HABERLER
Dini Haber
"Evet Karabekir, Arapoğlu nun saçmalıklarını Türk oğullarına öğretmek için Kuran ı Türkçe ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
– Mustafa Kemal Atatürk

"İnsan en acımasız hayvandır. Trajedilerde, boğa güreşlerinde ve haça germelerde şu güne kadar kendisini en iyi hisseden oydu ve kendisi için cehennemi icat ettiğinde, sıkı durun, bu aslında en iyi cennetiydi."
"Her dakika övülmek isteyen bir Tanrıya inanamam."
– Friedrich Nietzsche

"Din . . . temel olarak korkuya dayanır … bilinmeye karşı duyulan korku, yenilgi korkusu, ölüm korkusu. Korku her acımasızlığın anasıdır ve o yüzden acımasızlık ve dinin el ele gitmesine şaşılmamalı. Benim din hakkındaki görüşüm Lucretius’la aynı. Onu korkudan doğan bir hastalık ve insan ırkına büyük bir mutsuzluk kaynağı olarak görüyorum."
– Bertrand Russell

"Evrenin sırlarının kabul edilebilir bir açıklamasının olmaması, bir tane yaratmamızı gerektirmez."
– J. Benbasset

din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

NASIL PARÇACIK OLDUM ? | 3

Dinden çıkış hikayesi,İslamdan çıkış süreci, İslamı neden terk ettim?, Karmaşık, Kur'an nasıl yazıldı?, Nasıl parçacık oldum 3, din, islamiyet, Muhammed'in ölümü sonrası kavgalar,Peygamberlik,
Koyu bir sünni iken izlediğim videolar ve okuduğum kitapların etkisi ile yaşadığım inanç serüvenini anlatmaya devam ediyorum ;

Ve hemen hemen her düşünen insanın geçtiği yollardan geçtim.
Nedir bu yollar ?

Muazzez İlmiye Çığ
  • Sümerler ve dinlerin tarihi
  • Sümerli Ludingira
  • Kuran, Incil ve Tevrat

Turan Dursun
  • Kutsal kitapların kaynakları 
  • Din bu

Arif Tekin
  • Muhammed’in Ölümü
  • Sümerlerden Islam’a Kutsal kitaplar ve dinler
  • Bilinmeyen yönleri ile Kur’an

Din ve Mitoloji
  • Muhammed gerçekten yaşadımı?
  • Muhammed’in cinayetleri ( Olayları biliyordum ancak hiç bu açıdan bakmamıştım )
  • İlk dinden dönenler katiplerdi
  • Al-ilah

Ve daha bu konuda daha az bilinen bir sürü makale ve kitaplar..

Bu kadar hızlı geçen değişim sürecimde kendimi bir seyirci gibi izliyordum.

Acaba bu adam ne yapacak? Sonuca varacak mı? Yaşadığı düşünce ve inanç karmaşasının izahını yapıp duruşunu netleştirebilecek mi?

Benim için rahatlatıcı olan ise , izlediğim adamın ( Kendimin ) yalan söyleyip söylemediğini net olarak biliyor olmam ve ben (içimdeki beni) bir izleyici olarak O’nun üzerinde hakim ve yönetici konumda bulunuyor olmam. Yani yanlış yola girdiğini hissettiğim anda kendimi uyarabiliyor olmak benim rahatlama noktam.

Bence ben artık varlığıma bir açıklama getirmek, en azından yorumlamak durumundaydım.
Peki..

Bunu ben istedim. Hoş! Sanki ben herşeyi biliyormuşum gibi kendime karşı sağlam bir şekilde duruyordum. İçimdeki ben ile oturup bu konuyu konuşmak zorundaydım.

