Din ve Mitoloji
HABERLER
Dini Haber

NOEL

Noel bayramı, Noel bayramı ne zaman?, Noel nedir?, Yılbaşı neden kutlanır?, A,din,tarih
Noel nedir? Noel bayramı ne zaman?
Bir Hristiyan bayramı olan Noel (aslında çalıntı bir bayramdır, yazının ilerleyen kısmında değineceğim) her yıl 25 Aralıkta kutlanır. Kutlanma sebebi ise inanış gereği Hz İsa'nın 25 Aralıkta doğmuş olmasıdır, bu yüzden de Noel bayramı 25 Aralıkta kutlanır, zannedildiği gibi yeni yıla girilen gece, yani Aralık ayının son gecesi kutlanmaz.

20.yüzyılın başlarından itibaren Hristiyan olmayan halkın daha çok birbiri ile hediyeleşmek için kutladığı, dini motifleri bulunmayan bir gün olan Noel, ayrıca Doğuş Bayramı, Kutsal Doğuş veya Milat Yortusu isimleri ile de bilinir. 20.yy'daki bu hediye alışverişi bayramının seküler Noel versiyonunda hayali bir karakter olan Noel baba temel rol oynar (ki bu da çalıntıdır, anlatacağım).

Noel bayramı genellikle Hristiyanlar tarafından 25 Aralıkta kutlanırken, bu kutlamalar 24 Aralıktaki Noel arifesiyle başlayıp bazı ülkelerde 26 Aralık akşamına kadar devam edebilir. Noel'in kutlanış zamanı kitlelere göre farklılık gösterebilir, örneğin Ermeni Kilisesi Jülyen takviminde 25 Aralığın karşılığı olan 6 Ocak tarihinde kutlar.

Bazı Ortodoks kiliselerinin Noel'i 25 Aralıkta kutluyor olmasına rağmen, Ortodoks kiliselerinin bazılarının Noel'i Jülyen takvimine göre kutluyor olmasının nedeni miladi takvimi Katolik Papa XIII. Gregory'nin düzenlemiş olmasıdır.

TARİHÇE
Noel bayramı ve kutlamalarının dini inanca sonradan entegre edilen bir gelenek olduğu görüşü vardır (ki bunu birçok antik bulgu, farklı toplumlara ait olan belge desteklemektedir). Antik çağlardan beri kutlanmakta olan Pagan kış festivali Yule, Roma'da yayılmış olan Mitraizm'in kış festivalleri ve Saturnalia'daki bazı uygulamalar Noel'in kökeninin aslında nereden geldiği gerçeğine ışık tutmaktadır.

Örneğin İskandinavlarda kıış gündönümü olarak Yule kutlanırken, Roma'da güneş tanrısının doğum günü olduğuna inanılan 25 Aralık'ta kutlamalar yapılırdı ve Hristiyanlık öncesi Roma halkının çoğunluğu pagandı.

İlaveten eski Türkler, Nardugan adlı bir yeni yıl bayramı kutlardı ve bu bayram gece ile gündüzün savaşmasını temsil etmekteydi, bu yüzden de eski Türkler için en uzun gece olan 22 Aralık çok önemliydi. Yani Türklerce kutlanan şey güneşin yeniden doğuşu, gündüzün karanlığı yenişi ve güneşin yeniden doğuşuydu, İsa'nın doğuşu falan değil (Okumak için: Türklerde Çam Süsleme ve Yılbaşı Kutlaması: NARDUGAN).


DOĞU ROMA VE BİZANS DÖNEMİ
300 yıl kadar süren büyük baskıdan sonra Roma İmparatoru Büyük Konstantin M.S.313 yılında Hristiyanlığı kabul etmek zorunda kalınca Roma'da Hristiyanlığa ve diğer dinlere izin verildi. Bir süre sonra pagan olan Roma halkından geriye pek birşey kalmadı çünkü büyük bir çoğunluğu Hristiyan oldu.

Roma'da paganlar tarafından güneş tanrısının doğumu için kutlanan güneş gününün, pagan geleneklerinden olan kutsal pazar günü, İsis-Meryem ana vb. gibi kavramlarında Hristiyanlığa adapte ettirildiği, böylece toplumdaki barışı korumayı amaçladığı, güneş gününü, İsa'nın doğum günü olarak kabul ettirdiği iddia edilir. (Tıpkı Muhammed'in İslamiyeti yayarken çok tepki çekmemek için Arap paganların uygulamalarını kaldırmayıp onlara İslam'da yer vermesi gibi)

Roma İmparatorluğu'nda İsa'nın doğumu için kutlanan bayramlarla ilgili olarak en eski tarihler 325 ve 336'dır. Yani Noel bayramı Konstantin'in saltanatının sona ermesinden sonra kutlanmaya başlamıştır. Papa Liberius, MS 354 yılında 24 Aralık'ı 25 Aralık'a bağlayan geceyi İsa'nın doğum gününün yıldönümü ilan etmiştir.

NOEL AĞACI
Noel ağacı, Noel şenlikleri sırasında ışık ve süslerle donatılır. Bu geleneğin ise paganlardan gelen bir ritüel olduğu herkesçe bilinmektedir. Yaprak dökmeyen ağaç ve çelenklerin ölümsüzlüğün bir simgesi olarak kullanılması birçok antik toplumda vardı (Mısırlılar, Çinliler, İskandinavlar, Yahudiler, Hristiyanlar, Türkler vs. Türkler yaprak dökmeyen ağaç olarak çevrelerinde daha çok bulunan selvi ağaçlarını süsleyerek kullamış, altlarına hediyeler bırakmışlardır)

Özellikle Avrupalı putperestlerde ağaca tapınmak yaygındı, fakat Hristiyanlığı benimsemelerinden sonra ortadan kaybolmayan bu eylem, şekil ve amaç değiştirerek İskandinavyalıların şeytanı korkutup kovmak ve kuşlar için bir ağaç hazırlamak amacıyla ev ve bahçelerini yılbaşı ağaçları ile donatlamaları şeklinde devam etti.

Noel ağacının Almany'dan kaynaklandığı düşünülmektedir. Almanya'da kış ortasına denk gelen tatillerde evin giriş kısmına yada içine Yule ağacı konurdu. Orta Çağda gerçekleştirilen, Adem ve Havva'nın canlandırıldığı bir oyunun ana dekorunda, cennet bahçesini temsil eden ve üzerinde elmaların olduğu bir çam ağacı bulunuyordu. Adem ve Havva yortusunda (24 Aralık) Almanlar evlerine cennet ağacını temsil eden bir ağaç getirir, üzerine de Komünyon'daki kutsanmış ekmeği simgelemesi için ince, hamursuz ekmek parçaları asarlardı. Bir süre sonra bu ekmek parçalarını yerini değişik biçimlerdeki çörekler alırken, bazı yerlerde İsa'yı simgeleyen mumlar eklenmeye başlandı.

Noel mevsiminde ağaçla aynı odada Noel piramidi bulunurken bu piramit daha sonraları 16.yy'da Noel piramidi ve cennet ağacı ile birleşerek Noel ağacını oluşturdu.

Noel ağacının yaygınlaşması ise 19'yy başlarında İngiltere'de, Kraliçe Victoria'nın eşi Alman Prens Albert'in desteği ile olmuştu (malum adam Alman, kendi geleneğinin yayılmasını istiyor) 19.yy İngilteresinde ise öncekinden farklı olarak ağaçlar kurdele, kağıt, zincirlere asılan mumlar, şekerleme ve keklerle süsleniyordu. Bir süre sonra ise gçömen Almanların K.Amerika'ya 17.yy'da taşıdıkları geleneklerinin parçası olan Noel ağacı 19.yy'da moda haline geldi.

Moda haline gelen Noel ağacı daha sonra zamanla İsviçre, Hollanda ve Polonya'ya yayıldı. Sonraları Amerikalı misyonerlerin Çin ve Japonlara tanıtmasıyla 19-20.yy'da uzakdoğuda da kendine yer edilen Noel ağacı orada ince işlenmiş kağıt süslerle donatılmaya başlandı.


NOEL ÖZETİ
Noel bir Hristiyan bayramıdır fakat yeni yılı kutlamak bir Hristiyan geleneği değildir, ikisi birbirine karıştırılmamalıdır.
Noel nedir? diyecekler için İsa'nın doğumunun kutlandığı bir Hristiyan bayramıdır ifadesi kısa ve nettir (yine dediğim gibi, yeni yıl kutlamaları ile karıştırılmamalıdır, yeni yıl kutlaması ayrı bir olay)
Noel bayramı ne zaman kutlanır? sorusunun cevabı 25 Aralık'tır.
Noel çalıntı, esinlenilmiş bir uygulamadır. Vikinglerin (İskandinavların) 12 gün boyunca kış gündönümünü kutladığı Yule adlı bayramın çalınarak değiştirilmiş halidir, buna Noel baba figürü de dahildir. Daha sonra Vikinglerin Hristiyan topraklarına girerek Pagan halkla Hristiyan halkın tanışması sonucu bilgi alışverişi olduğu gibi paganlar tarafından kutlanılan dini, özel günler, ayinler, şenlikler gibi halka ait değerler de zamanla Hristiyan camiası tarafından ç-alınarak, süslenip, püslenip, adı, şanı değiştirildikten sonra kullanılmaya başlanmıştır.
Eski Türkler ölümsüzlüğü simgeleyen selvi ağaçlarını süsleyerek, altına hediyeler bırakarak yeni yılın gelişini kutlamışlardır, bu kutlama ise temelde baharın gelişine olan sevincin göstergesidir.

YILBAŞI NEDEN KUTLANIR?
Bu sorunun aslında çok cevabı var, ama yukarıda da anlattığım gibi sebebi İsa'nın doğumu falan değildir, çünkü İsa'nın doğumu 25 Aralık kabul edilir ve o zaman kutlanır. Yılbaşı geçmişten bugüne kadar birçok antik toplum tarafından farklı inanışlarla kutlanmıştır. Örneğin Sümerler'den Türklere geçen yılbaşı kutlaması geleneği, benzer şekilde İskandinavlardan Hristiyanlara geçerken temelde kutlanan şey yeni yılın gelmesi, kışın ortadan kalkması, güneşin tekrar dünyaya hayat verecek, bitkileri yeşertecek olmasıdır.

Bu yeşerme antik toplumlarda farklı inanışlarla yorumlanmış olsa da (yazı ve üremeyi sembolize eden tanrıça yada tanrıların tekrar dirildiğine inanmak gibi) günümüze daha çok bir eğlenme fırsatı olarak gelmiştir, çünkü açık birşey vardır ki insanların eşek gibi çalıştırıldığı dünya düzeninde insanların eğlenip kafasını dinleyebileceği, hediyeleşebileceği gün sayısı bir elin parmaklarını geçmez bu yüzden yılbaşı neden kutlanır? diye düşünmek yerine "neden kutlanmasın ki" diye düşünmek daha mantıklı olabilir.

İlave olarak ilk olarak Perslerin kutlamaya başladığı (kaynağı antik İran dönemindeki metin ve kabartma resimleridir) ve günümüzde Kürt, Afgan, Azeri, Zaza, Özbek ve birçok toplumun kutladığı Nevruz'da yeni yılın gelişini temsil eder ve baharın gelişi, doğanın uyanışı kutlanır.

Yani yeniyılın kutlanmasının genel olarak amacı her zaman kışın bitişi olmuştur, çünkü eski dönemlerde kışın bitişi, çiftçilikle ve hayvancılıkla geçinen halkar için hayat demektir. Kar ortadan kalkıp güneş açtığında insanların da hayvanların da karınları doyar. Bu sebepledir ki yeni yıl kutlamaları farklı toplumlarca hep varlığını devam ettirmiştir.

BİTİRİRKEN
Umarım bu makaleden sonra yeni yıl kutlamak Hristiyanların geleneğidir gibi cehalet kokan düşünceleri kafanızdan silersiniz. Hayatın tadını çıkarmak gerek, yeni yıl geliyor, hala yaşıyorum, nefes alıyorum diye sevinmek, yağan karı fırsata çevirip karın keyfini çıkarmak, evleri süsleyip birilerine hediye vermek gayet normal, insani eylemlerdir.

Önemli olan yılbaşını kutlarken bunu kendi geleneklerine göre yapmaktır. Örneğin imkanım olsa bir selvi ağacı alıp, yeni yıla girişimizi, tıpkı eski Türkler gibi eşime, dostuma hediye vererek geçirmek isterdim. Yani bunu evimin içine çakma Noel baba figürü sokarak yapmazdım.

Konuyla ilgili olarak okumanızı tavsiye ettiğim makaleler:
Türklerde Çam Süsleme ve Yılbaşı Kutlaması: NARDUGAN
Sümer Tanrısı Dumuzi ve Kış Gündönümü
Türklerin Noel Babası: AYAZ ATA

Kaynaklar:
Uygarlığın Kökeni Sümerler - Muazzez İlmiye Çığ   |   Noel." Encyclopædia Britannica. Encyclopædia Britannica Online. Encyclopædia Britannica Inc. Since the early 20th century, Christmas has also been a secular family holiday, observed by Christians and non-Christians alike, devoid of Christian elements, and marked by an increasingly elaborate exchange of gifts. In this secular Christmas celebration, a mythical figure named Santa Claus plays the pivotal role   |   Why the Orthodox Church Celebrates Christmas on Jan. 7 Michael Grybosk. Christianpost.com. Erişim: 25 Aralık 2014   |    Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003, "Noel" maddesi   |   "Noel." Online Etymology Dictionary. Erişim: 17 Aralık 2013   |   "Noel." Türkçe Büyük Sözlük. TDK. Erişim: 17 Aralık 2013.]   |   "Christmas." Online Etymology Dictionary. Erişim: 17 Aralık 2013   |   "Yule." Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003

Yazan: A.Kara

BAHAİLİK

bahailik, din, A,
BAHAİLİĞİN TARİHİ
1844'te Seyyid Ali Muhammed'in (Bab) yeni bir çağın geldiğini ve yeni bir elçinin geleceğini ilan etmesiyle temelleri atılan Bahailik, Babi inancının bir uzantısı olarak 1800'lerde doğan bir dindir. Bahailiğin kurucusu Mirza Hüseyin Ali'dir ve lakabı Bahaullah'dır. Bahaullah, 21 Nisan 1863 tarihinde Bağdat'ta sürgünde iken peygamber olduğunu ilan etmiştir.

