SON YAYINLAR
latest

DİNLERİN KİTAPLARI

kutsal kitap pdf
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DİNLERİN EVRİM İLE OLAN PROBLEMİ

Aftiel, Bilimsel, din, Dinler ve Evrim, Dinlerin evrim ile olan problemi, Evrim teorisi, evrim kuramı,din ve evrim,insanın evrimi,canlıların evrimi, Doğal seçilim,
İbrahimi dinlerin ortak özelliklerinden birisi başlangıç mitleridir. Bu hikayelere göre Tanrı ilk iki insan olan Adem ve Havvayı yaratmış ve onları işledikleri günah yüzünden dünyaya göndermiştir. İnsan ırkı da bu iki insanın karması olarak dünyaya gelmiştir. Ancak bugünkü verilere bakarak açıkça söyleyebiliyoruz ki böyle bir şeyin mümkün değildir.

Canlıların değişerek ortama uyum sağlaması fikri antik Yunana kadar dayanır. O dönemdeki bazı düşünürler dahi insanların geçmişte şu anki formları ile hayatta kalamayacaklarını fark etmişlerdir. Ancak İbrahimi dinlerin yaratılış miti ile evrimsel süreç birbiri ile çeliştiği için bu durumda insanlar bir seçim yapmak zorunda kalmışlardır(Ha tabi bazıları “Yahu kardeşim Kuranda evrimle ilgili ayetler var” falan diyebilme cesaretini gösteriyor o ayrı bir konu.).

Bütün hayatını yaratılış mitine inanarak geçiren bir kimse evrim konusu açıldığında belli kalıplaşmış soruları sormaktadır. Bu sorulardan bazıları şunlardır:
  1. Yahu kardeşim ara form gösterir misin bana bir tane! Nerede bu ara formlar?
  2. Evrim hayatın başlangıcını açıklayamıyor. Ancak Kuran açıklıyor. Neden başı sonu belli olmayan bir şeye inanalım?
  3. Evrim geçmişte olmuş bitmiş bir şey diyorsunuz ancak bugün bilim yaparken her şeye gözle görülebilir bir kanıt istiyorsunuz. Hani kardeşim ben görmüyorum kimseyi evrimleşirken? Evrimi gözlemleyemiyorsam inanmam(!)
  4. Seni kim doğurdu? Anneni kim doğurdu? Onun annesini kim doğurdu? Onun annesini kim yarattı? (FATAL ERROR)
  5. Evrim bir teori değil midir kardeşim? Neden bunu bir gerçekmiş gibi kabul ediyorsunuz?
Şimdi yavaştan bu birkaç soruya cevap verelim ki sorgulamak üzere olan bazı arkadaşlar evrimin yapısını daha rahat anlasın ve bir kararsızlığa düşmesinler bu konuda. İlk önce evrimin tanımıyla başlayalım.

Evrim, biyolojide canlı türlerinin nesilden nesle kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanması sürecidir. (Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Evrim)

Yani bir canlı türünün ortam koşullarından etkilenerek zorunlu değişimlere maruz kalmasıdır. Bu değişimler DOĞAL SELEKSİYON ve YAPAY SELEKSİYON dediğimiz prensipler sayesinde gerçekleşir.

Bu iki terim yanında bilmemiz gereken 3 terim daha var. Pozitif mutasyon, negatif mutasyon ve nötr mutasyon.


Mutasyonlar genetik yapıdaki hatalar sonucu oluşan değişimlerdir. Pozitif mutasyon bu hatalar sonucunda ortaya çıkan ve canlının hayatta kalma şansını arttıran değişimlerdir. Örneğin bir hata yüzünden tüy çıkaran dinozorlar büyük çaplı iklim değişikliğinden sonra bu şans eseri çıkardıkları yapı sayesinde kendilerini soğuktan korumayı başarabilmiştir. Bu tür mutasyonlar, doğal seçilim ile o canlı türünün hayatta kalmasını sağladığı için bu genler nesilden nesle aktarılır ve canlı genetik mirasını sağlama almış olur.

Negatif mutasyonlar ise canlının hayatta kalma şansını azaltan mutasyonlardır. Doğal seçilim bu durumda canlılara acımaz ve bu hataların nesilden nesle aktarılmasını engelleyerek gelecek nesle daha sağlam bir genetik harita bırakır. Bu tür mutasyonlara örnek olarak günümüzde gördüğümüz birçok genetik hastalığı örnek verebiliriz. Bu hastalıklar canlıya acı vermekte ve hayatını zorlaştırmaktadır.

Nötr mutasyonlar ise canlının hayatta kalma şansını ne arttırmakta ne de azaltmaktadır. Yani var olmalarından canlı çok fazla etkilenmediği için doğal seleksiyon bunları çok da önemsememektedir. Bu tür mutasyonlara örnek olarak eşcinsel yönelim verilebilir. Çünkü eşcinsel ilişkide yeni bir canlı oluşmadığı için bu özellik yeni nesle aktarılmaz. Yeni nesilde oluşsa dahi bir sonraki nesle kasıtlı olarak iletilmez.

Bu terimleri basitçe açıkladığımıza göre kafanızda daha iyi canlanması için size bir örnek vereyim.

Harward üniversitesi tarafından yapılan deneyde devasa dikdörtgen şeklindeki bir petri kabı 9 bölüme bölünmüştür. En dış katmanlar olan 1. ve 9. bölümlerde hiç antibiyotik bulunmamaktadır. 2. ve 8. bölümlerde 1 birim, 3. ve 7. bölümlerde 10 birim, 4. ve 6. bölümlerde 100 birim ve tam merkezde yani 5. bölümde 1000 birim antibiyotik bulunmaktadır. Her bölümde bakterilerin beslenebileceği besinler bulunmaktadır. Bu tür evrimsel deneylerde bakterilerin kullanılmasının ana sebebi evrimin nesiller arası değişimi ele almasıdır. Ortalama bir insan 20-30 yılda bir ürerken bakteriler birkaç saatte milyonlarca kez çoğalırlar. Yani birkaç saat içerisinde birçok nesli gözlemleme imkanı sunarlar size.

En dış kısımlar konan bakteriler 2. ve 8. kısmın sınırına kadar çoğalırlar. Çünkü bu kısma geldiklerinde antibiyotik ile karşılaşırlar ve önümüzde 1. ve 9. bölümlerin tamamen dolduğu bir resim çıkar. Ancak bir süre sonra bu sınırlardan bir tomurcuk çıktığını ve bu tomurcuğun içinde 2. ve 7. bölümdeki antibiyotiğe direnebilen bakteriler gözlemlenir. Buradan çıkabilen dirençli bakteriler çoğalır ve 2. ile 7. kısmı da doldururlar. Yani 9 kısımdan dördü dolmuştur. 1. ve 9. bölümde duran bakteriler çoğaldıkça bir sürü mutasyon üretirler. Ancak bu mutasyonlardan biri olan antibiyotik direnci rastgele bir noktadaki 1 bakterinin 2. bölüme geçebilmesine olanak sağlamıştır. Yani gördüğünüz üzere deneme yanılma ile elde edilmiştir bu sonuç. Hiçbir ilahi güç yoktur burada. Yüz binlerce, belki de milyonlarca bakteri arasından şans eseri 1 bakteride bu mutasyon gerçekleşiyorsa ve bu bakteri diğer kısma geçip daha fazla besin elde edebilmişse evet dostum bu mutasyon tesadüf sonucu ortaya çıkmıştır diyebiliriz.

Daha sonra aynı yöntemle 10 birim, 100 birim ve en sonunda 1000 birim antibiyotiğe dirençli nesiller ortaya çıkmıştır. Zaten her sene yeni bir grip aşısı olmamızın, doktorun bize “İyi bile hissetsen antibiyotik bitene kadar kullanmalısın.” demesinin, her yıl daha ölümcül hastalıkların ortaya çıkmasının sebebi de bu doğal seçilimdir.

Şimdi gel gelelim sorularımıza…

1-Ara form görmek mi istiyorsun? Aynaya bak.

Bütün canlılar kendi atası ile çocukları arasındaki ara formlardır. Senin ile yan komşunun genleri tamamen farklıdır. Her ne kadar ikiniz de insan gibi dursanız da farklı özellikleriniz bulunmaktadır. Farklı çevrelerde yaşayan insanları ele alalım. Kuzeyliler bembeyaz tene sahipken Afrika sıcağından korunmak için siyah tene sahip Afrikalılara bakalım. Farklı çevrelerde yaşayan bu tür canlıların tür içindeki ırkları ilerleyen zamanla onları farklılaşmaya daha çok itecek ve ayrı türler olmasını sağlayacaktır. Ancak bu farklılaşmayı görebilmen için tahmini olarak 8 milyon yıl falan yaşaman lazım. Bol şans.

2-Çünkü evrimin işi bu değil.

Evrimin tanımını tekrarlayalım.

Evrim, biyolojide canlı türlerinin nesilden nesle kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanması sürecidir.

Yani evrimin olayı canlıların nesilleri arasındaki değişimi gözlemlemektir. Canlılığın başlangıcı evrimin konusu değildir. Ha bunu konu alan teoriler var mı? Var(bkz:abiyogenez).

Sen istersen ilk canlıyı Allah yarattı de istersen tesadüfen oluştu de. Ne dersen de. Evrimi ilgilendirmez bu durum. Ha bol keseden sallamak da kolay. Sırf Allah ol dedi oldu demek seni haklı çıkarmaz. Yani illa başlangıca bir hikaye uydurmak istiyorsan buyur ben söyleyeyim bir tane. Kutsal Uçan Spagetti Canavarı geldi ve ilk canlıyı kendi makarnasından yarattı. Buyur buna inanabilirsin.


3-Anlattığım örneği araştırabilirsin gönül rahatlığıyla. Senin insanlardaki değişimi görememe sebebini de açıkladım. Eğer insanlar da bakteriler gibi hızlı çoğalsaydı emin ol birkaç saate torununun torununun torununun torununun torununun torununun torununu hiç beklemediğin bir biçimde görürdün.

4- :) Açıklamama gerek yok herhalde…

5-Hayır dostum. Evrim bir kanundur.

Evrim tıpkı yer çekimi gibi bir doğa kanunudur(Her ne kadar bizimkiler yer çekimini reddedince uçtuklarını sansalar da). İlk önce bu ayrımı yapman gerekir. Kanun nedir, teori nedir?

Bir bilimsel kanun, gözlem ve deneylerle iyi desteklenip kanıtlanmış prensiptir.

Bilimsel teori; iyi kanıtlanmış, sürekli olarak test edilen, doğrulanan deney ve gözlem ile bilimsel metot aracılığıyla elde edilen, doğanın bazı yönlerinin açıklamasıdır.

Bizim günlük hayatta kullandığımız gibi “Faruk abi benim bir teorim var. Bence yer çekmiyor gök itiyor.”,yani öylesine ortaya atılmış bir düşünce anlamında değildir. Bilimsel teoriler bilimsel kanunların yapısını açıklamakla yükümlüdür. Tıpkı yer çekimi kanununu açıklayan “Newton Kütle Çekim Teorisi” ya da Einstein’ın “Görelilik” teorisi gibi.

Biz izafiyete de teori diyoruz. E yani istersek bunu da reddedebiliriz değil mi?

Hayır kardeşim. Eğer sen izafiyeti de sırf teori olduğu için reddedersen kuantum boyutundaki kütle çekim etkilerini nasıl açıklayacaksın? Merkürün perihelion problemini nasıl açıklayacaksın?

Kısacası evrim bir doğa yasasıdır ancak onun yapısını açıklamaya çalışan teoriler vardır. Darwinin evrim teorisi ya da modern evrim teorisi gibi. Ki az önceki cümleden de anladığınız üzere biz şuanda Darwinin teorisini kullanmıyoruz. Darwinin eksiklerini ve hatalarını düzeltmiş olan modern evrim teorisini kullanıyoruz.

Umarım anlattıklarım sizi sıkmamıştır ve kafanızdaki bazı sorulara cevap verebilmiştir. Bir sonraki yazılarımıza kadar sağlıcakla kalın, bilimle kalın.