Sessizliği ilk ben bozdum. Ben bozdum çünkü biliyordum ki, içimdeki ben her görüşe açık ve iyi bir dinleyicidir. İyi tanıyorum O’nu.
  • Haydi herşeyi masaya yatıralım ve bir analiz yapalım. Çünkü bizim derleyip toparladığımız bu bilgileri ancak akıl yardımı ile bir anlam katabiliriz. Bunun tek yolu ise tarafsız bir şekilde tüm bilgileri masaya yatırıp olasılıklar hakkında fikir yürütmek.


MASAYA YATIRDIKLARIM
Tüm öğrendiğim bilgiler ışığında henüz bir karara varmış değilim. Ancak lokalden genele doğru bir yol alacağım bu izahı yapmaya çalışırken.

1 – Allah (cc) var, peygamberleri gerçekten göndermiş. Ancak insanlar dinleri değiştirmişler.

Allah (cc) var, Hz. Muhammed gerçekten peygamber olarak gönderilmiş. Kitap yazılmış, ancak Osman zamanından başlayarak Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde Kuran’a eklemeler yapılmış, üzerine hadislerde eklenmiş. Yani aslında Kur’an bugün elimizde olandan çok daha az sayfaları olan bir kitap. Çünkü bazı ayetler varki hakikaten ilahi olduğunu hissediyorsunuz ruhunuzun derinliklerinde. Ancak bazı ayetler var ki bir çok çelişki baındırıyor. Ve mantık hataları içeriyor.

Bu varsayıma göre Hz. Muhammed gerçekten peygamber olarak görevlendirilmiş. Görevini de yapmış. Ancak insanlar O’nun vefatından hemen sonra, atalarının öğretileri doğrultusunda hareket ederek dini kendi istekleri doğrultusunda anlamlandırmaya çalışmışlardır. Ebubekir ile Ömer’in birlikte kumpas kurarak Hz.Muhammed’i zehirleyerek yaşamına son vermişler. Ve daha Hz. Muhammed defnedilmemişken iktidar kavgasına girişmişlerdir.

Şimdi bu durumda, bu insanların ( Ashabın ) islamı iyi anlamış ve uygulamış olacaklarına nasıl güvenebiliriz?

Adamlar daha peygamberlerini defnetmeden iktidar kavgasına girişmişler. Hz. Ömer hakkında aşırı hırslı olmasından kaynaklı bir çok suikast ve komplonun mimarı olarak söz ediliyor. Bu durumda bu insanlar Hz. Muhammed’e ve getirdiği kitaba aslında iman etmemiş , sadece iman etmişler gibi görünmüşler izlenimi veriyor.

…. Bir dakika oğlum hemen coştun. Dur bakalım.
Sen bu bilgileri neye göre yazıyorsun buraya? Delilin nedir?

Hadisler..
Başka ?
Tarih kitapları.
Başka ?
Günümüz tarihçilerinin kitapları.
Bu kadar mı?
Evet.

… Olmadı bunlar yeterli değil.

Eee? Yani bu durumda oturup herkesin inandığı gibi yapıp hayata devam mı edelim? O dönemde ne olmuş acaba? Bunu nasıl öğrenebiliriz?

Bu durumda 1 numaralı maddeyi yeniden ele almam gerekiyor.

1 – Allah (cc) var, peygamberleri gerçekten göndermiş. Ancak insanlar dinleri değiştirmişler.

Hz. Muhammed Kuran’ı getirmiş ancak insanlar Emeviler ve Abbasiler döneminde dinin bir çok kuralını değiştirmişler. Adına asrı saadet denilen bir dönem yaşanmış ve döneme ait her hangi bir kayıt elimizde maalesef yok. O döneme ait en yakın bilgi Hz. Muhammed’in vefatından yaklaşık 200 yıl sonra hadisleri toplayıp yazan Buhara şehrinde yaşamış olan Buhari’nin hadis kitapları var.

