SON YAYINLAR
latest

DİNLERİN KİTAPLARI

kutsal kitap pdf
AY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ARAP ŞİİRİ Mİ? AYET Mİ?

AY, din, islamiyet, Şiir mi ayet mi?,Gaşiye suresi,Kuran'ı Allah mı gönderdi?
6-7. YÜZYIL ARAP ŞİİRİ Mİ? AYET Mİ?

Allah gerçektende böyle bir ayet göndermiş olabilir mi?

88/GÂŞİYE-11 Lâ tesmeu fîhâ lâgıyeten.
Orada boş söz işitmezsin.

فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ ﴿١٢﴾

88/GÂŞİYE-12 Fîhâ aynun câriyetun.
Orada devamlı akan bir pınar vardır.

فِيهَا سُرُرٌ مَّرْفُوعَةٌ ﴿١٣﴾

88/GÂŞİYE-13 Fîhâ sururun merfûatun.
Orada yüksek tahtlar vardır.

وَأَكْوَابٌ مَّوْضُوعَةٌ ﴿١٤﴾

88/GÂŞİYE-14 Ve ekvabun mevdûatun.
Ve (önlerine) konulmuş kadehler.

وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ ﴿١٥﴾

88/GÂŞİYE-15 Ve nemârıku masfûfetun.
Ve dizilmiş yastıklar.

وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌ ﴿١٦﴾

88/GÂŞİYE-16 Ve zerâbiyyu mebsûsetun.
Ve yayılmış süslü kıymetli halılar (vardır)

Yazan: Aziz Yağan

İLK MÜSLÜMAN KİM?

AY, İlk Müslüman kimdir?,din, Kuran çelişkileri, Kurana göre ilk müslüman,Enam suresi,Araf,Ali İmran,İlk müslüman karmaşası, Kurandaki çelişkiler, islamiyet,
İLK MÜSLÜMAN KİM?

Enam(Davar) -163′e göre Muhammed.
Araf(Yüksek Yer) -143′e göre Musa.
Ali İmran(İmran Ailesi) -67′ye göre İbrahim.

Enam-163: "O’nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim."
Yukarıdaki ayet, Muhammed hazretlerinin ilk Müslüman olduğunu belirtir ama hükümsüzdür.

Araf-143: "Sen sübhansın”, "tevbe ettim, sana döndüm ve ben müminlerin ilkiyim, dedi."
Yukarıdaki ayet de Musa‘nın ilk Müslüman olduğunu belirten ayettir ve o da hükümsüzdür.

Her iki ayeti de hükümsüz kılan ayet:
Ali İmran- 67: "İbrahim, ne Yahudi, ne de Hristiyandı. Fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı, müşriklerden de değildi."

İbrahim, Muhammed’den de, Musa’dan da önce yaşadığına göre Müslümanlığı onlardan öncedir. Kur'an ayetlerinde ise Adem, İdris, Nuh gibi İbrahim’den önce yaşamış olan peygamberlerin Müslümanlık sırasının ise hesaba katılmadığını görüyoruz.

Yazan: Aziz Yağan

KUR-AN'IN YAZARI GÖK TAŞI İLE YILDIZI AYNI ZANNEDİYOR

AY, islamiyet, Kuran çelişkileri, din,Kur-an'da gök taşı ve yıldız,Kur-an'ın karıştırdıkları,Mülk suresi,Mülk 5.ayet,Kuran karmaşaları,Şeytana atmak için yıldız,Yıldız ve şeytan
ĶUR-AN'IN YAZARI ATMOSFERE GİREN GÖK TAŞLARI İLE YILDIZLARI AYNI SANMIŞ

Mülk-5: "And olsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık."

Kandille kastedilen yıldız. Ama sanki yıldızın ne olduğu bilinmiyor. Boyutları küçük sanılıyor. Güneş ile yıldızlar farklı düşünülüyor. Koca yıldız, belki de dünyanın 30-40 misli büyüklüğünde, ama ayette şeytanlara atış tanesi olarak yapıldığını söylüyor.

Astroid, Yıldız, Gezegen, Kuyruklu Yıldız gibi hiçbir kavramı bilmediği ettiği laftan belli değil mi?
Büyüklükleri hakkında da fikri olmadığı net değil mi? Şeytanlar birbirine atarmış, diyanet durumu kurtarmak için "ahiret" lafını eklemiş
Atmosfere giren gök taşları ile yıldızları aynı şeyler sanmış. 7.yy. Arap bilgisi bu kadardı, bildiği kadarını yazmış..!

Yazan: Aziz Yağan

ÇAMURDAN YARATILIŞ HİKAYELERİ

AY, din, islamiyet, Çamurdan yaratılış hikayeleri,Mitolojide çamurdan yaratılış,İnsanın yaratılış mitleri,yaratılış mitleri, yahudilik, din ve mitoloji, Mitoloji ve din, Marduk,Aruru,Zeus
 İSRAİL'İN TANRISI YEHOVA'DAN ĶUR-AN'IN TANRISI ALLAH'A ÇAMURDAN YARATILIŞ

Prometheus
Gözyaşlarımla toprağı ÇAMUR haline getirdim ve yoğurdum. Bir insan heykeli yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim. İlk ölümlü yaratıklar oluştu böylece. "Ben, önceki tanrılardan böyle gördüm. Böyle terbiye aldım.

Zeus
"Namlı, şanlı Hephaistos'u çağırdım hemen, 'bir parça toprak al, suyla karıştır' dedim. 'İçine insan sesi koy, insan gücü koy. Bir varlık yap ki, yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin.' Koca Hephaistos, topal tanrı, hemen yaptı dediğimi. Bir kız biçimine soktu toprağı. Ses koydu içine. Ve, Pandora adını koydu. İşte, böyle yarattım insanı."

Marduk
"Bizim eski tanrılar, yaptığım işlerden dolayı teşekkür etmişlerdi bana. Hallerinden çok memnun olduklarını, ancak kendilerine hizmet edecek, tanrı niteliği taşımayan bir yaratığa ihtiyaçları olduğunu söylemişlerdi. Bunun üzerine, ben de Ea'nın yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla yoğurdum. İlk insanı meydana getirdim."

Aruru
"Büyük gök tanrısı Anu -ki, kendisini ben yarattım- Uruk halkının ah ve figanlarını dinlemişti. Beni çağırdı. 'Sen,' dedi, 'Beni yarattın, şimdi de fikrimi yarat.' Bunu duyar duymaz, Anu'nun fikrini kalbimde yarattım. Ellerimi yıkadım. Bir parça çamur koparıp yazıya attım. Ve bu yazıda, kahraman Engidu'yu yarattım. ÇAMURDAN yarattığım Engidu, demir gibi serttir. Bütün gövdesi kıllardan simsiyahtır. Kadın gibi uzun saçları vardır."

Tevrat
"Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu."

"Ve Allah dedi: 'Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım/Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı, onu Allah'ın suretinde yarattı./Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve Adam yaşayan can oldu./Fakat adam için kendisine uygun yardımcı bulunmadı./Ve Rab Allah Adam'ın üzerine derin bir uyku getirdi ve o uyudu ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapladı./Ve Rab Allah Adam'dan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu Adam'a getirdi.."

Adem ile Havva'nın ilk günahları ve cennetten kovuluşları ile devam eden bu yaratılış öyküsü, hemen hemen aynen Kur'an'a geçmiştir.

Kur-an
8) Kur'an, Mü'minün 12-16: "And olsun ki Biz insanı süzme ÇAMURDAN yarattık."
9) Kur'an, Es-Safaat 11: "Hakikat Biz onları cıvık bir ÇAMURDAN yarattık."
10) Kur'an, Sad 71-76: "Ben muhakkak ÇAMURDAN bir insan yaratacağım. Artık onu tamamlayıp içerisine de ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona secdeye kapanın."

Yazan: Aziz Yağan

KUR-AN VE TEVRAT'TA ALLAH'IN YORULMASI

AY, din, islamiyet, yahudilik, Kuran ve Tevrat, Allah'ın yorulması, Furkan suresi 59, Tekvin bab 2, Kuranda altı günde yaratılış, Tevratta 6 günde yaratılış, Allah'ın dinlenmesi,
Tevrat Allah'ın evreni 6 günde yaratıp yedinci gün dinlendiğini yazar. Oysa yorgunluk ve istirahat kavramları Allah için nasıl oluyor?

Gök ve yer bütün ögeleriyle tamamlandı.Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi.Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.(Tekvin bab 2) Ne var ki kur'an'da da böyledir.

Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra arştan da istiva eden,Rahman’dır. Bunu bir bilene sor. FURKÂN Suresi 59. ayet Burda ki "istiva eden" dayandı yaslandı anlamında kullanılmaktadır.
Kuran ayetlerinde de tekrar tekrar Tevrat'taki gibi Allah'ın evreni 6 günde yaratığını yazar.

Ayrıca Kuran' da Allah'ın bir gününün bizim hesabımızla bin yıl olduğu yazılıdır. Yani Kuran'da Allah'ın evreni kendi günü ile 6 günde bizim günümüzle 6000 yılda yaratmış olduğunu söylemektedir. Halbuki evren 13,5 000 000 000 Milyar yıldan fazla dünyamız ise 4,5 000 000 000 Milyar yıl yaşındadır, bilim Kur-an ve Tevrat'ı yalanlamaktadır.

Not: Kuran'da altı günde yaratılış ile ilgili diğer ayetler. (Kaf 38), (Araf 54), (Hadid 4), (Yunus 3), (Hud 7), (Furkan 59), (Secde 4)

Yazan: Aziz Yağan

EFSANELERDEN TEVRAT'A ORADAN KUR-AN'A

AY, din, islamiyet, din ve mitoloji, İslam ve mitoloji,Sümer mitolojisi ve islam,İslamiyetin mitolojiden esintileri,Kuran ve sümer mitolojisi,Yaratılış mitleri,Kuran'da dünyanın yaratılışı
Enbiya Suresi 30: “İnkar edenler Evren(Gökler) ve yer birbirleriyle bitişik iken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Yine de onlar inanmayacaklar mı?”

Ayetin iddia ettiğinin aksine göklerle yerin ayrı olduğu hiçbir dönem olmamıştır.

Kuran’ın bütününe baktığımızda sadece bu ayet değil, evrenin yaratılışını anlatan diğer ayetler de bilimle çok ciddi çelişkiler içerisindedir, mucize olması bir tarafa, hatalıdır.

Bu olaydan Kur-an’dan çok daha eski metinlerde de bahsedilmiştir. Pek çok toplumda göklerle yer başlangıçta bitişiktir, sonradan Tanrı tarafından ayrılıp bugünkü şeklinin verildiği inancı yaygındır.

Göklerle yerin ayrılması pek çok toplumun inanışlarında yer almaktadır, Kuran’a muhtemelen Tevrat’tan geçmiştir. Tevrat masalı şöyle anlatır:

"Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı gök kubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu. Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü." (Yaratılış 1:2-10)

Gördüğünüz gibi Tevrat’a göre de göklerle yer başlangıçta bitişikmiş,Tanrı tarafından ayrılmışlar.Anlaşılan düşüncelerine göre başlangıçta bütün yeryüzü sularla kaplıymış, Tanrı yer altından saydam bir kubbe yükseltmiş ve suların bir kısmını yukarıda toplamış. Kalan suyu da bir kenara toplayıp denizleri oluşturmuş,ortaya çıkan toprak ise yer (kara) olmuş.

Saydam bir kubbe düşünmüş olmalılar çünkü gök de denizler gibi mavidir, bu maviliğin nedeni, yer altından çıkarak suların bir kısmını üzerinde toplayan kubbe ile alakalı düşünülmüş olmalı. Tevrat anlatımından açıkça anlaşılıyor ki gökyüzü kubbenin arkasında kalan sulardan oluşuyor, bu kubbe saydam olduğu için de üzerinde toplanan deniz suyunun maviliği nedeniyle gökyüzü mavi gözüküyor. İşte! Göklerle yerin neden başlangıçta bitişik iken sonradan ayrıldıkları düşünülmüş, bulduk!

Tevrat anlatımından bu açıkça anlaşılıyor yani o kubbe saydam düşünülmüş olmalı. Şimdi daha eski kaynaklara da bakalım, bu inancın kökeni Sümerlere kadar uzanmaktadır:

Sümer efsanesine göre evrende ilk olarak Tanrıça Nammu adında büyük uçsuz bucaksız bir su vardı.Tanrıça o sudan büyük bir dağ çıkarıyor. Oğlu Hava Tanrısı Enlil, onu ikiye ayırıyor. Üstü gök oluyor, Gök Tanrısı onu alıyor, yer olan altı da Yer Tanrıçası ile Hava Tanrısının oluyor. Bilgelik Tanrısı ile Hava Tanrısı yeri bitkiler, ağaçlar, sularla donatıyor. Hayvanlar yaratılıyor ve hepsini idare edecek Tanrılar meydana getiriliyor.