Yazan: Aftiel

MUSEVİLİK'TE KÖLELİK

yahudilik, A, din, Musevilik'te kölelik, Tevrat ve Zebur'da kölelik, Yahudilerde kölelik, Seks köleleri, Musevilikte seks kölesi, Musevilikte cariye, Levililer, Mısır'dan Çıkış, Tesniye,
Yahudiler'in kitabı onların Mısır'da köle olduklarını söylüyor. Fakat ironiktir ki kölelikten kurtulan Yahudiler hem kendi halkından insanları hemde dış topraklardan ele geçirdiklerini işçi ve seks kölesi olarak kullanmaya başlıyorlar. Yahudi olan köle ile yabancı bir kölenin durumu farklı olduğu gibi borcu yüzünden kölelik yapanın durumu da değişken. Bu konuda Musevilerin nasıl ayetleri var gelin beraber inceleyelim.

Yahudi Köleler
Bir Yahudi mahkeme emrini vermedikçe ya da kendi kendine gönüllü olarak esaret istemezse bir kişi köle olamazdı (Yad Avadim 1:1). Diğer köleler ise her zaman kendi milletinin dışından alınıyordu.

Mısır'dan Çıkış 21: 2-6
21:2: İbrani bir köle satın alırsan, altı yıl kölelik edecek, ama yedinci yıl karşılık ödemeden özgür olacak.
21:3: Bekâr geldiyse, yalnız kendisi özgür olacak; evli geldiyse, karısı da özgür olacak.
21:4: Efendisi kendisine bir kadın verir ve o kadından çocukları olursa, kadın ve çocuklar efendisinde kalacak, yalnız kendisi gidecek.
21:5: Ama köle açıkça, ‹Ben efendimi, karımla çocuklarımı seviyorum, özgür olmak istemiyorum› derse,
21:6: efendisi onu Allaha yaklaştıracak; ve onu kapıya yahut kapının süvesine yaklaştıracak, ve onun kulağını biz ile delecek, ve kendisine ebediyen hizmet edecektir.

Yabancı köleler
25:44: Ve senin malın olacak köleye ve cariyeye gelince, etrafınızda olan milletlerden, onlardan köle ve cariye satın alacaksınız.

25:45: Ve aranızda oturan gariplerin de çocuklarından, onlardan ve diyarınızda doğmuş olup yanınızda bulunan aşiretlerinden satın alacaksınız; ve sizin malınız olacaktır. (Levililer 25: 44-45).

Fakir & Borçlular
Borcunu ödeyemeyen bir borçlu kendisini alacaklıya esaret edebilir:

25:39: "Ve eğer kardeşin senin yanında fakir düşer, ve kendisini sana satarsa, onu köle gibi çalıştırmıyacaksın." (Levililer)

22:7: "Zengin fakirlere hâkim olur; Ve ödünç alan ödünç verenin kulu olur." (Süleymanın Özdeyişleri)

4:1: "VE peygamber oğullarının karılarından bir kadın Elişaya feryat edip dedi: Kocam kulun öldü; ve bilirsin ki, o kulun RABDEN korkardı; ve alacaklı iki çocuğumu kendisine köle olsunlar diye onları almağa geldi." (2.Krallar)

2:6: "RAB şöyle diyor: İsrailin üç, hattâ dört kat cinayetinden ötürü cezasını geri almıyacağım; çünkü salihi paraya, ve yoksulu bir çift çarığa sattılar" (Amos)

8:6: "fakirleri gümüşe, ve yoksulları bir çift çarığa satın alalım, ve buğdayın süprüntüsünü satalım?" (Amos)

5:5: "Ve şimdi bizim etimiz kardeşlerimizin eti gibidir, oğullarımız onların oğulları gibidir; ve işte, oğullarımızı ve kızlarımızı kölelik altına koyuyoruz, ve kızlarımızdan cariye edilmiş olanlar da var; ve elimizde bir çare yok; çünkü tarlalarımız ve bağlarımız başkalarınındır." (Nehemya)


Suçlular
İade edemeyen bir hırsız "hırsızlığı için satılır"
"Eğer hırsız duvar delerken yakalanırsa, ve vurulup ölürse, onun için kan hakkı yoktur. 3 Eğer onun üzerine güneş doğmuş olursa, kendisine kan hakkı olacaktır; mutlaka ödiyecektir; eğer kendisinin bir şeyi yoksa, o zaman hırsızlığı için satılacaktır." (Mısır'dan Çıkış 22:2-3)

Savaş Esirleri
Çölde Sayım 31:26-27 ve Tesniye 20:10-11 bölümlerinde savaş esirlerinin köle olarak alınabileceğine değinilir, hemen inceleyelim:

31:26-27: "Sen, ve kâhin Eleazar, ve cemaatin atalar evlerinin reisleri, adam olsun hayvan olsun, alınmış olan çapul malının topunu al; 27 ve çapul malını, cenge çıkan cenk erleri, ve bütün cemaat arasında yarı yarıya böl." (Çölde Sayım)

20:10-11: "10. Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin.
11. Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler. (Tesniye)

Kadın Köleler
Bir baba genellikle ev işlerini yapacak bir köle yada seks kölesi olması için (cariye) kızını satabilir, satın alan adam istediği gibi kullanır, isterse evlenebilir yada köle olarak kullanmaya devam eder:

Mısır'dan Çıkış 21: 7-11
21:7: Ve eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, o, kölelerin çıktığı gibi çıkmıyacaktır.
21:8: Eğer kendisine nişanlanmış olan kız, efendisinin gözünde kötü olursa, o zaman geri satın alınması için bırakacaktır; kendisile sadakatsiz davrandı diye onu yabancı kavma satamaz.
21:9: Ve eğer oğluna nişanlarsa, ona kızlar hakkındaki usule göre yapsın.
21:10: Eğer kendisine başka bir kadın alırsa, evelkinin nafakasını, esvabını ve karılık hakkını eksiltmiyecektir.
21:11: Ve eğer bu üç şeyi ona yapmazsa, o zaman meccanen, parasız çıkacaktır.

Kölelerin çocukları
Museviliğe göre "evlatlığın oğlu" , "evde doğan" tabirlerinin geçtiği ayetler kölelerin statüsünün çocuklarına devredildiğini belirtmektedir. Yani kölelikleri kendilerinden çocuklarına geçiyor ve çocukları küçük yaştan itibaren efendilerine hizmet ediyorlar (tabi kim bilir bu hizmetin içinde neler var)

Mısır'dan Çıkış 23:12: "Altı gün kendi işlerini yapacaksın, ve yedinci günde öküzün, ve eşeğin rahat etsinler, ve cariyenin oğlu ve garip dinlensinler diye istirahat edeceksin."

Levililer 22:11: "Fakat kâhinin kendi parası ile satın aldığı can ondan yiyecektir; ve kendi evinde doğanlar onun ekmeğinden yiyeceklerdir."

Yaratılış 17:12: "Ve aranızda evde doğmuş, yahut senin zürriyetinden olmayıp her yabancıdan para ile satın alınmış olan sekiz günlük her erkek çocuk nesillerinizce sünnet olunacaktır."

KÖLELİĞİN SONA ERİŞİ

Yahudi Köleler
Yahudi köleler sadece altı yıl hizmet eder ve yedinci yılında serbest bırakılmalıdır, bu Mısır'dan Çıkış ve Tesniye'de şöyle geçmektedir:

Mısırdan Çıkış 21:2-4
21:2: Eğer İbranî bir köle satın alırsan, altı yıl hizmet edecek; ve yedincide hür olarak meccanen çıkacaktır.
21:3: Eğer yalnız geldi ise yalnız çıkacaktır; eğer karısı ile geldi ise o zaman karısı kendisile beraber çıkacaktır.
21:4: Eğer efendisi ona bir kadın verir, ve o kendisine oğullar yahut kızlar doğurursa, kadın ve çocuklar efendisinin olacak, ve kendisi yalnız çıkacaktır.

Tesniye 15:12: Eğer İbrani kardeşlerinizden bir erkek ya da kadın size satılırsa, altı yıl size kölelik edecek, yedinci yıl onu özgür bırakacaksınız.

Bu kölelerin bir piyasa değeri vardır, örneğin öküzün bir köleyi öldürmesi halinde öküzün sahibinin kölenin efendisine 30 şekel gümüş ödemesi gerekir, bu arada öldüren öküzün de taşlanması ayrı bir trajikomedidir:

Mısır'dan Çıkış 21:32: "Eğer öküz bir köleyi yahut bir cariyeyi süserse, onların efendisine otuz şekel gümüş verilecek, ve öküz taşlanacaktır."

Ücretsiz çalıştırılan Yahudi kölelerin serbest bırakılmasına üzülen bazı kişilerin olması üzerine şu ayet uydurularak "oh neyseki hakikaten iyi çalışmıştı" demeleri ve köleleri salmaları kolaylaştırılmıştır:

Tesniye 15:18: "18. Kölenizi özgür bırakınca üzülmemelisiniz. Size hizmet ettiği bu altı yıl boyunca ücretli bir işçiden iki kat fazla iş görmüştür. Tanrınız RAB yaptığınız her işte sizi kutsayacaktır."

Eğer köle serbest kalmayı reddederse ve efendisinin hizmetinde kalmak isterse o zaman ustası kulağını deldirir ve bu şekilde köle sonsuza kadar ona bağlanır:

Mısır'dan Çıkış 21:5-6
21:5: Fakat eğer köle açıkça: Efendimi ve karımı ve çocuklarımı seviyorum, hür çıkmıyacağım, derse,
21:6: efendisi onu Allaha yaklaştıracak; ve onu kapıya yahut kapının süvesine yaklaştıracak, ve onun kulağını biz ile delecek, ve kendisine ebediyen hizmet edecektir.

Tesniye 15:16-17
15: 16: Eğer köleniz sizi ve ailenizi seviyorsa, sizden hoşnutsa, ‹Yanınızdan ayrılmak istemiyorum› derse,
15:17: bir biz alıp kölenin kulak memesinden sokarak kapıya geçirin; o zaman yaşam boyu köleniz olarak kalacaktır. Kadın kölelerinize de aynı şeyi yapın.

Eğer Yahudi köle bir yabancıya satılmışsa yakınları fidyesini ödeyerek onu serbest bıraktırabilir:

Levililer 25:47-54
25:47: Ve eğer yanında olan misafir veya garip zenginleşirse, ve kardeşin onun yanında fakir düşer ve garibe, yahut senin yanında olan misafire yahut garibin neslinden birine kendisini satarsa;
25:48: satıldıktan sonra fidyesi verilebilir; kardeşlerinden biri onun için fidye verebilir;
25:49: yahut amcası, yahut amcası oğlu, onun için fidye verebilir, yahut aşiretinden geri kalan yakın akrabasından biri onun için fidye verebilir; yahut eğer eli yeterse, kendisi fidye verebilir.
25:50: Ve kendisini satın alan adamla, ona kendisini sattığı yıldan yubil yılına kadar hesap görecek; ve satılışının bedeli yılların sayısına göre olacak; onun yanında ücretlinin gündelikleri gibi olacaktır. 25:51: Eğer daha çok yıllar varsa onlara göre fidyesinin bedelini satın alındığı paradan verecektir.
25:52: Eğer yubil yılına kadar kalan yıllar az ise, o zaman onunla hesap görecek; fidyesinin bedelini yıllarına göre geri verecektir.
25:53: Onun yanında yıldan yıla tutulan ücretli adam gibi olacak; senin gözün önünde ona sertlikle efendilik etmiyecektir.
25:54: Ve eğer bu suretle fidye verilmezse, o zaman kendisi ve kendisile beraber çocukları, yubil yılında çıkacaklardır.


Yabancı Köleler
Yabancı köleler ebediyen hizmet eder, sahipleri onları kendilerinden sonra çocuklarına miras bırakabilir, yani Museviliğe göre yabancı köle = kalıcı mülktür:

Levililer 25:45-46
25:45: Ve aranızda oturan gariplerin de çocuklarından, onlardan ve diyarınızda doğmuş olup yanınızda bulunan aşiretlerinden satın alacaksınız; ve sizin malınız olacaktır.
25:46: Ve onları kendinizden sonra miras mülk olarak çocuklarınıza bırakacaksınız, daimî kölelerinizi onlardan alacaksınız; fakat kardeşlerinize, İsrail oğullarına, birbirinize sertlikle efendilik etmiyeceksiniz.

