SON YAYINLAR
latest

ARKEOLOJİK KEŞİF

Arkeolojik keşif
İskandinav mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İskandinav mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İSKANDİNAV (SLAV) TANRILARI

A, mitoloji, İskandinav mitolojisi, İskandinav tanrıları, Slav mitolojisi, Slav tanrıları, Dazbog, Perun, Svarog, Rod, Stribog, Belobog, Chernobog, Veles, Stevoid, Berstuk, Triglav,
Slavlar, Baltık kıyılarından Beyaz Deniz'in kıyılarına kadar uzanan geniş bir alanda tanrılarına ibadet ettiler. Slav folkloru doğa inancına sahiptir, aynı tanrıya kabileden kabileye çeşitli şekillerde ibadet edilir. Son 200 yılda Slav dilleri, halk hikâyelerini ve geleneklerini inceleyerek, “Proto-Slav kültürünü” ve belirlenmiş olan eski mitlerini yeniden inşa etmek mümkün olmuştur. Bu çalışmalar, orijinal Slav tanrılarının yeniden kurulmasına yol açmıştır (Yunanların Olimpos tanrıları ve Slavların tanrılarından Aesir gibi).

Dažbog, Zorya'nın (Dusk) kollarından, sabah tekrar doğduğu söylenen bir güneş tanrısıdır. Onun, üç at tarafından çekilen iki tekerlekli at arabasını gökyüzüne sürdüğüne, bu atlardan birinin altın, birinin gümüş diğerinin ise elmastan yapıldığına inanılırdı. Yeraltı dünyasına girmeden önce seyahate çıkarak on iki krallıktan geçtiği ve onun yokluğunun bir işaret olarak geceyi getireceği söylenirdi. Slavlar Dažbog'u hayvan derileri giymiş ve bir kurdun eşlik ettiği olgun bir adam olarak hayal ettiler. İstenirse bir kurda dönüşebileceği söylenirdi. Onun aynı zamanda bir kurt adam olduğuna bile inanılmaktaydı.

Perun, dağlar, meşe ağaçları ve kartallarla ilişkili bir gök tanrısıdır. Keçilerin çektiği bir arabaya binen ve güçlü bir balta sahip olan, bakır sakallı, kuvvetli bir adam olarak tanımlanıyor. Baltasını şeytani varlıklara fırlatır ve baltası eline geri döner (tıpkı Thor'un çekici gibi). Perun dünyaya ve tüm yaşayan sakinlerine başkanlık etti. Gökten hükmetti ve sık sık kutsal dünya ağacının en yüksek kolunun tepesinde oturan bir kartal ile sembolize edildi. İnanışa göre buradan dünyayı izliyordu.

Svarog, demirci ve ustalığın tanrısı olan Yunan Hephaestus ile karşılaştırılmıştır. Yeniden araştırma yapanlar, babasının güneş tanrısı Dažbog olduğuna inanıldığını ve metal silahları, büyülü eşyaları ve güçlü zırhı oluşturmak için göksel güneşin alevlerini kullandığına inanıldığını belirtirler.

Rod, tanrıları (ve muhtemelen ilk insanlara) yarattığına inanılan bir yaratılış tanrısıdır. Birçok akademisyen onun Slav mitolojisinin ilk yüce tanrısı olduğuna inanıyor, fakat onun pozisyonu bir süre sonra Svarog ve Perun (ve daha sonra Mesih) tarafından üstlenilmişti. Yaradan bir tanrı olarak Rod insanların kaderini tasarlamakla da bağlantılıydı.

Stribog, rüzgarların, gökyüzünün ve havanın tanrısıdır ve sekiz yönün atası olduğu söylenir. Torunları olan rüzgarları kontrol etmek için bir savaşçı borozanına sahip, yaşlı bir adam olarak tasvir edilir.

Svetovid doğurganlık ve bolluk ile ilişkili dört başlı savaş tanrısıdır. Onun birden fazla başı her yönden her şeyi bilen bilgeliğin temsiliydi. Kudretli bir kılıç kullanıyor ve kehaneti gerçekleştirmek için beyaz bir ata biniyordu. Takipçileri savaşta zafer, yolda güvenlik ve köylülerin korunması için ona dua ettiler. Tapınaklarının beyaz atların davranışlarını gözlemleyerek kabilenin geleceğini tahmin eden bir kehanete ev sahipliği yaptığı söylenir.


