HABERLER
Dini Haber
KTZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KTZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MELEKLER HANGİ ADEMİ İSTEMEDİ?

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
KTZ, din, islamiyet, Yeryüzünde bir halife yaratacağım, Meleklerin Ademi istememesi, Meleklerin Allah'a isyanı, Bakara 30, Bakara 31, Bakara 33, Hangi Adem?, Ademi istemeyen melekler, Adem Havva efsanesi,

MELEKLER HANGİ ADEMİ İSTEMEDİ?

Bakara 30: Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni eksiksiz bilirken ve durmadan övgü ile tenzih ederken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.

Bakara 31:  Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip "Sözünüzde doğru iseniz şunların isimlerini bana söyleyin" dedi.

Bakara 32:  "Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kâmil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz sensin" cevabını verdiler.

Bakara 33:  “Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir” dedi. Onlara bunların isimlerini bildirince de “Size ben göklerin ve yerin gizlisini kesinlikle bilirim; yine sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim, demedim mi!” buyurdu.

Görevi, sadece ve sadece sorgusuz sualsiz Allah’ın emirlerini yerine getirmek olan ve Allah’ın kendilerine bildirdikleri bilgiler dışında gelecek ile ilgili hiçbir şey bilmeyen bu meleklerin Allah’a böyle bir soruyu nasıl sorduğuna ve insanoğlunun yeryüzünde fesat çıkartacağını nasıl bildikleri kısmına hiç girmeyeceğim çünkü bu  mantıksızlıkla ilgili detayları her yerde zaten bulabilirsiniz.  Beni ilgilendiren başka konular ve sorular var:
  • Sadece Samanyolu galaksisi içinde, bizim güneş sistemimiz gibi milyarlarca yıldız sitemi var. Dahası, evrende Samanyolu galaksisi  gibi milyarlardan daha fazla sayıda galaksi var. Mutlaka bizim gezegenimiz dışında da hiç yoksa milyarlarca yaşanılır gezegen ve o gezegenlerin içinde insan ya da insan benzeri zeki canlılar vardır. 
  • Melekler, yeryüzü derken, sadece dünya gezegeninden  mi  bahsediyor?
  • Diğer gezegenlerdeki zeki canlılar, bir birleri ile hiç savaşmamışlar mı acaba?
  • Kâinatı yarattığı düşünülen ve adının Allah olduğuna inanılan İlâh, sadece dünya gezegeninde yarattığı zeki canlılara mı din ve kitap gönderdi?
  • Eğer o gezegenlere de din ve kitap gönderdi ise melekler her seferinde o gezegenlerde yaratılacak olan zeki canlı türü için her gezegene yönelik Allah ile aynı tartışmayı mı yaptılar? Yani bir birinin aynı olan milyarlarca tartışma.
  • Yoksa adının Allah olduğuna inanılan İlâh, bu zamana kadar yarattığı bütün gezegenler içinde bir birini boğazlama ve bir biri ile savaşma özelliği olarak yani yeryüzünde(yarattığı gezegende) kan dökebilecek sadece ya da ilk olarak insanoğlunu mu yani  Dünya gezegeni  canlısını mı yarattı?
  • Ayetlere bakacak olursak Bakara 30 uncu ayetteki “halife” kelimesini belki bütün gezegenlerde yaratılacak olan zeki canlılara yorabilirsiniz fakat aynı ayetin devamı olan Bakara 31, 32, 33 te anlaşılıyor ki Âdem olarak tarif edilen bu halife, bizzat bizim yeryüzümüzün halifesi.  
  • Müslümanlar, Kur’an’ın bu bilgisini akıllarında tutsunlar, ileriki yıllarda olur da başka gezegenlerdeki varlıklarla tanışırsak ilk olarak Müslüman halkın sorması gereken her halde, Allah size de din gönderdi mi? Siz de bir birinizle savaştınız mı? Sizin Allah’ınız ya da inandığınız Tanrıya hangi ismi veriyor iseniz, o Tanrınız sizler için melekleri ile tartışmaya girdi mi? Şeytan size de uğruyor mu?
  • Adının Allah olduğuna inanılan İlâh, cennet ve cehennemi sadece dünya insanının gideceği bir yer olarak mı yarattı? Çünkü Kur’an’ı Kerim’de, kıyametten sonra yani öldükten sonra gidilecek cennet ve cehennem diyarı dışında başka bir boyut kavramı yok. Eğer bu cennet ve cehennem diyarı, Kâinatta var olması hesaplanan ve sayılarla bile ifade edilemeyen milyarlarca yaşanılır gezegen içindeki zeki canlılarla ortak olarak kullanılacak bir mekân ise Adem babamız ile Havva anamız, cennetten kovulan tek ya da ilk zeki tür olması nedeni ile çok büyük bir ayıp etmişler. Bir insan olarak onların soyundan geldiğim için çok utanıyorum.
  • Durun durun  ya! Niye aklıma gelmedi şimdi? Tabi yaaaaa! “Kur’an’ı Kerim, sadece ve sadece Dünya insanları için gönderilmiş bir kitap ve doğal olarak da dünyadaki insanları ilgilendiren bilgiler var içinde. Diğer gezegenlerde yaşama olasılığı olan canlılar için tabi ki farklı kutsal kitaplar göndermiştir Yaratıcı. Onlar için de günah, sevap farklıdır. Belki onların cenneti ve cehennemi de farklıdır.” Hımmmmmm…! Bilim kurgu filmlere ve doğal olarak bilim kurgu düşüncelere, hayallere bayılıyorum. Zaman biraz ilerlemiş olduğunda bizim türümüzle, yabancı bir yıldız sitemine ait bir tür,  uzayın ortak bir noktasında cinsel birliktelik(evlilik ya da benzeri işte) kurduğunda o uzayda doğacak olan ortak çocuklar hangi kitaba ya da ne bileyim, hangi cennete cehenneme tabi olacak? O farklı gezegene de kutsal kitap ya da kitaplar gönderilmişse hangisinin hak olduğu nereden bilinecek? Ya inanmıyorum yaaaa! Kâinatın yaratıcısı olan ve adının Allah olduğuna inanılan koskoca İlâh böyle bir ayrıntıyı atlamış olamaz ya. Yahudi ve Hıristiyanlarla evlilik, savaş,  esir alma gibi konuları anlatıp da başka gezegene ait olan varlıklara takınacağımız tutum ile ilgili bir şeyler göndermiş olmalı. Öbür gezegenlerde yarattığı zeki tür ile dünya gezegeninde yarattığı zeki türlerin nasıl iletişim içinde olmaları gerektiği, onlarla dost olmalı mıyız yoksa düşman mı olmalıyız  ile ilgili kutsal kitabına gerekli bilgiler eklemeyi unutmuş olamaz. 
  • Hatta adının Allah olduğuna inanılan bu İlâh, eğer başka gezegenlere de, yani yakın zamanlarda tanışma olasılığımız olan farklı gezegen canlıları ile tanışabileceğimizi ya da karşılaşabileceğimizi hesaplayıp, onlar arasına gönderdiği dini tanıyabilmemiz için bize bir bilgi göndermesi gerekmez miydi? Ne bileyim ortak bir işaret, sembol gibi bir şey. Ben olsam böyle yapardım.
  • Aklıma takılan bir düşünce daha var ki o da, insan vücudunun ileriki dönemlerde uğrayacağı değişimler… Çeşitli nedenlerden dolayı uzay boşluğunda yani, uzayda oluşturulacak uzay istasyonlarında yaşayacak insan kolonileri kurulacak fakat bu kolonilerin kurulması için insan bedeninin genetik olarak değişime uğraması gerekiyor. Ayrıca farklı yaşam koşullarında olan ve yaşamaya daha yakın olan bazı gezegenlerde de insan kolonileri kurulması için insan genetiği ile yine ileri düzeyde oynanması gerekiyor ki o gezegen atmosferine uyum sağlayabilecek bir vücut yapısına sahip olunabilsin. Yani sizin anlayacağınız, bu genetik oynamalardan sonra ortaya çıkacak olan türe “insan” demek bir hayli uzak kalacak. “Farklı bir zeki tür” demek ve ona farklı bir isim bulmak daha yerinde olacak. Peki bu durumda bu farklı zeki tür, insan olmaktan çıkacağı için dini yükümlülüğü ne olacak? Çünkü sonuçta, Laboratuar ortamında üretilecek olan bu türler Adem ve Havva olan türden tamamen ayrılıyor, kopuyor, onların dini durumu ne olacak?

Maddeleri yazarken geleceğe fazla daldım galiba. Toparlayarak devam edeyim. Kur’an’ı Kerim’i okuduğunuz zaman Kâinattaki tek zeki canlı türünü barındıran gezegen, dünya gezegeni. Allah, “yeryüzünde bir halife yaratacağım”  dediği zaman melekler karşı çıkmış. Bak sen şu işe! Peki diğer gezegenlerde yaratılacak olan ya da yaratılmış olan zeki canlılara ne olacak? Bu kadar devasa bir kâinatta, içinde yaşam olasılığı barındıran sadece şu an için milyarlardan daha fazla gezegen var iken tek zeki canlı türlerinin biz olduğumuza inanan yoktur herhalde. Üstelik zamanın sonsuzluğunu ele alacak olursak, şu zaman diliminde yaşanılırlıktan uzak gezegenlerin(Mars gezegeni gibi)  bundan milyon yıl önce yaşanılacak bir koordinatta olabileceğini hepimiz biliriz. Yani kâinatın ilk yaradılışından sonsuza kadar geçen bir süre içerisinde yani bütün zaman dilimleri içinde yaşama elverişli olan gezegenler içindeki bütün zeki canlı türlerini hesap edecek olursak karşımıza inanılmaz derecede devasa bir rakam çıkar ki, buna, kâinatın farklı yerlerindeki zaman kavramlarının(zaman akışının dünyamıza göre hızlı ya da yavaş olduğu bilgisini hesap edersek)saymak mümkün olmaz. Fakat bu devasa rakama rağmen yeryüzünde  fesat çıkaracak tek canlı türü Kur’an’a göre anlaşılan o ki sadece dünya gezegeninin sahipleri olan biz insanlarız! Yani asıl ayetimiz olan bakara suresinin devamında anlatılan “Âdem” soyu.  Ya da büyük ihtimal, yeryüzlerinde ilk fesat çıkartacak olan tür “Âdem”! Böyle bir tesadüf olabilir mi? Olması mümkün değil çünkü Allah katında zaman kavramı yoktur. İlâhiyatçılarımız, bu mantıksal soruya hemen çare üretmeye başlayacaklardır. Ben hemen onların yerine bu cevapları bulayım, yazık ya onları da boş yere zahmete sokmayayım.
  • Birincisi, her ne kadar Kur’an’ın verilerine göre Allah kendi katında melekleri ile  sadece bizim yeryüzümüz olan Dünya gezegenine dair olan şeyleri görüşüyormuş gibi bir intiba uyandırsa da, Allah diğer gezegenlerin yani diğer yeryüzlerinin zeki canlıları ile ilgili iş ve işlemlerini, melekleri ile o konulardaki görüşmelerini tabi ki de bizim kitabımıza yazamazdı. Dolayısıyla sadece bize ait olan bilgileri verdi Kur’an’ı Kerim’de.
  • İkincisi, Allah “ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” derken aslında “halifeler” yaratacağım diyordu ama bu konuyu dünya gezegenine gönderdiği kutsal kitaba eklerken işin sadece bizi ilgilendiren boyutuna binaen bir halifeden yani Hz Âdem boyutundan bahsetti ki zaten ayetin devamında atamız olan Hz Âdem aleyhisselamdan bahsetmektedir.
  • Üçüncüsü, Hz Âdem, aslında kâinattaki bütün gezegenlerde yaşayacak olan zeki canlıların ilk atası yani ilk yaratılmış canlı  olabilir. Geçmişteki Âlimlerimiz de kâinat ile ilgili yeteri kadar bilgiye sahip olmadıkları için bu ayetleri sadece bizim gezegenimize yönelik açıklamış olabilirler. Bu ayetleri, zamanın değişen şartlarına göre tekrardan yorumlamak gerekir. Ne de olsa Kur’an’ı Kerim, evrensel bir kitaptır efendim.

Belki bu ayetler Annunakiler gibi insan ırkını laboratuar ortamında oluşturduklarına inanılan bir canlı türünün diyaloğundan değişime uğrayarak aktarılmıştır. İlkel halde ve kendilerine her söyleneni yapan ve henüz yeteri kadar evrimleşmemiş olan ilkel insanı, daha zeki ve kendi kendine karar verebilme yetisine sahip bir canlı haline dönüştürürken diğer bir taraftan yükselen itirazların yankılarıdır.

ALLAH BİLE PEYGAMBERİNE SALAT EDER

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
KTZ, din, Allah peygambere salat ediyor, Allah neden Muhammed'e salat eder, Muhammed'e salat, Bu nasıl Tanrı?, Kur'an'daki çelişkiler, islamiyet, Ahzab 56, Hz.Muhammed, Allah,

ALLAH BİLE PEYGAMBERİNE SALAT EDER

Ahzab 56: "Allah ve melekler peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun."

