HABERLER
Dini Haber
Sosyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KALABALIKLARIN BİLGELİĞİ

Yazan: Kirpi

KALABALIKLARIN BİLGELİĞİ

Benim mensubu olduğum toplumda şöyle bir laf vardır: "bir kafa akıllıdır, iki-üç kafa ondan daha akıllıdır". Bu atasözü günümüz bazı teorisyenlerin ortaya attığı kalabalıkların bilgeliği tezinin basitleştirilmiş hali. Dürüst olmak gerekirse bu tezin çok doğru olduğunu düşünüyorum fakat günümüz dünyasında yaşayan toplumların bu tezi uygulayabilecek düzeyde olduğunu düşünmüyorum. Peki nedir kalabalıkların bilgeliği tezi?

Bu tez 2004 yılında James Surowiecki tarafından kaleme alınan “The Wisdom of Crowds” adlı kitaptan sonra popüler hale gelmiştir. James kitabında argümanını açıklamak için çok sayıda vaka çalışması ve anekdot sunuyor. Kitap geleneksel kitle psikolojisi yerine bağımsız olarak karar veren bireylerle ilgilidir. Ekonomi ve psikolojiyle ilgilenen arkadaşların okumasını tavsiye ederim. Fakat kitapta istatistiklerle ilgili çok az açık tartışma var.

Surowiecki bilge bir kalabalık oluşturmak için gereken beş unsuru şöyle açıklıyor:
1) Görüş çeşitliliği
2) Bağımsızlık
3) Merkeziyetsizleşdirme (toplum liderlerinin toplum adına karar vermesini önlemek)
4) Bilgi toplama
5) Güven

Felsefe ve uluslararası ilişkiler konusunda doktora uzmanlığı olan Henry Oinas-Kukkonen, Surowiecki'nin kitabına dayanarak bilge bir kalabalık oluşturulabilmesi için şu 3 esasın yapılmasının gerekli olduğunu savunuyor: Çeşitlilik, bağımsızlık ve adem-i merkeziyetçilik. [Adem-i merkeziyetçilik, devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılmasını savunan siyasi görüştür.]

Bu yazımda kalabalıkların bilgeliği teorisinin toplumun ve onu oluşturan bireylerin inançları üzerindeki etkisine de azda olsa değineceğim.

Teoriye göre, herhangi bir konuda farklı grupların toplu değerlendirmeleri bu konuda uzman olan kişilerin bireysel değerlendirmelerinden daha doğru olabilir. Konuyu daha iyi anlayabilmeniz için TRT Belgesel'in yaptığı bir deneye bakalım. Deneyde bir kavanozun içerisine 3.464 adet bon bon şekeri koyuyorlar ve sokağa çıkarak 120 kişiden kavanozdaki şekerlerin miktarı konusunda tahmin yapmalarını istiyorlar. Bu 120 kişinin yaptıkları tahminleri toplayarak 414.960 sayısına ulaşıyorlar. Sonra bu rakamı soruyu yanıtlayan kişi sayısına böldüklerinde (414960:120=3458) 3.458 rakamı ortaya çıkıyor. Bu rakam kavanozdaki şekerlerin miktarından sadece 6 adet şekerin eksik tahmin edildiğini gösteriyor. Deney bizlere toplumun herhangi bir konuda gerçeğe en yakın kararı verebileceğini gösteriyor.

Ben devlet yönetiminde de toplumun daha isabetli kararlar verebileceğine inanan birisiyim fakat bunun sadece eğitim konusunda başarı sağlayan devletlerde işe yarayacağı kanısındayım. Bir toplumun eğitimi kötüyse o toplum kendisi için doğru kararlar veremez.

Peki kalabalığın bilgeliği nasıl sağlanır? Bunun bir kaç yolu vardır. Onlardan bazılarına hep birlikte bakalım.

1) Bir kalabalığın bilgeliğini sağlamanın en kolay yolu o kalabalığın mümkün olduğu kadar birbirinden farklı düşünen bağımsız bireylerden oluşmasını sağlamaktır.

Günümüzde ezberler üzerine kurulan eğitim sistemlerinde bu ne kadar başarılı olur açıkçası düşünmek gerek. Sınavdan iyi not alabilmek için sadece kitapta yazılanları ezberleyen öğrenciler yetiştiren okullar olduğu sürece bu bilgeliğin sağlanacağını düşünmek için çok saf olmamız gerek.

2) Bireyler mümkün olduğunca farklı geçmişlere ve inançlara sahip olmalı ve görüşlerini şahsi kanaatlerine dayandırmalıdır.

Bir toplumda çoğunluğun inancına aykırı fikirler söyleyerek çoğunluğu eleştiren kişiler ölüm korkusuyla yüzlerini kapatarak saklanmak zorunda kalıyorsa o toplumda bilgelikten söz edemeyiz. Fakat üzücü olan şu ki bu gün azınlık olan inançlara sahip kişiler her ne kadar ifade özgürlüğü diye bağırsalarda yarın iktidara geldiklerinde kendisine yapılan baskıyı başkalarına yapmaya kalkışıyorlar. Komik olsa da bu böyle. Aslında buna anlayışla yaklaşmamız gerek zira mevcut otoriteyi korumak için bazen baskıcı eylemler yapmak zorunda kalabiliyoruz. Fakat bu baskı sözlü tartışmalardan çıkarak fiili şiddete dönüşüyorsa o zaman mevcut ana fikrin doğru yahut yanlış olmasının bir önemi kalmıyor.

3) Her bir üyenin görüşü etrafındaki insanlardan bağımsız olmalı ve hiç kimse tarafından manipüle edilmemelidir.

Aslında bu konunun Türkiye'de nasıl işlediğini az çok hepimiz biliyoruz. Okullarda dünya dinlerini öğretiyoruz diye derslik yazanlar kitabın ilk sayfasını besmeleyle başlatıyorsa o zaman konuyla ilgili fazla konuşmaya gerek yok. İnsanları inancından ve fikirlerinden dolayı otelde yakarak öldürenlere "insanları manipüle etmeyin kardeşim" diyemeyiz çünkü anlayacak değiller.

4) Her birey grubun adil olduğuna ve kalabalığın kararını ifade eden mekanizmanın hakkaniyetine güvenmelidir.

Böyle bir güven var mı sizde? İnsanların kendi çıkarları için her türlü yola başvurduğu bir toplumda hakkaniyet aramamız mantıklı olur mu? Bence olmaz ama yine de böyle toplumların oluşması için bilgili bireyler yetiştirme azmimizden vazgeçemeyiz. Eğer vazgeçersek toplum olarak adil ve eşit yaşam haklarına sahip olmamız imkansızlaşır.

Dinlerin geneline baktığımızda karar veren tek varlık Tanrı (Allah) olarak anlatılır. Bu nedenle inançlı insanlar her konuda kutsal kitaplarının en iyi kararı vereceğini savunurlar. Oysa binlerce sene önce yazılan kitapların günümüz dünyasında yaşayan toplumlar için doğru kararlar verebilmesi imkansıza yakın. Toplumun genel konularda karar verme yetkisini tek bir şahısta toplamasına “lider” gibi süslü isimler takılabiliyor. Fakat bunun ne kadar yanlış olduğunu ve bazı dönemlerde sonuçlarının ne kadar vahim olabildiğini yakın tarihten biliyoruz.
Ben toplumların liderler tarafından yönetilmesine her ne kadar karşı olsam da bilgisiz bireylerden oluşan baskıcı toplumların karar almasına da bir o kadar karşıyım. Bu nedenle toplumun karar veren kısmının, başka isimle anlatmak gerekirse oy kullanan kısmının belli bir kritere sahip olması gerek. Yani toplumda oy kullanma yetkisini yalnızca IQ (intelligence quotient) testi uygulanmış ve belli bir seviyenin üzerindeki kişilere verilmesi gerekir. Demokrasi açısından bu pek iyi gözükmese de toplumun çıkarları için en iyi yol budur. Çünkü toplumun düşünebilen, akıllı kısmının vereceği kararlar toplumun tamamını iyi yönden etkileyecektir. Toplum liderleri de toplumun zeka düzeyi yüksek bireyleriyle muhatap olacağını bildiği için kendini ona göre hazırlar. Böylece vatandaş bir sorununu dile getirdiğinde toplumun lideri vatandaşı çeşitli sözlerle yaftalamak yerine bahsedilen sorunu çözmek için çalışmak, uğraşmak zorunda kalır.
Dolayısıyla kalabalığın bilgeliği tezi çoğunun zannettiği gibi toplumun tamamının değil, yalnızca belli kriterlerin üzerinde olan bireylerin belli konularda belli kararların verilmesinde uzmanlardan daha etkili olduğunu savunur. Fakat öncelikle o bilge kalabalığı oluşturmamız gerek. Bunu hangi toplum ne oranda başarabilir onu zamanla göreceğiz. Ancak bizim bu yönde kat etmemiz daha çok yol var. Bu yoldaki ilk önceliğimizin ne olması gerektiğini geçmişteki bir dahi zaten bizlere söylemiş:

"Ben, manevî miras olarak hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar." Mustafa Kemal Atatürk [1]