Dinin doğuşu İran'ın içinde bulunduğu sosyal ve kültürel kötü şartların sayesinde gelişmiştir çünkü o dönem halk bir nevii kurtarıcı beklemektedir. Baskıcı İran hükümetinin uygulamaları, halkın ekonomik olarak git gide ezilmesi gibi hususlar, hükümetin iç ve dış karışıklıklara çözüm bulamaması gibi nedenler bu süreci hızlandırmıştır.

Hükümet halk üzerinde tam bir otorite kuramayınca ulema güç kazanmış ve halkın üzerindeki etkisini artırmıştır. Bundan dolayı Bahailik kendine taraftar bulmakta biraz zorlansa da ırkçılık, sınıfçılık gibi ayrımların var olması Bahailik dininin taraftar bulmasını kolaylaştırmıştır.

PRENSİPLERİ
19.yy'da Bahaullah tarafından İran'da kurulan, bütün insanların ruhani birliğini vurgulayan ve tek tanrılı bir din olan Bahailik 3 ana prensibe sahiptir ve öğretileri için temel oluşturur. Bu 3 prensibi sıralayacak olursak:
  1. İlki tanrı birliğidir. Yani tüm yaratılışın kaynağı olan tek bir tanrı vardır.
  2. İkincisi din birliğidir. Yani tüm büyük dinler aynı tanrıdan gelmektedir, aynı ruhani kaynağa sahiptir.
  3. Üçüncü prensip ise insanların birliğidir. Bununla söylenmek istenen bütün insanların eşit yaratıldığı, çeşitlilikleri, farklılıkları ile bir araya getirildikleri, ırk, kültür gibi çeşitliliklerin takdire ve kabule değer görülmesi gerektiğidir.

BAHAİ İNANIŞLARI
Bahai dinine göre insanın var olma amacı dua etmek, tefekkür ve insanlığa hizmet etmek yolu ile Tanrı'yı sevmeyi öğrenmek ve onu tanımaktır.

Bir zamanlar Babi hareketi ile olan ilişkisinden dolayı hapsedilen, İran'dan Osmanlı'ya sürgün edilen Bahaullah, Bahailik dinini 19.yy'da İran'da kurdu. Ölümü sırasında ev hapsinde olan Bahaullah'ın oğlu Abdülbaha, Avrupa ve Amerika'da ilerletme kaydetti fakat zamanın İran'ında hala yoğun bir zulme maruz kalıyordu. Abdulbaha'nın ölümünden sonra Bahai toplumunun liderliği bir kişiden çıkıp idari düzene evrilerek yeni bir şekil aldı. Günümüzde 200'den fazla ülkede 5.000.000 üzerinde Bahai bulunmaktadır.

Bahailiğe göre diğer dinler, zamanın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde, insanların kapasitesine göre, ilahi elçiler tarafından ortaya çıkmıştır. Yani Bahailik, birçok dinden farklı olarak diğer dinlere "tü-kaka" demez. Örneğin bir müslümana göre Hinduizm yada Budizm "saçmalıktır" fakat Bahailiğe göre o da aynı tanrıya hizmet eden ve dönemin şartlarına göre bir elçinin ortaya çıkardığı dinlerdendir.

Bahailiğin kutsal metinleri özellikle İsa, Musa, Muhammed gibi İbrahimi şahsiyetlerden bahsettiği gibi Krişna, Buda gibi Dharma dinlerinin önemli şahsiyetlerinden de bahsetmektedir ama Bahailere göre gönderilen en son elçiler Bab ve Bahaullahtır. Fakat yine de gelecekte ihtiyaca göre yeni elçiler gönderilebileceği inancı vardır. Çünkü Bahai inancına göre sırayla gelen peygamberlerden her biri daha sonra gelecek olan peygamberin haberini vermektedir.

BAHAİ ÖĞRETİLERİ
  • Allah birdir.
  • Tüm ilahi dinlerin temeli birdir.
  • İnsanlık âlemi birdir.
  • Din, bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır.
  • Irksal, dinsel, etnik taassuplar terk edilmelidir.
  • Kadın ve erkek eşittir.
  • Genel barış için çalışılmalıdır.
  • Eğitim zorunludur ve evrensel eğitim hedeflenmelidir.
  • Serbest düşünce ile gerçek araştırılmalıdır.
  • Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.
Bahailer Kur'an, Tevrat, İncil, Bhagavad Gita vb. tüm dinlerin kutsal kitaplarının tek bir sistemin parçası olduğuna ve kutsallıklarını yitirmediğine inanmaktadır.

BAHAİLERİN KUTSAL KİTAPLARI
Kitab-ı Akdes, diğer isimleriyle En Kutsal Kitap, Akdes Kitabı, Bahai dininin temel yasalarını ve dinin hükümlerini içerir.
Kesin Bilgi anlamına gelen İkan Kitabı ise Tevrat, İncil ve Kur'an'daki birtakım ayetlerin açıklamalarını ve bazı ilahiyat konularını ele alır.
Saklı Sözler anlamına gelen Kelimat-ı Meknune, Kurdun Oğlu Risalesi gibi kitapları da bulunmaktadır.


BAHAİLİKTE İBADET
Bahailikte de tıpkı İslamiyet'teki gibi dua, namaz, oruç gibi kurallar vardır fakat namaz bireysel bir tapınmadır yani toplu namaz yoktur.
Oruçları da diğer dinlere göre farklılık gösterir, 2-21 Mart tarihleri arasında kutsal sayıları olan 19'dan oluşan bir Bahai ayı süresince oruç tutarlar. Dua, oruç, namaz gibi ibadetler kişiyi meditasyona yöneltmek, karakterini düzeltmesi için kişiye yol göstermek amaçlıdır ve bu ibadetler bireyin kendi sorumluluğundadır.

ELEŞTİRİ & İNCELEME
Her ne kadar İbrahimi dinlere benziyor olsa da "Kadın ve erkek eşittir" , "Din, bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır" gibi öğretileri ile onlardan ayrılıyor. Nedeni ise örneğin bir müslümana göre Kur'an hatasızdır, fakat günümüzde Kur'an'ın içindeki bilimsel bilgilerin çoğunun hatalı olduğu ortadadır (bilimle ilgilenmeyen inançlı kesim yazanları doğru zannediyor). Aynı şekilde İncil ve Tevrat'ta da bilimle ve akıl ile uyuşmayan metinler bulunmaktadır.

Bir diğer husus olarak ise kadın ve erkek özellikle İslamiyet ve Musevilikte eşit görülmemektedir. Fakat yine de bunlar Bahailiğin gerçekten bir yaratıcı tarafından gönderildiğini yada peygamber seçip gönderdiğini, o kadar dine rağmen tekrar, bu işi hiç beceremiyormuş gibi Tanrının yeni bir din yarattığını ıspatlamaz.

Demem o ki, diğer dinler gibi, Bahailik'te tamamen çevresindeki insanları yönetmek için, insanlar tarafından kurulmuş bir dindir. Çünkü hep belirttiğim gibi tanrının başarısız bir stajyer gibi sürekli din göndermesi, üstelik onları kalıcı kılamayıp koruyamaması mantıksızdır. Kendi varlığını (eğer var ise) kanıtlamak isteyen tanrı, kitap ve elçiler yollamak yerine, çok daha kolay şekilde varlığını insanlara ıspatlayabilir.

Fakat yine de Bahailiğin diğer tüm dinleri kucaklayışı, kadın ve erkeği eşit görüşü, bilime uymak zorundayız demesi diğer birçok dine göre onu daha ılımlı bir din yapıyor. Fakat ılımlı bir görünüme sahip olması, tıpkı diğer dinlerin yüzünden olduğu gibi ilerde ayrımcılığa, din tüccarlığına, savaşlara vb. birçok etkiye sebep olmayacağı anlamına gelmiyor...

Kaynaklar:
Dictionary 2017   |   Hutter, 2005. pp 737–740   |   Affolter, 2005. pp 75–114   |   Smith, 2008. pp 56   |   Smith 2008, pp. 107–9   |   Süleyman Özkaya, “Osmanlı Devleti’nde Marjinal Bir Hareket: Bahâîlik”, Türkler Ansiklopedisi, XII, 111   |    Muhammed Ebu Zehra, İslam’da Siyasi ve İtikadi Mezhepler Tarihi, çev. E. R. Fığlalı-Osman Eskicioğlu, Yağmur Yayınevi, İstanbul 1970, s. 267   |   Bahais believe, erişim tarihi: 18 Ağustos 2013   |   Social principles, erişim tarihi: 18 Ağustos 2013   |   Bahai Calendar/bahai.org http://reference.bahai.org/en/t/je/BNE/bne-145.html   |   Since the Baha'i Faith's birth it has faced resistance and persecution from Iran. Many Baha'is have become martyrs and many are imprisoned, Although in Iran Christians and Jews are permitted to freely practice their religion, Baha'is are denied that right. (Ostling, 1984:73) http://religiousmovements.lib.virginia.edu/nrms/bahi.html   |   A Faith Denied-Report on persecution of Bahais in Iran, http://www.leithjb.net/blog/2007/01/25/a-faith-denied-report-on-persecution-of-bahais-in-iran   |    "Bahá’í House of Worship for South America". http://templo.bahai.cl   |   Abdu’l-Baha, Selections from the Writings of Abdu’l-Baha, Baha’i Publishing Trust, y.y., 1978, s. 79-80   |   Abdu’l-Baha, Selections from the Writings of Abdu’l-Baha, s. 86   |   Abdu’l-Baha, Paris Talks: Addresses Given by 'Abdu'l-Baha in 1911, Baha'i Publishing, 2006, s.162   |   Abdu’l-Baha, The Promulgation, s. 182 Abdu’l-Baha, The Promulgation, s. 166   |   Moojan Momen, A Short Introduction To The Baha’i Faith, One World, Finland, 1997, s.40   |   Moojan Momen, A Short Introduction To The Baha’i Faith, One World, Finland, 1997, s.55

Yazan: A.Kara

DİYANET VAKFI

DİYANET VAKFI'NIN KURULUŞU
Diyanet Vakfı, 429 sayılı kanunla, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle kurulmuştur. Başlarda T.C. Başkanlığı'na bağlı olan vakıf daha sonra 9 Temmuz 2018'de başkanlık sistemine geçilmesinden dolayı T.C. Cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır.

Diyaneti kuran kişinin ve Kur'an'ın Türkçe tercümesini yaptıranın Atatürk olması özellikle yobaz kesimi bir hayli şaşırtmıştır. Çünkü çoğu Kur'an'ı bile okuyup bilmiyor, kaldı ki Diyanet'i kuran kişinin kim olduğunu bilsinler...

Atatürk'ün bunu yapma sebebi ise ülkeyi inci-cinci hocalardan, kafasına göre tarikat kurup halkı yönlendiren, sömüren kişilerden kurtarmak, devlete tehlike arz edebilecek dini örgütlenmelerin önüne geçmek ayrıca halkın inandığı kitabı kendi dilinde okumasını sağlamaktı.

Bir deist olduğunu düşündüğüm Atatürk'ün bunu yapmasının en büyük nedeni dediğim gibi hem inançlı halkı sahtekarların elinden kurtarmak, hemde halkın Kur'an'ı anlayacakları dilde okumalarını sağlamaktı. İçinde yazanlardan haberleri olmalarını, yani inanıyolarsa da en azından kendi dillerinden, anlayarak okuduktan sonra inanmalarını amaçlıyordu.

Ayrıca dini bir kurum yada ruhban sınıfı bağımsız olamazdı. Çünkü tarih bunun ne kadar tehlikeli olduğunu insanlığa defalarca göstermişti (Örneğin devletten bağımsız kilise veya tarikatların iktidarları yıkması, kraliyetleri devirmesi vs.)


DİYANET VE ANAYASANIN 136.MADDESİ
Peki, Diyanet Vakfı kurulurken anayasaya konmuş olan 136.madde ne diyor bir bakalım:
"Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir"

Yani yasada; Diyanet İşleri Başkanlığı din ile devlet işlerini birbirinden ayırmalı, dolayısı ile siyasi meselelere karışmamalı, milli dayanış ve bütünleşmeyi amaç edinmeli, yani insanları bölmemeli, ayırmamalıdır denmektedir.

Peki öyle midir? Anayasa maddesinde yer alanları madde madde inceleyelim:

İLK BÖLÜM
"Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak"
Bu bölümün demek istediği çok açık, sen dini öğretmekle görevli bir kurumsun dolayısı ile siyasete falan dahil olma, işine bak denmiş. Neticede islami inanca göre sorgu melekleri "hangi partiyi destekliyordun" diye sormayacak değil mi? Yada Kur'an'da "bu partiyi seçenleri cennete alırım" diye bir ibare bulunmamakta.
Anayasada siyasete bulaşması yasaklanan Diyanet günümüzde bırakın siyasete bulaşmamayı, siyasetin içinde kulaç atıyor bildiğiniz.

Çünkü bakıldığında Diyanet Vakfı'nın artık bir partinin yancısı-destekçisi olduğu açıkça ortadadır. Hatta siyasi idolojisi olduğu ve bunu çekinmeden, bariz bir şekilde gözler önüne serdiği açık ve nettir. Bunun en basit örneklerinden biri de Diyanet Başkanının 10 Kasım gelirken Kadir Mısıroğlu denen şarlatana, keşke Yunan galip gelseydi diyen, Diyanet'i bizzat kuran Atatürk'ün kendisine hakaretler eden, hatta ve hatta Atatürk'ün annesine terbiyesiz ithamlarda bulunan o yobaz Atatürk düşmanına yaptığı ziyaret dini öğretsin diye kurulan bu kurumun artık siyasette rol aldığının bir göstergesidir. Bir yandan "kul hakkı" hakkında fetvalar verirken diğer yandan bir liderin annesi hakkında iftiralar atabilen birinin yanında yer alması ise ayrıca dini değer ve öğretilerden ziyade Diyanet'in artık tamamen siyaset amaçlı bir kurum haline geldiğinin en büyük örneğidir.