Borçlular
Borçlunun borç miktarı ne olursa olsun ilk gelen yubil yılında (bir nevi her 50 yılda bir gerçekleştirilen yıllık Şabat gibi düşünün, toprağın nadasa bırakıldığı, arazi ve evlerin eski sahiplerine devredildiği, kölelerin serbest bırakıldığı bir dönem) serbest bırakılmalıdır:

Levililer 25:40-41
25:40: Senin yanında ücretli adam gibi ve misafir gibi olacaktır; yubil yılına kadar senin yanında çalışacaktır;
25:41: o zaman kendisi, ve kendisile beraber çocukları, senin yanından çıkacak, ve aşiretine dönecek, ve babalarının mülküne dönecektir.

Aynı şey bir fakir için de geçerlidir. O yıl içinde topraklarını ve mallarını geri alırlar:

Levililer 25:10-13
25:10: Ve ellinci yılı takdis edeceksiniz, ve memlekette, orada oturanların hepsine azatlık ilân edeceksiniz; sizin için yubil olacak; sizden her biri kendi mülküne dönecek, ve sizden her biri kendi aşiretine dönecek.
25:11: Bu ellinci yıl size yubil olacak; ekmiyeceksiniz, ve o yılın arttan sürenini biçmiyeceksiniz, ve budanmamış asmanın üzümlerini devşirmiyeceksiniz.
25:12: Çünkü yubildir; size mukaddes olacaktır; onun mahsulünü tarladan yiyeceksiniz.
25:13: Bu yubil yılında sizden her biri kendi mülküne dönecek.

Ayrıca ailesine ve atalarına da geri dönebilirler:
Levililer 25:41: "o zaman kendisi, ve kendisile beraber çocukları, senin yanından çıkacak, ve aşiretine dönecek, ve babalarının mülküne dönecektir."

Fakat biraz da şans işi, çünkü eğer fakir ve borçluysan, yubil yılına da denk gelmediysen köle olarak çalış babam çalış.

Kadın Köleler
Babaları tarafından esaret olarak satılan kadın köleler eğer efendilerinin oğulları onlarla evlenmek istemezse yada evlilik haklarını inkar ederse kadın köle serbest kalır:

Mısır'dan Çıkış 21:8-11
21:8: Eğer kendisine nişanlanmış olan kız, efendisinin gözünde kötü olursa, o zaman geri satın alınması için bırakacaktır; kendisine sadakatsiz davrandı diye onu yabancı kavma satamaz.
21:9: Ve eğer oğluna nişanlarsa, onu kızlar hakkındaki usule göre yapsın.
21:10: Eğer kendisine başka bir kadın alırsa, evelkinin nafakasını, esvabını ve karılık hakkını eksiltmiyecektir.
21:11: Ve eğer bu üç şeyi ona yapmazsa, o zaman meccanen, parasız çıkacaktır.

Ayrıca köleler sebep olunan ağır bedensel yaralanmalar için serbest bırakılmalıdır, kölenin gözüne yada dişine zarar gelirse serbest bırakılması şart koşulur:

Mısır'dan Çıkış 21:26-27
21:26: Ve eğer bir adam kölesinin gözüne, yahut cariyesinin gözüne vurur, ve onu sakat ederse, gözü yerine onu hür olarak salıverecektir.
21:27: Ve eğer kölesinin yahut cariyesinin dişini düşürürse, dişi yerine onu hür olarak salıverecektir. 

Ne kadar düşünceli, merhametli sözler içeren bir kitap ve uygulayan bir halk değil mi? Seks kölesini al kullan, ağzını burnunu kırarsan, dişini döker hatta sakat bırakırsan serbest kalma hakkı ver. Asıl bu yaptıkların için ona ömür boyu bakman gerekirdi. Fakat Musevi Tanrısı anlaşma yaptığı kendi halkı olan İsrailoğullarını üstün gördüğü için maalesef ortada başkalarına karşı merhamet kırıntısı yok bu konuda.

İşin daha da trajikomik yanı, kendilerini de köle olarak esaret altına sokabiliyorlar fakat öyle "kazanma ve çalışma" odaklı bir milletler ki burada herhangi bir milli duygu aramıyorlar, RAB izin verdi diyip eşek sudan gelinceye kadar çalıştırıyor yada seks kölesi olarak kullanıyorlar (tabi ki imkan varsa ilk tercih dışarıdan gelen yabancı köleler)

Yazan: A.Kara

BİR ATEİST'TEN MÜSLÜMANLARA MEKTUP

Düşünce katılığı yaşayanlar yani inançlılar değişime kapalıdırlar. İman etmiş olan insanlar düşünmez. Onlar, kendilerine sunulanı bilgi eksikliğinden akıl süzgecinden geçiremediklerinden dolayı mantıklarına uygun olsun veya olmasın inanırlar. Bilgiyle değil, korku ve çoğunluğun inandığı şeye göre karar verirler. Bu karar kendilerine ait değildir. Bunu çevre ve otorite belirler.

Böyle bir insan öğrenmekle ve okumakla ilgilenmez bu yüzden kendisini geliştirmez, yeniliğe ve değişime tümden kapalıdır, bulunduğu yerde kalır. Fakat sorgulayan değişime ve ilerlemeye açık kişi, okuyan kişidir ve bu kişiler yerde gördüğü bir kağıt parçasından bile birşey öğrenir. Bir insanın gelişimi farkındalık bilincinin oluşmasıyla mümkündür. Zeka her canlıda doğuştan vardır. Akıl edinilmiş olan saf (rasyonel) bilginin desteği ile işlev görür. Beyin motordur. Bu motorun yakıtı bilimsel, rasyonel bilgidir. Kutsal yalanlarla donatılan bir beyin realiteden kopmuş demektir. Yani yalanla donatılan bir beyin, benzinli bir aracın motoruna dizel yakıt doldurmak gibidir. Motoru bozacaktır.

Bilgi ile desteklenmeyen akıl verimsiz kalır. Kendini inancını ( din ) mükemmel gören, bundan başka hiçbir gerçek aramayan bir kimse, cahil kalmaya mahkumdur. Hakikat dinlerde değil, hakikat evrendedir, doğadadır, canlıdadır, ama onu görmek için din örtüsünü kaİdirmak zorundasın. Din insanı kendi inancından olmayan herkese, doğaya ve canlıya düşman eder. Örtüyü kaİdirabilirsen sahte oİanı ve kendini keşfedersin; bu yüzden cesaretini ptla ve sorgula sahte oİani tanıdığın an o ortadan kaİkar, hakikat açığa çıkar. İnsanı doğru eyİeme sevk eden din değil sevgidir. İnancının sana gerçekleri sunduğunu ve seni ahlaklı bir insan yaptığınıyorsun. Bir düşün, kendi inancından olmayan insanalara karşı hoşgörülü olabiliyor musun?

Onları dost edinebiliyor musun? Onları sevebiliyor musun? Yoksa sadece senin inandığın şeye inanmadığı için ondan nefretmi ediyorsun? Gerçeklerle yüzleşmeye korktuğun sürece yalanlarla yaşamaya, cahil, kandırılmaya ve sömürülmeye kalmaya mahkumsun. İnsan olmanın olmazsa olmaz koşulu gerçeklerle yüzleşmektir. Korkak insanlar yalanlara, cesur insanlar gerçeklere sarılır.


İnsanı "insan" yapan inancı değil bilincidir.
Bilinçli olabilmek için temel şart cesur ve dürüst olmaktır.
Cesaretini topla ve inancını sorgula, insanları çıkarın ve inancından olduğu içind eğil, dürüst oldukları için sev.
Bunu asla unutma dürüst ve cesur olmayanlar bilinçlenemez.
Bilinç "sevgi"nin diğer adıdır.

Bilinçlenemeyen sevemez, sevemeyen insanlaşamaz.
İnsan olmak, Hristiyan, Musevi, Müslüman olmak demek değidlri. Çünkü bu üç dine mensup insanlar birbirilerinden nefret eder.
MÂİDE-51 - Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır.
Seni başka insanlardan uzak tutan, onları dost edinmene engel olan, onların güzel yanlarını görmeni engelleyen, onlara karşı sevgisiz ve tahammülsüz olman, hatta kin ve nefret duyman, öldürmeyi arzulaman, sana ait olan düşünceler değil, inancının sana dayattığı yalanlardan dolayıdır. İnancın senin yaşamının bile değersiz olduğunu söylüyor sana.
TEVBE Süresi 111 -Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler.
Şimdi korkma ve bir düşün; kahinatı yaratan bir Tanrı neden yarttığı insanları birbirine öldürtsün?
ALİ İMRAN Suresi 47. ayet - O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir"
BAKARA Suresi 117. ayet - Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir. ... Bir işin olmasını dilerse "ol" der ve olur!
Ol dediğinde her şey hemen oluveriyor ise ol dediğinde neden ölmesin? Neden sana ihtiyaç duyuyor yarattıklarını öldürmek için? Hani nerede ecel? Sen Azrail misin? Yada şöyle düşün; Tanrı kullarından birini veya bir kaçını öldürmeye karar verdi, ama kendisi yaratabiliyor fakat öldüremiyor, Azrail`i veya seni görevlendiriyor. İnsanı yaratmakmıdır daha zor olan, yoksa öldürmekmidir? Tanrı bu kadar aciz mi? Yarabiliyor ama öldürmek için birilerine ihtyiac duyuyor? İnancın sana bu dünyanın yalan olduğunu söylüyor. Bu dünyadadaki yaşamından başka bir yaşamın olmayacak ne senin ne de diğer insanların. Onlarla düşman değil, dost ol ve doğa, canlılar ve insanlar ile ahenk içinde yaşa.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Soraya Yıldız

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

MUHAMMED'İN KARILARI VE CARİYELERİ

hz muhammed evlilikleri, hz muhammed in çocukları,hz muhammed,Muhammed'in cariyeleri,Hz Hatice,Sevde,Aişe,Hafsa,Zeyneb bint Huzeyme,din,A, islamiyet, Reyhane bint Zeyd,Cüveyriye,Marya
Bilindiği üzere gerçekleri görmek istemeyen, Kur'an ayetlerinin yazılış sebeplerinden, hadislerle olan ilişkilerinden, evliliklerin gerçek sebeplerinden habersiz olan müslümanlar Muhammed'in evliliklerine gerekçe olarak "KORUMAK İÇİN" bahanesini sunuyorlar. Peki bakalım bu konuda, Muhammed'in eşleri ve seks köleleri hakkında İslami kaynaklar ne diyor:

KARISI | Hatice bint Hüveylid || Evlenme tarihi Temmuz 595
Kureyş kabilesinden olan Hatice oldukça varlıklı biriydi. Muhammed’i 24 yaşında iken istihdam eden ve ardından evlenme teklif eden Mekke’nin varlıklı bir tüccarıydı (Hatice'nin kendisi evlenme teklif ettiği konusu net değildir bu konuda farklı bilgiler mevcuttur, araştırdıktan sonra ayrıca yazacağım). Muhammed'in 6 çocuğunun annesiydi ve İslam'ın en erken dönemlerinde önemli bir karakterdi. Doğurduğu 6 çocuktan erkek olanlar küçük yaşta hayatlarını kaybetmişti. Muhammed'den önce 2 kocası olmuştu ve 2. kocasının ölümünden sonra kendi adına ticaret yapacak bir erkek görevlendirmeyi tercih ediyordu. İstihdam ettiği bu erkeklerle Şam'a ticaret kervanlarını gönderiyordu. Şam'a düzenlediği seferlerden birinde normalden verdiği paranın 2 katını ödeyerek Muhammed'i kervanı götürmesi için görevlendirmiş, daha sonra ise Muhammed ile evlenmiştir. Yaşadığı süre boyunca Muhammed'in tek karısıydı, 620 yılında öldü.
[Kaynaklar: İbn-İshak 82-83, 106-107, 111, 113-114, 160-161, 191, 313-314 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 128-130, cilt 39, s. 169-170 | İbn Sa'd 8:9-12, 39, 151-152]

Buradan sonrasına dikkat, Muhammed Haticenin gücünden dolayı o varken başka bir kadın almıyor fakat zengin ve güçlü bir kadın olan Hatice'nin ölümünden sonra durmaksızın kadınlarla evleniyor ve seks köleleri alıyor.