Berstuk vahşi hayvanları ve ormanları koruyan bir orman tanrısıdır. Lesovik olarak bilinen orman ruhların şefi olabileceği öne sürüldü (İngiltere'deki Woodwose -vahşi adam- ile benzerlik gösterir). Berstuk, yosun kaplı sakalları ve uzun tüylü bir kıyafete sahip olarak tanımlanmıştır. İnanışa göre Lesovik, ormana gelen gezginleri kayboluncaya kadar yanlış yönle yönlendirir ve yolcuyu umutsuzluk içinde terk ederek ortadan kaybolurdu.

Triglav üç başlı bir ihtiyat, uyanıklık tanrısıdır. Başlarının, gökyüzünü, dünyayı ve yeraltı dünyasını yansıttığına, onları gözetlediğine inanılıyordu. Triglav'ın bu üç krallığı (Heimdall ile benzerlik gösterir) denetlediğine inanılıyordu. Gözleri ve dudakları üzerinde altın bir bağ ile temsil edilen nesnel bir görüşe sahipti, bu yüzden insanların günahlarını yargılayamamakta ve onlarla ilgili konuşamamaktaydı.

Veles, yeraltı dünyasıyla bağlantılı büyük Slav tanrılarından biridir. Sığır, ticaret ve druid büyüleri ile bağlantılıdır. O, orta dünya Yav, daha yüksek dünya Prav ve alt alemdeki Nav arasındaki bir bekçiydi. Aynı zamanda, ölülerin diyarında yöneten dünya ağacının kökleri etrafında dönen büyük bir yılanla da bağlantılıdır. Rakibi gök gürültüsü tanrısı Perun'dur ve bu iki tanrı arasındaki savaşlar Slav mitolojisindeki en önemli mitlerden biri olmuştur.

Jarilo, aynı zamanda savaş ve hasatla ilişkili olan, bitki örtüsü, bereket ve baharın önemli bir tanrısıydı. Perun'un kayıp oğlu olduğuna inanılıyordu. Jarilo'nun babasından çalındığı ve ölüler dünyasına götürüldüğü söylenir, burada Perun’un düşmanı Veles tarafından benimsenir ve yetiştirilir. Jarilo ve kız kardeşi Morana (kış ve ölüm tanrıçası), kış sonu ve baharın başlangıcı ile ilişkilidir.

Balmumu yılının Beyaz Tanrısı Belobog, Dazbog’un arkadaşlarından biridir. Güneş, sıcaklık ve yaşamı temsil ediyordu. Onun takipçileri karanlık ormanlarda rehberlik için ona dua ediyordu ve takipçilerinin bol hasat elde etmelerine yardım ediyordu. Belobog, parlak, beyaz cübbeli, elinde asa taşıyan, sakallı bir adam olarak hayal edilir. Sadece gündüz vakti görünür, iyi işler yapar, insanlara başarı ve mutluluk getirirdi.

Belobog'un mevsimlerin kontrolü için yılda iki kez kötü kardeşi Siyah Tanrı Chernobog ile savaştığı söylenirdi. Chernobog, soğuk, kıtlık, yoksulluk ve hastalık gibi kasvetli özelliklerle ilişkiliydi. Buna rağmen, diğer tüm tanrılar arasında saygı görüyordu. Dünyanın yaratılması sırasında, bazıları bu iki kardeşin çatışmaya girdiğini ve kutuplaşma eylemlerinin evrenin (gece ve gündüz, yaz ve kış ve yıldızların hareketleri) döngülerini yarattığını söylüyordu. Belobog'un aydınlıkla yönettiği yılın yarısına karşılık olarak kalan yarım yılı karanlık bir şekilde Charnobog yönetiyordu.

Mısır evrenine çok benzeyen Slav mitolojisi, karanlığı kozmik dengenin önemli bir yönü olarak görmektedir. Kötü tanrılar tehlikeliydi ve toprağa büyük bir sefalet getirebiliyordu, ama iyi tanrılar görevlerine başkanlık ettiği sürece karanlık her zaman ışık, umut ve refaha yol açıyordu. Doğanın karanlık tarafına saygı duyan Slavlar, hayatta kalmayı başardılar ve ışığa geri dönüş yolunu buldular.