İKİNCİ BÖLÜM
"Milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek"
Diyanet milletçe dayanışmayı sağlıyor mu hakikaten? Yani Diyanet Vakfı'nın açıklama yada eylemleri insanları birleştiri türden mi?

Eğer öyle ise yazdırabilecek onlarca güzel-farklı söz varken neden Ramazan Bayramı'nda cami süslerine "Sizden olmayanları dost edinmeyin" ayetini yazdırıyor?
E hani halkı birleştirip bütünleştirecekti? Bu ülkede Alevi, Hristiyan, Yahudi vb. farklı inanca sahip insanlar da yaşamıyor mu? Neden onları dost olarak edinmeyeceksin? Onlar halkın bir parçası değil mi?

Bunlar bile Diyanet'in Anayasaya uymadığının, günümüzde bu maddeye aykırı işlediğinin ispatı olmaya yeter.


DİYANETİN FETVALARI
Diyanetin şaşırtan, çağ dışı, insanları ayrıştırıcı fetvalarından bazıları:

A) "İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir" diyerek bariz bir şekilde 9 yaşındaki kız çocuğunun evlenmesine, dolayısı ile çocuk gelin denen saçmalığa kapı aralamış, yapanların sırtlarını sıvazlamıştır.

Ocak 2016'da Diyanet'e "Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşürür mü?" diye soru sorulmuştu (soran kişinin sapık olduğu aşikar).
Bu soruya ise Diyanet'in cevabı şu şekilde oldu:
"Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz"
"Babanın kendi öz kızını öperken şehvet duyması durumunda nikâhın ne olacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur."
"Hanefilere göre ise; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda kızın annesi bu babaya haram olur. Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir. Şehvet duymanın işareti, erkeğin organında bir uyanma, uyanıksa uyanışının artması, kadının da kalbinin heyecanla çarpmasıdır."

Günümüzde Tdv'nin ne kadar faydalı bilgiler paylaştığını göstermeye (Araştır: ironi nedir?) devam ederken, imanlı olduğunu iddia eden bazı kesimin de içlerindeki sapık hislere sorularla nasıl cevap aramaya çalıştığını göstermeye devam edeyim:

B) 6 Aralık 2017'deki, bir erkeğin telefon, faks, sms veya internet üzerinden eşiyle boşanıp boşanamayacağı sorusuna ise: 'Telefon, faks, SMS ve internet ile eşinizden boşanabilirsiniz' şeklinde cevap verdi.
Yani erkek (kadın da kimmiş, ayrılırsa erkek ayrılır) bu yollarla da boşanabilir. İmam nikahı ile yaşayan dini bütün bacılarımız bir gün telefonlarına gelen "BOŞOL" mesajını görünce şaşırmasınlar.

Gelelim Diyanet Vakfı'nın bu konuda yaptığı açıklamanın detaylarına:
"Bir kimse, yüzüne karşı 'seni boşadım, benden boş ol' gibi boşamayı ifade eden sözleri şifahî olarak söylemek suretiyle, eşini boşayabileceği gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yoluyla bildirerek de boşayabilir. Söz konusu iletişim vasıtalarıyla boşamak, sözlü olarak yüz yüze boşamak gibi geçerlidir. Ancak, bu durumda kocanın, boşamış olduğunu inkar etmemesi gerekir."

"Boşamanın yazılı olması halinde ise boşanan kimse, yazının veya mesajın eşinden geldiğinden emin olmalıdır. Bu durumda boşama hükümleri, kadının mektubu okuduğu andan itibaren başlar. Fakat koca eşini daha önce gıyaben boşamış da bunu mektupla haber veriyorsa, boşamanın hükümleri, kocanın boşadığı andan itibaren başlar."


C) Yazının başlarında Anayasanın 136.maddesindeki "Milletçe dayanışmayı, bütünleşmeyi amaç edinerek" kısmını inceleyip Diyanet buna uymuyor demiştim, bakın kuruluş amaçlarına, anayasaya uymadıklarının bir başka kanıtı:
3 Ocak 2016'daki "Cemevleri kırmızı çizgimizdir" açıklaması. Bariz bir şekilde ayrıştırı, milletçe dayanışmaya zarar verici bir söylem değil ise nedir bu?
Bakalım açıklamanın detayına:

"Biz dini statü veremeyiz, statüyü ancak bu yolun bizatihi sahipleri belirleyebilirler. Alevilik meselesini teolojik bir tartışma zeminine çekmeden, sadece sosyal, hukuki zeminde konunun ele alınması gerektiğini hep ifade etmişimdir. Bizim daima iki kırmızı çizgimiz olmuştur, bundan hiçbir zaman vazgeçmedik."

"Bir tanesi; Aleviliğin İslam'ın dışında bir yol olarak tarif edilmesi. Çünkü bin yıllık tarih bunu yalanlıyor, doğru olmadığını ortaya koyuyor. İkincisi de; cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi gibi gösterilmesi. Ama kendi tarihinde var olduğu şekliyle ocakların talepleri doğrultusunda özgürce kendi geleneklerini, kendi kültürlerini, kendi inançlarını yaşamalarının da hem İslam'ın, hem hukukun onlara verdiği bir hak olduğunu düşünüyorum"

D) Ayrıştırmaya, ötekileştirip etiketlemeye, yaftalamaya devam. Bakın bir başka örneği:
8 Mart 2008'de Dünya Kadınlar Günü'nde Diyanet Vakfı resmi internet sitesine kendilerinin hazırladığı İlmihal 1-2 adlı kitabın Kadın Hakları ile ilgili olan 14 sayfalık bölümünü koydu. Bu bölümde ise şöyle yazıyordu: "Feminizm Ahlaksızlıktır"

Aldığı tepkilerden dolayı ise daha sonra aşağıdaki gibi bir açıklama yayınladı:
"Başkanlık olarak kadın haklarını ve toplumda bu konuda bilinç ve duyarlılık oluşmasını çok önemsediğimizi, bunun için de kadın haklarını güçlendirmeye yönelik etkinlikleri her geçen gün artırdığımızı bütün kamuoyu bilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak kadın hakları, cinsiyet ayrımcılığı, kadınlara yönelik şiddet, kadınların eğitimi ve benzeri konularda yanlış anlaşılmaya meydan verecek her türlü söz ve tavırdan kaçınmakta duyarlı olacağımızı da bilmenizi isteriz."

E) 2018'de yapılan "Deizm sapıklıktır" açıklaması ise "kul hakkı"ndan bahseden Tdv'nin başkalarına, farklı inanca sahip kişilere ne kadar rahat iftira atabildiğinin, onlara "sapık" ifadesini rahatça yapıştırabildiğinin göstergesidir. Ülkede nonteist yani dinsiz sayısı azımsanmayacak seviyededir, bu tür söylemler ise yine milleti birbirine düşman edip ayrıştırmaktan öteye gitmemektedir.

Diyanet'in işi kendi kesimine (müslümanlara) İslamiyet'i öğretmek, Kur'an çalışmaları yapmak olmalıdır, başkalarını karalamak, çirkin yakıştırmalar yapmak, iktidarın peşinde koşup dediğini tasdik etmek, vatan düşmanlarını hasta yatağında ziyaret etmek değil. Kaldı ki "sapıklık" vakalarının daha çok hangi kesimden geldiği açıkça ortadadır.

Yazan: A.Kara

DİN ÖĞRETİMİ

Din öğretimi inançlı ailelere göre çok önemli. Yani onlara göre çocuklarının dini eğitim alması hayatlarındaki birçok şeyden daha önemli.

Fakat işin çelişkili ve komik yanı budur ya, daha 4 yaşında kendi dinini öğretmeye (empoze etmeye) başladığın birinin müslüman-hristiyan yada museviliği ile gurur duyman komiktir. Çünkü kendisi isteyerek, merak edip tamamen araştırıp sorguladıktan sonra doğru olduğuna kanaat getirerek seçmemiştir bu dini. Sadece sen dayattığın ve "diğerleri yalan" dediğin için, kendi yolunu ona doğru olarak gösterdiğin için inanmaktadır senin dinine, çünkü sana da zamanında baban göstermişti "doğru yol budur" diye, yani bir nevi kısır döngü.

Halbuki din öğretimi öncesinde daha önemli şeylerin eğitiminin verilmesi ve öğretilmesi gerekir çocuğa. Dürüst biri olmayı, iftira atmamayı, başkalarını sırf onunla aynı görüşü, dini paylaşmıyor diye "fetöcü, hain, terörist" gibi etiketlerle damgalamaya hakkı olmadığını, onun inandığı dini eleştiren birinin sırf sorguluyor diye bu şekilde lanse edilemeyeceğini öğretmen gerekir en başta ona.

Ama öğretir misin? HAYIR.
Çünkü balık baştan kokar derler. Daha en başta sen, kendin gibi olmayanları çok basit şekilde etiketleyebiliyor, iftira atabiliyorsun ve yüzün kızarmadan cuma hutbesinde hoca "kul hakkından" bahsederken "evet hoca doğru diyor" şeklinde başını sallayıp onaylayabiliyorsun.

Örneğin ben, tüm dinleri eleştiren, inceleyen yazılar yazıyorum ama en çok iftirayı müslümanlardan yiyorum. Hristiyanlık, Musevilik vb. tüm dinleri eleştirmeme rağmen çoğu müslümandan "yahudi, gizli papaz, bilmem ne uşağı" gibi ithamlar yiyip iftiraya maruz kalıyorum. Peki hani nerede kul hakkı?


Siz böylesiniz çünkü anne-babanız sizi yetiştirirken iyi bir birey olmak yerine din öğretimini ön planda tuttu. Bu da sizi zamanla öyle tabucu-yobaz yaptı ki sizinkine karşıt bir görüş söylendiğinde kul hakkı hikayeleri geride kalıyor ve karşınızdaki kişinin yemediği itham kalmıyor.

Din öğretimi mi? BOŞVER!
Önce insan olmayı öğret insan. Ne olursa olsun kimseyi karalayıp yaftalayamayacağını öğret.
Besmeleden önce karşısındakinin de insan olduğunu öğret, sünnet düğünü sonrası çükünü açtırıp sağda solda koşmasına izin vermek yerine erkek olmanın özel birşey olmadığını, önemli olanın insan olmak olduğunu ve karşı cinse saygı duyması gerektiğini öğret.
Hangi siyasi parti olursa olsun, ona körü körüne inanıp diğer insanları suçlamaya hakkı olmadığını, siyasete alet olmaması gerektiğini ve siyasi oyunlar yüzünden başkalarına iftira atamayacağını öğret.
Yahudileri veya başka dinden olanları "çok paragözler yahu" diye eleştirirken ona da Çin'den 250 dolara aldığı malı burada vatandaşa 6.800tl ye itelememesi gerektiğini öğret.
Yani insan olmayı öğret!

DİNİ ÖĞRETİM OLMALI MI?
Eğer din adamları, din kurumları, yada dindar aileler dinlerinin doğruluğu konusunda samimi iseler çocukların daha 3-4 yaşında beyinlerini yıkamayı bıraksınlar. Eğer samimi iseler ve dinlerine, yaratıcılarına güveniyorlarsa çocuklarını ergenliğe gelene kadar sadece iyi biri olarak, dinini empoze etmeden yetiştirsinler. Esir kampındaki bir esirin kafasına dayanan silah gibi kendi dinlerini çocukların kafasına dayamasınlar.
Ergenlik yaşına geldiğinde bırak tüm dinleri, inançları araştırsın. Senin beyin yıkamaların olmadan, araştırsın.

Fakat olmaz, korkarsın değil mi? Ya başka dini seçerse falan... Gördün mü, demekki anne-baban sana küçükken kendi dinlerini dayatmasaydı aynı şekilde sende başka dini seçebilirdin hatta dinsiz bile olabilirdin.

Ailelerin beyin yıkamaları olmasa, birkaç seneye ortada din diye birşey kalmaz. Bu yüzden artık bazı kesimlerde ana okulunda bile dini eğitim veriliyor, daha kayanın nasıl oluşuğunu bilmeyen ufacık beyinlere, taştan duvarlar etrafında dönmeleri söyleniyor ve başları kapatılıyor...


ALLAH'A / YHWH'YE / İSA'YA GÜVENMİYOR MUSUN?
Eğer inandığın dinin tanrısına güveniyorsan zaten inancın gereği onun tüm insanların kaderini zaten belirleyip yazdığını, yazdığının aksinin olamayacağını biliyorsun. "Alna ne yazıldıysa o", yada Hristiyan demiyiyle "Tanrının dilediği" neyse o zaten olmayacak mı?

Bak En'am 39'da ne diyor:
"Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır ve kimi dilerse onu doğru yola koyar"

Birde İncil'e bakalım ne diyor:
"Çünkü her olayın, her eylemin zamanını belirledi." (Vaiz 3:17)

Yani sen kendini de parçalasan, yırtınsan da "ben kimi istersem saptırır, kimi istersem doğru yola koyarım" diyor. O halde inançlı biri olarak senin bu korkun niye? Çocuğun daha oyuncak yaşlarında aklına dini içerik yükleme çaba ve korkun niye? Yoksa Allah'a / Rab yada Tanrıya güvenmiyor musun? Yoksa inandığın yaratıcının senin çocuğunu başka bir dini seçmekten koruyamayacağını mı düşünüyorsun?
Böyle düşünmüyor olsan dinini ufak çocuğa yana yana empoze etmeye kalkmazsın.

Yazan: A.Kara

PEGASUS

mitolojide pegasus, pegasus mitoloji, pegasus yunan mitolojisi, mitoloji, A, yunan mitolojisi,
ETİMOLOJİSİ
Pegasus, πηγή pēgē "ilkbahar, iyi"anlamlarına gelmektedir.
Bir diğer görüşe göre ise ismin "yıldırım" anlamına gelen Luwian Pihassas'dan, Güney Kilikya'da gök gürültüsü ve yıldırımla temsil edilen yerel bir Luvi-Hitit hava tanrısı olan Pihassassi'den geldiği söylenmektedir.