Hadis (Peygamberin sözü): "Yanında adım zikrolunup da bana salavat getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün."  Kaynaklar: (Tirmizi,  Daavat, 100; Ahmed b. Hanbel, II/254)

Peygamberin sözü: "Allah Teâlâ benim için iki melek görevlendirmiştir. Ben bir Müslümanın yanında anıldım da bana salavat getirdi mi, mutlaka o iki melek ona 'Allah seni bağışlasın' derler. Allah Teâlâ ve diğer melekleri de o iki meleğe cevap olarak 'Amin' derler. Bir Müslümanın yanında adım zikrolunduğunda da bana salavat getirmedi mi, mutlaka o iki melek: 'Allah seni bağışlamasın' derler. Yüce Allah ve öteki melekleri de o iki meleğe cevaben 'Amin' derler." Kaynak: (İbn Kesir, II/515)

Samimiyet denilen ve dünyanın her yerinde geçerli olan, kabul edilen ve tanınan  insan davranışının İslâmiyet’te önemi ve yeri nedir? Ahzab 56’da açıkça ve açıkça görülüyor ki Muhammed Peygamberi zorla bir anma ve onu ümmetine ya da Müslüman âlemindeki her kese zoraki bir sevdirme çabası var. Bu nasıl bir tutum? Allah’ın ve Meleklerin Peygambere sâlât etmesinin saçmalığını bir kenara koyalım, o da apayrı bir konu. Hem hadisler hem de yukarıdaki ayet göz önüne alındığında Allah ne yapmaya çalışıyor? Bir kimseyi zoraki olarak anmanın ya da andırmaya çalışmanın gayreti nedir? Ayette deseydi ki: “Vefalı ve ince ruhlu kullarım, benim dinimi tebliğ eden Peygamberi içten anar ve ona selâm gönderirler, ne güzel mümindir onlar” dese, üzerine söyleyecek hiçbir sözüm olmayacağı gibi “tam da bir İlâha yakışır incelikte bir cümle” derdim  ve tek bir kelimesini bile eleştirmeye lüzum görmezdim. Kulunun kendisine tapınmak için bir sürü ibadeti zorunlu kılan adının Allah olduğuna inanılan İlâh bir de kalkıyor, “bana ibadetiniz, beni anmanız yetmeeeeeez, benim Peygamberimi de anacaksınız, ona da sâlât okuyacaksınız” diyor. Emir üzerine Peygamberine sâlât ve selâm okumayınca ne olur? Peygamberin nuru, öte alemde eksik mi kalır? Farz edin kul, yani Müslüman bu ayeti okuyunca emir üzerine Peygamberin adını anıp ona selâm gönderiyor ama içinden gelmiyor fakat yine de bu Müslüman, zoraki de olsa kendini zorlayıp Peygamberinin adını anmaya devam ediyor. Bu anma ve selâm yollama işini ağzından ses çıkartarak değil de içinden yani düşünsel olarak bile yapsa adam bunu mecburiyetten yapıyor, ayetteki emir üzerine. Bu adamın bu selâmı gönderişinin samimiyeti konusunda ne söyleyebiliriz?

İçinden geldiği için yapmıyor hatta zorlanıyor. Emir üzerine, yapmak zorunda kalıyor. Namaz, hac gibi vazifeler de Allah’a yapılması gereken ibadetler. Kur’an’da bazı müminlerin içinden gelerek ve kalbi titreyerek namaz kıldığını ve o namazların en güzel ve en kabul olunan  namaz  olduğu yönünde hem ayetler hem de hadisler var. Bunun mantığını biraz düşünelim. Namaz kılıyorum ama zoraki kılıyorum kardeşim. İçimden geldiği için değil, zorunlu olduğu için. Namaz kılarken kalbim Allah’a karşı pır pır edip titremiyor, ne yapayım? Zoraki olarak bunu samimiyete, içtenliğe dayandırmaya mı çalışayım? Kendimi zorlayım mı? Bir erkek, bir kadını  zorla sevebilir mi? Bir  kadın bir erkeği zorla sevebilir mi? Bir kadın, hoşlanmadığı bir erkeğe yanaşmaz, onu sevmez ama insanlık gereği nezaketini bozmaz, kibar davranır. Allah kullarından ne istiyor? Müslümanların, kendisine ve Peygamberine karşı nazik olmalarını mı yoksa “Beni sev, Peygamberi mi de sev. Beni sevenler, benim katımda apayrı, sevmeyenler ise sevmeye çalışsın, bunun için çaba göstersin, uğraşsın.” KULLARINDAN İLGİ, SEVGİ VE SAMİMİYET DİLENEN BİR İLÂH!

Bir kadın kocasını sevemiyor ve günün birinde kocasına ve yakın birkaç kişiye bu durumu anlatıyor. Gururdan ve Onurdan eksik olan koca kükrüyor “sen nasıl olur da beni sevmezsin be kadın?”, arkadaşları ve anne babası da bu durumda kadını suçluyor  “o senin kocan, niye sevmiyorsun, çaba sarf et seversin hem sevsen deeee, sevmesen deeeee o adamla ömür boyu evlisin, boşanma moşanma yok unut. Kocanı sevmek içinden gelmiyorsa bile içinden geliyormuş gibi, seviyormuş gibi yapacaksın.”. Kadıncağız, boşanamayacağı adama karşı ne yapacağını şaşırır ve sonunda seviyormuş gibi davranmaya başlar. Adam eve gelince “hoş geldin” der. “Akşam sana hangi yemeği yapayım” diye sorar. Kocasına zoraki olarak “seni çok seviyorum” der. Der ama evde huzursuzluk çıkmasın diye der. Öyle icap ettiği için yoksa adamı sevdiği için değil. Koca da, “hah, hanım beni sevmeye başladı, hali hareketi davranışı değişti, düzeldi”   der ve yaşantısına kasıla kasıla devam eder.

Allah’ı ve Peygamberi zoraki olarak seveceksin. Sevemiyorsan da seviyormuş gibi yapıp iki de bir isimlerini anacaksın, Namazını kılacaksın, buyruklarını yerine getireceksin. Müslümanlıktan çıkmak felan yok, unut. Hem Müslüman olacaksın hem de Allah’ı ve Peygamberi seveceksin, sevemiyorsan da seviyormuş gibi yapacaksın yoksa cehennemi boylarsın ya da Allah’ı ve Peygamberi içinden gelerek  seven kulların aldığı ödülden çok daha azını  alırsın. O yüzden ne yap yap, sev, sevmeye çalış. Ha sen eğer “sevemiyorum” diyorsan o zaman düşünelim düşünelim… Ne olabilir? Neden sevemiyorsun? Buldum!
  • Allah’ü Teala muhtemelen senin kalbini, kulaklarını mühürledi ya da
  • Sen asi ruhlu, dinine imanına karşı gelen ya da ne bileyim doğuştan gelen bir özellikle Müslümanlığa uygun bir adam değilsin veya
  • Cehennemliksin. Hani şu insanların büyük kısmı cehennem için yaratılmış ya! Ya da cehhem, insanlar için yaratılmış! Yani kaderinde cehenneme girmek yazıyor.
  • Allah’ı ve Peygamberi sevmek ve isimlerini anmak istemiyorsun. Eğer ister isen mutlaka içinden gelir ve severek yaparsın.
Peki o zaman istemek nedir? İnsanın içinden gelen bir şey mi yoksa birilerinin sana verdiği emri yerine getirmek için istiyormuş gibi davranman ve zaman içinde bu davranışı alışkanlığa dönüştürmen mi?

ALLAH YARATTI, SONRA NE YAPTI?

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
KTZ, din, islamiyet, Allah, Allah yarattıktan sonra ne yaptı?, Yaratılış ayetleri, Ayetlerle ikna çabası, Allah'ın ikna çabası, Yarattıklarını sıralayan Allah, Kur'an Muhammed'in el yazmasıdır, Kur'an insan yazmasıdır,

ALLAH YARATTI, SONRA NE YAPTI?

Aşağıda “Yaratmak” ile ilgili 189 tane Kur’an ayeti paylaştım. Adının Allah olduğuna inanılan İlâh neleri, nasıl yaratmış ve bu yarattıklarını da göğsünü gere gere Kur’an isimli kitaba kaç ayetle göndermiş, mutlaka erinmeden üşenmeden bütün ayetleri okumanızı rica ediyorum. Aslında bu ayetlerin metinleri çok daha uzun fakat zaten uzun bir yazı olduğu için sizleri gereksiz cümlelerle boğup fazlaca bıktırmak istemiyorum o yüzden bazı yerlerini kestim ve “yaratmak”  ile ilgili bölümlerini okumanız için bıraktım. Koskoca bir Tanrı, bir çocuğun arkadaşına “Ben şunu yaptım, baaak, şunu şunu da ben yaptım gördün mü?, Şu tekerlekleri de ben koydum oyuncak kamyonumun kasasına…” gibi “Yaratmak” eylemini, egosunu doyuramayan bir Yaratıcı edası ile ne kadar çok ayetle gönderdiğini anlamak için ayetlerin her birini üşenmeden okumak gerekiyor. Hepsini okuduktan sonra ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.
  • Al-i İmran  47: “ …(Fakat) Allah neyi dilerse yaratır…”
  • Araf 26: Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık…”
  • Maide 18:  “…Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz… "
  • En'am 101:  “Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır… O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.”
  • En'am 102:  “ O, Her şeyin Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin.”
  • Araf 10: Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz?
  • Araf 189:  “O, sizi tek bir nefisten yarat..."
  • Yunus 4:   “…İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur…”
  • Yunus 34: De ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?" De ki: "Allah yaratmayı (ilkin) başlatır, sonra onu iade eder…"
  • Hud 51:  “…Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir…”
  • Hicr 27:  “Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık.”
  • Kehf 48:  “… Andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi Bize gelmiş oldunuz…”
  • Meryem 9:  “…Benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım."
  • Mü'minun 14:  “Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik…”
  • Mü'minun 42: “Sonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa ettik.”
  • Ankebut 20: De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.”
  • Ankebut 61: Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarat, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?"
  • Rum 21: Onda 'sükun bulup durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir…”
  • Rum 30:  “…ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur…”
  • Lokman 10:  “…O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır,…”
  • Secde 4:  “…Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarat, sonra arşa istiva etti…”
  • Fatır 13:  “…İşte bunları (yaratıp düzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir…”
  • Zümer 46:  “De ki: "Ey gökleri ve yeri yaratan,…”  
  • Şura 49:  “…Dilediğini yaratır…”
  • Duhan 39: “Biz onları yalnızca hak ile yarattık…”
  • Kaf 38:   “Andolsun, Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık…”
  • Vakıa 35:  “Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.”
  • Tegabün 2: “Sizi yaratan O'dur…”
  • Tegabün 3: Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarat…”
  • İnsan 28:  “Onları Biz yarattık…”
  • Beled 4:  “…Biz insanı bir zorluk içinde yarattık.”
  • Al-i İmran 191: "…Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın…”
  • Nisa 28:  “…insan zayıf olarak yaratılmıştır…”
  • En'am 100:  “…Oysa onları O yaratmıştır…”
  • Yunus  3:  “…altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır…”
  • Ra'd 3:  “…Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır…”
  • Nahl 5:  “Ve hayvanları da yarat…”
  • Nahl 48: “Allah'ın herhangi bir şeyden yarattığına bakmıyorlar mı?”
  • İsra 51:  “…De ki: "Sizi ilk defa yaratan…"
  • Enbiya 56:  “…göklerin ve yerin Rabbidir, onları Kendisi yaratmıştır…”
  • Mü'minun 17: Andolsun, Biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık; Biz yaratmada gafiller değiliz.
  • Mü'minun 79:   “…O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir…”
  • Neml 86:  “…gündüzü de aydınlık(la görsünler) diye yarattık…”
  • Lokman 25:  “…Gökleri ve yeri kim yarat?..."
  • Fatır 11:  “Allah sizi topraktan yarat…”
  • Yasin 77:  “…Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu?...”
  • Yasin 79: De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."
  • Sad 75:  “…iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi?...”
  • Zümer 5:  “Gökleri ve yeri hak olarak yarat…”
  • Mü'min 67:  “…sonra bir alak'tan (embriyo) yarat…”  
  • Fussilet 15:  “…kendilerini yaratan Allah'ı görmediler mi?...”
  • Zuhruf 87:  "…Kendilerini kim yarat?..."
  • Ahkaf 3:  “…(belli bir süre) olarak yarattık…”
  • Ahkaf 33:  “…gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (Allah),…”
  • Zariyat 56:  “…Bana ibadet etsinler diye yarattım…”
  • Tur 36: “Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır;…”
  • Kamer 49: “Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık.”
  • Rahman 3: “İnsanı yarat.”
  • Vakıa 59: “Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz?”
  • Haşr 24: “O Allah ki, Yaratan'dır,…”
  • Talak 12: “Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarat…”
  • Nuh 14: "Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır."
  • Nebe' 8: “Sizi çift çift yarattık.”
  • A'la 2: “Ki O, yarat,…”
  • Bakara 21:  “…sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin…”
  • Bakara 117: “Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır…”
  • Al-i İmran 59:  “…Onu topraktan yarat,…”
  • Maide 17:  “…dilediğini yaratır. Allah herşeye güç yetirendir…”
  • En'am 73: “O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır…”
  • Araf 11:  “Andolsun, Biz sizi yarattık,…”
  • Araf 191: “Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar?”
  • Hud 61:  “…O sizi yerden (topraktan) yarat…”
  • Nahl  3:  “Gökleri ve yeri hak ile yarat…”
  • Nahl 4:  “İnsanı bir damla sudan yarat.. ”
  • Nahl 16:  “Ve (başka) işaretler de (yarat)…”  
  • İsra 99:  “…gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter…”
  • Taha 4: “Yeri ve yüksek gökleri yaratan…”  
  • Mü'minun 12: “Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.”
  • Mü'minun 20:  “…Tur-i Sina'da çıkan bir ağaç (türü de yarattık)…”  
  • Furkan 2:  “…herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir…”
  • Şuara 78: "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"
  • Şuara 166: "Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu…”
  • Neml 60:  “…gökleri ve yeri yaratan…”  
  • Ankebut 19:  “…Allah yaratmaya nasıl başlıyor,…”
  • Rum 11:  “Allah, yaratmayı başlatır,…”
  • Rum 22: “Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir…”
  • Rum 27: “Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur…”  
  • Lokman 11: “Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını Bana gösterin…”
  • Fatır 1: “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır…”
  • Yasin  71:  “…nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı?...”
  • Sad 76:  “…sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
  • Mü'min 57: “…göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür…”
  • Fussilet  9:  “…yeri iki günde yaratanı inkar ediyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz?...”  
  • Fussilet 37:  “…bunları Kendisi yaratmıştır…”
  • Casiye 22:  “…gökleri ve yeri hak olarak yarat…”  
  • Ahkaf 4:  “…yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin?...”
  • Zariyat 49: “Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık…”
  • Necm 45: “Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur.”
  • Vakıa 72: “Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız)…”  
  • Mülk 3:  “…içinde yedi gök yaratmış olandır…”
  • Mülk 14: “O, yarattığını bilmez mi?...”  
  • Mülk 23: "…Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?"
  • Nuh 15:  “…uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?"
  • Abese 18: “(Allah) Onu hangi şeyden yarat?”
  • Abese 19: “Bir damla sudan yarat…”  
  • İnfitar 7: “Ki O, seni yarat,…”  
  • Gaşiye 17: “Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?”
  • Nisa 1:  “…sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan…”  
  • En'am 98: “O, sizi tek bir nefisten yaratandır…”  
  • En'am 142: “Hayvanlardan yük taşıyan ve (yünlerinden, tüylerinden) döşek yapılanları da (yaratan O'dur)…”
  • Araf 54:  “…altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır…”  
  • Yunus  5:  “…Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır…”
  • Yunus 6:  “…göklerde ve yerde yarattığı…”  
  • Hud 7:  “…gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur…”  
  • İbrahim 10:  “…O, gökleri ve yeri yaratandır…”  
  • İbrahim 19: “Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz?...”  
  • Hicr 33:  “…balçıktan yarattığın beşere…”  
  • Hicr 85: “Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık…”  
  • Nahl 17: “Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir?...”  
  • Nahl 72: “Allah size kendi nefislerinizden eşler yarat ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarat ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı…”  
  • İsra 70:  “…yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.”
  • Meryem  67:  “…Bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?.”
  • Taha 50: “Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
  • Taha 55: “Sizi ondan yarattık,…”  
  • Enbiya 33: “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur…”  
  • Hac 73:  “…hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar…”
  • Mü'minun 31:  “…insan-nesli yaratıp-inşa ettik.”
  • Nur 45:  “…Allah, dilediğini yaratır…”  
  • Furkan 54: “Ve insanı bir sudan yaratıp…”  
  • Furkan 59: “O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan…”  
  • Şuara 184: "Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının".
  • Rum  8:  “…belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır…”  
  • Saffat 11:  “…çamurdan yarattık.”
  • Zümer  6: “Sizi tek bir nefisten yarat,…yaratmaktadır…”  
  • Zümer 38:  "…Gökleri ve yeri kim yarat?..."
  • Zümer 62: “Allah, herşeyin Yaratıcısı'dır…”  
  • Mü'min 62:  “…herşeyin Yaratıcısı'dır…”
  • Fussilet 21:  “…ilk defa O yarat…”  
  • Zuhruf 12: “Ki O, bütün çiftleri yarat ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri var etti.”
  • Hucurat 13:  “…Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık…”  
  • Vakıa 57: “Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?”
  • İnsan 2:  “…bir damla sudan yarattık…”  
  • Mürselat 20:  “…sudan yaratmadık mı?”
  • Fecr 8: “Ki şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış değildi.”
  • Tin 4:  “…Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.”
  • Bakara 29:  “…yerde olanların tümünü yaratan O'dur…”  
  • En'am  1: “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır…” 
  • En'am 2: “Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur…”  
  • En'am 94:  “…sizi ilk defa yarattığımız gibi…”  
  • En'am 141:  “…birbirine benzer ve benzeşmez -yaratan O'dur…”  
  • Araf 12:  “…beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
  • Araf 179:  “…çok sayıda kişi yarattık…”  
  • Yunus 67:  “…sizin için yaratmıştır…”  
  • Hud 119:  “…Onları bunun için yarat…”  
  • Ra'd 16:  “…O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin Yaratıcısı'dır…”  
  • İbrahim 32: “Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır…”  
  • Hicr  26:  “…şekillenmiş bir balçıktan yarattık.”
  • Nahl  8: “Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarat). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?”
  • Nahl 20: “Allah'tan başka yakardıkları hiçbir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar.”
  • Nahl 70: “Allah sizi yarat,…”
  • Enbiya  31:  “…sabit dağlar yarattık ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık.”
  • Hac 5:  “…Biz sizi topraktan yarattık…”  
  • Kasas 68: “Rabbin, dilediğini yaratır…”  
  • Ankebut  44: “Allah gökleri ve yeri hak olarak yarat…”  
  • Rum 40: “Allah; sizi yarat,…”
  • Rum 54: “Allah, sizi bir za'ftan yarat,… Dilediğini yaratır…”  
  • Fatır 3:  “…Allah'ın dışında bir başka Yaratıcı var mı?...”  
  • Yasin 36:  “…bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir.”
  • Yasin 81: “Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir.”
  • Saffat 96: "Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır."
  • Saffat 150: “Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?”
  • Fussilet 10:  “…sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarat…”
  • Şura  11: “O, göklerin ve yerin Yaratıcısı'dır…”  
  • Zuhruf 9: Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarat?" diye soracak olsan, tartışmasız: "Onları üstün ve güçlü (Aziz) olan, bilen (Allah) yarat" diyecekler.
  • Zuhruf 16: “Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı?”
  • Kaf 16: “ Andolsun, insanı Biz yarattık…” 
  • Tur 35:  “Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?”
  • Rahman 14: İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarat.
  • Rahman 15: Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir ateşten' yarat.
  • Vakıa 62: Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?
  • Hadid  4: Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.
  • Hadid 22: Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır.
  • Mülk 2: O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarat. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
  • Mearic 19: Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı.
  • Mearic 39: Hayır; doğrusu Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
  • Kıyamet 38: Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarat ve bir 'düzen içinde biçim verdi.'
  • Nazi'at 27: Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti.
  • İnşikak  2: Ve 'kendi yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman;
  • Tarık 6: Dökülüp atılan bir sudan yaratıldı.
  • Leyl 3: Erkeği ve dişiyi yaratana;
  • Alak 2: O, insanı bir alak'tan yarattı.