Bir de bunu Sümer şiirlerinde gösterelim:

Gök ve yer çift olarak yaratıldığı zaman,
Ana Tanrıça İnana onlara şekil verdiği zaman,
Yerler düzenlendiği, toprak yerleştiği zaman,
Gök ahenk içinde hareket ettiği zaman,
Nehirler ve kanallar düz bir çizgi gibi aktığı zaman,
Dicle ve Fırat nehirleri kıyılarını doldurduğu zaman,
Büyük Tanrılar “artık ne yapabiliriz” diye konuşuyorlar.


Başka bir şiir:

Gök yerden ayrıldıktan sonra
Yer gökten ayrıldıktan sonra
İnsanın adı konduktan sonra
An(gök tanrısı) göğü alıp götürdükten sonra…


Bir diğeri:

Bey, gerekli olanları meydana getirmek için,
Kararları değişmeyen bey,
Yerden “ülkenin tohumunu çıkaran Enlil”
Yerden göğü ayırmayı planladı,
Gökten yeri ayırmayı planladı.


Sadece Sümer’de değil Babil mitlerinde de göklerle yer ayrılmıştır, tek bir farkla; göklerle yer Tanrıça Tiamat’ın bedeninden yaratılır:

Babil Tanrıçası Tiamat ve kocası Apsu genç tanrıların yol açtığı kargaşaya artık dayanamaz ve onları yok etmeyi tasarlar. Ea’nın çatışma sırasında Apsu’yu öldürmesi üzerine,azman bir su yılanı olan Tiamat intikam güder. Onunla dövüşmek için seçilen Marduk kavgayı kazanır ve tanrıçanın bedenini ikiye ayırarak göğü ve yeri yaratır.

Mısır mitolojisinde de göklerle yer bitişikken ayrılmıştır:

Eski Mısır Mitolojisi’nde ilk tanrı Atum‘un oğlu Şu, Yer’le göğü birbirinden ayırandır. Şu‘nun (kendi kızkardeşinden yaptığı) çocukları olan Nut göğü, Geb de yeri temsil eder.

Mitlere devam edelim, bu sefer Hint’ten:

Upanishad’lara ait başka bir sekizinci yüzyıl miti tanrıları pek çok açıdan olayın dışında tutmaktadır:

“Bu dünya başlangıçta yalnızca hiçbir şey idi. O var oldu. O, gelişti. O bir yumurtaya dönüştü. Yılın belli bir döneminde yumurtladı. Birbirlerinden ayrıldı. İki yumurta kabuğunun birisi gümüş, birisi altın oldu. Gümüş olandan yeryüzü oluştu, altın olandan gökyüzü meydana geldi.”

Burada yine göklerle yerin başlangıçta bitişik iken ayrılması inancı var.

Görüldüğü gibi kökeni Sümer olan “göklerle yerin birbirinden ayrılması” inancı çok yaygın bir inançtır. Kimi bir kara kütlesini ayırıp üstünü göğe, altını yere çeviriyor, kimi suları ayırıyor, kimi Tanrıların bedenini ayırıp aynını yapıyor, kimi de bir yumurtayı kırıp üst kabuğu göğe, alt kabuğu yere çeviriyor. Yani hepsinde yer ile gök birleşik iken bir şekilde ayrılıyor.

Yazan: Aziz Yağan

MUHAMMED KUR-AN'A AYETLER EKLİYOR

AY, din, Hz Muhammed, islamiyet, Hz Muhammed kendi ihtiyaçları için Kur-an'a ayet koyuyor, Hz Muhammed oğlu Zeyd'in karısını alıyor, Ahzab suresi, Zeyd'in karısı Zeyneb, Ahzab 37-38
MUHAMMED KENDİ GEREKSİNİMLERİ İÇİN KUR-AN'A AYETLER KOYUYOR

Eski Arap geleneğinde hiç kimse, oğulluğunun eşiyle evlenemezdi; Çünkü oğulluğunun eşi ona haram sayılırdı. Böyle olduğu halde Muhammed, kendi oğulluğunun eşi Zeyneb'le evlenebilmek için Kur-an'a ayetler koyarak bu geleneği değiştirir (K. 33, Ahzab suresi, ayet 36-53)

Muhammed'in "Cahiliye" diye adlandırıp kötü göstermeye ça­lıştığı İslam öncesi dönemde Arapların olumlu ve ahlaki nitelikte pek çok gelenekleri vardı. Muhammed bunları Tanrı'dan vahiy indi diyerek kendi özel çıkarları doğrultusunda değiştirmekten geri kalmamıştır. Sadece bir iki örnekle yetinelim. "Cahiliye" döneminde Araplar oğulluklarının eşleriyle evlenemezlerdi, çünkü bu haram sayılırdı. Muhammed bu güzel ve ahlakiliğe pek yatkın geleneği, kendi oğulluğu Zeyd'in eşi güzel Zeyneb ile evlenebilmek için ortadan kaldırmıştır. Yine bunun gibi eskiden süt akrabalık tesisi, em­zik çağındaki çocuklar hakkında geçerli sayılırdı; Muhammed bu­nu da kendi kişisel gereksinimleri adına değiştirmiştir.

İslam öncesi Arap geleneklerine göre "oğulluk", oğul edinen ki­şinin "öz oğlu" sayılır, onun adını taşır, hukuken ona mirasçı olurdu. Bu nedenle oğul edinen kişi için oğulluğun eşiyle evlenmek haramdı. Ne var ki, Muhammed bu yasaya rağmen kendi oğulluğu Zeyd'in karısı Zeyneb'le evlenmiş ve bu evliliği Tanrı'dan geldiğini söylediği ayetlerle meşru kılmıştır. Konuyu daha önce birçok vesi­leyle ele almış olmakla beraber, burada, başka açıdan tekrar incele­memiz gerekiyor. Şöyle ki:

Zeyd bin Harise, İslam öncesi dönemde köle olarak satılığa çı­karılan ve 400 dirhem karşılığında Hatice tarafından satın alınan bir kimsedir. Hatice, bu kölesini Muhammed'e hibe eder. Söylendiğine göre Zeyd, Müslümanlığı ilk kabul edenlerden olduğu için, Mu­hammed onu azatlayarak kendisine oğul edinir ve halkın önünde:

"(Ey ahali!) Şahid olun, Zeyd benim oğlumdur; bana varis olacak ben de ona varis olacağım" şeklinde konuşur ve ona kendi adını verir. Böylece Zeyd, o zamana ka­dar kendi öz babasına izafeten Zeyd bin Harise (Harise'nin oğlu Zeyd) diye çağrılırken bu kez Zeyd İbni Muhammed (Muhammed'in oğlu Zeyd) adıyla çağrılır. Muhammed onu, azatlı cariyelerinden Ümmi Eymen'le ve daha sonra da halasının kızı olan Zeyneb b. Cahş ile evlen­dirir. Hatice'nin ölümünden ve Medine'ye hicretten bir hayli sonrasına gelinceye kadar (ki hicretin 5. yılına rastlar) Zeyd, hep Zeyd İbni Muhammed (yani "Muhammed'in oğlu") adını taşıyarak ve Zeyneb'in ko­cası olarak yaşayıp gider. Fakat günlerden bir gün, Muhammed, görüş­mek maksadıyla Zeyd'in evine gittiğinde kapıyı Zeyneb açar; aceleye geldiği için üstüne pek bir şey örtemediğinden yarı çıplak vaziyettedir. Onu bu şekilde görmek Muhammed'in pek hoşuna gider.
Kapıdan ayrılırken "Kalpleri değiştiren Tanrı kutludur" şeklinde bir şeyler mırıl­danır.
Söylediklerini Zeyneb duymuştur; duyduklarını o akşam koca­sı Zeyd'e anlatır. Bunun üzerine Zeyd derhal Muhammed'in yanına gi­derek Zeyneb'i boşayacağını söyler; Muhammed kendisine neden dolayı Zeyneb'i boşamak istediğini, ondan şüpheye düşüp düşmediğini sorar ve "eşini boşama" der. Derken de bilir ki, Zeyd artık Zeyneb ile bir arada yaşamak istemeyecektir.
Nitekim öyle olur ve Zeyd karısını boşar. Böylece Muhammed için Zeyneb'le evlenme fırsatı doğmuş olur. Ne var ki, bunu yapabilmek için birtakım engelleri ortadan kal­dırmak gerekmektedir. Bu engellerin başında, oğullukların eşleriyle evlenmeyi haram kılan Arap geleneği vardır. Bu geleneği değiştirme­dikçe Zeyneb'i haremine katması mümkün değildir. Diğer bir engel de halkın böyle bir olay nedeniyle kendisi hakkında kötü şeyler düşünme­si ve söylemesidir. Nitekim durumun anlaşılması üzerine etrafta: "Mu­hammed bir peygamber gibi hareket etmedi, şehvetinin itişine yenildi" şeklinde konuşmalar başlamıştır. Kuşkusuz ki, bütün bu engelleri gi­dermenin Muhammed için kolay bir yolu vardı ki, o da her şeyin Tan­rı tarafından düzenlendiğini ve Tanrı'nın iradesi gereğince oluştuğunu söylemek ve bu doğrultuda Tanrı'dan vahiy indiğini bildirmekti. Her şeyden önce Zeyd'in yuvasını yıkanın kendisi olmadığı kanısını yarat­mak ister. Bu maksatla Kur'an'a şu ayetleri koyar:

"Ey Muhammed! Allah'ın nimet verdiği senin de nimetlendirdiğin kimseye (Zeyd'e) 'Eşini bırakma, Allah'tan sakın' diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekmiyordun. Oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonun­da Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik..." (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 37.)

Görülüyor ki, Zeyd gelip Muhammed'e: "(Ey Muhammed) eşimi boşamak istiyorum" diyor. Bunun üzerine Muhammed ona: "(Zey­neb) hakkında bir şüpheye mi düştün?" diye soruyor ve buna karşılık Zeyd: "Hiç bir hususta ondan şüphelenmedim, ondan hayırdan başka bir şey görmedim" diye yanıt veriyor. Bu yanıta karşılık olarak da Muhammed Zeyd'e "Eşini hoş tut" tavsiyesinde bulunuyor.3 Buna rağmen Zeyd Zeyneb'i boşuyor ve Muhammed Zeyneb'le evleniyor. Başka bir deyimle bütün bunlar Tanrı'nın kurduğu plan gereğince oluşmuş oluyor. Böyle olunca da ortada Muhammed'e yüklenebilecek bir suç kalmıyor! Öte yandan yukarıdaki ayetle, bir de Tanrı'nın:

"Ey Muhammed! Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyor­dun, insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah'tan çekinmen da­ha uygundu..."

diye konuştuğu yazılı. Yani güya Tanrı, Muhammed'in Zeyneb'le evlenmesine önceden karar vermiş ve Muhammed'i bundan haber­dar etmiştir. Fakat Muhammed insanlardan çekindiği için, bu habe­ri kendi içinde saklamıştır!

Ve işte Kur'an'a yukarıdaki ayetleri koymak suretiyle Muham­med, Zeyd'in Zeyneb'le olan evliliğinin sona ermesinde kendisinin herhangi bir sorumluluğu olmadığı kanısını yaratmış olmaktaydı. Zeyneb'le evliliğinin Tann tarafından "helal" kılındığını, yani Zey­neb'i nikahına almakla hiçbir günah işlemediğini anlatmak üzere Kur'an'a ayrıca şunu ekler:

"Allah'ın, kendisine helal kıldığı şeyde Peygamber'e herhangi bir vebal yoktur. Önce gelip geçenler arasında Allah'ın adeti böyle idi. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 38).

Fakat bir de bu olay dolayısıyla halk arasında dolaşan sözleri, ör­neğin: "Hiç oğulluğun karısı ile evlenilir mi?" şeklindeki söylentileri etkisiz kılmak gerekirdi. Bunu sağlamak maksadıyla kendisinin sadece Tanrı emrine uymuş olduğunu ve Tanrı'dan başkasından korkmadı­ğını ve Tanrı'dan gayrı hiç kimseye hesap vermekle sorumlu bulunma­dığını, yine Tanrı'dan geldiğini söylediği şu ayetle bildirir:

"O Peygamberler ki, Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah (herkese) yeter" (K. 33, Ahzab Su­resi, ayet 39).

Görülüyor ki, Muhammed bu ayetleri koymak suretiyle kendisi­ni bu olayda temize çıkarmak, günahsızınış gibi tanıtmak istemiştir. Zira Kur'an'a koyduğu ayetlerden anlaşılacağı gibi, Zeyneb'e aşık düşmesine sebep olan güya Tanrı'dır. Öte yandan Zeyd'in yuvasını yıkmamak için ona "Eşini boşama, hoş tut" dediği halde, Tanrı işe karışmış ve Zeyd'in Zeyneb'i boşamasını ve Zeyneb'in Muham­med'le evlenmesini sağlamıştır. Halktan kişilerin: "Neden dolayı Tann böyle yapmıştır?" şeklindeki konuşmalarını karşılamak için Kur'an'a bir de şunu eklemiştir:

"...Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde (Zeyneb'i) seninle evlendirdik ki, evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde on­larla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadı­ğı bilinsin. Allah buyruğu yerine gelecektir..." (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 37.)


