SON YAYINLAR
latest

DİNLERİN KİTAPLARI

kutsal kitap pdf
Ahzab suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahzab suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MUHAMMED KUR-AN'A AYETLER EKLİYOR

AY, din, Hz Muhammed, islamiyet, Hz Muhammed kendi ihtiyaçları için Kur-an'a ayet koyuyor, Hz Muhammed oğlu Zeyd'in karısını alıyor, Ahzab suresi, Zeyd'in karısı Zeyneb, Ahzab 37-38
MUHAMMED KENDİ GEREKSİNİMLERİ İÇİN KUR-AN'A AYETLER KOYUYOR

Eski Arap geleneğinde hiç kimse, oğulluğunun eşiyle evlenemezdi; Çünkü oğulluğunun eşi ona haram sayılırdı. Böyle olduğu halde Muhammed, kendi oğulluğunun eşi Zeyneb'le evlenebilmek için Kur-an'a ayetler koyarak bu geleneği değiştirir (K. 33, Ahzab suresi, ayet 36-53)

Muhammed'in "Cahiliye" diye adlandırıp kötü göstermeye ça­lıştığı İslam öncesi dönemde Arapların olumlu ve ahlaki nitelikte pek çok gelenekleri vardı. Muhammed bunları Tanrı'dan vahiy indi diyerek kendi özel çıkarları doğrultusunda değiştirmekten geri kalmamıştır. Sadece bir iki örnekle yetinelim. "Cahiliye" döneminde Araplar oğulluklarının eşleriyle evlenemezlerdi, çünkü bu haram sayılırdı. Muhammed bu güzel ve ahlakiliğe pek yatkın geleneği, kendi oğulluğu Zeyd'in eşi güzel Zeyneb ile evlenebilmek için ortadan kaldırmıştır. Yine bunun gibi eskiden süt akrabalık tesisi, em­zik çağındaki çocuklar hakkında geçerli sayılırdı; Muhammed bu­nu da kendi kişisel gereksinimleri adına değiştirmiştir.

İslam öncesi Arap geleneklerine göre "oğulluk", oğul edinen ki­şinin "öz oğlu" sayılır, onun adını taşır, hukuken ona mirasçı olurdu. Bu nedenle oğul edinen kişi için oğulluğun eşiyle evlenmek haramdı. Ne var ki, Muhammed bu yasaya rağmen kendi oğulluğu Zeyd'in karısı Zeyneb'le evlenmiş ve bu evliliği Tanrı'dan geldiğini söylediği ayetlerle meşru kılmıştır. Konuyu daha önce birçok vesi­leyle ele almış olmakla beraber, burada, başka açıdan tekrar incele­memiz gerekiyor. Şöyle ki:

Zeyd bin Harise, İslam öncesi dönemde köle olarak satılığa çı­karılan ve 400 dirhem karşılığında Hatice tarafından satın alınan bir kimsedir. Hatice, bu kölesini Muhammed'e hibe eder. Söylendiğine göre Zeyd, Müslümanlığı ilk kabul edenlerden olduğu için, Mu­hammed onu azatlayarak kendisine oğul edinir ve halkın önünde:

"(Ey ahali!) Şahid olun, Zeyd benim oğlumdur; bana varis olacak ben de ona varis olacağım" şeklinde konuşur ve ona kendi adını verir. Böylece Zeyd, o zamana ka­dar kendi öz babasına izafeten Zeyd bin Harise (Harise'nin oğlu Zeyd) diye çağrılırken bu kez Zeyd İbni Muhammed (Muhammed'in oğlu Zeyd) adıyla çağrılır. Muhammed onu, azatlı cariyelerinden Ümmi Eymen'le ve daha sonra da halasının kızı olan Zeyneb b. Cahş ile evlen­dirir. Hatice'nin ölümünden ve Medine'ye hicretten bir hayli sonrasına gelinceye kadar (ki hicretin 5. yılına rastlar) Zeyd, hep Zeyd İbni Muhammed (yani "Muhammed'in oğlu") adını taşıyarak ve Zeyneb'in ko­cası olarak yaşayıp gider. Fakat günlerden bir gün, Muhammed, görüş­mek maksadıyla Zeyd'in evine gittiğinde kapıyı Zeyneb açar; aceleye geldiği için üstüne pek bir şey örtemediğinden yarı çıplak vaziyettedir. Onu bu şekilde görmek Muhammed'in pek hoşuna gider.
Kapıdan ayrılırken "Kalpleri değiştiren Tanrı kutludur" şeklinde bir şeyler mırıl­danır.
Söylediklerini Zeyneb duymuştur; duyduklarını o akşam koca­sı Zeyd'e anlatır. Bunun üzerine Zeyd derhal Muhammed'in yanına gi­derek Zeyneb'i boşayacağını söyler; Muhammed kendisine neden dolayı Zeyneb'i boşamak istediğini, ondan şüpheye düşüp düşmediğini sorar ve "eşini boşama" der. Derken de bilir ki, Zeyd artık Zeyneb ile bir arada yaşamak istemeyecektir.
Nitekim öyle olur ve Zeyd karısını boşar. Böylece Muhammed için Zeyneb'le evlenme fırsatı doğmuş olur. Ne var ki, bunu yapabilmek için birtakım engelleri ortadan kal­dırmak gerekmektedir. Bu engellerin başında, oğullukların eşleriyle evlenmeyi haram kılan Arap geleneği vardır. Bu geleneği değiştirme­dikçe Zeyneb'i haremine katması mümkün değildir. Diğer bir engel de halkın böyle bir olay nedeniyle kendisi hakkında kötü şeyler düşünme­si ve söylemesidir. Nitekim durumun anlaşılması üzerine etrafta: "Mu­hammed bir peygamber gibi hareket etmedi, şehvetinin itişine yenildi" şeklinde konuşmalar başlamıştır. Kuşkusuz ki, bütün bu engelleri gi­dermenin Muhammed için kolay bir yolu vardı ki, o da her şeyin Tan­rı tarafından düzenlendiğini ve Tanrı'nın iradesi gereğince oluştuğunu söylemek ve bu doğrultuda Tanrı'dan vahiy indiğini bildirmekti. Her şeyden önce Zeyd'in yuvasını yıkanın kendisi olmadığı kanısını yarat­mak ister. Bu maksatla Kur'an'a şu ayetleri koyar:

"Ey Muhammed! Allah'ın nimet verdiği senin de nimetlendirdiğin kimseye (Zeyd'e) 'Eşini bırakma, Allah'tan sakın' diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekmiyordun. Oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonun­da Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik..." (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 37.)

Görülüyor ki, Zeyd gelip Muhammed'e: "(Ey Muhammed) eşimi boşamak istiyorum" diyor. Bunun üzerine Muhammed ona: "(Zey­neb) hakkında bir şüpheye mi düştün?" diye soruyor ve buna karşılık Zeyd: "Hiç bir hususta ondan şüphelenmedim, ondan hayırdan başka bir şey görmedim" diye yanıt veriyor. Bu yanıta karşılık olarak da Muhammed Zeyd'e "Eşini hoş tut" tavsiyesinde bulunuyor.3 Buna rağmen Zeyd Zeyneb'i boşuyor ve Muhammed Zeyneb'le evleniyor. Başka bir deyimle bütün bunlar Tanrı'nın kurduğu plan gereğince oluşmuş oluyor. Böyle olunca da ortada Muhammed'e yüklenebilecek bir suç kalmıyor! Öte yandan yukarıdaki ayetle, bir de Tanrı'nın:

"Ey Muhammed! Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyor­dun, insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah'tan çekinmen da­ha uygundu..."

diye konuştuğu yazılı. Yani güya Tanrı, Muhammed'in Zeyneb'le evlenmesine önceden karar vermiş ve Muhammed'i bundan haber­dar etmiştir. Fakat Muhammed insanlardan çekindiği için, bu habe­ri kendi içinde saklamıştır!

Ve işte Kur'an'a yukarıdaki ayetleri koymak suretiyle Muham­med, Zeyd'in Zeyneb'le olan evliliğinin sona ermesinde kendisinin herhangi bir sorumluluğu olmadığı kanısını yaratmış olmaktaydı. Zeyneb'le evliliğinin Tann tarafından "helal" kılındığını, yani Zey­neb'i nikahına almakla hiçbir günah işlemediğini anlatmak üzere Kur'an'a ayrıca şunu ekler:

"Allah'ın, kendisine helal kıldığı şeyde Peygamber'e herhangi bir vebal yoktur. Önce gelip geçenler arasında Allah'ın adeti böyle idi. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 38).

Fakat bir de bu olay dolayısıyla halk arasında dolaşan sözleri, ör­neğin: "Hiç oğulluğun karısı ile evlenilir mi?" şeklindeki söylentileri etkisiz kılmak gerekirdi. Bunu sağlamak maksadıyla kendisinin sadece Tanrı emrine uymuş olduğunu ve Tanrı'dan başkasından korkmadı­ğını ve Tanrı'dan gayrı hiç kimseye hesap vermekle sorumlu bulunma­dığını, yine Tanrı'dan geldiğini söylediği şu ayetle bildirir:

"O Peygamberler ki, Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah (herkese) yeter" (K. 33, Ahzab Su­resi, ayet 39).

Görülüyor ki, Muhammed bu ayetleri koymak suretiyle kendisi­ni bu olayda temize çıkarmak, günahsızınış gibi tanıtmak istemiştir. Zira Kur'an'a koyduğu ayetlerden anlaşılacağı gibi, Zeyneb'e aşık düşmesine sebep olan güya Tanrı'dır. Öte yandan Zeyd'in yuvasını yıkmamak için ona "Eşini boşama, hoş tut" dediği halde, Tanrı işe karışmış ve Zeyd'in Zeyneb'i boşamasını ve Zeyneb'in Muham­med'le evlenmesini sağlamıştır. Halktan kişilerin: "Neden dolayı Tann böyle yapmıştır?" şeklindeki konuşmalarını karşılamak için Kur'an'a bir de şunu eklemiştir:

"...Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde (Zeyneb'i) seninle evlendirdik ki, evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde on­larla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadı­ğı bilinsin. Allah buyruğu yerine gelecektir..." (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 37.)