Ben Tanrı olsaydım, bu kadar “Yarattım” demeye ya da dedirtmeye utanırdım!
İslâm’ın İlâhı olan Allah'a bazı sorularım var:
  • Bu kadar yaratma ayetini gönderen ve bir çok ayette insanı yarattığını defalarca yazıp gönderen sen, o yarattığın insanların bir birini dil, din, ırk, millet gözetmeksizin öldürmemelerini kesin olarak emreden  kaç tane ayet gönderdin? Bir Müminin bir mümini öldürünce kefaretinin ne olacağından bahsetmiyorum ya da İsrailoğullarına gönderdiğin “bir insanı öldüren bir insanlığı öldürmüş gibidir” ayetinden de bahsetmiyorum. “Yarattığım hiçbir insan, diğer bir insanı öldürmesin” gibi açık anlaşılır bir ayetten bahsediyorum. Bir ayet bile yeterli, varsa göstert.
  • Bu kadar yarattığın insanı neden Maide suresi 48. Ayette belirttiğin üzere farklı şeriatlara, ümmetlere ayırıp bir birine düşürdün? (Maide 48:  …Her birinize bir şeriat ve bir yol yöntem verdik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdikleriyle sizi denemek istedi…” )
  • Niye yarattığın bazı kullarını İslâm’ın kucağına gönderip diğer kullarını dinsizlerin  ya da başka dinlerin kucağına gönderiyorsun? Yarattığın kullarla dalga mı geçiyorsun?
  • Dağları, taşları, gökyüzünü, yeri, suyu yaratmışsın. Bunları yarattığını onlarca ayette belirtmişsin, onlarca kez  böbürlene böbürlene tekrar etmişsin  de, bu kadar yarattığın gökyüzünü ve yer yüzünü temiz tutup korumakla ilgili kaç tane ayet gönderdin? Bir tane ayete de razıyım.
  • Koskoca kutsal kitabın içine “Şunu yarattım, bunu yarattım, şöyle yarattık, böyle yarattık” ayetlerini sıkıştırmaktan daha önemli meseleler yok mu Yahu! Bu ayetlerden üç tanesine veya iki tanesine hadi bir tane olsun. Bir tane ayete “kadınlarınıza el kaldırmayınız, onları incitmeyiniz” cümlesini  yazsaydın da gözlerinin önünde babasından dayak yiyen annesine ağlayan sonra da bir tokat da kendi yanağına yiyen yavrucakların içini sızlatmasaydın  olmaz mıydı? O yavrucaklar  altüst olmuş psikoloji ile hayata bir sıfır yenik başlıyorlar. Milyonlarca ailede yaşanan bu trajedinin senin için bir önemi var mı acaba? Yoksa sen, kullarının sana ne kadar inandığı veya “Allah’ım iyi ki beni yarattın, kurban olurum sana” diye seni sürekli pofpoflamalarına mı kanalize ettin kendini?
  • Avcılık sporu denilen bir spor var. Hayvanlar sırf zevk için öldürülüyor, bazıları da insan denilen bazı mahlukatlar tarafından işkenceye çekiliyor. Çeşit çeşit hayvanı yarattığını yine bir çok ayetle gönderen SEN, hayvanlara eziyet edilmemesi veya onlara işkence çektirilmemesi ya da gerekmedikçe öldürülmemesi ile ilgili kaç tane ayet gönderdin? Bir tane ayete de razıyım.
  • Annelik görevini yerine getirmeyen kadınlara denir ki “Anneliğin marifeti doğurmak değildir, ona bakmak, o çocuğu iyi yetiştirmektir.” Şimdi ben sana benzer bir söz söylesem ayıp etmiş olur muyum acaba? Tanrılığın marifeti yaratmak değildir, yarattıklarının bir birini öldürmemesi, yarattığın çevrenin sağlıklı ve temiz tutulması için gerekeni yapmak, yarattığın insanları bu konularda eğitip bilinçlendirmektir.  Sen hangisini daha fazla yaptın kutsal kitabında?
  • Eğer bu Kitabı yazan bir Tanrı değil de bir fani veya faniler ise söyleyecek sözüm yok. Bir faninin elinden ancak böyle bir kitap çıkardı.

Bu ayetlerde en ilginç olan şey şudur aslında: Adını Allah koyan ve o Allah’ı Tanrı ilân eden kişi ya da kişiler, bu kadar ayeti yazarken bol keseden rahat rahat “Şunu Allah yarattı, bunu Allah yarattı, aha şoooonu Allah yarattı” diye sallamışlar bol bol ama önemli olan inandırılmaya çalışılan bir Tanrının neleri yaratıp yaratmadığından çok, o şeyleri gerçekten adının Allah olduğuna inanılan İlâh mı yarattı sorusu daha da önemlidir. Yaratma ile ilgili bu kadar ayeti okumama rağmen o yaratılan her şeyi aslında adının Allah olduğuna inanılan İlâh mı yarattı yoksa başka bir ilâh mı yarattı sorusunun cevabına dair ispat niteliğinde  hiçbir ayette yok. Yani bu kadar şeyi Allah’ın yaratmış olduğunun bir kanıtı yok. Eğer marifet, “Bizim Allah’ımız şunu yarattı, bizim Allah’ımız bunu yarattı” diye saymaksa bütün dinlerin inananları zaten bunu yapıyor. Hepsi de “Şunu bizim Tanrımız yarattı, bunu bizim Tanrımız yarattı” diyorlar. Eeeeee?  Niye bu kadar şeyi yaratan,  adının Allah olduğuna inanılan İlâh olsun? Neden size inanmamız gerekiyor? Bunun cevabı var mı? Yoksa atalarımız bize böyle öğrettiği için mi? Bizler Müslüman bir toplumun kucağında doğup büyüdük diye mi?

Bir din icat edilse ve o dinin bir Tanrısı ilan edilse. O Tanrı için konuşulurken, “Dağları O yarattı, denizleri O yarattı, kuşları, insanları O yarattı…” diyerek saymak  zor bir şey midir acaba? Hele bir de bu yaratma işini sanki çoluğa çocuğa öğretmeye çalışır gibi 100’ün üzerinde ayete yaymak, maharet midir? Peki bu akıllıca bir yöntem midir? Bu kadar yaratma işini yüzlerce ayette ayrı ayrı anlatıp insanları uğraştırmak yerine az kelime ile çok öze inen birkaç ayet daha anlamlı ve daha zekice olmaz mıydı?

En çok dikkatimi çekenler ise “göklerin ve yerin 6 günde yaratılması” mevzusu. Dünyanın yani göklerin ve yerlerin altı günde yaratılması bu gün halen tartışmalı bir konu fakat ne kadar da önemliymiş bu altı günde yaratılma mevzusu. Aynı yaratma eylemi yazılmış da yazılmış, yazılmış da yazılmış…

Ey adının Allah olduğuna inanılan İlâh, bu gün bir bilim adamı ile bir saat oturup sohbet etsem ve ona kâinatla ve dünya ile ilgili sorular sorsam,  ozon tabakası, iklimsel değişiklikler, ekolojik sistem, bitki ve hayvan çeşitliliğinin önemi, insanların nüfus artışının gezegene etkileri başta olmak üzere bir çok konuda senin verdiğin bilgilerden çok daha önemli bilgiler alır ve bu bilgilerden çıkartacağım sadece bir sayfalık bir tedbir yazısını sosyal medyada paylaşarak senin yarattığını iddia ettiğin gezegeni korumak amacı ile bir dinsiz olan ben, senden çok daha fazla etki oluştururum. Sen gene de insanların öte aleme gidişleri ve öte aleme iyi hazırlanmaları için  seni bol bol pofpoflamaları ile meşgul olmaya devam et. Senin için önemli olan zaten Takva değil mi? Dünya kirlenmiş, yanmış bitmiş gitmiş kimin umurunda!

BU BİLETLE NEREYE GİDİYORSUN?

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
KTZ, din, islamiyet, Din ıspatlanamaz, Tanrı, Allah, Cennet için uğraşmak, Cennet Cehennem, Var olduğuna inanılan öte dünya, Öte dünya, Ahiret inancı, Cenneti garantilemek, Eğer Allah yoksa bile,

BU BİLETLE NEREYE GİDİYORSUN?

