HABERLER
Dini Haber
Guiding etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Guiding etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |3

Yazan: The Guiding
din, islamiyet, Guiding, İslam dininde cevapsız kalan sorular, Kurandaki çelişkiler, İslamda fidye, Fidye ayeti, Kafirlerle savaşa girdiğinizde, Kurandaki hatalar,

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |3

12) İbni Abbas’tan rivayet edilen bir hadise göre; Bedir esirleri ile ilgili Muhammed, Ebubekir ve Ömer ile istişare ediyor. Ömer: “Hepsini kılıçtan geçirelim”, Ebubekir ise; “Bu esirlerden fidye alıp serbest bırakalım” diyor. Neticede Ebubekir’in görüşü benimseniyor. Ancak Ömer’in görüşü kabul edilmediği için Muhammed’in kendi içinde rahatsızlık duyduğunu anlıyoruz. Çünkü Ömer söylediğini yaptıran bir kişiliğe sahipti. Sonuçta Enfal Suresinin 67. ve 68. Ayetleri iniyor: (1)
“O yerde gerekli temizliği yapıp hâkimiyetini kuruncaya kadar bir peygamberin esirlerinin olması uygun değildir. Siz geçici dünya varlığını istiyorsunuz, oysa Allah Ahireti istiyor; Allah izzet ve hikmet sahibidir. Allah’ın daha önceden yazılmış bir hükmü olmasaydı elde ettiğiniz menfaat sebebiyle size büyük bir azap dokunurdu.”
a) Bedir ilk yapılan savaştı ardından Uhud, Hendek, Huneyn savaşları gerçekleşti ve Taif seferi düzenlendi. Bu savaşlarda alınan esirlere ne oldu? Mesela Taif seferinde ele geçirilen 6000 esire (2) ne oldu? Bu savaşlarda ele geçirilen köle ve cariyeler serbest bırakıldılar mı? Yoksa  esir olarak tutulmayıp köleleştirilerek, bir kısmı satılıp bir kısmı da askerler arasında mı paylaşıldı?

b) Madem ki ayet fidye alınmasını yasaklıyor, alınan fidyeler neden geri verilmiyor? O para neden kullanılıyor? Ey peygamber! Elinizdeki esirlere şöyle de: "Eğer Allah sizin kalplerinizde bir düzelme görürse sizden alınandan daha iyisini size verir ve sizi bağışlar." Allah engin rahmet ve mağfiret sahibidir.” (Enfal Suresi-70) ayeti ile esirlerin kalplerini düzeltmeleri karşılığında; ‘Sizden aldıklarımızı size Allah verir’ demek durumu kurtarıyor mu? Azarlanan Muhammed, fidyeyi harcayan Muhammed, kalplerini düzeltmek zorunda olanlar  ve bağışlanacak durumda olanlar esirler. Bu nasıl bir adalet?

c) Esirleri fidye karşılığı serbest bırakmak mı daha insani, yoksa onları kılıçtan geçirmek mi? Merhamet sahibi bir yaratıcıya ve rahmet peygamberine yakışan bu mu ki Ömer’in görüşü isabetli kabul ediliyor?

d) “Kâfirlerle savaşa girdiğinizde hemen öldürücü darbeyi vurun, nihayet onları çökertince esirleri sağlam bağlayın (kaçmamaları için tedbir alın). Sonra ya karşılıksız bırakırsınız yahut bedel alarak; ta ki savaş ağır yüklerini indirsin (sona ersin). İşte böyle; Allah dileseydi onları bizzat cezalandırırdı, fakat sizleri birbirinizle denemek istiyor. Allah, yolunda öldürülenlerin amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.” (Muhammed Suresi-4) 
Gaybı (3) ve insanın gizledikleri ile kalplerinden geçirdiklerini bilen Allah (4) ; yukarıdaki ayete göre, insanları birbirleriyle çarpıştırarak mı denemek istiyor? Geleceği ancak böyle  bilebileceğini itiraf mı ediyor? Ayrıca bu ayet yukarıda esir almayı yasaklayan ayet ile çelişip, esir almayı meşru görüyor ve  esirleri fidye karşılığı ya da bedelsiz serbest bırakabilirsiniz  diyor. Ve böylece kullarına serbestlik tanıyor. Allah bir ayetinde ‘esir almak size yakışmaz’ deyip kınadıktan sonra bundan  vazgeçip izin mi veriyor?
13) Kuran, Muhammed’in son peygamber olduğunu, herhangi birisinin babası olmadığını ancak peygamberin eşlerinin müminlerin anneleri olduğunu  söyler.
“Muhammed içinizden hiçbir erkeğin babası değildir, fakat o Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilmektedir.” (Ahzab Suresi-40) 
“Peygamber müminlere kendilerinden daha yakındır, eşleri de onların anneleridir. Aralarında kan bağı bulunanlar Allah’ın kitabında (mirasçılık bakımından) birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; dostlarınıza lütufta bulunmanız başkadır. Bu hüküm kitapta kayıt altına alınmıştır.” (Ahzab Suresi-6) 
a) Peygamberin eşleri müminlerin anneleri sayılıyorsa;  peygamberin kendisinin de ümmetin babası sayılması gerekmez mi? Yoksa bu ayeti Muhammed, kendisine azatlık kölesinin eşi (Gelini sayılabilecek biri)  helal olsun diye mi getirmiştir? Yani Muhammed Zeyd’e bir anlamda: “Senin eski eşin artık annen sayılır, saygıda kusur etme!” mi demek istemektedir? Ayrıca mümin erkeklerden eşlerini korumaya mı çalışmıştır?
b) Zeyd, Zeynep ile evlenirken Allah Muhammed’e ayetini gönderip : “Bu evliliğe müsaade etme, yakında o senin eşin olacak” diyemez miydi? Ya da  Muhammed, Ahzab Suresi-37.ayetin içeriğinden (5)  anlaşıldığı üzere geleceği biliyorsa, içinde ortaya çıkacak bir gerçeği saklayarak nasıl peygamberlik görevini yapmış oluyor? Peygamberlik görevi ile ilgili: “Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız.”  (Hakka Suresi-44-47) ve
 “Allah’ın, kendisi için takdir ve emrettiği bir şeyi yerine getirme hususunda peygamber için bir sıkıntı ve sakınca olamaz. Allah’ın hükmü değişmez kaderdir. Daha önce gelip geçen, Allah’ın vahyini insanlara ulaştıran, O’ndan çekinen, Allah’tan başka hiçbir kimseden çekinmeyen peygamberler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Hesap sorucu olarak Allah kâfidir” (Ahzab Suresi-39) ayetini ya da;
 Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzularına uyma, Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamaları için onlardan sakın (diye onu indirdik). Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah, (öyle istedikleri, bunu hak ettikleri için) onların bazı günahları sebebiyle başlarına bir belâ getirmek istiyordur. İnsanların birçoğu gerçekten Allah’ın yolundan çıkmışlardır.” (Maide Suresi-49)  ayetlerini ve bunun gibi pek çok ayeti (6) nereye koyacağız? 
c) “Muhammed içinizden hiçbir erkeğin babası değildir, fakat o Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilmektedir.” (Ahzab Suresi-40)  Bu sure, Hicretin 5.yılında, yani Muhammed Medine’de iken, ölümünden  5 yıl önce 90. olarak inen! bir suredir. (7) Yani bu ayetin peygamberliğinin 17.yılında indiği anlaşılıyor. Düşünün ki birinin son peygamber olduğunu, onu gönderen Allah 17 yıl sonra kullarına bildiriyor. Allah mı umursamamış bu önemli detayı;  yoksa Muhammed mi söylemeyi unutmuş?
d) Muhammed peygamberlerin sonuncusu olarak Müslüman ise; Kur’anda adı geçen peygamberlerin Müslüman oluşlarını nasıl izah edeceğiz?
“De ki: "Gökleri ve yeri yoktan var eden, yediren ama yedirilmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim?" De ki: "Bana Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma (denildi)." (Enam Suresi-14)  

“O’nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim. (Enam Suresi-163)

"Ve bana Müslümanların ilki olmam emredildi." (Zümer Suresi-12)

Yukarıdaki ayetler, Muhammed’in  ilk Müslüman olduğunu belirtir ama bunlar hükümsüzdür. Çünkü aşağıdaki ayetler bunun aksini söylemektedir.

“Mûsâ da bayılıp düştü. Kendine gelince dedi ki: "Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tövbe ettim; ben inananların ilkiyim." dedi. (Araf suresi-143)

Yukarıdaki ayet, Musa‘nın ilk Müslüman olduğunu belirten ayettir ve o da hükümsüzdür. Çünkü aşağıdaki ayet de bunun aksini söylemektedir.

“Îsâ onlardaki inkârcılığı sezince, "Allah’a giden yolda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?" diye sordu. Havâriler, "Allah'ın yardımcıları biziz; Allah’a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız." (Ali İmran Suresi-52)

Yukarıdaki ayet ise, İsa‘nın ilk Müslüman olduğunu belirten ayettir ve o da hükümsüzdür. Çünkü
onları hükümsüz kılan 2 ayet ise şunlardır:

“İbrâhim ne Yahudi ne Hıristiyan idi; bilâkis o hanîf bir Müslümandı; müşriklerden de değildi. (Ali İmran Suresi-67)
Allah yolunda, gerektiği gibi cihad edin. Sizi O seçti ve size din konusunda hiçbir güçlük yüklemedi; ceddiniz İbrâhim’in dininde olduğu gibi. O size hem daha önce hem de bu Kur’an’da "Müslümanlar" adını verdi ki peygamber size şahitlik etsin, siz de insanlara şahitlik edesiniz. Haydi namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. Sizin mevlânız O’dur. O ne güzel mevlâdır ve ne iyi yardımcıdır.” (Hac Suresi-78)
İbrahim, Muhammed’den de, Musa’dan da önce yaşadığına göre Müslümanlığı onlardan öncedir. Adem, İdris, Nuh gibi İbrahim’den önce yaşamış olan peygamberlerin Müslümanlık sırasının ise Kur’an’da hesaba katılmadığını görüyoruz. 
e) Kur’an’da Muhammed’den önce gelen peygamberlerin halklarının, inanmadıkları için helak edildiklerini görüyoruz. Bunlar Kur’an’da özetle şu şekilde geçmektedir.
Yunus-13 (Yalanlayıp zulmettikleri vakit helak ettik)
Hac-45 (Nitekim zulme dalmışken helâk ettiğimiz nice beldeler var...)
Araf-96 (Kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik)
Araf-182 (Biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz)
Rad-11 (Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez.)
Enbiya-11 (Biz zulmetmekte olan nice memleket halkını kırıp geçirdik)
Enam-6 (Onlardan (Mekke halkından) önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi?)
Enam-44 (Onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar)
Ankebut-14 (Onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi)
Nuh-25 (Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular..)
Fussilet-16 (..Üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik…)
Ankebut-38 (Ad ve Semûd kavimlerini de helak ettik)
Şems-14 (Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları helak etti) Semud Kavminden bahsediliyor.
Ankebut-33-34 (..Fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz..) Lut Kavminden bahsediliyor.
Şuara-65-66 (Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Sonra ötekileri suda boğduk)
Hac-42-44 (Ben ise o inkârcılara biraz süre tanıdım ve sonra onları kıskıvrak yakaladım. Hadlerini bildirişim nasıldı bir bilsen!) Nuh, Ad, Semud, İbrahim, Lut milleti Medyen halkından bahsediliyor.
Fussilet-13 (..Sizi, Âd ve Semûd’un başına düşen yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyarıyorum.)
Furkan-37 (Peygamberleri yalancı saymaları üzerine Nûh kavmini de sulara gömdük)
Furkan-38 (Âd’ı, Semûd’u, Res halkını, bunlar arasında daha birçok nesli de (cezalandırdık).
Muhammed-13 (Seni dışarı çıkaran şehrinden daha güçlü nice şehri helâk ettik)
Ahkaf-24-25 (Sonunda sadece evlerinin kalıntılarının görüldüğü bir hale geldiler. Günaha batıp kalmış bir topluluğu işte böyle cezalandırırız.)
Ahkaf-27 (Çevrenizdeki nice şehirleri helâk ettik, belki dönerler diye uyarıcı işaretler de vermiştik.)
İsra-16 (...Sonuçta o ülke helâke müstahak olur, biz de oranın altını üstüne getiririz.)

Aşağıdaki ayette ise; Levh-i Mahfuzda Allah’ın günah işleyen ne kadar ülke varsa onların hepsini azaba uğratacağının yazılı olduğu, yani Allah’ın önceden belirlemiş olduğu bir kanununun olduğu bildirilmiştir. Ancak çocuklarını toprağa gömen, her türlü caniliği yapmaktan çekinmeyen, puta tapan ve Müslüman olmayan bir toplumun  diğer ümmetler gibi helak olmadığını, inanmayanların cezasını Muhammed’in -Sözde Allah’ın emriyle- kendisinin verdiğini görüyoruz. Muhammed bu ayetin gereği olarak çetin bir azabın geleceği ya da inanmayanların helak olacakları günü neden beklemedi? Bununla insanları neden uyarmadı?
“(Günaha batmış) ne kadar ülke varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk etmiş veya onlara çetin bir şekilde azaba uğratmış olacağız. Bu, kitapta yazılıdır.” (İsra Suresi-58)
f) Arabistan’da mademki bir peygambere ihtiyaç vardı Muhammed bunun için neden 40 yıl bekledi? Bir an önce gömülen kız çocuklarını, puta tapan insanları kurtarması gerekmez miydi?
g) Günümüz dünyası çok mu güllük gülistanlık ki peygamberlik sona eriyor? Allah’ın adetinde bir değişiklik olmuyorsa (8)  bu neden Muhammed ile değişiyor?
h) Aşağıda yer alan  ayetler Muhammed’in mucize göstermediğini ifade etmiyor mu?

Bizi mûcizeler göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin bunları yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mûcize olmak üzere dişi deveyi vermiştik, ama ona (inanmayıp) kötülük yaptılar. Oysa biz mûcizeleri yalnızca korkutup uyarmak için göndeririz.” (İsra Suresi-59)
“Onların yüz çevirmeleri sana ağır geldi ise, yapabilirsen, yeri yarıp inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki, onlara bir mûcize getiresin! Allah dileseydi elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi. O halde sakın cahillerden olma!”
(Enam Suresi-35)
“Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.” (İsra Suresi-1) 

Bu son ayette “Kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye” ifadesinden ayetlerin (iz, işaret, nişane) (9) Muhammed’e gösterildiği anlaşılıyor. Muhammed madem peygamberse, ona gösterilen neden mucize olsun ki? Mucize, bir peygamberin kendisine inanmayanlara karşı gösterilmiyor muydu?

ı) “Kim doğru yolu seçerse kendi iyiliği için seçmiştir, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Hiç kimse başkasının günah yükünü üstüne almaz. Biz bir resul göndermedikçe azap da etmeyiz.(İsra Suresi-15)

Bize bir peygamber gönderilmediğine göre o zaman bize azap da edilmeyecektir. Öyle değil mi? Ayrıca bu ayet, Muhammed’in son peygamber oluşuyla da çelişmiyor mu?

i) Peygamberlerin gönderilme nedenleri, halklarını bilgilendirmeleri, ahiret hayatına hazırlamaları ve dinin yaşanabilirliğini  göstermek değil midir? O halde Muhammed’e ve onun ailesine ve yakınlarına  neden torpil yapılmış, Muhammed’in kendine mahsus bir aile hayatı kurmasına neden izin verilmiştir?

“Ey peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verip de elinin sahip olduğu kadınları, seninle birlikte hicret eden amca kızlarını, hala kızlarını, dayı kızlarını, teyze kızlarını, kendini peygambere mehirsiz olarak bağışlar da peygamber de onunla evlenmek isterse böyle bir mümin kadını -ki sonuncusu diğer müminlere değil, zatına mahsustur - sana helâl kıldık. Müminlere eşleri ve sahip oldukları kadınları hakkında hangi kuralları geçerli kıldığımızı biliyoruz. Sana mahsus olanı güçlük çekmeyesin diye meşrû kıldık. Allah çok bağışlayıcı, pek esirgeyicidir.” (Ahzab Suresi-50)

Onlardan dilediğinin beraberliğini erteler, dilediğini yanına alırsın. Uzaklaştırdıklarından birini tekrar istemende senin için bir sakınca yoktur. Bu hüküm onların mutlu olmaları, üzülmemeleri ve hepsinin senin verdiğine razı olmaları için en uygun olanıdır. Allah gönüllerinizdekini bilir, Allah ilim ve hilim sahibidir.” (Ahzab Suresi-51)
“Allah’a ve ayırım günü yani iki topluluğun karşılaştığı gün kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz biliniz ki ganimet olarak ele geçirdiğiniz her şeyin beşte biri Allah’a, peygambere, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Allah her şeye kadirdir.”
(Enfal Suresi-41)

Kaynaklar:
1) Arif Tekin, Kur’an’ın Kökeni, Berfin Yayınları, İstanbul, Aralık 2017, S,60.
2) Arif Tekin, Kur’an’ın Kökeni, Berfin Yayınları, İstanbul, Aralık 2017, S,238.
3) Haşr-22; Sebe-48; Tevbe-78; Yunus-20; Hud-123; Nahl-77; Neml-65; Hucurat-18; Enam-59; Maide-117.
4) Kaf-26; Neml-74;  Ali İmran-119,154,167; Nisa-63; Enfal-43; Zümer-7; Tagabün-4; Hud-5; Mülk-13,14; Maide-116.
5) “Bir zaman, Allah’ın kendisine lütufta bulunduğu, senin de lütufkâr davrandığın kişiye, "Eşinle evlilik bağını koru, Allah’tan kork" demiştin. Bunu derken Allah’ın ileride açıklayacağı bir şeyi içinde saklıyordun, kendisinden çekinme hususunda Allah’ın önceliği bulunduğu halde sen halktan çekiniyordun. Zeyd onunla beraber olduktan sonra müminlere, evlâtlıklarının -kendileriyle beraber olup ayrıldıkları- eşleriyle evlenmeleri hususunda bir sıkıntı gelmesin diye seni o kadınla evlendirdik. Allah’ın emri elbet yerine getirilecektir.” (Ahzab Suresi-37)
6) Hac-49; Gaşiye-21; Enam-48,50,57; Araf-157,188; Kehf-56; Rad-40; Maide-67; Yunus-15.
7) https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/sure/33-ahzab-suresi
8)Konu ile ilgili ayetler için bkz. Fatır-43; Bakara-106; Rad-11: İsra-77; Ali İmran 137; Ahzab-38,62; Mü’min-85; Fetih-23
9) https://islamansiklopedisi.org.tr/ayet; https://www.turkcebilgi.com/ayet
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Enf%C3%A2l-suresi/1227/67-69-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Enf%C3%A2l-suresi/1230/70-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Muhammed-suresi/4549/4-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3573/40-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3539/6-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/H%C3%A2kka-suresi/5367/44-47-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3572/39-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%A2ide-suresi/718/49-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3570/37-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/En'%C3%A2m-suresi/803/14-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/En'%C3%A2m-suresi/950/161-165-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Z%C3%BCmer-suresi/4069/11-14-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/A'r%C3%A2f-suresi/1097/143-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C3%82l-i%20%C4%B0mr%C3%A2n-suresi/358/65-68-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C3%82l-i%20%C4%B0mr%C3%A2n-suresi/345/52-53-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Hac-suresi/2672/77-78-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0sr%C3%A2-suresi/2087/58-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0sr%C3%A2-suresi/2088/59-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/En'%C3%A2m-suresi/824/35-36-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0sr%C3%A2-suresi/2030/1-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0sr%C3%A2-suresi/2044/15-ayet-tefsiri
http://www.dinihaberler.com.tr/haber/helak-edilen-kavimler-ve-helak-sebepleri/25943
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3583/50-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3584/51-52-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Enf%C3%A2l-suresi/1201/41-ayet-tefsiri

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |2

Yazan: The Guiding
din, Guiding, islamiyet, Peygamberin sadaka istemesi, Hz Muhammed ile görüşmeden önce sadaka, Görüşme sadakası, Adet görmeyenler hakkında tereddüt etmek, Kur'an'daki çelişkiler,

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |2

“Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Mücadele Suresi-12)

7) Bu ayette görüldüğü gibi Allah insanlara peygamberle konuşmadan önce sadaka sunulmasını emretmiştir. Ancak bir sonraki ayette ise (Mücadele Suresi-13) “Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” denilmektedir ki, madem ki sadaka sunmadınız, Allah sizi affetti diyerek bir önceki ayette emredilen sadaka sunma şartı ortadan kaldırılmıştır. Ayette ; ‘Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre’ denilmesine rağmen yine aynı cümle içinde sadaka (zekat) verin deniyor.
a)Allah bir önceki ayeti yanlış mı göndermiştir de bir sonraki ayette verdiği hükmü değiştirmiştir?
b)Peygamberin sadaka ile ne işi olabilir? Peygambere sadaka istenen ayet sonrası soru sormaya gelenlerin sayısı azalınca yahut soru soran kalmayınca yeni ayet mi inmiş acaba?
c)Bir insan sadaka veremeyecek durumda ise zekatı nasıl verebilsin? Zekat emri, bütün inananları kapsayan bir emir olarak pek çok ayette zaten geçiyor. Önemine binaen tekrar vurgu yapılmış olsa bile burada gereksiz bir emir olarak kalıyor. (‘Un bulamıyorsan pasta yap’ der gibi)

“Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlar ile adet görmeyenler hakkında tereddüt ederseniz onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süreleri ise doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa Allah ona işinde bir kolaylık verir.” (Talak Suresi-4)
8) Ayette geçen ‘adet görmeyenler’ ifadesi ile  ergenlik çağına girdiği halde adet görmeyenler mi kastedilmektedir? Ya da  küçük yaşta evlendirilenlerden mi bahsedilmektedir? Eğer öyleyse İslam çocuk yaşta evliliklere izin vermektedir!? 

Ey iman edenler! Peygamberin evine size yemek için izin verilmediği vakit asla girmeyin, fakat çağrıldığınızda -erkenden gidip yemeğe hazırlanmasını beklemeksizin- girin, yemeğinizi yiyince hemen dağılın, söze dalıp oturmayın; bu davranışınız peygamberi rahatsız ediyor, size söylemeye çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır.” (Ahzab Suresi-53)                                 

9) Muhammed de herkes gibi bir fanidir? Bize bu ayet bugün ve yarın evrensel olarak ne gibi  bir mesaj verebilir? Yoksa İslam’ın Tanrısı, peygamberinin özel hayatı için ayetler mi indirip durmuştur?

10) Kur’an’da konuşan Allah, bazı ayetlerde Ben ; bazılarında da Biz zamiriyle konuşuyor. İslami kaynaklar bu durumu şu şekilde izah ediyorlar: “Allah'ın ‘Ben’ diye hitap ettiği âyetlerin büyük ekseriyeti hep zâtıyla ilgilidir; ‘Biz’ diye hitap edilen âyet-i kerimelerde ise, umumiyetle arada bir vasıta vardır. Mesela, Kur'ân'ın indirildiğini haber veren bütün âyet-i kerimelerde "Biz indirdik" buyurulur. Bütün âyetler vahiy kanalıyla indirildiğine göre, burada Allah ile Peygamber (a.s.m.) arasındaki vasıta, bir melek olan Cebrail (as)'dir. Ayrıca ‘Biz’ ifadesi,  Cenab-ı Hakk'ın azametini (büyüklüğünü )göstermektir" (1) 
Bu açıklamalar makuldür. Ancak öyle ayetler vardır ki; Kur’an’da Allah mı yoksa Muhammed mi konuşuyor belli değildir? Siz de takdir edersiniz ki, Muhammed konuşuyor olsa o zaman o cümle ayet olmaz hadis olur. Bu cümle Kur’an’a girmişse o zaman  Kur’an’ın güvenilirliği kalmaz. Bu durumda olan ayetlerin bazıları şunlardır:
“Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. -Kuşkusuz ben de O’nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.(2)
“Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tövbe edin. Allah da sizi belirlenmiş bir süreye kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırsın, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek o dehşetli günün azabından korkarım.” (3)
“Ayrılığa düştüğünüz bütün konularda (doğru) hüküm Allah’a aittir. İşte o Allah benim rabbimdir; yalnız O’na güvenip dayanmışımdır ve daima O’na yönelirim. (4)
"Şu halde Allah’a sığının. Şüphesiz ben sizin için O’nun tarafından apaçık bir uyarıcıyım. Allah’ın yanında başka tanrı edinmeyin. Şüphesiz ben sizin için O’nun tarafından apaçık bir uyarıcıyım." (5)
“De ki: "Durmadan bir şeyler yapın; yaptıklarınızı Allah da, peygamberi de müminler de görecektir. Sonunda, gizliyi de açığı da bilenin huzuruna çıkarılacaksınız ve O size yapmış olduklarınızın ne olduğunu haber verecek." (6) 
Bu son ayette kimin konuştuğu belli olmadığı gibi sanki hesaba çekecek olan gizli bir yaratıcıdan bahsediliyor.
Kur’anda yukarıda örnek olarak verilen ayetlere benzer başka ayetler de mevcuttur. Aynı cümle içinde ‘Allah mı peygamberi mi konuşuyor’ net anlaşılmayan ayetler kaynaklarda verilmiştir. (7)

“Yahudiler "Üzeyir Allah’ın oğludur" dediler, Hıristiyanlar da "Mesîh (Îsâ) Allah’ın oğludur" dediler. Bunlar, daha önceki inkârcıların söylediklerine benzer biçimde ağızlarından çıkan sözlerdir. Allah onları kahretsin! (Gerçeklerden) nasıl da yüz çeviriyorlar!” (8)
“Onlara şöyle bir baktığında dış görünüşleri sana iyi bir izlenim verir; konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Ama onlar sanki bir yere dayanmış kütükler gibidir (böyle güvendeymiş gibi görünürler). Ama her gürültüyü de kendilerine yönelik sanırlar. Asıl düşman onlardır, onlardan korun! Allah kahretsin onları! Nasıl da haktan yüz çeviriyorlar!” (9)  

Bu son iki ayette kimin beddua ettiği bilinmiyor. Eğer beddua eden Allah ise, her şeyin yaratıcısı olan ve her  şeye gücü yeten   Allah neden beddua eder? Ayrıca beddua etmesi, Bakara Suresi’nin 117 O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.” ayeti ve pek çok ayet ile çelişmiş olur. (10)  

“Kur’an’ı inceleyip düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı” (Nisa Suresi-4)
11) Kuranda tutarsızlık ve çelişki zaten haddinden fazla değil midir? (11) 