Yani Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, oğullukların eşle­riyle evlenmelerini haram sayan Arap geleneğinin kötü bir şey ol­duğunu düşünmüş ve bu geleneği ortadan kaldırmak istemiştir. Kal­dırdığım belli etmek için Muhammed'i, kendi oğulluğu Zeyd'in eşiyle evlendirmiş, böylece bütün Müslümanlara bu şekilde davran­manın "helal" olduğunu bildirmiştir.

Fakat Muhammed bununla da yetinmez; bir de ister ki, Tanrı bu eski Arap geleneğinin kötü bir şey olduğunu ortaya vursun. Bu maksatla şu ayeti koyar:

"Allah... evladlıklarmızı... oğullarınız gibi tutmanızı meşru kılmamıştır. Bunlar^izin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir; doğru yola O eriştirir. Evladlıkları babalarına nispet edin, bu Allah katında en doğru olan­dır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdir­de onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin..." (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 4.)


Böylece artık .oğulluklar "gerçek oğul" durumunda tutulmaya­caklar, örneğin kendilerini oğul edinenlerin adını taşıyamayacaklar­dır. Böyle olunca da hiç kimse: "Muhammed oğlunun karısı ile ev­lendi" diye ileri geri konuşamayacaktır.

Bütün bu hususları açıklığa kavuşturmak "maksadıyla Muham­med, her ne kadar yıllar önce: "(Ey ahali!) Şahid olun, Zeyd benim oğlumdur, bana varis olacak ben de ona varis olacağım" demiş ol­makla beraber, şimdi Zeyneb'le evlendikten sonra fikir değişirir ve Zeyd'in babası olmadığım belirtmek üzere Kur'an'a şu ayeti koyar:

"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değil(dir). Fakat o, Allah'ın Resul'ü ve Peygamberlerin sonuncusudur. Al­lah her şeyi hakkıyla bilendir" (Ahzab Suresi, ayet 40).

Bu hususu biraz daha açıklığa kavuşturmak için oğullukların kendi babalarına göre çağrılmaları gerektiğine dair ayrıca şu ayeti koyar:

"Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağı­rın. Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim ol­duğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin..." (K. 33, Ah­zab Suresi, ayet 5.)


Görülüyor ki, Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, oğullukla­rın, kendi öz babalarına nispetle çağrılmalarım emretmektedir. Pek güzel ama bunu yapmak için neden Tanrı on beş yıl beklesin ve ille de Muhammed'in Zeyneb'i yarı çıplak vaziyette görüp aşık olması­nı istesin? Neden dolayı bu işi daha önce yapmasın? Başka bir deyim­le neden Zeyd'in on beş yıla yakın bir süre boyunca kendi öz babası­na nispetle değil de Muhammed'e nispetle (yani "Zeyd İbni Muham­med" olarak) çağrılmasına gerek görsün? Söylemeye gerek yoktur ki, bunları gerekli gören Tanrı değil fakat Muhammed'in kendisidir.

Fakat her ne olursa olsun Muhammed, yukarıdaki ayetleri koy­duktan sonra Zeyd'in adını değiştirir: Yıllar boyu Zeyd'i "Zeyd İbni Muhammed" (yani "Muhammed'in oğlu Zeyd") şeklinde çağırtır­ken, o andan itibaren "Zeyd İbni Harise" diye çağırtır, çünkü yuka­rıda dediğimiz gibi, Zeyd'in öz babası Harise adında biridir.

Görüldüğü gibi Muhammed, Zeyd'in karısı Zeyneb'le evlene­bilmek için, oğullukların eşleriyle evlenme yasağını içeren eski Arap geleneğini kökünden geçersiz kılmıştır. Oysa bu eski Arap geleneği "kötü" bir gelenek değil, aksine çok ahlaki nitelikte bir gelenekti. Bir insanın, kendisine "evlad" (oğul) edindiği ve adını verdiği bir kimsenin karısına aşık olmasının ve yuvasını yıkıp onun boşadığı kadınla evlenmesinin "uygun" bir davranış olacağı­nı savunmak, kuşkusuz ki güçtür. Şu hale göre Tanrı'nın, akılcı ah­lak anlayışına yatkın bir geleneği kaldırıp, buna ters düşen bir baş­ka geleneği koymak isteyebileceğini düşünmek de güçtür. Pek do­ğaldır ki, akılcı düşünce insanları böyle bir güçlük karşısında ken­dilerini: "Bütün bu yukarıdaki ayetleri Muhammed, sırf kendi çı­karları uğruna Kur'an'a koymuş değil midir?" şeklindeki bir soru ile karşı karşıya bulacaklardır!

Şimdi tekrar, biraz önce sormuş olduğumuz bir soruya dönelim: "Eğer oğullukların kanlarıyla evlenmek kötü bir şeyse, neden aca­ba Tanrı, kötü olduğunu bildiği bir geleneği kaldırmak için 15 yıl beklesin?" Gerçekten de Muhammed'in Zeyneb'le evlenmesi olayı hicretin 5. yılına rastlar. Şu durumda Tanrı, Araplara "peygamber" gönderdiği tarihten on beş yıl sonrasına gelinceye kadar, oğul edi­nenlerin kendi oğulluklarının eşleriyle evlenmelerini haram sayan Arap geleneğini değiştirmeyi düşünmemiş olmaktadır. On beş yıl bo­yunca "oğul edinen" ile "oğul edinilen" arasında "babaoğul" ilişki­sinin sürmesini uygun bulmuşken, Muhammed'in Zeyneb'e aşık ol­duğunu gördüğü zaman mı bu ilişkileri değiştirmeyi düşünmüştür? Hiç "Yüce" olduğu kabul edilen bir Tanrı böyle bir şey yapar mı?

Görülüyor ki, olaya hangi açıdan bakarsak bakalım varacağımız sonuç şudur ki, yukarıda söz konusu olan ayetler, sırf Muham­med'in günlük yaşamının gereksinimleri ve onun kendi sözleri ola­rak Kur'an'a alınmıştır.

Kaynaklar:
  • Sahihi..., c.XI. s.273; ayrıca bkz. Elmalılı H. Yazır, açe, c.ü. s. 1323.
  • Sahihi..., c.Xl, s.259.
  • Sahihi..., c.Xl, s.258261, Hadis No: 1791.
  • Sahihi..., c.XI, s.2612.
  • Ayşe'nin rivayet ettiği bu hadis için bkz. Sahihi..., c.XI, s.273, Hadis No: 1799.
  • Bu konuda bkz. Taberi, age, 1966, c.II, s.463 vd.
  • Nitekim Taberi'nin Aliyy İbni Huseyn'den rivayetine göre Muhammed, Tanrı'nın kendisine Zeyneb'le evleneceği haberini verdiğini söylemiştir. Bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.V, s.3902.
  • Vakidi'ye ulaşan senede dayalı rivayet için bkz. Taberi, age, 1966, c.II, $.4612; aynca bkz. İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın.
  • Kimi yorumculara göre Muhammed, eskiden beri, daha doğrusu Zeyneb'i çocuk­luğundan beri bilir olduğu için ona bu .şekilde aşık düşmemiştir, bkz. Elmalılı, age, c.V, s.3901. Bu tür iddiaların geçerli bir yönü yoktur, çünkü bir kere Mu­hammed, daha henüz Mekke'de bulunduğu dönemde halasının kızı olan Zey­neb'le evlenmek istemiş ve fakat isteği hoş karşılanmamıştı. Daha sonra Hatice ile evlenince muhtemelen Zeyneb'in çevresinde bulunmak düşüncesiyle onu Zeyd ile evlendirmişim Medine'ye hicretten sonra sık sık Zeyd'i ziyaret için evi­ne giderdi. Ve işte bu gidişlerinden birinde yukarıda belirttiğimiz gibi Zeyneb'i yarı çıplak vaziyette görmekle gönlünde birtakım duygular uyanmış ve bu duy­gularını Zeyneb'in işiteceği bir şekilde dile getirmiştir. Nitekim İsn İshak, Tabe­ri, Vakidi, vs. gibi kaynakalardan bunun böyle olduğunu anlamaktayız.

Yazan: Aziz Yağan

KUR-AN AYETLERİ NASIL YAZILIYORDU - 3

AY, din, islamiyet, Kur-an ayetleri nasıl yazılıyordu?, Kur-an, Kur-an'ı kim yazdı, Ahzab suresi, Ahzab suresi 53, Muhammed'in hanımlarını yasaklayan ayet, Ömer Kur-an ilişkisi,
Ahzâb Suresi'nin 53. ayetinin son bölümünde şöyle deniyor;
"Peygamberin hanımlarından bir şey isterken perde arkasından isteyin (onlara bakmayın). Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların (Muhammed'in hanımlarının) kalpleri için daha uygun bir davranıştır. Sizin, Allah'ın Resulünü üzmeniz ve ondan sonra (onun ölümünden sonra) hanımlarını nikahlamanız, asla caiz değildir. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır."

Daha önce de, Ömer'in Muhammed'e yaptığı müracaat üzerine, onun ailesiyle ilgili bu tür ayetlerin indiğini, hatta bunlar arasında bu ayetin de olduğunu paylaşmıştık. Bu örneğimizde ise, Ömer'le ilgili farklı bir şey gündeme getiriyoruz: Ayşe'nin anlattı­ğına göre, bu ayetlerin sebep- sonuç ilişkileri arasında Ömer de vardır. Yani, Muhammed'in hanımları hakkında inen yasaklayıcı ayetlerin geliş sebepleri arasında Ömer’in rolünü de görüyoruz. Şimdiye kadar ki örneklerimizde Ömer'in önerileri doğrultusunda inen ayetlerden söz ettik; bu örneğimizde ise, onun bizzat tehlike unsuru olması nedeniyle ayet geldiğini görüyoruz.

Gelişmeleri Muhammed'in hanımı Ayşe'den dinleyelim:
"Eşimle birlikte yemek yiyorduk, o sırada Ömer de yanımızdan geçti; eşim onu yemeğe davet etti, hep birlikte yemek yemeğe devam ederken, o arada Ömer'in eli benim elime değdi; eşim Muhammed bunu görünce çok üzüldü. Üzüldü­ğünü ben de fark ettim."

Bu olay üzerine, Ahzâb Suresi'nin az önce geçen "Peygamber hanımlarından bir şey isterken perde arkasından isteyin" bölümü indi. Bu örneğimizde işin ahlaki boyutu bir yana, şurası çok önemli: Bu ayet indiği vakit, Muhammed, yaklaşık 20 yıllık peygamberdi ve böyle bir yasak ayet inmemişti. Şayet Muhammed'in hanımları olmasaydı veya Ömer o an yemeğe davet edilmeseydi acaba bu ayet iner miydi? Görülen odur ki, Muhammed’in moralini bozan en ufak bir davranışta Cebrail hemen hazır ve nazırdır. Tabii ki bazı yorumlarda Ömer dışında başka ki­şilerin de isimleri geçiyor. Ama, burada önemli olan şahıslar değil; ayetin gelişine kimlerin sebep oldukları, kimlerin katkı yaptıklarıdır. Uzunca olan Ahzâb Suresi'nin bu 53. ayetinin son kısmında özetle, "Muhammed ölse de asla onun hanımlarıyla evlenemezsiniz; bu büyük bir günahtır" deniyor.

Burada bu yasağın sebebi cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Talha bin Ubeydullah, "Eğer Muhammed Ölürse ben onun hanımı Ayşe ile evleneceğim" demiş. Bu sözü duyan Muhammed çok üzülünce, az önceki ayet inmiş.

Kimi kaynaklarda ise, bazı erkeklerin "Muhammed'in hanımları bizim akrabamız oldukları halde, Muhammed bizi onlarla görüştürmüyor; eğer Muhammed ölürse biz onlarla evleneceğiz" dedikleri aktarılıyor. Muhammed hayatta iken, hanımlarına, örtünme, evde göz hapsi vb. hususlarda Kur’an ayetleriyle yaptırımlar uygulandığı gibi, kendi ölümünden sonra hanımlarının evlenmemesi için az önce geçen Ahzâb Suresi’nin 53. ayetiyle de buna yasak getirilmiştir.

Gerçekten de onun ölümünden sonra dul kalan onlarca hanımından hiçbiri, bu ayetlerden ötürü başkasıyla evlenememiştir.

Kaynaklar:
Belazuri, Ensab-üt~Eşraf, 2/102; Zamahşeıi, El-Keşşa/..., Ahzâb Suresi'nin 53. ayetinin dipnotunda; Heyscmİ, Meaneu-z-Zevaid, tefsir bölümü, 7/93; Suyuti, Lübab-öıt-NükuI..., Ahzâb-53. 75 Tecrid-i Sarih, Diyanet ter., 1772 nolu hadisin şerhinde; Er-Razi, Tefsir-i Kebir; Kurlubi, Camiu-Abkam-il-Kur'an; Begavi, Meaiim-ül-TenzU: Kadı Beydavi, Envar-ül-TenziI; İbn-ül Arabi, Ahkam-ül-Kur'an; Taberi, Hazin, İbni Kesir, Mukatil kendi tefsirlerinde, Şcvkani, Feth'iil-ül kadirde ve daha birçok müfessir kendi yapıUannda Ahzâb Suresi'nin 53. ayetinin değerlendirmesinde bu hikâyeyi anlatmışlardır; Beyhakİ, Sünen-i Kiibra, 7/69; Vahidi. E'ibab-i Nüzul, Ahzâb-53.; Askalani, el-Isabe..., No: 4271, "Talha" bölümünde; İbn-i Esir, Üsdii‘t Cabe, No: 2626, "Talha" bölümünde; Ebü’l Kasım, cl-Gavanud,,., 2/711 ve daha birçok kaynak.

Yazan: Aziz Yağan

MUHAMMED'İN CİNSELLİĞİ İÇİN ALLAH YARDIMA KOŞUYOR

AY, din, islamiyet, Hz Muhammed, Ahzab suresi, Ahzab 53,Allah'ın Muhammed'in cinsel hayatından bahsetmesi,İnsanlığa faydası olmayan ayetler,Kur-an,
Muhammed'e 10 yıl hizmet eden, hiçbir zaman ondan ayrılmayan Enes bin Malik şöyle anlatıyor;
"Muhammed, Zeynep'le evlendiğinde halk yemeğe davet edildi, yemekten sonra millet dağılmaya başlayınca bir kısmı oturmaya devam edip sohbete daldı. Bunlar kalkıp gitsinler diye Muhammed onları evde bırakıp dışarı çıktı (dolaylı bir şekilde onları dağıtmak istedi). Ben de onunla birlikte dışarı çıktım. O, diğer hanımlarının yanma varınca, onlar kendisine "Yeni hanımını nasıl buldun?" diye sordular. Muhammed onlara, 'Ben henüz onunla baş başa kalmadım ki' yanıtını verdi. Muhammed, o gece birkaç kez dışarı çıktı ki, orada oturan insanlar kalkıp gitsinler. Buna rağmen yine bir grup oturmaya devam etti. Bu manzara karşısında Muhammed rahatsız olduğu gibi ben de rahatsız oldum (bunu anlatan Enes). Gelin olan Zeynep'in de yüzü duvara dönüktü ve bu şekilde bekliyordu. Muhammed onlara, ’Artık kalkın gidin’ demeye utanıyordu (bütün bunlar gerdek gecesinde oluyor).

Tam bu sırada Ahzâb Suresi 53. ayetinin şu bölümü indi:
'Ey iman edenler! Bir yemek için size izin verilmişse bu hariç, peygamberin evlerine girmeyin. Şayet yemeğe çağırı­lırsanız, yemek kabını gözetlemeyin. Davet edildiğinizde girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın. (Yemekten sonra) sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz peygamberi üzüyor. Fakat o, bunu size söylemekten utanıyor. Allah ise hakkı söylemekten çekinmez.'

Muhammed, bu ayeti o insanlara anlatınca, kalkıp gittiler. Zaten onlar, Muhammed’in sık sık dışarı çıkmasından üzüntüsünü anlamışlardı."Evet, bunu anlatan, yıllarca Muhammed'den ayrılmayan
meşhur sahabe Enes bin Malik.' Bu ayet, Muhammed ile Zeynep'in gerdek gecesinde ve Muhammed'in sinirlerinin gergin olduğu bir ortamda iniyor. Bu durum, ayetin içeriğinden de anlaşılıyor.

Kaynaklar:
Tecrid-i Sarih, Diyanet tere., 261, 1678 ve 1868 nolu hadislerin şerhleri; Buhari-Müslim Hadimleri. el-Lü'Uiü ve’t Mercan, No: 903-905; Buhari. Nikah, 64, 67; Ef'ırae, 59; İsti'zan, 10,33; Ahzâb tefsiri, 8. bap; Müslim, Nikah. No: 1438; Tim izi, Ahzâb tefsiri, 21. No: 3218; Nesai, Nikah. 26-6/79; İmam Ahmed bin Hanbei, Müsned, 3/163, 196; Taberanİ, Mucem-i Kebir, 24/48, No; 125, 128, 130; Beyhaki. Sünen-i Kübra, 7/87; Hakim. Müsıedrek, 2/418, Ahzüb tefsiri; İbn’il Cevzi, Ahkam d Nİsâ, 230 ve daha birçok siyer, tabaka t ile Ahzâb Suresi’nin 37, 38,53, 54 ayetleriyle ilgili tefsirler.

Yazan: Aziz Yağan

HALİFE ÖMER'İN SÖZLERİ KUR-AN'A AYET OLARAK YAZILIYOR

AY, Hz Ömer,Halife Ömer,Halife Ömer'in sözleri ayet oluyor,Tahrim Suresi, Ahzab suresi, Muhammed'in eşleri,Muhammed'in eşlerine boşanma tehdidi, islamiyet, din, Kur'an,
"Eğer Muhammed sizi boşarsa, ona her çeşit kadın bulunabilir. Artık siz bilirsiniz..."
Muhammed, bir ara bütün hanımlarıyla kavga ediyor ve onun bu kavga olayı halk tarafından duyuluyor. Hatta haber, Muhammed'in tüm hanımlarını boşadığı şeklinde etrafa yayılı­yor. Bunu duyan herkes, Muhammed'in evine doğru koşuyor. Bu arada, Muhammed’in hanımlarının akrabaları da kızlarından haber almak için onun evine doğru gidiyorlar, Ömer de hem Hafsa'nm babası olması, hem de Muhammed’in en yakın dostu olmasından ötürü, bu olayı duyar duymaz Muhammed’in evine doğru koşuyor. Eve varınca Muhammed'in çok sinirli olduğunu görüyor. Bu arada ondan, "Gerçekten hanımlarını boşadın mı?" diye soruyor, Muhammed, "Boşamadım ama, 'İla' (yemin içmek suretiyle geçici bir süre hanımlarından uzak durma) yeminini içtim ki, bir ay onlardan tamamen ayrı duracağım" cevabını veriyor, Hem Ebu Bekir, hem de Ömer, "Biz kızlarımız olan Ayşe ve Hafsa'yı öldüreceğiz, nasıl sana karşı gelebilirler" diye yemin içiyorlar. Bu arada Ayşe, Hafsa'yı Ömer’e şikâyet ederek, "Başımıza ne gelmişse hep Hafsa'dan gelmiştir" diyor. Daha önce de belirtildiği gibi, Ümmü Seleme burada Ömer'e sert bir tepki göstererek, "Sen her şeye müdahale ediyorsun, bari bizimle eşimiz arasına girme..." diyor. Bu arada Ömer'in kızı Hafsa, bu gelişmeler karşısında ağlıyor. Hafsa bu kavgada başrol oynadığı için gerçekten de Muhammed tarafından boşanmıştı.

Bu boşanma haberi, zaten çoktan etrafa yayılmıştı. Bu arada Ömer, Muhammed ile Hafsa'mn tekrar anlaşabilmeleri için çaba sarf ediyor. Zira, eğer onun kızı Hafsa boşansaydı, Ahzâb Suresi'nin 6. ve 53. ayetlerine göre artık Muhammed'in eşi olması nedeniyle ölünceye dek hiç kimseyle evlenemeyecekti. Zaten Kur'an yasağı olmadan da artık hiç kimse onu almaya cesaret edemezdi. Daha doğrusu boşanmak, onlar için bir bakıma sokağa terk edilmek demekti. Nihayet, Ömer'in bu girişimleri sonucu Muhammed, tekrar onu nikâhına alıyor ve o arada "Cebrail bana az önce vahiy getirip 'Ömer'in hatırı için Hafsa’yı tekrar geri al. Hafsa, cennette de senin hanımın olacak’ dedi" şeklinde bir hadis anlatıyor. Bu arada Muhammed diğer hanımlarıyla da barışsın diye Ömer, Muhammed'in hanımlarına tavsiyelerde bulunuyor ve bir sözünde Muhammed huzurunda onlara özetle, "Eğer Muhammed sizi boşarsa, ona her çeşit kadın bulunabilir. Artık siz bilirsiniz..." diyor. Ömer'in kullandığı bu cümle, bir süre sonra, ayet biçiminde İniveriyor.

Söz konusu Tahrîm Suresi'nin 5'inci ayeti aynen şöyle diyor:
"Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah'a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verebilir."

Görüldüğü gibi, bu olay üzerine inen az önceki ayetler gelince açıklanacağı gibi, tıpkı Ahzâb Suresi'ndeki ayetlere benzer surette Muhammed'in hanımlarına bir ihtar verilmiş oluyor; Muhammed'e yeterli derecede itaat etmemeleri halinde, onun çok güzel kız ve kadınlarla evlendirileceği beyan ediliyor; hem de Ömer'in, Muhammed'in hanımlarına karşı kullandığı bir söz, olduğu gibi ayet olarak değerlendirilip Kur'an'da ona yer veriliyor ve Ömer'e verilen değer böylece bir daha tescil edilmiş oluyor.

Kaynak:
Tecrid-i Sarih, No: 78, 261, 1678; .Müslim, Talak, 29 No: 1478-79; Kütüb-i Sitte, i. Canan tercemesi, 12/452; Diyarbekiri, Tarib-i Hamiş. 1/417; Halebi, İnsan-ül Uyun. 3/400^02; Heysemi, Mecmeu'z-Zevaid, 9/244; Buhari-Müslim Hadisleri, el- Lü'liiû ve'l-Meman, No; 944^5; Buhari, Bakam tefsiri, 9; Tahrim tefsiri, 2,4; Ibn-i Kesir, Ahzâb tefsiri, 53. ayet; Ebu Davut. Talak, No: 2283; Nesai, Talak,
76. bap, 6/213; İbn-i Mace, Talak, No: 2016; Hindi, Kcnzü'I Umma}, 9/244, No: 28070: Askalani, cl-İsabe..„ No: 11047; Taberani, Mucem-i Kebir, 23/187, No: 304,307; İbn-ül Cevzi, Ahkamü'n- Nisâ, 230; Sıfat-ı Safve, 2/28.

Yazan: Aziz Yağan

ALLAH'IN KUR'AN'DAKİ "BİZ" İFADELERİ

A,din,islamiyet,Allah neden biz diyor?,Allah'ın biz yarattık biz yaptık demesi,Allah'ın ben yerine biz demesi, Cin suresi, Hicr suresi, Ahzab suresi,Kur'an'daki karmaşıklıklar,Kur'an'daki çelişkiler
Apaçık olduğu söylenen Kur'an tam aksine her sayfasında karmaşıklık içerir ve sadece bir sayfayı anlayabilmek için günlerinizi vermeniz gerekebilir. Barındırdığı onlarca çelişkiden en çok kafa karıştıran ve sık karşılaşılan ise Kur'an'daki Allah'ın bazen tekil bazen çoğul zamirler kullanarak hitap ediyor olmasıdır. Örneğin:

Cin suresi 5.ayet
"Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanırdık."

Hicr suresi 15/9
"Kur'ân'ı kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız."

Yukarıdaki gibi onlarca ayette "biz" dendiği görülüyor, halbuki bazı ayetlerde de "sadece Allah", tekil kişi "O" vurguları yapılıyor. Yani bunlar bile başlı başına Kur'an'ın apaçık olmadığının en basit ispatıdır.

Peki kimdir, nedir, neyin sonucudur ayetlerde geçen bu "BİZ" ?
BİZ KELİMESİ ÜZERİNE İHTİMALLER:
  1. Yaratıcı, apaçık dediği kitabı karmakarışık gönderecek kadar çelişki sahibi (Günümüz ÖSYM yetkilileri veya yazı yazamayan Binali Yıldırım gibi),
  2. Kur'an'ı yazan yazı katipleri, içine kendi görüşlerini koyup dilediğince yazmışlar,
  3. Kur'an'ı keyfine göre "Tanrı'dan vahiy geldi" diyerek yazdıran, hatta çevresindekilerin keyfine göre bile ayet var eden Muhammed ve çevresindekilerin yazım karmaşaları (Örneğin Ömer'in karısı ile ters ilişki yaşaması sonrası Muhammed'in yanına gelerek durumu anlatması ve hemen Kur'an'a konuyla ilgili ayet eklenmesi | Bakara suresi 223.ayet),
  4. Bir kaç tane tanrı var, vahiy gönderirken egoist olan sadece "O" diyerek kendini överken, egoist olmayan diğer sevilesi tanrı "biz yahu, biz muhterem, bencil olma" diyerek kendi vahiylerini "Biz" şeklinde göndermiş,
  5. Kur'an'ın birçok bölümünün çok daha önceden yazıldığına dair bulgular gün yüzüne çıkmaya başladı (parşömenlerden yapılan alıntılar), belkide bu "biz", o parşömenleri yazan kişilerin yazdığı dil ve onların anlatım şekli,
  6. "Allah" birden fazla kişi-tanrı yada birden fazla yaratıcıyı tek isim altında toplamak için oluşturulmuş bir çatı isim,
  7. Yazılırken sürekli el değiştirmesinin sonuçlarından biri,
  8. Belkide Muhammed söylendiği gibi okuma yazma bilmiyor değildi,
BOŞ SAVUNMALAR
1) BİZ DE BAZEN BİZ DİYORUZ
Bu "BİZ" ifadesini bazıları "evet ama, biz de bazen kendimiz hakkında konuşurken "biz" demez miyiz?" diyerek savunmaya çalışmış. Cevabı basit ve nettir; Ruh hastası değilsen demezsin!
Biz kelimesini bir insan normal şartlar altında ya kurumsal bir firmada çalışıyor ise kullanır yada birden fazla kişiyle (çalışma ekibi, arkadaşları, ailesi vb.) birlikte yaptığı bir şeyden bahsediyorken kullanır.

Yani hiç kimse, tek başına oturup çay içiyor iken, annesi "ne yapıyorsun?" diye sorduğunda "biz çay içiyoruz" demez, derse de annesinin bir sonraki lafı "ne bizi kız deli misin sen?" olur. Dinlerdeki çelişkileri inatla savunmak için bu kadar dansözlük yapmak akıl işi değildir, bu inat NEDEN?

2) ALLAH İŞİN İÇİNDE OLAN DİĞER VARLIKLARA DA DİKKAT ÇEKMEK İSTİYOR
Bazıları, Allah'ın Kur'an'da "biz" demesini diğer varlıklara dikkat çekmek istemesine bağlıyorlar. Örneğin "Kur'an'ı biz indirdik" ayetini de bu doğrultuda, Cebrail ile ilişkilendirmiştir diyorlar.
Peki, o halde tüm vahiyleri Cebrail getirmiyor mu? Farklı bir kanal daha mı vardı e-posta gibi, ne bileyim e-kainat falan?
Neden? Çünkü tüm Kur'an zaten vahiyle geliyor, o zaman neden tüm Kur'an'da biz demiyor da bazı ayetlerde "biz" diyor?

"Biz yeri, göğü ve içindekileri yarattık" diyor mesela, burada yaratılış sırasında olaya melekler şahit olduğu için biz diyormuş. Yahu böyle saçma mantık olur mu? Melekler sırf oradaydı diye Allah biz yarattık der mi?
Evin kapısını çalıyor olsan, tam o sırada komşun da koridorda duruyor olsa, "kim ooo" diyen eşine "biz" mi diyeceksin? "Ne bizi nan değişik" diye cevap verirse de "E olaya şahit oldu, kapıyı çalarken o da vardı neticede" dersin artık...

Eğer meleklerin içinde ve yetkisi olduğu şeyler için "biz" diyor ise, Ahzab 50'de neden hala "biz" diyor, yoksa meleklerin de helal kılabilme, ayrıcalık tanıyabilme yetkileri mi var? Ayrıca görüldüğü gibi, ayette sürekli "biz" diyor iken sonunu sadece kendinden bahsederek "Allah" diye bitiriyor. Fakat ayetin sonuna kadar hep "biz"di.
Diyanet Vakfi (33/AHZÂB-50: Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.)

3) ALLAH MÜTEVAZİ OLDUĞU İÇİN BİZ DİYOR
Peki, mütevazi ise, neden sürekli emirler gönderip, uymayacakları yakacağını ve kavurup haşlayacağını söylüyor? Neden yapılan ibadetler ile adının günde yüzlerce kez anılmasını istiyor? Bu mütevazilik değil egoistliktir.

Yazan: A.Kara