Bu gün size her hangi birisi 50 milyon dolar değerinde bir Tapu satmak istese ve Tapuyu satmadan önce alacağınız adaya sizi götürüp gezdirse  “7 yıldızlı, 10 yıldızlı,… süper lüks bir sarayın olduğu yeşillik ve denizin buluştuğu rüya gibi bir ada. Adada sizin emrinize amade bir sürü hizmetçi. Size ait helikopter, yat, süper lüks bir araba ve daha neler neler…”  50 milyon doları tık verdikten sonra adanın ve adadaki bütün gayrı menkullerin sahibi oluyorsunuz. Siz o parayı bir şekilde bulabilirsiniz. Piyangodan çıkabilir, altın madeni bulursunuz veya altın arayıp koca bir top ham altın bulur, satar paraya dönüştürürsünüz. Daha olmadı azmeder, çalışır, ünlü biri olursunuz ve o parayı bir şekilde  elde edebilir ve gözünüzle bizzat gördüğünüz, gezdiğiniz, varlığından bire bir haberdar olduğunuz ve yasal anlamda gerçekten sahip olabileceğiniz o cennet adasına aslında sahip olabilirsiniz. Sahip olduğunuz anda ise tadını çıkartmaya başlarsınız. Her şey yolundadır. Parayı bulmak için ya da kazanmak için çok  çalıştınız, taklalar attınız ama sonucu da gördünüz, aldınız karşılığını. Çevrenizde sizi tanıyan insanlar da gördü ödülünüzü ya da kazandığınız ve verdiğiniz paranın karşılığını.

Hayır işi dışında kimse kimseye beş kuruşunu vermez. İnsanlar aldıkları maaşı ya da kazandıkları parayı kuruşu kuruşuna hesap ederler. İnsanlar, uğradıkları zerre kadar haksızlığın hesabını sormak isterler sorarlar da. Bir insan kapkaranlık bir gecede elinde fener olmadan ormanın ortasına, ağaçların arasındaki kuytu yerlere dalıp yürümez. Dibi görünmeyen kuyuya inmeyiz. İnmek gerekirse eğer güçlü bir ışık yansıtır veya bir iple kamera sallayarak aşağıda ne olduğunu görmeyi umut ederiz. Böylece o çukur inilecek bir yer mi yoksa inilmeyecek bir yer mi emin olmak isteriz. Bir işe adım attığımız zaman ya da kendimize bir iş kuracağımız zaman veya bir iş yerine çalışan olarak gireceğimiz zaman ne yaptığımızın farkındayızdır. İş yeri, ayan beyan gözlerimizin önündedir. Burası bir giyim mağazası olabilir ya da market. Markette yapılacak olan iş bellidir. Ayrıca bu markette çalışırken maaş alınabilir mi alınamaz mı bunun hesabı bile yapılır. Sabahtan akşama kadar marketin karşısında durup da markete girip çıkan müşterilere baksanız, ortalama olarak o maketin aylık kazancını ve size emeğinizin karşılığını verip veremeyeceklerini hesap edebilirsiniz. Bu market zorunlu olarak yasal bir markettir ve yasal olarak da size sigorta yapmak zorundalar. Sigortanızdan emin değilseniz çok rahatlıkla bunu kontrol edebilir ve hakkınızı arayabilirsiniz. Yapacağınız iş belki birilerinin kuruluşunda çalışmak değil de kendi işinizi kurmak da olabilir. Peyzaj ile ilgili güzel bir bölüm bitirdiniz ve kendi alanınıza yönelik bir iş kurmak istiyorsunuz. Birkaç yıl, böyle bir firma ile çalıştıktan sonra deneyim sahibi oldunuz ve peyzaj ile ilgili küçük de olsa kendi şirketinizi kuracaksınız. Bilmediğiniz bir işe girmiyorsunuz. Piyasayı biliyorsunuz çünkü piyasa dediğimiz şey  gözlerinizin önünde cereyan ediyor, yaşıyor. Çalışacağınız insanlar ya da müşteriler mars gezegeninde ya da başka bir galakside yaşamıyor, bulunduğunuz çevrede yaşıyorlar. Yapacağınız her şey gözlerinizin önünde ve bu yüzden işi yapmadan önce doğru ve sağlıklı bir planlama yapabilirsiniz. Bu planlamalar bizzat içinde yaşadığınız  dünya ve çevre şartları doğrultusunda şekil bulacak ve gerçeğe en yakın sonuçları verecek. İnsanların, bildikleri, haberdar oldukları durumları  icra etmek ya da o durumların olayların  içine girip deneyim sahibi olmaları konusunda sıkıntı yoktur. Gerçek sıkıntı, bilmediğiniz şeylerdedir. Bilinmezlik ise insanın fiziksel duyu organları ile algılayamayacağı veya çeşitli sebeplerle algılayamadığı ve bu algılayamamanın sonucu olarak haberdar olmadığı, bilgi sahibi olmadığı durumlardır. Bilinmeyen bir hastalıktan muzdaripseniz, işiniz ya da tedaviniz şansa kalmış fakat bilinen bir hastalık taşıyorsanız büyük bir ihtimalle doğru ve etkili bir tedavi ile iyileşip sıkıntılarınızdan kurtulursunuz.

İnsanlar, yeryüzü hayatında, bilinmeyen işlere adım atmaktan imtina ederler. Adım atanlar ise ya kahramandır ya çok cesurdur ya da araştırmacıdır ve belirli bir amacı vardır. Diğerleri, cesur olanların, kahramanların ya da araştırmacıların öğrendiği ve var olduğunu ispat ettiği yeni bilgileri ve durumları  insanların gözlerinin önüne sererler ve ortaya çıkan, gözlemlenebilen bu yeni durumları insan yaşantısının bizzat içine katarlar.

Din ise, gözlemlenebilir bir durum olmayıp hâlâ gerçek olduğu ispat edilemeyen yani bilinmeyen (duyu organlarımızla veya teknik cihazlarımız veya araştırmalarımız neticesinde ispat edememiş olduğumuz) bir durum olmasına karşın, insanlar ne yazık ki, ispatlanmış, gözlemlenmiş bir gerçeklik gibi kabul edip bu belirsiz bilgiye inanmakla kalmayıp, hayatlarının tamamını bu bilgiye göre düzenliyorlar. Koskoca bir yaşam! Küçük bir anınız değil. Belirli bir zaman dilimi hiç değil. Bir insan ömrünün tamamı be! Ölümün ardından gelen hiç kimse yok. Öldükten sonra gidilen bir yer var mı? Sırat köprüsü var mı? Cennet Cehennem var mı? Ölen insanın canını Azrail isimli bir melek mi alıyor? Cinler var mı? Mezara yeni gömülen Müslümanın başına sorgu melekleri gelip “Dinin, mezhebin nedir?” diye soruyorlar mı? Bir tanesini ispat edin yahu! Bir tanesini! Yapabildiğiniz tek şey, ama tek şey, var olan her şeyin, adı Allah olan bir Tanrı tarafından yaratıldığını, Muhammed isimli bir Arapın, Allah'ın kulu ve elçisi olup Allah’tan aldığı emirleri tüm insanlara iletmek olduğunu telkin ediyorsunuz. Siz bile görmediniz. Peygamberlerin hiç birisini, hiç birimiz görmedik. Zaman makinesi icat olsa ve Peygamberin yaşadığı döneme gidip Muhammed’i geçmiş zamanda gözlemleme fırsatımız olsa, o meşhur titreme geldiği zaman gerçekten Allah katından vahiy mi geliyor yoksa bu Muhammed denilen kişi rol mü yapıyor veya kendisine ilham şeklinde gelen bazı fikirlerin bir Tanrı tarafından gönderildiğine mi inanıyor hiç birimiz bilemeyeceğiz. Belki de bize anlatılan hiçbir şeyi, Peygamber denilen kişinin hayatında gözlemleyemeyeceğiz.

Tarih derslerimizde öğretmenlerimiz Osmanlı imparatorluğu döneminde bazı Hristiyan kiliselerinin halktan para toplamak amacıyla, dindar insanlara para karşılığı cennet tapusu dağıttıklarından bahsederdi. Bu durumu ise akıl dışı olarak nitelerlerdi. Gerçekten de akıl dışı. Şimdi düşünüyorum da, Dindar Müslüman ya da Hristiyanların veya Yahudilerin  içinde bulunduğu durum farklı mı? Cennetin tapusunun bu dünyada olamayacağını hepimiz biliyoruz, siz dindarlar da biliyorsunuz? Neden cennetin tapusu bu dünyada verilmez? Çok basit. Hiç görmediğiniz, bilmediğiniz bir yerin tapusunu kimse satamaz. Tapuyu satın almak isteyen adama, hangi araziyi göstereceksiniz? “Gel şu otobüse binelim, cennete gidip bakalım” mı diyeceksiniz? Hiç görmediğiniz yerden tapu almak saçma da yine hiç görmediğiniz bu cennet diyarı için bütün hayatınızı değiştirmek, aklınızı, inancınızı birilerinin inandığına teslim etmek, kiraya vermek saçma değil mi?

Dindar Müslümanların dinsizleri ikna etmek için  söyledikleri bazı klasik sözler var, hemen o sözleri yazayım:
Ya öldükten sonra cennet ve cehennem varsa! Ne yapacaksın? Ömrünü ibadetsiz boşu boşuna mı geçirmiş olacaksın? En azından ibadetini yap, Allah'a yakışır bir kul ol da öte aleme gittiğinde, Allah diye bir Tanrı yoksa bir şey kaybetmezsin, var ise cenneti kazanırsın.

Şimdi  ben de dindar Müslümanlar için bir şeyler söylemek istiyorum:
Ya öldükten sonra sizin inandığınız gibi adı Allah olmayan bir Tanrı sizi karşılayacaksa ve kuralları farklı olacaksa ne yapacaksınız? Ya da sizi bir Tanrı karşılamayacak da kendinizi farklı bir oluşum içinde bulacaksanız ne yapacaksınız? Ya cennet cehennem yoksa? Dünya hayatınızı boşu boşuna saçma sapan hurafelerle kısıtlayıp eziyetlerin içinde “Allah'ın imtihanı”  diyerek boşu boşuna kıvranmış, çile çekmişseniz. Dünya hayatına tekrar dönebilecek misiniz? Din adamlarınız size, gelişi olmayan ve gidişin de neresi olduğunun ispat edilmediği ve hiçbir zaman bilinemeyeceği boş bir bilet kesmişler. Siz boş biletle, neresi olduğuna, var olduğuna inandırıldığınız bir yere gitmek için koca hayatınızı şekillendiriyorsunuz. Belki yapmak istediğiniz farklı şeyler var. Yaşamak istediğiniz farklı bir hayat var. Farklı seçimlerin hayalini kuruyorsunuz fakat din denilen dayatmanın etkisi ile istemediğiniz bir hayatı yaşıyorsunuz ve ardından diyorsunuz ki: “Bu dünyada istediğim her şeyi yapamayabilirim, mutsuz olabilirim ama öte alemde mutlaka karşılığını Allah bana verecek”.

Dinlerin insanlara yapabildiği en etkili şey: İnsanları hiç bilinmeyen   cennete ve yine hiç bilinmeyen ve görülmemiş olan bir cehenneme inandırmaktır. 
Elinize bir bilet vermişler. Bilette yazılan yeri hiç görmediniz fakat bileti elinize tutuşturan güruh, hayatınız  boyunca size  uzuuuun uzun anlatacak nereye gideceğinizi. O anlatanların da hiç birisi görmedi o yerleri. Siz  de ölünceye kadar gözlerinizle görmeyeceksiniz  size  vaat edilen yerleri. Ben bana verilen bileti araştırdım, akıl süzgecimden geçirdim ve dolandırıldığımı fark ettim, o bileti yırttım attım. Bunu yapınca kötü birisine dönüşmedim. Zararın neresinden dönsen kârdır. Ben büyük bir kârda olduğumu düşünüyorum. Bütün dindarların, doğumlarından itibaren ellerine tutuşturulan bileti sorgulamaları dileğiyle, sağlıcakla kalın.

KUR'AN'DA EN ÇOK TEKRARLANAN CÜMLE KALIPLARI

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
19 Mucizesi, KTZ, din, islamiyet, Spam ayetler, Tekrarlanan ayetler, Kurandaki çelişkiler, Kuran evrensel mi?, Kur'an ayetleri, Sürekli aynı ayetler, Ondokuz mucizesi, Ondokuzcular,

KUR'AN'DA EN ÇOK TEKRARLANAN CÜMLE KALIPLARI

Sen bir Tanrı olsaydın ve bir kutsal kitap gönderseydin en çok neyi ya da neleri önemserdin? Bazı ayetlerin aynısını  tekrar tekrar yazma ihtiyacı hissetseydin neleri tekrarlayıp yazardın? Bakalım Araplardan bize geçen ve adının Allah olduğuna inanılan İlâh, gönderdiği kitapta en çok hangi cümle kalıplarını  tekrarlamış!

Kur’an’da en çok tekrar edilen cümle aşağıdaki kırmızı renkli cümledir ve 31 ayette geçer.

“Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”
Bu ayet Rahman suresinin tam 31 ayetinde geçer ve Kur’an’da en çok tekrarlanan ayettir. Rabbin nimetinin inkâr edilmesi ile ilgili arada çok ilgisiz, alakasız ve mantık dışı ayetler de var fakat onları başka bir yazımda ele alacağım çünkü konuyu dağıtmak istemiyorum.
( Rahman: 13 – 16 – 18 – 21 – 23 – 25 – 28 – 30 – 32 – 34 – 36 – 38 – 40 – 42 – 45 – 47 – 49 – 51 – 53 – 55 – 57 – 59 – 61 – 63 – 65 – 67 – 69 – 71 – 73 – 75 – 77 )

Aşağıdaki cümle Kur’an’da 11 ayette tekrar edilmiştir.

“O gün yalanlayanların vay hâline!”
( Mürselat: 15 - 19 - 24 - 28 - 34 - 37 - 40 - 45 - 47 - 49 – Mutaffifin: 10 - 11 )

Aşağıdaki cümleler, Kur’an’da 8’er ayette geçmektedir.

“Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.”
Bu cümle 8 ayette geçer.
(Şuara: 9 - 68 - 104 - 122 - 140 - 159 - 175 – 191 )

“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Bu cümlenin de aynısı 8 ayette geçmektedir.
(Şuara: 108 - 110 - 126 - 131 - 144 - 150 - 163 – 179 )

Aşağıdaki harfler 7 ayette tekrarlanmıştır.