PEGASUS MİTOLOJİSİ
Yunan mitolojisindeki ölümsüz, kanatlı bir at olan Pegasus, Poseidon ve bir zamanlar Lybian prensesi olan Medusa'nın iki çocuğundan biridir. Zeus'un kendine musallat ettiği dev bir at sineğinin ısırmasından korktuğu söylenen Pegasus'un bir dev olan Chrysaor'un ve Zeus'un oğlu Herkül'ün kardeşi ve Geryon'un amcasıdır.

Perseus, Medusa Gorgona'nın kafasını keser. Kafasından toprağa sıçrayan kanlardan Pegasus doğar. Doğuşuna dair diğer söylemler ise Medusa'nın kesilen başından dünyaya geldiği yada Medusa'nın boynundan ortaya çıktığıdır.

Hesiodos, Pegasus'un doğumunu şöyle anlatmaktadır:
"Phorkys’le birleşen Keto Graiaları doğurdu…
Gorgoları da doğuran Keto’dur…
Sthenno, Euryale ve bahtsız Medusa…
Perseus kestiği zaman kafasını
Khrysaor’la Pegasos çıkıverdi kanından.
Biri Okeanos ‘un kaynaklarından doğduğu için,
öteki elinde altın kılıç tuttuğu için
almışlardı Pegasos’la Khrysaor adlarını.
Pegasos bırakıp davarlar anası toprağı
havalandı gitti ölümsüzlere doğru.
Zeus ‘un sarayında oturur şimdi
şimşekle yıldırım taşıyıp onun adına."

Beyaz renge sahip olan ve uçarken havada koşmakta olan bir at gibi görünen Pegasus'un devasa iki kanadı vardır. Zeus'un yıldırımlarını getirme görevi üstlenen Pegasus doğar doğmaz tanrıların diyarına uçmuştur.

Pegasus'un sembolizmi zamanla değişmiştir. Rönesans'a kadar Ortaçağ'dan gelen bilgelik ve şöhretin simgesi olan Pegasus daha sonraları şairlerin ilham aldıkları kaynak olarak, 19. yüzyıldaki şiirlerle ilişkilendirildi. Bu değişimin sebebi ise Helicon Dağı'ndaki Hippocrene pınarının Pegasus'un ayağını yere vurması ile oluştuğu inanışıdır. Bu yüzden Pegasus "şiirsel ilham" ile özdeşleşmiştir. Daha sonraları Athena'nın Bellerophontes'e verdiği altın dizgin yardımıyla yakalandığı, Amazonlar ve Kimera ile olan çarpışmalarında da ona yardım ettiği anlatılır.

Aşırı hırsın zararının bir sembolü olan Bellerophontes Pegasus'a binip Olimpos dağına çıkmak ve ölümsüzlerin arasına karışmak ister fakat Pegasus onu üzerinden atar ve Olimpos dağına geri dönerek eski görevlerine kaldığı yerden devam eder.

Türk mitolojisinde Tulpar olarak göze çarpan Pegasus, kendine eş olarak Ocyrrhoe'yi (Euippe) alır ve üreyerek kanatlı atların soyunu başlatır.

PEGASUS HAKKINDA BİR EFSANE
Efsaneye göre dünyanın çok uzak bir köşesinde yaşamakta olan korkunç 3 başlı bir canavar vardı (Chimera). Aslan, keçi ve ejder başına sahip olan bu canavar nefesinden alev ve duman saçıyor, yakınındaki bitki ve hayvanları kavurup yok ediyordu. Birçok savaşı bu canavarı öldürmeye and içmişti ama hepsinin sonu kavrularak ölmek olmuştu.

Onlarca savaşçıdan sonra Bellerphon adında Yunanlı genç bir adam bu canavarı öldürmeye and içtiyse de bunu nasıl başaracağı konusunda hiçbir fikri yoktu. Günlerden bir gün gece uyumaktayken bir rüya gördü ve rüyasındaki bir tanrıça (Athena) ona mücevherlerle bezenmiş, parıl parıl, altın bir dizgin veriyor ve ona:
"Bu canavarı öldürme niyetinde ciddiysen bu dizginler sana yardım edecektir. Bununla kanatlı at Pegasus'a binebilirsin. Pegasus su içmeye hep aynı pınara gider, oraya git ve bu dizgini hızlıca boynuna geçirip sırtına atla. Pegasus'a binebilirsen canavarı da öldürebilirsin" dedi.

Bellerphon uyandığında bir mucize ile karşılaştı çünkü mücevherlerle parıldamakta olan altın dizgin hemen yanında duruyordu. Bunu gören savaşçı, rüyasının aslında gerçek olduğunu ve tanrıçanın onunla görüştüğünü anlayarak Pegasus'u bulmaya koyuldu. Pegasus'un su içtiği pınarı kolayca buldu fakat Pegasus'u yakalamak için günlerce uğraştı. Yükseklerde süzülen, büyük, beyaz atın pınara indiğini görüyordu fakat her seferinde birileri bağırıyor ve Pegasus ürküp kaçıyordu.


Yine bir gün güneş doğarken Pegasus su içmek için pınara geldiğinde Bellerphon ona doğru atılıp boynundan altın dizgini geçirdiği gibi sırtına atladı. Bellerphon'u üzerinden düşürmek isteyen Pegasus birden uçmaya, yüksek hızda ilerlerken dönüp manevralar çizmeye, kıvrılıp taklalar atmaya başladı. Ne kadar uğraşsa da başarılı olamayan Pegasus sonunda uslandı ve savaşçının ona hükmettiğini anladı.

Pegasus sırtındaki savaşçı hemen büyük korkunç canavarın yaşadığı yere gitti ve oraya vardığında canavarın mağarasında olduğunu gördü. Tüm gün bekledikten sonra canavarın mağaradan çıkıp etrafındaki köylerden birine doğru ilerlediğini gördüler.

Pegasus canavarı takip edip ona yaklaştığında Bellerphon keskin kılıcı ile canavarın 3 başından birini gövdesinden ayırınca canavarın ağzından alevler püskürmeye başladı. Fakat Pegasus'un hızı sayesinde alevlerden kaçmayı başardılar.

Pegasus tekrar aşağıya doğru inince Bellerphon canavarın başlarından birini daha kesti. Canavar acıyla pençelerini havaya sallayarak saldırırken dev kuyruğu ile yeri dövdü fakat Pegasus hızıyla Bellerphon'u yükseklere uçurdu.

2 başı kesilen Chimera güç kaybetmeye başlayınca Bellerphon bir ok attı ve canavarı öldürdü.

Bu savaş sonrası tanrıların kralı olan Jüpiter, kanatlı at Pegasus'u gökyüzünde bırakmak istiyordu ama Bellerphon daha dünyaya lazımdı. Bu yüzden atı sokması için bir sinek gönderdi ve sinek atı sokunca Pegasus öyle bir sıçradı ki savaşçı üzerinden düştü. Pegasus ise gökyüzünde kalmaya devam etti.

DİPNOT: Pegasus, Muhammed'in atı Burak ve Türk mitolojisindeki Tulpar arasında neredeyse hiç fark yoktur. Fakat ne hikmetse Tulpar ve Pegasus'u saçma bulan veya anlatıldığında gülen insanlar, aynı ata Muhammed'in binip uçtuğuna inanırlar.
Makale tavsiyesi:
Muhammed'in Mitolojik Atı Burak

Yazan: A.Kara

NASIL MÜNAFIK OLDUM?

sizden gelenler, din, islamiyet, Nasıl münafık oldum?, İslamı nasıl terk ettim?, Dinden nasıl çıktım, İslamı neden terk ettim?, Müslümanlıktan neden çıktım?, Değişim hikayesi,
İSLAMI NASIL TERK ETTİM?
Yedi ya da sekiz yaşındayım,  arkadaşlarla oynuyoruz.  Uyanık arkadaşlarımızdan birisi “Allah’ınızı seviyorsanız zıplayın” diyor. Başlıyoruz zıplamaya, hatta öyle çok zıplıyoruz ki hem en yükseğe sıçramaya çalışıyor hem de “ben Allah’ımı daha çok seviyorum, bak en yükseğe zıplıyorum” gibi sözler sarf ediyoruz.  Hiç birimiz de demiyoruz ki “yahu Allah’ı sevmek için ille de zıplamak  zorunda mıyız?”, çocuk aklı herhalde. Bir süre sonra uzak gruptan bir çocuk gelip  “Allah’ınızı seviyorsanız yerde yılan gibi sürünün” diyor. Bizi  zıplatan arkadaşımız da dahil olmak üzere hepimiz yere yatıp sürünmeye başlıyoruz. Siz buna sevgi diyebilirsiniz. Ben buna şartlanmışlık diyorum. Annemizi severiz, babamızı severiz, arkadaşımızı severiz fakat o yaşlarda hiç görmediğimiz, hakkında doğru dürüst  bilgimiz olmayan bir varlığı nasıl severiz? Eğer bize dini eğitim küçücük yaşlarda değil de ilerleyen yaşlarda verilseydi muhakkak dinden çıkmam zor olmazdı. Zira küçücük çocuklara hem korku yoluyla hem de çeşitli vesilelerle “O sizin bizim Allah’ımız, O’ndan büyük yoktur. Tek gerçek Tanrı O’dur.”  Diyerek henüz dini bilgileri öğretmeden, aklın şuna buna ermeye başlamadan “Allah Allah” dedirtirsen sana kutsal diye tanıtılan kitabı ister 10 defa ister 100 defa oku, hiçbir çelişki hiçbir mantıksızlık göremezsin. Gözünün önünde çelişkiler bağırır ama Allah inancına kilitlenmiş beynin o manasız cümlelerin farkına varmaz. Daha açık ifade etmek gerekirse o gariplikler beyninin ilgili yerlerinde işleme alınmaz ve bundan dolayı şuuruna sinyal göndermez. Bu tıpkı fabrikada üretilen ürünlerin kontrolünü sağlayan bilgisayar sistemine benzer. Bilgisayara komut verirsiniz. Komut: “kontrol bandına gelen her metali tara ve yüzde yüz kırmızıya boyanmış olan metalleri paketlemeye gönder.”  Bilgisayar,  sensörleri yardımıyla kontrol bandına  gelen her metalin yüzde yüzü kırmızıya boyanmış olanlarını  paketleme bölümüne gönderir fakat yüzde doksan, yüzde seksen oranında boyanmış olan  metalleri de geri dönüşüme ya da tekrar boyama kazanına gönderir. Siz bu kez bilgisayara “kontrol bandına gelen bütün metalleri yüzde yüz boyanmış ve bitmiş kabul et  pakete gönder”  komutu verirseniz bu kez ister  tamamı  boyanmış  isterse yarısı boyanmış  olsun hiçbir metali sensörle tarayıp kontrol etmez, kontrol bandına gelen bütün metal ürünleri bitmiş kabul eder ve paketlemeye gönderir. İnsan beyninin kodlanması da buna benzer. Tek fark bilgisayara komutu bir kez girersin, insan beynine ise defalarca… Komut her yerde aynıdır ve şudur: “O,  yeryüzüne Tanrı katından gelen en son ve tek gerçek kitaptır, O Kur’an ki O’nda hiçbir çelişki göremezsin.” Gerçekten de göremezsin. Gözünün önünde çelişkiler bağırır, cirit atar  fakat kodlanmış beynin “O’nda çelişki yoktur, göremezsin” komutu ile  okuduğun hiçbir ayeti işleme almaz sadece okur gider.  Zaten bir çoğumuz O’nu eleştirmek ya da çelişki aramak için, hata bulmak niyetiyle   okumayız. İmanımızı artırmak ve kesin olarak iman ettiğimiz Kitaptaki bilgileri öğrenmek için okuruz. Kur’an’ı öğrenmekten kasıt sorgulamak değildir, biraz ezberdir aslında biraz da dindarlık.  Olur da aklına takılan ve garip bulacağın ayetler olursa   cevap bellidir, “Allah’ın hikmetinden sual sorulmaz”.


