Din ve Mitoloji: Nimrael
HABERLER
Dini Haber
Nimrael etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nimrael etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HERVOR

Hervor, Nimrael, mitoloji, İskandinav mitolojisi, Kurt ve köpeklere bırakılan Hervor, Savaşçı kadın Hervor, Mitolojide kadın karakterler, Savaşçı kadın, Norveç mitleri, Valkür Hervor, Valkür,
Hervor, bir zamanlar güçlü ve korkusuz bir savaşçıydı, kimseden herhangi bir yardım ya da başka bir şey almadı. Babasının ölümünün intikamını büyülü bir kılıç ile aldı, kendine “Medeni” diyen kralların topraklarına baskınlar ve yağma seferleri düzenledi, ve Norveç’te herhangi bir savaşçıdan daha büyük olduğunu kanıtladı.

Babası büyük bir savaşçı ve annesinin babası da vahşi bir savaşçıydı, yani Hervor her halükarda savaşçı olacaktı. Babasının efsanevi bir savaşta, Valhalla’yı aratmayan bir savaşta bir savaşçının karnına sapladığı kılıç yüzünden ölmesinden çok kısa bir süre sonra doğmuştu Hervor. Babasını tanıyan herkes, onu öldüren savaşçının barbar ve kana susamış canavar olduğunu biliyordu ve hem kıza hem de köydekilere yapacaklarından korkuyorlardı, bu yüzden Hervor’ı doğduğunda bir koruluğa götürüp orada onu kurtların ya da köpeklerin yemesine terk ettiler. Ancak bu hiçbir zaman olmadı; Hervor insanların beklediğinin aksine sağ kurtulmuş hatta inanılmaz biçimde büyümüştü. Uzun, güçlü ve demir gibi sertti, kızıl-altın arası saçları vardı ve eli bir kılıcı çok iyi kavrıyordu. Hervor’ın köyündeki kızların örgüyü, dikiş ve nakışı ve diğer sıkıcı şeyleri öğrendiği bir zamanda kendisi ata binmeyi, okçuluğu ve kılıç kullanmayı öğreniyordu, komşuların çocuklarını rutin iş olarak kavgada yenip onları mor gözler ve kırılmış kemiklerle evlerine, annelerinin yanına yollardı.
Hervor, evde oturup dikiş-nakış yapan ev hanımı olmak yerine kılıcını kullanmayı tercih etti ve evden ayrıldı. Peki kalkan hanımları ya da savaşçı kadınlar ne yapar? Drakkar denilen gemilere biner ve kader nereye götürürse oradaki yağmalara katılırlardı. Köyün reisi diğer Viking kabilelerinden biri ile yaptığı savaşta katledilince Hervor’dan daha güçlü ya da daha karizmatik biri yoktu liderlik etmek için, bu yüzden köylüler onu liderleri seçti. Ve liderliği ise yanıltmadı; onları zenginliğe ve zafere sürükledi.

Kılıcının uzandığı her düşman köyünde, yaptığı her yağma ile ünü gittikçe yayılmıştı. Yine de babası sadece bu tür olaylar için ünlü değildi; babası efsanevi Tyrfing’in taşıyıcısıydı. Hervor ise bunu taşımayı arzuluyordu. Efsaneye göre kılıcı Dwerger adında bir cüce, büyüleri kullanarak ateşte dövmüştü. Altın süslemeli bu kılıç, yeryüzünde bulunan herhangi bir kılıçtan daha ölümcüldü. Ancak kılıç lanetliydi. Büyük Beyazlar olarak bilinen yamyamlardan bile ölümcül hale geldi ve Hervor’un babası, kılıcı her seferinde kanla ıslattığında tehlikeye o kadar yaklaşıyordu. Böylece kendi arkadaşlarından birini en sonunda öldürmüştü. Kendisi ölünce ise kılıç onunla birlikte gömüldü ve insanlar bu uğursuz kılıcın tekrar kullanılmamasını tercih ettiler. Ama Hervor öyle düşünmüyordu. Bir gün çıktığı seferde babasının gömüldüğü adaya geldi ve kılıcı ondan almaya geldi. Gecenin bir yarısı yaptıkları ilk iş büyük ateşler yakmak oldu ve hayaletlerin çılgınca dağılmasını sağladılar. Hervor’ın emri altındaki hiçbir adam gemiden ayrılmaya cesaret edememişti. Hervor, gemiden atladı ve bu adamların sahip olduğundan daha erkek olduğunu kanıtladı. Adamlarına ise korkak pislikler gibi davrandı. Babasının gömülü olduğu mezara geldi ve babasının ruhunu hakaretlerle, lanetlerle çağırdı. Babası, mezardan büyük bir alev çıkarak cevap verdi ama Hervor hızla kenara atladı ve kılıç olmadan terk etmeye niyeti yoktu. Kılıcı aldı ve yaşam bulunmayan babasının ve amcasının cesetlerine baktı. Ruhlar ona kılıcın lanetli olduğunu ve ailesine felaketler getireceğini söyledi. Kendisine kızgın birçok hayalet duruyordu karşısında ama hiçbiri umurunda değildi ve gemisine gitti. Gemiye geldiğinde adamları onu terk etmişti çoktan. Adamlar sahilde çığlıklar atarak oradan oraya kaçarken Hervor adadan gidiş yolu bulmayı başarmıştı. Köyüne yine cenk hanımı olarak dönmüştü.
Tyrfying’in elinde olması ile artık dövüşlerde durdurulamaz olmuştu. Bir gün Norveç Kralı ile zar oynuyordu. Kılıcı ile oynayan adamları gören Hervor öfkelendi ve adamları kraliyet salonunun ortasında katletti. Kimse onu tutuklamaya cesaret edemedi.