Yani Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, oğullukların eşle­riyle evlenmelerini haram sayan Arap geleneğinin kötü bir şey ol­duğunu düşünmüş ve bu geleneği ortadan kaldırmak istemiştir. Kal­dırdığım belli etmek için Muhammed'i, kendi oğulluğu Zeyd'in eşiyle evlendirmiş, böylece bütün Müslümanlara bu şekilde davran­manın "helal" olduğunu bildirmiştir.

Fakat Muhammed bununla da yetinmez; bir de ister ki, Tanrı bu eski Arap geleneğinin kötü bir şey olduğunu ortaya vursun. Bu maksatla şu ayeti koyar:

"Allah... evladlıklarmızı... oğullarınız gibi tutmanızı meşru kılmamıştır. Bunlar^izin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir; doğru yola O eriştirir. Evladlıkları babalarına nispet edin, bu Allah katında en doğru olan­dır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdir­de onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin..." (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 4.)


Böylece artık .oğulluklar "gerçek oğul" durumunda tutulmaya­caklar, örneğin kendilerini oğul edinenlerin adını taşıyamayacaklar­dır. Böyle olunca da hiç kimse: "Muhammed oğlunun karısı ile ev­lendi" diye ileri geri konuşamayacaktır.

Bütün bu hususları açıklığa kavuşturmak "maksadıyla Muham­med, her ne kadar yıllar önce: "(Ey ahali!) Şahid olun, Zeyd benim oğlumdur, bana varis olacak ben de ona varis olacağım" demiş ol­makla beraber, şimdi Zeyneb'le evlendikten sonra fikir değişirir ve Zeyd'in babası olmadığım belirtmek üzere Kur'an'a şu ayeti koyar:

"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değil(dir). Fakat o, Allah'ın Resul'ü ve Peygamberlerin sonuncusudur. Al­lah her şeyi hakkıyla bilendir" (Ahzab Suresi, ayet 40).

Bu hususu biraz daha açıklığa kavuşturmak için oğullukların kendi babalarına göre çağrılmaları gerektiğine dair ayrıca şu ayeti koyar:

"Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağı­rın. Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim ol­duğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin..." (K. 33, Ah­zab Suresi, ayet 5.)


Görülüyor ki, Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, oğullukla­rın, kendi öz babalarına nispetle çağrılmalarım emretmektedir. Pek güzel ama bunu yapmak için neden Tanrı on beş yıl beklesin ve ille de Muhammed'in Zeyneb'i yarı çıplak vaziyette görüp aşık olması­nı istesin? Neden dolayı bu işi daha önce yapmasın? Başka bir deyim­le neden Zeyd'in on beş yıla yakın bir süre boyunca kendi öz babası­na nispetle değil de Muhammed'e nispetle (yani "Zeyd İbni Muham­med" olarak) çağrılmasına gerek görsün? Söylemeye gerek yoktur ki, bunları gerekli gören Tanrı değil fakat Muhammed'in kendisidir.

Fakat her ne olursa olsun Muhammed, yukarıdaki ayetleri koy­duktan sonra Zeyd'in adını değiştirir: Yıllar boyu Zeyd'i "Zeyd İbni Muhammed" (yani "Muhammed'in oğlu Zeyd") şeklinde çağırtır­ken, o andan itibaren "Zeyd İbni Harise" diye çağırtır, çünkü yuka­rıda dediğimiz gibi, Zeyd'in öz babası Harise adında biridir.

Görüldüğü gibi Muhammed, Zeyd'in karısı Zeyneb'le evlene­bilmek için, oğullukların eşleriyle evlenme yasağını içeren eski Arap geleneğini kökünden geçersiz kılmıştır. Oysa bu eski Arap geleneği "kötü" bir gelenek değil, aksine çok ahlaki nitelikte bir gelenekti. Bir insanın, kendisine "evlad" (oğul) edindiği ve adını verdiği bir kimsenin karısına aşık olmasının ve yuvasını yıkıp onun boşadığı kadınla evlenmesinin "uygun" bir davranış olacağı­nı savunmak, kuşkusuz ki güçtür. Şu hale göre Tanrı'nın, akılcı ah­lak anlayışına yatkın bir geleneği kaldırıp, buna ters düşen bir baş­ka geleneği koymak isteyebileceğini düşünmek de güçtür. Pek do­ğaldır ki, akılcı düşünce insanları böyle bir güçlük karşısında ken­dilerini: "Bütün bu yukarıdaki ayetleri Muhammed, sırf kendi çı­karları uğruna Kur'an'a koymuş değil midir?" şeklindeki bir soru ile karşı karşıya bulacaklardır!

Şimdi tekrar, biraz önce sormuş olduğumuz bir soruya dönelim: "Eğer oğullukların kanlarıyla evlenmek kötü bir şeyse, neden aca­ba Tanrı, kötü olduğunu bildiği bir geleneği kaldırmak için 15 yıl beklesin?" Gerçekten de Muhammed'in Zeyneb'le evlenmesi olayı hicretin 5. yılına rastlar. Şu durumda Tanrı, Araplara "peygamber" gönderdiği tarihten on beş yıl sonrasına gelinceye kadar, oğul edi­nenlerin kendi oğulluklarının eşleriyle evlenmelerini haram sayan Arap geleneğini değiştirmeyi düşünmemiş olmaktadır. On beş yıl bo­yunca "oğul edinen" ile "oğul edinilen" arasında "babaoğul" ilişki­sinin sürmesini uygun bulmuşken, Muhammed'in Zeyneb'e aşık ol­duğunu gördüğü zaman mı bu ilişkileri değiştirmeyi düşünmüştür? Hiç "Yüce" olduğu kabul edilen bir Tanrı böyle bir şey yapar mı?

Görülüyor ki, olaya hangi açıdan bakarsak bakalım varacağımız sonuç şudur ki, yukarıda söz konusu olan ayetler, sırf Muham­med'in günlük yaşamının gereksinimleri ve onun kendi sözleri ola­rak Kur'an'a alınmıştır.

Kaynaklar:
  • Sahihi..., c.XI. s.273; ayrıca bkz. Elmalılı H. Yazır, açe, c.ü. s. 1323.
  • Sahihi..., c.Xl, s.259.
  • Sahihi..., c.Xl, s.258261, Hadis No: 1791.
  • Sahihi..., c.XI, s.2612.
  • Ayşe'nin rivayet ettiği bu hadis için bkz. Sahihi..., c.XI, s.273, Hadis No: 1799.
  • Bu konuda bkz. Taberi, age, 1966, c.II, s.463 vd.
  • Nitekim Taberi'nin Aliyy İbni Huseyn'den rivayetine göre Muhammed, Tanrı'nın kendisine Zeyneb'le evleneceği haberini verdiğini söylemiştir. Bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.V, s.3902.
  • Vakidi'ye ulaşan senede dayalı rivayet için bkz. Taberi, age, 1966, c.II, $.4612; aynca bkz. İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın.
  • Kimi yorumculara göre Muhammed, eskiden beri, daha doğrusu Zeyneb'i çocuk­luğundan beri bilir olduğu için ona bu .şekilde aşık düşmemiştir, bkz. Elmalılı, age, c.V, s.3901. Bu tür iddiaların geçerli bir yönü yoktur, çünkü bir kere Mu­hammed, daha henüz Mekke'de bulunduğu dönemde halasının kızı olan Zey­neb'le evlenmek istemiş ve fakat isteği hoş karşılanmamıştı. Daha sonra Hatice ile evlenince muhtemelen Zeyneb'in çevresinde bulunmak düşüncesiyle onu Zeyd ile evlendirmişim Medine'ye hicretten sonra sık sık Zeyd'i ziyaret için evi­ne giderdi. Ve işte bu gidişlerinden birinde yukarıda belirttiğimiz gibi Zeyneb'i yarı çıplak vaziyette görmekle gönlünde birtakım duygular uyanmış ve bu duy­gularını Zeyneb'in işiteceği bir şekilde dile getirmiştir. Nitekim İsn İshak, Tabe­ri, Vakidi, vs. gibi kaynakalardan bunun böyle olduğunu anlamaktayız.

Yazan: Aziz Yağan

AYETTE KULLARIM DİYEN KİM?

Ayet, “De ki ey inanan kullarım” ile başlıyor.
De ki: ‘Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah’ın arz’ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.’

Muhammed, inananlara “kullarım” diye sesleniyor. Bazı meal tahrifatçıları bu hatayı kamufle edebilmek için mealin başın “Bizim adımıza de ki” ya da “tarafımdan söyle” gibi ilaveler yapmışlar. Halbuki Arapçasında bunlar yok. Bazıları da “Kullarım” değil, “kullar” olarak çevirmiş.

Eğer Kur’an’ı Allah gönderseydi ayette Allah’ın “de ki” demeyip direk kendisinin söylemesi gerekirdi. Ya da “İnanan kullarıma de ki” şeklinde olmalıydı.

Aynı ifadeyi Zümer (Zümerler) -53′de de görmekteyiz:

Zümer-53. De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Yazan: Aziz Yağan

KUR-AN AYETLERİNİN KAYNAĞI İSLÂM ÖNCESİ ŞİİRLER

AY, din, islamiyet, Kuran ve Kuss bin saide, Kuranın kaynağı şiirler, Muhammed Kuss bin saidenin şiirlerini,Hz Muhammed,Kuss bin saidenin şirrleri Kur-an'a giriyor,Kuran ve şiir
Kuss bin Saide
Bir gün, şair Kuss bin Saide'nin bağlı olduğu kabileden bir heyet Muhammed'in yanına gelir. Kendisi sorar, 'Kuss b. Saide'ye ne oldu?' Onlar, vefat elti diyorlar. Bunun üzerine Muhammed onunla ilgili bir anısını anlatmaya başlar. Bir gün ben onu Ukaz panayırında gördüm, kırmızı bir deve üzerindeydi ve halka hitaben çok hararetli, ilginç bir konuşma yaptı. Onun o günkü konuşmasını hiç unutamıyorum. (Burada şu notu da ekleyelim ki, şair Kuss b. Saide miladi 600'de vefat ederken henüz Muhammed peygamberlik iddiasında bulunmamıştı; bundan on yıl sonra peygamber oluyor.)

Muhammed Kuss'la ilgili gördüklerine devam ediyor: Kuss, konuşmasının başında, giden bir daha gelmiyor, yaratılması gereken de sürekli yaratılıyor. Gidenler halinden memnunlar mı ki sesleri çıkmıyor veya unutuldular mı bilemiyorum, diyor. Kuss'un, gökte haber var, yerde ibret var sözünden sonra, Muhammed onun bazı önemli açıklamalarını o gelen heyete anlatıyor.
Bu konuşmada geçen bazı cümleleri Kur'an ayetleriyle karşılaştıralım:

Kuss tanrıyı tanıtırken, 'Öyle bir Allah ki erkekle kadını yarattı' diyor. Aynı cümle . Leyi suresi üçüncü ayet olarak Kur'an'da karşımıza çıkıyor. Yine, 'her canlı ölümü tadacaktır' cümlesini kullanıyor o panayır konuşmasında. Bu konuya da Kur'an'da birkaç surede yer veriliyor, işleniyor. Kuss, 'Akan nehirler'terimini kullanıyor. Kur'an'da da cennet tanıtılırken, 'Altlarından ırmaklar akan cennetler' deniliyor, Kur'an'da Arapçası, "Fecri inin tahtihel enhar' kalıbındadır. Kuss ise, 'linharün mecriyye' kalıbını kullanıyor. Sonuçla değişen bir şey yok: Eş anlamlı iki cümle. Kuss konuşmasında dağları işlerken, 'Dünyanın sallanmaması için bir nevi kazık görevini gören dağlar' diyor. Bu da defalarca Kur'an'da işleniyor. 'Ölçtüğünüz /.aman taslamam ölçün ve doğru terazi ile tartın' diyor Kuss. Aynı cümle olduğu gibi Kur'an'da da yer alıyor.

Kuss konuşmasında gökle ilgili bilgi verirken 'Ve Sakl'inmerfu' diyor. Yani gökyüzünün korunmuş bir tavan gibi yaratıldığını belirtiyor. Bu tür cümleye de Kur'an'da iki surede yer veriliyor. Kuss, "Ve eşreketi-l Ardii"diyor. Yani yeryüzünün aydınlanmasından söz ediyor. Aynı cümle aynı kelimelerle Kur'an'da yer buluyor. İnsanların ahiretteki durumlarıyla ilgili de, 'Ferikim li-l cenneti ve ferikti'm fi-s'Sair'; yani, bir kısım insanlar cennette, bir kısmı da cehennemdedir, diyor. Bu ifade de hiç değişikliğe uğramadan, Kur'an'da yer alıyor. Kur'an'da Leyi suresi var. Leyi gece demek ve bir surenin başında bu kelime geçtiği için o bölüme de ad olmuş. Hemen ilk başta "And olsun bürüdüğü zaman geceye"deniyor. Aynı cümle Kuss'un o günkü konuşmasında da geçiyor. Kur'an'da deniliyor ki, 'İnsanlar yıldızlarla yollarını bulurlar'. Aynı cümle Kuss'un o günkü konuşmasında var. Üstelik bunları anlatan da Muhammed'in kendisidir.