KARISI | Sevde bint Zem'a || Sınırlı haklara rağmen evliler. Evlenme tarihi: Mayıs 620
İslamiyeti erkenden seçen bir tabakçıydı. Muhammed onunla popüler olmadığı ve iflas ettiği bir zamanda evlendi. Eşlerinin en düz ve en yalın olanı olarak (şişman ve çok yavaş olarak tarif edilir) Muhammed onu çekemez hale geldi ve boşanmayı düşündü fakat asıl sebebi yaşlanmış olmasıydı. Sonrasında Muhammed'e bir daha asla kendisi ile yatmayacağını, kendi ile yatması gereken günlerde Ayşe ile yatabileceğini söyleyerek onu evinde kalmaya ikna etti (Sırasını Ayşe'ye verdi).

Konuyla ilgili olarak Muhammed Nisa 128'i haber verdi: "Ve şâyet bir kadın kocasının ilgisizliğinden veya ondan yüz çevirmesinden korkarsa, artık ikisinin arasında sulh (anlaşma) yapılarak ıslah edilmesinde (uzlaşmasında) onların ikisine de bir günah yoktur ve sulh (anlaşma) daha hayırlıdır. Nefsler cimriliğe (kıskançlığa ve hırsa) hazır kılınmıştır (meyilli yaratılmıştır). Ve eğer ihsanla davranır ve takva sahibi olursanız, o taktirde, muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır."
[Kaynaklar: Sahih Buhari 2:26:740 | İbn-İshak 148, 309, 530 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 128-130, cilt 39, s. 169-170 | İbn Sa'd 8:39-42, 152]

KARISI | Aişe bint Ebu Bekir / Ayşe || Evlenme tarihi: Mayıs 620'de sözleşmesi [nişan] yapıldı, Nisan veya Mayıs 623'te tamamlandı [evlilik]
Muhammed'in en iyi arkadaşı ve baş vaizi Ebu Bekir'in kızıydı. Ebubekir ile Muhammed arasındaki ilişkiyi güçlendirmek için yapılmış bir evlilikti (o yaşta birini vermenin adına evlilik denirse) Muhammed genç kız kardeşine rağmen 6 yaşındaki Ayşe'yi seçti ve en sevdiği karısı oldu. Bu ilişkinin paedofili yönü İslam'da bu tür evliliklerin kurumsallaştırılmasına neden oldu.
Daha detaylı okumak için: TIKLA

"Peygamber benimle altı (yaşında) bir kızken nişanlandı. Medine'ye gittik ve Beni-el-Haris bin Hazrec'in evinde kaldık. Sonra hastalandım ve saçlarım döküldü. Daha sonra saçlarım büyüdü ve annem, Ümmü Rûmân, salıncakta kız arkadaşlarımla oynarken yanıma geldi. Beni çağırdı, yanına gittim, bana ne yapacağını bilmiyordum. Elimden yakaladı ve beni kapıda bekletti. Soluğum kesilmişti, nefesim yerine geldiğinde biraz su aldı ve yüzümle başımı bu su ile ovdu. Daha sonra beni eve aldı. Evde Ensâr`dan birtakım kadınlar hazır bulunuyordu. Bunlar bana: "Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin!" dediler. Annem beni bu kadınlara teslim etti. Bunlar da benim kılığımı, kıyafetimi düzlediler ve Resûlullah'a teslim ettiler. Ensâr kadınları beni Resûlullah`a takdim ettiklerinde ben dokuz yaşında bir kızdım. [Sahih Buhari 5.Kitap]"
[Kaynaklar İbn-İshak 116, 223, 279-280, 311, 457, 464-465, 468, 493-499, 522, 535-536, 544, 649-650, 667, 678-688 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 128-131, cilt 39, s. 171-174, Sahih Buhari 5.Kitap]


KARISI | Hafsa bint-i Ömer || Evlenme tarihi: Ocak veya Şubat 625Muhammed'in zengin arkadaşı Ömer'in kızıydı. Kocası Huneys Uhud Savaşı'nda ölünce babası Ömer'in ısrarı ile Muhammed ile evlenmesi önerildi. Muhammed ilişkilerini daha da güçlendirmek için bu sırsatı kaçırmayarak onunla evlendi. Hafsa bugünün standart Kur'ân'ından biraz daha farklı olan, kendi el yazısı ile bir Kur'an yazmıştı.
[Kaynaklar: İbn-İshak 218, 301, 679 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s.131-132, cilt 39, s.174-175 | İbn Sa'd 8:56-60, 152]

KARISI | Zeyneb bint Huzeyme || Evlenme tarihi: Şubat veya Mart 625
Sadaka çalışmalarına olan bağlılığı nedeniyle “Yoksulların Annesi” olarak bilinen orta sınıf bir dul idi. 625’ yılında öldü. Yaşlı birisi olduğu için Muhammed'in onunla iyilik yapmak için evlendiğini söyleyenlerin gözden kaçırdığı şey Muhammed'in zaten 6 yaşındaki Ayşe'ye, diğer karılarına ve seks kölelerine sahip olduğudur. Dolayısı ile bu ve diğer yaşlı kadınlarla evliliği kendini dışarıya daha iyi göstermek ve peygamber olduğu iddiasını yaptığı iyilik gösterişleri ile güçlendirmek içindir.
[Kaynaklar: İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s.138, cilt 39, s. 63-64 | İbn Sa'd 8:82, 152]

KARISI | Ümmü Seleme / Hind || Evlenme tarihi: Nisan 626
Dört küçük çocuğu olan çekici bir dul olan Hind, İslam'ı istemeyen Mekke'deki aristokrat ailesi tarafından reddedildi. Onun inceliği ve pratik bilgeliği bazen Muhammed'in zulümlerini hafifletti. Ali'nin taraftarlarının önemli bir öğretmeni idi.
[Kaynaklar: İbn-İshak 146, 147, 150-153, 167-169, 213-214, 462, 529, 536, 546, 589, 680 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 132, cilt 39, s. 175-177]

KARISI | Zeyneb bint Cahş [Evlatlık oğlu Zeyd'in eski karısı] || Evlenme tarihi: Mart 627
Zeyneb, Muhammed'in evlatlık oğlu Zayd ibn Harithah'ın karısı aynı zamanda Muhammed'in kuzeniydi. Muhammed Zeyneb'e aşık olunca oğlu Zeyd'i ondan evlenmesi için zorladı. Muhammed onunla evlenmesini haklı çıkarabilmek için Zeyd'in öz oğlu olmadığını, dolayısı ile Zeyneb'in onun kayınvalidesi sayılmadığını ve evlenmekte bir sorun olmadığını söyledi. Aynı zamanda çeşitli ayetlerle evliliğini haklı çıkardı ve arkasından konuşanları tehdit etti. Zeyneb deri el sanatlarında başarılıydı. Daha detaylı okumak için: TIKLA
[Kaynaklar: İbn-İshak 215, 495 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 134, cilt 39, s. 180-182 | İbn Sa'd 8:72-81, 152]

CARİYESİ | Reyhâne bint Zeyd || Seks kölesi , Mayıs 627
Reyhâne bint-i Zeyd o dönemde Medine'de yaşamakta olan "Beni Kureyza" isimli Yahudi kabilesindendir. Onun ilk kocası Muhammed'in 627 Nisan'da başını kestiği 600-900 Kureyza erkekteğinden biriydi. Bütün kadınları köleleştirdi ve aralarından en güzeli olan Rayhana'yı kendisi için seçti. Onunla evlenmeyi reddettiğinde ise onu bir cariye olarak yanında tuttu. [Bir seks kölesi olarak alıkonmasına rağmen birçok kesim utanmadan "Muhammed'in karısı" demeye ve aslı astarı olmayan sözde kaynaklar göstermeye devam ediyor] Kendisinin cariye olarak kalmak istemesinin temel sebebi müslüman kadınlar gibi örtünmek istememesi, onurlu bir kadın olarak köleler gibi giyinmek istemesidir:

"Beni nikahlamaktansa, cariyen olarak muhafaza et! Ben bir cariye kadın olarak kalmak isterim, zira hür Müslüman kadınlar gibi başıma örtü ve yüzüme peçe takınmak istemiyorum." , "...kadın köleler gibi giyinmek istiyorum" [Hamidullah, II, 774, nr. 1117]
Muhammed'den kısa bir süre önce 632 yılında ölmüştür.
[Kaynaklar: İbn-İshak 466 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 137, 141, cilt 39, s. 164-165 | İbn Sa'd 8:92-94, 153, Hamidullah, II, 774, nr. 1117]


KARISI | Cüveyriye bint Haris || Evlenme tarihi: Ocak 628
Bir Arap şefinin olan el-Haris Muhammed'in kabilesine saldırdığında kızı Cüveyriye müslümanların eline esir düşmüştü. Muhammed onunla evlenmeyi düşünmemişti ancak Ayşe, Cüveyriye'nin çok güzel olduğunu, erkeklerin her zaman ilk bakışta ona aşık olacaklarını iddia etti. Muhammed onunla evlendi fakat sebebi onun kabilesinin İslamiyet'e geçişini kolaylaştırmaktı çünkü evlilik ile birlikte akrabalık bağı kurulmuş olacaktı (Osmanlı padihaşlarının yabancı kadınlarla evlenmelerinin sebebi gibi)
[Kaynaklar: İbn-İshak 490-493 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 133, cilt 39, s. 182-184 | İbn Sa'd 8:83-85, 152]

KARISI | Ümmü Habîbe Remle bint Ebî Süfyân || Evlenme tarihi: 628 Temmuz | Yılın başındaki bir vekalet nikahını takiben
Muhammed’e karşı direnişe liderlik eden Mekke şefi Ebu Sufyan’ın kızıydı ve gençliğinde İslam'a dönmüştü. Bu evlilik ile Muhammed, Hudaybiya Antlaşması'ndaki politik aşağılanmasının bir kısmını rakibinin kendi kızını sadakatle komuta edeceğini kanıtlayarak telafi ettiği gibi aynı zamanda Ümmü Habibe ile evlenmesi sayesinde Emevilere akraba oldu. Remle, Muhammed'e adanmış ve ona karşı olan insanların sürtüşmesine sebep olmuştur.
[Kaynaklar: İbn-İshak 146, 527-528, 529, 543 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 133-134, cilt 39, s. 177-180 | İbn Sa'd 8:68-71, 153]

KARISI | Safiyye bint Huyey || Evlenme tarihi: Temmuz 628
Yahudi şefi Huyayy ibn Akhtab'ın güzel kızıydı. Muhammed Arabistan'daki son Yahudi kabilesini yendiğinde Hayber’in en meşhur kalesi olan Şemmus Kalesi'nin kumandanı olan ikinci kocası Kinana öldürüldü. Öldürüldüğünden emin olduktan sadece saatler sonra Muhammed onunla evlendi. Öldürülenlerin arasında babası ve erkek kardeşi de vardı. Önceki saldırılarda ise üç amcası ve birkaç kuzeni öldürülmüştü. Babası ve kardeşinin öldürüldüğü savaşta müslümanlar tarafından esir alındı.

Arabistan'da yöneticilere yani kabile reisleri ve hükümdarlara düşen ganimet payına "Safiyye" denirdi. Zeyneb de savaş sırasında Muhammed'in hissesine düşen bir ganimet olduğundan Safiyye olarak adlandırılmıştı (Bazıları kıvırmaya çalışsa da Kur'anda'da yazdığı gibi savaşta ele geçirilen kadın İslama göre ganimettir).

