ve iki büyük nehir doğar. İlk hayvan olan beyaz boğa, Veh Rod nehrinin kıyısında yaşıyordu. Ancak, kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü.
Öldürülen boğanın tohumu aya taşınarak arıtıldı ve birçok hayvan ile bitkiler yaratıldı. Nehrin karşısında güneş gibi parlak ilk adam Gayomard yaşıyordu fakat Angra Mainyu onuda onu öldürdü. Güneş onun tohumunu kırk yıl boyunca saflaştırdı ve sonra ondan bir ravent bitkisini filizlendirdi. Bu bitki ilk faniler olan Mashya ve Mashyanag'a dönüştü. Bu sefer Angra Mainyu onları öldürmedi fakat onları kendine ibadet etmeleri için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz doğurdular ama günahlarından dolayı ikizleri yediler. Çok uzun bir süre sonra iki tane daha ikiz doğdu ve onlardan tüm insanlar geldi (özellikle de Persler).

İSKANDİNAV TANRILARININ ÇEKİCİ
Kaslı, varil göğüslü tanrılar ve etli butlu tanrıçaları ile İskandinavya ve Cermen ülkelerinin eski dinleri, hem güreş hem de ağır metal müziğin hayranları için yaratılmış efsaneler barındırır. Slav efsanelerine göre, Dünya (Midgard) 'dan önce, ateş kılıcı Surt tarafından korunan ateşli bir toprak olan Muspell vardı; Büuük bir boşluk Ginnungagap, ve donmuş buz kaplı bir toprak olan Niflheim. Niflheim'ın soğuğu Muspell'in sıcağına dokunduğunda meydana gelen inanılmaz çözülmeden dev "Ymir" ve devasa bir inek olan Audhumla ortaya çıktı. Sonra inek tanrı Bor'u ve karısını varoluşa yaladı. Çift, Odin, Vili ve Ve adında üç oğlu olan Buri'yi doğurdu. Buri'nin oğulları dev Ymir'i öldürdü ve onun bedeninden dünyayı yarattılar. Kemiklerinden dağları, saçlarından ağaçları, kanından ise deniz, göl ve nehirleri yarattılar. Sonra tanrılar Ymir'in oyulmuş kafatasının içinde yıldızlı gökleri yarattı.

Yazan & Çeviren: A.Kara