ÇİZİMLER:
Perun: Xkirbz , Rod: Ushakov RoMan,
Dazbog & Jarilo: Igor Ozhiganov , Chernobog: Dusan Markovic

Yazan & Derleyen & Çeviren: A.Kara

YARATILIŞ DESTANLARI

A, din, mitoloji, Yaratılış efsaneleri, Yaratılış mitleri, islamiyet, hristiyanlık, yahudilik, Zerdüştlük, yunan mitolojisi, hinduizm, Çin mitolojisi, mısır mitolojisi, Babil mitolojisi, Aztek mitolojisi, İskandinav mitolojisi,
YAHUDİ & HRİSTİYAN VE İSLAMİ İNANÇTA YARATILIŞ
Yahudi Torah ve Hristiyan İncil'in ilk kitabı olan "Yaratılış", her ikisi de bugünün Yahudi, Hristiyan ve İslami inançları tarafından dünyanın yaratılışı olarak kabul edilen iki asal öykü içerir. İlkinde, Tanrı, "Işık olsun," der ve ışık olur. Altı gün içinde, gök, toprak, bitkiler, güneş ve ay, hayvanlar ve insanlar dahil tüm canlıları yaratır. Tanrı hepsine "Verimli ol" der. Yedinci günde, Tanrı dinlenir, eserlerini tasarlar ve iyi bir değerlendirme yapar. İkinci hikayede ise Tanrı dünyadaki ilk adam olan Adem'i yaratır. Onun yaşaması için Adem'e bir bahçe yapar, ama “İyi ve Kötü Bilginin Ağacı” ndan meyve yemesini yasaklar. Adem hayvanları isimlendirir ama kendisi yalnızlık çekmektedir. Tanrı Adem'i anestezi altına alır ve kaburgalarından biri ile ilk kadın Eve'yi (Havva) yaratır. Konuşan bir yılan Havva'yı yasak meyveyi yemeye ikna eder ve aynı şekilde Havva'da Adem'i yemesi için ikna eder. Tanrı onların yasak meyveden yediklerini anladığında, onları bahçeden dışarı sürer ve insanı ölümlü yapar.

YUNANLAR VE TİTANLARI
İlk Yunan şairleri evrenin doğumuna dair çeşitli yazılar çıkardılar. En iyi korunan "Hesiod's Theogony"dir. Bu ilahide, Gaia da (ana toprak) dahil olmak üzere ilkel başlangıçtaki kaostan en eski tanrılar gelir. Gaia kendini korumak için Uranüs'ü, gökyüzünü yarattı. Sonra  Zeus'un şimşeklerini, 50 kafası ve 100 eli olan canavarları, tepe gözlü Cyclopslar (Kiklops) da dahil olmak üzere tuhaf bir tanrı ve canavarlar topluluğu oluşturdular. Sonra gelen tanrılar ise Titanlar olarak biliniyordular. Onlar 6 oğul ve 6 kızdı. Uranüs, canavar çocuklarını hor gördü, onları yeryüzünün iç kısmı, bağırsakları olan Tartarus'a hapsetti. Öfkeli Gaia büyük bir orak yaptı ve en küçük oğlu Kronos'a talimatlar verdi. Bir sonraki seferde Uranüs Gaia ile birleşmek için ortaya çıktığında, Kronos ortaya çıktı ve babasının genital organını kesti. Uranüs'ün kanı ve haşere bitlerinin düştüğü yerde, daha fazla canavar, dev ve hiddet ortaya çıktı. Kutsal testisler tarafından kanlanan deniz köpüğünden tanrıça Afrodit geldi. Daha sonra Kronos, gelecek nesil tanrıları olan Zeus ve Olimposluların babası olur.

HİNDU KOZMONOLOJİSİNİN BRAHMA İLE BULUŞMASI
Hindu kozmolojisi, yaratılışın birçok efsanesini barındırır ve asıl oyuncular yüzyıllar boyunca yükselmiş ve önem kazanmıştır. En eski Vedik metni, Rig Veda, 1000 başı, gözleri ve ayakları olan devasa bir varlığa sahip Purusha'yı anlatır. Yeryüzünü bir örtü gibi sarıyordu. Tanrılar Puruşa'yı kurban ettiğinde, onun vücudu, kuşları ve hayvanları yaratan arıtılmış tereyağını üretti. Vücut parçaları dünya elementlerine, tanrı Agni, Vayu ve Indra'ya dönüştü. Ayrıca, Hindu toplumundaki kast sistemindeki 4 kast onun bedeninden yaratıldı: Rahipler, savaşçılar, genel halk ve hizmetkârlar. Tarihsel olarak daha sonra, Brahma (yaratıcı), Vişnu (koruyucu) ve Şiva (yok edici) üçlüsü önem kazanmıştır. Brahma, uyuyan Vishnu'nun göbeğinden filizlenen bir nilüferde görülür. Brahma, bu günlerden birinde ya da 4.32 milyar yıl süren zaman zarfında evreni yaratır. Sonra Şiva evreni yok eder ve döngü yeniden başlar (kolay gelsin).