Bu evliliğin, birkaç yıl sonra Arabistan'dan sürgün edilen Safiye'nin yenilmiş kabilesine faydası yoktu; Gerçek siyasi önemi, Safiyye'nin Muhammed'in hanesindeki varlığının Yahudileri yendiğinin açık bir gösterisi olduğu yönündeydi.
[Kaynaklar: İbn-İshak 241-242, 511, 514-515, 516-517, 520 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 134-135, cilt 39, s. 184-185 | İbn Sa'd 8:85-92, 153]

KARISI | Meymûne bint Haris || Evlilik tarihi: Şubat 629
Muhammed'e evlenme teklif eden Meymune Mekke'den orta sınıf bir dul idi. Çok düzenli ve sakin bir kadın olan Meymune kurallara ve ayinlere tamamen takıntılıydı. Meymune, Abbas bin Abdülmuttalib'in baldızıydı ve Muhammed'i onunla evlenmesi için teşvik ediyordu. Bu evlilik sayesinde Muhammed Meymune'nin kabilesi olan Âmir b. Sa’sa mensupları ile iç içe olma imkanı bulmuş, bu sayede onlardan İslam'ı seçenlerle çevresini büyütmüştü. Yani Meymune ile yapılan evliliğin sebebi cinsellik yada onu koruma fikri değil, daha fazla güç elde etmekti (diğer bazı evliliklerinde de olduğu gibi)
[Kaynaklar: İbn İshak 531, 679-680 | İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 135, cilt 39, s. 185-186 | İbn Sa'd 8:94-99, VIII, 132. 153]


CARİYESİ | Marya / Maria (Mariyah bint Shamoon al-Quptiya) || Seks kölesi, Haziran 629
Marya, Bizansın İskenderiye valisi olan Mısır mukavsının Muhammed'e hediye olarak gönderdiği bir hadım ağası, 1000 miskal altın, kıymetli elbiseler, kumaş, güzel kokular ve iki seks kölesinden biriydi. Güzelliğinden korkan resmi karılarının itirazlarına rağmen Muhammed onu bir cariye olarak yanında tuttu. Bir süre sonra Muhammed onunla nikah yaparak Mısır'da çıkan Bizans-Mısır savaşında avantaj elde etmiş oldu. Çünkü Mısırlılar kendilerinden biriyle evli olduğu için tarafsız davranarak Bizans'a destek olmamışlardır.
Marya Muhammed’e İbrahim adında bir oğul verdi fakat çocuk bir süre sonra öldü. Daha detaylı okumak için: TIKLA
[Kaynaklar: İbn İshak 653 | Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 137, 141, cilt 39, s. 193-195 | İbn Sa'd 8:148-151]

KARISI | Mulayka bint Kaab || Evlenme tarihi: Ocak 630
Ailesi Mekke'nin Müslüman istilasına karşı direndi. Fethi yatıştırmak için Muhammed'e güzel Mulayka'yı gelin olarak verdiler. Fakat Mulayka Muhammed'in ordusunun babasını öldürdüğünü fark ettiğinde kendisine boşanma talebinde bulundu. Birkaç hafta sonra öldü (Ne hikmetse).
[Kaynaklar: Ebu Cafer Taberi cilt 39, s. 165 | İbn Sa'd 8:106, 154]

KARISI | Fatima al-Aliya bint Zabyan al-Dahhak || Evlenme tarihi: Şubat veya Mart 630
O İslam'ın kabul ettirildiği küçük dereceli bir şefin kızıydı. Muhammed sadece birkaç hafta sonra "cami avlusunda erkeklere baktı" diyerek onu boşadı. Fatima hayatının geri kalanında gübre toplayıcı olarak çalışmak zorunda kaldı. Muhammed'in tüm dullarından daha uzun yaşadı.
[Kaynaklar: Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 138, cilt 39, s. 186-188, cilt 9, s. 136-137 | İbn Sa'd 8:100-101, 153]

KARISI | Asma bint Al-Numan || Evlenme tarihi: Haziran veya Temmuz 630
Ailesi evlilik ittifakının Medine'deki olası bir askeri saldırıya karşı koyacağını umduğu Yemen'den bir prensesdi. Ancak Muhammed daha sonra Ayşe'nin oyunlarından dolayı onu boşadı. Esma daha sonra Umm Salama'nın bir erkek kardeşi ile evlendi.
[Kaynaklar: İbn Hişam 918 | Ebu Cafer Taberi cilt 39, s. 188-191, cilt 9, s. 128-130 kısmen Amra bint Yazid ile karıştırılmıştır | İbn Sa'd 8:101-105, 153]

CARİYESİ | Al-Jariya || 627'den sonra
Zaynab bint Jahsh'ın Muhammed'e hediye olarak verdiği yerli bir köle idi.
[Kaynaklar: İbn Kayyim el-Cevziyye 1:114]

KARISI | Amra bint Yazid || Evlenme tarihi: 631
Politik önemi olmayan bir Bedevi idi. Muhammed cüzzam belirtileri olduğunu görünce onu boşadı.
[Kaynaklar: İbn İshak s. 55, İbn Hişam 918, Ebu Cafer Taberi cilt 9, s. 139, cilt 39, s. 187-188 | İbn Sa'd 8:100-101]

CARİYESİ | Tukana al-Quraziya || Muhammed'in hayatının son dönemleri olduğu tahmin ediliyor.
Muhammed'in mağlup ettiği Kureyza kabilesinden özel olarak seçtiği seks kölesiydi. Muhammed'in ölümünden sonra Abbas'la evlendi.
[Kaynaklar:  Majlisi, Hayat al-Qulub 2:52, İbn Kayyim el-Cevziyye 1:114]

Gözleri, vicdanı ve aklı açık olanlar için neyin ne olduğu gayet açık ve ortadadır, bırakın korumak için evlenmeyi, İslam'ın gerçek anlamda köleliği kaldırdığı falan yoktur. Müslümanlar savaşta ele geçirdiği insanları köle-seks işçisi olarak satmış yada kendilerine cariye olarak almışlardır.

BİTİRİRKEN DİPNOT:
Daha açıklayıcı olması için yakın zamanda Muhammed'in eş ve cariyeleri ile ilgili videolar çekmeye başlayacağım. Konuyla ilgili olarak izlemenizi tavsiye ettiğim 3 video kaydımı sizlerle paylaşmak istiyorum:
► Kur'an ve İslam'da Kadın 1
► Kur'an ve İslam'da Kadın 1
► Dinlerde Kadın

Yazan: A.Kara

MUHAMMED EVLATLIĞININ KARISINI NASIL ALIYOR?

A, din, Hz Muhammed evlatlığının karısı ayet, islamiyet, Muhammed'in evlatlığının karısı hadis,Zeyd'in karısı hadis,Muhammed''in Zeyneb'i alması ayet
Ahzab suresi 37. ayette "Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun" denilmektedir. Peki Muhammed'in içinde gizlediği şey neydi?

Muhammed evlatlığı Zeyd'i ziyarete gittiği bir gün onun evde olmadığını fark ediyor ve o an Zeyd'in kızını uygunsuz bir kıyafetle görüyor. Sonra içindeki duyguları bastıramayan ve ona sahip olma isteği güden Muhammed Zeyd'in evine sürekli gidip geliyor, bir gün dayanamayıp karısını Zeyd'den istiyor.
Bu olay hadiste nasıl geçiyor:
"Resulullah (sav), Zeyd (ra)`e: 'git onu bana (kendinden) iste' dedi. Zeyd gitti, Zeyneb`e geldiği zaman hamurunu yoğuruyordu. Zeyd der ki: 'onu gördüğüm zaman içimde bir zorluk hissettim, ona bakamaz hale geldim. sırtımı ona çevirerek, geri geri yaklaştım ve: 'ey Zeyneb! beni resulullah (sav) gönderdi. seni istiyor' dedim." (Enes, Nikah Bölümü, HadisNo :5615)
Peki tamam Muhammed Zeyd'in karısı Zeyneb'i istedi de, Zeyneb bunu nasıl kabul etti diyebilirsiniz. Bunun da sırrı Ahzab 36'da yatıyor. Çünkü Muhammed ilahi bir adam olarak, Allah'ın elçisi olarak görülüyor ve ne hikmetse Allah yine Muhammed'in cinselliği ve aşk hayatı için Ahzab 36'yı Muhammed'e vahyediyor:
"Allah ve peygamber'i bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve peygamber'e baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur." (Ahzab 36)
Olay üzerine durumu hoş görmeyip dedikoduya ve Muhammed'i çekiştirmeye başlayan, onu ayıplayan halkı susturmak için Muhammed'e yine vahiy gelmektedir. Çünkü her zamanki gibi Allah sürekli Muhammed'i izlemekte ve onun cinsel arzularına yardımcı olmaktadır...
Muhammed Ahzab 60-61. ayetleri ile arkasından konuşanları açık açık tehdit eder:
 "Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalblerinde bir hastalık olanlar ve medine'de dedikodu yapanlar, bu yaptıklarından vaz geçmezlerse, mutlaka seni onlara musallat ederiz. sonra seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar." (Ahzab, 60)
"Melun olarak nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürülürler" (Ahzab 61)
Hal böyle olunca Muhammed yeni karısını ve diğer karılarını korumak için yine Ahzab suresini kullandı: "uygunsuz durmayın, sağa sola bakmayın, örtünün" ayetini ortaya sürerek örtünmeyi getirdi, o da yetmez gibi onları müminlerin annesi ilan edip başkalarıyla evlenmelerinin önüne geçti. Bunu yapmasının sebebi ise nasıl ki o başkasının eşine göz koyup almış, onu uygunsuz görmüş ise, aynı şeyi kendisinin yaşamasını engellemekti.

Komik olan şudur ki İslami kesim evlatlığının karısı ile evlenen Muhammed'i savunmak için saçma sapan kılıflar bulma denemesindedir. Bunlardan en popüler söylem ise: "Muhammed halasının kızı olduğu için Zeyneb'i zaten eskiden beri tanıyordu, neden onu elde etmek için bu kadar beklesin?"

Peki ya Muhammed başta onu isteyecek cesareti eşleri, oğlu yada çevresindekilerin dedikodusu dolayısı ile bulamamış pozisyonunun daha da güçlenmesini beklemişse? yada onu daha önce hoşlanacağı bir şekilde görmemiş, o gün onu görünce içinde farklı duygular uyandıysa?

Yazan: A.Kara

MUHAMMED'İN TÜRKLER İÇİN SÖYLEDİKLERİ

A, islamiyet, Muhammed'in Türkler için söyledikleri, Muhammed'in Türkler hakkında sözleri, Muhammed'in Türkleri övdüğü yalanı, Türkleri aşağılayan hadisler, Buhari hadisleri,
Konuya önce şu 2 ayetle girmek istiyorum:

1) "Ey İsrail oğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi dünyalara üstün kıldığımı hatırlayın." ( Bakara, ayet: 47, 122. Diyanet çevirisi.) [Allah İsrail halkını diğer insanlardan üstün kıldığını söylüyor]

2) "Biz her peygamberi, kendi toplumunun diliyle gönderdik. İlle de böyle yaptık ki, o toplumdan olanlara anlatabilsin." (İbrahim suresi, ayet: 4.) [Her peygamberi kendi toplumunun diliyle gönderdik diyor, fakat Kur'an'da arap ve israillilerin dışında bir tane bile farklı milletten peygamber adı bulamazsın ve bir an için Kur'an'ın hakikaten Tanrı kelamı olduğunu farz edersek, eğer "biz her peygamberi, kendi toplumunun diliyle gönderdik" deniyorsa, Türklerin de öz dili arapça değil ise, o halde Muhammed sadece arapların peygamberidir, Türklerin yada diğerlerinin değil.]

50'den fazla İslam ülkesinin Kur'andan sonra en güvenilir kaynak olarak kabul ettiği Buhari'nin Kitalut-Turk (Türklerle Öldürüşme) Hadislerine bakıldığında arapların ve peygamberlerinin ırkçı olduğu açıkça görülmektedir:

Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş (kalın) derili olan bu toplumla... Kıl giyerler."( Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/ 62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'l-Melahim/ 9 Babun fi Kıtali't Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu'l-Cihad/ Babu Gazveti't-Türk. ..)


"Siz (Müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır. " (Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Cihad/ 96; Müslim, e's-Sahih, kitabu'l-Fiten/ 62 hadis no: 2912; Ebu Davud, Sünen, hadis no: 4304; Tirmizi, h. no: 2251; İbn Mace, h. no: 4096-4099)

"Kıldan (keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste derili toplulukla vuruşmanız-öldürüşmeniz kıyamet alametlerindendir. Siz (müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, kitabu'l-Cihad/95; Müslüm, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/66, hadis no: 2912; İbn Mace, h.no: 4097-4098).