Benim dinden çıkmam  aslında radikal diyebileceğimiz ya da sosyete hocası diyebileceğimiz hocalardan birisinin bir gün televizyon ekranlarından “Ben Kur’an’ın bütününü okudum, hatmettim, yıllarca araştırdım. Cennete gitmek için ille de Müslüman olmaya gerek yok” dedikten sonra kendi kendime “madem ki cennete gitmek için Müslüman olmaya gerek yok, ben de Müslümanlıktan çıkıyorum” dedikten sonra oldu.  Müslümanlıktan çıktım, çıkış o çıkış. Meğer beynimdeki nöronlar, Kur’an’ı gerçek anlamda okuyup anlayabilmem için Müslümanlıktan çıkmamı yani o kilitli kapıyı açmamı bekliyorlarmış. Size Allah kelamı diye yutturulan kitabı inanç gözüyle iman etmiş halde okursanız onda hiçbir çelişki ve gariplik bulamazsınız. Okuduğunuz bir yazıyı her açıdan objektif bir şekilde değerlendirebilmeniz için şüpheci ve tarafsız bir şekilde okuyup değerlendirmeniz gerekir. İşte ben de Müslümanlıktan çıkışımın ertesi günü elime  Kur’an-ı kerimin Türkçe mealini aldım ve o zamana kadar en az 10 kez okumuş olduğum ayetleri gözden geçirmeye başladım.  Belki  de bilinçaltımdaki yıllarca birikmiş sessiz itirazların bir patlamasıydı bu hareketim. Onlarca kez okuduğum ayetlerin içindeki saçmalıklar, tutarsızlıklar, mantıksızlıklar birer birer gözüme batmaya tek tek patlamaya  başladı. Neden daha önce hiç fark etmedim? Zaten bir erkeğin dört kadınla evlenebilmesini, kocasına baş kaldıran kadının kocasından dayak yiyebileceğini ya da evden gönderilebileceğini ve buna benzer şeylerin  Allah’ın emri olduğunu biliyordum fakat konu iman etmek olunca hoşuma gitmese bile kabul etmek zorunda kalıyordum. Hatta şimdiki cambaz diyebileceğim ilahiyatçıların getirdikleri yorumlara açıklamalara sığınıyor ve “o devirde arap yarımadası ve arap gelenekleri farklıydı, hatta kadınlar daha kötü durumdaydı, İslam oradaki kadın haklarını  yumuşattı fakat şimdiki zaman dilimi farklı, o ayetlerin bu devirde hükmü kalmadı” gibi saçma sapan söylemlere kulp gibi yapışıyordum. Şimdi düşünüyorum da bu mu Kur’an’ın evrenselliği?  Hükmü kalmadığı söylenen ayetleri kim hükümsüz  kılıyor? Bununla ilgili bir ayet var mı? Yani Kur’an’ın bir yerinde şöyle bir cümle olsa: “Ey inananlar, zaman ilerledikçe ihtiyaçlarınıza ve gelişmişlik düzeyinize göre şu şu veya bazı ayetleri devreden çıkartınız gibi bir ayet var mı? Kimileri de çıkıp diyor ki peygamber efendimizin hayatı bize örnek teşkil eder, o hiçbir hanımını dövmemiştir, bizim de onu örnek almamız gerekir. Yani Allah bu konuda ayet gönderirken bunu düşünememiş ama Peygamber kulu düşünmüş, yaşamış öyle mi? Müslümanlıktan çıkmış olmanın verdiği rahatlıkla içsel olarak bile cesaret edemediğim soruları,  gariplikleri irdeledikçe bir de baktım ki İslam’ı  Kur’an’ı  neresinden tutsam elimde kalıyor. Nasıl bir Kur’an ki nasıl bir üstün yaratıcı kelamı ki  herkes farklı farklı yorumluyor. Kimse bir ayet üzerinde anlaşma sağlayıp sulh edemiyor.  Kur’anda  hristiyanları ve Yahudileri dost edinmeyin  diye  ayet var. Şöyle bir düşünün: Aşırı dindar bir Yahudi ya da hristiyan ailesinde doğduğunuz zaman Müslüman olma ihtimaliniz nedir? Hani insanlar imtihan için gelmişti? İmtihanın ne olduğunu hepiniz iyi bilirsiniz. Bir dersin yazılısına veya bir üniversite sınavına girdiğiniz zaman aynı sorularla karşılaşır aynı şartlara maruz kalırsınız. Müslüman ailede doğan çocukla Yahudi ailesinde doğan çocuğun imtihan şartları aynı mı? Bu nasıl imtihan? Nerede bu imtihanın adaleti? Peki küçük yaşta çirkefliklere uğrayarak hayatını kaybeden çocukların imtihanı nedir? Bunun da cevabı var elbette. İlahiyatçıların ağzından neler duymadık ki. “O yavrumuz şimdi cennette”. Hadi öyle olsun,  ölen yavrularımız cennete, ya ölmeyip hayatta kalanlar?...  Yıllar yılı, radikal  ilahiyatçıların yorumlarına sarıldım. “Kur’an, yanlış tercüme ediliyor, yanlış yorumlanıyor. Kur’an’ın dilini konuşan İslam ülkelerinin halkları kitaplarını açıp okumazlar, onlar cahil insanlar, zaten okusalar da pek bir şey anlamazlar çünkü Kur’an’ın Arapçası eski Arapça” ve daha neler neler. Ben onlara buradan cevap veriyorum. Hayır efendim. Müslüman Arapların yaşadığı hayat tam da Kur’an’ın müminlerden istediği hayat. Kadına değil, erkeğe seslenen, kadınlarla ilgili hususlarda bile erkeği muhatap alan bir dinin yaşandığı ülkede kadınların modern olmasını mı bekliyorsunuz? “O, tek gerçek kitaptır, O’nda çelişki yoktur” komutu ile yıllarca sarıldığım açıklama ve bahaneleri sıraladım bir gün. Sizinle paylaşayım:


  • Tercüme yanlış.
  • O ayetin hükmü kalmamıştır. (Kim söylüyor bunu, ölçüsü nedir? Neye göre kaldırılıyor? Allah’ın gönderdiği ayetin hükmünü kaldırmak kimin haddine?)
  • O devirdeki Arapların yaşam şartlarını gözlerimizin önüne sermemiz gerekiyor. 1400 yıl öncesinden bahsediyoruz. Kalkıp da o devirde gelen her ayeti bu döneme göre yorumlayıp kabul edemeyiz. (Allah düşünememiş bu günlere geleceğimizi) Allahü Teâlâ her devrin ve her milletin durumuna şartına  göre ayet mi gönderecekti? Buna sayfalar yetmezdi. (Ben bir tane göndereyim: “Ey inananlar! Kölelik, İslamiyetin kabul ettiği bir uygulama değildir. Kimilerinin atalarından gelen bu geleneği bir anda kaldırmanın da zor olduğu bellidir. Rabbiniz bu  konuda sizlere kolaylık getirmiştir.  Allah sizlere  Kur’an’ın her ayetinin indirilip tamamlanmasından sonraki elli yıl içinde ve bu elli yıla kadar olan istediğiniz her hangi bir zaman diliminde kölelik ve cariyelik uygulamasını tamamen kaldırmanızı, bütün köle ve cariyeleri özgürlüklerine kavuşturmanızı  ve kıyamete kadar da köle ve cariye uygulamasını bir daha geri getirmemenizi emreder. Allah’ın gazabı, emrine uymayanlara karşı çok şiddetlidir.”) 
  • Falanca mezhep şu şekilde kabul eder, şu mezhepte olanlar için de hüküm şudur. (Hangi meshepe girsem acaba? Hangisi işime gelir?)
  • Arapça ile Türkçe arasında anlam farklılıkları olabiliyor.
  • Kur’anda geçen ayetler tek başına okunduğunda tabi ki farklı anlamlar çıkartılabilir. Kur’an’ın o ayetinde aslında şu olaydan bahseder ve şöyle yorumlamak gerekir. (Eğer Kur’an ayetleri, bize doğru olarak gelip gelmediğinden emin olamayacağımız  hadis, rivayet ve insan yazması kaynaklarla yorumlanacaksa Kuran otomatikman devre dışı kalır. Kur’an’a iman etmemizin tek sebebi O’nun Allah katından inmesi ve tek bir harfinin bile değiştirilmemiş olması. Böylesine hassas terazi üzerindeki bir kitabı nasıl olur da her hangi bir harfinin korunmuş olup olmadığı belli olmayan hadis ve anlatımlarla açıklarız?)
  • Kur’an’ı sürekli olarak araştırıyoruz. Her araştırmamızda O’nda yeni cevherler buluyoruz. Hatta bu zamana kadar ki alimlerimizin Kur’an’ı yorumlarken içinde bulundukları şartlardaki  cehaletleri ile ne kadar sığ açıklama ve tercüme ettiklerini sonradan fark ettik. (Bekar erkeklerin ellerinin altındaki cariyeleri, cahil olmayan modern aklınla yorumla bi zahmet. )
  • Kuran evrenseldir ve her devre uygundur? ( Vallaha mı? Nisa 34: “Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar...”   demek erkekler, kendi mallarından hanımlarına harcamaktadırlar.  Bugünün kadını kocası gibi çalışıp para kazanıyor. Erkekler evlenmek için çalışan kadın arıyor. Hatta kadının kazandığı para, mutfak harcamalarına, kıyafete, faturalara, evin bozulan beyaz eşyalarına, market alışverişine yatırılırken erkeğin parası ev taksitine, araba kredisine gidiyor. Ne malından harcaması be, erkek  hanımının sırtından ev araba sahibi oluyor. Ev adamın üstünde, araba adamın üstünde. Kur’an’ın bu ayeti bu devre uygun mu şimdi? Nerede bu ayetin evrenselliği?  Efendim? Çalışma hayatından çıkalım, erkeğimizin eline bakalım değil mi?... Söylenecek çok şey var da boş ver  hangi birini  kaleme alayım?)
Çelişkileri, saçmalıkları, gariplikleri, rezillikleri saymaya sayfalar yetmez. Keşke hepsini, yüzlercesini sayabilsem çevreme, sevdiğim insanlara…  Ne yazık ki münafık olarak yaşamayı seçtim. Dar ve dindar bir çevrede yaşıyorum. Bir bayan olarak böyle bir çevrede dinden çıktığınızı söylemek intihar olur. En yakınlarımın bile dinsizliğimden haberi yok. Söylemek kolay fakat anlaşılmak imkânsız gibi duruyor. Etrafımda örtülere bürünen ve sürekli olarak Kur’an’ın Arapçasını okuyup huzur bulduğunu düşünen ve kendi yakınlarındaki kadınları da örtülerin altına hapsetmek ve Kur’an’ın Arapçasını okumayı  öğretmek için seferber olmuş hemcinslerime haykırmayı o kadar çok isterdim ki? Bir gün bir tanesine söyleyecek oldum. Sence bu ayet mantıklı mı diye sordum. Cevap neydi biliyor musunuz? “O kadarını bilemem ama ben Kur’an okurken çok büyük bir huzur yaşıyorum, sana da tavsiye ederim. En azından Arapça okunuşunu öğren, aç bir iki sayfa oku, ne demek istediğimi anlarsın.”  Sizin Kur’an’ı okurken yaşadığınız huzuru, Yahudiler Tevratı okurken yaşıyorlar. Hristiyanlar İncili okurken yaşıyorlar. Budistler ve Hindular ise kitap bile okumuyorlar, işin tekniğini keşfetmişler huzurun mutluluğun  en yükseğini yaşıyorlar demek isterdim.  Ben dinden çıkalı, namazda bulmadığım huzuru buldum, insan olmanın hakikatine, onuruna erdim demek isterdim. İnanmış beyinlerin kodlanmış kilidini açmayı isterdim.   “O,  Allah katından gelmiş tek gerçek kitaptır. Kur’anda çelişki yoktur.”

İçimi boşaltmama, duygularımı paylaşmama vesile oldunuz, teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın.

SİZDEN GELENLER Yazan: Kâinatta Toz Zerresi

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

25 PEYGAMBER

25 peygamber, A, din, islamiyet, Peygamber isimleri, 25 peygamber ismi, kuranda geçen peygamberler, kuranda geçen isimler, Davut peygamber, Yunus peygamber, Hz Musanın hayatı, Hz İlyas,
KUR'AN'DA ADI GEÇEN 25 PEYGAMBER
İslam'ın kutsal olduğunu iddia ettiği Kur'an'da adı geçen 25 peygamber vardır. Adı geçen peygamberlerin kimler olduğunu çoğumuz biliyoruz fakat ben yinede bilmeyenler için bu 25 peygamberin kimler olduğunu, haklarında kısa bilgiler vererek sıralayacağım.

Bu sayede 124.000 peygamber gönderildiği söylenen İslamiyet dininin kitabında İsrailoğlu dışında hiçbir milletten bir tane bile peygamber ismi bulunmadığını (Türk, Kürt, Moğol, Rus, Alaskalı, Boşnak, İngiliz, Fransız vs.) ayrıca hiç kadın peygamber de olmadığını görmüş olacaksınız.

Makaleyi hazırlama amacım Kur'an'da adı geçen 25 peygamber hakkında kısa bilgiler vermek olduğundan Hz Muhammed hakkında çok yazmayacağım çünkü hem kısaca anlatılacak bir konu değil, hemde sitede Muhammed hakkında bilgi veren belkide yüze yakın makale bulunmakta. O yüzden Muhammed ile ilgili bölümü kısa görünce garipsemeyin.

1) HZ ADEM
Kur'an'a göre kendisi ilk insandır ve ismi 25 kere geçer. Allah onun yalnızlığına çare olması için daha sonra ona eş olarak Havva'yı yaratır. Sonra Adem ve Havva çocuk yaparak insan soyunu başlatırlar (Bu konu oldukça çelişkilidir, ilgili yazıyı okumak için: Adem ve Havva Masalı Artık İşlemiyor)

Bazı kesimler Adem'e kitap, daha doğrusu 10 sayfalık bir suhuf inmiştir deseler de İslam alimleri bu olaya kaynak olarak belirtilen rivayeti bizzat kendileri "zayıf" olarak nitelendirmektedirler.

Bu rivayette Ebû Zer el-Gıfârî’nin Allah’ın resullerine kaç kitap gönderdiği sorusuna Muhammed 104 cevabını vermiş, bunlardan on sayfanın Âdem’e, elli sayfanın Şît’e, otuz sayfanın İdris’e, on sayfanın İbrahim’e verildiğini, ayrıca Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’ın indirildiğini belirtmiştir. [Taberî, Târîħ, I, 312-313; Suyutî, ed-Dürrü'l-mensür, VIII, 489; Alusî, Rühu'l-meani, XV, 141-142; Zemahşerî, VI, 360]

2) HZ İDRİS
Kur’an’da adı 2 defa geçer. Şit'in oğlunun oğlu olan İdris'in kumaşı bulduğu için döneminde yaşayan insanların hayvan derilerini giymekten kurtulduğu söylenir. İslam mitolojisine göre ise İdris hala 4.kat gökte yaşamaya devam etmektedir.

Bir iddiaya göre MÖ 14.000lerde yaşadığı düşünülen İdris, Yunan mitolojisindeki Hermes ve Mısır Mitolojisindeki Thoth ile aynı kişi olabilir. Çünkü Mısır mitolojisine baktığımızda günümüzden 5.000 yıl önce Mısır'da bir terzi yaşadı, parşömenlerde adı Hermes Tut olarak geçiyor.

Bir diğer iddia ise İdris'in Tanah'taki Enoch veya Hanok ile aynı zat olduğudur. Kitaba göre Hanok 365 yıl yaşar ve sonrasında ölmez, tanrı ile yürüyerek kaybolur, yani Tanrı onu katına alır.
Yunanlılara göre o astroloji ve simyanın kurucusu, kalemle yazı yazıp dikiş diken ilk insan olan Hermes Trismegistus'tur.

Konuyla ilgili olarak şu yazıları okuyabilirsiniz:
İncil, Enoch, Hz. İlyas ve Uçan Makinalar
Hezekiel Kitabındaki Uçan Araçlar
Hermes Trismegistus

3) HZ NUH
Özellikle Nuh suresi ile bilinen Nuh'un adı Kur'an’da 43 defa geçer. Efsaneye göre kavmini sapıklıktan kurtarmak istemiş, fakat başaramamış, eşi ve çocukları bile ona iman etmemiştir. Efsane ya, Nuh bir gemi inşa edip yeryüzündeki tüm canlılardan dişili erkekli olarak bu gemiye doldurur ve büyük tufan sırasında hayatta kalmalarını sağlar.