Kaynaklar:
1)https://sorularlaislamiyet.com/kuran-i-kerimde-allah-tealanin-biz-yarattik-biz-yaptik-gibi-ifadeleri-kullanmasi-hakkinda-bilgi
2)Hud Suresi-2 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/H%C3%BBd-suresi/1475/2-3-ayet-tefsiri)
3)Hud Suresi-3 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/H%C3%BBd-suresi/1475/2-3-ayet-tefsiri)
4)Şura Suresi-10 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C5%9E%C3%BBr%C3%A2-suresi/4282/10-ayet-tefsiri)
5)Zariyat Suresi-50-51 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Z%C3%A2riy%C3%A2t-suresi/4722/47-51-ayet-tefsiri)
6) Tevbe Suresi-105 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Tevbe-suresi/1340/105-ayet-tefsiri)
7) En’am Suresi-104,114; Bakara Suresi-21,22; Zuhruf Suresi-45; Fatiha Suresi-1-7
8) Tevbe Suresi-30 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Tevbe-suresi/1265/30-ayet-tefsiri)
9) Münafikun Suresi-4 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%BCn%C3%A2fik%C3%BBn-suresi/5189/1-8-ayet-tefsiri)
10) “Kün fe yekün” (Ol der ve Olur) ifadesinin geçtiği ayetler için bkz.
- Yasin Suresi-82
- Ali İmran-47 ve 59 
- Enam Suresi-73
- Nahl Suresi-40
- Meryem Suresi-35
- Mümin Suresi-68
11) Birbiriyle çelişen ayetler için bkz.
- En’am-108 ile Bakara-171
- Alak-2 ile Nur-45 ve Enbiya-30
- Hac-65 ile Lokman-10 ve Rad-2
- Bakara-256 ile Tevbe-5 ve Tevbe-29
- Araf -179 ile Hac-46
- Bakara-117 ile Kaf-38
- Fussilet-10 ile Neml-88
- Necm-45,46 ile Tarık-5,6,7 , Müminun-12,14,  Rum-20, Hud-61, Taha-55, Rahman-14,          Ali İmran-59, Hac-5, Enam-2, Secde-7-8 ,Saffat-11, Hicr-26,28 ,33 ve Sad-71
- Bakara-256 ile Tevbe-5
- Yunus-99 ile Tevbe-29
- Ariyat-56 ile Araf-179
- Bakara-256  ile Nisa-89
- Enfal-65 ile Enfal-66
- Tevbe-5 ile Enfal-67
- Araf-54,Yunus-3, Hud-7, Furkan-59 ile Fussilet-9,10,12
- Fetih-23, Ahzab-62, Enam-34, Yunus-64 ile Fatır-42,43, Nahl-101 ve Bakara-106
- Enam 163 ile Araf-143
- Duhan-32, Araf-157, Ali İmran 199, Maide-5, 47, 82, Enam-20, Kasas-52, Nisa-162  ile Bakara-75,79, 89,101,120,146, Nisa-46 ve Maide-51,62-64
-Hucurat-13 ile Nahl-75,76

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |1

Yazan: The Guiding
din, En'am 141, Fatihasız namaz, Guiding, İslam dininde cevapsız kalan sorular, İslam öncesi namaz, İslama yönelik sorular, islamiyet, Kabeyi tavafta abdest şartı, Kur'andaki çelişkiler,

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |1

Allah katında hak dinin  İslam dini olduğu [1] ve bundan başka bir dinin kabul edilmeyeceği [2], bu dinin peygamberi Muhammed’in son peygamber olduğu [3] Müslümanlarca kutsal kabul edilen Kur’an’da yazılıdır. Üstelik  bu kitapta her şeyin açıkça bildirildiği söylenir. 
"Kitapta hiç bir şeyi ihmal etmedik." (En'am  Suresi-38)
"Yaş, kuru her şey kitab-ı mübin (Kur'an) de vardır." (En'am Suresi-59)
"Biz sana her şeyi apaçık beyan eden kitabı indirdik." (Nahl Suresi-89) 
“Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.” (Hac Suresi-16)
"Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. Onları ancak fâsıklar inkâr eder."
(Bakara Suresi-99)
“O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.”
(En’am Suresi-97)

Ancak ayetler arasındaki tutarsızlıkları ve Kur’andan çıkan hükümleri desteklediği söylenen hadisler arasındaki çelişkileri görmezden gelmek ve bu ikisinden hüküm çıkaran alimler arasında bile bir birlikten söz etmek mümkün değildir. Zaman içinde, ayetler ve sahih olduğu konusunda hemfikir olunan hadisler bile izah edilemediğinde, onu anlamının dışında -en iyimser yaklaşımla-, eğerek, bükerek izah etmeye çalışanlar ile dolu bir İslam kültürü ortaya çıkmıştır.
Yıllarca Müslümanlar kendi kutsal kitaplarından habersiz olarak yaşayageldiler. Dolayısıyla bilmeden inandılar ve inançlarını sorgulamadılar. Kutsal saydıkları kitaplarını anlamadan okuyup durdular. Dolayısıyla dinlerinin kendilerinden ne istediğini öğrenemediler. Yeni yeni camilerde, Ramazan ayında okunan mukabelelerde ve namaz öncesi merkezi olarak yayın yapılan Kur’an okumalarında, Arapça metnin ardından ayetlerin manası verilmeye başlandı. Teknolojinin gelişmesiyle ve sosyal paylaşımın artmasıyla birlikte Müslümanlar,  Kur’anda var olduğunu duydukları çelişkilere, inançlarının bir gereği olarak öncelikle bir refleks gösterip, itiraz etme gereği duyarak, katıldıkları tartışmalarda, gerçekleri yüzlerine vuran, araştıran ve sorgulayan insanlara karşı kin, nefret dolu hakaretler ile küfür etmeye başladılar. Bunların bir kısmı daha sonra itiraz ettikleri kişilerin, aslında doğru söylediklerini görüp, sorgulayan düşünce yapılarına gelip, hatalarından vazgeçerek gerçeğin peşinde yol almaya başladılar. Bunlar güzel gelişmeler olup gün geçtikçe bu gibi kişilerin sayıları artmaktadır. Çünkü Kur’anı, inancını, cenneti ve cehennemi bir kenara bırakarak okuyan ve peygamber olduğu iddia edilen Muhammed’in hayatını araştıran kimsenin ulaşacağı sonuç: “Kur’an bir yaratıcı kitabı olamaz, Muhammed gibi biri de peygamber olamaz. “ olmalıdır.  Ama cehennem korkusu ile sarmalanmış bir zihinden ancak “Saçma bile olsa inanıyorum” dan başka bir sonuç çıkması beklenemez. Ne diyelim herkesin inancı kendine… Herkes görmek istediğini görecektir.
Biz bu yazımızda da sorgulamaya devam ettik. Belki okuyanlara da bir nebze faydamız olur diye düşündük. Ya da sorguladıklarımıza cevap bulursak belki biz de aydınlanırız dedik. Çünkü  biz de sizin gibiydik bir zamanlar. Duyduk ve inandık. Ama artık sahip olduğumuz akıl bize, inanmayı değil bilmeyi emrediyor. Daha doğrusu aklımızın kabul edebileceği gerçeklere inanmayı emrediyor. Aşağıda bizi düşünmeye ve anlamaya sevk eden cevapsız kalan onlarca sorudan bazılarını bulacaksınız. Aklın ve bilimin peşinde ilerlemeye devam edeceğiz. Makul cevaplarınız olur ve açıklamalarınız tutarlı olursa  neden kabul etmeyelim? Buyurun başlayalım.

1) Alâk suresinin 9. ve 10. ayetinde geçen  "Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?" ifadesinden Kur’an ayetleri inmeye başlamadan önce Muhammed’in namaz kıldığını anlıyoruz. Üstelik Mekke’de namazları 2 rekat olarak kıldığını biliyoruz. [4] Buna rağmen Namazların rekatları konusunda ise, açık bir ayet yoktur. [5] Sadece bu konuda “Namazı benden gördüğünüz gibi kılınız.” [6]  anlamında hadisler vardır. Abdest ile ilgili ayet ise (Maide Suresi-6) Medine döneminde indirilmiştir. [7] Mekke’de indirildiğini ancak -zorlamalı bir görüşle- önemine binaen Medine’de farz olduğunu söyleyenler de mevcuttur. [8] Muhammed abdest almayı Cebrail’den öğrenmişse, bununla ilgili ayet neden Mekke’de iken Müslümanlara açıklanmadı ve vahiy katiplerine yazdırılmadı?

2) Şu an kılınan namazlarda Kur’an’ dan ayetler okunuyor ve hatta  hadislerde “Fatiha’ sız namaz olmaz.” [9] ifadeleri yer alıyor. Fatiha suresi Mekke’de 5. inen suredir. [10] Bu sure ininceye kadar Muhammed’in kıldığı namaz ile şu an Müslümanların kıldığı namaz aynı namaz değil mi? Yani Muhammed,  ‘Fatiha olmadan namaz olmaz’ dediği nasıl bir namaz kılıyordu?

3) “Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı mesh edin, ayaklarınızı da topuk kemiklerine kadar (yıkayın). Eğer cünüp olursanız temizlenin. Şayet hasta veya yolculuk halinde veya içinizden biri ayak yolundan gelirse yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunursa, bu hallerde su bulamadığınız takdirde temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin), yüzünüzü ve ellerinizi onunla mesh edin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.”
(Maide Suresi-6)

Ayette geçen “Namaz kılmaya kalkacağınız zaman” ifadesinden namaz kılmak için abdestli olmanın farz olduğunu anlıyoruz. Ancak Kabe’yi tavaf etmek için , Kur’an okumak için ve cenaze namazı kılmak için abdestli olmak ile ilgili bir ayet ve hadis yok. Kabe’yi tavaf ederken abdestli olma şartı nereden geliyor? Hatim indirileceği zaman abdestli olunmazsa, okunan Kur’an hatimden sayılır mı? Buna dair bir ayet var mı?

4) Muhammed, Habeşistan Kralı Necaşi Ashame’nin cenaze namazını gıyabi olarak  [11] ve münafık Abdullah İbn Übey İbn Selül’ün ise cenazesinde bulunarak cenaze  namazını kıldırmıştır. [12] Hatta bu cenaze namazı için Muhammed’e ikaz niteliğinde ayet inmiştir. [13]
Bir peygamber, Müslüman olmayan birinin cenaze namazını kılmaması gerektiğini nasıl oluyor da bilmiyor? Önceden neden uyarılmıyor? Üstelik peygamberler masum değiller miydi? Bu durumda ümmetleri için nasıl örnek olabiliyorlar?

5) “Çardaklı ve çardaksız bağları, değişik ürünleriyle hurmaları, ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen biçimlerde zeytin ve narları meydana getiren O’dur. Her biri ürün verdiğinde ürününden yiyin; hasat günü de hakkını verin; fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” ( En’am Suresi-141)
Ayette geçen “Hasat günü de hakkını verin” ifadesinden zekatın hemen verilmesi gerektiği anlamı çıkıyor. Halbuki zekatın farz olması için üzerinden 1 yıl geçmesi gerekir deniyor? [14] Bununla ilgili bir ayet var mı yoksa hüküm hadislere göre mi veriliyor? Eğer hadislere göre hüküm veriliyorsa;

Aşağıda geçen Şura Suresi’nin 21. Ayetini nasıl anlayacağız?
“Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azap vardır.”
Bu soru ile ilgili cevap olarak  “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr Suresi-7) ayetinden hareketle peygamberin dinde hüküm koyucu olduğu iddia edilebilir ancak bu ayet, Bedir Savaşı sonrası ganimetlerin dağıtılması ile ilgili indirilen bir ayettir ayrıca hüküm koyucu olanın sadece Allah olduğu ile ilgili başka ayetler mevcuttur. [15]

6) “Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca karar verip niyet ederse, bilsin ki hac sırasında kadına yaklaşmak, günaha sapmak ve tartışıp çekişmek yoktur. Ne hayır işleseniz Allah onu bilir. Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır. Öyleyse bana saygı duyun, ey akıl sahipleri!” (Bakara Suresi-197)

Ayette geçen اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ “Hac bilinen aylardadır” ifadesini nasıl anlayacağız? Hac ayları hadislere göre  Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhiccenin ilk on günü ise, [16] Haccın farzları olan ihram, Arafat ve tavaf, Kurban Bayramı arefesinde ve bayram günlerinde yapılıyor. Peki bunlar olmadan hac olmayacağına göre, çünkü Peygamber, " Hac Arafat'tır" buyurmuştur. Bu yüzden vakfe yapamayan kimse haccı kaçırmış olur ve ertesi yıl yeniden hac yapması gerekir. [17] O halde neden hac bilinen aylardadır deniyor? Diğer aylar hac ayları sayılıyor?

İSLAM KÖLELİĞİ KALDIRMIŞ MIDIR?

Yazan: The Guiding


İSLAM KÖLELİĞİ KALDIRMIŞ MIDIR?

Kölelik eski Mısır, Babil, Mezopotamya, eski Yunanistan ve Roma uygarlıklardan itibaren binlerce yıl geçmişe sahip olup, Romalılarda 748 yılına kadar devam etmiş (1) bir kurumdur. Babil Kralı Ammi Şaduga Fermanında, Hammurabi Kanunlarında ve Hindistan’ın kast sisteminde köleliğin izlerini görebiliriz. Köleler, toplumun en alt tabakasını oluşturan kesim olup, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören kişilerden oluşmaktadır. Hatta Romalılar tarafından ilk zamanlarda savaş esirleri, kadın-erkek, büyük -küçük demeden işkence ile öldürülmüşler, diri diri derileri yüzülmüştür. Sonraları bu öldürme işinden vazgeçen Romalılar, onlardan işlerinde yararlanma yoluna gitmişlerdir. (2)
Köleliğin kaldırılması ile ilgili İlk kanunlar İngiltere’de ve ABD’de 1807 yılında çıkarılmış, daha sonra diğer Avrupa devletleri onları izlemişti. Avrupa'da İngiltere'den sonra köleliği ilk kaldıran Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Sultan Abdülmecid’in 1847 yılında yayınladığı ferman ile kölelik tamamen ortadan kaldırılmıştır. (3)
Kölelik, Muhammed’in peygamberlik iddiası öncesi  dönemde de devam etmiş, ancak kölelere davranış şekilleri ile ilgili az da olsa güzel örnekler olmuştur. Örneğin Hakim bin Hizam, daha henüz İslamiyet gelmemişken yüz köle satın alarak onları azat ermiştir. Aynı kişi, kız çocuklarını velilerinden alıp, büyüttükten sonra onları ailelerine teslim etmiştir. Teslim ederken de ailelerine hediyeler vermiştir. Bu şekilde yüz kızı büyüttüğü ve ailelerine 360 deve verdiği rivayet edilmektedir. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bu yıllarda;  Zeyd bin Amr gibi, çocuğunu toprağa gömme niyetindeki insanları, bu davranıştan vazgeçirmek için olanca gayret eden az da olsa iyi insanlar vardı. (4)
İslam öncesi Mekke’de, kölelerin satıldığı bir pazarın varlığından söz edilmektedir. Ele geçirilen esirlerin, çeşitli organlarının kesildiği, işkenceyle öldürüldükleri, ayrıca savaşlarda ele geçirdikleri insanların fidye karşılığı serbest bıraktıkları anlatılmaktadır. Sonuç olarak, kölelik ile sınırlı bir muamele yoktur. Bazen öldürmüşler, bazen fidye karşılığı, bazen mübadele yoluyla, bazen de karşılıksız olarak serbest bırakmışlardır. (5)
İslami kaynaklarda kölelik ve cariyelik ile ilgili fazlaca gördüğümüz yorumlarda; İslam’ın köleliği kaldırmaya teşvik edici olduğu, İslam’ın eşitlikten yana olduğu, üstünlüğün takvada (Allah’tan layıkı ile sakınmak) olduğu, kimsenin kimseye hiçbir üstünlüğünün olmadığı ifade edilir. Bu eşitliğin hem  Kur’anda (6)  hem de Veda Hutbesi’nde (7) yer aldığı söylenir.


Öyle ilginçtir ki, Kur’an’da yer alan aşağıya aktardığımız ayetlerin hiçbirinde, “Kölelerinizi azat edin” denmiyor. Sahip olduğunuz “Kölelere iyilik edin” diyor. Zaten Muhammed’in de köleliği ortadan kaldırmak gibi bir çabası olmamıştır. Çünkü kölelik ve cariyelik, onun amaçlarını gerçekleştirmek için önemli  bir araçtı. Yoksa askerlerini ganimet ve cariyelere sahip olmaları için nasıl ikna edecekti? Sözde  bu savaşlar İslam’ı tebliğ için yapılmıştır ama gerçek hiç de öyle değildir.
Aşağıda köle ile hür bir kadının aynı olmadığını, onlara verilecek cezanın bile aynı olamayacağını gösteren ayetlere bakalım.

“İçinizden mümin ve hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan mümin câriye kızlarınızdan alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Birbirinizden türeyip gelmektesiniz. Öyleyse iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartıyla ve ailelerinin de izniyle onları nikâhlayıp alın, mehirlerini de âdete uygun olarak verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı gerekir. Bu, içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir; sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”
(Nisa Suresi-25)

“Allah size, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının mülkü konumundaki köle ile katımızdan kendisini güzel bir şekilde rızıklandırdığımız ve bundan gizli-açık başkalarını da yararlandıran kişiyi örnek veriyor: Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur ama onların çoğu bilmezler.” (Nahl Suresi -75)

Bu ayetlerde açıkça görüldüğü gibi, köle ile hür ayrımına gidiliyor. Kölelerin hür insanlar ile eşit olmadığı söyleniyor. Ayrıca Allah burada rızkı hür birine verdiğini ama kölelere vermediğini itiraf ederken, ayetin sonunda da Hamd Allah’a mahsustur diyerek kendinden övgüyle bahsediyor. Aynı Allah, sanki yapılan bir yanlışlıktan döner gibi, aşağıda yer alan iki ayette de eşitlikten bahsediyor. Gördüğünüz gibi nasıl da ayetler birbirleriyle çelişiyor.

“Allah kiminize kiminizden daha fazla rızık verdi. Ama kendilerine fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilerle paylaşıp da onları bu hususta kendileriyle eşit hale getirmeye yanaşmıyorlar. Peki onlar Allah’ın nimetini inkâr etmiş olmuyorlar mı?” 
(Nahl Suresi -71)

“Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Düşünen bir topluluk için âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.” (Rum Suresi -28)

Hani halk arasında “Özrü kabahatinden büyük”  diye bir söz vardır ya; işte Muhammed kadınların dövülmesi konusunda, köle ile hür kadını birbirinden ayıran şu sözü söyleyerek, o özre düşmüş oluyor. “Daha ne zamana kadar biriniz karısını, cariyeyi döver gibi dövecek, belki günün sonunda da onunla birleşip yatacaktır” (8) Buradan da anlıyoruz ki, köle ile hür eşit konumda değildir.  Bunu şu örnekte de görüyoruz. Muhammed, kölelerinden birini isteyen kızı Fatma’ya, “Arkadaşlarım aç iken ben sana köle veremem” (9) sözünden, köleliğin bir ihtiyacı karşılayan mal hükmünde değerlendirildiğini anlıyoruz. Çünkü kölenin sahibi zor durumda kaldığında onu satarak paraya dönüştürecektir. Bir başka örnekte de ; Muhammed’in oğlu İbrahim dünyaya geldiğinde, ona müjdeyi veren birine bir kölesini hediye ettiğini görüyoruz. Üstelik Muhammed bunu yaptığında 61 yaşındaydı. (10) Aynı Muhammed, Meymune isimli eşi, kendisine ait bir bir cariyesini Muhammed’den habersiz azat edince: ” Keşke azat etmeseydin de dayılarından birine hediye etseydin, daha iyi olurdu.” (11) diyor. Özgürlüğüne kavuşan bir cariye hakkında  bu sözleri sarf eden Muhammed hakkında, ‘köle ve cariyeler için iyi kararlar vermiş’ diyebilir miyiz?

Aşağıdaki ayette, her ne kadar köleleri azat etmek,  zor olan bir iyiliği yapmak olarak görülse de, bir yetimi ya da fakiri doyurmak ile eşdeğer görülüyor. Doğrudan köle azat edilmesi yönünde bir teşvik olmayan bu ayet ile aslında şu denilmiş oluyor: Ya aç bir fakiri doyurun! ya da köle azat edin!  Halbuki şöyle denilmesi gerekmez miydi?: “Kölenizden vazgeçin, onu hürriyetine kavuşturun!” Ama öyle denmiyor.

“Sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç-açık bir yoksulu doyurmaktır. Sonra, inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır.” (Beled Suresi-11-17)

CARİYELERE SAHİP OLMAYI DOĞAL KARŞILAYAN AYETLER

Allah, Kur’an’a göre Müslüman erkekleri o kadar çok memnun etmek istiyor ki, cariyeleri onların hizmetine sunuyor. Bırakın cariyeliği ortadan kaldırmayı, eşinizi boşayıp güzellikleri hoşunuza gitse de başka eşler almayın, cariyelerle yetinin demeye getiriyor.

 “Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir.” (Ahzab Suresi -52)

“Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü’min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.” (Ahzab Suresi -55)

Elinizin altında bulunan câriyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı; Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, iffetli yaşamak ve zina etmemek kaydıyla, mallarınızla (mehir ile) istemeniz size helâl kılındı. Onlarla karı-koca ilişkisi yaşamanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.” 
(Nisa Suresi -24)

KÖLELİĞİ DOĞAL KARŞILAYAN AYETLER

Aşağıdaki ayetler bize köleler ile hür olanların aynı haklara sahip olmadığını açıkça göstermesi ile birlikte, Müslüman olan kölelerin Müslüman olmayanlara göre daha değerli olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla kölelerin varlığı doğal görülmektedir. Onların hürriyetlerine kavuşturulmaları için herhangi bir emir bulunmamaktadır.

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.” (Bakara Suresi -178)

“(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.” (Muhammed Suresi-4)

“İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Şundan emin olun ki imanlı bir câriye, sizin hoşunuza gitse de müşrik bir hür kadından iyidir. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle de kadınlarınızı evlendirmeyin. Şundan da emin olun ki imanlı bir köle, sizin hoşunuza gitse bile müşrik bir hür kişiden daha iyidir. Onlar insanları ateşe çağırırlar, Allah ise izni ile cennete ve bağışlanmaya çağırır, gerektikçe hatırlasınlar diye insanlara âyetlerini açıklar” (Bakara Suresi -221)

Aşağıdaki ayette ise, yetimlere haksızlık yapılmasından endişe edilmesi durumunda cariye ile yetinilmesi  isteniyor.
“Yetimlerin hakkına riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Haksızlık etmekten korkarsanız tek kadın veya mülkiyetinizde bulunan câriye ile yetinin; bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.” (Nisâ sûresi-3)

Bu ayet ile Allah’ın, erkeklere bu kadar çok kadın ile evlenme izni vermek yerine, yetimlerin haklarını korumak için, “Sakın yetimlere haksızlık yapmayın” demesi beklenmez miydi? Bu değil de ,cariye ile evlenmek çözüm olarak sunuluyor.
“Ehl-i kitap’tan onlara destek verenleri kalelerinden indirdi, kalplerine korku saldı; artık onların bir kısmını öldürüyorsunuz, bir kısmını da esir alıyorsunuz.”
(Ahzab Suresi-26-27)

Bu ayette de esir olarak alınan kölelik doğal bir süreç olarak görülüyor ve öldürmekten övgü ile bahsediliyor.

KÖLE AZAT ETMEYİ  BİR CEZAYA KARŞILIK OLARAK ÖNGÖREN AYETLER

Şimdi de, Müslümanları işledikleri hatalardan dolayı onları günahlarından kurtarma reçetesi olarak sunulan ayetleri görelim. Bu ayetler de, köleliğin devam etmesinin, Müslümanların yararına olduğunu gösteriyor. Böylece İslam’ın köleliği kaldırmak için bir gayretinin olmadığını destekleyen ayetler olarak karşımıza çıkıyor.

“Allah sizi kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden ötürü sorumlu tutmaz, fakat bilerek ettiğiniz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefâreti, ailenize yedirdiğinizin ortalama seviyesinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek ya da bir köle âzat etmektir. Buna imkânı olmayan ise üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğinizde (bozarsanız) yeminlerinizin kefâreti işte budur. Yeminlerinize bağlı kalın. Allah âyetlerini sizin için bu şekilde açıklıyor ki şükredesiniz.” (Maide Suresi -89)

“Eşlerine zıhar yaparak onlardan ayrılmaya kalkıp da sonra söylediklerinden dönenlerin, eşleriyle temastan önce bir köleyi hürriyetine kavuşturmaları gerekir. İşte size emredilen budur. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Mücadele Suresi -3)

“Yanlışlıkla olması dışında, bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin mümin bir köle âzat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir; ancak ölünün ailesi diyeti bağışlarsa o başka. Öldürülen, mümin olmakla birlikte size düşman olan bir topluluktan ise mümin bir köle âzat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine teslim edilecek bir diyet vermek ve mümin bir köleyi âzat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilmektedir, hikmet sahibidir.”  (Nisa Suresi -92)

KÖLELERE İYİLİK YAPILMASINI İSTEYEN AYETLER

Aşağıda yer alan ayetlerde, Kur’an’ın köle ve cariyelere iyi davranılmasını emrettiğini görüyoruz. Kölelik ve cariyelik devam edecek ama onlara iyilik yapılması sayesinde Müslümanlar belki de cennete girecekler. Kölelerin varlığı, Müslümanların cennete girme nedeni yani. Böyle bir kazanç varken kölelik neden kaldırılsın değil mi?

“İçinizden evli olmayanları, köle ve câriyeleriniz arasından da elverişli olanları evlendirin. Yoksulluk içinde iseler Allah lutfu ile onları ihtiyaçtan kurtarır. Allah’ın hazinesi geniştir, her şeyi bilmektedir.” (Nur Suresi-32)

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır.” (Bakara Suresi -177)

“Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anababaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez.” (Nisa Suresi -36)

“Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi-60)

“Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.” (İnsan Suresi-8)

Bu ayetlerde de açıkça görüldüğü gibi kölelik devam ediyor, ortadan kaldırılması için herhangi bir teşvik bulunmuyor. Bir anlamda devam etmekte olan kölelerinize, cariyelerinize lütufta bulunun, onları evlendirin, köleler için harcama yapın  denilmiş oluyor. Onları azat etmek daha büyük bir iyilikken, bu istenmiyor. Neden? Çünkü kölelik zenginlerin işine geliyordu. Köleler ve cariyeler, hem çalıştırılıyor, hem cinsel ihtiyaç için kullanılıyor, hem de askerleri savaşa teşvik için güçlü bir araç oluyordu.
Kur’an, köle ve cariyelerle ilgili, kesin ifadeli olan ayetler ile bu karışıklığı gidermeliydi. Bütün insanlar Allah’ın kuludur. Hiç kimse bir başkasının  kölesi olarak  özel işlerinde çalıştırılamaz. Savaş esiri olarak ele geçirilen kadınlar da kimsenin malı değildir, eğer bekar kimseler iseniz onları gönül rızalarıyla nikahınıza alın ya da azat edin! gibi ifadeler ile bu sorunu çözüme kavuşturmalıydı. Bu ifadeleri Kur’an da göremediğimiz için, ‘İslam köleliği ortadan kaldırmıştır’ diyemiyoruz.