"Sizinle (siz müslümanlarla), küçük (çekik) gözlü toplum, Türkler savaşacaktır. Siz onları, üç kez önünüze katıp süreceksiniz. Sonunda Arap Yarımadası'nda karşılaşacaksınız. Birincide, onlardan kaçan kurtulur. İkincide kimi kurtulur, kimi yok edilir. Üçüncüdeyse onların tümü kırılacaktır." (Ebu Davud, sünen, hadis no: 4305.)

Bunlara benzer Türkleri aşağılayıcı onlarca hadis bulunmaktadır, bu hadislerin ülkedeki müslümanlara zarar vereceğini fark eden Diyanet "Peygamberimizin Çağımıza Mesajları" adlı proje ile bu ve benzeri birçok hadisi ortadan kaldırmış, onun yerine aslı astarı belli olmayan (Buhariye kıyasla) Türkleri öven, güzel gösteren hadisleri pişirerek "Peygamberimizin Çağımıza Mesajları" adı altında piyasaya sürmüştür. Yiyenlere şimdiden afiyet olsun.

Yazan: A.Kara

ALLAH'IN KULLARININ KALPLERİNİ MÜHÜRLEMESİ

sizden gelenler, islamiyet, din, Allah'ın kalpleri mühürlemesi, İnsanın kalbini mühürleyen Allah, Kalpleri mühürlenmiş imansızlar, Kulunu cehenneme mahkum eden Allah,
Bakara suresi 7. ayette açık bir şekilde inanmayanların imana getirilmek için uğraşılmasının gereksiz olduğunu çünkü kalplerini Allah'ın mühürlediği yazmaktadır:

Diyanet Meali
2.7 - "Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır."

Diyanet Vakfı Meali
2.7 - "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır."

Elmalılı Meali Sadeleştirilmiş 2
2.7 - "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır."

Süleyman Ateş Meali
2.7 - "Allâh, onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerine de perde inmiştir. Onlar için büyük bir azâb vardır."

Bu durumda genellikle İslamcıların yaptığı savunma şudur:
''Allah onların kalplerini dünyada yaptıkları kötü işlerden dolayı mühürledi.''

Bu savununun yanlış olmasının bir kaç sebebi vardır:

1. Allah İnanların kalplerini dini reddettikleri için mühürlemiştir:

Diyanet Meali
2.88 - "Kalplerimiz muhafazalıdır" dediler. Öyle değil. İnkârları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler."

Diyanet Meali
2.93 - "Hani, Tûr'u tepenize dikerek sizden söz almıştık, "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın; ona kulak verin" demiştik. Onlar, "Dinledik, karşı geldik"  demişlerdi. İnkârları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat'a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!"


Yani Allah insanların kalplerini dünyada yaptıkları kötülükler yüzünden değil inkarları sebebiyle mühürlemiştir.

2. Bu eleştiriyi bir dinci sitenin yaptığı bir savunuya bağlayarak yapacağım.

O dinci site Allah'ın insanın cennete mi veyahut cehenneme mi gideceğini bilmesine rağmen neden sınav yaptığına dair bir cevap getirmeye çalışmaktaydı. (Zaten mantıklı cevap vermeyi bırak resmen şirke girdiler.)

Konuşmanın bir yerine konuşmacı ''Cehennemdeki kişi belki ben cehenneme değil de cennete gidecektim derse bu haksızlık değil mi?''demişti.

Şimdi... İslama göre Allah en büyük bağışlayıcıdır ve tövbeleri kabul eder değil mi?
E şimdi bu adam veya kadın cehenneme gittiğinde ''Ben inkar etmiştim ama sonra belki iman edecektim sen benim kalbimi mühürledin haksızlık bu.''derse ne olacak?

3.Cehennem ne için vardır?İnsanların yaptıklarının cezasını çekmelerini sağlamak için.Peki o halde insanın hayattayken yaptıklarının cezasını çekmesinin ne mantığı vardır?İnsanlar yaşarken yaptıklarının cezasını çekecekler ise cehennemim ne anlamı vardır?

Bu durumlarda İslamcıların diyebileceği başka bir şey ''o zaten iman etmeyecek ti ki.''

Peki öyle mi? Ayetimiz gelsin hemen:

Diyanet Meali
2.17 - "Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir."

Diyanet Vakfı Meali
2.17 - "Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler."

 Bakın ne diyor ''etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir''Şimdi bu düpedüz haksızlık değil de nedir?
Efendim...Dünya da yaptıklarının cezası mı? Yukarı da bunun cevabını verdik zaten tekrar okuyun.

Sonuç olarak şu çıkmaktadır ki Allah kullarının kalplerini inanmadıkları için mühürler. Onlar (sözde) gerçeği fark edip iman etmeye çok yaklaşsalar bile Allah onların kalplerini mühürleyerek ilerde tövbe edip cennete gitme imkanını da sıfırlar.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Wayder

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

RUH'UN KANITI NEREDE?

DP,din,Ruhun kanıtı nerede?,Ruh var mı?,Ruh gerçek mi?,Ruhlar var mı?,Ruh kavramı,Ruh nedir?,Ahiret kavramı ve ruh, Kabir azabı, Azrail var mı?
Ruhunu şeytan ele geçirmiş… Yuh ruhsuz herif… Hacı bir takım bu kadar mı ruhsuz olur ya… Ben onun ruhuna âşık oldum… Ey ruh geldiysen 3 defa tıkla… Ruh ikizimi buldum sanırım… Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla… Onun arabası var güzel mi güzel, maalesef ruhu yok (Mustafa SANDAL Araba şarkısı)… Ruh… Ruh… Ruh…

Hayatımızda o kadar çok kullanıyoruz ki bu kelimeyi. Dindar insanlara göre Ruh var, Dinsizlere göre yok.

Ruh kavramı ve konusu neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Ruh kavramını ortadan kaldırırsanız zaten din dediğiniz şey uçar gider. Felsefe ve bilim o kadar çok uğraştı ki bu Ruh mevzusuna. Hepsi farklı bir açıdan yaklaştı olaya. Ruh neydi? Nasıl bir şeydi?

Ahiret inancından hareketle bilinç beyinde olamayacağına göre Ruh’ta olmalıydı. Beden fani dünya hayatı sonunda çürüyordu. Ruh baki kalıyordu. Ahiret hayatında Cenabı Allah’ın emri ile ruha tekrar beden giydiriliyordu. Oradan da ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur bizleri bekliyordu.

Fakat bu inanışı çökerten husus sonradan gelişen akıl rahatsızlıkları idi. Madem bilinç beyinde değil Ruh’ta, o halde bazı hastalık ve travmalar bilince zarar vermemeli ve düşünce yetisini etkilememeliydi. O halde beyin-ruh ilişkisi nasıl gelişiyordu?

Ya akıl hastaları? Onların durumu?

Akıl hastalığından vazgeçtim. Hiç şizofreni bir birey gördünüz mü? Vakti zamanında zehir gibi aklı ve hafızası olan bireyler bir anda çok farklı tavırlar takınabiliyor, düşünceler üretebiliyor ve bunları gerçek gibi anlatabiliyor. Eğer bilinç, zekâ, akıl dediğimiz unsurlar beyinde değil ruhta olsaydı tüm bu rahatsızlıkların yaşanmaması gerekirdi. Eğer yaşanıyor ise Bilinç, zekâ ve akıl ruhta değil beyinde demektir. E beyin ölünce çürüyor?


Kabir azabı ve berzah âlemini kim yaşıyor? Ruh. Akıl, bilinç ve zekâ nerde? Beyinde. Beyin nerde? Çürüdü. Ruh nerde? Kabirde. Kabir azabı ve berzah âlemini kim yaşıyor? Ruh. Akıl, bilinç ve zekâ nerde? Beyinde. Beyin nerde? Çürüdü. Ruh nerde? Kabirde… Farkındaysanız dönüp duruyoruz bir paradoksun içinde. Yılmaz ERDOĞAN’ ın Organize İşler filmindeki “Araba Nerde? Para Nerde?” repliğinin bir benzeri söz konusu.

Ölünce beden mezara girdiğinde azap çeken fiziksel beden değil, ruh idi. Ahirete ruh gidiyordu. Azrail ruhumuzu alıyordu. Bu dünyadan göç eden Ruh idi. Beden tabiri caizse bir avatar görevi görüyordu.

Efendim daha önce “Kabir Azabı ve Berzah Âlemi Mitleri” adlı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda Türk Tipi İslam Modelinde ölünce neler olduğuna dair inançlar ve kökenleri üzerinde durmuştum. Açıkçası inananların bile kendince sorduğu soruları sormuştum. Yani Kuran ayetlerine bakıldığında ne kabir azabı var ne de berzah âlemi. Ancak hadis külliyatı temel alındığında kabir azabı ve berzah âlemi hakkında bilgiler bol.

Kuran-ı Kerimde olmayan kavramlar bütünü nasıl olurda başka yerlerde İslam adı altında yer alır? Haşa Allah Kuran-ı Kerim’i eksik bırakır mı? Şüphesiz o (Kuran-ı Kerim) apaçık açıklayıcı bir kitap alarak eksiksiz bir şekilde resulü vasıtası ile bize indirilmişti.

Peki, bizi kıyamete kadar geçen süreçte alternatif bir yaşam modeline iten sebepler ne idi? Neden Kabir azabı ve berzah âlemine ihtiyaç duyduk? Bu bahsettiğim yazıyı okursanız çelişkiler yumağı zaten yazılı.

Önceki yazılarda olduğu gibi size maalesef bu yazıda da cevapları sunmayacağım. Cevap sunmak ve bilgi vermek Bilim insanları ve aydınların işi. Benim işim – aklı karışık cahil bir vatandaş olarak- sadece soruları sormak.

Öncelikle belirtmem gerekir ki bu yazıda ne Kurandan bir ayet, ne Tevrat, ne İncil ne de Sümer tablet bilgisi bulamayacaksınız. Kaynak ve alıntı olmayacak. Sadece mantığınızı çalıştırdığınızda soruları sizde keşfedeceksiniz.

Ruhun varlığının kanıtı nedir? Sakın bana “Efendim Japon bilim insanları, Alman bilim insanları, Rus Bilim insanları…” gibi başlayan cümleler kurmayın. Zaten İslam âleminden bir icat çıkmadığından, bilimsel bir çalışma olmadığından bütün icatları o kâfir dediğiniz adamlar yapıyor. Savunma cümlelerinizin referansları bile İslam dışı ülkelerden.

Bilim dünyasında maalesef Ruh kanıtlanmadı. O nedenle bu hususu pas geçebiliriz. Uğraşan bilim insanları var, ancak teorilerden ve varsayımlardan oluşan bir takım makaleler yayınlıyorlar.

Peki, ruhun kanıtı nedir? Yok. Ruh kanıtlanamıyor. Görülemiyor. Zamanında şöyle bir anti tez ile karşılaşmıştım: “İyi de elektrikte görülmüyor. Ama varlığını biliyoruz!”. Elektrik görülmüyor. Ancak varlığını ölçebiliyorsunuz. Bir enerji biçimi. Sizi çarpabiliyor. Nakledip depolayabiliyorsunuz. Üretebiliyorsunuz. Ya ruh?

Ruh hem bilim dünyası hem de felsefecilerin en büyük açmazlarından. Cevap yok. Hakkında ancak teoriler üretebiliyorsunuz.

Kısacası Ruh’un varlığının hiçbir ispatı ve delili yok. Ölçemiyorsunuz, test edemiyorsunuz, kontrol edemiyorsunuz.


Eğer siz inanmak istiyorsanız inanabilirsiniz. İsterseniz Uzaylılara ya da Pamuk Prenses ve Yedi Cücelere de inanın. Bana ve hayatıma karışmadığınız sürece sorun yok.

Bilim ve Din ekseninde incelemeye kalktığımızda çuvallıyoruz. Dini kitapların hiç birisinde bilimsel bir veri yok. Zaten din kitapları Bilim ve Fen kitabı da değiller. Size evrenin gizemli sırlarını ve ya işleyişi anlatmıyor. Yok, “Yanlış söylüyorsun! Anlatıyor!” diyorsanız o halde hiçbir “kutsal” kitabı okumadınız diyebilirim.

“Kutsal” kitaplarda bahsedilen -bilimsel- konular zaten o döneme değin hemen herkesçe bilinen şeyler. Yani yeni bir şey yok.