Fakat bilinmelidir ki, Nuh ve Nuh tufanı da islama özgü, Kur'an'da ilk kez bahsedilen olaylar değillerdir. Bu olay İslamiyettten çok daha uzun yıllar önce var olan antik efsanelerden (sümer) ç-alıntıdır.

Konuyla ilgili şu yazıları okuyabilirsiniz:
Nuh Tufanının Sümerdeki Kökeni
Nuh'un Gemisi


4) HZ HUD
İslamiyete göre Hz Hud, Allah tarafından bir uyarıcı olarak Ad kavmine gönderilmiştir. Kur’an’da Hud farklı surelerde göze çarpar.
Bunları sıralayacak olursak:
  • Hûd'un kavmi olan Ad'ın ülkelerini kurmaları: 7:69; 26:128–129, 133–134; 41:15; 89:7–8
  • Hûd'un öğütleri: 7:65–72; 11:50–57; 23:32; 26:124–127, 131–132, 135; 46:21–23
  • Kavminin Hûd'a meydan okuması: 7:66–67; 11:53–55; 14:9; 26:123, 136–137; 38:12; 46:21; 50:13; 54:18
  • Âd'ın helak oluşu: 7:72; 11:58, 89; 23:41; 25:38, 26:139, 29:38, 40; 40:31; 41:13, 16; 46:24–25; 51:41–42; 53:50; 54:19–20; 69:6–8; 89:6
Hud, eski Ahitteki Eber isimli peygamber ile aynı kişi olarak görülmektedir. Eski Ahit'in en eski Yunanca versiyonlarından birine bakıldığında Eber'in yaşadığı dönem Hud'un yaşadığı döneme denk düşmektedir. Anlatımlara göre geçimini ticaretle sağlayan Hud, yüksek binalar inşa etme yarışı içerisinde olan, sapkınlık içindeki Âd isimli kavme gönderilmiştir.

5) HZ SALİH
Ticaretle uğraşan Hz Salih'in adı Kur'an'da 8 kez geçer. Semud isimle kavmi Allah’a iman ettirmek için gönderilmiştir. Fakat Kur'an'da bu kavmin neresi olduğu ile ilgili bir bilgi geçmemektedir. Fakat buranın doğu Arabistan halklarından biri veya Ürdündeki antik Petra kenti ile ilişkili olduğu yönünde iddialar mevcuttur.

Midraş metinleri baz alındığında MÖ. 2800lü yıllarda yaşadığı tahmin edilmektedir.
Tevrat'a bakıldığında Salih, Sam oğlu Arpakşad oğlu Şilah diye geçer. Tevrat araştırmacıları Salih'in, Eber'in yani Kur'an'daki adıyla Hud'un babası olduğunu söylerler fakat Araf Suresi 73-74'de Semud kavminin Ad kavminden sonra geldiği söylenmektedir.

6) HZ İBRAHİM
Muhammed'in büyük dedesi olan İbrahim'in adı Kur'an'da adı 69 kere geçer, hatta İbrahim isimli bir sure de vardır. Kur'an'a göre bir peygamber olan İbrahim, İncil ve Tevrat'a göre peygamber değil önemli bir kişi, bir din büyüğüdür. Onun İsmail ve İshak'ın babası olduğuna, Yahudilerin de İshak'ın soyundan geldiğine inanıldığı gibi, oğullarından İsmail'in de Muhammed ve Arapların atalarından olduğu görüşü yaygındır.

Oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi inşa ettiği anlatılır.

Efsaneye göre Firavun tarafından ateşe atılırken ateş suya dönüşerek onu yakmamıştır (bkz: tüm mucizeler kameraların olmadığı çağda olur).

Bir diğer olay ise kurban meselesidir. Bilindiği gibi kurban ayininin doğuşu Kur'an'da İbrahim'in oğlu İsmail'i kesmeye kalkması üzerine doğar. Fakat hayvan veya insan kurban etmek hem arap putperestlerde (İslam öncesi araplar), hemde birçok pagan toplumda mevcuttu ve babil uygulamalarından birçoğu gibi hayvan kurban etmek de efsaneleşerek İslama taşınmıştır.

Ek olarak İbrahim, Brahma ve Abraham arasında bir bağ kurulmaktadır. Bu görüşe göre İbraniler Hindistan'dan batıya göç ederken İbrahim Brahma ünvanını taşıyan bir rahiptir.
Bir diğer benzerlik ise Brahma'nın 4 kollu binek kuşunun olması, İbrahim'in de bir kuşu dörde bölüp dört bir yanda farklı tepelere bırakması, İbrahim o kuşa seslendiğinde gelip birleşerek dirilmesi aralarındaki bariz benzerliklerdendir.

Ek olarak ikisinin de eşlerinin isimleri benzerdir ve her ikisi de halkın babası olarak sıfatlandırılmıştır.

İbrahim ile ilgili bir olay:
İbrahim'in Karısını Firavuna Sunması

7) HZ LUT
Kur'an'da adı 27 defa geçen Lut'un, İbrahim’e iman edip onunla hicret ettiği söylenir. Kendisinin günümüzdeki İsrail ile Ürdün sınırının arasında yaşamakta olan bir kavme peygamber olarak gönderildiği anlatılır.

Kur'an'daki anlatılara göre amcası İbrahim'in çobanları ile anlaşmazlık yaşayıp kavga edince peygamber olarak görevlendirilip Sodom'a gitmiştir.
Efsaneye göre orada halkının Allah'a itaat etmelerini, erkekler yerine kadınlarla cinsel birliktelik yaşamaları gerektiğini anlatmıştır. Kavmi de ona "eğer doğru diyorsan Allah bizi helak etsin", yoksa seni buradan süreriz diyince Lut Allah'a dua etmiş, Allah 3 melek görevlendirerek kavmini helak etmiştir (Eşcinsel olduğu halde İslam'ı savunmaya çalışan kekolar burada mı? Sizin öldürülmeniz gerektiğini düşünen bir dini savunmak...)

Bu 3 Melek Lut'a kavminin helak olacağını haber vermeye gitmeden önce İbrahim'e gitmiş ve ona bir oğlu olacağını (İshak) haber vermişlerdir.

İslamiyete göre peygamber olarak görülen Lut, Hristiyanlık ve Musevilikte peygamber değildir.

Konuyla ilgili:
Tarihte Bir Gizem: Sodom ve Gomora'nın Yıkımı


8) HZ İSMAİL
25 peygamberden 8.si olan İsmail'in adı Kur'an'da 12 kere geçer. İsmail çobanlık yaparak geçimini sağlamıştır. Babası İbrahim ile Kabeyi inşa ettiği anlatılır. İbrahim onu Allah’a kurban etmek istediği sırada Allah İbrahim’e bir koç göndermiş ve İsmail kurban olmaktan kurtulmuştur. (Her şeyi bilen, kaderi yazan Allah'ın, zaten bu sınav sonucunda İbrahim'in onun emrine uyarak oğlunu kurban etmeye kalkacağını da bilmesi gerekir. Bildiği şeyi, olacakları bildiği halde yine de yapması ve oldurması bir çelişkidir)

İsmail'in kurban edilmesi hadisesi Kur'an'da şu şekilde geçmektedir:
"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik. ''Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi. Nihayet her ikisi de boyun eğip, İbrahim de onu yüzüstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim! Gördüğün rüyayı yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız." "Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır." Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek O'nu kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim'e selam olsun'' (Saffat suresi, 100 -107)

İsmail ismi İbranice "İşmael" dir. İşma: duymak, el: tanrı anlamlarına gelir. Yani isminin anlamı "Allah duydu-duyacak" dır. Bu ismin konulmasının sebebi ise anlatılara göre İbrahim'in uzun süre çocuğu olmaması üzerine Allah'a defalarca dua etmesi, sonunda çocuk sahibi olması ve bunun üzerine İbrahim'in "Allah duamı kabul etti (İşmael)" ismini çocuğuna uygun görüp koymasıdır. Bu isim Arapçaya ise İsmail olarak geçmiştir.

Tevrat'ta İsmail şöyle geçer:
İbrahim burada (Kenan) yaşadı. İbrahim 86 yaşındayken Hacer'den oğlu İsmail doğdu. Daha sonra İbrahim 100, Sara 90 yaşına ulaşmışken Sara'dan da İshak doğdu. (Yaratılış 17:17-27)

9) HZ İSHAK
Güler yüzlü anlamına gelen İshak, 3 ibrahimi dinin de atası olarak kabul görmüş olan İbrahim'in küçük oğludur ve Kur’an’da adı 15 defa geçer. Hz. İsmail’in kardeşidir, İbrahim'in kısır olan eşi Sara'dan mucizevi bir şekilde doğduğu anlatılır.

İnanışa göre İsrailoğulları kavmini sapıklıktan kurtarmak ve Allah'a iman etmeye çağırmak için gönderilmiş olan İshak'tan sonra gelen tüm peygamberler onun soyundandır (bkz: 124.000 peygamber gönderildi denen İslam dininin kitabındaki tüm peygamberler israil veya arap kökenlidir, başka milletten hiçbir peygamberin adı geçmez)

İslami kaynaklara göre babasının ölümünden sonra Şam'a peygamber olarak gönderilen İshak, Kur'an'da aşağıdaki şekillerde övülmüştür:

"Ey Muhammed! Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakubu da an! Biz onları ahiret yurdunu düşünen samimi kimseler kıldık. Doğrusu onlar bizim yanımızda seçkin iyi kimselerdir." (Sad suresi, 38/45-47)

''O'na (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve her birini salih kimseler kıldık.'' (Enbiya suresi, 72)

''Hamd, Allah'a aittir ki, o, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz rabbim, gerçekten duayı işitendir.'' (İbrahim suresi, 39)

10) HZ YAKUP
İbrahim’in torunu, İshak’ın oğlu ve Yusuf'un babasıdır. İslamiyete göre İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilmiştir. Oğlu Yusuf’u kaybetmenin acısıyla kör olduğu ve onu yeniden bulunca gözlerinin geri açıldığı anlatılır (imkansız demeye gerek var mı?).

İslam görüşüne göre Allah onu diğer oğullarının ihanetine uğratarak imtihan etmiştir.

Yaratılış 32:28'de yazdığına göre Yakup'a İsrail ismini bizzat Tanrı vermiştir:
"Ve dedi: Artık sana Yakub değil, ancak İsrail denilecek; çünkü Allah ile ve insanlarla uğraşıp yendin."

Bu nedenledir ki onun 12 oğlunun soyundan gelenler İsrailoğulları olarak isimlendirilmiştir. Kur'an'da da bazı yerlerde İsrail isminin Yakup yerine kullanıldığı görülmektedir:

"Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun." (Al-i İmran 93)

Konuyla ilgili olarak:
Bundan Sonra Adın İsrail

11) HZ YUSUF
Yusuf'un adı Kur’an’da adı 27 kez geçer ve Kur’an’daki bir surenin adı da Yusuf’tur. Yakup'un 12 oğlunun en küçüğü Bünyamin'in bir büyüğü Yusuf'tu. Büyükbabasının adı İshak'tır.

İslami ve musevi kaynaklardaki Yusuf (Yosef) bahsi büyük benzerlik gösterir. Farklı olarak Yusuf, İslamiyette peygamber iken Musevilikte peygamber değildir.

Kur'an'da Yusuf suresinde, Eski Ahit ve Tanah'ın ise Yaratılış 37 (Tekvin) bölümlerinde Yusuf'un yaşam hikayesi anlatılır.

İslam inancına göre rüya tabiri yeteneği sayesinde Mısır'da yöneticilik yapmıştır. Yakup'un Yusuf'a özel bir ilgisi vardır. Diğer oğulları onu kıskanıp bir kuyuya atar ve Yakup ondan bir daha yıllarca haber alamaz.

Tanah'a göre ise babası Yusuf'a rengarenk bir kaftan hediye etmiştir. Sonrasında Yusuf'a tanrı tarafından rüyaları yorumlama yeteneği bahşedilince onu kıskanan kardeşleri önce kuyuya atmış, sonra ise köle olarak Mısır'lılara satmışlardır.

Köle olarak satılmasının şöyle gerçekleştiği anlatılır:
Yusuf'u kuyuya attıktan bir süre sonra kardeşleri Mısır'a giden bir ticaret kervanı gördüler. Yusuf'un ölmesini istemeyen Yehuda, "Yusuf ne de olsa kardeşimizdir, canına kıymayalım. Gelin onu İsmailoğulları'na satalım", dedi. Böylece onu yirmi gümüşe Medyen'li İsmailoğulları'na sattılar.

Makale önerisi:
Potifar'ın Karısı Züleyha'nın Arkadaşlarının Yusuf'un Yakışıklılığını Görünce Ellerini Kesmesi ve Kökenleri


12) HZ ŞUAYB
Kur’an’da 11 defa adı geçer. Konuşma yeteneğinden ve kavmine güzel sözler kullanmasından dolayı “peygamberlerin hatibi” olarak isimlendirilmiştir. Meyden ve Eyke halkına peygamber olarak gönderilmiştir. Ondan sonra gelen Musa, Şuayb'ın kızlarından biriyle evlenmiş, akabinde peygamber olmuştur. Yani Şuayb, Musa'nın kayınpederidir.
(Damat - kayınpeder peygamber. Her zamanki gibi Arapların dışında herhangi bir peygamber yok. Dikkat ederseniz peygamber olduğuna inanılan kişilerin çoğu akrabadır...)

13) HZ MUSA
İsrailoğullarına gönderilen Musa'nın adı Kur'an'da 136 kez geçer, zaten kendisi Kur’an’da adı en çok geçen peygamberdir (Şaşırmayın, öyle). Yukarıda da yazdığım gibi kendisi Şuayb’ın damadıdır. Kekeme olduğu için kardeşi Harun ile birlikte görevlendirildiğine ve Firavun'a 10 bela gösterdiğine inanılır. İsrailoğullarının onun sayesinde Mısır’dan çekildiği söylenir.

İnanca göre Tevrat, Allah tarafından Musa'ya indirilmiş, Sina yarımadasında, Eymen vadisinde, Tur dağında kavmine "on emir" adı altında Allah'ın şeriatını bildirmiştir. Kıssası özellikle Bakara suresi, Kassas suresi, Araf suresi, Şuara suresi ve Kehf suresi anlatılır.

Kur'an'a ek olarak Musa'nın hakkında en fazla bilgi veren dini metinler Tevrat'ın Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye bölümleridir.

Musa en çok Kızıldeniz'i yarması ile bilinir. Efsaneye göre Kızıldeniz'i mucizevi bir şekilde asasıyla yararak İsrailoğullarının Mısır'dan çıkmasını sağlamış, Firavun ile ordusu geri kapanan Kızıldeniz'in suları arasında boğulmuştur.
Bu olay sorgulayan insanların kafasına "madem nehiri ikiye ayıracak gücü var, neden kaçıyor, neden nehir yerine geriye dönüp Firavunu ortadan ikiye ayırmadı?" sorularını getiriyor.

Bir diğer efsanede ise İsrailoğulları için çölde su çıkarmış, asasıyla kayaya vurarak bir kayadan 12 pınar fışkırtmıştır.

Makale önerisi:
Musa Efsanesi

14) HZ HARUN
25 peygamberden 14.sü olan Harun'un adı Kur’an’da 20 defa geçer. Kekeme olan abisi Musa’nın kardeşi ve yardımcısıdır. İnanca göre Mısır'a döndükten sonra Musa, Allah'tan kardeşi Harun'un da görevine ortak edilmesini istemiş ve kabul olması üzerine Harun’a Allah’ın emirlerini anlatmış, Harun da bunları kabul ederek Musa’ya yardımcı olmuştur.

Kur’ân'da Nisa 163 ve En'am 84'de Harun’a vahiy gelerek hidayete erdirildiği, Saffat 114'de lütufta bulunulduğu, el-Kasas 34'de güzel konuştuğu ve el-Enbiya 48'de Musa ile beraber ona da furkan verildiği anlatılmaktadır:

Nisa 163 (Diyanet meali): "Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik."

En'am 84 (Diyanet meali): "Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız."

Saffat 114 (Diyanet meali): "Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk."

El-Kasas 34 (Diyanet meali): "Kardeşim Hârûn’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."

El-Enbiya 48 (Diyanet meali): "Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik."

Mısır’dan çıktıktan sonra Musa ilahi vaad gereği kırk günlüğüne Sina’ya gitmesi gerektiğini belirtmiş, “Yerime geç, ıslah et, bozguncuların yoluna uyma” diyerek kendi yerine kardeşi Harun’u vekil olarak bırakmıştır (el-A‘râf 7/142).

Fakat Musa'nın ayrılışından sonra halk bir buzağı heykeli inşa edip ona tapmaya başlamış, Harun'un uyarılarına aldırış etmeyip onu dinlememiştir. Tur dağından geri dönerken Musa, halkının buzağıya taptığını görünce sinirlenmiş ve Harun’a: "Ey Harun, onların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu? Neden bana uymadın? Emrime karşı mı geldin?" diyerek, saç ve sakalından tutup çekiştirerek onu sarsmıştır.

Konuyla ilgili olarak:
Samiri ve Buzağı

15) HZ DAVUD
MÖ 1000 ile MÖ 962 arasında yaşadığı düşünülen, İsrailoğullarının krallığının 3. kralı ve Kudüs'ün kurucusu olan Davud'un adı Kur’an’da 16 kere geçer.

Kur'an ve Tanah'ta peygamber olarak anlatılırken Hristiyan inancında İsa'nın Eski Ahit'teki imgelerinden biri olarak görülür.

İslami inanışa göre Davud'a bilgelik ve krallık verilmiştir. Ayrıca Allah'ın ona demiri işleme yeteneği verdiği, böylece bedenini koruyacak zırhlar yapabildiği söylenir.

Bilindiği gibi Kur'an'da Allah zaman zaman bazı toplulukları diğerlerinden üstün kıldığı gibi bazı peygamberleri de diğerlerinden üstün kıldığını söyler. Davud'da üstün kılınan peygamberlerden biridir.

Davud'un Salut'la girdiği bir savaş sırasında güçlü bir dev olan Goliat'ı (Calut) öldürdüğü ve Allah'ın ona Zebur'u verdiği, onu ve soyunu dünyaya hakim kıldığı, dağ ve kuşların bile Davud ve Süleyman'ı yücelttiği söylenir.

Museviler ve Hristiyanlar arasında en sevilen dini metinler arasında olan şiirler Yahudilerin kutsal kitabı Tanah'ın Mezmurlar (İslamda bilinen adıyla Zebur) bölümünü oluşturur. Buradaki 150 şiirin yazarının Davud olduğu inancı vardır.

Davud'la ilgili olarak:
Demir Mucizesi
Muhammed'in Evlatlığının Karısını Eş Olarak Alması ve Davud'u Örnek Göstermesi


16) HZ SÜLEYMAN
Kur’an’da adı 17 kere geçen Süleyman, Davud’un oğludur (Bkz yine babadan oğula peygamberlik sistemi). Babası öldükten sonra yerine geçerek hükümdar olur. İslami inanışa göre kuş dilini bilmektedir, Allah tarafından ona hayvanlarla konuşma ve onlara hükmetme kabiliyeti verilmiştir. Ayrıca rüzgara ve cinlere de hakim olduğu ifade edilmektedir. Neml ve Sebe surelerinde kıssası anlatılır.

Anlatıma göre Belkıs'ın Süleymanla görüştükten sonra müslüman olduğu ve Hüdhüd kuşu aracılığı ile görüştükleri anlatılır. Geçirdiği bir hastalık sonrası tahtında ceset gibi hareketsiz kaldığı, cinlerin Süleyman'ın emriyle görkemli yapılar, dev heykeller, havuzlar ve Süleyman tapınağını yaptıkları anlatımlar arasındadır.

Kur'an'da Süleyman'ın öldüğünü kimsenin anlamadığını, asasına dayanık bir vaziyette öldüğünü ve kurtların kemirmesi sonucu bastonu düşmeden kimsenin onun öldüğünü anlayamadığı anlatılır, bu anlatımla cinler gaybı bilemez mesajı verilmiştir.

Tevrat'ta ise Süleyman'ın bazı farklı yönleri vardır:
Süleyman Firavunun kızından tutun birçok yabancı uyruklu kızı sever. Fakat Rab o kadınlar ulusları için "Ne siz onların arasına girin, ne de onlar sizin aranıza girsinler; çünkü onlar kesinlikle sizi kendi ilahlarının ardınca yürümek üzere saptıracaklardır" diyordu. Süleyman yine de onları sevmekten vazgeçmedi. Onun 700 karısı ve 300 cariyesi vardı ve karıları onu yolundan saptırdılar (yorumsuz).

Tevrat "saptırdılar" der çünkü Süleyman yaşlanınca karıları onu başka ilahlara tapmaya yönlendirdi. Hal böyle olunca Süleyman, babası Davud gibi RAB'bin yolundan yürümemiş oldu çünkü o artık Saydalılar'ın tanrıçası Aştoret'e ve Ammonlular'ın ilahı Molek'e tapıyordu. Hatta Yeruşalim'in doğusunda Aştoret ve Molek'e tapınılması için tapınaklar inşa ettirdiği anlatılır. (1.Krallar Bölüm 11)

Süleyman ile ilgili yazı:
Süleyman'ın Tövbesi

17) HZ EYYÜB
İslam kaynaklarına göre Harran civarında yaşan, Urfa, Şam, Umman, Yemen ve Irak'ta türbeleri bulunan, varlıklı biri olan Eyyüb'ün adı Kur’an’da 4 kere geçer ve ağır bir hastalık geçirerek sabrettiği için sabrın timsali olan peygamber olarak bilinir. Birçok oğlu ve kızı olan Eyyüb'ün kendi toplumuna peygamber olarak gönderildiği anlatılır. Çile çekerken içinde konakladığına inanılan bir mağara günümüzde hala Şanlıurfa'da ziyaret edilmektedir.

Eyüp isminin Türkçe anlamı aşağı yukarı "(ilahi) baba nerede?" dir. Yani isim, anlam bakımından tanrının yardımını aramakta olan bir sorudur.

MİTOLOJİDE EYÜP
Kutsal olduğuna inanılan kitaplarda yazanların birçoğu gibi Eyüp efsanesi de mitolojiden alıntıdır. Eyyüb karakteri Tanah'tan 1.000 yıl önce yazılmış olan 6 adet Sümer tabletinde bahsedilen mitolojik bir figürden esinlenerek yazılmış, bu yolla dinlerin kitaplarına girmiştir. Bu tabletlerden ikisi İstanbul Arkeoloji Müzesinde, diğer dördü ise ABD'nin Philadelphia Üniversitesi'nde, Nippur Koleksiyonu bölümünde bulunduğu bilinmektedir.

18) HZ ZÜLKİFL (ZÜLKÜF)
Kur’an’da adı 2 kere geçen Zülkifl'in babası Hz. Eyyüb’dür (Babadan oğula peygamberliğe devam, başka milletten peygamber adı araki bulasın). Adının anlamı "Nasip ve kısmet sahibi" dir.

Zülkifl'in peygamber olup olmadığı konusunda tartışamalar olsa da İslam aleminde geçerli olan görüşe göre Zülkifl peygamberdir.

Kur'an'da Eyyüb'un kıssası anlatıldıktan sonra, bazı peygamberler anılır ve övülür. Bunlardan biri de Zülkifl'dir. Enbiya ve Sad surelerinde kendisinden şöyle bahsedilmektedir:
"İsmâil, İdris ve Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih olanlardandı" (Enbiya, 85 ve 86).

"Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshâk'ı ve Yâkub'u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık. Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır. İsmâil'i, Elyesâ'i, Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir" (Sad, 38/45, 46, 47, 48).

Zülkifl'in gerçek adı hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır: Yahudiler onun İsrailoğulları esareti sırasında peygamber olarak seçilen ve görevini Habur Irmağı civarında bir bölgede yapmakta olan Hereksel olduğunu iddia ederler. Bazı alimler ise onun Eyyüb peygamberden sonra peygamberlik mertebesine geçen oğlu Bişr olduğunu söylemişlerdir.
Bu görüşler netlik kazanamamıştır çünkü Kur'an ve Tevrat'ta bu konuda net açıklama veya anlatımlar yer almamaktadır.


19) HZ YUNUS
Ninovalılar'a peygamber olarak gönderilen Yunus'un adı Kur’an’da 4 kere geçer. Kur’an’da ayrıca Yunus isimli bir sure de bulunmaktadır. Yunus suresinin ayrıntıları ise Saffat suresinde yer almaktadır.

33 yıl boyunca onları dine davet eden Yunus'a sadece 2 kişi inanmıştır. Bu duruma canı sıkılınca Allah'tan izin almadan Akdenize kadar giderek bir gemiye binip denize açılmıştır.
Bindiği gemi denizin ortasına geldiğinde bir fırtına başlayınca gemidekiler "burada günahkar biri var, onu bulup denize atarsak fırtına diner" diye düşünürler. Çekilen kura sonucunda Yunus çıkınca, onu tuttukları gibi denize atarlar (Saffat 141-146). Sonrasında büyük bir balık gelir ve onu yutar. Hatasını anlayan Yunus, balığın karnında iken dua eder ve duası kabul olur (Zannedersin balığın midesinde oturma grubu var, boğulup ölmüyor, dua ediyor vs.).

Bir rivayete göre balık Yunus peygamberi önce Eyle'ye, sonra Dicle'ye götürmüş, sonrasında ise Ninova'da atmıştır. Diğer rivayette ise balık Yunus'u Nil nehrine, Fars denizine, el-Betaik Denizine ve Dicleye götürdükten sonra Nusaybin topraklarındaki düz-geniş bir yere atar. Yunus tekrar kavmine döner ve ona 100.000 kişi inanır.

Balık Yunus’u sırasıyla Nil nehrine, Fars denizine, el-Betâik Denizi'ne ve Dicle'ye götürüp, Nusaybin topraklarında düz ve geniş bir yere atar.[6] Bir başka rivayete göre, balık O’nu önce Eyle’ye sonra Dicle’ye götürmüş, sonra da Ninova’ya atmıştır.[7][8] Yunus tekrar kavmine döndürülür ve 100 bin kişi O’na inanır. Böylece Ninova halkı azaptan kurtulan tek halk olur.

Konuyla ilgili olarak:
Yunus Suresini Kim Yazdı? Yazdırdı?

20) HZ İLYAS
MÖ 9.yy'da İsrail krallığının kuzeyinde yaşadığı tahmin edilen İlyas'ın adı Kur’an’da 3 kere geçer. İbranice "Elijah" yani "Benim tanrım Yahu/Jah'tır" anlamına gelen isim Arapçaya İlyas olarak geçmiştir.

Kur'an'da İlyas'tan şöyle bahsedilir:
"Muhakkak İlyas gönderilenlerdendi. O bir zaman kavmine şöyle demişti, "Sizler hiç takvâ sahibi olmayacak mısınız, yaradanların en güzelini bırakıp da Baal'e mi dua edeceksiniz, muhakkak Allah sizlerin ve sizden evvelki atalarınızın rabbidir." Kavmindekiler ise İlyas'ı yalanladı, muhakkak onlar (Cehennem'e) hazırdırlar. (O kavmin içinden) ancak Allah'ın ihlaslı kulları (kurtulmuştur). Sonradan gelenler içinde İlyas'ın hayırla yad edilmesini takdir ettik. Selam olsun İlyaslara."
(Saffat 123-130)

Krallar kitabına bakıldığında ise o Baal'a karşı Yahova'yı savunmuş ve bunun üzerine Yahova İlyas aracılığı ile ölüleri canlandırma, gökten ateş indirme ve dönen bir girdap ile canlı olarak cennete girebilme gibi pek çok mucize gerçekleştirmiştir.

Tanah'ta İlyas'ın Baal rahipleri ile olan savaşı anlatılır:
İlyas halka doğru ilerleyip, “Eğer RAB Tanrı’ysa, O’nu izleyin; yok eğer Baal Tanrı’ysa, onun ardınca gidin.” “RAB’bin peygamberi olarak sadece ben kaldım. Ama Baal’ın dört yüz elli peygamberi var."
İlyas, Baal’ın peygamberlerine, “Kalabalık olduğunuz için önce siz boğalardan birini seçip hazırlayın ve ilahınızı adıyla çağırın” “Bağırın, yüksek sesle bağırın! O tanrıymış. Belki dalgındır, ya da helâdadır, belki de yolculuk yapıyor! Yahut uyuyordur da uyandırmak gerekir!"
İlyas, “Baal’ın peygamberlerini yakalayın, hiçbirini kaçırmayın” diye onlara buyruk verdi. Peygamberler yakalandı, İlyas onları Kişon Vadisi’ne götürüp orada öldürdü. (1.Krallar 19)
İlyas'la ilgili olarak:
İlyas ve Uçan Makineler

21) HZ ELYESA
Kur’an’da adı 2 kez geçen Elyesa, İlyas’ın yardımcısı iken sonrasında peygamber olur. Hakkında Kur'an'da çok fazla bilgi yoktur. Kur'an'da sadece aşağıdaki 2 ayette adı görülmektedir:

  1. En'am 86: "İsmâîl, Elyesa', Yûnus ve Lût'u da (hidâyete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık."
  2. Sad 48: "İsmail'i, Elyasa'yı, Zü'l-Kifl'i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir."
(Burada aklıma şu soru geliyor: Muhammed'in cinsel hayatı, eşleri ve çevresi ile ilişkileri, evine gelen misafirin çok oturmadan gitmesi gibi konularda bile bir sürü ayet gönderen Allah, neden seçtiği peygamberlerin bazılarından neredeyse hiç bahsetmemiştir?)

Eski Ahit'te Elişa ismiyle anılan Elyesa'nın mezar ve türbesi Diyarbakır'da bulunur. Bazı rivayetlere göre Eyyüb peygamberi ziyarete giderken öldüğü söylenir.

Eski Ahit'teki anlatıma göre İlyas göğe yükselirken Elyesa onun ruhundan pay istemiş, İlyas yükselirken onun düşen cübbesini alarak güce erişmiştir. Sonrasında ise Elyesa'nın bir ölüyü dirilttiğinden ve kendisi ile kel kafalı diye alay eden çocukları lanetlediğinden bahsedilir.

22) HZ ZEKERİYA
Berahya'nın (Berhiye) oğlu Zekeriya'nın adı Kur’an’da 7 kere geçer. Davud'un oğlu Süleyman'ın soyundan gelen Zekeriya, Kudüs’te Hz. Meryem’i koruyan peygamber olarak bilinmektedir. İslamda peygamber iken Hristiyanlık ve Musevilikte sadece önemli bir dini şahsiyettir.

Hristiyanlıkta Vaftizci Yahya, İslam'da ise Yahya Peygamber olarak bilinen dini lider, iki dine göre de Zekeriya'nın oğludur.

İslam'a göre Hanne, doğum yapınca kızı Meryem'i tapınağa nezir kıldı (yani Allah'ın rızasını kazanmak için sundu), israiloğulları mabede adanan kızın büyümesi ve yetiştirilmesi için vaftizci Zekeriyayı seçtiler. Bu sıralar Allah'a ona bir çocuk vermesi için dua eden Zekeriya'nın duası kabul edildi ve Yahya ile müjdelendi. Bu müjdeye inanamayan Zekeriya Allah'tan bir işaret isteyince bir melek ona geldi ve 3 gün boyunca kimseyle konuşamayacağını, insanlarla sadece işaretleşerek anlaşacağını iletti (nasıl bir işaret-ikna yöntemi bu anlayamadım...)

Bilindiği gibi İbrahimi dinlere göre Meryem oğlu İsa babasız dünyaya gelmişti yani Meryem biriyle birlikte olmamıştı. Fakat Yahudiler babasız yaratılışı inkar ederek Meryem'in odasını ziyaret eden tek kişinin Zekeriya olduğunu söyleyip çocuğun ondan olduğunu söylediler (İnançlı insanlara göre bu bir iftira çünkü dinlerine doğrudan inanmayı seçiyorlar, fakat ya bunu doğru olabilme olasılığı? Ol diyince olduran bir yaratıcının bir peygamber göndermek ve bunu yaparken mucize göstermek için bir kadını seçip ona ruh üfleyerek hamile bırakması ne kadar mantıklı bir metod? Madem açık açık mucize gösterecek yaratıcı, milyonlarca farklı şekilde gönderemez miydi İsa'yı?)

Bunun üzerine tahminen o sıralar 100 yaşlarında olan Zekeriya Yahudiler tarafından öldürüldü.
Zekeriya'nın ölümü ile ilgili bir rivayet şöyledir:
Yahudilerden kaçarken ormanda gördüğü bir ağaç kovuğunun içine girer ve mucizevi bir şekilde kovuk geri kapanır. Fakat kıyafetinin bir kısmı ağacın dışında kaldığından Yahudiler onun yerini anladılar ve ağacı testereyle ortadan ikiye bölerek Zekeriya'yı öldürdüler.
(Allah yardımcı olmak için ağaç kovuğunu kapattırıp onu gizliyorsa, dışarıda kalan ufak kıyafet parçasını da kaybedecek yada onu da kovuğun içine sokacak mucizeyi neden göstermiyor olsun? Kaderi orada ölmekse o zaman kovuğu kapatarak mucize göstermenin manası nedir?)

23) HZ YAHYA
Zekeriya'nın oğlu Yahya'nın adı Kur’an’da 5 kere geçer. İslam inancına göre İsa'nın geleceğini müjdeleyen Yahya'nın adını bizzat Allah koymuştur ve daha önce kimse bu adı kullanmamıştır. Kendisine küçük yaşta hikmet verildiği , çocukluğundan beri anne babasına saygılı, yumuşak kalpli biri olduğu, hayırlı işler yapan biri olduğu yazar (Kuran, 19/12-14).

Müslümanlar, Sâbiîler (Mandenistler) ve Bahailer tarafından peygamber olarak kabul edilen Yahya, Hristiyanlıkta vaztifzi Yahya olarak anıldığı gibi M.S. 27 civarında İsa'yı Şeria Nehri'nde vaftiz ettiğine inanılır.


24) HZ İSA
Kur’an’da adı 25 kere geçen İsa'nın babasız olarak dünyaya geldiğine inanılır. Bu özelliğiyle tüm diğer peygamberlerden ayrılır. Doğar doğmaz konuşmak, ölüleri diriltmek, sakatları yürütmek, körleri gözünü iyileştirmek, suyu şaraba çevirmek gibi birçok mucizeler göstermiştir.
(Bilindiği gibi İsa, mitolojik bir figürün ibrahimi dinlere peygamber olarak geçmiş halidir. Daha hiçbir İbrahimi din yokken İsa'nın hikayesinin aynını paylaşan onlarca farklı isim-tanrı mecvuttur. Ek olarak, gerçekten bu mucizeleri göstermiş olsa, nasıl olur da hala ona inanmayanlar çıkar? Birinin ölüyü dirilttiğini görsen ona inanmaz mısın?)

Hristiyanlar tarafından doğduğu yıl miladi takvimin başlangıcı kabul edilir. Kendisine dört kutsal kitaptan üçüncüsü olan İncil indirilmiştir.

İsa ile ilgili olarak:
Din ve Mitoloji
Eski Metinler İsa'nın İlahi Biri Olmadığını Ortaya Koyuyor
2000 Yıllık Kitaplar İsa'nın Yeni Bir Din Yaratmadığını Kanıtladı
İslam'ın Tahrif Çelişkileri
Baba, Oğul, Kutsal Ruh Çelişkisi
Kur'an'daki Sahte Mucizeler
Hristiyan Mitolojisinin Sırrı
Hristiyanlığın Mitolojik Kökenleri

25) HZ MUHAMMED
570 - 632 yılları arasında yaşamış olan ve İslam inancına göre son peygamber olan Muhammed'in adı Kur’an’da 4 kere geçer. Kur’an’ın bir surenin adı da Muhammed’dir. Onun evrensel olduğu, yani sadece kendi kabilesine değil bütün insanlığa peygamber olarak gönderildiği inancı vardır. Fakat kendisine Allah tarafından indirildiğine inanılan Kur'an'ın bizzat kendisi "evrensel" olduğu konusunda çelişkiler içerir.

Muhammed Arabistan'ın tamamını fethederek İslamiyeti, öğreti ve uygulamalarını güvence altına almıştır. Onun Adem, İbrahim, Musa, İsa ve diğer peygamberlerin bozulmuş olan dinlerini tamamlaması için Allah tarafından seçilen son peygamber olduğuna inanılır.

Amcası Ebu Talib'in yanında büyüyen Muhammed, 40 yaşında inzivaya çekildiği Hira mağarasında iken Cebrail'in kendine gelerek Allah'tan ilk vahiyi getirdiğini söyleyerek peygamberliğini duyurdu (Her zaman olduğu gibi yine şahit gerektirmeyen bir durumda peygamberlik ilanı, mağaradasın, kimse görmüyor, duymuyor, şahit yok. Allah nedense hep mağarada yada yalnızken iletişime geçiyor elçileri ile...)

Başlarda kendine pek destekçi bulamayan Muhammed daha sonraları ilk önce eşi Hatice'nin sayesinde, daha sonraları yaptığı siyasi amaçlı sayısız evliliklerinin ona kazandırdığı güçler ile, savaşta ele geçirilen ganimetten yanındakilere pay verileceğini ilahi bir emir gibi duyurarak (vahiy) yanında savaşacak daha fazla adam buldu ve birçok kavime son vererek topraklarını ele geçirdi.

Muhammed ile ilgili bazı makaleler:
Muhammed'in Eşleri ve Cariyeleri
Muhammed Kur'an'a Ayetler Ekliyor
Muhammed'in Öğreticisi Yemenli Rahman
Muhammed'e Vahiy mi Geliyor Yoksa İnsan mı Öğretiyor?
Hatice: Ben Cebrail'i Göremiyorum
Tahrim Suresinde Konuşan Muhammeddir
Muhammed'in Cinayetleri
Muhammed Evlatlığının Karısını Nasıl Alıyor?
Muhammed'in Türkler İçin Söyledikleri
Aişe Muhammed ile Evlendiğinde Kaç Yaşındaydı?
Sevr Mağarası ve Örümcek Ağı Hikayesi Benzerlikleri
Kur'an'ın Evlatlığının Karısını Eş Olarak Alması ve Davud'u Örnek Göstermesi

Kaynaklar:
[Taberî, Târîħ, I, 312-313; Suyutî, ed-Dürrü'l-mensür, VIII, 489; Alusî, Rühu'l-meani, XV, 141-142; Zemahşerî, VI, 360]   |   Orhan Gökdemir Din ve Devrim   |   Turgut Gürsan, Dünyanın Gizli Tarihi, 1. Bölüm, İstanbul: Pegasus Yayınları, 1. Baskı, ISBN 978-605-5943-49-3   |   Anne K. Bang, Sufis and scholars of the sea: family networks in East Africa, 1860-1925, Routledge, Illustrated ed., 2003 ISBN 0-415-31763-0, 9780415317634   |   The Truth of Life   |   Kur'an   |   Tevrat   |   İslam Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman   |   "İbrahim." Encyclopædia Britannica. Encyclopædia Britannica Online. Encyclopædia Britannica Inc.   |   Cemvakfi.org   |   http://www.hermetics.org/Abraham.htm   |   Orhan Gökdemir, Din ve Devrim, s. 30, 76   |   İncil   |   İngilizce Vikipedi, Jacob   |   İsmailoğulları İsmail peygamberin soyundan gelen kimselerdir ve İslam geleneğine göre Muhammed'in ve Arapların atalarıdır.   |   ^ Arif Tekin, Sümerlerden İslam’a Kutsal Kitaplar ve Dinler   |    Jan Christian Gertz, Grundinformation Altes Testament: Eine Einführung in Literatur, Religion und Geschichte des Alten Testaments (2006) sayfa 422   |   Kurtubi, el Cami'li Ahkami'l Kur'ân, Kahire 1967, XI, 327 vd.; Alusi, Ruhu'l Meani, Beyrut t.y., XVII, 82; Mevdudi, Tefhimu'l Kur'an, İstanbul 1991, III, 327)   |   Râzî, XXVI, 165   |   Taberî, XXIII, 125   |   Kurtubî, XV, 80   |   İbn Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, I, 360   |   Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi, IX, 152   |   el-Maverdî, en-Nuketu ve’l-Uyûnu, Beyrut 1992, III, 465   |   "Kingdom of Samaria"   |   2.Krallar 2:11   |   Kurân, 4:156   |   Ahmet Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ ve Tevârih-i Hulefâ, "Kıssa-i Zekeriyya, Yahyâ ve İsa Aleyhimüsselâm", s. 42; Bedir Yayınevi, İstanbul:1966   |   Ebu Cafer Taberi, Târih-i Taberî Tercemesi, c. 2, s. 105, Can Kitabevi, Konya:1973   |   (Arapça) İbnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Târih, c. 1, s. 235   |   (Arapça) İbnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Târih, c. 1, s. 229   |   the Baptist, saint Yahya." Encyclopædia Britannica. Encyclopædia Britannica Online. Encyclopædia Britannica Inc.   |   Esposito (1998), s. 12.   |   Esposito (2002b), ss. 4–5.   |   Peters, F.E. (2003). Islam: A Guide for Jews and Christians. Princeton University Press. s. 9. ISBN 0-691-11553-2   |   Esposito, John (1998). Islam: The Straight Path (3rd ed.). Oxford University Press. ss. 9, 12. ISBN 978-0-19-511234-4   |   Conrad, Lawrence I. (1987). "Abraha and Muhammad: some observations apropos of chronology and literary topoi in the early Arabic historical tradition1". Bulletin of the School of Oriental and African Studies. 50 (2), s. 225–40   |   Encyclopedia of World History (1998), s. 452   |   An Introduction to the Quran (1895), s. 182-184   |   F. E. Peters (2003), s. 9.

Yazan: A.Kara