JAPON DÜNYA ADASI
Tanrılar ilkel okyanusun üzerinde yüzen köprünün üzerinde duran, iki kutsal kardeş olan erkek kardeş İzanagi ve kızkardeşi İzanami'yi yarattılar. Tanrının mücevherli mızraklarını kullanarak, Onogoro'nun ilk adasını çaldılar. Adadan sonra İzanagi ve İzanami evlendi fakat çocukları sakat doğdu. Tanrılar onları bir protokol ihlali üzerine suçladı. Evlilik ayini sırasında ilk önce kadın, yani Izanami konuşmuştu. Evlilik ayinlerini doğru bir şekilde yapan tanrılar birleşti ve daha fazla tanrı ile Japonya'nın adalarını ürettiler. Ancak ateş tanrısı Kagutsuchi-no-Kami'nin doğumu sırasında Izanami öldü. Üzüntüden sarsılan İzanagi, onu ölülerin ülkesi Yomi'ye kadar takip etti fakat Yomi'nin yemeğini yedikten sonra geri dönemedi. İzanagi aniden İzanami'nin ayrışan bedenini görünce çok korkmuş ve kaçmıştı. Izanami çıldırdı, onu çirkin bir kadın olarak takip etti. Izanagi dikkatini dağıtmak için ona kişisel eşyalarını fırlattı. Yomi'nin mağara girişinden kaçarak, onu bir kaya ile engelledi, böylece hayatı ölümden kalıcı olarak ayırdı. (Hades ile Persephone gibi, değil mi?)
[Adem ile Havva'ya benzer hikaye, ataerkil düzen örneği]

ÇİN, ORTA KRALLIK
Yin ve yang'ın karşıt kuvvetlerini içeren, zamansız boşluk içinde yüzen kozmik bir yumurta vardı. Kuluçkadan sonra, ilk var olan Pan-gu ortaya çıktı. Yumurtanın ağır parçaları "yin aşağı doğru sürüklenerek yeryüzünü oluşturdu. Daha hafif parçalar "yang" gökyüzünü oluşturmak için yükseldi. Pan-gu, parçaların yeniden şekillenmesinden korkuyor, yeryüzünde durup gökyüzünü tutuyordu. Gökyüzü 30.000 mil yüksekliğe ulaşana kadar 18.000 yıl boyunca günde 10 metre büyüdü. Çalışması tamamlandığında ise öldü. Onun parçaları, hayvanlar, hava durumu fenomenleri veya göksel bedenler olsun, evrenin unsurlarına dönüştü. Bazıları onun üzerindeki pirelerin insanlara dönüştüğünü söyledi ama başka bir açıklama daha var:
Tanrıça Nuwa yalnızdı, bu yüzden Sarı Nehir'in çamurunu yoğurarak insanı çamurdan yarattı. Yarattığı ilk insanlar onu sevindirdi fakat yaratmak uzun sürmüştü. Bu yüzden yeryüzüne çamurlu damlacıklar attı, her biri yeni bir insan oldu. Bu aceleyle yapılmış insanlar normal halk, daha önce çamurdan yoğurarak yarattığı insanlar ise soylular oldular.
[Görüldüğü üzere İslam henüz yokken, çamurdan, balçıktan insan yapma hikayeleri çok farklı toplumlarda zaten mevcuttu. Bir diğer örneği Prometheus'un çömlekçi tezgahında insanı yaratmasıdır. Ayrıca yine Tanrıça Nuwa, tıpkı Allah gibi, insanı bilinmek istediği için yaratmıştır.]