Aklıma gelmişken vakti zamanında nasılda hararetli hararetli savunuyordum: “ Efendim aslında İslam âlemi çok ileri gedecekti ama biz okuyup anlamadığımızdan böyleyiz. NASA’da eski bir Kuran varmış, Amerikanyalı bilim insanları Kuran’ı okuyup çözümleyerek teknoloji üretiyormuş. Hatta Ruslar ve Almanlar hep Kuran okuyup yeni icatlar yapıyormuş. Yaaaaa! Biz anca uyuyalım!”

“Kutsal” kitaplar sadece sizin yaşama ve inanma biçiminizi şekillendirip belirler. Ayrıca başkalarını, sizin inandığınız dine nasıl inanmalarını sağlamanız gerektiğini, inanmazlarsa yapmanız gerekenleri anlatır o kadar. Arada peygamberlerin özel hayatı da var ama olacak o kadar.

Ruh mevzusuna geri dönersek daha önce değim gibi Ruhu ne test edebiliyorsunuz ne de ölçebiliyorsunuz. Din size var diyor sizde var diyorsunuz. Aklınıza sorular geldiğinde de “Aman tövbe de! Hiç şüphesiz Allah en doğrusunu bilir.” Diye kendi kendinize içlenirsiniz.

Başkasına siz sorsanız aldığınız cevaplar aynı: “Kardeşim bu soruları ne sen ne de ben cevaplayamayız. Zamanın müceddidi hoca efendi hazretlerimize soralım. O bize doğru yolu gösterir!”

İyi de sorular o kadar basit, açık ve net ki.
1.   Ruhun kanıtı nedir?
2.   Ruhu nasıl ölçebiliriz?
3.   Ruhu nasıl test edebiliriz?

Bu soruların cevabını bulabilirseniz insanlık tarihinin en büyük gizemlerinden birisini aydınlattınız demektir.

Eğer cevabı hoca efendi hazretlerinizin web sitesinden alıntılar yaparak verecekseniz hiç kasmayın. O cevapları zaten biliyorum. O cevapların tatmin edici olmadığını mantığınız size de söylüyor. Korkmayın. O cevapların gerçek olmadığını size söyleyen şeytan veya onun uşakları değil. Bizzat öz benliğiniz.

Ruh konusu da aynı Din gibi inanç işidir. İnanabilirsiniz ve bunda bir sorun yok. Size saygı duyarım. Ancak bu hususu bilimsel bir tabana oturtmaya çalışmayın. Olmuyor.

Basitçe üç tane soru sordum ki bu sorular açıkçası inançlı veya inançsız herkesin kafasını kurcalıyor. Kurcalamasaydı Ruhu kanıtlamak için bu kadar bilimsel ve felsefi çalışma, bu kadar dini tartışma olmazdı.

Dinden sıyrılan bazı insanlarda da şöyle bir yaklaşımla karşılaşıyorum, onlara göre de ruh var ama bir enerji formu. Aslında doğada ki her şeyin bir enerjisi var. Bu enerjiler hayatı etkiliyor. Peki, bu etkileşime dair kanıt var mı? Yok. Ölçülebiliyorlar mı? Hayır? Kusura bakmayın ama siz de bir inancın peşindesiniz. Sadece semavi inançtan çıkıp başka bir inanca geçmişsiniz o kadar.

Beyinde keşfedilen bir enerji elbette ki var çünkü bilimsel olarak beyindeki elektriksel dalgalar kanıtlandı. Neden? Çünkü test edildiler ve ölçülebildiler. Ancak beyin faaliyetleri durduğunda onlarda duruyor. Sakın buna ruhun kanıtı demeyin. Adı üstünde elektriksel dalgalar. Şimdi buradan hareketle siz Ruha kılıf bulmaya çalışırsınız. Öyle olsaydı bu elektrik dalgalarının beyin ölümü gerçekleştiğinde durmaması gerekirdi.

Ona da cevabınız hazır. Beyin ölünce beyindeki elektrik dalgalarının, yani ruhun gitmesi normal çünkü ruhu-canı Azrail aleyhisselam gelip alıyor.


Yine çuvalladınız efendim… İslamiyet’e göre Azrail diye bir melek yok. Kuran-ı Kerim’ e göre “Ölüm meleği veya ölüm melekleri” var. Ama Azrail ismi yok. “İyi de Hadis-i Şeriflerde bahsediliyor!” demeyin sakın çünkü sahih olmayan hadislerde dahi Azrail ismi geçmiyor.

Sadece bazı “Haber” diye nitelendirilen rivayetlerde geçiyor.

Azrail ismi ve meleği İsrailliyattan geçmedir ki bunu “Gerçek” ilahiyatçı veya medrese eğitimi görmüş dindar arkadaşlar daha iyi bilirler.

Kısacası biz “Ey Ruh geldiysen üç kere tıkla!” demeye devam. Ne zaman gelecekse artık.

Cahil bir vatandaş olarak, cahilce sorularımı ve aklımdaki çelişkileri sıraladım. Aydın ve ileri görüşlü okurların bu sorularımı kolaylıkla cevaplayacağından; özellikle dindar arkadaşlarımın ustaca cevap vereceğine inancım tam.

İş dönüyor dolaşıyor ve o kadim soru paradoksuna takılıp duruyor. Bana soruyorlar “Olmadığını kanıtla o halde!”. O zaman bende size soruyorum “Olduğunu kanıtlayın!”

Bu arada konudan ayrı olarak geçenlerde başıma gelen küçük bir olayı paylaşmak istiyorum:

Bir alış veriş merkezinde sakarlığımdan ve dikkatsizliğimden dolayı yürüyen merdivenin son kısmında, taşıdığım alış veriş arabasının tekerleği takıldı. Eşim ya da hiçbir arkadaşım yanımda yoktu. Kendimi kurtarmaya çalışırken birisi apar topar yanıma koştu ve hemen yanı başımda duran ancak paniklediğimden fark etmediğim acil durdurma butonuna basarak bana yardım etti. Bu arkadaşın kafasında takkesi, üzerinde cübbesi vardı. Teşekkür ettim. O yoluna gitti ben yoluma gittim. Ben bu salaklığımı kimse yaşamasın, dikkatli olsun diye hikâyemi anlattığımda bir arkadaşım “O cüppeliler de bu kafa var mıymış!” diye kahkahalı bir cümle kurdu. Kanımın çekildiğini hissettim. Ulan kulağımda küpe, üzerimde Black Sabbath t-shirt’ü ile alenen ondan farklı şekilde düşündüğüm belliyken adam bana yardım etmiş senin verdiğin tepkiye bak. “En azından sendekinden daha iyi bir kafa varmış!” diye cevap verince ortam buz kesti. Üsteleseydi resmen o tanımadığım, belki de hiç görmeyeceğim takkeli ve cüppeli adamın avukatı olacaktım. Gerekirse arkadaşlığım sona erecekti. Konu uzamadı. Çaylar içildi ve konu kapandı.

İnsanlık veya iyilik inançlarla ya da kılık-kıyafet ile ölçülmez. Kimse kimsenin inancına veya hayatına karışmadığı sürece sorun yok.

Sağlıcakla kalın.

Yazar Notu: Uzunca bir süre yazılarıma ara vermek durumunda kaldım. Bir terslik olmadıkça her hafta en az bir kez olmak kaydıyla burada olmaya çalışacağım. Bu süreçte bana sabır gösteren sevgili dostum site başyazarı ve yöneticisi A.KARA’ ya teşekkürlerimi sunuyorum.

Yazan: Demon Product

2000 YILLIK KİTAPLAR İSA'NIN YENİ BİR DİN YARATMADIĞINI KANITLADI

din, hristiyanlık, İsa'nın Tanrısı, Hz.İsa'ya dair en eski kaynak, 2000 yıllık metal kitapta İsa, Barı Şeria'da mağarada bulunan, İsa yeni bir din mi getirdi?, A, İsa Yahudi miydi,İsa ve Kral Davut
2.000 YILLIK KİTAPLAR İSA'NIN YENİ BİR DİN YARATMADIĞINI FAKAT KRAL DAVUT ZAMANINDAKİ ESKİ BİR GELENEĞİ YENİDEN DÜZENLEDİĞİNİ KANITLADI!

Birleşik Krallık'taki Surrey Üniversitesi'nden Roger Webb ve Chris Jeynes isimli araştırmacılar 2000 yıldan eski belgeler ile bazı şeylerin gerçekliğini doğruladılar. Eski kodlamalar İsa'nın yeni bir din yaratmadığını ancak Kral Davut döneminden itibaren eski bir geleneği düzenleyip devam ettirdiğini iddia ettiler.

Uzmanlara göre kitaplar (kodexler) İsa'nın 1000 yıl öncesine, Kral Davut'a dayanan Süleyman'ın tapınağında ibadet eden ve bir erkek-kadın Tanrı'ya inanan bir Yahudi mezhebin parçası olduğunu öne sürüyor.

Sürpriz olan şey ise 2000 yıl öncesine dayanan bu eski metinlerin Hristiyanlık hakkındaki görüşler üzerinde devrim yaratabileceğidir.

Bilim adamları tarafından Hristiyanlığın tarihini değiştirebilecek devrimci bir keşif olarak kabul edilen bu testler, metalden yapılmış halkaların birleştirdiği eski metinlere dayanmaktalar.

Raporlara göre eldeki kanıtlar bu antik metal metinlerin (kodekler) MS 1. ya da 2. yüzyıla kadar uzandığını öne sürüyor.

Roger Webb ve Kıdemli İrtibat Görevlisi Prof. Chris Jeynes, kodeksin modern kurşun örneklerinin tipik olan atmosferik polonyumdan kaynaklanan radyoaktiviteyi göstermediğini, kodeksin öncülünün bir yüzyıl önce erimiş olduğunu gösterdiğini ve günümüz üretiminin bir ürünü olmadığını bildirmiştir.

Testler ayrıca kodların dilinin Eski-İbranice olduğunu doğruladılar. Bu kodlar İsa'nın gelişini sembolize eden sekiz köşeli yıldızlarla kaplılar.

Uzmanlar tarafından dikkatle aktarılan kodlarda İsa'nın yeni bir din yaratmaya çalışmadığı, ancak Kral Davut'un zamanının eski geleneklerini yenilediği açıklandı. Ayrıca İsa'nın ve onun takipçilerinin ibadet ettikleri tanrının hem erkek hem de kadın olduğu bu buluş ile açıklığa kavuşuyor.

Bu kitap 2006 yılında Batı Şeria'daki bir mağarada bulundu ancak 2011 yılına kadarki bulgular halka açık değildi. Araştırmacılar bu keşfi İsa'nın tarihsel varlığının en eski kanıtlarından biri olarak tanımladılar. Bununla birlikte bu keşif İsa'nın yaşamına bütünüyle devrimci bir bakış açısı sunuyor çünkü İsa'nın geliştirdiği dinin kökenine ve inandığı-taptığı Tanrı'nın aslında nasıl olduğuna ışık tutuyor.

Şu anda antik metinler Ürdün'ün başkenti Amman'ın Eski Eserler bölümünde yer almaktadır.

Yazan & Çeviren: A.Kara

DİNLER ÖNCESİ İNSANLIK

A,din, Bilimsel, Antik tarih, tarih,Dinler öncesi insanlık,İlk insanlar ve din,Dinler yokken insanlar,Dinlerin temeli nasıl oluştu?,Dinler öncesi öykü anlatımı,Neandertaller,
DOĞA ÜSTÜ İNANIŞLAR ÖNCESİ İNSAN TOPLUMU NASILDI?

Daha önce hiç toplumunların dinin ortaya çıkmasından önceki durumunu merak ettiniz mi?

Geçtiğimiz on yıl içerisinde yapılan birçok keşif sayesinde insanlığın yazılı tarihlerden çok daha erken bir zamanda var olduğunu ve dinin bize neler anlattığını anladık.

Yani, insanlık bölünmeye ve farklı Tanrılara tapmaya başlamadan önce tam olarak ne yapıyordu?
Dinin tarihsel kökenlerini psikolojik veya sosyolojik köklerinden ayırmalıyız.