Hervor daha sonraları evlenmişti ve çocukları olmuştu. Oğlu Heidrik, Tyrfing’i miras olarak almıştı, bu kılıcın kana susamış etkileri annesinden daha çok etkilemişti Heidrik’i. Hatta bu kılıç onun kardeşini ve üvey oğlunu öldürmesine sebep olmuştu. Hatta bir savaşta etrafı Hunlar ile çevrilmiş ve katledilmişti (Büyükannesinin adına sahip Hervor adındaki kızı da bu savaşta harp etti ve katledildi). Heidrik aynı zamanda bir prenses ile evliydi, yani hayatı kandan ibaret değildi.
Heidrik, Tyrfing’i miras aldığında Hervor’a ne olduğu bilinmiyor. Bazıları intikam için yapılan bir savaşta öldüğünü, bazıları ise yaşlanması yüzünden hayata gözlerini yumduğunu söyler. Sonraki dönemlerde ise Hervor adında bir Valkür’ün sagaları görülür ve gerçekte yaşayan Hervor’dan ilham alındığı ihtimali vardır. Bu Valkür, uzun savaşlar sonucu yorgun düşmüş ve öldüğünde Valkürler arasına katılmıştır.

Yazan: Nimrael

İSKANDİNAVYA'DA ÇOK TANRILI İNANCIN SONU

Nimrael, din,İskandinavya'da çok tanrılı inancın sonu,İskandinavya dini geçmişi, hristiyanlık, Hristiyanlığın İsveç'te yayılması,Hristiyanlığın gelişi ile İskandinav Tanrıları,Olaf,İskandinav paganlar,Viking dini,Uppsala
Bölgedeki en erken Hristiyan izlerine 700 ve 830 yılları arasında rastlanmıştır. Aziz Ansgar, bu dönemde kuzey Avrupa'da Hristiyanlığı yaymak ile görevliydi. İsveç kralının bölgesinde ilahî sözlerini yaymasına rağmen kilisesi Birka'da kesinlikle reddedildi. Bu durum, 900'lü yılların sonuna kadar sürdü; bu dönem ise ilk Hristiyan kuzeyli kralın, Olof Skötkonung'un başa geçtiği dönemdir. İsveç'te Olof, iki inancında yer edinmesine tolerasyon gösterdi; yani Hristiyanlığın İsveç kültüründe ilk kez yer edindiğini söyleyebiliriz. Olof ilk kez İsveç'te, Skara'da piskoposlar tarafından yönetilen kiliseyi açtı. Bu bölge Uppsala'ya gayet çok yakındı ama Uppsala'da açmamasının sebebi Uppsala'nın hâlâ kuzeydeki en büyük Pagan tapınağı olmasıydı. Yinede Uppsala'nın büyük tapınak olduğunu kanıtlayan yeterli delil yoktur. Bremen'li bir Hristiyan yazar olan Adam'ın yazılarının ışığında, Olof'un iki dini inancın takipçilerinin birbirleri ile savaşmasını önlemek adına kiliseyi Skara'da inşa ettirdiği tahmin ediliyor. 1080'li yıllarda yaşamış kral İnge ise böyle bir riski göz ardı ederek Uppsala'da yapılan kurban ayinlerini iptal ettirdi. Bu an ise İskandinavya'da dini dönüşümün kesin dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Bu durum ise hoşnut olmayan kardeşinin, İnge'yi geçici sürgüne yollaması ile sonuçlandı. 1130 yılında Hristiyanlık, İsveç'te önemli bir kaleye dönüştü ve Pagan inancına oranla daha fazla Hristiyan takipçi vardı.