AZTEKLER
Azteklerin toprak annesi Coatlicue ("yılanların etekleri"), insanların kalplerinden ve ellerinden  kolyesi olan ve isminden de anlaşılacağı gibi yılanlardan oluşan etek giyen korkunç bir tanrıça şeklinde tasvir edilmiştir. Hikayeye göre Coatlicue bir obsidyen bıçağı tarafından döllendikten sonra ayın tanrıçası Coyolxauhqui'yi ve güney gökyüzünün yıldızları olan 400 oğulu doğurdu. Daha sonra, Coatlicue gökyüzünden düşen, öldürücü, tüylü topları bulup onları beline yerleştirdi ve bu tüylü toplar tekrar hamile kalmasına neden oldu. Coyolxauhqui ve erkek kardeşleri annelerinin anormal hamileliği karşısında şok oldular ve öfke ile annelerine karşı döndüler. Bununla birlikte, Coatlique'nin içindeki çocuk savaş ve güneş tanrısı Huitzilopochtli, rahmin içinde tamamen büyümüştü ve zırhlıydı (ot sarmanın zararları). Sonra o Coyolxauhqui'ye saldırdı ve onu bir ateşin yardımıyla öldürdü. Kafasını kesip gökyüzüne fırlattı ve o bir aya dönüştü.
[Tanrıçanın 2. hamile kalma hikayesi bir nevi Meryem-İsa hikayesi gibi.]

ANTİK MISIR'IN RUHLARI
Eski Mısırlıların birkaç yaratılış efsanesi vardı. Her şey, Nu'nun (ya da Nun'un) dönen, kaotik sularıyla başlar. Atum kendini var olmaya itti ve bir tepe yarattı, aksi halde onun durması için bir alan olmazdı. Atum cinsiyetsizdi ve her şeyi gören bir göze sahipti. Hava tanrısı olan oğlu Shu'yu tükürdü. Atum daha sonra nem tanrıçası olan kızı Tefnut'u kustu. Shu ve Tefnut, Geb, yeryüzünü, gökyüzünü ve kabuklu yemişi yarattılar. İlk önce dolaşıkdılar, ancak Geb, kabuklu yemişi üstünden kaldırdı. Yavaş yavaş dünyanın formu düzenlendi ama Shu ve Tefnut kalan karanlıkta kayboldular. Atum her şeyi gören gözünü çıkardı ve onları aramaya gönderdi. Shu ve Tefnut göz sayesinde geri döndüğünde Atum neşeyle ağladı. Gözyaşları yeryüzüne çarptığında ise insanlar ortaya çıktı.


BABİL NEHİRLERİ
Babil yaratılış efsanesi Enuma Elish, su tanrıları Apsu (taze/canlı) ve Tiamat (tuz) ile başlar ve birkaç nesil tanrılar ortaya çıkarır ve Ea'ya ve birçok kardeşine yol açar. Ancak, bu genç tanrılar, Apsu ve Tiamat'ın uyuyamadığı kadar gürültü yaptılar (İstanbul'da site hayatı). Apsu onları öldürmek için plan yaptı ama erken davranarak önce Ea onu öldürdü. Tiamat intikam sözü vererek Çılgın, kuduz köpek ve akrep adam dahil olmak üzere birçok canavar yarattı. Ea ve tanrıça Damkina, koruyucuları olarak dört gözü ve dört kulağı olan dev bir tanrı olan Marduk'u yarattılar. Silahlarını bir rüzgar gibi kullanan Marduk, Tiamat'ın boğazına kötü bir rüzgar fırlatıp onu etkisiz hale getirdi ve kalbine fırlattığı tek bir okla onu öldürdü. Tiamat'ın vücudunu ikiye bölerek onu göğü ve yeri yaratmak için kullandı. Daha sonra ise insanı yarattı.

ESKİ İRAN DİNİ: ZERDÜŞTLÜK
Orta Pers döneminin yaratılışı anlatan antik metinleri Bundahishn, Tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatır. Büyük dağ Alburz, 800 yıl boyunca gökyüzüne değene kadar büyür. Bu noktadan sonra yağmur yağar, Vourukasha denizi ve iki büyük nehir doğar. İlk hayvan olan beyaz boğa, Veh Rod nehrinin kıyısında yaşıyordu. Ancak, kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü.
Öldürülen boğanın tohumu aya taşınarak arıtıldı ve birçok hayvan ile bitkiler yaratıldı. Nehrin karşısında güneş gibi parlak ilk adam Gayomard yaşıyordu fakat Angra Mainyu onuda onu öldürdü. Güneş onun tohumunu kırk yıl boyunca saflaştırdı ve sonra ondan bir ravent bitkisini filizlendirdi. Bu bitki ilk faniler olan Mashya ve Mashyanag'a dönüştü. Bu sefer Angra Mainyu onları öldürmedi fakat onları kendine ibadet etmeleri için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz doğurdular ama günahlarından dolayı ikizleri yediler. Çok uzun bir süre sonra iki tane daha ikiz doğdu ve onlardan tüm insanlar geldi (özellikle de Persler).

İSKANDİNAV TANRILARININ ÇEKİCİ
Kaslı, varil göğüslü tanrılar ve etli butlu tanrıçaları ile İskandinavya ve Cermen ülkelerinin eski dinleri, hem güreş hem de ağır metal müziğin hayranları için yaratılmış efsaneler barındırır. Slav efsanelerine göre, Dünya (Midgard) 'dan önce, ateş kılıcı Surt tarafından korunan ateşli bir toprak olan Muspell vardı; Büuük bir boşluk Ginnungagap, ve donmuş buz kaplı bir toprak olan Niflheim. Niflheim'ın soğuğu Muspell'in sıcağına dokunduğunda meydana gelen inanılmaz çözülmeden dev "Ymir" ve devasa bir inek olan Audhumla ortaya çıktı. Sonra inek tanrı Bor'u ve karısını varoluşa yaladı. Çift, Odin, Vili ve Ve adında üç oğlu olan Buri'yi doğurdu. Buri'nin oğulları dev Ymir'i öldürdü ve onun bedeninden dünyayı yarattılar. Kemiklerinden dağları, saçlarından ağaçları, kanından ise deniz, göl ve nehirleri yarattılar. Sonra tanrılar Ymir'in oyulmuş kafatasının içinde yıldızlı gökleri yarattı.

Yazan & Çeviren: A.Kara

HERVOR

Hervor, Nimrael, mitoloji, İskandinav mitolojisi, Kurt ve köpeklere bırakılan Hervor, Savaşçı kadın Hervor, Mitolojide kadın karakterler, Savaşçı kadın, Norveç mitleri, Valkür Hervor, Valkür,
Hervor, bir zamanlar güçlü ve korkusuz bir savaşçıydı, kimseden herhangi bir yardım ya da başka bir şey almadı. Babasının ölümünün intikamını büyülü bir kılıç ile aldı, kendine “Medeni” diyen kralların topraklarına baskınlar ve yağma seferleri düzenledi, ve Norveç’te herhangi bir savaşçıdan daha büyük olduğunu kanıtladı.

Babası büyük bir savaşçı ve annesinin babası da vahşi bir savaşçıydı, yani Hervor her halükarda savaşçı olacaktı. Babasının efsanevi bir savaşta, Valhalla’yı aratmayan bir savaşta bir savaşçının karnına sapladığı kılıç yüzünden ölmesinden çok kısa bir süre sonra doğmuştu Hervor. Babasını tanıyan herkes, onu öldüren savaşçının barbar ve kana susamış canavar olduğunu biliyordu ve hem kıza hem de köydekilere yapacaklarından korkuyorlardı, bu yüzden Hervor’ı doğduğunda bir koruluğa götürüp orada onu kurtların ya da köpeklerin yemesine terk ettiler. Ancak bu hiçbir zaman olmadı; Hervor insanların beklediğinin aksine sağ kurtulmuş hatta inanılmaz biçimde büyümüştü. Uzun, güçlü ve demir gibi sertti, kızıl-altın arası saçları vardı ve eli bir kılıcı çok iyi kavrıyordu. Hervor’ın köyündeki kızların örgüyü, dikiş ve nakışı ve diğer sıkıcı şeyleri öğrendiği bir zamanda kendisi ata binmeyi, okçuluğu ve kılıç kullanmayı öğreniyordu, komşuların çocuklarını rutin iş olarak kavgada yenip onları mor gözler ve kırılmış kemiklerle evlerine, annelerinin yanına yollardı.
Hervor, evde oturup dikiş-nakış yapan ev hanımı olmak yerine kılıcını kullanmayı tercih etti ve evden ayrıldı. Peki kalkan hanımları ya da savaşçı kadınlar ne yapar? Drakkar denilen gemilere biner ve kader nereye götürürse oradaki yağmalara katılırlardı. Köyün reisi diğer Viking kabilelerinden biri ile yaptığı savaşta katledilince Hervor’dan daha güçlü ya da daha karizmatik biri yoktu liderlik etmek için, bu yüzden köylüler onu liderleri seçti. Ve liderliği ise yanıltmadı; onları zenginliğe ve zafere sürükledi.

