SON YAYINLAR
latest

ARKEOLOJİK KEŞİF

Arkeolojik keşif
Yaratılış mitleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaratılış mitleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AZTEK MİTOLOJİSİNDE 5 GÜNEŞ

5 dünya, 5 güneş, A, Aztek mitolojisi, Aztek mitolojisinde dünya ve güneşler, Aztek mitolojisinde yaratılış, Azteklerde dünyanın yaratılışı, Deprem güneşi, mitoloji, Yaratılış mitleri,
İLK GÜNEŞ: TEZCATLİPOCA
  • Nahui-Ocelotl (Jaguar Güneşi) - Sakinleri, jaguarlar tarafından yutulmuş devlerdi. Dünyaları yok edildi.
676 yıllık bir günaş olan Tezcatlipoca, dünyayı aydınlatan ilk güneş olmuştu.
Dünyayı tamamlanmak için, büyük bir enerji kaynağı olan güneş yaratılmalıydı. Güneş, Aztek yaratılış mitlerindeki döngünün anahtarıdır. Bununla birlikte, güneş çok güçlüdür. Azteklere göre Güneş, sadece bir tanrının kurban edilmesinden sonra ortaya çıkabilir : Tezcatlipoca. Ancak, kudretli Tanrı Tezcatlipoca sadece güneşin yarısı olabilmiş, böylece ilk yaratılmayı tamamlayamamıştır. İlk çağda, tanrılar küllerden devler yarattı ve onlara yemek olarak meşe palamudunu verdi. Tezcatlipoca güneş olmayı bıraktığında, tüm devler jaguarlar tarafından yenildi ve hiçbiri kalmadı.

Tezcatlipoca güneş olmaktan çıktı çünkü Quetzalcoatl onu gökyüzünden dışarı fırlattı. Öfkelenen Tezcatlipoca devleri yok etmek için jaguarları gönderdi. Bu dünya titremelerle ortadan kayboldu ve insanlar jaguarlar tarafından yutuldu.

İKİNCİ GÜNEŞ: EHECATONATİUH
  • Nahui-Ehécatl (Rüzgar Güneşi) - Bu dünyada yaşayanlar maymuna dönüştüler ve kasırgalarla yok edildi.
İkinci güneş sırasında, insanlar şimdiki gibi normal boyutta yaratıldılar. Tanrılar insanlara yemeleri için çam fıstığı kurusu verdi ve insanlar barış içinde yaşıyorlardı. Ancak bir süre sonra insanlar yozlaştı ve kin duygusuna sahip olmuştu. Bu yüzden Tezcatlipoca onları maymuna çevirmişti ve bundan dolayı öfkeliydi. Quetzalcoatl, maymunları uzaklara savurması için bir kasırga gönderdi.

Quetzalcoatl, Tezcatlipoca onu tahrip edene kadar toplamda 675 yıl boyunca güneş olarak varlığını devam ettirmişti.

ÜÇÜNCÜ GÜNEŞ: TLETONATİUH
  • Nahui-Quiahuitl (Yağmur Güneşi) - Sakinleri bir yağmur yağması tarafından yok edildi. Sadece kuşlar hayatta kaldılar (ya da yaşayanlar kuş haline geldiler).
Tlaloc tanrıların, yağmurun ve suyun tanrısının ilk yaratımlarından biriydi. O bir sonraki güneşti. Ancak tıpkı faniler gibi, kişisel sorunlar onun çöküşü oldu. Tezcatlipoca fitneci ve tetikleyici olmuştu. Üçüncü Güneş sırasında, Tezcatlipoca Tlaloc'un karısını (Xochiquetzal) çalınca Tlaloc'un kalbi kırıldı. Güneş gibi parladı ama halkın yalvarmalarına rağmen yağmur yağdırmayı reddetti, öfke doluydu. Kısa bir süre sonra, korkunç bir kuraklık dünyayı süpürdü ve son olarak Tlaloc bir öfke içinde yağmur yağdırdı fakat bu bir ateş yağmuruydu. Dünyanın her tarafını yakarak yok olmasına neden oldu.
Üçüncü güneşin varlığı 364 yıl sürdü.

DÖRDÜNCÜ GÜNEŞ: ATONATİUH
  • Nahui-Atl (Su Güneşi) - Bu dünya büyük bir su baskını altında kaldı ve sakinleri balıklara dönüştüler. Bir çift kaçmayı başardı ama onlar da köpeğe dönüştüler.
Dördüncü Güneş sırasında, Tlaloc’un kızkardeşi Calchiuhtlicue güneş olarak seçilmiştir. Ancak kıskançlıkla dolan Tezcatlipoca ve Quetzalcoatl güneşi yıktılar. Calchiuhtlicue düştüğü için, gökyüzü açıldı ve su dünyaya dolarak yıkımına neden oldu, dünya sular altında kaldı.

Chalchiuhtlicue, 312 yıl boyunca balık adamlarını doğurdu. O zamanlar mısıra benzer bir tohum olan beştepi yediler.

BEŞİNCİ GÜNEŞ: İNSANIN YARATILIŞI
  • Nahui-Ollin (Deprem Güneşi) - Biz bu dünyanın sakinleriyiz. Bu dünya depremler (veya büyük bir deprem) tarafından yok edilecek.
Tanrılar başka bir güneş yaratmak için toplandılar. Bu, Aztek yaratma hikayesinin, bugün dünyanın ne olduğunu açıklamaya gerçekten yaklaştığı zamandır.

Gururlu tanrı Tecuciztecatl yaratma işi için kendini teklif etti, ama diğer tanrılar alçakgönüllü Nanahuatzin'i tercih etti. Büyük bir ateş inşa edildi, ama Tecuciztecatl son atlayan olmaktan çok korktu. Nanahuatzin atladı. Kıskançlıkla dolu Tecuciztecatl peşinden koştu, ardından cesur bir kartal ve jaguar izledi.

Doğuda iki güneş doğmaya başladı. Çok parlaktı, tanrılar ışığı soldurmak için Tecuciztecatl'ın yüzüne bir tavşan attılar ve o bir aya dönüştü.

Fakat Nanahuatzin zayıftı. Hareketsizdi, bu yüzden diğer tanrılar ona gökyüzünde koşacak enerjiyi sağlamak için kanlarını verdiler. Aztek inanışına göre bu içinde yaşadığımız dünyadır. Aztekler bu dünyanın sonunun büyük depremlere geleceğine inanıyorlardı.

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

KELT YARATILIŞ MİTİ

Kelt mitolojisi, Kelt yaratılış miti,Yaratılış mitleri,İnsanın yaratılışı,İnsan yaratılış mitleri,mitoloji,A,Eiocha,Cernunnos,Tanrılar insanı neden yaratıyor?,Kelt efsanesi,Yaratılış efsanesi
Kelt mitolojisi, diğer dinler ve mitolojilerin yaptığı gibi, bir bütün olarak yaratımın tek bir versiyonunu ya da tanımını önermez, fakat bir kaç Kelt efsanesi, cennet ve dünyanın, bu halklar grubunun eski orijinal tanrılar olarak kabul ettiği devler tarafından yaratıldığından bahsetmektedir. Bir başka Kelt efsanesine göre, başlangıçta var olan tanrı, nefesinin çıkardığı melodi ile canlı hayatının varoluşunu sağlamıştır.

Aşağıdaki pasaj, başlangıçta hiçbir şeyin yaşanmadığını, hatta tanrıların bile bulunmadığını, ancak yeryüzü ve denizden oluştuğunu iddia eden bir Kelt mitidir.

"Bir zamanlar, hiçbir zaman yoktu ve o zaman hiçbir tanrı yokken ve hiçbir insan toprağın üzerinde yürümüyordu. Fakat deniz vardı ve deniz karayla buluştuğunda, beyaz deniz köpüğünden olma bir kısrak doğdu. Ve adı Eiocha idi."

Yaratılış devam ediyor. Arazide büyüyen bir meşe ağacından bir bitki filizlendi. Burada Eiocha ilk tanrı Cernunnos'u doğuruyor. Cernunnos, Eiocha ile çiftleşti ve daha çok tanrıya kavuştu; bununla birlikte, tanrılar emredebilecekleri ve onlara ibadet edecek hiç kimseye sahip olmadıkları için yalnız hissettiler, bu yüzden meşe ağacının ahşabından ilk insanı ve kadını ve diğer hayvanları yarattılar. Devler ise, Eiocha'nın suya attığı bir ağacın kabuğundan doğarlar.

Daha spesifik çok fazla şey bulunmaz ve yukarıdaki öykülerin kesin kökenleri bilinmediğinden, orijinal hikayeler mi yoksa ikinci icatlar mı olduğu açık değildir. Çoğu Kelt efsanesi bir zamanlar yazılmak yerine sadece ağızdan aktarılarak korunmuş olduğundan, daha sonraki Hristiyan etkileri onları değiştirmiş veya çarpıtmış olabilir.

Kaynak: April Halloway

Yazan & Çeviren: A.Kara

ÇAMURDAN YARATILIŞ HİKAYELERİ

AY, din, islamiyet, Çamurdan yaratılış hikayeleri,Mitolojide çamurdan yaratılış,İnsanın yaratılış mitleri,yaratılış mitleri, yahudilik, din ve mitoloji, Mitoloji ve din, Marduk,Aruru,Zeus
 İSRAİL'İN TANRISI YEHOVA'DAN ĶUR-AN'IN TANRISI ALLAH'A ÇAMURDAN YARATILIŞ

Prometheus
Gözyaşlarımla toprağı ÇAMUR haline getirdim ve yoğurdum. Bir insan heykeli yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim. İlk ölümlü yaratıklar oluştu böylece. "Ben, önceki tanrılardan böyle gördüm. Böyle terbiye aldım.

Zeus
"Namlı, şanlı Hephaistos'u çağırdım hemen, 'bir parça toprak al, suyla karıştır' dedim. 'İçine insan sesi koy, insan gücü koy. Bir varlık yap ki, yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin.' Koca Hephaistos, topal tanrı, hemen yaptı dediğimi. Bir kız biçimine soktu toprağı. Ses koydu içine. Ve, Pandora adını koydu. İşte, böyle yarattım insanı."

Marduk
"Bizim eski tanrılar, yaptığım işlerden dolayı teşekkür etmişlerdi bana. Hallerinden çok memnun olduklarını, ancak kendilerine hizmet edecek, tanrı niteliği taşımayan bir yaratığa ihtiyaçları olduğunu söylemişlerdi. Bunun üzerine, ben de Ea'nın yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla yoğurdum. İlk insanı meydana getirdim."

Aruru
"Büyük gök tanrısı Anu -ki, kendisini ben yarattım- Uruk halkının ah ve figanlarını dinlemişti. Beni çağırdı. 'Sen,' dedi, 'Beni yarattın, şimdi de fikrimi yarat.' Bunu duyar duymaz, Anu'nun fikrini kalbimde yarattım. Ellerimi yıkadım. Bir parça çamur koparıp yazıya attım. Ve bu yazıda, kahraman Engidu'yu yarattım. ÇAMURDAN yarattığım Engidu, demir gibi serttir. Bütün gövdesi kıllardan simsiyahtır. Kadın gibi uzun saçları vardır."

Tevrat
"Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu."

"Ve Allah dedi: 'Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım/Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı, onu Allah'ın suretinde yarattı./Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve Adam yaşayan can oldu./Fakat adam için kendisine uygun yardımcı bulunmadı./Ve Rab Allah Adam'ın üzerine derin bir uyku getirdi ve o uyudu ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapladı./Ve Rab Allah Adam'dan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu Adam'a getirdi.."

Adem ile Havva'nın ilk günahları ve cennetten kovuluşları ile devam eden bu yaratılış öyküsü, hemen hemen aynen Kur'an'a geçmiştir.

Kur-an
8) Kur'an, Mü'minün 12-16: "And olsun ki Biz insanı süzme ÇAMURDAN yarattık."
9) Kur'an, Es-Safaat 11: "Hakikat Biz onları cıvık bir ÇAMURDAN yarattık."
10) Kur'an, Sad 71-76: "Ben muhakkak ÇAMURDAN bir insan yaratacağım. Artık onu tamamlayıp içerisine de ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona secdeye kapanın."

Yazan: Aziz Yağan

EFSANELERDEN TEVRAT'A ORADAN KUR-AN'A

AY, din, islamiyet, din ve mitoloji, İslam ve mitoloji,Sümer mitolojisi ve islam,İslamiyetin mitolojiden esintileri,Kuran ve sümer mitolojisi,Yaratılış mitleri,Kuran'da dünyanın yaratılışı
Enbiya Suresi 30: “İnkar edenler Evren(Gökler) ve yer birbirleriyle bitişik iken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Yine de onlar inanmayacaklar mı?”

Ayetin iddia ettiğinin aksine göklerle yerin ayrı olduğu hiçbir dönem olmamıştır.

Kuran’ın bütününe baktığımızda sadece bu ayet değil, evrenin yaratılışını anlatan diğer ayetler de bilimle çok ciddi çelişkiler içerisindedir, mucize olması bir tarafa, hatalıdır.

Bu olaydan Kur-an’dan çok daha eski metinlerde de bahsedilmiştir. Pek çok toplumda göklerle yer başlangıçta bitişiktir, sonradan Tanrı tarafından ayrılıp bugünkü şeklinin verildiği inancı yaygındır.

Göklerle yerin ayrılması pek çok toplumun inanışlarında yer almaktadır, Kuran’a muhtemelen Tevrat’tan geçmiştir. Tevrat masalı şöyle anlatır:

"Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı gök kubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu. Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü." (Yaratılış 1:2-10)

Gördüğünüz gibi Tevrat’a göre de göklerle yer başlangıçta bitişikmiş,Tanrı tarafından ayrılmışlar.Anlaşılan düşüncelerine göre başlangıçta bütün yeryüzü sularla kaplıymış, Tanrı yer altından saydam bir kubbe yükseltmiş ve suların bir kısmını yukarıda toplamış. Kalan suyu da bir kenara toplayıp denizleri oluşturmuş,ortaya çıkan toprak ise yer (kara) olmuş.

Saydam bir kubbe düşünmüş olmalılar çünkü gök de denizler gibi mavidir, bu maviliğin nedeni, yer altından çıkarak suların bir kısmını üzerinde toplayan kubbe ile alakalı düşünülmüş olmalı. Tevrat anlatımından açıkça anlaşılıyor ki gökyüzü kubbenin arkasında kalan sulardan oluşuyor, bu kubbe saydam olduğu için de üzerinde toplanan deniz suyunun maviliği nedeniyle gökyüzü mavi gözüküyor. İşte! Göklerle yerin neden başlangıçta bitişik iken sonradan ayrıldıkları düşünülmüş, bulduk!

Tevrat anlatımından bu açıkça anlaşılıyor yani o kubbe saydam düşünülmüş olmalı. Şimdi daha eski kaynaklara da bakalım, bu inancın kökeni Sümerlere kadar uzanmaktadır:

Sümer efsanesine göre evrende ilk olarak Tanrıça Nammu adında büyük uçsuz bucaksız bir su vardı.Tanrıça o sudan büyük bir dağ çıkarıyor. Oğlu Hava Tanrısı Enlil, onu ikiye ayırıyor. Üstü gök oluyor, Gök Tanrısı onu alıyor, yer olan altı da Yer Tanrıçası ile Hava Tanrısının oluyor. Bilgelik Tanrısı ile Hava Tanrısı yeri bitkiler, ağaçlar, sularla donatıyor. Hayvanlar yaratılıyor ve hepsini idare edecek Tanrılar meydana getiriliyor.

Bir de bunu Sümer şiirlerinde gösterelim:

Gök ve yer çift olarak yaratıldığı zaman,
Ana Tanrıça İnana onlara şekil verdiği zaman,
Yerler düzenlendiği, toprak yerleştiği zaman,
Gök ahenk içinde hareket ettiği zaman,
Nehirler ve kanallar düz bir çizgi gibi aktığı zaman,
Dicle ve Fırat nehirleri kıyılarını doldurduğu zaman,
Büyük Tanrılar “artık ne yapabiliriz” diye konuşuyorlar.


Başka bir şiir:

Gök yerden ayrıldıktan sonra
Yer gökten ayrıldıktan sonra
İnsanın adı konduktan sonra
An(gök tanrısı) göğü alıp götürdükten sonra…


Bir diğeri:

Bey, gerekli olanları meydana getirmek için,
Kararları değişmeyen bey,
Yerden “ülkenin tohumunu çıkaran Enlil”
Yerden göğü ayırmayı planladı,
Gökten yeri ayırmayı planladı.


Sadece Sümer’de değil Babil mitlerinde de göklerle yer ayrılmıştır, tek bir farkla; göklerle yer Tanrıça Tiamat’ın bedeninden yaratılır:

Babil Tanrıçası Tiamat ve kocası Apsu genç tanrıların yol açtığı kargaşaya artık dayanamaz ve onları yok etmeyi tasarlar. Ea’nın çatışma sırasında Apsu’yu öldürmesi üzerine,azman bir su yılanı olan Tiamat intikam güder. Onunla dövüşmek için seçilen Marduk kavgayı kazanır ve tanrıçanın bedenini ikiye ayırarak göğü ve yeri yaratır.

Mısır mitolojisinde de göklerle yer bitişikken ayrılmıştır:

Eski Mısır Mitolojisi’nde ilk tanrı Atum‘un oğlu Şu, Yer’le göğü birbirinden ayırandır. Şu‘nun (kendi kızkardeşinden yaptığı) çocukları olan Nut göğü, Geb de yeri temsil eder.

Mitlere devam edelim, bu sefer Hint’ten:

Upanishad’lara ait başka bir sekizinci yüzyıl miti tanrıları pek çok açıdan olayın dışında tutmaktadır:

“Bu dünya başlangıçta yalnızca hiçbir şey idi. O var oldu. O, gelişti. O bir yumurtaya dönüştü. Yılın belli bir döneminde yumurtladı. Birbirlerinden ayrıldı. İki yumurta kabuğunun birisi gümüş, birisi altın oldu. Gümüş olandan yeryüzü oluştu, altın olandan gökyüzü meydana geldi.”

Burada yine göklerle yerin başlangıçta bitişik iken ayrılması inancı var.

Görüldüğü gibi kökeni Sümer olan “göklerle yerin birbirinden ayrılması” inancı çok yaygın bir inançtır. Kimi bir kara kütlesini ayırıp üstünü göğe, altını yere çeviriyor, kimi suları ayırıyor, kimi Tanrıların bedenini ayırıp aynını yapıyor, kimi de bir yumurtayı kırıp üst kabuğu göğe, alt kabuğu yere çeviriyor. Yani hepsinde yer ile gök birleşik iken bir şekilde ayrılıyor.

Yazan: Aziz Yağan