Norveç her zaman politeist inançtan Hristiyan inancına geçişin zor olduğu yerdi. Hristiyanlığın burada yer edinmesi bile 50 yıl sürdü. 950 - 1000 yılları arasında, kral Haakon koyu Hristiyandı ve önemli çalışmalar yaptı. Metodları tıpkı Constantine metodları gibiydi. Tapınakların Pagan hizmetine devam edilmesine izin vererek bu tapınakların yanına kiliseler açtırdı. Aesir ve Vanir için kendi kurban payını koymayı reddettiği gibi bunlara kurban adayanlara ceza da vermedi. Bir süre sonra ise Haakon, genç nüfusu Hristiyanlık için zorlarken yaşlıları sürgüne göndermedi.

Talihsizlik yinede kapıyı vurdu. Haakon öldüğünde yerini kendi adını taşıyan Reis Haakon'a bıraktı. Kendisi bir Pagandı; Hristiyan işleri neredeyse tamamen ortadan kaldırıldı ve yıkılmakta olan politeist inancı yeniden canlandırdı. Haakon sadece Hristiyanlığa karşı savaş açmakla kalmamış, aynı zamanda yıllar içinde Hristiyanlığa karşı Aesir ve Vanir takipçilerini nefret ile doldurmuştu. 10. yüzyılın sonunda ise kral Olaf Tyrggvason, inancı uğruna bu dik kafalı takipçileri yok etmeye hazırdı.

Ancak Olaf sadece 5 yıl tahta hükmetti (995- 1000). Norveç'in her yerini gezdi ve Hristiyanları Paganlara karşı destekledi. Pagan ibadet yerlerini yerle bir ederken ritüel alanlarını ise ya kapatıyor ya da imha ediyordu. Buna ya da Hristiyanlığa karşı koyanlar işkence ve ağır cezalara maruz kalıyordu; kral Haakon gibi adil ve iyimser değildi. Önceki reislerin aksine, Olaf'ta zerre sempati bulunmazdı. 12. yüzyılın sonlarında ise varisleri, Norveç'te Hristiyanlığın hâkim olduğunu gördüler.

Yeni inancın yükselişi ile birlikte kilise ihtiyacı artmıştı. İskandinav tanrıları için ibadet binalarına gerek olmazken Hristiyanlar için kilise şarttı. Anakara'dan uzak olan İskandinavya'da sadece ziyafet salonları, reis köşkleri ve koyun ağılları dışında pek ciddi amaç için bina bulunmazdı. Hatta ilk kiliseleri bile ünlü "Longboat" gemilerinden modellenmiş, gökyüzüne gelecekte kurulacak olan Gotik sanat gibi yükselen ve geçmişteki deniz yolculuklarının kudretini gösteren ejder kafaları betimlemeleri çatı boyunca vardı.

Yazan: Nimrael

PÖN MİTOLOJİSİ

Nimrael, Pön mitolojisi, mitoloji, Kartaca mitolojisi, Baal Hammon, Tanit, Melqart, Eshmun, Astarte, Tophet mezarlığı, Kartaca, Şifacı Tanrı Eshmun, Tanrıça Tanit, Baş Tanrı, Baal Hammon tapınağı,
Günümüzde çok az bilinen mitolojilerden birisi Pön inancıdır. Pön inancı, kendisinden daha eski olan Fenike inancından büyük oranda etkilenerek ortaya çıkmıştı. M.Ö. 813 dolaylarında bazı Fenikeliler, Sur (Tyre) kentinden ayrılıp bugün Tunus'un bulunduğu topraklara gelmişlerdi. Dönemin toprağının kralı, Fenikelilere sadece bir öküz kadar toprak vereceğini söyler. Fenikelilerin lideri Dido (Elissa) bunu onaylar. Öküzün derisinden iplik yapar ve büyük bir araziyi iple çizer. Burası Kartaca olarak anıldı ve Dido buranın kraliçesi oldu.

Pönlerin inancında Baal Hammon baş Tanrıydı. Diğer önemli tanrılar Tanit, Melqart ve Esmon'du. Dido ise yarı efsanevi kişilikti. M.Ö. 146 yılında Kartaca şehri Romalılar tarafından yıkılmış, toprakları verimsiz olsun diye tuzlanmış ve şehirde yaşayan 50.000 kadar insan, kadın ve çocuk dahil hepsi köle olarak satılmıştı. Kartaca tarihini, inancını ve belki de eski çağı aydınlatacak pek çok şey buradaki kütüphanede bulunuyordu. Bazı Pön ilahlarını inceleyelim;

Ba'al Hammon
Bir zamanlar çok güçlü olan Fenike şehri Sidon'un koruyucusu ve baş Tanrısı olan Baal, Kartaca'da zamanla evrilmiş ve Ba'al Hammon adını almıştır. "Hammon", Fenike dilinde maltız anlamına gelir; bir ihtimal Ba'al aynı zamanda maltız ve ateşlerin tanrısıydı. Kartaca ve Fenikeliler arasında eğik koç boynuzlara ve uzun sakala sahip biri olarak tasvir edilen Ba'al Hammon, fırtına ve hava durumlarını kontrol eden gökyüzü tanrısıydı. Bunun sonucunda denize kıyısı olan ülkelerde ve çöl bölgelerine yakın yaşayan halklar için büyük bir önem arz ediyordu. Yani gemiciler ve çiftçiler, Ba'al'in en önemli takipçileri oluyordu. Tapınakları gökyüzüne açık olarak kuruldu. Jebel Bu Kornein, Kartaca'da bulunan Ba'al Hammon tapınağıydı ve limana doğru bakardı. Burada standart kurban ayini yapılırdı; tütsüler yakılır ve kurbanlar sunulurdu. Anlatılan hikayelere göre Kartaca'da çocuklar kurban edilirdi ve bu kurbanlar, gönülden kurban edilmeyi istemeliydi. Belki de Romalı yazarların abartmasıydı.

Tanit
Ba'al Hammon'un eşi, emsali ve ona denk kişi, Tanit bereketin ve savaşın Tanrıçasıydı. Fenike ve eski Ugarit tanrıları ile bağlantısı vardı. Daha eski bir tanrıça olan Anat, savaşlarda diz boyu kana bulanmış bir şekilde yürüyen bir kelle avcısı olarak tasvir edilirdi; Tanit'in ise bu tanrıçayla güçlü bağları vardı. Kartaca'da ise Tanit, halkın anası ve şifa dağıtan biri olarak görülmesine rağmen tasvirleri Anat ile büyük oranda benzerlik gösterirdi. Bir zamanlar Kartaca yerleşimi olan Kerkouane'de Tanit'e adanmış bir tapınak bulunurdu. Tapınak avlusunun çevresi bir dizi kolonla sarılmış ve Tanit sembolü taşıyan mozaik taş döşemeleri bulunurdu. Tapınak ile ilişkisi olan veya tapınağa hizmet eden odalar ve taştan yapılma banyolu evlerin yanı sıra, oyma koltuklar ve yıkanan kişiler için kol destekleri vardı. Ne yazık ki Birinci Pön Savaşının getirdiği yıkım sonucu şehir terk edildi.

Melqart
Eski Fenike kenti olan Tyre'ın koruyucu baş tanrısı ve en önemli ilahlardan birisiydi. Fenike halkı, Tyre kolonisinin kurulduğu ilk yüzyıllarda zenginliklerinin onda biri kadarını Melqart tapınağına veriyorlardı. Melqart, Kartaca'da büyük oranda Fenikeli Melqart ile benzerlik gösterir ve aynı geleneklere Kartaca'nın Pön halkı da sahipti. Melqart'a olan inancın kökeni ilk olarak Fenikeli kolonistlerin kurduğu Tyre'da ateşlenmiş, sonra Akdeniz'in doğu ve batı uçlarına yayılmış, İberya (İspanya) Yarımadası kadar uzak bir uçta bile Melqart'a ait mabetler kurulmuştur. Fenikeliler, tek bir çatı yerine tek şehirli devletler halinde yaşıyordu. Gelirlerinin büyük kaynağı ise ticaretti. Ticarette bur anlaşmazlık olunca insanlar, Melqart'a şahit tanrı olarak başvururdu. Fenikeliler siyasi bütünlüğe sahip olmayınca zamanla güçlerini kaybettiler ve Melqart inancı, Fenikeliler tarafından kurulan bir başka ticaret kenti olan Kartaca'da yaygın oldu. M.Ö. 3. asırda yaşamış ünlü Kartacalı aile Barca hanesi, Melqart'ı koyu takipçileriydi. Livius'a göre İspanya'da, Kartaca kolonisi olan Gades'te Melqart'a ait bir mabette Hannibal Barca, Roma'nın sonsuza kadar düşmanı olacağına burada yemin etti. Yalnızca Kartaca halkı değil, Yunanlar da Melqart'ı kendi yarı tanrıları olan Herakles ile özdeşleştirdi.