Kılıcının uzandığı her düşman köyünde, yaptığı her yağma ile ünü gittikçe yayılmıştı. Yine de babası sadece bu tür olaylar için ünlü değildi; babası efsanevi Tyrfing’in taşıyıcısıydı. Hervor ise bunu taşımayı arzuluyordu. Efsaneye göre kılıcı Dwerger adında bir cüce, büyüleri kullanarak ateşte dövmüştü. Altın süslemeli bu kılıç, yeryüzünde bulunan herhangi bir kılıçtan daha ölümcüldü. Ancak kılıç lanetliydi. Büyük Beyazlar olarak bilinen yamyamlardan bile ölümcül hale geldi ve Hervor’un babası, kılıcı her seferinde kanla ıslattığında tehlikeye o kadar yaklaşıyordu. Böylece kendi arkadaşlarından birini en sonunda öldürmüştü. Kendisi ölünce ise kılıç onunla birlikte gömüldü ve insanlar bu uğursuz kılıcın tekrar kullanılmamasını tercih ettiler. Ama Hervor öyle düşünmüyordu. Bir gün çıktığı seferde babasının gömüldüğü adaya geldi ve kılıcı ondan almaya geldi. Gecenin bir yarısı yaptıkları ilk iş büyük ateşler yakmak oldu ve hayaletlerin çılgınca dağılmasını sağladılar. Hervor’ın emri altındaki hiçbir adam gemiden ayrılmaya cesaret edememişti. Hervor, gemiden atladı ve bu adamların sahip olduğundan daha erkek olduğunu kanıtladı. Adamlarına ise korkak pislikler gibi davrandı. Babasının gömülü olduğu mezara geldi ve babasının ruhunu hakaretlerle, lanetlerle çağırdı. Babası, mezardan büyük bir alev çıkarak cevap verdi ama Hervor hızla kenara atladı ve kılıç olmadan terk etmeye niyeti yoktu. Kılıcı aldı ve yaşam bulunmayan babasının ve amcasının cesetlerine baktı. Ruhlar ona kılıcın lanetli olduğunu ve ailesine felaketler getireceğini söyledi. Kendisine kızgın birçok hayalet duruyordu karşısında ama hiçbiri umurunda değildi ve gemisine gitti. Gemiye geldiğinde adamları onu terk etmişti çoktan. Adamlar sahilde çığlıklar atarak oradan oraya kaçarken Hervor adadan gidiş yolu bulmayı başarmıştı. Köyüne yine cenk hanımı olarak dönmüştü.
Tyrfying’in elinde olması ile artık dövüşlerde durdurulamaz olmuştu. Bir gün Norveç Kralı ile zar oynuyordu. Kılıcı ile oynayan adamları gören Hervor öfkelendi ve adamları kraliyet salonunun ortasında katletti. Kimse onu tutuklamaya cesaret edemedi.

Hervor daha sonraları evlenmişti ve çocukları olmuştu. Oğlu Heidrik, Tyrfing’i miras olarak almıştı, bu kılıcın kana susamış etkileri annesinden daha çok etkilemişti Heidrik’i. Hatta bu kılıç onun kardeşini ve üvey oğlunu öldürmesine sebep olmuştu. Hatta bir savaşta etrafı Hunlar ile çevrilmiş ve katledilmişti (Büyükannesinin adına sahip Hervor adındaki kızı da bu savaşta harp etti ve katledildi). Heidrik aynı zamanda bir prenses ile evliydi, yani hayatı kandan ibaret değildi.
Heidrik, Tyrfing’i miras aldığında Hervor’a ne olduğu bilinmiyor. Bazıları intikam için yapılan bir savaşta öldüğünü, bazıları ise yaşlanması yüzünden hayata gözlerini yumduğunu söyler. Sonraki dönemlerde ise Hervor adında bir Valkür’ün sagaları görülür ve gerçekte yaşayan Hervor’dan ilham alındığı ihtimali vardır. Bu Valkür, uzun savaşlar sonucu yorgun düşmüş ve öldüğünde Valkürler arasına katılmıştır.

Yazan: Nimrael