“Hâ-mîm”
İslâm dünyası tarafından da ne anlama geldiği tam olarak bilinmeyen ve anlamının Allah’ın hikmetine, bilgisine bırakıldığı anlamsız harfler yedi ayette geçer.
( Mü'min: 1, Fussilet:1, Şura:1, Zuhruf:1, Duhan:1, Casiye:1, Ahkaf:1 )

Aşağıdaki kırmızı yazılı her bir cümle ya da harf bütünü, 6’şar ayette tekrarlanmıştır.

“Elif-lâm-mîm”
Tıpkı bir önceki ayette olduğu gibi İslâm dünyası tarafından ne anlama geldiği tam olarak bilinmeyen ve anlamının Allah’ın hikmetine, bilgisine bırakıldığı anlamsız harfler altı ayette geçer.
( Bakara: 1, Al-i İmran: 1, Şuara: 1, Rum: 1, Lokman: 1, Secde:1 )

"Şayet dedikleriniz doğruysa ne zaman gerçekleşecek şu tehdit?" diyorlar.
( Yunus: 48, Enbiya: 38, Neml: 71, Sebe: 29, Yasin: 48, Mülk: 25 )

“Şüphesiz bunlarda alınacak büyük bir ders vardır; ama çoğu iman etmezler.”
( Şuara=8 - 67 - 103 - 121 - 174 – 190 )

Aşağıdaki kırmızı cümleler ise beş ayette tekrarlanmıştır.

“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
( Şuara: 109 - 127 - 145 – 164 – 180 )

“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
( Şuara: 107 - 125 - 143 - 162 – 178 )

Aşağıdaki kırmızı renkli cümleler 4’er ayette tekrarlanmaktadır.

“Ancak Allah’ın halis kulları başka.”
( Saffat: 40 - 74 - 128 – 160 )

“İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
( Saffat: 80 - 121 - 131 – Mürselat: 44 )

“Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?”
( Kamer: 17 - 22 - 32 – 40 )

Aşağıdaki kırmızı renkli cümleler 3’er ayette tekrarlanmaktadır.

“Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi.”
( A'raf: 15, Hicr: 37, Sad: 80 )

“Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.”
( Saffat: 81 - 111 – 132 )

“Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.”
( Saffat: 78 - 108 – 129 )

“Kitab’ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.”
( Zümer: 1, Casiye: 2, Ahkaf: 2 )

“Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!”
( Kamer: 16 - 21 – 30 )

“Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.”
( Vakıa: 74 - 96, Hakka: 52 )

Bu ayetlerde kullanılan cümlelerin dışında ortalama 80 cümle kalıbının her biri  ise 2’şer ayette kullanılmıştır. Yani 80 X 2 = 160 ayet. Her biri iki şer kez kullanılmış olan 80 ayeti buraya yazarak kalabalık etmek istemiyorum fakat onları da merak edenler varsa araştırıp bulmak zor değil. Yukarıdaki cümle kalıplarını, en fazla kullanılandan yani en fazla tekrarlanılandan en az tekrarlanılana kadar bir sıralama yapmak istiyorum.

  1. “Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?” (31)
  2. “O gün yalanlayanların vay hâline!”  (11)
  3. “Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” ( 8 )
  4. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” ( 8 )
  5. “Hâ-mîm”  ( 7 )
  6. “Elif-lâm-mîm” ( 6 )
  7. "Şayet dedikleriniz doğruysa ne zaman gerçekleşecek şu tehdit?" diyorlar. ( 6 )
  8. “Şüphesiz bunlarda alınacak büyük bir ders vardır; ama çoğu iman etmezler.”(6)
  9. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” ( 5 )
  10. “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” ( 5 )
  11. “Ancak  Allah’ın halis kulları başka.” ( 4 )
  12. “İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” ( 4 )
  13. “Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” ( 4 )
  14. “Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi.” ( 3 )
  15. “Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.” ( 3 )
  16. “Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.” ( 3 )
  17. “Kitab’ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.” ( 3 )
  18. “Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!” ( 3 )
  19. “Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.” ( 3 )

Bir Tanrıya inanıp o Tanrıyı övmek mi daha önemlidir (yeryüzü hayatında) yoksa barış içinde, kan dökmeden insan gibi yaşamak mı? İnsan gibi yaşamak için Din ille de gerekli midir? Dini inancı olmayan şu çağın milletleri bir birlerinin kanlarını mı döküyorlar? Bir Tanrı neden kullarına şöyle demez? “Ey kullarım, benim sizin övgünüze, ibadetinize, sizin beni anmanıza ihtiyacım yok. Benim varlığıma inanmasanız bile dünyada yaşadığınız sürece bir birinize iyi davranın, kan dökmeyin, bir birinizi incitmeyin, hep iyiliklerde bulunun. Ben her şekilde öte alemde size karşılığını en güzel şekilde veririm. Beni tanıyıp tanımadığınıza bile bakmam!” Dinlerin inandıkları İlâhlar arasında bu kadar yüce gönül ve ruh sahibi bir Tanrı var mı?

Bu ayetleri yani 31 kez tekrarlanandan 3’er kez tekrarlananlar da dahil olmak üzere(ikişerli tekrarları eklemeden) sıraya dizdim ve 19 sayısı çıktı. Görüyor musun mucizeyi? 19 Mucizesi bu galiba :D

Bu günkü İslâm dünyasının yani dünyadaki bütün Müslümanların en önemli sorunları neler?

  1. Yoksulluk
  2. Cehalet
  3. Savaş
  4. Zulüm
  5. Eşitsizlik
  6. Ultra zengin ailelerin içindeki rezillikler(Arap şeyhlerinin dışarıya yansımayan gizli hayatı kastediliyor)

Eğer Müslüman isen Allah’ın nimetlerini inkâr eden, yalanlayan birisi değilsindir artık. Ey adının Allah olduğuna inanılan İlâh, sıraladığım 5 ya da 6  maddenin sıkıntılarını çeken milyonlarca Müslüman zaten sana inanıyor. Ayetlerini yalanlamıyor, nimetlerini inkâr etmiyor, senin güçlü ve merhametli olduğuna inanıyor, sana karşı gelmiyor yani onların sana itaat etmesi gereken ayetleri bu kadar tekrarlamana gerek yok. Dininin yayılma döneminde elçin olan Hz Muhammed bu görevi zaten başarıyla yaptı. Senin o gönderdiğin ayetler, yani “Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?, Allah’a karşı gelmekten sakının” gibi ayetlerin, vakti zamanında belki önemli idi ama şimdi önemini yitirdi. Eskiden sayıları pek az olan Müslüman halk için gönderdiğin ayetlere şimdinin milyonlarca Müslüman milletlerinin çok da ihtiyacı yok. Hepsi de kayıtsız şartsız sana inanmaktalar. Sen şimdiki kulların için ne düşünüyorsun? Onların nasıl yaşamasını, hangi nimetlere ulaşmasını ve en önemlisi, “dost edinmeyin” dediğin Yahudi  ve Hıristiyan toplulukları karşısında ne durumda olmalarını istiyorsun? Şu çağdaki Müslümanlara, üzerine vurgu yaparak, tekrarlayarak vermen gereken mesajlar yok mu? Keşke kullarının şu çağda yaşayacağı sıkıntıyı daha önceden görebilmiş  olsaydın ve deseydin ki “Yer altından çıkan kaynakların, bütün Müslüman’lara  eşit bir şekilde paylaştırılmasını emrediyorum” diye bir ayet gönderip o ayeti 31 kez tekrarlasaydın. Ya da “Size gönderdiğim dini parçalara ve mezheplere ayırıp kendi kendinize savaş ilan etmenizi, sırf mezhebi farklı diye bir birinizi öldürmenizi, bir birinize eziyet etmenizi, zulmetmenizi  yasaklıyorum” diye bir ayet gönderseydin ve o ayeti 40 defa 50 defa tekrarlasaydın. Ya da “Ey kullarım! Sizi ilim ve bilim yarışında, diğer bütün dinlerin mensuplarının önünde görmek isterim. Hangi çağda yaşarsanız yaşayın, ilimde bilimde yarışın, eğitiminize en fazla önemi vermenizi emrediyorum” deyip bu ayeti de 100 defa tekrarlasaydın. Keşke kendini ve egonu yücelten ve sana itaat edip seni  yücelten ayetlerden kısıp, ödün verip, fedakârlık yapıp, dünyadaki insanların en önemli sorunlarına çare olabilecek ayetleri Müslüman halklara emir olarak iletseydin. Keşke böyle bir fedakârlığı göstertebilecek büyüklükte olsaydın! Eğer böyle yapsaydın, emin ol, Müslüman olmamama rağmen sana saygı duyardım ve yine emin ol ki eğer böyle yapsaydın, dünyanın ilimde bilimde en gelişen toplumları Müslüman toplumları olurdu ve sayıları daha artardı, gayrımüslim kitleler, Müslüman olmaya başlardı. Sen dininin yayılmasını istemiyorsun. Bir çok  Müslüman’ın kabul ettiği üzere kadın ve erkek bile bir birinden farklı senin nezdinde. Erkeği, biyolojik olarak kadından daha güçlü  yarattığın gibi hak ve hukuk açısından da erkeği, kadından bir derece üstün ilân ettin. Yani cinsiyet eşitliğini toptan ortadan kaldırdın. Neden böyle yaptın? Kadınlar, yüzyıllar boyunca zaten kendilerinden güçlü olan erkeklerden şiddet gördüler, hem fiziksel hem de manevi. Bir de kalkıp tercih haklarını ve hatta insan olma ve insan gibi seçim yapabilme haklarını bile ellerinden aldın. Ellerin memleketlerinde kadınlar insan gibi yaşarken Müslüman memleketlerinde kadınlar, erkeklerin kölesi ya da boynunda tasmayla gezdirilen köpeği gibi yaşıyor(bu sözüm abartı değil. Suudi Arabistan’da hiçbir kadın yanında ailesinin erkeği olmadan tek başına sokağa çıkamaz, yasak). Modern ülkelerdeki kadınların Müslüman olmasını beklemiyorsun herhalde! Yoksa sen diye bir şey yok mu? Sen yoksa birilerinin iddia ettiği gibi bize 1400 yıl evvelin çöl Araplarının icat ettiği kakalama bir dinin hayali bir İlâhı mısın? Adın gerçekten Allah mı?

Ne yalan söyliyeyim, en çok tekrar edilen cümle kalıplarını çoktan aza doğru sıralayınca gerçek bir mucize göreceğimi zannediyordum. Ne bileyim mesela en başa “Kimse kimseyi öldürmesin” veya “Çocuklarınızın eğitimi, en önemli meselenizdir çünkü çocuklarınız sizlerin ve toplumunuzun geleceğidir” gibi. Hani Kur’an’ın şifreleri ile uğraşanlar var ya! Kelimeleri ayetleri sayıp rakamlar buluyorlar. Bak ben 19’u buldum. Eeeeee! Buldum işte! Sonra? Sonrasını bilmem! Herkesin dilinde olan o sayıyı buldum yetmez mi?  Zaten bu sayı işi ile ya da hangi ayet, hangi cümle, hangi kelime kaç defa tekrarlanmış gibi konular sonuç verseydi, geçmiş Âlimler, şu devrin insanlarından önce çoktaaaan bu işi yaparlardı, ortaya da muhteşem sonuçlar çıkardı, bizlere de din dersinde gözümüze “Allah’ın mucizesi” diye göstere göstere sokarlardı.

Ben  şahsen evreni yaratan bir Tanrı olsa idim, gönderdiğim ayetlerin çokluğuyla bile bir sıralama yapılsa, insanları şaşkına uğratacak harikulade bir önem dizilimi oluştururdum. İnsan hakları evrensel bildirgesi bile Kur’an’ın o önem diziliminden örnek alırdı.

Bu başlık altında verdiğim ayetler, sadece bir birinin aynı cümle kalıplarını içeren ayetlerdir. Yoksa Kur’an’da aynı konuya değinilen fakat farklı cümle kalıpları ile ifade edilen  konular da vardır. O konuları da vakit bulunca başka bir yazımda ele almayı umuyorum. Okuduğunuz için Teşekkür ederim, sağlıcakla kalın.

KURBAN EDENİN BAYRAMI

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
KTZ, din, islamiyet, Kurban bayramı, Kurban edenin bayramı, Kurban geleneği, Hayvan kurban etmek, Kurban, Kurban kesmenin amacı, Kurban etmek,

KURBAN EDENİN BAYRAMI

Bu yazıma  İlâhiyatçılardan İhsan ELİAÇIK’ın bir televizyon programında,  Kurban bayramına yönelik yaptığı konuşmadan bir kısmını aktararak başlamak istiyorum.

R.İHSAN ELİAÇIK: “… Kurban bayramında her yer kıpkırmızı oluyor. Hatta bir ara kesilen hayvanların kanları İstanbul’un denizine akıtılmıştı ve denizin suyu kıpkırmızı olmuştu. Yahu bir düşünün, Allah böyle bir şeyi ister mi? Gençler, “hayvanları kesmeyin, onların kanını akıtmayın, bir Tanrı böyle bir şeyi istemez, isteyemez.  Bu kanlar Tanrıya ya da Allah’a felan gitmiyordur” diyorlar. Barış dini olan İslâm’a bu kan yakışıyor mu? Bu gençler, bu çocuklar haklıdır. “Hayvanları kesmeyin, öldürmeyin” diyen çocukların ruhunu dine, Tanrıya daha yakın buluyorum. Fakat bunu sorgulamayan, “yav böyle gelmiş, böyle gider, et yiyeceğiz işte” diyen, ayetlerin şurasına burasına parantez açıp içine kurban sokan insanlardan ve hatta şu çağda çeşitli nedenlerle insan kellesi kesen ve kestiği kelle ile kameralara poz veren, o kellelerle top oynayan zihniyetlerden hayvan hakları savunucuları dinin ruhuna daha yakındır. Hayvanların öldürülmesine göz yummak istemeyen bu gençler ya da insanlar dindar olmasalar bile, “biz Allah’a inanmıyoruz” deseler bile bazen Allah’ın sesi, dini olmayan muhitlerden, yerlerden, kimselerden çıkar. En dindarlık iddiasındaki adamın yaptığına bak, en dinden uzak olan ateist, deist, agnostik olan adamların yaptığına bak. Bunlar bayrama evet, hayvan kesmeye hayır diyor. “Hayvanın kesilmesi bayram değildir” diyor, bir buna bak, bunların aklına, düşüncesine, insanlığına bak, bir de bu kadar sakalıyla, sarığıyla cüppesiyle, konuşurken iki lafından birisi Elhamdülillah, İnşallah, Allah, Maşallah… diyenlerin zihniyetine, vicdansızlığına bak. Videoya bir bakıyorsunuz, Işit militanı, insan kesmiş ve dilinde sürekli Allah kelimesi… Kendisini dindar zannediyor. Şimdi düşünün, bu adam mı dindar yoksa “Ne olur hayvan öldürmeyin, kan akıtmayın…” diye yalvaran dinsizler mi dindar? Hangisi dinin sesidir? “hayvan kesmeyin” diyenlerin kökünde, içinde, dindar olmasalar bile merhamet ve adalet vardır…”

Aklın ve vicdanın yolu birdir. İhsan hoca ile aramızdaki tek fark dini inancımız ya da inançsızlığımız. Ben dinsizim, o ise dindar bir Müslüman. İslâm dininde kurban var mıdır? Yok mudur?  Kurban bayramı ile ilgili hangi ayetlerde ne emreder? Kesin mi der, kesmeyin mi der? Bu mevzulara hiç girmek istemiyorum fakat İhsan bey ile aramızdaki en ortak nokta sanırım aklımız ve vicdanımız. İhsan bey de diğer bazı Modernist denilen İlâhiyatçılar gibi İslâm dinini hoş göstertmeye çalışan ve dindarları yobazlıktan çıkartmak için çabalayan kişilerden birisi.  Çevrenizdeki üniversite mezunu Müslümanların arasına dalın ve deyin ki: “İslâm dininde kurban bayramının amacı kurban kesmek değilmiş. Garip guraba bayramı imiş. Amaç, ihtiyacı olan fakir fukarayı doyurup sevindirmek, onları mutlu etmek imiş..” Sizi ciddiye almazlar veya görmez tarafınızdan bir birlerine kaş göz işareti yapıp sessiz kalırlar ya da gülerler veya “o senin inancın” diyerek geçiştirirler. Geçmişte bizzat deneyimlediğim için söylüyorum. İslâm dininden çıkmış birisi olarak niyetim Dini bayramları çok güzel göstertip ya da “Siz yanlış kutluyorsunuz, aslen böyle kutlamak lazım” gibi şeyler söyleyerek inanmadığım bir dinin kullarına, neyi nasıl yapacaklarını tarif etmek değil. Böyle bir şeye haddim yok çünkü Müslüman değilim fakat Müslüman olmamam, Müslüman olanlarla hemen her konuda sonsuza kadar görüş ayrılığına girecek olmamı ve yine hemen her konuda onlarla zıt görüşlere sahip olmamı gerektirmez. Aynı havayı soluyoruz, aynı bayrağın altında toplanmışız, aynı parayı kazanıyoruz, aynı mağazalardan marketlerden alışveriş yapıyoruz, aynı şeyleri yiyoruz ve belki de bir çok konuda aynı programları seyredip aynı kitapları okuyoruz. Ortak olan o kadar çok yanımız var ki!

Bir yakınım tavuk etini yemez. Tavuk etine karşı alerjisi ya da tiksintisi yok. Çocukluğunda arkadaş edinip çok sevdiği Tavuğu, ailesi gözlerinin önünde kesip pişirmiş. Kırsal bir bölgeden, bir köy yerinden bahsediyorum. Bu tür yerlerde insanların, çocukların daha dayanıklı, duygusal olarak daha bir sağlam olduğuna inanılır ama gerçekte böyle değildir. Çocuk psikolojisi her zaman her yerde aynıdır. Bu kişi, çocukluğunda  çok sevdiği tavuğu, gözlerinin önünde kesilip pişirilip yendikten sonra bir daha tavuk eti yiyememiş. Kaz, ördek, hindi ve kırmızı eti yiyor fakat tavuk etini yiyemiyor. Okul yıllarımda bir arkadaşımız da hiç et yiyemiyordu. Onun hikayesi de benzerdi. Her kurban bayramı öncesinde kurbanlık için eve getirilip bahçeye bağlanan koyun veya inekleri sürekli olarak yemliyor, onları sevip okşuyor, “hayvan” denilen bu canlılarla  kendisi  arasında bir hafta gibi bir sürede sevgi bağı oluşturuyor ve ardından sevdiği hayvanların bayramın birinci günü çaresizlik içinde bağırtılarak kesilişini izliyor ve göz yaşlarını tutamıyor. Sonunda da her türlü etten tiksinmeye başlıyor. İSLÂM DİNİNDE PSİKOLOJİYE DAİR HİÇ BİR ŞEY YOKTUR. ÇOCUKLARLA İLGİLİ TEK ŞEY İSE ONLARIN KARNININ DOYURULUP GİYDİRİLMESİ VE DİNE İNANDIRILMASIDIR.

Kurban bayramına yönelik bazı sorularımı, Müslüman halkımıza sormayı isterim:
  • Kurban bayramında kestiğiniz hayvanın kanının ya da sizin o hayvanı kesme eyleminizin, inandığınız Allah katında bir sevap olduğuna gerçekten inanıyor musunuz? Bir Tanrı, yarattığı bir canlının, yarattığı diğer bir canlı tarafından boğazlanması ile ne elde edebilir?
  • Kurban bayramında, dondurucunuza kaç kilo et istifliyorsunuz?
  • İslâm dünyasındaki genel inanca göre kesilen bir kurbanın etinin tamamının fakire fukaraya dağıtılması gerek. Bu bilgi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu bilgi işinize geliyor mu?

Henüz vejeteryan değilim. Halen et tüketiyorum. Peki doğru mu yapıyorum? Şahsım adına konuşmam gerekirse hayır. Yıllar süren bir alışkanlığı bırakmak çok zor. Bir gün bu alışkanlığı bırakacağımı biliyorum. Çocukluğumda, kaçırmadan izlediğim yabancı bir dizi film vardı “Ziyaretçiler”. O günleri hatırlayanlar bilirler. Sanırım TRT 2 de yayınlanıyordu. Başka bir gezegenden gelen ve insan görünümüne girmiş olmalarına rağmen kertenkele cinsine benzeyen uzaylı yaratıkların insanlarla olan savaşı konu ediliyordu. Bu canlıların suya ve yiyeceğe ihtiyacı vardı. Kendi gezegenlerindeki su ve gıda kaynakları tükenmek üzereydi. Dünyada ise bol miktarda su ve bu kertenkele cinsi zeki varlıkların damak tadına uygun olan bol miktarda hayvan ve insan eti mevcuttu. Uzaydan gelen bu canlılar, karınlarını doyurmak için hayvan ya da insan eti ayırmıyor, hepsini rahatlıkla yiyorlardı. Bir an aklıma geldi. Acaba bir gün dünyamızı farklı bir tür canlı istila etse ve bizi, yiyebileceği bir tür olarak görse, bizler neler düşünür, neler hissederdik? Hayvanları yememizin tek sebebi, onların bizim gibi zeki olmaması ve kendilerini bizlere karşı savunamaması. Aslında onları yememizin asıl en büyük nedeni, halen ilkel bir dönemde olmamız. Uzmanlar, insanların bol miktarda proteine ihtiyacı olduğunu ve özellikle ilkel dönem insanlarının protein ihtiyacını karşılamak için bol bol avlandığını söylerler.  Peki protein, sadece et türü gıdalarda olan bir besin mi? Tabi ki de hayır. Kırmızı et, halen dünyanın bir çok yerinde pahalı bir yiyecek türü. İnsan nesli ise sürekli olarak bir artış içinde. Bu artış bu şekilde devam ederse yakın bir gelecekte yiyecek sıkıntısı bir çok insanı ve milleti vurmaya başlayacak. Yavaş yavaş suni et üretimi denemeleri yapılmaya başlandı. Amaç aslında et üretimini ucuza maal edebilmek. Bu yöntem henüz ilk denemelerde olduğu için ve yeni olduğu için insanların kulaklarına pek hoş gelmiyor ve sağlık açısından artıları ya da eksileri henüz tam olarak bilinmiyor çünkü sağlık üzerindeki sonuçlarının alınması yıllar sürebilir. Fakat bu sektör de eninde sonunda ilerleyecek, büyüyecek ve günü geldiğinde canlı öldürmeye yani hayvan etine artık ihtiyaç kalmayacak. Peki o dönemler geldiğinde Türkiye’mizdeki Müslüman kesim, “Bu bize Allah’ın kesin emridir” diyerek yine de senede bir kez hayvan kesmeye devam mı edecekler?

Ülkemizde ne diyanet ne de devletin bol bol televizyon ekranlarına çıkarttığı o meşhur zengin ilâhiyatçıların hiç birisi, kurban bayramlarındaki hayvan kesimlerine dur demeyecek, diyemezler. Aşağıdaki kısa haberi okuyalım:

THK'den kurban derisi önerisi
Türk Hava Kurumu (THK) Genel Başkanlığından yapılan açıklamada, ekonomik değeri 100 milyon liraya ulaşan kurban derilerinin, bayramın sıcak havaya denk gelmesi nedeniyle iyi şartlarda saklanması gerektiği, derilerin makbuz karşılığında gönül rahatlığıyla THK'ye verilebileceği belirtildi.”

Kurban derilerinin bir kısmı dini cemaatlere gidiyor. Kızılayın topladığı kurban paralarının da bir kısmının devletin kasasına ya da başka yerlere aktarıldığını  bilmeyen hâlâ bir sürü vatandaşımız var. Yani aslında, sadece kurban bayramı nedeni ile toplamda 1 milyar lira hayvan derisi geliri var. Böyle bir geliri, ülkemizin kolay kolay bırakacağını sanmıyorum fakat Müslüman bile olsa, aklı selim insanların artık bu anlamsız ve ülkemizi dünyaya rezil eden ve hatta İslâm’ın yıllardan beridir karaladığı ve putperestlik olarak tarif ettiği “Cahil insanların Tanrılarına kurban adamaları” adetini aratmayan bu saçma geleneğe son vermelerini  umut ediyorum.

Tedavisi zor ve pahalı olan hastalıklar  ve bu hastalıkların pençesinde kıvranan bir çok yurttaşımız var. Bunların bazıları da çocuk. Şöyle bir düşünün, bu kurban bayramında insanlar, kurbanlıklara verecekleri paraları, tedaviye ihtiyacı olan ve parasal durumu iyi olmayan hastalara verebilirler. Ya da işsizliğin hat safhaya ulaştığı şu dönemlerde maddi olanağı yerinde olan herkes kurban parasını, kendi belirlediği işsiz bir insana ya da aileye verse çok daha anlamlı olurdu. Bir ay sonra okullar açılacak. Devlet okulları parasız diye bir şey yok. Ülkemizde eğitim paralı, paralı, paralı,… Kurbanlıklara verilecek olan paralar, tadilata ya da malzemeye ya da ek binalara ihtiyaç duyan okullara veya fakir aile çocuklarının eğitim ihtiyaçlarına harcanabilir. Bir sürü fabrika ve şirket kapandı ve kapanmaya da devam ediyor. Geriye kalanlar ise küçülme kararı aldı. Kurbanlıklara harcanacak olan paralarla, iflas bayrağı çekmeye hazırlanan fabrikalardaki işçilere bir aylık maaşları verilse, bir çok aile maddi yönden rahatlar, ekonominin düzelmesine katkı sağlanır.

Yukarıda saydığım olasılıkları dinden bağımsız olarak düşünüyorum. Kurbana verilecek paraları bir kenara koyalım, Müslüman kesim, hacca giderken harcadığı onca parayı, hayır amaçlı kullansa, fakir Müslüman diye bir trajedi yaşanmazdı herhalde. Dediğim gibi, bu olasılıkları dinden bağımsız olarak düşünüyorum. Dinde öncelikli olan zaten başkalarına yardımda bulunmak ya da iyi insan olmak değildir. İslâm dininde en önemli şey, İMANdır. Yani Allah’ın var olduğuna inanmak. Sonrasında ibadet ve ibadetten sonra diğerleri  gelir. En önce,  inandığın Tanrıya tapınma görevini yerine getirmelisin. O yüzden, fakire fukaraya yardım amaçlı bile olsa, öncelikli olarak  Kurban bayramını da içine alan Hac vazifeni ömrün boyunca bir kez yerine getirmen gerek. Bunun için de epeyce bir para ayırmalısın. Adının Allah olduğuna inanılan İlâh, kullarına, “ömrünüzde bir kez Kâbe’yi tavaf edin”  deyip milyonlarca Müslüman’ı masrafa sokmak yerine, “ömrünüzde bir kez ihramınızı giyinip en az yüz kişilik kalabalıkla size en  yakın caminin çevresinde veya içinde tavaf yapın, ve  fakir bir ailenin bir senelik yiyecek ihtiyacını karşılayın veya buna karşılık gelecek bir hayırda bulunun” diyemedi. Eğer iddia edildiği gibi adının Allah olduğuna inanılan İlâh, putlar gibi belirli bir yerde, belirli bir taşın içinde değil de zamandan ve mekândan münezzeh olarak her an her yerde mevcudu olan bir varlık olsa idi kullarına “Siz bana her yerde ulaşırsınız, iyiliğin ve temizliğin olduğu her yerde beni anın, ben sizi işitirim. Beni belirli yerlerde aramayın, putlara tapar gibi belirli bir yere toplanıp bir taş veya toprak parçasını kutsallaştırmayın” derdi, diyemedi. “Bana tapmak için veya bana ibadet için harcayacağınız maddiyatınızı, ihtiyacı olanlara harcayın” diyebilirdi, diyemedi.

Kurban bayramında, genel olarak ülkemize baktığınızda kesilmekte olan yüzbinlerce hayvanın kurban edildiğini  görürsünüz. Bense Türkiye’me baktığımda, atalarından gelen geleneklere, din adı altında inandırılmış ve hâlâ inandırılmaya çalışılan ve 1 milyar liralık deri için beyinleri, inançları, parasal varlıkları  kurban edilen milyonlarca insan  görüyorum.

MÜSLÜMANIN İLK GÖREVİ

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
KTZ, din, islamiyet, Rahman suresi, O halde Rabbinizin, Spam ayetler, Kurandaki çelişkiler, Müslümanın ilk görevi, Çadırlara kapanmış huriler, Huri, Huriler, Tekrarlanan ayetler,

MÜSLÜMAN'IN İLK GÖREVİ RAHMAN SURESİNİ OKUMAKTIR

Her Müslüman, Rahman suresinin ayetlerini mutlaka Türkçe tercümesi ile birer kez okumalıdır. Rahman suresine İslâm dünyasının verdiği anlamdan ve önemden bahsetmeyeceğim. Madem Kur’an’ı adının Allah olduğuna inanılan İlâh, anlaşılır şekilde kolaylık yapıp göndermiş, biz de dümdüz yazılmış olan bu ayetleri dümdüz bir mantıkla inceleyelim. Rahman suresinin en dikkat çekici ayetleri, tam 31 defa tekrarlanan “O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” ifadesidir. Sayın dindar kardeşlerim, bir şeyi yalanlamak için o şeyin önce doğrusunun ne olduğunu iyi bilmeniz ve hatta doğru bildiğiniz şeyden emin olmanız gerekir. İnanmaktan bahsetmiyorum, bir olaya dümdüz tanıklık edip ya da bizzat içinde bulunup yaşayıp deneyim geçirdikten sonra o olayı bilmekten, kesin olarak bilmekten bahsediyorum. Bunu şuna benzetebiliriz. Farz edin  devletin önemli bir kademesinde çalışan bir bürokrata mikrofon uzatıyorlar ve “Efendim, falanca ihaleden rüşvet aldığınız söyleniyor, ne diyorsunuz?” diye soruyorlar. Bu bürokrat o falanca ihaleyi verdiği şirketten çok da güzel bir rüşvet aldı ama kendisine uzatılan mikrofona “Hayır, aslı yok, kimseden rüşvet almadım” diyor. Çok iyi bildiği bir şeyi yalanlıyor. Şimdi, Rahman suresinin ayetlerine geçelim. Kırmızı renkli olan yerler, ayetlerin orijinal metinleri olup siyah yazılı olan yerler de benim kendi değerlendirmeme yönelik ifadelerdir.

Rahman Suresi

1-2. Rahmân, Kur’an’ı öğretti.
3. İnsanı yarattı.
4. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.

Biz de bu surede düşünme işlevini gerçekleştiriyoruz.

5. Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.

Bunu bilmek için gökten ayet inmesine gerek yok ki! İslâm dininden binlerce yıl önce yaşamış olan kadim uygarlıklar da bunu biliyor ve bu bilgiye göre muhteşem takvimler geliştiriyor ve hatta bu bilgi doğrultusunda güneş ışınlarını istedikleri şekilde binanın içine konumlandıran çok güzel yapılar inşa ediyorlardı. Normal bir zekaya sahip olan her insan da bunu biliyor zaten.

6. Otlar ve ağaçlar (Allah’a) boyun eğerler.

Bu ayette bahsedilen şey, bana da çocukluğumdan belli öğretilen, boynunu bükmüş olan ağaç veya otların, “Allah’a ibadet ediyorlar” şeklinde yorumlanmasından kaynaklanan bir durumdur. Otların ve ağaçların Allah’a boyun eğdiğini nereden biliyoruz? Otların ve ağaçların boyunlarının eğmelerinin rüzgârdan tutun da susuz kalıp sararmalarına kadar bir sürü bilimsel nedeni vardır. Eğer konuyu döndürüp dolaştırıp “Allah’ın kâinatta oluşturduğu ve sizin de dediğiniz gibi bilimsel olan yasalara göre boyunlarını büküyorlar yani Allah’ın bilimsel yasalarına göre bükülüyorlar” diyecekseniz eğer, bu durum “Allah’a boyun eğerler” şeklinde ifade edilmez. O zaman her şeyi Allah’a ibadet ediyor şeklinde yoralım. Mesela saatte 200 kilometre hıza ulaşan ve evleri yıkıp insanların ölmesine neden olan ve hatta bir çok ağacın kökünden sökülmesine neden olan kasırgaları, “Allah’a doğru esiyorlar, Allah’a yürüyorlar” şeklinde ifade edelim. Ya da ne bileyim, koca bir köyü yok eden ve patlama esnasında binlerce kilometre yukarıya fırlayan  lavları “Allah’a  doğru  yükselip ibadet ediyorlar” şeklinde ifade edelim. Ya da yolda giden bir kamyonun üzerine devrilen ağacı “Ağaç secdeye kapandı” şeklinde tarif edelim.

7. Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.
8. Ölçüde haddi aşmayın.
9. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.

Bu ölçü ayetleri güzel, takdir ediyorum ne diyeyim!

10. Allah, yeri yaratıklar için var etti.
11. Orada meyve(ler) ve salkımlı hurma ağaçları vardır.
12. Yapraklı taneler, hoş kokulu bitkiler vardır.
13. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Evet orada yani Arap yarımadasında ve benzer iklime sahip bölgelerde salkımlı hurma ağaçları  var. Dünyanın bir çok yerinde yapraklı hoş kokulu bitkiler var. Var olmasına var da ne malûm bunların hepsini adının Allah olduğuna inanılan İlâhın yarattığı? Bu bitkilerin, meyvelerin üzerinde nurdan ışıklı kalemle yazıyor mu “bizleri Allah ismindeki Tanrı  yarattı” diye? Sanki o kadar hoş kokulu bitki ve meyveyi adının Allah olduğuna inanılan İlâhın yarattığından kesin kes eminiz de sıra nimetleri yalanlamaya geldi.

14. Allah, insanı pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
15. “Cin”i de yalın bir ateşten yarattı.
16. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Bizler, pişmiş çamur gibi bir balçıktan yaratılmışız. Nasıl yani? İspatlandı mı? Cinler de yalın bir ateşten yaratılmış ve devamı yine “O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”  Hani cinler nerede? Nereden biliyoruz cinler diye bir canlı gurubunun olduğunu. Gördük mü bu cinlerden bir tanesini? Madem görmedik o zaman görmediğimiz bilmediğimiz bir şeyi nasıl yalanlayacağız? Görelim, kesin olarak bilelim de iş nimet  yalanlamaya kalsın.

17. O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
18. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İki doğu ile iki batı hususunda ne kast edilmek istendiği ile ilgili İslâm dünyasında sadece farklı tahminler vardır. Yani öyle kesin bir bilgi yoktur. Ey adının Allah olduğuna inanılan İlâh, sen şu anlaşılsın diye ya da kolaylaştırdığını iddia ettiğin  Kur’an ayetinde belirtilen iki doğu ile iki batının ne olduğu konusunda İslâm Âlimlerine anlayabilmeleri için  bir ışık, bir fikir ve en önemlisi ortak bir görüş birliği nasip eyle de sıra  senin nimetlerini yalanlamaya ya da yalanlamamaya  gelsin.

19. (Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.
20. (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
21. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Bu ayetlerde anlatılan durum, bir çok dindarın iddia ettiği gibi okyanusun orta yerinde yoğunluğu farklı olan suların oluşturduğu çizgi değil, ırmak, nehir gibi tuz yoğunluğu farklı olan suların denize aktığı yerde oluşturduğu ve farklı renk tonlarında göründüğü  yerlerdir. İslâm’ın Peygamberi, tüccardı ve uzak bölgelere sık sık iş icabı yolculuk yapardı. Bu tür bilgiler o dönemin insanları tarafından zaten bilinen şeylerdi.

22. O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.
23. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Denizlerden inci ve mercan çıkmasının sebebi niye Allah’a bağlanır? Ne biliyoruz inci ve Mercanın çıkmasının Allah’a bağlı olduğunu? Farz edin öyle. Öbür maddeleri kim yapıyor? Allah niye “şunu ben yarattım, şu benim nimetim, şunu  şunu size verdim” diye teker teker izahat veriyor? “Yeryüzünde ne varsa hepsi benim nimetimdir” gibi kısa, öz ve anlaşılır bir tane ayet kullanmak yetmemiş galiba. Bir çocuğu inandırmaya çalışır gibi “Şöyle şöyle bir şey var, bir de şu var, bir de şu nimet var, hepsini ben verdim…”  Bu ne yaaaaa! Ben şahsen bu nimetleri yalanlamıyorum. Ben şahsen bu nimetleri eğer bir Tanrı göndermiş ya da bir Tanrı oluşturmuş ise bu Tanrının adı Allah mıdır yoksa bu Tanrı, isim verilemeyecek bir yapıda mıdır? Kur’an isimli bir kitap göndermiş midir? Göndermemiş midir? Kısmını soruyorum. Bu inci ile mercanı Allah’ın yarattığından emin miyiz şimdi? Denizden mercan ve inci çıkması ile nimet yalanlamanın alakasını anlayamıyorum arkadaş! Evet, denizden mercan çıkıyor, inci çıkıyor, petrol çıkıyor, İslâm dininden binlerce yıl evvelden kalma yapılar bile çıkıyor deniz altından eeeeee? Kimse bunları yalanlayamaz ki! Mercan diye bir şey var, inci diye bir şey var, midye var, petrol var, var oğlu var eeeee? Ne malum bütün bunları adının Allah olduğuna inanılan İlâhın yarattığı?

24. Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O’nundur.
25. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İşte en güzel ayet! İnsan eli ile yapılan ve denizde akıp giden koca gemiler de Allah’ınmış. Gerçi Müslüman’a sorsanız insanın kendisi başta olmak üzere o insanın yaptığı her şey de zaten Allah’a aittir. E o zaman bu kadar geniş geniş yazı yazıp da “o halde nimetlerimi niye yalanlıyorsunuz” diye 31 ayet göndermeye ne gerek var? Sayın okurların 4-6 yaş arası çocukları varsa iyi bilirler. Kız çocuklarına prenses resimleri göstertin, erkek çocuklarına dinozor ya da araba resimler göstertin. Erkek çocukları, araba resimlerini izlerken beğendikleri arabaları parmakları ile işaret edip “o benim” der ve hemen sahiplenirler. Kız çocukları da en beğendikleri prenses resmini göstertip “evet evet, bu prenses benim, bu da benim, bu prenses de benim” diyerek sahiplenmeye çalışırlar. Öylesine aklıma geldi. Siyah iplikten kaşkol örmüştüm, o da Allah’ındır. Mühendislik harikası olan ve yolcu taşımada kullanılan devasa yolcu uçakları ve otobüsler de, hızlı trenler de hepsi hepsi Allah’ındır. 24’üncü ayeti okuyup da hâlâ sorgulamayacak mısınız bu kitabı?

26. Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır.
27. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.
28. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Nereden biliyoruz adının Allah olduğuna inanılan bir İlâhın var olduğunu  ve nereden biliyoruz bu var olduğuna inanılan İlâhın sonsuza kadar bâki kalacağına. Onun sonsuza kadar var olacağını görebilecek miyiz ki yalanlayalım?

29. Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O’ndan isterler. O, her an yeni bir ilâhî tasarruftadır.
30. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
31. Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
32. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz.

Demek bizi ve cinleri hesaba çekeceksiniz! Bu durumda sizin nimetlerinizi yalanlamamak için öte dünyaya gidip hesaba çekilmeyi beklememiz gerek. Ancak o zaman görür, bizzat deneyimler ve ancak ondan sonra nimetlerinizi yalanlamayız. Hem görmediğimiz hesap gününü, kesin olarak yani görecekmişiz gibi algılayıp da dünyada faydalandığımız nimetleri yalanlamak ne alaka, kafam basmıyor arkadaş! Bir çilek tarlasında çilek yetiştirmenin Zirai teknikleri vardır ve bütün dünyada bilinir. Ateist olan da deist olan da Yahudi olan da Müslüman olan da bu teknikleri kullanıp çilek yetiştirir, yer, reçelini yapar, satar, para kazanır bu nimetten. Eeeeeeeee? Tamamen inançsız olan kişiler de faydalanıyor bu nimetten. Madem öyle, adının Allah olduğuna inanılan İlâh, bu nimetini neden ayetlerini ve nimetlerini yalanlayanlara nasip ediyor? Bu nimetlerden en çok faydalananlar Müslümanlar değil ki? İnançsız olan milletler bu yalanlanmaması gereken nimetlerden daha fazla faydalanıyorlar.  Ama önemli değil çünkü Zeki ve Uyanık olan Allah, onların işini öte dünyaya yani bizim şu an ne bilimsel olarak ne de gözlemsel olarak kanıtlayamadığımız Cehennem diyarına bıraktı. Onlar yalanlasalar da yalanlamasalar da cehenneme gidecekler.

33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
34. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Haaaaa, burada duralım! Eğer bu ayette kast edilen şey, uzaya çıkmak ise güzel bir noktaya değinilmiş. Şu an için bunu yapmak, gerçekten de büyük bir güç gerektiriyor. Özellikle de para gücü ve tabi ki büyük bir enerji. Ama ilerleyen yıllarda bunu yapmak o kadar da büyük bir güç gerektirmeyecek. Hatta  bir uçak, otobüs veya araba yolculuğu gibi sıradan bir şey ve ucuz bir yolculuk  haline gelecek. Çünkü eski dönemlerin zorlukları, yerini yeni dönemlerin kolaylıklarına bırakır. İcat edilen ilk bilgisayarı hatta ilk hesap makinesini hatırlayın. Ne kadar devasa, karmaşık ve pahalı bir yapı idi. O devasa hesap makinesi ve o devasa bilgisayarın daha karmaşık hali, şu an küçücük cep telefonlarında ve en fakir insanın bile cebinde taşınıp insana hizmet ediyor. Ey adının Allah olduğuna inanılan İlâh, uzaya çıkmak, kolay ve ucuz bir yöntem haline geldiğinde 33’üncü ayetindeki “Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz” ayetini yineleyip  “O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” diyecek misin?

35. Üstünüze ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
36. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
37. Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman (hâliniz ne olur?)
38. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
39. İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak.
40. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Bu  ayetlerde kıyamet gününden bahsediyor. İyi güzel, kıyametten bahsedilmiş ama o kıyamet ayetlerinin sonundaki “O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” ayeti yine ne alaka? Biz kıyameti gördük mü? Alevleri gördük mü? Sanki kıyameti yaşadık, nasıl dehşetli bir sahne olduğuna şahit olduk, başımızdan geçti, bildik de İslâm’ın İlâhı olan Allah da hemen “O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz” ayetini alnımızın ortasına yapıştırıverdi. İş, nimet yalanlamaya gelecekse hele bir bekleyelim, gözlerimiz görecekse şu kıyameti bir görelim. Gördükten sonra bir de bu kıyamet denilen ya da kıyamet olduğu tahmin edilen şey Allah’tan mıdır yoksa başka bir şeyden dolayı mıdır diye karar verelim. Ondan sonra nimetleri yalanlamaya geçelim.

41. Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
42. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
43. İşte bu suçluların yalanladıkları cehennemdir.
44. Onlar, cehennem ateşi ile yüksek derecede kaynar su arasında gider gelirler.
45. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

“O halde”! Yani “O halde” derken biz öte tarafa gittik geldik, suçluların cehenneme girip çıktığını gördük,  İslâm’ın İlahı olan Allah da dedi ki “O halde…” yani  “madem ki gördünüz, artık biliyorsunuz, O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”. Şaka gibi!

46. Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.
47. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
48. İki cennet de (ağaçlar, meyveler, rengârenk bitkiler gibi) çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir.
49. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
50. İçlerinde akan iki pınar vardır.
51. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
52. İkisinde de her meyveden çift çift vardır.
53. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
54. Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri (zahmetsizce alınacak kadar) yakındır.
55. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
56. Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
57. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
58. Onlar sanki yakut ve mercandır.
59. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Astarı kalın ipek olan döşekler yani yataklar, Meyveler, bakışlarını eşlerine çevirmiş dilberler. O dilberlere daha önce ne bir cin ne bir insan dokunmuştur. Onlar yani o dilberler sanki yakut ve mercandır. Ah erkek olsaydım, “gidip de gördüm mü ki o el değmemiş dilberleri  iş yalanlamaya kalsın” diyecektim diyemedim. Erkeklere el değmemiş huriler, ya biz kadınlara nerede Nuriler? Görüyor musun adının Allah olduğuna inanılan sayın İlâh! Vakti zamanında çok zeki ve akıllı olmana rağmen aradan yıllar geçtikten sonra Ataerkil toplum yapılarının değiştikten sonra cinsiyet eşitliğinin artık hüküm sürmeye başlayacağını tahmin edemedin. O zamanın Arap erkekleri, parasal durumuna göre, 3-4 kadınla ömür geçirir, kadınlar da buna itiraz etmez, bir erkeğin üçüncü dördüncü hanımı olmayı kabul eder kıyamete kadar bu böyle devam eder zannettin. Bir kadın olarak ben senin cennetinden hiç haz etmiyorum, yanlış hesap yaptın. Bu Kur’an’ı yazan sen, bir fani değil de gerçekten bir Tanrı olsaydın, bu günleri hesap eder, önlemini alırdın. Her ne kadar bizim bazı ilâhiyatçılarımız  “efendim cennette adı geçen eşler hur diye ifade edilir ve cinsiyetleri yoktur yani hem kadın hem de erkek olabilirler” diye tarif etseler de anadili Arapça olan hiçbir Müslüman ülkede böyle iddialar yoktur. Ne de olsa bizim İlâhiyatçılarımız Arap gramerini Araplardan daha iyi bilirler:D  Neysem, konudan fazla uzaklaşmayalım. Biz bu cennetleri ve cennetlerdeki  sayılanları  gördük mü? İş yalanlamaya geldi mi?

60. İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir.
61. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Bak bu güzelmiş. Bana bunlarla gelin.

62. Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.
63. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
64. O iki cennet koyu yeşil renktedir.
65. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
66. İçlerinde kaynayan iki pınar vardır.
67. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
68. İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır.
69. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
70. Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.
71. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
72. Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.
73. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
74. Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
75. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
76. Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar, (nimetlenirler).
77. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Yuh be! YUH! “Çadırlara kapanmış huriler”. Yahu bu dini bize Araplar resmen kakalamış kardeşim. “Her tarafı Arap çölü kokuyor” deyince kızıyorsunuz. Şuna bakar mısın ya! Cennette çadırlara kapanmış huriler! Of of of! Tabi burada şimdi cambaz  bir Kur’an yorumcusu iseniz o çadırlar, nurdan yapılmış ve aslında insanın hayal edemeyeceği kadar güzel ve hurilerin içinde konakladığı özel bir evdir fakat Allah, bunu insanların anlayacağı bir dille izah etmek için “Çadır” ifadesini kullanmıştır. Böyle de yorumlayabilirsiniz. Nitekim, bizim ülkemizin son on yılında bu şekilde ayet yorumlama konusunda rekor kırılmaya başlandı. Kendilerini bu hususta daha da geliştiriyorlar efendim. O hurilere, eşlerinden önce ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur. Cinsiyet eşitliğine inanmayan, ataerkil ve kadını mal zihniyetiyle gören bütün toplumlarda ve bu zihniyete sahip bütün erkeklerde çok önemli bir husustur. Erkeğin aksine cinsel organı içeride olan kadına dokunulmamış olması gerek. Sıfır ile ikinci el araba arasındaki fark gibi. Kadının karakteri, niyeti, bacağının arasındaki deliğin durumundan daha önemli değildir. Arap geleneklerinde de  aşırı derecede önemlidir bu dokunulmamışlık mevzusu. Eeeeee Müslüman erkekler! Rabbiniz size iki cennet + iki cennet daha verdi. İçine de  hurmalar, yeşil yastıklar, yataklar,  pınarlar, el değmemiş bakire huriler verdi. Sizler de gittiniz geldiniz gördünüz değil mi? Hatta o hurilere sizden önce başka bir insan ya da cin dokunmuş mu dokunmamış mı  yani o huriler bakire mi değil mi, kontrol edecek zamanınız da oldu. Döndünüz dünyaya, gördünüz değil mi? “O halde Rabbinizin, hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”

NOT: Eğer bu cennet ayetlerinde bahsedilen şey bir din değil de geçmiş zamanlarda Sümerlerdeki her biri 72 millete ait olan tapınak fahişelerinden ve bu tapınağın asma üzümlerine, yeşil çimenlerine benzeyen bahçesinden bahsedilseydi ve o dönemin erkeklerinden birisine bu sorular yöneltilseydi o erkeklerden bir tanesi  derdi ki “Ooooooo,  gittim o cennet diyarına, gördüm 72 huriyi, biriyle de beraber oldum, dillere destan o güzel bahçede mest oldum, hangi birini yalanlayabilirim ki” diyebilir, demelidir de. Konu konuyu açıyor ve bazen tutamıyorum kendimi.

Haşhaşiler tarikatı ile tanınmış Hasan Sabbah’ın Cennet ile ilgili bir uygulamasına yönelik internetten okuduğum bir yazının bir kısmını paylaşmak istiyorum:
“…Haşhaşilerin militanları eğitirken kullandıkları yöntemler, dünya tarihine geçmiştir. Ailelerden seçilerek alınan gençler, Alamut kalesinde özel olarak yetiştiriliyorlardı.  Din eğitimi, halkla ilişkiler; insan psikolojisine göre davranma, Haşhaşilerin sırrını gizleme konusu önemliydi. Ve suikast konusu... Fedailer, özellikle hançerlerle yaptıkları suikastlerle ünlüydüler. Bazı olaylar; bunların zehir de kullandıklarını göstermektedir. Artık, düşman üstüne salınacak döneme geldiklerinde bunların yedikleri bala veya çöreklere haşhaş yağı katılıyordu. Bu uyuşturucuyu alan gençler götürülüp özel olarak kurulmuş cennete bırakılıyorlardı.
Bu cennetler; Kuran'da anlatılan cennete benzetiliyordu. İçinde ağaçlar, otlaklar, sular ve yarı çıplak kızlar dolaşmaktaydı. Bunlar; isteyenlere, Kevser şarabına benzetilen şaraplar sunuyorlardı. Bu şaraplara da afyon damlatıldığından şarabı içenler bu cennet içinde hurilerle birlikte olduklarını sanıyorlardı.
Bunlara daha sonra; dine hizmet eden ve Masum İmam'a sadık olanların hep böyle hurilerle dolu cennette yaşayacakları telkin ediliyordu. Onlar da kütür kütür memeli kızların bulunduğu cennete daha bu dünyada ulaşmış olmanın coşkusu ile ne denirse yapmaya hazır oluyorlardı…”

O eski dönemlerde bu dümenlere oyuncak edilen genç erkeklere de sorsanız herhalde o cennet diyarını görmüş olduklarını zannederekten Rablerinin hangi nimetlerini inkâr edebilirler?

Cennet diyarını delil niyetine göstertip sanki o cennete bütün Müslümanlar bu dünyadayken gidip gelmiş görmüş muamelesi yapar gibi ardından “O halde Rabbinizin hangi nimetlerini” yalanlıyorsunuz ifadesini yapıştıran bir kitaptan çıkartacağınız iki  olası sonuç vardır:

Birincisi: Bu ayetleri kim yazdıysa hakikaten dikkate alınacak bir zekâdan yoksundur.

İkinci olasılık ise: Kur’an’da bahsedilen cennet diyarı, gerçek anlamda bir öte alem diyarı olmayıp geçmişteki Sümerlerin 72 hurisini ve bu hurilerin yaşadığı Cennet isimli tapınağın  yeşil bahçesini  ziyaret edip tadan erkeklerin  yaşadıkları bu olayların  civarda anlatılırken değişime uğrayarak Araplar tarafından kutsal addedilen bir kitabın içine eklenmesinin  öyküsüdür.

Sizce hangi seçenek daha ağır basıyor?
Ya da Rahman suresini okuduktan sonra aklınıza farklı seçenekler de geliyor mu?
     
78. Azamet ve İKRAM sahibi Rabbinin adı yücedir.

Birçoğunu bu  hayatta göremeyeceğimiz, bilemeyeceğimiz şeyleri delil göstertip “O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” cümlesine bağlıyorsunuz  sonra da diyorsunuz ki “Bu ayetleri Tanrı gönderdi”.  Yapma ya! Bir Tanrı, Zekâdan bu kadar yoksun olamaz.

Ey İslâm’ın İlâhı olan ve adının Allah olduğuna inanılan İlâh! Sen nasıl bir ilâhsın yahu! Eğer bizi ve kâinatı sen yarattıysan bizleri, matematik hesabı üzerine kurulmuş olan bir sistemin içine gönderdin farkında değil misin? Rüzgâr neden eser? Mevsimler neden oluşur?... Bu tür şeyleri gözlemleyip araştırıp bilimsel temelle açıklayabileceğimiz bir sistemin içinde yaşıyoruz. Bize verdiğin akıl ve zekâ, sadece bu gözlemlere ve bilimsel temelli bilgilere inanabilmemizi olanaklı kılacak şekilde yaratılmış. Daha zeki olanlarımız dinden çıkıyor. Neden biliyor musun? İnsanoğlunu  hem akıl ve zekânın sınırlarını aşmayan bir kâinat sistemine göndermişsin hem de insan aklının veya duyu organlarının hiç algılayamayacağı bir boyutta bulunan aleme yani hiç gözlemleyemeyeceğimiz bir aleme inanmamızı bekliyorsun. Dalga mı geçiyorsun bizimle?

Yukarıdaki ayetleri bir Tanrının göndermiş olabileceğine şahsen inanmıyorum.

Atıyorum benim inandığım bir Tanrı var. Adı da “Yakari”. Ne büyük, ne güçlüdür benim Tanrım. Aslında kâinatın tek yaratıcısıdır benim Tanrım Ulu Yakari. Ama bilmezler, nankör insanlar. Hepsi de “Bizim Tanrımız gerçek olan Tanrı” diye bir türkü tutturmuşlar. Bir de Tanrılarına isim uydurmuşlar. Yok senin Tanrın yalan, bizim ki gerçek… Didişip duruyorlar. Kardeşim asıl gerçek olan benim Tanrım. Adı da Yakari. Kâinattaki her şeyi yaratan kâinatın asıl yaratıcısıdır Yakari. Bir gün tabiat  gezisine çıktım. Öyle şeylere tanık oldum ki ağzım açık kaldı.

  1. Yaban kazları “V” şeklinde dizilmişler gökyüzüne, öyle sistematik uçuyorlardı ki! Kazlara  o şekilde uçmayı kim öğretti sanıyorsunuz?
  2. O halde Tanrı Yakari’nin hangi nimetlerini, hangi sistemini  yalanlıyorsunuz?
  3. Küçücük arılarda, topladıkları çiçek tozlarından insanlara faydalı bal yapıyorlar.
  4. O halde Tanrı Yakari’nin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  5. Rüzgâr eserken, çiçek ve bitki tohumlarını uzağa taşıyor. Böylelikle ait olduğu gövdeden kopan tohum, kendisini büyüten annesinden 50 metre uzaktaki  toprağa tutunup boy atıyor.
  6. O halde Tanrı Yakari’nin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  7. Öte aleme gittiğinizde arşın yedi kat tepesinde Tanrı Yakari’ye iman koşusu düzenleriz. Bu iman koşusunda iyi derece alanlar tekrar Dünyaya gönderilir ve hepsi de zengin birer ailenin kucağında doğar.
  8. Yakari, kullarına 8 cennet vermiştir. Her birinde bir birinden çeşitli ve hoş kokulu çiçekler, kumsallar, tertemiz suyu olan denizler vermiştir.
  9. O halde Tanrı Yakari’nin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  10. Yüce YAKARİ, Kâinatın tek yaratıcısıdır.  ANLAYABİLENLERE!