Eshmun
Bir Fenike ticaret kenti olan Sayda'nın muhafız tanrısı Eshmun, Doğu Akdeniz bölgelerinde şifacı Tanrı olarak tapılırdı ve ilkbahar ile doğanın yenilenmesini temsil ederdi. Sayda kentinin yakınlarında bulunan tapınaklara göre Eshmun tapınakları, ayin öncesinde ibadet edeceklerin temizlenmesi için taş su kanalları ve büyük havuzlara sahipti. Bu tapınaklar mimari olarak Helen ve Arkaik dönem tapınaklarından farklıydı; şifa bahşedilmesi ya da Eshmun'un lütfunu kazanmak için adaklar mahzenlere ve havuzlara bırakılırdı. Eshmun, karanlık bir kökene sahiptir. İlk başta ölümlü ve güzel bir adamdı, tanrıça Astarte'yi resmen bir bakışı ile büyüledi. Astarte ise sürekli onu izledi ve ona sahip olmayı arzuladı. Eshmun ise tanrıçanın gösterdiği bu yakınlaşma çabalarından kurtulmak için bir çözüm aradı. Nihayetinde buldu da; kendini bir balta ile hadım etti. Ancak yaradan ötürü ölünce Astarte kederle doldu ve onu ölümün elinden geri aldı. Yani Eshmun'un baltalı planı baltalanmış oldu.

Astarte
Astarte çok karma bir yapıya sahipti. Hem savaş hem de aşk tanrıçası olarak değer gören Astarte, askerlerin ve tabi ki aşıkların tanrıçasıydı. Akşam Yıldızı olarak bilinen Venüs gezegenini temsil eden bir sembol olan halka içindeki yıldız şeklinde betimlenirdi. Kutsal hayvanları arasında aslan, sfenks ve at bulunuyordu. Tanit'ten ayrı bir role sahip olmasına rağmen Kartaca'da, Tanit ile Astarte'nin sorumluluklarında örtüşen kısımlar olduğu tahmin ediliyor. Su mermerinden yapılma bir heykelcik olan "Lady of Galera" (Galera Leydisi), Astarte'nin en çok bilinen tasviridir. Bu küçük heykel, göğüslerinden çıkan su ile doldurulabilen tas taşır ve bir tahta oturmuş vaziyette yanlarınds sfenksler bulunur. Aslen Fenike kadar ya da daha eski olan Ugarit ülkesinin tanrıçası olan Astarte, Yunanların Artemis ve Afrodit tanrıçaları ile ve Romalıların Venüs'ü ile denkti; bazı kaynaklar bu tanrıçaların Astarte'den esinlenerek ortaya çıktığını yazar. Haksız da değiller, sonuçta Astarte hepsinden daha eski bir tarihe sahiptir.

Eski bir mezarlık; Tophet
Her ne kadar dini ya da kültürel nir özelliğe sahip olduğu tahmin edilse de Tophet, acı bir gerçeğe sahiptir. Bu büyük çocuk mezarlığı, yirmi binden fazla defin işlemi gerçekleşmiş bir bölgedir. Tophet adı, Eski Ahit'te geçen Kenan halkının çocuklarını kurban ettikleri Hinnom Vadisi'nden gelir. Tophet adını ise günümüz tarihçileri ve arkeologları tarafından verilmiştir. Kartaca'nın çocuk ayinleri yaptığı kesin değildir zira kendilerinin kaydettiği tarihleri, kendi kütüphaneleri ile birlikte yok oldu. Kartaca'nın çocuk ayinleri, Romalı ve Yunan yazarlar tarafından kaydedilir; belki de bu çocuklar hastalıklı ya da doğum sırasında ölen çocuklar olabilir. Ne genç olduklarına, ne kurban edildiklerine ne de doğal yollardan öldüklerine dair bilgi sahibi olmak çok zordur. Eskiden yapılan insan kurbanlarına ait kayıtlı belgeler, çocukların Ba'al Hammon'a sunulması için ateşe atıldıklarını kaydeder. Alevlere atılan kurbanın geçerli olabilmesi için sunulanların değerli olması gerekirdi, bundan dolayı varlıklı ve zengin olan ailelerin çocukları da bu kurbanlar arasında bulunurdu.

Yazan: Nimrael