İnsanın evriminde ortaya çıkan ilk dini davranışların nispeten yakın bir tarihte olması muhtemeldir. Araştırmacılar bunun Orta Paleolitik dönem olduğunu söyler ve davranışsal modernliğin bir yönünü oluşturur. Ayrıca dilin kökeni ile aynı zamanda olduğu görünür.

Birçok araştırmacı homosapienlerin öncesi ilk insanlarda dini davranışa dair kanıtların reddedilemeyeceğini belirtmektedir.

Araştırmacılar bilhassa bir bireyle, birlikte gömülü bir dizi eseri içeren ve özellikle dinsel pratiklerin ilk saptanan biçimlerinden biri olarak düşünülebilecek bir dizi eseri içeren cenazelere işaret ederler. Çünkü bunlar "dünyevi yaşamı aşan merhum için bir kaygıya” işaret edebilir"

Kanıtlar Neandertallerin ölülerini bilerek gömen ilk hominidler (insan) olduğunu göstermektedir.
Bunun örnekleri Irak'taki Shanidar, İsrail'deki Kebara Mağarası ve Hırvatistan'daki Krapina'dır.

Ancak bazı akademisyenler bu bedenlerin laik nedenlerle manipüle edilmiş olabileceğini iddia etseler de bu iddiayı destekleyen herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.

Arkeologlar Neanderthal toplumlar gibi Orta Paleolitik toplumların da birçok insanın mezarlar dışında bir tür totemizm veya hayvanlara tapınma uygulamış olabileceğini öne sürüyorlar.

Bununla birlikte bilim adamları dini davranışların dünyanın dört bir yanındaki farklı kültürler arasında geniş ölçüde değişmesine rağmen geniş anlamda dinin tüm insan topluluklarında bulunan evrensel bir kültürel kimlik olduğunu belirtmiştir.

Ama nerede başlamıştır?

Oxford'un Çalışması: İnsanoğlunun inançlı olmasının nedeni EVRİM sırasında bu düşüncenin içine işlemiş olmasıdır.

Oxford Üniversitesi'nden uzmanlar tarafından yapılan bir çalışmada insanlığın inançlı olmasının nedeni için EVRİMİ ve bu süreçti bağlantıyı gösteriyorlar. Oxford Üniversitesi'ndeki Evrimsel biyoloji uzmanı Dominic Johnson'ın belirttiği gibi insanın bir yaratıcıdan olan korkusu onu tamda bugün olduğu şeye dönüştürmüştür. Bu da dinlerin ve Tanrı inancının evrimin bir sonucu olabileceği anlamına gelir.


Hikaye anlatımı, mitler ve bağlar dinlerin temelleri mi?

Birleşik Krallıklı uzmanlar tarafından yeni kabileler arasındaki ilişkilerin kurulması için “evrensel” bir araç olarak hizmet ettiklerini düşünen yeni bir bakış açısı sunulmaktadır.

Buna “tarih öncesi diplomasi” diyorlar.

University College London'daki antropologlar, Nature Communications dergisinde yayınladıkları bir araştırma ile antik halkların hikayelerinin ve mitlerinin halkı birleştirmenin bir aracı olduğunu ortaya koydular.

Birçok antropolog dinlerin sosyal düzeni korumak ve üyeler arasındaki bağlantıları güçlendirmek amacıyla ortaya çıktığı teorisini kabul etmektedir.

Ancak yeni bir çalışmaya göre eski halkların ilişki kurmasının başka yolları da vardı çünkü ilk dinler 13.000-15.000 yıl önce ortaya çıkmıştı.

İngiliz Üniversitesi'nin çalışmasının ortak yazarlarından biri olan Andrea Migliano, Filipinler'in yerli bir kabilesi olan Agta'nın hayatını inceleyerek şöyle dedi: "onlar avcı ve toplayıcılar, yeni teknolojilere ve modern topluma habersiz yaşıyorlar."

Araştırma sonucu hikaye anlatımının avcı-toplayıcı toplum davranışları üzerindeki etkisinini ve bireysel düzeydeki faydalarının yetenekli bir hikaye anlatıcısı olma özelliğini keşfedildi.

İngiltere'den araştırmacılar toplumun ve dinin davranışını anlamak için Agta'nın onlara kabilesinin hikayelerini ve geleneksel masallarını anlatmasını istedi ve öykülerin çoğunun işbirliğinin değerinin, sosyal normların öneminin, cinsiyet eşitliğinin merkezinde olduğunu ve çatışmaların çözümü için bir araç olarak şiddet kullanımının yasaklandığını fark etti.

Dahası ister erkek olsun ister kadın, en iyi hikaye anlatanların kabileleri içinde avantajlara sahip olduğu görülmektedir. Diğer üyeler onlara özellikle saygı duyuyorlar ve onlardan ortalama 1 fazla çocuğa sahipler.

Ayrıca bilim adamları hikaye anlatımı geleneğinin daha sonra ortaya çıkacak olan dinlere bir prototip olarak hizmet ettiğini, dinlere zemin hazırladığını tahmin ediyorlar.

Araştırmacılar "yetenekli öykü anlatıcıların sosyal kişileri eş olarak tercih ettiklerini ve daha fazla üreme başarısına sahip olduklarını, öykü anlatma gibi grup yararı davranışlarının bireysel düzeydeki seçim yoluyla evrimleşebileceği bir yol sağladığını" belirtiyorlar.

Yazan & Çeviren: A.Kara

KAMİ NEDİR ?

Şintoizm, A,din,Japonların dini,Japonlar neye inanıyor?,Japon Tanrısı,Japonların dini inançları,Kami Nedir?,Kami,Japon'ların inandığı güçler,Uzakdoğu dinleri,Şintoizm ve Kami
Şintoizm Kami inancına ve ibadetine dayalıdır. Peki ama Kami nedir?
Kami'nin en iyi tercümesi "ruh "'dur, ancak bu karmaşık bir kavramın aşırı basitleştirilmiş halidir - kami aynı zamanda manzara unsurları veya doğa güçleri olabilir.
Kamiler, insana yakındır ve insanların dualarına cevap verir. Doğal güçlerin seyrini ve insan olaylarını etkileyebilirler.
Şinto geleneğine göre Japonya'da sekiz milyon milyon kami vardır.

Şintoizm inancı, kami'nin çeşitli fikirlerini içerir. Bunlar birbirleriyle yakından ilişkili iken, tamamen değiştirilebilir değildir ve sadece aynı düşüncenin farklı fikirlerini değil farklı düşüncelerini de yansıtmaktadır.

Yani kelime, varoluşun özünü ya da her şeyde varoluşun özünü ve varlık özünü huşu uyandıran bir şekilde gösteren belirli şeyleri ifade etmek için kullanılır. Sadece kami tabiatını çarpıcı bir biçimde gösteren şeylere kami denir.

Kami nitelik olarak neredeyse her şeydeki kutsal veya mistik unsurdur. Her şeydedir ve her yerde bulunur ve bir nesneyi başka bir şey yerine kendisi yapan şeydir (Örneğin bir taş eğer taş olacaksa onu taş olduran, başka bir şey olmasının önüne geçen odur. Diğer bir deyişle Kami olmazsa bir kuş, kuş olmak yerine başka bir şey olabilir, onu kuş olduran güç Kami'dir). "Kami" kelimesi gizli olan anlamına gelir.

Kami'nin "Musubi" adı verilen özel bir hayat veren uyum sağlayan gücü vardır ve "Makoto" (aynı zamanda samimiyet olarak da tercüme edilir) adlı gerçek bir iradesi bulunur.
Fakat tüm Kami'ler iyi değildir, bazıları kötüdürler.

Bir Tanrı Olarak "Kami"
Kami'nin Tanrı ile aynı olduğu düşüncesi kısmen Mukaddes Kitabın 19.yüzyılda Japoncaya çevrilmesi sırasında “Tanrı” kelimesini çevirmek için kullanılmasından kaynaklanıyor.

Bu olay Japonlar arasında bile büyük bir karmaşaya neden oldu: Şinto ilahiyatçısı Ueda Kenji, 1990 yılında giriş yapan öğrencilerin yaklaşık % 65'inin Şintoizm'deki Kami'yi, batılı bir kavram olan Tanrı ile ilişkilendirdiklerini söylüyordu. Halbuki Kami aslında Batı'nın Tanrı kavramından çok farklıdır.


KAMİ
(Kami kavramını açıklamak oldukça zor.)

Anlayışı kolaylaştırmak için kami genellikle ruhlar veya tanrılar, ilahi varlıklar olarak tanımlanır. Ama kami diğer inançların tanrılarına pek benzemez:

  • Kami pek çok dinde bulunan her şeyden aşkın ve her şeye kadir tanrılar gibi ilahi değildir.
  • Kami her şeye kadir değildir.
  • Kami mükemmel değildir - bazen hata yapar ve kötü davranır.
  • Kami, insandan veya doğadan farklı değildir, onlar yaşam enerjisinin sadece daha yüksek bir tezahürüdür, olağanüstü veya müthiş bir versiyonudur.
  • Kami, doğaüstü bir evrende mevcut değildir, onlar insanlar ve doğa dünyasıyla aynı dünyada yaşarlar.

Kami, evreni yaratan tanrıları içerir ancak şunları da içerebilir:

  • Birçok canlı varlıkta yaşayan ruhlar
  • Bazıları kendilerini var ederler:
  • Dağ ve göller gibi manzara unsurları,
  • Doğanın güçlü kuvvetleri, fırtınalar ve depremler gibi.
  • Ölümlerinden sonra bazı insanların kami olması.

Kami terimi bazen bir şeylerde yaşayan ruhlara uygulanır, fakat aynı zamanda doğrudan şeylerin kendilerine de uygulanır. Bu yüzden dağın ya da şelalenin kamisi, dağ ya da şelale ruhu değil, gerçek dağ ya da şelale olabilir.

3 tip Kami özellikle önemlidir:

  • Klanların ataları Ujigami: Kabile zamanında, her grup belirli bir kaminin hem ataları hem de koruyucusu olduğuna inanmış ve bu ruha ibadetlerini tahsis etmiştir.
  • Doğal nesnelerin ve yaratıkların ve doğa güçlerinin Kamisi.
  • Olağanüstü başarıya sahip ölü insanların ruhları.

Kami'nin Japonca Bir Açıklaması
Şinto'nun yeniden canlandırılması için uğraşan, en seçkin Japon din adamlarından ve meraklılarından biri olan Motoori Norinaga (1730-1801) Kami'yi şöyle tarif etti:
"'Kami' kelimesinin anlamını henüz anlamadım. Klasiklerde en genel anlamda, gökyüzü ve yeryüzü ile ilgili tüm ilahi varlıklar şeklinde görülür. Daha özel olarak Kami, tapınaklarda bulunan ve ibadet edilen ruhlardır."
Prensip olarak insanlar, kuşlar, hayvanlar, ağaçlar, bitkiler, dağlar, okyanuslar - hepsi kami olabilir. Antik kullanıma göre bir huşu duyumuna da kami deniyordu.


En Önemli Kamiler
Amaterasu (Amaterasu-Omikami)
Genellikle 'Güneş Tanrısı' olarak tercüme edilir ve Kami'nin en büyüğüdür. Ise türbesinin Kamisi ve İmparatorluk ailesinin atasıdır.

Benten / Benzaiten
Müzik ve sanat ile ilişkili Hindu kökenli bir kadın Kami'dir.

Ebisu
Refah getiren bir Kami. Aslen İzanami ve İzanagi'nin terk edilmiş asalak çocuğudur.

Hachiman
Okçuluk ve savaş tanrısı.

İzanami - İzanagi
Japonya'yı doğuran iki Kami.

Konpira / Kompira
Şimdilerde denizlerde güvenliği sağlayan bir Kami, ama aslında bir Budist tanrısı. Denizcileri, balıkçıları ve satıcı nakliyesini korur.

Susanoo
Rüzgârın Kami'si ya da felaketlerden hem koruyan hem de koruyan fırtına tanrısıdır. Amaterasu'nun kardeşidir.

Tenjin
Eğitim Kami'sidir, fakat aslında Japon bilim adamı "Sugawara No Michizane"dir. Ebeveynler ve çocuklar sıklıkla Tenjin'den sınavlarda başarı sağlamasını isterler.

Kaynak: BBC

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara