HABERLER
Dini Haber
"Evet Karabekir, Arapoğlu nun saçmalıklarını Türk oğullarına öğretmek için Kuran ı Türkçe ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
– Mustafa Kemal Atatürk

"İnsan en acımasız hayvandır. Trajedilerde, boğa güreşlerinde ve haça germelerde şu güne kadar kendisini en iyi hisseden oydu ve kendisi için cehennemi icat ettiğinde, sıkı durun, bu aslında en iyi cennetiydi."
"Her dakika övülmek isteyen bir Tanrıya inanamam."
– Friedrich Nietzsche

"Din . . . temel olarak korkuya dayanır … bilinmeye karşı duyulan korku, yenilgi korkusu, ölüm korkusu. Korku her acımasızlığın anasıdır ve o yüzden acımasızlık ve dinin el ele gitmesine şaşılmamalı. Benim din hakkındaki görüşüm Lucretius’la aynı. Onu korkudan doğan bir hastalık ve insan ırkına büyük bir mutsuzluk kaynağı olarak görüyorum."
– Bertrand Russell

"Evrenin sırlarının kabul edilebilir bir açıklamasının olmaması, bir tane yaratmamızı gerektirmez."
– J. Benbasset

Açıklanamayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Açıklanamayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İNCİL, ENOCH VE HZ. İLYAS, UÇAN MAKİNELER

hristiyanlık, Açıklanamayanlar, din, Kutsal kitapta uzaylılar, İncil'de Hz.İlyas'ın kaçırılması, Hz İlyas kaçırıldı mı?, İncil UFO ziyaretlerini mi anlatıyor?, İncil'de uzaylılar, İncil'de dünya dışı yaşam, A,
İNCİL İDRİS'İN (ENOCH) VE İLYAS PEYGAMBERİN CENNETE GİDİŞİNDE UÇAN MAKİNELERDEN Mİ BAHSEDİYOR?

Binlerce yıl önce yazılmış metinleri okurken ve onları uçan savaş arabaları, ateş, duman ve gizemli varlıklardan söz ederken bulunca, eski insanların dış dünya ile ilgili bir şeyler yaşayıp yaşamadıklarını bilmek zor oluyor ve insanı düşünmeye itiyor.

Bizler gibi İncil'in insan ürünü olduğuna ve yabancı ziyaretçilere dair kanıtlar olduğuna ikna olan yazarlar, tarihin kısmen aktarıldığını ve eski metinlerin önemli kısımlarının tamamen atlandığını ileri sürerler.

Bu yazıda, hayatları boyunca dünya dışı varlıklar ile temasa geçmiş görünen üç önemli İncil karakterine bir göz atacağız.

Dinsel metinlere bakıldığında bunlardan ikisinin cennete gittikleri ve asla Dünya'ya geri dönmedikleri yazmaktadır.

Üçüncüsü olan Hezekiel'in ise, dünya'ya binlerce yıl önce gelen 'uzay gemilerinin' varlığına inandığı ve olaya şahit olduğu görülür:

"4) Baktım, kuzeyden gelen bir fırtına gördüm. Parıldayan şimşek ve muazzam bir ışıkla çevrili muazzam bir bulut (daha önce rönesans döneminde çizilmiş dünya dışı yaşam formlarını işaret eden tablolarla ilgili araştırma paylaşmıştım, anlatım o çizimlerdekilere de uyuyor gibi görünüyor. İncelemek ve okumak için tıklayınız). Ateşin merkezi parlayan metal gibi görünüyordu,
5) ve bu ateş dört yaşayan yaratık gibi görünüyordu. Görünüşte onların formu insandı…"

DÜNYA DIŞI ZİYARETÇİLER? KAÇIRILMA?

Piskopos Enoch yani İdris'in (Yaratılış: 5,18: 24) ve İlyas peygamberin (Krallar: 2 2:13) göklere çekildiği söylenir.
İlyas peygamberin “ateş arabası” tarafından kaçırıldığına dair yazılı kanıtlar buluyoruz.

Bu inanılmaz tarihsel açıklamaları okuduğumuzda, çok az cevapla ve sayısız soruyla karşılaşıyoruz.

Enoch ve İlyas nereye gitti? Neden gizemli bir şekilde ve iz bırakmadan ortadan kayboldular? Hezekiel tam olarak ne gördü ve neyi tarif etti?

İncil, antik zamanlardaki dünya dışı yaşam formlarının teması'nın varlığına kanıt olan onlarca delile bir yenisi olarak eklenebilir mi?

Enoch'a ve Yaratılış 5: 18: 24'te bahsedilen gizemli kayboluşa bir bakalım.
Tıpkı Tevrat ve Kur'an gibi insan ürünü olan ve dönem insanlarının duyduğu efsaneleri, gezip görürken, ticaret yaparken diğer kültürlerden öğrendiklerini, gördüğü bazı olayları yazdıklarına inandığım İncil’e geri dönelim ve neler yazdığına bakalım.


TANRI ENOCH'U YANINA ALIR
[Yaratılış 5:18-24]
  • 18) Jared (Yered) 162 yaşındayken, Enoch (Hanok)'un babası oldu.
  • 19) ve Enoch'un babası olduktan sonra, Jared 800 yıl yaşadı ve başka oğulları ve kızları vardı.
  • 20) Böylece Jared toplam 962 yıl yaşadı ve sonra öldü.
  • 21) Enoch 65 yaşına geldiğinde, Methuselah'ın babası oldu.
  • 22) Methuselah'ın babası olduktan sonra, Enoch, Tanrı ile 300 yıl yaşadı ve başka oğulları ve kızları vardı.
  • 23) Enoch toplamda 365 yıl yaşadı.
  • 24) Enoch, Tanrı yolunda sadakatle yürüdü ve sonra ortadan kayboldu, çünkü Tanrı onu yanına almıştı (uzağa).
Yaratılış 5: 24, Tanrı'nın Enoch'u aldığından açıkça bahsedildiği için çok önemlidir. Enoch'un öldüğünden bahsetmez. Bir şekilde kaçırıldığını söylüyor gibidir.

Bu aslında önemlidir çünkü Adem'in 930 yıl yaşamış olduğunu ve öldüğünü Yaratılış 5:3-23'te görebiliyoruz. Adem’in oğlu Seth ise 912 yıl yaşıyor ve ölüyor. Seth'in oğlu olan Enoş'un (Enoch yani İdris ile karıştırmayın) 905 yıl yaşadığı ve öldüğü sanılıyor. İdris'e gelene kadar, (Yaratılış 5:24) Adem’in soyundan gelenlerin son derece uzun ömürlü yaşamlarının ardından öldüğü anlatılır. Ancak Yaratılış 5:3-23'e bakıldığında İdris'in (Enoch) ölümünden bahsetmediği Tanrı tarafından alındığı söylenir: “Enoch, Tanrı'ya sadakatle yürüdü; sonra ortadan kayboldu, çünkü Tanrı onu uzağa almıştı."

Eğer 2 Krallar 2:13'e bakarsak, başka bir inanılmaz hikaye bulabiliriz.
Yine geçmişte yazılanları görmek için İncil'e geri dönüyoruz.

İLYAS (ELİJAH) CENNETE ALINIR
[2 Krallar Bölüm 2:2:13]
  • RAB İlyas'ı kasırgayla göklere çıkarmadan önce, İlyas ile Elişa Gilgal'dan ayrılıp yola çıkmışlardı.
  • İlyas Elişa'ya, “Lütfen sen burada kal, çünkü RAB beni Beyt-El'e gönderdi” dedi. Elişa, “Yaşayan RAB'bin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece Beyt-El'e birlikte gittiler.
  • Beyt-El'deki peygamber topluluğu Elişa'nın yanına geldi. “RAB bugün efendini senin başından alacak, biliyor musun?” diye ona sordular. Elişa, “Evet, biliyorum, konuşmayın!” diye karşılık verdi.
  • İlyas, “Elişa, lütfen burada kal, çünkü RAB beni Eriha'ya gönderdi” dedi. Elişa, “Yaşayan RAB'bin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece birlikte Eriha'ya gittiler.
  • Eriha'daki peygamber topluluğu Elişa'nın yanına geldi. “RAB efendini bugün senin başından alacak, biliyor musun?” diye ona sordular. Elişa, “Evet, biliyorum, konuşmayın” diye karşılık verdi.
  • Sonra İlyas, “Lütfen, burada kal, çünkü RAB beni Şeria Irmağı kıyısına gönderdi” dedi. Elişa, “Yaşayan RAB'bin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece ikisi birlikte yollarına devam etti.
  • Elli peygamber de onları Şeria Irmağı'na kadar izledi. İlyas ile Elişa Şeria Irmağı'nın kıyısında durdular. Peygamberler de biraz ötede, onların karşısında durdu.
  • İlyas cüppesini dürüp sulara vurunca, sular ikiye ayrıldı. Elişa ile İlyas kuru toprağın üzerinden yürüyerek karşıya geçtiler.
  • Karşı yakaya geçtikten sonra İlyas Elişa'ya, “Söyle, yanından alınmadan önce senin için ne yapabilirim?” dedi. Elişa, “İzin ver, senin ruhundan iki pay miras alayım” diye karşılık verdi.
  • İlyas, “Zor bir şey istedin” dedi, “Eğer yanından alındığımı görürsen olur, yoksa olmaz.”
  • Onlar yürüyüp konuşurlarken, ansızın ateşten bir atlı araba göründü, onları birbirinden ayırdı. İlyas kasırgayla göklere alındı.
  • Olanları gören Elişa şöyle bağırdı: “Baba, baba, İsrail'in arabası ve atlıları!” İlyas'ı bir daha göremedi. Üstünü başını parçaladı.


Yukarıdaki bilgiler çeşitli şekillerde yorumlanabilir;
Eski bir antik astronotların dünya ziyareti açısından bakarsak, okuduklarımızın o dönem karşılaştıkları teknolojinin yanlış yorumlanmış olduğu açıktır. Binlerce yıl önce insanların anlayamadığı birçok şey Tanrılarına (Allah/Rab/YHW vb) atfedilmiş, Tanrı yaptı denmiştir.

Ancak, İncil açısından bakıldığında, dikkate alınması gereken önemli detaylar vardır:
İdris neden ortadan kayboldu? Neden dünyadan alındı? Ölmediyse, nereye gitti?

İncil akademisyenleri bu soruları cevaplayabilmek için tartışıyor ve "patriğin Adem'in torunları listesinde yedinci olduğunu" akılda tutmalıyız diyorlar. Yedi, İncil'de “mükemmellik” anlamına gelen sembolik bir figürdür. Yedi, tamlık ve mükemmelliğin (hem fiziksel hem de ruhsal) sayısıdır. Bu anlamının çoğunu doğrudan Tanrı’nın her şeyin yaratılmasıyla bağlantılı olmasından alır. Bazı Yahudi geleneklerine göre, Adem'in yaratılışı MÖ. 26 Eylül 3760'dır (ya da İbranice takviminde yedinci ay olan Tishri'nin ilk günü). "Yaratmak" kelimesi Tanrı'nın yaratıcı çalışmalarını tarif ederken 7 kez kullanılır (Tekvin 1: 1, 21, 27 üç kez; 2: 3; 2: 4). Bir haftada 7 gün var ve inanışa göre Tanrı’nın Şabat günü 7. gündür.

Adem'in soy ağacı listesini oluşturanların sembolizme son derece bağlı olan Kudüs'ün rahipleri olduğuna inanılıyor bu yüzden rakamlara ve numeroloji çalışmalarına büyük önem verdikleri düşünülür.

İnanışa göre 7. Patriğin kusursuz ve temiz biri olması gerekirdi çünkü Tanrı'nın yeryüzünde insanın kötülüğü ile kendisini kirletmeyeceği şekilde onu göklere aldığı inanışı vardır.

Peygamber İlyas'ın hikayesi daha farklıdır. Hikayenin bize anlattığına göre, İlyas ölümünün yaklaştığını anladığında Ürdün Nehri'nin kıyısında bulunan öğrencisi Elişa'nın (Elyesa) topluluğuna gitti.

Aniden ateşli atlarla birlikte gökten gelen bir araba Elişa'yı ve olaya şahit olanların şaşırmasına bile fırsat kalmadan İlyas'ı da aldı ve gökyüzünde kayboldu...

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

ANTİK DÖNEM RESİMLERİ DÜNYA DIŞI ZİYARETÇİLERİN KANITI MI?

Tarihin insan ırkı için büyük bir öğretmen olduğu ortadadır. Zamanla eski insanların son derece zekice olduğunu gördük, astronomi, geometri, matematik ve diğer önemli bilimler gibi konularda inanılmaz bilgi birikimine sahip olduklarını ve aynı zamanda muhteşem sanatçılar olduklarını da gördük. Büyük Giza Piramitleri'nin yapımı, Rönesans Dönemi'nde yapılan resimler ve anlatması da açıklaması da zor binlerce şey...

Bu yazıda, tarihin en ilginç tablolarına, Aert De Gelder'in “Mesih'in Vaftiz Edilişi” tablosundan,  “Saint Giovannino'lu Madonna”, “Müjde” ve diğer çok ilginç parçalar gibi inanılmaz hikayeler anlatan tarihin bazı ilginç resimlerine odaklanacağız.

Her tabloya verilen yorum insandan insana farklılık gösterebilir, ancak bu resimlerin hepsinde ortak bir şey vardır, aynı hikayeyi anlatır gibi görünmektedirler. Çünkü bu resimlerde “uçan makineler” in “manzaraya” dahil olduğu görülmektedir. Fakat o tarihte uçma yeteneğine sahip ne vardı ki?

Bu uçan makineler yanlış mı yorumlanıyordu? Onlar "bulut","melek" gibi şeyler miydi yoksa bazı şeyler hakkında ışık mı tutuyorlar? Bu farklı kişiler sanatları ile bize bir mesaj mı gönderiyorlar? Bir gerçek varsa o da bu resimlerin sıradan olmadığıdır.

Çok ilginç bulduğum resimlerden biri de Aert De Gelder tarafından çizilen “Mesih'in Vaftizi” adlı resimdir.

Bu tabloya baktığınızda, fark ettiğiniz ilk şey, gökyüzündeki disk şeklindeki bir nesneden gelen tuhaf  ışınlardır. Bu, en ilginç tablolardan biridir ve Antik Uzaylı (dünya dışı ziyaretçi) teorisine göre, disk şeklindeki uçan cismi gösteren bu resim güçlü bir kanıttır.

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Resmin sahibi dairesel bir cisim çizmiş fakat bir bulut ile karıştırılamaz, merkezinde ise bir çeşit ışık var gibi görünüyor ve bu nesneden çıkan ışınlar yere kadar uzanıyor. Gök gürültüsü veya başka bir şey ile karıştıramazsınız. Bazıları ressamın hayatında gördüklerini çizdiğini düşünüyorlar. Ben bu resmin dünya dışından gelen bir ziyaretçiyi gösterdiğine inanıyorum.

Masolino Da Panicale'nin “Karın Mucizesi” adlı çizimi de yakından bakmadan geçemeyeceğimiz bir başka inanılmaz imgedir. Bu resim daha önce Dedicatio Sanctæ Mariæ ad Nives (Karların ve Kilisenin Leydisi'nin İthafı) olarak biliniyordu. Bu resim önceki örneğe göre daha da ilginçtir çünkü gökyüzünde uçan çok sayıda disk şeklinde nesne bulunmaktadır.

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Bu nesneleri açıklamak için düşünebildiğiniz ilk şey bulutlardır, ama resimdekiler gerçekten bulut mudur? Bu sanatçı o anda tüm bulutları çizerken onlara “disk” veya daire şekli mi verdi? Bu tablodaki özellikle ilgi çeken nesnelerden biri de binanın hemen üstündeki tanımlanamayan cisimdir. Ona baktığınız zaman, günümüzdeki tanımlanamayan uçan nesne tasvirlerine (ufo) inanılmaz bir benzerlik gösterdiğini muhakkak görürsünüz.

Bir çizer ve karikatürist, yani sanatla uğraşan biri olarak diyebilirim ki bence bu nesneler bulut gibi görünmüyor.

Başka bir eski esere gelelim. Kosova'da Visoki Dečani manastırında bulunan çok ilginç başka bir sanat eseri: "İsa'nın çarmıha gerilmesi"

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Bu resim çok detaylı bir sanat eseridir, İsa'nın çevresinde resmedilen birkaç farklı nesne görüyoruz, fakat tabloya baktıktan sonra, resmin üzerindeki diğer cisimler arasından göze çarpan iki nesne var. Resmin solunda ve sağında, bir çeşit uzay gemisi içinde bulunan iki insanın tasvir edildiği görülüyor. Bazı açıklamalara göre bu “nesneler” resimde güneş ve ayı temsil etmektedir. Ama neden güneş ve ayın “pilotları” olsun ya da içlerine bir insan konumlandırılsın?

Sanatçı gerçekten Güneş'imizi ve Ay'ımızı mı göstermeye çalışıyordu?
Yoksa başka bir dünyayı tasvir etmek miydi amacı?

Resimdeki sol nesneyi gözlemleyerek, bu nesnenin içindeki “pilot” un önündeki bir şeyi maniple ettiğini görüyoruz, kolları gerilmiş ve önünde bir şeylere ulaşıyormuş gibi görünüyor. Sağdaki nesnede bulunanın ise arkasında ne olduğunu görmek için kafasını çevirdiği görülüyor.

Bu iki nesne dünya dışı ziyaretçilerin ve bir ziyaretçi ekibinin tasvirleri mi?
Yoksa sadece güneşin ve ayın resmini çizmenin bir yolu mu onlar?

Son derece ilginç bulduğumuz bir başka resim de Carlo Crivelli tarafından çizilmiş olan “Müjde” dir.

Bu sanatçı genel olarak yemyeşil peyzaj arka planlarını tercih etti ve eserleri dekoratif motifler olarak meyve ve çiçeklerin karakteristik özellikler kullanımıyla tanımlanabilir. Eserleri detaylara şaşırtıcı bir şekilde dikkat çekerek açık ve net çizgilere sahiptir. “Müjde” adlı son derece detaylı sanat eserinde öne çıkan birkaç nesne vardır.

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Her şeyden önce, dairesel şekilli bir bulut benzeri bir cismimiz var. Ancak bunu ilginç kılan şey ondan gelen ve bir güvercin ile Meryem'in başının üzerinde parlayan ışındır.

Sanatçı Carlo Crivelli'nin çizdiği bu resimde dikkat çeken cismin dışında zaten bulut çizdiğini yani aslında gökyüzünün bulutlarla dolu olduğunu görüyorsunuzdur. Ancak bu “disk şekilli” cismi çizmeye neden karar vermiştir? Bulut çiziyor olsa neden belirli bir bulutu resimde zaten bulunan diğer bulutlara göre çok farklı boyasın ki?

Benzer resimlerde gördüğümüz gibi, sanatçılar genellikle doğrudan meleklerden ya da güneşten inen ışık ışınları çiziyorlar, ama Carlo Crivelli'nin resimlerinde ayrıntılara aşırı dikkat gösteriyordu. Bu şaheseri analiz ederken siz ne görüyorsunuz?

Aziz Giovannino ve Meryem'in bulunduğu bu resim 15. yüzyılda çizilmiştir. Tanımlanamayan uçan cismi tasvir eden eski tablolar listesine eklenebilecek bir başka resimdir.

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Bu resimde Meryem'in sol omurgasının üstünde parlayan bir disk şeklinde cisim gözlemliyoruz. Resmin içinde göze çarpmasını isteyen sanatçı bu cismi ayrıntılı olarak çizmiş. Resmin sağında, sağ kolunu gözünün üzerinde tutan bir adam görüyoruz; burada sanatçı, bu nesnenin çok parlak olduğunu belirten bir mesaj gönderiyor. Resmin sol üst köşesinde güneşe benzeyen nesneyi görebiliriz.

Bu sanatçının disk şeklindeki nesneyi boyadığını, parlak bir ayrıntı verdiğini ve güneşin sağ tarafına gösterilmesini sağladığını, dolayısıyla bu parlak nesnenin güneş ile karıştırılamayacağını anlıyoruz. Peki bu cisim ne olabilir?

Aziz Giovannino, Meryem ile birlikte başka bir dünyadan gelen ziyaretçilerin resmini mi çiziyordu? Sanatçı bu nesneyi son derece önemli olarak görmüş olmalıydı, aksi halde, onu hiç çizmez yada burada gördüğümüz kadar ayrıntılı yapmazdı.

Yazan & Çeviren: A.Kara

DIŞ UYGARLIKLARIN DÜNYA ZİYARETLERİNİN İPUCU OLAN 10 ANTİK ESER

"Evren oldukça büyük bir yer. Eğer sadece biz varsak, bu korkunç bir yer israfı gibi görünüyor."
Carl Sagan

Evet, evren büyük bunu kabul etmek gerek. Evren çok çok büyük ve onu gerçekten anlayamıyoruz.
Günümüz bilimadamlarından bazıları bilinen evreni oluşturan milyarlarca yıldız ve trilyonlarca gezegenden sadece dünyada yaşam olduğunu iddia ediyorlar.

Ancak son yıllarda güneş sistemimizi keşfetmemiz ile olağanüstü bir ilerleme kaydettik ve bu da evrende sadece bizim olmadığımız görüşünü güçlendirirken evrende, Jüpiter, Satürn gibi güneş sistemimizdeki gezegenlerde hatta Mars'ta bile hayat olabileceğini gösteren bir dizi keşfe yol açtı.

Dünya dışı yaşam hakkında en sevdiğim alıntılardan biri, 1548'de doğan Giordano Bruno adında bir adamdan geliyor.

Bruno, belki de o zamandan beri yeni olan Kopernik modelini kavramsallaştıran kozmolojik teorileriyle tanınan, İtalyan bir Dominik rahibi, filozof, matematikçi, şair ve kozmolojik kuramcıydı.

Bruno, gece gökyüzünde gördüğümüz yıldızların, güneşin kendi yabancı(uzaylı) dünyaları tarafından kuşatılmasından başka bir şey olmadığını öne sürdü.

Uzaylı yaşamın uzak ötesi gezegenlerde var olup olmadığını düşünen ilk kişilerden biriydi:
"Uzayda sayısız takımyıldızı, güneş ve gezegen var; biz sadece güneşleri görüyoruz çünkü ışık veriyorlar. Gezegenler görünmez kalır, çünkü onlar küçük ve karanlıktır. Aynı zamanda, sayısız dünyanın güneşleri etrafında dolaştıkları bir yerleri vardır."
Giordano Bruno


Bruno ayrıca, evrenin sonsuz olduğu ve "merkezinde" göksel bir bedeninin bulunma ihtimali olduğunu da ileri sürdü.

"Modern düşünce" nedeniyle Bruno sapkınlıktan suçlu bulundu ve 1600 yılında Roma'daki Campo de ’Fiori'deki kazanda yakıldı.

Bu makalede paylaşmaya mecbur olduğumu düşündüğüm bir başka ilginç alıntı da Bruno'nun "Sonsuz, Evren ve Dünyalar: Beş Kozmolojik Diyalog" dan bir yazısıdır:
“Eskiler gözlemledi ve biz de gözlemliyoruz, bazen birşeyler yeryüzüne düşüyor, ya da bazı şeyler yada yakınımızdaki herhangi bir parça yeryüzünü terkediyor...”

Giordano Bruno'dan 2.000-3.000 yıl öncesine kadar geriye gidersek Aztekler, Maya ve eski Mısırlılar gibi büyük antik uygarlıkların Dünya'ya hükmettiği bir zamana varmamız kaçınılmazdır.

Bu eski uygarlıklar Güney Amerika, Kuzey Amerika, Asya ve Afrika gibi diğer birçok bölgede, mühendislik, matematik, astronomi, tıp vb. alanların gelişmesine öncülük ettiler.

Gelişim seviyeleri çok büyüktü. Örneğin Maya'lar, dünyanın en büyük sanayi öncesi uygarlıklarından biri olarak kabul edildiler.

Mısırlılar, gezegenin yüzeyinde en etkileyici antik yapılardan bazıları olan piramitleri inşa etmişler ve tekerlek gibi “basit” teknolojiler olmaksızın, büyük mesafelerde 50 tondan daha ağır olan devasa taş bloklarını taşımayı başarmışlardır.

İnka medeniyetleri andezit taşlarının bulunduğu taş ocaklarından bu taşları işleyerek çıkarmayı başardılar ve gezegenin yüzeyindeki en etkileyici arkeolojik alanların bazılarını inşa ederek, bunları birbirinden çok uzak mesafelere taşıdılar.

Peki, bunu nasıl yaptılar?
Tüm insan gücü ile mi yapıldı?
Kölelerle mi?
Farkında olmadığımız bir çeşit teknolojiye sahip miydiler?
Ya da bazı eski dünya dışından gelen astronot kuramcılarının öne sürdüğü gibi, başka dünyalıların etkisi de söz konusu mu?

Neyse ki, bu eski medeniyetler tarihlerini olabildiğince iyi bir şekilde kaydetmişler ve etkileyici bir hikayeyi anlatan bir dizi eski yazı, anıt ve figürü arkalarında bırakmışlar.

Şimdi binlerce yıl önce, antik ziyaretçi kuramcılarına göre, uzaylıların dünyadaki antik kültürlerle, binlerce yıl önce temas ettiklerini öne sürdüğü antik heykellere bir göz atacağız:

1) Tanrının el çantası. Bilim adamları, bu gizemli "çantaların" neden dünyadaki eski kültürlerden gelen örneklerde yer aldığını açıklayamıyorlar.
Açıklanamayanlar, A, Dünya dışı ziyaretçiler, Uzaylılara dair kanıtlar, Uzaylı astronotların kanıtları, Antik heykellerdeki uzaylılar, Antik heykellerdeki uzaylılar, Maya heykelleri,

2) Bu heykelde bir çeşit uzay giysisi giymiş bir insansı görünmekte. Bu eski heykelcik MS 600-900 tarihleri arasına kadar uzanmaktadır.

3) La Venta, Tabasco'dan Olmec Anıtı 19, el çantasını elinde tutan bir adamı gösterir.

4) Guatemala'daki El-Baul dikilitaşı.

5) Meksika'da bulunan gizemli Estela.

6) Kral K’inich Janaab’ın Pakal ya da daha çok Kral Pakal olarak bilinen lahitleri, antik uzaylı teorisi söz konusu olduğunda en çok konuşulan konulardan biridir.

7) Bu bir antik astronot olabilir mi?

8) Mısır'da bir antik uzaylı mı?

9) Birde buna bakalım. Bu bir antik astronot olabilir mi?

10) Peki ya bu? Kanıt kabak gibi ortada, burada aslında. Tek yapmamız gereken deşifre etmek.

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

HERMES TRISMEGISTUS KİMDİR ?

Hermetizm, Hermes Trismegistus, Hermetika, Hermetik Corpus, Hermes ve Thoth, mitoloji, Yunan tanrısı Hermes, Putperest peygamber, Zümrüt Tablet, Isaac Newton, A, Açıklanamayanlar,
Hermetizm'in temeli olan ve bir dizi kutsal metinlerin yazdığı Hermetika (Hermetik Corpus) 'a göre Hermes Trismegistus gizemli bir isimdir.

Birçok yazar onu Yunan Tanrısı Hermes ve Mısır Tanrı Thoth ile ilişkilendirir. Örneğin Thot, bilgiyle yoğun bir şekilde ilişkiliydi. Mısır mitolojisinde, Toth kozmosta düzeni sürdürmede çok önemli bir rol oynamıştır ve büyük ölçüde sihir, yazı ve bilimin gelişimi ile ilişkilendirilmiştir.

Antik Yunan mitolojisinde Hermes, din ve mitoloji Tanrısı olarak anılmıştır. Sık sık tanrıların elçisi ve habercisi olarak karşımıza çıkar. Ayrıca Hermes, Roma tanrısı Merkür ile tanımlanır.

MISIR İLE BAĞLANTISI
Gizli literatürde Hermes Trismegistus'dan simyayı yaratan ve günümüzde hermetizm olarak bilinen metafizik inanç sistemi geliştiren bir Mısır bilgesi olarak Thoth ile eşdeğer tutulur.

Bir dizi orta çağ düşünürü için Hermes Trismegistus, Hristiyanlığın ortaya çıkışını açıklayan putperest bir peygamberdi.

Hermetizm, Hermes Trismegistus, Hermetika, Hermetik Corpus, Hermes ve Thoth, mitoloji, Yunan tanrısı Hermes, Putperest peygamber, Zümrüt Tablet, Isaac Newton, A, Açıklanamayanlar,
ZÜMRÜT TABLET VE ISAAC NEWTON
Simya çalışmaları onunla bağlantılıydı, Zümrüt Tablet bizzat Isaac Newton tarafından Latince'den İngilizceye tercüme edilmiştir.

Bu, Isaac Newton’un Zümrüt Tablet çevirisidir. Cambridge Üniversitesi'nin Kral Kütüphanesi'nde bulunan simya makaleleri arasında keşfedilmiştir.

Hiç yalan olmadan doğrudur , kesindir ve çok gerçektir.
Aşağıda olan yukarıda olan gibidir, yukarıda olan da aşağıda olan gibidir , ve birlikte tek bir şeyin mucizesini gerçekleştirirler.
Ve bütün her şey bir olandan geldiğinden , bir olanın düşüncesinden gelmiştir. Böylece her şey bu tek olandan uyum sağlayarak çıktı.
Güneş onun babasıdır, Ay annesidir. Rüzgar onu karnında taşımıştır, toprak beslemiştir.
Dünyanın bütün gücünün babası budur. Onun gücü eğer toprağa dönerse her şeye yeter.
Toprağı ateşten ayıracaksın, sübtil olanı kalın olandan; bu büyük bir maharetle olmalı
Topraktan gökyüzüne çıkacak ve yeniden toprağa inecek , ve yukarıda ve aşağıda olanın gücünü alacak. Bununla bütün dünyanın zaferi senin olacak; bunun için bütün karanlık senden uzaklaşacak.
Bu bütün kuvvetlerin en kuvvetlisi; çünkü her sübtil şeyi yenecek, her katı şeyin içine girecek.
Dünya da böyle yaratıldı.
Hayranlık verici biçimler bundan çıktı , bunların ortamı buradadır.
Bu yüzden bana Üç Kere Büyük Hermes denir , çünkü bütün dünyanın felsefesinin üç bölümü de bana aittir. Güneş’in yaptıkları hakkındaki söylediklerim böylece bitiyor ve tamamlanıyor.

Ayrıca felsefede Hermes Trismegistus ile yoğun bir şekilde bağlantılıdır.
Bununla birlikte, varlığı hakkında kesin kanıtların bulunmaması nedeniyle özellikle de ezoterizmin yeniden dirilişinden sonra bir tarihsel figür olarak Orta Çağ'da hayali bir biçimde inşa edilmiştir.

Avrupalı simyacılar Zümrüt Tablet'i sanatlarının ve hermetik geleneklerinin temeli olarak kabul ettiler.

Eski Mısır inançlarına göre, tanrılar eski Mısır'ı fani firavunlardan daha önce yönetmiştir. Bu Tanrılar uygarlaşmış ölümlü kurallarını onların bilgilerine aktarıyordu.

Mısır tanrısı Thoth, bilgelik tanrısı ve sihirbazların koruyucusuydu. Ayrıca tanrıların bilgisini içeren kayıtların koruyucusu ve katibi idi.

İskenderiye'li Klement, Mısırlıların, Mısır rahiplerinin bütün öğretilerini içeren büyülü/cinli 42 kutsal yazıya sahip olduğunu tahmin ediyor. İskenderiye'li Klement, İskenderiye Hristiyan Okulunda ders veren bir Hristiyan ilahiyatçıydı.

İKİ TANRININ BİRLEŞMESİ
Sonunda Yunan Tanrısı Hermes ve Mısırlı meslektaşı Thoth astroloji ve simyanın koruyucusu olarak birleştirildi.

Hermes Trismegistus'a atfedilen sağ kalan metinler olan Asclepius ve Hermetik Öğreti, Hermetica'nın en önemlileridir.

Rönesans sırasında, Hermes Trismegistus'un Hz.Musa'nın moderni olduğunu kabul eden birçok bilim adamı geldi. Sonunda, bu fikir, Hermetik yazıların MS ikinci veya üçüncü yüzyıldan daha önce yazılmamış olduğu anlaşıldıktan sonra ortadan kalktı.
Ayrıca Seyyid Ahmed Amiruddin gibi bazı yazarlar, Hermes Trismegistus'un Gize Piramitlerinin kurucusu olduğuna inanmaktadır.

Diğer alimler, Hermes Trismegistus ve Hz. Muhammed arasında bir bağlantı olduğunu söylemektedirler.

Mi’raj gecesinde cennete seyahat ettiğine inanılan Hz. Muhammed, Arap soy bilimcilerin iddialarına göre Hermes Trismegistus'un soyundan gelebilir. Suriye'deki Memluk döneminden çok etkili bir tarihçi, yorumcu ve bilgin İbn Kesir şöyle demiştir:

“İdris'e gelince… O, bir soy bilimciye göre Hz.Muhammed'in soy ağacı zincirinde bulunmaktadır… İbn İshak, kalemle yazan ilk kişi olduğunu söylüyor. Onunla Adem'in hayatı arasında 380 yıllık bir süre vardı. Akademisyenlerin çoğu, bunun hakkında ilk konuşanın o olduğunu iddia ediyorlar ve ona Üçlü Hermes [Hermes Trismegistus], ”- İsmail ibn Kathir (kaynak) diyorlar."

Yazan & Çeviren: A.Kara

ANTİK SİTELER ARASINDAKİ AÇIKLANAMAYAN BENZERLİKLER

Göbekli Tepe'de bulunan tasarım öğeleri, Paskalya Adası'ndaki devasa Moai Heykelleri, Tiahuanaco ve dünyadaki diğer antik yerler üzerinde de bulunur. Bu nasıl mümkün olabilir?

Atalarımızı, kültürlerini, kökenlerini ve yaşam biçimlerini incelediğimiz gerçeğine rağmen, geçmişimizle ilgili birçok soruyu cevaplayamadık.

Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan sayısız anıt, atalarımızın geride bıraktığı eski bir mesajdır, kapsamlı çalışmalara rağmen, henüz çözemediğimiz bir mesaj.

Dünya üzerindeki en esrarengiz antik tapınaklardan biri ülkemiz Türkiye'de Urfa şehrinde bulunuyor.
Orada araştırmacıların MÖ 9.600 civarında yapıldığını söyledikleri antik bir tapınak kompleksi bulunmakta.

A, Açıklanamayanlar, Göbeklitepe, Açıklanamayan benzerlikler,Antik siteler,Antik kazılar,Anik heykellerin benzerlikleri,Antik heykellerdeki duruş,
Göbekli Tepe birçok uzman tarafından dünyanın en eski tapınağı olarak düşünülür fakat önemine rağmen çok az şey biliyoruz.

Bu antik tapınak kompleksi sadece çağından dolayı önemli değil, çünkü kimler tarafından yapıldığı ve ilginç bir şekilde sunduğu sembolizm ile aynı zamanda büyük bir önem taşıyor,.

Göbekli Tepe'ye yakından bakarsanız, dünyanın birçok yerinde bulabileceğimiz tuhaf bir duruş ve sembolizm fark edeceksiniz. Örneğin, Paskalya Adası'ndaki Moai ile Göbekli Tepe'deki sütunlar arasında ilginç bir benzerlik göze çarpıyor. Her iki arkeolojik alanda da eski inşaatçılar aynı sembolojiyi (duruşu) kullanmışlardır.

Peki bu sadece bir tesadüf mü?
Göbekli Tepe'nin arkeolojik alanı, ana yapı motifi 30 ila 60 ton arasında değişen büyük taş sütunlar olan birkaç tapınaktan oluşmaktadır.

Her nasılsa, binlerce yıl önce, “ilkel” kültürler taş ocağı işletmeyi, taşımayı ve bir şeyler inşa etmeyi başarabilmemiz gerektiğini söyler.

Bu esrarengiz T-şekilli sütunlar, tilki, aslan, yılan gibi bir çok hayvanın tasvirleriyle karmaşık bir şekilde dekore edilmiştir.

Ancak Göbekli Tepe'deki çeşitli hayvan tasvirlerine ek olarak bazı sütunlarda insansı karakteristik özellikleri olan heykeller görüyoruz.

Göbekli Tepe'nin T şeklindeki dikilitaşlarının yüzeyinde ve insansı eller vardır ve araştırmacılarca bu insanın tasfiri olarak düşünülmektedir.

Göbekli Tepe'nin kurucuları, t-biçimli heykellerinin üzerine tanrılarının temsili olanın uzun el ve kollar oymuşlardır.

Bununla birlikte bu son derece ilginç sembolizm sadece Göbekli Tepe'ye özgü değildir ve dünyanın dört bir yanındaki çeşitli arkeolojik sitelerde bulunur.

Dünyanın dört bir yanından Pasifik Okyanusu'nun ortasındaki Paskalya Adası'na doğru gidersek, büyük Moai heykellerini ve onların Göbekli Tepe'nin taş sütunlarına benzer bir şekilde ilginç sembolizmlerini görürüz.

Büyük Moai heykeli elleri göbeğinin üzerinde bulunur halde, kutsal bir pozisyonda, karmaşık bir şekilde oyulmuştu. Pek çok yazar bu duruşun doğum veya yeniden doğumu tasvir etmeyi amaçladığını kabul eder.

Fakat bu sembolizmin hem Göbekli Tepe'de hem de Paskalya Adası'nda olması ve aynı olması nasıl mümkün? Bu sadece bir tesadüf mü?

Cilalı taş devrine ait yerleşmeler olan ve Türkiye'de bulunan Nevali Çori ve Kilisik'in benzer tasarım unsurlarını barındırdığı göze çarpmaktadır.
Ama bu kadar da değil.

Bolivya'daki Tiahuanaco, Meksika ve Mezopotamya'daki arkeolojik sitelerdeki heykeller de aynı sembolizme sahiptir; Elleri bir araya gelen büyük taş heykeller.

Cevap aranan soru şu: "Bu antik kültürlerin arkeolojik sitelerinin tümünü birbirine bağlayan şeyin ortak bir tasarımcısı olması mümkün mü?"

Yazan & Çeviren: A.Kara

MANNA : TANRININ YEMEĞİ


MANNA NEDİR?
TANRININ CENNETTEN GÖNDERDİĞİ BİR YİYECEK Mİ?

Manna, Mana olarak da bilinir. İncil'e göre, büyük göçü izleyen kırk yıllık süreleri boyunca çölde yolculuk ederken Tanrı tarafından İsraillilere verilen  gizemli bir maddeydi. İncil'de, İsraillilerin köle oldukları Mısır'dan, vaat edilmiş topraklara nasıl geldiğini anlatılmaktadır.

İnanışa göre göç sırasında Sina Çölü'nü geçmek zorunda kaldılar. Fakat kaçınılmaz olarak, bir sürü İsraillinin olduğu ve çok az bitki büyüyen bir çöl toprağı olduğu için yiyecekleri tükeniyordu. Bu noktada, halkın açlıktan ölmesini önlemek için Tanrı cennetten Manna denen yiyeceği indirdi.

Yeryüzüne geldiğinde Manna bir çeşit tohum olarak tanımlanır. Bu tohumlar dünyaya düştükleri gün ile ilişkilendirildiler. Manna Cuma günleri hariç her gün İsraillilerin yiyecek ihtiyacını karşılıyordu. Cuma gününün hariç olması ise sonraki gün olan Cumartesinin Şabat günü olmasıdır.

Manna, Mısır'dan Çıkış 16: 1–36'da iki kez tarif edilmiştir.
Mısır'dan Çıkış'ın (Exodus) İncil kitabında, Manna'nın her gece ve her sabah, çiy ortadan kalktıktan ve güneşin ısısından dolayı erimeden önce toplanması gerektiği yazılmıştır.

Tarihi hesaplara göre, Manna geceleri çiğ ile birlikte geliyordu.
Manna, beyaz renkli, kişnişe benzer bir tohum olarak tarif edilir. Öğütülüp pişirildikten sonra ballı gofretlere benzer olduğu görülür, ancak bazı açıklamalarda Hint mürü (bir çeşit hint yiyeceği) ile aynı renk olarak tarif edilir.

İbranice İncil’e bir bakarsak, Manna’ya atıfta bulunan iki açıklama bulabiliriz:
Çıkış 16: 1–36'da ve bir kez daha numara 11: 1–9'da ilk açıklamayı buluyoruz.
Çıkış'ta, manna, zemindeki dona benzeyen “ince, pul gibi bir şey” olarak tanımlanmaktadır. Çıkış'ta Manna renk olarak kırağıya benzer olarak tanımlanmaktadır. ‘Yiyecek’, güneş tarafından erimeden önce toplanmalıydı. Çıkış, manna'nın tadını ballı gofretler gibi tanımlamaktadır.

"İsrail halkı ona manna ekmeği adını verdi. Kişniş tohumu gibi beyazdı ve balla yapılmış gofretler gibi tadı vardı." Çıkış 16:31

Musa şöyle buyurmuştur: “ Rab buydu ki :“ Bir manna yiyin ve gelecek nesiller gelsin, böylece sizi Mısır'dan getirdiğimde vahşi doğada yemeniz için verdiğim ekmeği görebilirler." Çıkış 16:32

A, yahudilik, Manna, Tanrının yemeği, Mısır'dan Çıkış ve Manna, Tanrının cennetten yiyecek göndermesi, İsrail oğullarına manna gönderen, Mısır'dan Çıkış 16:1-36, din, Açıklanamayanlar,
Sayılar Kitabında (Eski Ahitte 4. kitap) mannanın tüm gece boyunca çiğ ile birlikte geldiği ayrıntılı olarak geçmektedir. Ayrıca Sayılar Kitabında mannanın, Etiyopya, Eritre ve Afrika'da yetişen ağaçlardan elde edilen yarı şeffaf bir margarin-sakız reçinesi olan bdellium'a benzediğine dair detaylar göze çarpmaktadır.

GİZEMLİ MANNA
Yani inanışa göre Manna, halkı aç bırakmamak için Tanrı tarafından gönderilen bir yiyecektir ama hala ne olduğunu bilinmiyor.

Çıkış kitabında İsrailliler'in “saklanan kokulu solucanlar gibi" diye tabir ettikleri olayda her gün manaları toplayıp depoladıklarına dair söylemler görünmektedir.

Ancak Manna, 16: 23–24'te açıkça belirttiği gibi Şabat'tan bir gün önce toplanarak depolandı.
Musa, “RAB’bin buyruğu şudur” dedi, “ ‘Yarın dinlenme günü, RAB için kutsal Şabat Günü’dür. Pişireceğinizi pişirin, haşlayacağınızı haşlayın. Artakalanı bir kenara koyun, sabaha kalsın.’ ” Böylece, Musa'nın emrettiği gibi onu sabaha kadar sakladılar ve o da kokuşmadı ya da kurtlanmadı."

Peki, Manna nedir? Bazılarının inandığı gibi Tanrı tarafından sağlanan doğal olarak bol miktarda yiyecek midir?

A, yahudilik, Manna, Tanrının yemeği, Mısır'dan Çıkış ve Manna, Tanrının cennetten yiyecek göndermesi, İsrail oğullarına manna gönderen, Mısır'dan Çıkış 16:1-36, din, Açıklanamayanlar,
Bazıları, Tevrat'ın ruhani yorum ve yorumlarının bir koleksiyonu olan Zohar'ın, 13. yüzyılda yazılan mistik Kabala inancının merkezinde yer aldığına inanmaktadır, bu gizemli yiyecek kaynağı hakkında daha fazla ayrıntı sunabilir.

Zohar'da, günlerin kaderi olarak adlandırılanın bölümde mannaya ait tanımlar bulunmaktadır.

Daniel Kitabına göre günlerin eskisi Tanrının bir adıdır. Doğu Ortodoks Hristiyan ilahileri ve simgelerinde günlerin eskisi bazen Baba Tanrı ya da ara sıra Kutsal Ruh ile tanımlanır.

Eski bir astronot bakış açısından bakılırsa, Zohar bir Tanrıdan ziyade bir makineyi anlatıyor gibi görünüyor.

Antik astronot kuramcıları tarafından belirtildiği gibi Zohar, farklı büyüklükteki beyinleri, farklı tüpler ve farklı ışık kaynakları ile bağlantılı olan farklı büyüklükteki yüzleri tanımlar.

Ve teologların, bunun Tanrı'nın bir açıklaması olduğunu öne sürmelerine rağmen, eski astronot kuramcıları, modern bir perspektiften, Zohar'da anlatılan şeyin mutlaka bir tanrı figürü değil, bir makine türü olduğunu iddia eder.
Yani bazı araştırmacılar henüz tanımlanmamış gizemli bir gıda kaynağı olan "manna"yı üreten bir makine olduğunu düşünüyorlar.


Manna makinesi teorisi, İsraillilerin bu makineyi nereden aldıklarına dair iki açıklama sunmaktadır.
Daha tartışmalı bir diğer teori ise uzaylıların çölde açlık çeken Mısırlılara yardım etmek için bir jest olarak onlara bu makineyi verdiği fakat Mısır'dan ayrılırken İsrail oğullarının bunu çalarak yanlarında götürdüğüdür. (Eğer Anunnakiler hakkında bilgi sahibi iseniz ve Anunakilerin gerçekliğine biraz ihtimal veriyorsanız, bu olay hiç olamayacak gibi bir şey gibi de durmuyor.)
Her iki durumda da cevap tarihe karışmış gibi görünüyor.

MANNA MAKİNESİ
1978'de George Sassoon ve Rodney Dale, Zohar “Günlerin Kadını” adlı bir bölümün tercümesine dayanan bir kitap yazdılar. Kitapta yazarlar manna adlı besinin bir makine tarafından üretildiği sonucuna varmışlardır. Sözde manna makinesi, The Ancient of Days'de verilen talimatları izlediği söylenen bir mühendis olan George tarafından günümüzde yeniden üretildi. George makineyi oluşturduktan sonra bunun besin kaynağı olan bir yosun ürettiğini söyledi.

Dahası bu, İsraillilerin Sina Çölü'nde kırk yıllık yolculuğundan nasıl kurtulduğunu açıklıyor gibi duruyor. Sassoon ve Dale tarafından, manna makinesine güç vermek için kullanılan bir nükleer reaktörün Antlaşma Gemisi'nde depolandığı söylenir.

Yazar görüşü:
Bence bu olay bir ihtimal Anunnakiler ile daha bağlantılı görünüyor. Çünkü Enki'nin tabletlerinden de bilindiği gibi Anunnakiler dünyaya geldiklerinde insanları altın çıkarmaları için uzun bir süre çalıştırıyorlar. Dünyadan ayrılmadan önceki son dönemlerde ise dünyada kalan Anunakilerin medeniyeti Mısır'da. Musevilik en eski din olduğundan ve bu antik zamana çok yakın bir dönemde ortaya çıkan ve kopma noktası Mısır olan bir din olduğundan dolayı, Anunnakilerin hala dünyadan tam olarak kopmadıkları, dünyayı gözlemledikleri bir zamanda, belki zamanında köle olarak kullandıkları insanlara bir jest veya iyilik yapmak istemiş olabilecekleri bir dönemde, böyle şanslı bir yiyecek yapma makinesi ile ödüllendirilmiş olabilirler. Belki "çılgınca" diyorsunuz, ama ihtimal ihtimaldir.

Yazan & Derleyen & Çeviren: A.Kara

ANUNNAKİ'YE GÖRE DÜNYA TARİHİ

Açıklanamayanlar, Anunnaki, Anunnaki'ye göre dünya tarihi, Anunnakilerin ziyareti, din ve mitoloji, Dünyada geçmişte olanlar, mitoloji, Mitoloji mi gerçek mi?, sümer mitolojisi, Anunaki,
Birçok araştırmacı çok sayıda arkeolojik keşiflere, geçmişte uzmanlar tarafından bulunan eser, kayıt ve anıtlara bakarak 432.000 yıl önce bizim güneş sistemimize girerek Basra Körfezine iniş yapan son derece ileri bir uygarlık olan Anunnakilere (Sümer tabletlerinde: "göklerden gelenler" olarak bahsedilir) inanmaktadır.

Son birkaç yılda ana akım araştırmacılara ve onların tarih ve insan evrimi konusundaki görüşlerine meydan okuyan çok sayıda tartışmalı keşif yapıldı. Son birkaç yıldır birçok araştırmacı metodolojilerini değiştiriyor ve açık fikirli düşünmeye başlıyor.

Antik uzaylı astronot teorisi, binlerce yıl önce, kaydedilen tarih öncesinde bile, gezegenimizin, başka bir dünyadan gelen astronotlar tarafından, günümüzün ötesinde teknoloji ile akıllı varlıklar tarafından ziyaret edildiğini varsayar. Dünyadaki birçok arkeolog Irak'ı "medeniyetin beşiği" olarak görüyor. M.Ö. 3500 ile 1900 arasında, Dicle ve Fırat nehri bu bölgede gelişme gösteren Sümer halkının eviydi.

1976 yılında yazar Sitchin Sümer metinleri hakkındaki kişisel çevirilerini The Earth Chronicles adlı bir kitap dizisinde yayınladı. “Sitchin'e göre kil tabletleri, dünyaya altın madenleri için gelen Anunnaki olarak bilinen bir uzaylı ırkını anlatıyor. Konuyla ilgili olarak Sitchin geçmişte dünyayı ziyaret ettiklerini, çünkü ev-gezegenlerinin hayatta kalmalarına ihtiyaç duyduklarını söylüyor.

Arkeologlar ve dilbilimciler tarafından geçmişte bulunan eserler, kayıtlar ve anıtlar gibi sayısız arkeolojik keşiflere dayanarak Sitchin, "Anunnakiler, uzaklardaki bir gezegenden bizim güneş sistemimize gelen, son derece gelişmiş bir medeniyettir. Dünya'ya geldiler ve yaklaşık 432.000 yıl önce Basra Körfezi'ne iniş yaptılar. Bu gelişmiş uygarlık gelerek gezegenimizi sömürgeleştirdi ve onların tek amacı büyük miktarda altın madeni çıkarmaktı." diyor.

Sitchin'e göre yaklaşık 250.000 yıl önce Anunnakiler kendi genlerini Homo Erectus'la birleştirdiler ve Homo Sapiens olarak bilinen yeni bir tür yarattılar. Bunun sonucunda genetik olarak iki meclisli bir tür elde ettiler. Bununla birlikte, yeni melez bir tür olan bu insanlar doğuramıyorlardı. İşçi insanlar için talep artınca Anunnakiler bir kez daha eski insanlık üzerinde çalışarak kendi başına üreyebilen yeni insanı yarattılar.

Z.SİTCHİN'E GÖRE
GEZEGENİMİZİN GERÇEK ZAMAN ÇİZELGESİ

TUFAN ÖNCESİ OLAYLAR
450,000 yıl önce
Güneş sistemimizin uzak bir üyesi olan Nibiru'da, gezegenin atmosferi zarar gördüğü için hayat yavaş yavaş tükeniyor. Anu tarafından yönetilen hükümdar Alalu bir uzay gemisi ile kaçar ve yeryüzünde sığınak bulur. Nibiru’nun atmosferini korumak için dünyadaki altının kullanılabilir olduğunu keşfeder.

445000
Anu'nun oğlu Enki'nin liderliğinde, Basra Körfezi'nin sularından altın ayıklamak için Eridu dünya istasyonu kuruluyor.

430000
Dünyanın iklim şartları olgunlaşır. Daha fazla Anunnaki dünya'ya gelir. Bunların arasında Enki’nin üvey kız kardeşi ve tıbbi subayların şefi olan Ninhursag'da vardır.

416000
Altın üretimi düşünce Anu, varisi olan Enlil ile Dünya'ya varır. Hayati gerekliliği olan altını Güney Afrika'da madencilik yaparak elde etmeye karar verilir. Çizimler yapılır ve bölüştürülür. Enlil dünyadaki misyonun komutasını kazanır, Enki'ye ise Afrika düşer. Dünyadan çıkış yapan Anu, Alalu'nun torununa meydan okur.

400.000
Güney Mezopotamya'daki yedi işlevsel yerleşim alanı arasında bir uzay limanı (Sippar), misyon kontrol merkezi (Nippur), bir metalurjik merkez (Shuruppak) bulunmaktadır. Madenler Afrika'dan gemilerle gelir, sonrasında rafine madenler Igigi'nin olduğu yörüngelere aktarılır ve akabinde Nibiru'dan periyodik olarak gelen uzay gemilerine aktarılır.

380.000
Alalu’nun torunu Igigi’nin desteğini alarak dünya üzerindeki üstünlüğü ele geçirmeye çalışır ve Enlilitler Eski Tanrılar Savaşı'nı kazanır.

300.000
Anunnaki altın madenlerinde çektiği eziyetlerden dolayı isyan eder. Enki ve Ninhursag, Ape kadınının genetiğini değiştirmek yoluyla ilkel işçileri oluştururlar ve bunlar Anunnaki'nin el işlerini üstlenirler. Enlil madenlere baskın yaparak ilkel işçileri Mezopotamya'daki Edin'e getirir. Verilen üreme yeteneği sayesinde Homo Sapienler çoğalmaya başlar.

200,000
Girilen yeni bir buzul döneminden dolayı Dünya üzerindeki yaşam geriler.

100.000
İklim tekrar ısınmaya başlar. Enlil’in insan kızıyla evlenmesinden Anunnaki (İncil'deki Nefilim) rahatsızdır.

75,000
Yeni bir buz çağı başlar. İnsanın gerileyen türleri dünya üzerinde geziniyorlar. Cro-Magnon adamı ise hayatta kalıyor.

49000
Enki ve Ninhursag, Shuruppak'ta hüküm sürmesi için Anunnaki'nin insanlarını krall soyuna yükseltiyor. Enlil çileden çıkıyor ve insanların ölümü için plan yapıyor.

13.000
Nibiru'nun Dünya'nın yakınından geçişinin muazzam bir gelgit dalgasını tetikleyeceğini fark eden Enlil, yaklaşan felaketi insanlıktan bir sır olarak saklaması için Anunnaki'nin yemin etmesini sağlıyor.

TUFAN SONRASI OLAYLAR
M.Ö. 11,000
Enki yeminini bozar, Ziusudra'ya (Nuh) bir dalgıç gemi inşa etmesini söylüyor. Tufan dünyayı süpürüyor. Anunnaki, yörüngedeki uzay araçlarının yok olmasına tanıklık ediyor.

Enlil, İnsanoğlunu bağışlar ve uygulamalarını kabul eder; tarım yaylalarda başlar. Enki hayvanları evcilleştirir.

M.Ö. 10.500
Nuh'un torunları üç bölgeye ayrılır. Enlil’in en önde gelen oğlu Ninurta, dağları barajlar ve Mezopotamya'yı yaşanabilir hale getirmek için nehirleri süzer; Enki Nil vadisini geri aldı. Sina Yarımadası Anunnaki tarafından tutulur ve uzay gemileri için garnizon kurulur. Kontrol merkezi ise Moriah Dağı'nda (gelecekteki Kudüs) kurulmuştur.

M.Ö. 9,780
Enki’nin ilk oğlu olan Ra (Marduk), Osiris ve Seth’in arasında olan Mısır hakimiyetini ikiye ayırıyor.

M.Ö. 9.330
Seth Osiris'i ele geçirir, onu parçalara ayırır ve Nil Vadisi üzerinde hakimiyet kurar.

M.Ö. 8,970
Horus, babası Osiris'in intikamını almak için ilk piramit savaşını başlatır. Asya'ya kaçan Seth, Sina yarımadasını ve Kenan'ı ele geçirir.

M.Ö. 8,670
Enki’nin soyundan gelenlerin tüm uzay tesislerini kontrol etmesinden rahatsız olan Enliliteler ikinci piramit savaşı'nı başlatır. Zafer kazanan Ninurta, ekipmanların bulunduğu büyük piramidini boşaltır.

Enki ve Enlil'in üvey kız kardeşi Ninhursag bir barış konferansı düzenler. Dünya'nın bölünmesi yeniden onaylanır. Mısır üzerindeki hükmetme görevi Ra (Marduk) hanedanından Thoth'a transfer edilir. Heliopolis'e karşılık Fener şehri kuruldu.

M.Ö. 8,500
Anunnaki, uzay tesislerine açılan kapıdan ileri karakollar kurar; Jericho da bunlardan biridir.

M.Ö. 7.400
Barış dönemi devam ederken, Anunnaki insanoğlunun yeni ilerlemelerini destekler ve Neolitik dönem başlar. Yarı tanrılar Mısır'a hakim olur.

M.Ö. 3,800
Kentselleşme uygarlığı Sümer'de başlar ve Anunnaki, Eridu ve Nippur ile başlayan eski kentleri yeniden kurar.

Anu bir yarışmanın ziyareti için Dünya'ya gelir. Onun onuruna yeni bir şehir olan Uruk (Erech) inşa edilir. Fakat Anu bu tapınağını sevgili torunu Inanna'nın (lshtar) bulunduğu bir yer haline getiriyor.

Açıklanamayanlar, Anunnaki, Anunnaki'ye göre dünya tarihi, Anunnakilerin ziyareti, din ve mitoloji, Dünyada geçmişte olanlar, mitoloji, Mitoloji mi gerçek mi?, sümer mitolojisi, Anunaki,
DÜNYADAKİ KRALLIK
M.Ö. 3760
İnsanoğluna krallık verildi. Kish, Ninurta'nın himayesi altındaki ilk başkentti. Nippur (İlk Bölge) ile birlikte Sümer'de medeniyetin çiçekleri açar.

M.Ö. 3450
Sümerdeki üstünlük Nannar'a (Sin) transfer edilir. Marduk, Babil'i "Tanrıların Geçidi" olarak ilan eder. “Babil Kulesi” olayı yaşanır. Anunnaki, insanoğlunun dillerini karıştırır.

Marduk (Ra) Mısır'a geri döner, Thot'u tahttan indirir ve Inanna ile nişanlı olan küçük kardeşi Dumuzi'yi kaçırır. Dumuzi yanlışlıkla öldürülünce Marduk büyük piramide hapsedilir. Bir süre sonra ise sürgüne gönderilir.

M.Ö. 3,100-3, 350
Yıllarca süren kaos Memphis'e yerleşen ilk Mısır firavunu sayesinde sona erer. Medeniyet ikinci bölgeye gelir.

M.Ö. 2.900
Sümer'de krallık Erech'e devredilir. Inanna'ya üçüncü bölge üzerinde hakimiyet verilir ve İndus Vadisi uygarlığı başlar.

M.Ö. 2650
Sümer’in kraliyet başkenti değişir. Krallık bozulur. Enlil, asi insan kalabalığından dolayı sabrını kaybeder.

M.Ö. 2371
Inanna, Sharru-Kin'e (Sargon) aşık olur. Yeni bir başkent olan Agade'yi kurar (Akad). Akad imparatorluğu tarihteki yerini alır.

M.Ö. 2316
Dört bölgeyi yönetmeyi amaçlayan Sargon, kutsal toprağı Babil'den uzaklaştırır. Marduk-Inanna çatışması tekrar alevlenir. Marduk’un erkek kardeşi Nergal Güney Afrika’dan Babil’e yolculuk yaparken, Marduk'un da Mezopotamya’yı terk etmesi ile savaş sonuçlanır.

M.Ö. 2291
Naram-Sin Akad tahtına yükselir. Inanna tarafından yönetilen savaşçılar Sina yarımadasına nüfuz ederek Mısır'ı işgal eder.

M.Ö. 2255
Inanna Mezopotamya'daki güce el koyar; Naram-Sin, Nippur'a meydan okur. Büyük Anunnaki Agade'yi yok eder ve İnanna kaçar. Sümer ve Akad, Enlil ve Ninurta'ya sadık yabancı birliklerle doludur.

M.Ö. 2220
Sümer uygarlığı, Lagash'ın okumuş hükümdarları altında yeni zirvelere yükselir. Thoth, kral Gudea'nın Ninurta için bir ziggurat tapınağı inşa etmesine yardımcı olur.

M.Ö. 2193
İbrahim’in babası Terah, Nippur’daki bir papaz-kraliyet ailesinde dünyaya gelir.

M.Ö. 2180
Mısır bölünür. Ra'nın (Marduk) takipçileri güneyi ellerinde tutarken buna karşılık olarak Firavunlar da aşağı Mısır'ın tahtını elde eder.

M.Ö. 2130
Enlil ve Ninurta merkezden uzaklaştıkça Mezopotamya'daki merkezi otorite bozulmaktadır. Inanna’nın Erech’in krallığını yeniden geri kazanma girişimleri ise son değildir.

Çeviren & Yazan: A.Kara

ENDONEZYA'DAKİ GİZEMLİ DEV HEYKELLER

A, Açıklanamayanlar, Endonezya'daki dev taş heykellerin gizemi,Uzaylı tasvirleri mi?,Dev heykellerin gizemi,Endonezya'nın gizemli heykelleri, Dünya dışı yaşam, Kalambas,Bada Vadisi
Endonezya'daki Dev Taş Heykeller Dünya Dışı Astronotların Tasvirleri Mi?

Lore Lindu Ulusal Parkı insan biçiminde tasvirleri olan 400'den fazla megalitik heykel içermektedir ve bunlardan bazılarının ağırlığı 10 tona yakındır. Bazıları Paskalya Adası'nın Moai'sine bazıları ise dünya dışı ziyaretçilere benziyor.

Bada Vadisi, Lore Lindu Ulusal Parkı içinde, Endonezya'nın Sulawesi adasında yer almaktadır.
Buradaki yüzlerce heykelin 14. yüzyıla kadar uzandığına inanılıyor ve yerel Badaik dilinde watu (“taş”) ve Endonezya dilinde arca (“heykel”) olarak adlandırılıyorlar.
Bu dev heykellerin ve onları yapanların amacı bilinmemektedir.

Bu megalitler 14. yüzyıldan beri yerel olarak belgelenmiş olmalarına rağmen, 1908 yılında batılı arkeologlar tarafından ancak keşfedilebilmiştir.

Amaçları bilinmeyen ve tarihleri 1000 ila 5.000 arasında değişen düzinelerce heykel vardır. Bu ise Paskalya Adası'nın ilk Moai heykelinden en az 500 yıl daha yaşlı olabilecekleri anlamına gelir.

Bazı araştırmacılar, Laos ile Kamboçya'daki megalit örneklerinin ve Endonezya'daki parçaların farklı  heykel kültürüyle ilişkili olduklarına inanmaktadır. Ancak, Bada Vadisi heykelleri, morfolojileri (şekil bilimi) nedeniyle Güneydoğu Asya'nın tümüne göre benzersizdir.

A, Açıklanamayanlar, Endonezya'daki dev taş heykellerin gizemi,Uzaylı tasvirleri mi?,Dev heykellerin gizemi,Endonezya'nın gizemli heykelleri, Dünya dışı yaşam, Kalambas,Bada Vadisi
Yerel efsaneler onları ataların kültüyle ilişkilendirir, ama aynı zamanda çok eski zamanlardaki kurban edicilerle, yağmacılar ve suçlulara dair efsaneler ile de ilişkilendirir:

Örneğin: "Tokala’ea" adında birinin taşa dönüşmüş bir tecavüzcü olduğu söylenir; Kayadaki derin kesikler ise bıçaklardan gelen izleri gösterir.
Tadulako adında bir başka heykel ise efsaneye göre bir zamanlar güvenilir bir köy korucusunun pirinç çaldığı için taşa dönüşmüştüğünü, ihanet ettiği köylülere çevrilerek vadi boyunca onlara bakmaya bırakıldığını anlatmaktadır.

Hala günümüzde bazı yerliler taşların doğaüstü güçlere sahip olduklarına, kendi başlarına hareket edebildiklerine inanmakta ve birçoğu onları binlerce yıl önce cennetten gelen antik atalarımıza ve onların varlıklarına bağlamaktadır.

Arkeologlar, kadınlardaki uzun saçlar gibi, tüm heykellerin genital organlar ve yüz özelliklerinin temsiliyle farklılaştırılmış olduklarını görerek onları erkek ve dişi heykeller olarak tanımlamışlardır.

Diğer ufak heykellerde ise basit çizgilerle kaş, yanak ve çene bölümleri gösterilen yüzler vardır. Dev heykel figürlerinin çoğu yalnızdır, az sayıda heykelin gruplar halinde olduğu görülür. Bazı heykeller 4 buçuk metre boyundadır ve birçok araştırmacıda ciddi merak uyandırmışlardır.

Bazı heykellerin ise hayvanları temsil ettiği görülmektedir. İnsanları temsil edenlerin iri gözleri ve uzun, düz bedenleri ve devasa kafaları vardır. Heykellerin çoğu düşmüş veya nehirlerin kıyısında ya da tarlanın ortasında yarı gömülü şekilde kalmıştır.

Bada Vadisi Kalambas adı verilen, tek bir taş bloktan oyulmuş dairesel blokları ile iyi bilinmektedir.
Çeşitli şekil ve boylardaki bu yapılar tüm vadi boyunca bulunabilirler.

Arkeologlar, bir Kalambas'ın merkezi kısmının dairesel bir deliğe sahip olduğunu, diğerlerinin ise ortada bir bölümde iki adet dairesel delik bulunduğunu görmüşlerdir. Kalambasların gerçek kullanım nedeni bir sır olarak kalmasına rağmen, bazıları bu devasa kapların soylular ya da krallar için küvet olarak kullanıldığını söylüyor.

Bazı yazarlar ise bu devasa dairesel çömleklerin bir zamanlar tabut olarak ya da suyun depolanması için bir araç olarak kullanıldığını belirtmektedir. Arkeologlar, Kalambasların bir zamanlar etraflarında iri taş kapaklar bulunduğunu bu yüzden banyo olarak kullanılmadıklarını belirtmektedirler. Ancak, büyük ölçekli devasa taş heykeller olan Kalambasların gerçek amacı ve kökü, arkeologların çözemediği derin bir gizem olmaya devam etmekte.

Her iki Kalambas heykeli de uzun zaman önce terk dilmişti ve çevresindeki kumları kazarak inceleyen araştırmacılar onları inşa eden eski kültürlerin herhangi bir aletini veya başka kanıtlarını bulamadılar.

Çeviren & Yazan: A.Kara

GÖBEKLİTEPE SİRİUS'A İBADET EDİLEN BİR GÖZLEMEVİ MİYDİ?

Göbeklitepe,A, Açıklanamayanlar, Göbeklitepe'nin gizemi,Urfa Göbeklitepe,Göbeklitepe'de Sirius yıldızına mı tapılıyordu?,Sirius yıldızı ve Göbeklitepe,Göbeklitepe hakkında merak edilenler,Türkiye'nin gizemli bölgeleri
Dünyanın en eski tapınağı olan Türkiye'nin güneyindeki Göbeklitepe, büyük bir kozmik rasathane olarak inşa edilmiş olabilir ve inşa edenler köpek yıldızı Sirius'a tapmış olabilirler.

Göbeklitepe'nin (Urfa, Türkiye) megalitik duvarları, bugüne kadar bilinen ve M.Ö. 10 binyıla kadar uzanan en eski taş yapılardır. Bu yapılar için astronomik hedeflerin muhtemel varlığı analiz edilir ve güney gökyüzü üzerinde yeni, son derece parlak bir yıldız olan Sirius'un görüntüsünü kutlamak ve ardışık olarak takip etmek için yönlendirilmiş hatta orijinal olarak yapılmış olabileceği düşünülmektedir.

Sirius, takımyıldızı gökyüzündeki en parlak yıldızdır ve tarih boyunca sayısız eski uygarlık tarafından tapılmıştır. Bu yıldız çok önemliydi, örneğin eski Mısırlılar, takvimlerini  ve Nil Nehri'ni su basmasını bu yıldıza dayandırdılar. Bu ilişkiden, köpek günleri kavramı çıktı. Köpek günleri yazın çok sıcak, boğucu günlerine verilen bir isimdir.

Bu tarihsel olarak Yunan ve Roma astrolojisinin ısı, kuraklık, ani gök gürültülü sağanak yağmur, uyuşukluk, ateşlenmek, kuduz köpekler ve kötü şansla bağlantılı yıldız Sirius'un yükselişini izleyen dönemdir. Ancak geçmişte yaşamış olan sayısız eski uygarlık bu yıldızın büyük önem taşıdığını düşünüyordu.

Örneğin, Dogon, Sirius'un varlığından haberdardı ve gökyüzündeki en parlak yıldızın, Sirius'a (Sigi tolo veya “Sigui'nin yıldızı”) iki eşlik eden yıldıza sahip olduğuna inanıyorlardı. Bunlar Sirius A'nın birinci ve ikinci arkadaşları pō tolo (Digitaria yıldızı), ve ęmmę ya tolo idi (kadın Sorghum yıldızı).

Tüm bu inanılmaz detaylara ek olarak, Göbeklitepe'ye doğru yönelmek ve yeryüzündeki en eski tapınaklardan birini inşa eden bu insanların din ve inançlarını Sirius ibadeti etrafında kurmuş olma ihtimali üzerinde durmak gerekir.

Türkiye'nin güneyindeki Göbeklitepe, 11 bin yıldan daha eski bir tarihte olduğuna inanılan bir sitedir. Hayvan figürleri ve diğer unsurların yazılı olduğu bir dizi T şeklinde taş sütunlarla çevrili 20 avluya sahip antik bir tapınaktır.

Bu yapıların merkezindeki birbirine paralel yerleştirilen iki taş sütun ne anlama geldiğini tam olarak anlamaya çalışan akademisyenlerin merakını artırmaktadır.

Göbeklitepe, arkeologların uygarlık ve insan kültürünün kökenleri hakkındaki fikirlerini kökten değiştirmiştir.

Daha önce yerleşik bir uygarlık kurmanın tarım, sanat ve din konusunda geliştirme dürtülerini tetiklediği düşünülüyordu. Ancak, birçok yazar ve akademisyen Göbeklitepe'nin inşaatçılarının sadece avcı ve toplayıcı olduklarına inanmaktadır.

Daha eski sanat motifleri ve dini tezahürleri olduğu gerçeğinin ötesinde, Göbeklitepe'deki bulgular, tarımın gelişmesinden önce tapınakların kurulduğunu ve yerleşimlerin kurulduğunu göstermektedir (en azından Göbeklitepe yakınında tarımın geliştiğine dair herhangi bir endikasyon bulunmamıştır).

Başka bir deyişle, göçebe avcılar mimarlık, sanat ve din alanında kendilerini geliştirdiler ve bunu büyük bir patlama ile yaptılar.


GÖBEKLİTEPE DEV BİR GÖZLEMEVİ Mİ?

Arkeoastronomer Giulio Magli'ye göre, bu tapınak bir gözlemevi ve Sirius yıldızı için bir ibadet yeri olarak inşa edilmiş olabilir.

Magli, "Tapınağın bu yıldızın doğumunu izleyecek şekilde inşa edildiğini düşünüyorum, gökyüzündeki yeni bir nesnenin ortaya çıkmasının yeni bir dine bile yol açtığını hayal edebilirsiniz." diyor.

Bu yıldız, Dünya'nın ekseninin beklenen devinimi nedeniyle bu alanda M.Ö. 9300 yılına kadar ufukta olacak ve ihtişamlı bir şekilde ortaya çıkacaktı.

Magli, Göbeklitepe'nin varolan haritalarının ve bölgenin uydu görüntülerinin yardımıyla her bir mahfazanın içindeki iki megalitin arasından ve paralel geçen hayali bir çizgi çizdi.

Kazı yapılan halkalardan üçünün, Sirius'un M.Ö. 9100, M.Ö. 8750'de ve M.Ö. 8300'de ufukta yer alan noktalarla hizalı olduğu tespit edilmiştir.

Tapınak bu yıldızın “doğumu” etrafında inşa edilmiş olabilir ve hatta dinin yıldızı bu parlak yıldızın etrafında merkezlenmiş olabilirdi.

Göbeklitepe'yi anlamaya yönelik heyecan verici gelişmelere rağmen, sonuçların ön plana çıkması, Magli'nin strese girmesidir.

Arkeoastronomer, daha doğru hesaplamalara ihtiyaç duyulacağına ve yatay ve düşey açıları ölçmek için bir cihaz olan teodolit gibi aletlerin kullanıldığı tam bir araştırmanın yapılması gerektiğine inanmaktadır.

Ayrıca uzman, Göbeklitepe'deki yapıların inşa edildiği dizinin belirsiz olduğunu, yani buranın halkının ufukta farklı noktalarda yükselen Sirius'u takip etmek için inşa edildiğini söylemenin zor olduğunu belirtiyor.

Çeviren & Yazan: A.Kara

İNSANIN YARATILIŞI VE ANUNNAKİLER


Okuyanlarınız oldu ise daha önce "Tanrı Fikri Üzerine Deli Düşünceler" isimli bir yazıda dünya dışı gelişmiş bir formun bizi yaratabilme ihtimalinden (ve diğer ihtimallerden) bahsetmiş, ayrıca "Anunnaki Tarihi: Enki'nin 14 Tableti" adlı yazıda sümer döneminden kalan ve Anunnakileri anlatan 14 tabletin çevirilerini yaparak sizler için yayınlamıştım. Anunnakileri araştırdıkça, daha eski yazılarımda bahsettiğim bu "dünya dışı bir canlının insanı yaratma fikri" daha da mantıklı gelmeye başladı gözüme.

İlk olarak detaya girmeden önce size inancımdan bahsetmem gerek (detaylı okumak için tık : Benim Tanrım), benim inancım deizmin kollarından biri olan pandeizme çok benzemekle birlikte bir açıdan tam olarak pandeizm kategorisine de giremiyor çünkü ben evren olan tanrının kendi varlığını, gelişim ve değişimini sürdürürken yarattığı tüm canlıların da ona bağlı olarak gelişip değiştiğini veya yok olduğunu düşünüyorum, yani burada apolitik açıdan doğrudan olmayan bir müdahalesi mevcut.

Yazarımız Demon Product "Yaratılış ve Evrim "Gör"çeği" isimli yazısında bu yazacağım konuyla ilgili olarak "fantastik teoriler" demişti ama ben yinede yazacağım :)

İnancımı kısaca özetledikten sonra yavaş yavaş detaya gireyim. Bilindiği gibi günümüz teknolojisinde biz insanların bile bir şeyler yaratması daha doğrusu yaratılan bir canlıyı kullanarak onun gelişmiş veya farklı formlarını yaratması mümkün. Buna en basit örnek olarak akvaryum canlılarından olan balon molly balığını, papağan cikletlerini ve bir çok köpek ırkını verebiliriz. Çünkü sizlerinde bildiği gibi normalde günümüzdeki kadar köpek ırkı yoktu, bir çoğu dna-gen değişimleri sonucu insan elinden çıkma.

A, Anunnaki, Anunnaki deneyleri, Anunnakilerin gizemi, Anunnakilerin insanı yaratması, İnsanı kim yarattı?, Dünya dışı yaşam, Homosapienler, Uzaylıların insana müdahalesi, Açıklanamayanlar,
Biz günümüz teknolojisi ile bunu başarabiliyorsak ve dünyanın sınırsız evrende bir sinek pisliği kadar yer kapladığının, başka trilyonlarca gezegen ve galaksinin olduğunu biliyorsak burada aklıma şu önemli soru geliyor: Neden teknolojisi bizden akıl almaz derece üstün olan başka canlılar, başka galaksi ve gezegenlerde yaşamasınlar ki? Ben evrenin tanrı olduğuna inanıyorum ve bu yüzden evrenin hiçbir bölümü gereksiz-lüzumsuz ve DÜNYAYA süs olsunlar diye yaratılmış olamaz. Diyelim ki siz farklı bir inanç veya dine sahipsiniz, burada yine aynı soruyu sormanız gerekir "Tanrı/Allah/Rab vs. Dünya dışındaki bu akılalmaz sayıdaki galaksiyi ve uçsuz bucaksız evreni boşuna mı yarattı?" Eğer cevabınız tabi ki "boşuna yaratmadı" ise yine benimle aynı kapıya çıkarsınız çünkü oralarda da yaşam olması gerekir, sınırsız evrenin boş bir apartman dairesi olması ve sadece dünyanın bulunduğu katın tutulmuş olması mantıklı olamaz.

Daha ortada hiçbir teknoloji yokken dünyanın çok farklı-uç noktalarındaki tarihi-arkeolojik buluntularda (duvar resimler, piramit çizimleri, tabletler vs.) dünya dışı formların vurgulanması, bir çok çizimde dünya dışından ziyaretçilerin gelişi, teknoloji öğretmeleri, insanları eğitmeleri, savaşmaları konularının hayat bulması aklımdaki bu ihtimali daha da canlandırıyor. Eğer o çağlarda cep telefonu-internet gibi kavramlar olsaydı, evet dünyanın çok farklı noktalarındaki piramit, ev veya tabletlerde aynı konu işlenmiş çünkü birbirlerinden duymuş-görmüşlerdir diyebilirdim fakat öyle bir şey söz konusu değil. Öyle ki antik dönemlerde birçok toplumun kendisi dışında farklı bir toplumun yaşadığından haberi bile yok.

Nerede kalmıştım, evet teknoloji, dna, evrim, gelişim ve yaratılış. Şuanki görüşüm tamamen bizi var eden Tanrı/Evren'in her yerinde hayat olduğu ve bilemediğimiz, keşfedemediğimiz sınırsız gezegen-yaşam formu üzerinde yoğunlaşıyor.
Tanrı/Evren kendiyle birlikte herşeyi var ettiği gibi bilemeyeceğimiz bir süre sonra tıpkı diğer canlılar gibi bizler de üzerinde filizlendik ve hayat bulan canlılardan olduk, fakat bize hayat veren-yaratan bir güç olmasına rağmen bizler de onun yarattıklarına müdahale edip onları değiştirebiliyoruz.
Peki neden çok gelişmiş teknolojiye sahip bir canlı topluluğu geçmişte dünyayı ziyaret edip Tanrının yarattığı ilkel insan formu ve dünya canlıları üzerinde tıpkı bizlerin birçok canlıya yaptığı gibi dna testleri yaparak onun daha gelişmiş formunu yaratmış olmasın?
Nasıl ki biz kendimizi haklı gördüğümüz binlerce sebepten dolayı hayvanları ve canlıları bu dna değişimleri ile farklı veya gelişmiş formlar haline getiriyor isek geçmişte daha gelişmiş bir uygarlığın bunu bizim üzerimizde uygulamış olması çok da küçük bir ihtimal değildir.


Üstelik evrime inanan biri olarak şunu söylemeliyim ki, bu dünya dışı yaşamın (ki bence bu Anunnakilerdir) müdahalesi insanın ve hayvanların evrim sürecinde ara geçiş formlarından bazılarının olmamasını bile ciddi derecede açıklıyor bence (şahsi görüşüm). Neden diyeceksiniz, hemen izah edeyim.
Öncelikle evrimi direk maymundan gelmek veya 100-200 senede maymundan hızlıca evrilmek zannedenler var ise lütfen siteyip kapatıp evlendirme programı veya yemekteyiz'i izlesinler.
Evrim uzun bir süreç çünkü canlıların değişim-gelişim için ciddi uzun süreye ihtiyacı oluyor, kolay değil, zamanla her şeyin ufak ufak değişiyor bulunulan ortama göre. Zaten tanrının yarattığı bir canlıyı ortama ayak uyduracak, gelişip evrimleşebilecek şekilde yaratması ona yakışan şey olurdu, yarattığının gelişim ve değişim limitlerini kısıtlamak değil.

Şimdi evrim konusunda da dünya dışı yaşamın insanı geliştirmesi, üzerinde deney yapması neden aklıma yattı onu anlatayım.

Bilim adamları, "Kayıp link", yani Cro-Magnon adamı olarak anılan orijinal Homo Sapiens'in ani atası olan formu bulamıyorlar; Onlar daha önce varolan çok daha az gelişmiş formların kalıntılarını bulup sürdürmeye devam ediyorlar. Bu zaman zarfında, bu formdaki kalıntılara çoğu kez ulaşılması gerekirdi (örneğin Neanderthal'ınkiler gibi, Homo Sapienlerin ataları olmayan bu form, yaklaşık olarak aynı zamanda var olmuştur). Eğer bilim adamları böyle bir form bulamazlarsa, bu% 99.9 için bu formun hiç varolmadığı anlamına gelebilir ve orijinal Homo Sapienlere genetik mühendisliği yapıldığı anlamına gelebilir.

Kayıp bağlantı (form) yok, çünkü o dönem ara form olamayacak kadar hızlı bir değişim oldu. Fakat insanlar dünya dışı bir yaşamın müdahalesini düşünmedikleri için ara formun neden olmadığını doğrudan evrimle anlamaya çalışıyorlar çünkü diğer tüm formlar var.
Bunun sebebi yapılan deney ve yeniden gelişmiş insanı yaratma sonucu ortaya çıkan yeni insanın eskisine göre çok daha fazla gelişmiş olmasıdır. Yani 1-2-3-4-5 ? 7-8-9 diye giden seride 6 numara aranıyor ama aslında 6 hiç var olmadı çünkü 5 den sonra çok gelişmiş görünen forma bu yedidir, o halde 6 nerede dendi (umarım çok karışık olmamıştır).
Aniden, çok kısa bir süre içinde çok gelişmiş insan yaratılınca eskiden dünyada yaşayan ilkel insan ile arasında ciddi farklar oluşuyor ve ölümlerinden milyonlarca yıl geçtikten sonra fosillerini bulan insanlar normal şekilde bu kadar gelişmiş olamayacaklarını bildikleri için o aradaki uçurumu anlamaya çalışıyorlar.

Hesaplamalar, hayatın ortaya çıkması ve dahası akıllı yaşam formu şansının çok düşük olduğunu gösteriyor (Kasırganın yeni bir Boeing uçağını yerde bulunan bir kırık parçanın parçalarından oluşturması bile daha olasıdır). Fakat Evren devdir, sonsuzdur, bu sayede bu şans gerçekleşti ve hayat, sonra da akıllı hayat ortaya çıktı. Bence diğer yıldız sistemlerinden gelen, inanılmaz üstün teknolojiye sahip bir medeniyet dünya üzerinde yaşamakta olan atalarımızı yani ilkel insanları ciddi oranda geliştirmiştir.

Buradaki sorun, evrenin (bana göre tanrı) sadece sonsuz değil, aynı zamanda edebi olduğudur ve yukarıda anlatılana benzer bir sürecin evrenin farklı noktalarında sayısız kez gerçekleşmiş olabileceği ihtimalidir.

A, Açıklanamayanlar, Anunnaki, Anunnaki deneyleri, Anunnakilerin gizemi, Anunnakilerin insanı yaratması, Dünya dışı yaşam, Homosapienler, İnsanı kim yarattı?, Uzaylıların insana müdahalesi,
Bu konuda benimle aynı fikirde olan sayısı azımsanamayacak kadar çok bilim insanı da var. Bunlardan biride kan bağları ve genetik bilimi alanında uzman olan Daniella Fenton.
Fenton dünya dışı varlıkların homosapienler üzerinde genetik mühendislik yaparak gelişimlerine büyük katkıda bulunduklarını söylüyor ve bunu aşağıdaki gibi nedenlere bağlıyor.
  1. İnsanlardaki FOXP2 geni insanın konuşma yeteneğini ciddi derece geliştirirken diğer primatlarda bu değişim gözlenmemektedir.
  2. Diğeri ise Kromozom-2'nin esrarengiz füzyonudur. Büyük beyinli insan tiplerinde görülen bu füzyon primat tiplerinde görülmemektedir. Kromozom-2'nin insanın gelişimine kattıkları ise insan mutasyonunun doğal genomuna uymamaktadır fakat birden büyük beyinli insan türünde ortaya çıkan bu kromozom öğrenme-sinir gelişimi gibi konularda homosapienlere ciddi gelişme sağlamıştır.
"Birileri kromozom-2 füzyonu taşıyabilen üreme çiftini yarattı. Kromozom modifikasyonu, beyin gelişimi, bağışıklık sistemi ve üreme süreçleri üzerinde etki yaratacak şekildedir." Daniella Fenton.

Çinli araştırmacılar, ülkelerinin kökeni ile ilgili eski gizemleri araştırarak yıldızlararası gelişmiş bir ırkın Kuzey ve Batı Çin bölgelerinin çoğunu yer altı üsleri olarak kullandıkları konusunda kaçınılmaz bir sonuca vardılar.

Çin ve eski Tibet’in bölümlerini kapsayan yüzlerce garip piramit bulunmakta. Buldukları birçok veriyi gizli tuttular çünkü piramitlerde yaptıkları araştırmalar onlara dünya dışından gelen canlıların beyaz tenli, sarışın ve mavi gözlü olduğunu gösteriyordu (Sümer tabletlerinde insan üzerinde dna çalışmaları yapan, kadınlarına geliştirdikleri bu dnaya ait spermleri enjekte edip ilkel insandan geliştirdikleri ilk gelişmiş insan ırkı olan Adam ve Eve(Havva) ırkını yaratan Anunnaki ırkının tasviri ile tamamen örtüşüyor). Bu, uzaylı ırkın bir zamanlar dünya'daki insanlarla çiftleşmesi mantıklı görünüyordu. Eski Çin yazıları bu konuyu açıklıyor.

Dokuz üniversite bilimcisi, tarih öncesi devasa piramidin yaklaşık 10.000 yıl önce inşa edildiğini tespit ettiklerinde çok şaşırdılar. Bunlardan biri de Qinghai'nin batısındaki Baigong Dağı'nın tepesinin çok yakınında bulunan Xianyang piramididir.

Çin piramitleri Mısır, Meksika ve Peru'dakilere çok benziyor. Antik Çin efsanesine göre, Çin'de keşfedilen yüz piramit, açık tenli, mavi gözlü ve sarışın olan bu dünya dışı ırkın eseri.

Bilim adamı Dr. Carl Sagan, “Evrende Akıllı Yaşam” adlı kitabında, Dünya'nın birçok kez dünya dışı göçmenler tarafından ziyaret edildiğini belirtmiştir:
"Sümer, Dünya gezegenindeki çağdaşlığın belki de ilk uygarlığıydı. Sümerlerin nereden geldiğini bilmiyoruz. Sümer uygarlığının insan kaynaklı olmadığını ve ilgili efsanelerin dikkatle incelenmesi gerektiğini düşünüyorum."

Günümüzde Irak'ta bulunan Sümer tabletleri, dünya dışı ziyaretçilerin hikâyesini ve medeniyeti Sümer'e nasıl getirdiklerini anlatıyor. Ziyaretçilerin dünyalılara piramit inşa etmeyi öğrettiklerini açıklıyorlar. Nasiriyah, Irak yakınlarındaki Büyük Ur Piramidi bunlardan biridir. Kahire, Mısır yakınlarındaki Büyük Piramit kompleksi dünya yüzeyindeki piramitlerin düzenlerinde harika bir matematiksel mühendislik olduğunu göstermektedir.

Piramitler o kadar büyük ve çok mükemmel ki, bugün aynı özelliklere sahip bir piramit inşa etmemiz olası değil. Her dev taş, 1 ila 20 ton arasında ağırlığa sahiptir ve büyük piramit, 100.000'den fazla taşla inşa edilmiştir. Fakat Mısırlıların hiçbir makine, motor, helikopter ya da inşaat teçhizatı yoktu, bu yüzden teknolojik yardım olmadan kendilerinin inşa edebilmesi oldukça şüphelidir.


Taşlar 500 mil uzaklıktaki taş ocaklarından geliyordu. Sadece taşları kesmek bile son derece zordur, onları inşaat alanına götürmek ise heybetli bir görevdir ve 20 tonluk taşları yüzlerce metre yüksekliğe bir dış güç yardımı olmadan yerleştirebilmek imkansızdır. Piramidin tepesi 481 metre yüksekliğindedir. Bir rampa yapmak bile en az piramit kadar malzeme gerektirir.

Piramit tüm dünyanın toprak kütlesinin merkezi gibidir. Büyük Piramidin iç kısmı incelendiğinde hiçbir yazı ya da hiyeroglif bulunamadı ve birçok araştırmacıya göre mezardan çok bir güç santrali olması muhtemeldi.

Eski Mısır yazıtlarından olan Zep Tepi, ökyüzünden gelen tanrıların yeryüzüne geldiğini ve verimli toprakları çamurdan ve sudan yükselttiklerinde ortaya çıkarır. Yazıtlara göre Ptah, Mısır'ın ilk İlahi yöneticisi olarak kendi oğlu RA tarafından kurumuştur (Yazıtlarda göksel tanrıların dünyaya uçan disklerle geldiği anlatılıyor. İnsanlar gördükleri üstün gücü muhtemelen tanrı zannetmiş veya tanrılaştırmıştır).

Bulduğu antik parşömenin kodunu çözüen Wayne Herschel şöyle diyor:
"Gemileriyle havalanarak uçtular ve bir firavunlar kraliyet çizgisi boyunca insanlara yasa ve bilgelik getirdiler. Arkeolojik buluntulara bakıldığında büyük bir uzaylı ırkın aşağı inip genetik havuzumuzu değiştirmiş olması muhtemeldir. En eski bazı yazıtlar, tanrıların ya da dünya dışı ziyaretçilerin insanlara kendi imajlarını vermek için geldikleri aynı temayı tekrarlamaktadır."

DNA'LAR GENETİK MÜHENDİSLİĞE (MÜDAHALEYE) İŞARET EDİYOR
DNA'nın (deoksiribonükleik asit) çok karmaşık bir genetik kod üzerindeki etkileri ile keşfi, teorik evrimden ziyade akıllı tasarım için ek kanıt oluşturmaktadır.

En ilginç üç genetik kuralsızlığı Rh faktörü, HIV ve delta-CCR5'tir.

Mendelian istatistiklerine göre maymunlar ve ilkeller Rh pozitif iken (+, +), beyazlar ve Asyalılar % 25 Rh negatif'e (-, -) yakındırlar, sanki sarı renkli dünya dışı canlılarının (-, -), yerel insanlarla karıştırılması gibi (+, +).

Vücudumuzda kusurlu HIV varsa, modern HIV'e karşı dirençli olmamız gerekirdi.
Ancak, pek çok şempanze kusurlu HIV içermektedir. 1955 yılına kadar maymunlardan insanlara transfer edilmiştir. Halbuki maymunlar evrim çizgimizin içinde var iseler neden genomlarımızda eskiden kalma bir HIV görmüyor-taşımıyoruz?

En ilginç mutasyon eşcinselleri aramak suretiyle bulunan AIDS olmaksızın sahip olunan HIV direncidir. Hepsi İskandinavya'da “delta-32 CCR5” olarak bulundular.

1955'ten önce var olmayan bir virüse karşı nasıl direnç kazanılır? Bazı insanlar çiçek hastalığı ya da mukusa karşı koruyabileceğini gösterdi, fakat neden çiçek hastalığı Hindistan ya da Çin'de yaygın değil? Maymunlardaki özdeş bir genin virüslere maruz kalabildiği milyonlarca yıl göz önüne alındığında neden bu virüsler maymunlarda bulunmuyor?

Bunun nedeni kromozomal kopyaların her ikisinin de direnç sağlamak rastgele gerçekleşmesinin hemen hemen imkansız olduğu bir çift vuruşla silinmesidir. Şimdi ise delta-32 CCR5 Finlandiya'daki çok yeni bir kökeni ile Rusya ve Kuzey Avrupa'ya yayılıyor fakat Güney Avrupa, Asya, Afrika ve başka bölgelere yayılamıyor.

Günümüzde hala bazı bölgelerdeki insanların diğerlerine göre garip genleri vardır. Bu mutasyonun en bariz kaynağı ise birkaç bin yıl önce dünyalılarla karşılaşan dünya dışı ırktır.

Yazının başından buraya kadar yazdığım her şeye baktığımda eski Sümer metinleri başta olmak üzere, Çin ve Hint kaynaklı antik metinlerinin anlattığı dünya dışı varlıkların gezegenimize gelerek dünyalılarla evlenip çocuklar yaptıkları, genetik mühendislik çalışmalarında bulundukları konusunda doğru söylediklerini hissediyorum.

Yazan: A.Kara