Kuss, 'Burçlar sahibi gökler' cümlesini kullanıyor. Kur'an'da aynı cümleye üç surede yer veriliyor. Kur'an'da 'Sema-i Zati-I buruc' şeklinde geçerken, Kuss, 'Sama'ün Zat-ü cbrac' diyor ki, anlamlan aynı. Kuss o konuşmasında kıyamet günü üfürülecek bir borudan söz ederken şu Arapça cümleyi kullanıyor: 'nül'iha fi-s-suri, nü-Qiıe l'i-n-nakuı: 'Aynı kelime kalıbı hiçbir değişiklik yapılmadan Kur'an'da da yer alıyor. Kuss konuşmasının bir yerinde, dünyayı beşik gibi tanıtıyor. Dünyanın bu şekilde tanımlanması Kur'an'da iki surede yer alıyor. Kuss, 'Andolsun ki siz kıyamet günü teke tek haşr olunacaksınız' diyor. Bu da Kur'an'da yer alıyor. Konuşmasında tanrıyı tanıtırken, 'O bir tanedir, ne doğurmuştur, ne de doğrulmamıştır' diyor. Bu da İhlâs suresinde yerini buluyor. Yine yaratıcıyla ilgili, 'Rabbii-1 ahiret-i be-1 ula' diyor. Yani hem ahiret, hem dünyanın rabbidir, diyor. Bu da değişikliğe uğramadan Kur'an'da yer alıyor. Muhammed, Kuss'un bu konuşmasını gelen o heyetin huzurunda anlatıyor. Bu bir örnektir.

Eğer Kuss'un tüm şiirleri ortaya konup da bir karşılaştırma yapılırsa eminim ki daha ilginç anlatımlar da bulunacaktır. Bu anlattıklarımı, Kur'an üzerinde tefsir yazan, aynı zamanda tarihçi olan İbn-i Kesir (h. 774. ö) yazıyor. Kitabı tahkik eden kişi, ayrıca birçok yazarın da bunları işlediğini ekliyor ve kaynaklarını sayfalarıyla birlikte yazıyor. Peki, Kuss'un bunları anlatmaktan amacı neydi? Kuss Hristiyan'dı; ancak arayışlar içindeydi, yeni bir din peşindeydi. Daha doğrusu, ben peygamberim, bana vahiy geldi demeye hazırlanıyordu. Ancak yaşlıydı, ömrü buna yetmedi. Demek ki o zaman ben peygamberim fikri bir kültür gibiydi. Bunu iyi yürüten, başaran kendini ilan ederdi. Hep söylüyorum; Müseyleme ve Tuleyha gibileri de o dönem peygamberliğini ilan edenler arasındaydı. İşte bu yüzden, Muhammed için Kuss, Ümeyye, İmr-ül Kays gibi şairler önemli birer ilham kaynağı olmuşlardır. Bunlar varken Muhammed henüz peygamber olmamıştı. Daha sonra peygamberliğini açıklayınca, bakıyoruz
Kuss'un bu bilgileri Mekke'de oluşan ayetlerde de yer alıyor.

Kaynaklar:
  • Süyuti, Dürrü-1 Mensur. A'raf suresi, 175. ayet. 
  • Kurtubi tefsiri, Şuan ı suresi, 224 . ayet. 
  • Müslim, Şiir bölümü , no: 225.5. 
  • İbn-i Abdi-I Bcr, Istiab, Faria b. Ebi salt kısmında , no: 4049 . 
  • İbn-i Asakir, Tarih-ü Mcdinct- i Dımaşk , 9/25 5 v e sonrası. 
  • İbn-i! Cevzi, el-Müntazam' ü fi-t-Tarih, 3. eilt. Ben i Kaynuk a baslığı altında. 
  • Askalani, İsabe, no : 522 . Ümeyy e b . Ebi Sait md . 5 6 
  • Al-i İmran 185, Enbiy a 35 , Kasa s 8 8 v e Ankebu t 57 .
  • Kch f suresi, 35 . 
  • Enbiy a 32 v e Tu r 5. 
  • Zünıe r suresi 69 . 
  • Şura suresi, 7.
Yazan: Aziz Yağan

KUR'AN İLE TEVRAT, İNCİL ARASINDAKİ ÇELİŞKİLER

AY, islamiyet, din, Kuran ile Tevrat arasındaki çelişkiler, Kuran ile İncil arasındaki çelişki, Kuran ve Tevrat, Kuran ve İncil, Dinlerin çelişkileri,İsrailoğulları, Hz Muhammed,
KUR’AN İLE TEVRAT ARASINDAKİ ÇELİŞKİLER
  1. İbrahim’in babasının adı; Tevrat’a göre Tarah, Kur’an’a göre Azer.
  2. İbrahim’in kurban etmek istediği oğlu; Tevrat’a göre İshak, Kur’an’a göre İsmail.
  3. İsmail Tevrat’a göre peygamber değil, Kur’an’a gore peygamber.
  4. Süleyman; Tevrat’a göre kral, Kur’ana göre peygamber.
  5. Davud; Tevrat’a göre kral, Kur’ana göre peygamber.
  6. Cennette Havva’yı aldatan Tevrat’ta yılan, Kur’an’da şeytan.
  7. Tufan Tevrat’a göre tüm dünyaya, Kur’ana göre sadece Nuh’un kavmine.
  8. Nuh’un gemisi; Tevrat’a göre Ararat dağına, Kur’an’a göre Cudi dağına.
  9. Haman; Tevrat’ta Pers kralının yardımcısı, Kur’ana göre firavunun taş ustası.
  10. Tanrının adı; Tevrat’ta Yehova, Kur’an’da Allah.
  11. Tevrat’a göre insan, tanrının suretinde yaratılmıştır. Yani tanrı, insanın en mükemmel halidir. Ama Kur’an’a göre Allah’ın eşi-benzeri yoktur.
  12. Putlara tapmadığı için ateşe atılan; Tevrat’ta 3 Yahudi, Kur’an’da İbrahim.
  13. İmran; Tevrat’a göre Musa’nın babası, Kur’an’a göre İsa’nın dedesi.
  14. Savaşa giderken, dizlerinin üzerine çökerek su içen askerlerin komutanı Tevrat’a göre Gideon, Kur’an’a göre Talut.
  15. Deve eti Tevrat’ta haram, Kur’an’da helal.

Yahudiler Muhammed’e gelip;
”Sen İbrahim’in Tevhid dinini getirdiğini söylüyorsun ama o senin gibi deve eti yemezdi, çünkü haramdı.” derler.
Bunun üzerine gelen ayette şöyle der:

Ali İmran-93. "Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun.”

Tevrat’ı okuduğumuzda devenin yasak edilmiş olduğunu görmekteyiz:
Levililer/ 11:4-24. "Ancak geviş getiren ve çatal tırnaklı olan hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: Deve geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır."

Bu durumda deve daha sonra temiz ve eti yenebilir hale evrimleştirilip mi helal kılınmıştır?
Yoksa zaten temiz ve helaldi de Tevrat mı tahrif edilmiştir?

Sebebi Kur’an’da belirtilir:
Enam-146. "Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki iç yağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz."
Dünya halklarından sadece Yahudilere konan bir yasakmış!!

KUR’AN İLE İNCİL ARASINDAKİ ÇELİŞKİLER
  1. İsa bebekken, İncil’e göre mucize göstermemiş, Kur’an’a göre göstermiştir. Konuşmuş ve peygamber olduğunu söylemiştir.
  2. İsa, İncil’e göre çarmıha gerilmiştir. Kur’an’a göre çarmıha gerilen İsa değil, İsa’ya benzeyen başka biridir.
  3. Kur’an’a göre İncil’de Ahmet’den bahseder, İncil’de Ahmet ismi geçmez.
  4. Şeytan, İncil’e göre melek, Kur’an’a göre cindir.
  5. Şeytan, İncil’e göre Tanrı ile aynı mertebeye ulaşmak istediği için, Kur’an’a göre ise Adem’e secde etmediği için lanetlenmiştir.
  6. İncil’e göre iyilikler Tanrıdan kötülük şeytandan, Kur’an’a göre hayır da şer de Allah’tandır.
  7. İncil’de bir aziz olarak geçen Yahya’nın babası Zekeriya, Kur’an’da peygamber olarak geçer. Buna karşın Tevrat’taki Zekeriya peygamberden hiç bahsedilmez. Yani Kur’an’da Meryem’ler karıştırıldığı gibi, Zekeriya’lar da karıştırılmıştır.
Yazan: Aziz Yağan

KAFİR OLAN PEYGAMBER

A, Allah peygambere hakaret ediyor, AY, Bel'am Baura, Bel'am Bin Baura, din, Dinden çıkan peygamber, Diyanet hadis, Elmalılı, Hadisler, İbni Kesir, islamiyet, Kafir olan peygamber, Yoldan çıkan peygamber,
YOLDAN ÇIKAN (KAFİR) OLAN PEYGAMBER
BEL'AM BÂÛRA (Belam Bin Baura)

“Onlara şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı,
şeytan onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu. Dileseydik elbette onu o ayetlerle
yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin
durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp
solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünürler.”
(Araf 7/175-176)

ALLAH birine ayetler vermiş önce....demekki bu şahıs PEYGAMBER dir...
ama sonra ne olmuş ise bir şeyler olmuş....Allah bu peygamberine kızıyor...hakaretler ediyor...
Böyle bir şey nasıl olabilir ?..... ALLAH nasıl olur da sapıtacak birini peygamber yapabilir ?..
Önce ayetler verdiği bir kimseyi peygamber yapan, sonradan peygamberini şeytana kaptıran, arkasından da peygamberini köpeğe benzeten ve aşağılayan bir tanrı olabilir mi????

Diğer kaynaklar tefsir ve çeviriler:
İbni Kesir: Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılan ve şeytanın arkasına taktığı sonunda da azgınlardan olan o kimsenin haberini anlat.

Elmalılı (sadeleştirilmiş): Onlara o herifin kıssasını da anlat ki, ona ayetlerimizi vermiştik, ama o, onlardan sıyrılıp çıktı, derken onu, şeytan arkasına taktı da yolunu şaşırmışlardan oldu.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): Onlara, kendisine âyetlerimizi sunduğumuz o adamın kıssasını da anlat; âyetlerden sıyrılıp çıktı, derken onu şeytan arkasına taktı, en sonunda da helak olanlardan oldu.

Diyanet İşleri: Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.

Yaşar Nuri Öztürk: Onlara, şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi vermiştik; onlardan sıyrılıp çıktı, şeytan da onu peşine taktı; nihayet o, azgınlardan oluverdi.

Yönetici'den (Din ve Mitoloji) Ek Bilgiler:
Bel'am adlı bu kişinin Allah'ın dinini öğrenmiş olan, çok bilgili, duaları kabul olan fakat sonradan itaatsizliğe düşmüş biri olduğu anlatılıyor birçok hadis kaynağında. Peki bu itaatsizliğe düşmekten kasıt nedir, bu olay hadislerde nasıl geçiyor bakalım:

Rivayet edilene göre:
Musa, Kenanların Şam'daki topraklarına giriyor. Bu sırada da Bel'am adlı şahıs el-Belka'nın bir köyü olan Bal'a'da bulunmaktadır. Musanın topraklarına girdiğini gören Kenanlılardan bazıları Bel'am'a geliyor ve "Ey Bel'am, Musa bizi öldürmeye geldi, bizi öldürüp buraya İsrailoğullarını yerleştirecek" , "Senin kavmin olan bizler nereye yerleşiriz, yerimiz yok" diyorlar. Bel'am'ın dualarının kabul olduğuna inanıldığından ona Allah'a dua edip ondan Musa ve yanında gelenleri def etmesini iste diyorlar.
Bel'am ise "Size yazıklar olsun! O Allah'ın elçisidir, melek ve müminler onunla beraberler, aleyhine nasıl dua edeyim, bildiğimi bana Allah öğretti" diyor.
Sonrasında Bel'am eşeğine binip İsrailoğullarının çıkmakta olduğu Husban dağına doğru ilerliyor. Bir süre sonra eşeği yere çöküyor fakat o eşeğine tekrar binerek az daha ilerliyor ve hayvan tekrar çöküyor. Bu sefer eşeği yerden kalkana kadar dövüyor.
Sonra eşek dile geliyor ve "Ey Bel'am nereye gidiyorsun? Meleklerin önümde durup yolumu kestiğini görmüyor musun?" Allah'ın elçisi ve müminler senin kavmin aleyhinde dua etmekteler" diyor.
Buna rağmen Bel'am aldırış etmeyip eşeğini dövüp yoluna devam ediyor.
Bir süre sonra eşek sırtında Husban dağına ulaşıyor ve Musa'nın ordusunu, İsrailoğullarını karşısında görüyor ve onlara beddua etmeye başlıyor.
O Musa ve İsrailoğullarına beddua ederken Allah onun dilini ele geçiriyor ve kendi kavmi için beddua ettiriyor.
Bunu duyan Bel'am'ın kendi halkı "Ey Bel'am! Ne yaptığını biliyor musun? Sen İsrailoğullarına hayır dua ederken bize beddua ediyorsun" diyorlar.
Bel'am'da "ben bunu kendi isteğimle yapmıyorum, Allah dilime hakim oldu" diyince dili ağzından çıkıp göğsüne doğru sarkınca "Dünya ve ahiret benim elimden gitti" diyor.
[Taberi, a.g.e., IX, 124-126; Râzî, a.g.e., XV, 54; İbnü'l-Esir, el-Kâmil fi't-Târih, Beyrut 1385/1965, I, 200 vd; İbni Kesir, e!Bidâye ve'n-Nihâye, Riyad 1966, I, 322 vd]

Burada ne kadar çok mantık hatası ve çelişki olduğunun farkında mısınız? :
  1. Bel'am'dan dua ile yardım istediklerinde onlara "gelen Allah'ın elçisidir, melekler ve müminler onlarladır, nasıl aleyhlerinde dua edeyim bana herşeyi Allah öğretti" diyor. Sonra sanki bu sözleri o söylememiş gibi, kalkıp onlara beddua etmeye gidiyor.
  2. Eşek dile gelip konuştuğu halde nasıl oluyor da yoluna devam ediyor? Bir insan böyle büyük bir mucize görse yapmakta olduğu şeyden geri dönmez mi? Bildiğin koca eşeğin 3-4 cümle kurduğu bir mucizeden bahsediliyor ufak birşey değil. Adam kafasız mı ki dinlemeyip devam etsin? "Bana herşeyi öğretti" dediği Allah'a nasıl karşı geliyor daha 2 dakika önce onlar aleyhinde konuşan halkına laf ediyordu?
  3. Allah neden beddua ettiriyor? Koca yaratıcı neden başka bir mucize göstermek yerine onu başka halka beddua ettirir? Hani beddua kötü birşeydi? Üstelik beddua Allah'tan kötü şeyleri yapmasını istemektir, şunu öldür, bunu kör et vs. gibi. Eee, Allah onu beddua ettirince kendi kendinden kötülük isteğinde mi bulunuyor? Beddua çok kötüdür diyen Allah sözde desteklediği Musa ve çevresindekilere kendisi beddua ederek mi örnek oluyor?
  4. Madem dili çıkıp göğsüne kadar düştü nasıl oluyorda hala konuşmaya devam ediyor?
Sayılamayacak kadar çelişki barındırıyor içinde...

Müslüman arkadaşlar ise her zamanki gibi birçok çelişkinin üzerini örtme çabası güderek buradaki Bel'am adlı kişinin dünyevi çıkarlar ve yöneticilere yaranmak için Allah'ın hükümlerini çiğneyen kişileri temsil ettiğini söylüyorlar.
Bir insan hem Yaratıcıdan / Allah'tan vahiy-ayet alacak hemde gidip onun karşısında duracak? Akla gel, gelde inan.

Bu arada bazı müslüman arkadaşlar bir peygamberin sonradan kafir olmasına sıcak bakmadığı için: "Araf 175'de "biz ona ayetlerimizi verdik" derken "ayetlerimizi gösterdik" demek istenmiştir" diyebilir. Fakat kim ne derse desin, kıvırmaya yer yoktur çünkü kelimenin anlamı bellidir:
وآتيناه : ve āteynāhu : "ve ona verdik"
Sağlıcakla kalın...

Kaynaklar:
Araf 175/176 | Kesîr, 1419: III/458; Kurtubî, 1964: VII/320 |  Taberî, 2001: X/570-572; İbn Ebî Hâtim, 1419: V/1617; Semerkandî, yy: I, 567; İbnü‟l-Cevzî, 1422: II/169; Râzî, 1420: XV/403; Kurtubî, 1964: VII/320; İbn Kesîr, 1419: III/457 | Kurtubî, 1964: VII/320; İbn Kesîr, 1419: III/457 | İbn Kesîr, 1419: III/457 | Taberi, a.g.e., IX, 124-126; Râzî, a.g.e., XV, 54; İbnü'l-Esir, el-Kâmil fi't-Târih, Beyrut 1385/1965, I, 200 vd; İbni Kesir, e!Bidâye ve'n-Nihâye, Riyad 1966, I, 322 vd.

Yazan: Aziz Yağan & A.Kara

ÖMER'İN KULLANDIĞI İFADELER AYNEN AYETTE YER BULUYOR

AY, din, islamiyet, Kuran, Kur-an, Bakara Suresi, Kabe,İbrahim makamı,Kabe yanında İbrahim makamı, Ömer'in Muhammed ve Kur-an'a etkileri, Ömer'in sözü sonrası ayet inmesi, Hz Ömer,
Bakara Suresinde geçen bir ayette; "İbrâhim makamını bir namaz-dua yeri edinin!" Deniliyor.
Bilindiği gibi Kâbe'nin hemen yanında İbrahim makamı diye bir yer vardır. İşte orda namaz kılmanın dua etmenin bir ayrıcalığı vardır. Kur-an'da. Bu ayetin iniş/oraya atılış hikayesine bir bakalım

Ömer üç konuda ben Allah'a muvafakat ettim/benimle Allah aynı şeyi söyledik: bunların biri, 'Makam-ı Ibrâhim'dir diyor ve şöyle açıklıyor: Ben bir gün Muhammed'e 'Biz ibrâhim peygamberin kâbe içindeki makamını namazgâh/dua yeri edinsek ne güzel olur' dedim. O sırada Muhammed, Ibrâhim makamından bir namazgâh/dua yeri edinin' ayetinin indiğini söyledi diyor.

Burada hem Ömer'in isteği ayetle yanıt buluyor, hem de kullandığı ifadeler aynen ayette yer buluyor. Ömer'in kullandığı kelimeler ayette neredeyse aynıdır. Tüm bunlar olduğu gibi ayette var. Birçok örnekte olduğu gibi burada da hem içerik, hem de cümlede ki kelimeler Ömer'e aittir. Allah sadece onay vermiştir.

Kaynaklar:
Buhari: Namaz bölümü, ban 32/402 ve Tefsir bölümü, Bakara suresi bab 9/4483.
Sahih-i Müslim, Fedail bölümü, Hz. Ömer kısmı, bab 2/23399
Tirmizi, tefsir bölümü, Bakara suresi, bab 2/2959-60.
Ahmet b. Hanbel, Müsned, Ömer kısmı no:157,160 ve 250.
İbni Mace, Namaz kısmında bab 56/1009.
İbn-i Hacer Askalani, el-Uccab, s,192 Bakara 125 açıklaması
Taberani, Mucem-i Sağir, c.2/38

Yazan: Aziz Yağan

ORUÇ GECESİNDE KADINLARINIZA YAKLAŞMAYIN

AY, din, islamiyet, Oruçluyken cinsel ilişki,Kur-an'a göre oruçluyken,Oruç,Oruç yasakları,Bakara 187, Hz Ömer'in cinsel konuları, Hz Ömer oruçluyken ilişki,Ömer için ayet geliyor
Müslümanlara daha önce Ramazan da geceleyin uyuyup da kalktığında yemek-içmek ve cinsel ilşkide bulunmak yasaktı. Bunu çiğneyen hiyanet etmiş olurdu.

"ORUÇ gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak (cinsel ilişkide bulunmak) size helal kılındı. Onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, sizin Ramazan aynın gecelerinde kadınlarınıza yaklaşarak kendinize zulmetmekte olduğunuzu BİLDİ de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık karılarınıza yaklaşın." Bakara 187

Yukarıdaki ayetten önce oruç ayında geceleyin cinsel ilişki mutlak surette; yemek içmek ise şartlı olarak yasaktı. Eğer kişi gece uyuyup bir daha uyansaydı, artık uyuduğu için yemek içmek yasak sayılırdı.

Ramazan ayında bir gece Ömer Muhammed'in yanında epeyce kalır. Eve geldiğinde eşi artık uyumuştur. Onu uyandırıp cinsel ilişkide bulunur. Yukarıda belirttiğim gibi o zaman oruç ayında insan iftardan sonra uykuya daldı mı yemek, içmek, cinsel ilişki yasak sayılırdı. Kadın Ömer'e, ben uyumuştum, niye böyle yapıyorsun, yasaktır dediği halde Ömer dinlemiyor. Ömer Muhammed'in yanına varıp dinen yasak olanı çiğnediğini söylüyor. İşte o sırada Muhammed "Ayet Geldi: 'Madem nefsinize hakim olamıyorsunuz ben ALLAH OLARAK bu yasağı kaldırdım' deniliyor" diyor.

İşte Ömer bu kadar önemli. Çünkü ÖMER'İN için inen Ayetleri anlata anlata bitiremiyoruz. Kendisi bizzat Muhammed'e başvurunca AYET hemen oracıkta iniveriyor. Ayetin içeriği senaryosundan daha ilginç! Mesela; oruç GECESİNDE cinsel ilişkide bulunmak size helal kılındı deniliyor. Demek ki o ana kadar haram kılmış. Bunu doğrulayan bir diğer cümle ayette var: "Allah BİLDİ Kİ siz nefsimize hıyanet edersiniz; bu yüzden tövbenizi kabul etti" deniliyor.

O zaman sormak lazım: Acaba Allah daha önce bu yasağı koyarken insanların bunu çiğneyeceklerini, nefeslerine hakim olamayacaklarını bilmiyor muydu, İlk başta yanlış mı yapmıştı? Görüldüğü gibi ayetin oluşum senaryosu kadar içeriği de enteresan.

Kaynaklar:
İbn-i Kesir, Bakara 187, c.1/510-12., Kurtubi, Bakara 187, c.2/315., Cessas, Ahkamu'l Kur'an, c.1/281, Bakara 187., Begavi, Mealim'ü Tenzil, Bakara suresi ayet 187, c.1/206, Beyhakı, Sünen-i Kübra, Nikâh bölümü, c.7/318, no:14113., El- Muharraf fi Esbab-ı Nüzul, c.1/239, Bakara suresi, ayet 187.

Yazan: Aziz Yağan

İSLAM'DA ÇOCUK YAŞTAKİ KIZLARLA EVLENMEK

AY, din, islamiyet, Talak suresi,İslamda çocukla evlenmek,İslam ve pedofili,Pedofiliye onay,Talak suresi pedofili,Kur-an çocuk geline izin vermiyorÇocuk gelin,Kız çocuğu ve şehvet
"Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla, henüz adet görmeyenler hususunda Tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir." (Talak Suresi Ayet 4)

49 yaşındaki adam (Muhammed), 6 yaşındaki bir çocuk (Aişe) ile evleniyor:
Aişe'nin kendisinin anlattığını dile getiren bir hadis:
Bu hadisin başında, Aişe aynen şöyle diyor:
"Peygamber benimle evlendi; ben o sırada 6 yaşındaydım."

Evet, bir yanda 49 yaşındaki Muhammed, öbür yanda 6 yaşındaki Aişe evleniyorlar. Muhammed ile evlendiği zaman Aişe'nin 6 yaşında olduğunu İslam dünyası kabul etmek zorundadır. Çünkü bunu anlatan hadis, tartışmasız sağlam (sahih) kabul edilir. Bu hadisi, İslam dünyasında en sağlam olarak benimsenmiş olan Buhari'nin ve Müslim'in E's-Sahih’lerinde de buluyoruz.

Anlatıldığına göre evlilik gerçekleşiyor ama yine de 3 yıl kadar zifaf (yani cinsel birleşme) gerçekleşmiyor. Bu süre geçtikten sonra oluyor zifaf !
Aişe 9 yaşındayken 52 yaşındaki Muhammed ile gerdeğe giriyor:

Hadisi izleyelim. Aişe anlatıyor:
"Ve be dokuz yaşındayken benimle gerdeğe girdi. Medine'ye göçmüştük. Haris İbn Hazrec oğullarına konuk olduk. O sırada sıtmaya yakalandım. Saçlarım döküldü. Saçlarım yeniden geldi; bölükler oluştu. Annem Ümmü Ruman bana geldi. Arkadaşlarım ile birlikte salıncakta sallanıyorduk. Annem beni çağırdı. Yanına gittim. Benden ne istediğini bilmiyordum. Elimi tutup alıp götürdü. Evin kapısına gelince durdu. Soluk soluğa kalmıştım. Sonunda soluğum biraz yatıştı. Annem, sonra biraz su alıp yüzüme başıma değdirdi. Sonra beni eve soktu. Bir de baktım ki bir takım Medineli kadınlar. Evdeler. Bana şöyle demeye başladılar:
-Hayırlı, bereketli olsun. İyi şanslar.
Annem beni bu kadınlara teslim etti. Bunlar benim saçımı başımı yıkadılar, beni güzel bir biçimde hazırladılar. Peygamberle birden karşılaşmaktan başka hiçbir şey beni korkutmamıştı. Kadınlar, beni ona teslim ettiler. Ve ben o sıralar 9 yaşındaydım."


Aişe, Muhammed'in koynuna verilmek üzere götürüldüğünde, salıncakta sallanıp oynayan bir oyun çocuğuydu. Yani Muhammed, 52 yaşında böylesine bir çocukla cinsel birleşimde bulunmuştu.

Bir kız 9 yaşına geldiğinde, İslam hukukunda "şehvet konusu" oluyor:
Aişe 9 yaşındayken Muhammed'in koynuna sokulmuş olunca, İslam hukuku bundan şu sonucu çıkarıyor: "9 yaşındaki bir kız, müştehat (şehvete konu olabilecek çağda) sayılır" diyor. Ve bu nedenle de 9 yaşındaki bir kız çocuğu ile evlenilebileceğini bildiriyor.

Aişe, Muhammed'in karısı iken büyüyecek ve 18-19 yaşına geldiğinde de Muhammed'in ölümü üzerine, kimi kumaları gibi, çok genç yaşta dul kalacaktır. Ve hiçbir erkekle evlenmemeye "mahkum" edilerek... Muhammed'in karıları, müminlerin anaları sayıldığı için...

Kaynaklar: Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi

Yazan: Aziz Yağan

MUHAMMED'E VAHİY Mİ GELİYOR YOKSA İNSAN MI ÖĞRETİYOR?

AY, din, islamiyet, Kur-an nasıl yazıldı?,Kur-an'ı Muhammed mi yazdı?,Muhammed'e öğretilen Kur-an,Muhammed'e vahiy mi geliyor?,Nahl suresi 103,Muhammed'in öğretmenleri
Muhammed henüz peygamber olmadan önce Mekke'nin tahsil görmüş en bilgili insanlarıyla oturup kalkardı. Peygamber olduktan sonra Mekkeliler ona karşı, "Hayır, bu bilgileri daha önce kendileriyle irtibat halinde olduğu şahıslardan almıştır, bu işin Allah’la hiç ilgisi yoktur" gibi çok sert eleştirilerde bulunmaya başlayınca, Nahl Suresinin 103. ayeti iniyor.
Ayetin özeti şu: ”Biz (Allah olarak) onların, Kur’an'ı Muhanımed'e bir insan Öğretiyor' dediklerini biliyoruz. Halbuki onların dedikleri şahsın dili yabancıdır. (Arapça değildir.) Bu Kur'an ise, apaçık bir Arapça'dır."

Ubeydullah bin Müslim anlatıyor:
"Mekke’de çok bilgili iki Hristiyan köle vardı. Bunlar aslen Iraklıydı. Adları ise Yesar ile Hayr idi. Bunların birçok kitapları vardı. Fırsat buldukça bu kitapları okurlardı. Muhammed de çoğu kez onlara uğrar, kendilerini dinlerdi. Günün birinde peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkınca, muhalif olanlar, 'Hayır, Muhammed bu bilgileri Allah'tan değil de adı geçen kölelerden almıştır; Allah'ı ise işini sağlama bağlamak için kullanıyor’ demeye başladılar. Bu yüzden, Nahl Suresi'nin I03’üncü ayeti buna cevap mahiyetinde indi."

Carullah Zamahşeri eb Keşşaf... adlı tefsirinde ve Muhammed bin Cerir Taberi de, ünlü Canu'u'l Beyan adlı tefsirinde Nahl Suresi'nin 103’üncü ayetini değerlendirirken şu bilgiyi de aktarıyorlar;
"Mekke'de Tevrat ve İncil'i çok iyi bilen Cebr-i Rumi veya Aiş ya da Yaiş adında bir demirci vardı. Kimileri de adı Yesar-i Rumi'ydi diyorlar. Ayrıca onun yanında bir kardeşi de vardı, Muhammed sık sık bunlara gidip kendilerinden bilgi alırdı. Muhammed peygamberlikle görevlendirilince, ona muhalif olanlar, 'Muhammed bu bilgileri Allah'tan değil de, adı geçen demirci köleden almış' demeye başladılar. Bunun üzerine, Nahl Suresi 103'üncü ayeti indi."


İmam Suyuti, Lübabü'n-Nükul adlı eserinde, Nahl Sure-si'nin 103'üncü ayetini yorumlarken şöyle diyor:
"Mekke’de Bel'am adında biri vardı. Muhammed sık sık ona gider, kendisinden bilgi alırdı. Kimileri de, o dönemde Mekke'de Yesar ve Cebr adlarında iki yabancının bulunduğunu, bunlann çok kitapları olduğunu ve Muhammed'in genellikle onlara uğrayıp kendilerinden yararlandığım kaydediyorlar. Daha sonra Muhammed peygamberlikle görevlendirilince
muhalifler, 'Hayır, yalan konuşuyor; Bu bilgileri Allah'tan de­ğil; adı geçen kişi veya kişilerden alıyor' demeye başladılar. Bu ağır itham üzerine Nahl Suresi 103'üncü ayeti indi."

Kadı Beydavi, Envarü't Tenzil adlı tefsirinde şöyle diyor:
"Mekke'de Amr bin Hadremi’nin bir kölesi vardı. Adı Cebr-i Rumi idi. Kimileri, bununla birlikte Yaser adında bir kölenin daha olduğunu söylüyorlar. Kimileri de bu şahsın, Huveytıb'ın kölesi Aiş olduğunu belirtiyorlar. Muhammed peygamberlik iddiasında bulununca, muhalif gruplar, 'Muhammed, Kur'an bilgilerini bu kölelerden alıyor, Allah’ı ise toplumu etkilemek için kullanıyor' şeklinde eleştiriler yöneltmeye başladılar. Bunun üzerine Nahl Suresi 103'üncü ayeti indi,"

Nesefi, M edank... adlı tefsirinde, "Nahl Suresi’nin 103'üncü ayeti aşağıdaki eleştirilere cevaben inmiştir" diyor ve eleştirileri şöyle açıklıyor:
"Huveytıb'ın Aiş veya Yaiş adında bir kölesi vardı. Bazıları da bunun isminin Cebr-i Rum-i olup Amr bin Hadremi'nin kölesi olduğunu ileri sürmüşler. Bu köleler, Tevrat ve İncil'i çok iyi bilirlerdi, Muhammed daima onlara uğrar ve kendilerinden bilgi edinirdi. Peygamberlik davası ortaya çıkınca, inanmayanlar dedikodu yapmaya başladılar ve 'Kur'an'm da yanağının Allah değil de bu şahıslar olduğunu, Muhammed'in aktardıklarının ise, sadece adı geçen kişilerden öğ­rendiği bilgiler olduğunu söylemeye başladılar. Bu yüzden ilgili ayet indi."

Fahrettin-i er-Razi, Tbfsin Kebir adlı yapıtında Nahl Suresi'nin 103. ayetini açıklarken, şunları aktarıyor:
"Mekke’de Tevrat ve İncil'i çok iyi bilen ve bolca da kitapları olan bir köle vardı. Onun adı çok ihtilaflıdır: Kimisi Yeiş, kimisi Addas, kimisi Cebr, kimisi Cebra, kimisi Bel'am diyor. Muhammed sık sık uğrar, ondan bilgi alırdı. Kur'an ola­yı ortaya çıkınca, inanmayanlar zaman içinde 'Bu işin arka planında Allah değil de adı geçen kişiler vardır' demeye başladılar. Kimileri de 'Aslında Kur'an'ı, çok açıkgöz olan Hatice Muhammed'e öğretiyor; fakat kendisi kadın olduğu için öne çıkamıyor; bu nedenle Muhammed'i öne çıkarıyor; yani Kur'an'ın baş aktörü Hatice’dir’ diyorlardı. İşte bütün bu itirazlara cevap mahiyetinde adı geçen ayet inmiştir."

Kaynaklar:
Çobanlık yaptığına dair kaynakça; Buharı, İcare, 2. bap; İbnü’l Cevzi. Stlâr-j Sa/re, 1/35; İbn-i Sad, Tabakat-i Kübra,1/59; Hindi, Kenzii'/ L/mmal, No;  37763; Heysem), Mecmeu' ^-.Zevaı'd, 9/221; Askalani, e/- /sabe.... No: 12285;  Muhammed Sait Mubeyyıd, Mcvsuatu HayatJ-s- SababJyat, 611; Ibn-Habib,  Mufıabber, 98. Sel man'la ilgili bilgiler İçin birkaç eser: Belazuri, Ensabü'I Eşraf, 2/128; Aşka,  lani, el-İsabe, No: 3359 ve Tchaib-i Tehzib, 4/139; İbnü'l Cevzi, Sıfat-ı Safve, 1/270; İbn-i Esir, Üsd..., No: 2149; İbn-i Seyyidi'n Nas, Uyunü'l Eser, 1/137; tbn-i Abdi'l Ber, htiab.... No: 10)4.

Yazan: Aziz Yağan

KADINLAR TARLANIZDIR, İSTEDİĞİNİZ YERDEN TARLANIZA GİRİN

AY, din, islamiyet, İslamda kadın, Kadınlar tarlanızdır,İstediğiniz yerden tarlanıza girin,Kadına tarla benzetmesi,Bakara 223,Hz Ömer'in cinsel konuları,Kur-an'ın faydasız ayetleri,Kur-an'da arkadan birleşme
Ömer'le ilişkili olan Bakara Suresinin 223. ayetinde yine ÖMER'İN cinselliği söz konusudur.
Ömer bir gün Muhammed'e gidip, 'Helak oldum' diyor, yaptığına çare arıyor. Muhammed, seni helak eden ne ki! Diye sorunca; Ömer, 'BEN DÜN GECE BİNİTİMLE ARKADAN YAPTIM, BİNİTİMİ TERS ÇEVİRDİM...' diyor. Muhammed buna hiç karşılık vermeden, arada bir kelime bile konuşmadan, 'KADINLAR TARLANIZDIR' ayetinin o anda indiğini söylüyor. Burada yakışıksız hatta kadınlara hakaret anlamına gelen terimler var; Mesela Ömer diyor ki ben BİNİTİMİ ters çevirdim (tenzih ederim ama) kadın hayvan mı ki Ömer böyle bir ifade kullanıyor? Hala bu terim bazı Hanzo erkekler tarafından kullanılıyor. Birde ayet o kadar acilen gönderiliyor ki daha MUHAMMED Ömer'le bir kelime etmeden maşallah Cebrail hazır. Bir kelime etmeden AYET geliyor.

İbn-i Ömer'in azatlı kölesi Nafi anlatıyor:
"Bir gün ben ibn-i Ömer'in yanında KUR-AN tuttum o da ezberden Bakara Suresi'ni okudu. Bu ayete gelince bana 'sen bu ayetin ne ile ilgili olduğunu bilir misin?' dedi. Ben, 'Hayır' dedim. İbn-i Ömer, 'Bu ayet şu hususta inmiştir (yukarıdaki husus)' dedi ve sonra kaldığı yerden devam etti" diyor.

İnsanlık tarihinin yaklaşık 4-6 milyon yıllık bir geçmişi var. İnsanlar önden mi yapmışlar arakadan mı yapmışlar bu bir sorun olmamış ve insanlar üremeye devam etmiştir de ALLAH neden gelip MUHAMMED zamanında buna müdahale ediyor, ARKADAN da tutsanız sorun yoktur diyor? Sanki bu devrim mi, olağan-üstü bir olay mı?

Bu tanrılık bir iş midir ki kalkıp bunun için ayet göndersin. Dünya da yedi milyar insan can çekişiyor insanlar kıran kırana birbirini yiyorlar ama ALLAH gelmiş çiftler arasında yaşanan cinsel ilişkiyi anlatıyor. İyi düşünülürse bu bilgiler insanı daha hızlı bir şekilde ATEİST yapıyor. Tanrı ve bu işler Olacak iş mi?

Kaynaklar:
Tirmizi Bakara suresi 223, Ahmet b. Hambel, ibn-i abbas no:2980, Taberi, Bakara suresi 223, Taberani Mucem-i Kebir c.12/10-11 no:12317, Sahih-i ibn-i Hibban c.9/514, no:4202, Begavi Bakara 223, c.1/259, Buhari bakara suresi ayet 223, Bab 39/4526 ve 4527.

Yazan: Aziz Yağan

KUR-AN AYETLERİ NASIL YAZILIYORDU - 3

AY, din, islamiyet, Kur-an ayetleri nasıl yazılıyordu?, Kur-an, Kur-an'ı kim yazdı, Ahzab suresi, Ahzab suresi 53, Muhammed'in hanımlarını yasaklayan ayet, Ömer Kur-an ilişkisi,
Ahzâb Suresi'nin 53. ayetinin son bölümünde şöyle deniyor;
"Peygamberin hanımlarından bir şey isterken perde arkasından isteyin (onlara bakmayın). Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların (Muhammed'in hanımlarının) kalpleri için daha uygun bir davranıştır. Sizin, Allah'ın Resulünü üzmeniz ve ondan sonra (onun ölümünden sonra) hanımlarını nikahlamanız, asla caiz değildir. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır."

Daha önce de, Ömer'in Muhammed'e yaptığı müracaat üzerine, onun ailesiyle ilgili bu tür ayetlerin indiğini, hatta bunlar arasında bu ayetin de olduğunu paylaşmıştık. Bu örneğimizde ise, Ömer'le ilgili farklı bir şey gündeme getiriyoruz: Ayşe'nin anlattı­ğına göre, bu ayetlerin sebep- sonuç ilişkileri arasında Ömer de vardır. Yani, Muhammed'in hanımları hakkında inen yasaklayıcı ayetlerin geliş sebepleri arasında Ömer’in rolünü de görüyoruz. Şimdiye kadar ki örneklerimizde Ömer'in önerileri doğrultusunda inen ayetlerden söz ettik; bu örneğimizde ise, onun bizzat tehlike unsuru olması nedeniyle ayet geldiğini görüyoruz.

Gelişmeleri Muhammed'in hanımı Ayşe'den dinleyelim:
"Eşimle birlikte yemek yiyorduk, o sırada Ömer de yanımızdan geçti; eşim onu yemeğe davet etti, hep birlikte yemek yemeğe devam ederken, o arada Ömer'in eli benim elime değdi; eşim Muhammed bunu görünce çok üzüldü. Üzüldü­ğünü ben de fark ettim."

Bu olay üzerine, Ahzâb Suresi'nin az önce geçen "Peygamber hanımlarından bir şey isterken perde arkasından isteyin" bölümü indi. Bu örneğimizde işin ahlaki boyutu bir yana, şurası çok önemli: Bu ayet indiği vakit, Muhammed, yaklaşık 20 yıllık peygamberdi ve böyle bir yasak ayet inmemişti. Şayet Muhammed'in hanımları olmasaydı veya Ömer o an yemeğe davet edilmeseydi acaba bu ayet iner miydi? Görülen odur ki, Muhammed’in moralini bozan en ufak bir davranışta Cebrail hemen hazır ve nazırdır. Tabii ki bazı yorumlarda Ömer dışında başka ki­şilerin de isimleri geçiyor. Ama, burada önemli olan şahıslar değil; ayetin gelişine kimlerin sebep oldukları, kimlerin katkı yaptıklarıdır. Uzunca olan Ahzâb Suresi'nin bu 53. ayetinin son kısmında özetle, "Muhammed ölse de asla onun hanımlarıyla evlenemezsiniz; bu büyük bir günahtır" deniyor.

Burada bu yasağın sebebi cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Talha bin Ubeydullah, "Eğer Muhammed Ölürse ben onun hanımı Ayşe ile evleneceğim" demiş. Bu sözü duyan Muhammed çok üzülünce, az önceki ayet inmiş.

Kimi kaynaklarda ise, bazı erkeklerin "Muhammed'in hanımları bizim akrabamız oldukları halde, Muhammed bizi onlarla görüştürmüyor; eğer Muhammed ölürse biz onlarla evleneceğiz" dedikleri aktarılıyor. Muhammed hayatta iken, hanımlarına, örtünme, evde göz hapsi vb. hususlarda Kur’an ayetleriyle yaptırımlar uygulandığı gibi, kendi ölümünden sonra hanımlarının evlenmemesi için az önce geçen Ahzâb Suresi’nin 53. ayetiyle de buna yasak getirilmiştir.

Gerçekten de onun ölümünden sonra dul kalan onlarca hanımından hiçbiri, bu ayetlerden ötürü başkasıyla evlenememiştir.

Kaynaklar:
Belazuri, Ensab-üt~Eşraf, 2/102; Zamahşeıi, El-Keşşa/..., Ahzâb Suresi'nin 53. ayetinin dipnotunda; Heyscmİ, Meaneu-z-Zevaid, tefsir bölümü, 7/93; Suyuti, Lübab-öıt-NükuI..., Ahzâb-53. 75 Tecrid-i Sarih, Diyanet ter., 1772 nolu hadisin şerhinde; Er-Razi, Tefsir-i Kebir; Kurlubi, Camiu-Abkam-il-Kur'an; Begavi, Meaiim-ül-TenzU: Kadı Beydavi, Envar-ül-TenziI; İbn-ül Arabi, Ahkam-ül-Kur'an; Taberi, Hazin, İbni Kesir, Mukatil kendi tefsirlerinde, Şcvkani, Feth'iil-ül kadirde ve daha birçok müfessir kendi yapıUannda Ahzâb Suresi'nin 53. ayetinin değerlendirmesinde bu hikâyeyi anlatmışlardır; Beyhakİ, Sünen-i Kiibra, 7/69; Vahidi. E'ibab-i Nüzul, Ahzâb-53.; Askalani, el-Isabe..., No: 4271, "Talha" bölümünde; İbn-i Esir, Üsdii‘t Cabe, No: 2626, "Talha" bölümünde; Ebü’l Kasım, cl-Gavanud,,., 2/711 ve daha birçok kaynak.

Yazan: Aziz Yağan

KUR-AN VE KADINLAR İÇİN DEHŞET VERİCİ AYETİ

AY, islamiyet, din, Kur-an, Hz Muhammed, Bakara Suresi, Savaş esiri kadınlar ve İslam,İslamiyet ve kadın,Kur'an ve kadın,Nisa suresi,Cariye almak için savaşanlar,Savaşta ele geçirilen kadınla ilişkiye girmek,cariye
Kur’an'a göre (Bakara Suresi'nin 228 ve 234. ayetleri) eğer bir kadının eşi ölür veya öldürülürse, ikinci bir eşle evlenebilmek için en az 4 ay 10 gün veya üç ay hali-âdet görünceye kadar beklemelidir. Ama bu kural, savaş esiri cariyeler için geçerli değildir. Bunun sebebi şudur ki, Muhammed, hem kendisi hem de arkadaşları o kadınlarla bir an önce ilişkiye girebilsinler diye böyle bir imkânı sağlamıştır; yoksa başka ne amaç güdülmüş olabilir ki!

"Savaşta ele geçirilen bir kadınla ilişkiye girebilmek için, o cariyenin bir ay hali-adet görmesi yeterlidir." Bir ay hali âdet görme gerekçesini de şöyle açıklamıştır: O kadının doğuracağı çocuğun hangi erkekten olduğu bilinsin diye, Yani, neslin kime ait olduğu belli olsun, birbirine karışmasın demek istemiştir. Bir diğer ilginç nokta da şudur: Bazen öyle olurdu ki, bir cariye ile birden fazla erkek cinsi ilişkide bulunurdu. Bu arada o zavallı kadın hamile kaldığında, çocuğun hangi erkeğe ait olduğu tartışmalara, hatta kavgalara neden olurdu. Örneğin; bir cariyeyle cinsi münasebette bulunan üç erkek, kadının hamile kalması sonucu bir ara Ali'ye müracaat edip o çocuk için hak talebinde bulunurlar. Ali, çektirdiği kura sonucu onları uzlaştırır, Ali'nin uyguladığı yöntem Muhammed'e anlatılınca, kendisi sevinçten kahkahalara boğulur ve onun uygulamasını takdir eder.

Nisâ Suresi’nin 24. ayetinde özet olarak, "(Başkasıyla) evli olan kadınlarla evlenmeniz size haramdır; ancak eğer evli olan kadınlar cariye-savaş esiri iseler, sizler onları alabilirsiniz (bu dummda evlilik şartı aranmaz)" deniyor.Bu ayetin sebep sonuç ilişkisi üzerinde biraz durmakta yarar vardır, Ebu Sait el- Hudri şöyle diyor:

"Peygamber, Huneyn Savaşı'nda bazı insanları Evtas tarafı­na yolladı. Bunlar oranın halkını mağlup edip hanımlarım ele geçirdiler. Bu kadınlar, Muhammed tarafından Müslümanlara dağıtılınca, bazı sahabiler "Biz nasıl müşriklerin hanımlarıyla yatacağız, bu iş nasıl helâl olabilir?" şeklinde itiraz etmeye başladılar. Bu tartışmalar üzerine Nisa Suresi'nin 24. ayeti bu süreçte inmeye başladı. "Bilindiği gibi az önceki ayet, Müslümanlara savaş esiri kadınlan kullanma konusunda geniş yetki veriyordu. Özet olarak, "Evet, evli olan kadınlarla evlenmek haramdır, ama eğer evli olan kadınlar savaş esiriyse zaman Müslümanlara helâldir, sakıncası yoktur" anlamındaydı. Çok açıktır ki, Muhammed, etrafındaki insanlardan gelen itirazları bertaraf etmek için böyle bir ayete başvurmuş ve sonunda kendilerini bu işe alıştırmayı başarmıştır, yoksa çok adil diye tavsif edilen nitelenen bir Tanrı’nın böylesine bir zulme onay vermesi nasıl açıklanır ki!

Kur’an, az önceki ayetlerle yetinmeyip, Müslümanlara cariyeleri kullanma konusunda geniş imkânlar tanımaya devam etmiştir. Örneğin, yine Nisa Suresi'nin 25. ayetinde, "Şayet bir insanın, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmiyorsa, o zaman elleriniz altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın" deniyor. Kur'an’da Müslümanlara cariyeler konusunda tam yetki verilince, bazen öyle oluyordu ki, ortada henüz savaş söz konusu değilken, Müslüman gençler, karşı tarafın kız ve kadınlarını gözden geçiriyorlardı. Mesela bir adam Muhammed'e, "Eğer siz Taif şehrini alırsanız haberiniz olsun falanca kadın çok güzeldir" deyip o kadının güzelliğini daha önceden haber vermişti. "Adamın bu sözü Muhammed'in zoruna gitmiştir" dense de, bizim için Muhammed’in ona kızıp kızmaması değil; tersine, Müslümanların başlangıçta, "Nasıl olur da biz müşriklerin kadınlarıyla yatarız?" şeklindeki olumlu itirazlarına karşı onun verdiği olumsuz yanıt önemlidir. (Nisâ Suresi'nin 24, ayetinde "Allah'ın emriyle siz onları kullanabilirsiniz” demişti.) Nitekim onlar, zaman içinde Kur'an'da ayetler görünce değiştiler ve öyle bir noktaya gelindi ki, artık bir an evvel cariyeleri kapmak için dört gözle savaş bekler duruma geldiler. İşte bizim için önemli olan, bu çok vahim ve dehşet verici ayetlerin Kur'an'da yer almasıdır. Mümin bir kişi için cariyeyi kullanma konusunda Kur’an'da bu kadar yetki varken, ister istemez İnsanlar bir an evvel savaşa girip bir kadın-cariye ele geçinmeyi canı gönülden isterler. Bu ayetler mevcutken "Muhammed adama kızmıştır" şeklindeki savunmalar pek inandırıcı olmuyor. Çünkü bir taraftan onlara cariyenin kullanımını sağlamak, diğer taraftan bazı durumlarda onlara kızmak tutumu birbiriyle çelişiyor.

Hatta kaynaklarda bunların ötesinde şeyler de geçiyor. Mesela; Sait bin Yesar, "Bazen cariyeleri satın alırken livata'da (makattan ilişkiye girme) dahi bulunurduk" diyor.

Kaynaklar:
(Buhari, Libas, 62. bap.) Sadece bu olay,
1) Müslim. Reda, No: ¡456; 2) Ebu Davud. Nikah, No; 2155; .3) Tirmizi, Tefsir,
Nisa, No: 3016-17; 4) Nesaî. Nikah. 59-6/MO; 5) Tac, Nisâ tefsin, 4/93.

Yazan: Aziz Yağan

MUHAMMED'İN EVLATLIĞININ KARISINI EŞ OLARAK ALMASI VE DAVUD'U ÖRNEK GÖSTERMESİ

AY, din, islamiyet, Hz Muhammed, Muhammed'in evlatlığının karısı ile evlenmesi, Muhammed ve Zeyd'in karısı, Davud ve Hitti Uriya, Muhammed Zeyd'i ölüme gönderiyor, Ahzab suresi 38,
YAHUDİLER, MUHAMMEDİ EVLATLIĞININ KARISINI ELDE ETMEKLE SUÇLAYINCA MUHAMMED DAVUT PEYGAMBERİ ÖRNEK ALDIĞINI SÖYLÜYOR

Ahzâb Suresi'nin 38. ayetindeki gerekçe ise, çok ilginç! Orada özetle, "Allah'ın Muhammed’e helâl kıldığı bir şeyi (hem birden fazla kadınla evliliği, hem de kendi gelini olan Zeynep'i almayı) yerine getirmekte (onu almakta) ona herhangi bir günah yoktur. Önceki peygamberlerde de Allah'ın kanunu böyleydi" deniyor. Acaba bu benzetmeden kasıt nedir?

Muhammed, özellikle Yahudiler tarafından şu iki konuda eleştiri yağmuruna tutuluyordu:
  1. Başkasının hanımına zorla el koyan bir peygamberdir;
  2. İşi gücü yok da devamlı kadınlarla evleniyor.
Halbuki bunlar, bir peygambere yakışmayan davranışlardır diyorlardı... Ahzâb Suresi’nin 38. ayetinin inmesiyle, kendine yönelik bu iki eleştiriye, kendince yanıt vermiş oluyordu. Peki önceki peygamberlerin olaylarıyla Muhammed'in bu olayı arasında acaba nasıl bir ilgi vardır?

Yahudiler, peygamberlerine çok bağlıydı. Oysa onların peygamberlerinden baba-oğul olan Davut ile Süleyman da, Muhammed’in buradaki hadisesine benzer bir olayla karşı karşıya kalmışlardı. Muhammed'de yöneltilen eleştirileri bertaraf etmek için gelen ayette onların peygamberlerine atıfta bulunuluyordu. Çünkü Davut da tıpkı Muhammed'in Zeynep'e olan aşkı gibi, bir gün damda gezerken kendine bağlı komutanlardan "Hitti Uriya"nın hanımını çıplak olarak görmüş ve ona âşık olmuştu. Bu sırada hem o kadınla gayri meşru bur şekilde yatmış, hem de onun kocasını vurdurmak için savaşa gönderip öldürtmüştü. İşte Ahzâb Suresi'nin 38. ayetindeki benzetmenin bir kısmı budur. Görüldüğü gibi, Muhammed'i kurtarmak için Yahudilerin peygamberlerinden emsal gösteriliyor.

Tevrat'ta Davud'un, Hitti Uriya'nın hanımı yıkanırken onu çıplak olarak gördüğü, bundan çok etkilendiği, bu kadının kime ait olduğunu araştırdığı, sonuçta kadını getirtip onunla gayri meşru olarak yattığı, bunun sonucu olarak da kadının Davud'dan hamile kaldığı, kadının bunu daha sonra Davud'a bildirdiği, bunun üzerine Davud'un Uriya'yı savaşa gönderip vurdurduğu ve artık kadına resmen el koyduğu ve Davud'un bu hareketinin İsrailoğulları'nca ayıplandığı yazılı. İşte, gerek Nisa Suresi'nin 54, gerek Ra'd Suresi'nin 38 ve gerekse Ahzâb Suresi'nin 38. ayetlerinde sözü edilen peygamberlerden kasıt bunlardır. Kur'an'da, bunlar emsal gösterilmek suretiyle Yahudiler susturulmaya ve Muhammed bu şekilde kurtarılmaya çalışılmıştır. Kur'an'daki bu benzetmede ikinci bir olumsuzluk daha göze çarpıyor, O da şudur: Muhammed'in hem çok kadınla evlenmesine, hem de başkasının hanımına el koymasına Davud ve Sü­leyman'ın yaptıkları emsal gösteriliyor ve böylece Allah, Davud ve Süleyman'ın o beğenilmeyen icraatlarını kendisi üstlenmiş oluyor, onları onaylıyor ve bu işi normal bir olay olarak sayıyor.

Muhammed bu evlilikten yaklaşık iki yıl sonra Zeynep'in eski eşi olan Zeyd'i, üç bin kişilik bir İslam ordusunun başına geçirerek yüz bin kişilik bir Rum ordusuyla çarpışmak üzere "Mute" Savaşı'na gönderiyor ve Zeyd bu savaşta Öldürülüyor; tıpkı Davud'un Uriya'yı savaşa gönderdiği gibi. Kaldı ki, aynı Zeyd, Muhammed'in Zeynep'le evlenmesinden kısa bir süre sonra Muhammed tarafından "Beni Süleym", "İys”, "Taraf, "Hisma”, "Vadi'l-Kura" ve "Ümmü Kirfe" başta olmak üzere küçük çaplı savaşlara-baskınlara gönderiliyor, Zeyd. bu altı saldırıda vurulmuyor ve her defasında da başarıyla dönüyor. Zeynep’e el koyduğu tarihten hemen sonra bir yıl içinde tam altı sefer onu savaşa göndermesi ister istemez Davud peygamber ile Hitti Uriya hikâyesini insanın aklına getiriyor. Çünkü Davud'da Uriya’yı birkaç kez savaşa gönderip vurdurmak istemişti; Uriya da Zeyd gibi savaşı kazanmış, ama en sonunda vurulmuş ve onun hanımı "el’Yesiye" artık Davud peygambere kalmıştı. Yani, benzerlikleri tıpatıp aynı, birbirlerine tamamen uygun. Kaldı ki, sebebi pek belli olmayan bu "Mute" Savaşı'na Zeyd komutasında üç bin insanı yollamak, zaten doğru değildir. Üstelik savaştan anlayan Halit bin Velit gibiler varken kalkıp emir komutayı Zeyd'e vermesi pek uygun bir karar değildi. Çünkü, ordu içinde savaştan daha iyi anlayan insanlar vardı. Nitekim bu savaşta yenik düşen İslam ordusunu son olarak Halit bin Velit toparlıyor ve o insanları kurtarmayı başarıyor.

Kaynaklar:
Tevrat, "2. Samuel", 11/2-27; Matta İncili, 1/6; Tabcrani, Mucem-i Kebir, 24/43, Burada "kadının adı eI'Yesiye'dir" diye yazılı. Alusi, Ruh-ül Beyan, Ahzâb-38’de olayı aktardıktan sonra "kadının adı eî'Yesiye'dir" diyor; Fahrettin er-Razi, Meia-tib'ül Gayb, Ahzüb-38’de, "Benzetmeden gaye Davud-Uriya olayıdır" diyor: aynı olay, îbni Abbas tefsiri, Ahzâb-38’de de işleniyor; Kurtubj, kendi tefsirinde "Bu benzetmeden kasıt, Davud-Uriya olayıdır" diyor Beğavi, Mealim-üt Tenzil adlı
eserinde Ahzâb-38'de "Davud-Uriya” hikâyesini yazıyor, İzzettin Dımaşki, kendi tefsirinde, Ahzâb-38’dc aynı şekilde anlatıyor; Ibni Sad, Tabakat, 8/350’de; Heysemi, Mecmeu!z Zevaid, 7/92'de; Kadı [yad, eş-Şih, 1^5'te ve daha birçok kaynak, "Kur’an'daki benzetmeden gaye, Davud ile Uriya'nın eşidir” diye anlatıyorlar. 10 Müslim, iman. No: 177/388; Tirmizi, Abz^b tefsin. No: 3207: Tabcrani, Mucem-i Kebir, 24/41, Nor 111-1İ3; Ahmet bin Hanbel, Müsned. 6/241,266

Yazan: Aziz Yağan

ALLAH, MUHAMMED'İ DEĞİL ÖMER'İ HAKLI BULUYOR

AY, din, islamiyet, Hz Ömer, Hz Muhammed, Ömer'in Muhammed ve Kur-an'a etkileri, Enfal suresi, Peygamberlerin esir alması,Ali abisi Akil'i öldürsün,Ömer esir akrabaları öldürelim,Enfal 67-68
"Ali kendi ağabeyi olan Akil’i öldürsün; ben de kendi yakınlarımı öldüreyim"
Ömer’in, Kuran’ın oluşturulması konusunda Muhammed’i şu veya bu şekilde etkilediğini görüyoruz.. Ömer’in bu yönüyle onun görüşlerine uygun veya onun önerilerini tasdik eder onaylar mahiyette inmiş olan ayet sayısı hakkında İslam âlimleri görüş bildirmişler.

İbn-i Asakir (ö. hicri 571) “Kuran ayetleri inerken Ömer’in de görüşlerine yer verilmiştir; onun görüşleri de nazarı dikkate alınmıştır” deyip bu konuda çok önemli bir açıklama getirirken; İslam camiasında çok önemli bir üne sahip olan İmam Suyuti (ö. hicri 911), “Kuran’ın 21 ayeti Ömer’in görüşlerine uygun, onları doğrular mahiyette inmiştir” diyor ve ekliyor: “Oysa bu sayıyı 30’a çıkaranlar da vardır.” Yine en azından adı geçen yazar kadar İslam camiasında ünlü olan İbn-i Hacer Askalani (ö. 852-h), bu konuda bir hadis aktararak, “Kuran 15 yer Ömer’in görüşlerini doğrulamıştır” diyor. Bu konuda en çarpıcı örnek, Ömer’in oğlu Abdullah’tan geliyor. Abdullah, aynen şöyle diyor: “Herhangi bir konuda babam Ömer ayrı, halk da ayrı karar verseydi, o tartışmalı konuda gelecek olan Kuran ayeti, ille de babamın görüşlerini doğrular mahiyetteydi.” İmam Şeybani de Fedailü’ İmameyn adlı yapıtında, “Kuran’ın ayetleri, 21 konuda Ömer’in görüşleri doğrultusunda inmiştir” diyor. İmam Mücahit ise şöyle diyor: “Bazen Ömer fikir belirtildi, Kuran ayetleri de ona göre inerdi.”

İbn-i Abbas anlatıyor:
“Bedir harbinde esir alınan 70 müşrik hakkında Muhammed, Ebu Bekir ve Ömer’den görüş istedi. Ömer hepsini kılıçtan geçirmeyi teklif etti ve şunu ekledi: ‘Ali kendi ağabeyi olan Akil’i öldürsün; ben de kendi yakınlarımı öldüreyim’ (Ömer, burada birçok isim sayıyor. Yani, herkes esir düşen kendi akrabasını vursun) dedi. Buna karşılık Ebu Bekir ise, ‘Bu esirlerden fidye alıp serbest bırakalım’ dedi. Netice itibariyle Muhammed tarafından Ebu Bekir’in görüşü benimsendi. (Yani esirler, fidye karşılığı serbest bırakıldı.)”

Görüldüğü kadarıyla Muhammed, Ömer’in görüşünü çaresizlikten dolayı reddetmiştir. Çünkü belirtildiği gibi, her Müslümanın bu esirler içerisinde akrabaları vardı. Bu esirlerin öldürülmesi, Müslümanlar içerisinde vahim sonuçlar doğurabilirdi. Kaldı ki, Muhammed’in de hem amcası Abbas, hem de damadı (kızı Zeynep’in eşi) ve başka akrabaları da bu esirler arasında bulunuyorlardı. Demin de söylendiği gibi, sonuç itibariyle tutsaklar fidye karşılığı serbest bırakıldılar. Bu arada Ömer’in öne sürdüğü teklif uygulanmadığı için en azından kendi içinde rahatsız olduğu muhakkak. Çünkü Ömer söylediğini ille de yaptıran bir kişiliğe sahiti, kolay kolay onun sözü yerde kalmazdı. Sonunda bu olayın vuku bulduğu dönem içinde Enfal Suresi’nin 67. ve 68. ayetleri indi. Bu ayetlerde, “Yeryüzünde ağır basıp küfrün belini kırıncaya kadar, hiçbir peygambere, esirleri bulunması, yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki Allah, (size) ahireti istiyor. Zira Allah azizdir (yani, dostlarını düşmanlarına galip kılar), hakimdir (Dünyanın mı ahiretin mi daha hayırlı olduğunu o çok iyi bilendir). Allah’tan bir yazı (kaderinizde sizi affetmek) geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden ötürü (size) mutlaka büyük bir azap dokunurdu” deniyor.

Evet durum ortadadır. Ömer, bu esirlerin öldürülmesini istiyordu. Ebu Bekir ile Muhammed ise fidye karşılığı esirlerin serbest bırakılmasından yanaydılar. Ömer’in görüşünün kabul edilmesi, büyük bir katliama neden olacaktı. Oysa böyle bir durum hem pratik siyaset, hem de oluşturulacak genel prensipler açısından sorun yaratacaktı. Gerçek uygulamada ise, siyaseten ve ilkesel olarak daha ılımlı bir yol izlendi. Ancak, Ömer’in görüşünün burada dışlanmış olmasına karşılık, gelen ayette, söz konusu olayda yanlış karar verildiği dile getirilmekle birlikte, Allah, bağışlayıcı niteliğinden dolayı Muhammed ve Ebu Bekir’i de affetmiş oluyordu. Böylece hem siyasi bir hata işlenmemiş, hem de Ömer’in dargınlık ve küskünlüğü de gelen bu yeni ayetler giderilmiş oluyordu.

Daha sonra Muhammed bu ayeti açıklarken ağlamaklı bir biçimde, “Eğer bu ayetlerle Allah bizi affetmeseydi, hepimiz cezalandırılacaktık; yalnız Ömer ve Sad bin Muaz kurtulacaklardı” diyor. Halbuki Ömer, fidye değil, onların öldürülmesini tercih ediyordu. Buna rağmen inen ayet, Muhammed’in verdiği o insani karara yanlış; esirleri öldürmek isteyen Ömer’in fetvasına da doğru diyordu.

Kaynaklar:
Tecrid-i Sarih, No: 261-629; Buhari-Müriim Hadisleri, el- Lü'Iüü ve% Mercan, 1553-1767; Buhari, Cenaiz, 23; Libas, 8; Tevbe Tefsiri, 12; Müslim, FedaiN Sahabe, No: 2400; $ıfat-i Münafıkin, No; 2774; Tirmizi, Tevbe Tefsiri, No:3097; Nesaİ-l, Cenaiz, 69, No: 1964; tbn-i Mace, Cenaiz, No: 1523; Ahmet bin Hatıbel. Müsned, 1/16,18; Suyuti. Riyadü'ı Taİİbİn, 708/121; Itkan, 10. bölüm.

Yazan: Aziz Yağan