200 yıl.. İki yüz yıl.. Yahu anlamıyorum, bu ara dönemde yazı yeni mi icat edilmişti? Neden daha önce bu döneme ait herhangi bir kitap yazı vs yok? Kuran var ancak o konuda da okuduklarım canımı sıkmıyor değil;

Neymiş efendim Hz. Muhammed’e vahiy geldiğinde hemen oracıkta ne bulurlarsa kemik, deri vs. Onun üzerine yazarlarmış. Bu durumda insan düşünmeden edemiyor; muhterem o dönemde paşümen yokmuymuş? Hadi yokmuş diyelim. Kurutulmuş ve tabaklanmış deri üzerine yazılmamış mı ?  Yahu dünyanın en mühim olayı gerçekleşiyor ve insanlar ne bulurlarsa onun üzerine kayıt ediyorlar. O dönemde Hz. Muhammed’in diğer ülkelere gönderdiği islama davet mektupları duruyor. Her ne hikmetse o dönemde yazılmış Kuran sayfaları yakılmış, toplatılmış vs. Bu durumda Hz. Muhammed gerçekten elçi olarak görvlendirilmiş ve bir dönem islam doğru şekilde tebliğ edilip yaşanmış. Ancak Hz. Osman’dan başlayarak göndeirlen Kuran değiştirilmeye başlanmış kafalar karıştırılmış ve Emevi sapıklığının yolu açılmış.

Yahu bu durumda İslam ve peygamber var demekki. Bize düşen dinimizi doğru şekilde öğrenmeye çalışmak ve tarihe ışık tutmak oluyor.

( Üst ben, saf ve her okuduğuna inanan ) Canım yaa, çok tatlısın :)
Bu işi bu seviyede tutan binlerce insan var biliyormusun? Neyse haftaya devam ederiz.

Yazının Diğer Bölümleri

Yazan: Karmaşık

NASIL PARÇACIK OLDUM ? | 2

Dinden çıkış hikayesi, Gerçek hayat hikayeleri, İslamdan ayrılış, İslamdan çıkış süreci, İslamı neden terk ettim?, Karmaşık, Nasıl parçacık oldum, Nasıl parçacık oldum 2,
Artık hayatımda yeni bir dönem başlamış ve Kuran’ı farklı bakış açıları ile okuma dönemine girmiştim. Birçok ayetin kilitleri birer birer önümde açılıyor ve o ayetlerin aslında ne demek istediğini çok net bir şekilde anlayabiliyordum.

Örneğin “ Zinaya yaklaşmayın” diye emrediyor. Neden zina yapmayın değil de “yaklaşmayın”. Yani aklından bile geçirme demek istiyordu. Veya Fatiha suresi tamamen Allah’ın bizden ne istediğini ve bizim neler yapıp nelerden kaçınmamız gerektiğini net bir şekilde izah ediyordu.
Yalnız O’na kulluk edecektik. Yani O’nun haricinde hiç kimse kutsal falan değildi. Sadece O’ndan yardım isteyecektik. Yani başımıza gelen her beladan bizi ancak kurtaracak olan yüce Allah’tı.  Ayetler hakikaten de muhteşem anahtarlar içeriyordu.

Kesin olan bir şey vardı, Şirk koşmayacaksın !

İşte olayın sırrını çözmüştüm. Yüce Allah’a şirk koşmamak imanın sırrı idi. Ancak insanlar farkında olmadan şirk koşuyorlardı. Hadisler mesela.. Adamlar Allah Resulu vefat ettikten 250 yıl sonra oturmuş hadis adı altında bir sürü iftirayı Peygamberimize atmışlardı. Ve günümüz Müslümanı ise bu hadisleri dinin kaynağı kabul edip ona göre dini yaşıyorlardı. Halbuki Allah bizi Kuran’dan sorguya çekecekti. Buhari’nin, Tirmizi’nin yazdığı kitaplardan değil.

Aman Allah'ım.. İslam dünyası büyük bir yanılgı içindeydi. Ve ben bunun farkına varmıştım.

O günlerde bu duygularla ve bu gözlükle insanlara bakıyor ve göz göre göre nasıl uyanmadıklarını hayretler içerisinde izliyordum. Komşum bir emekli memur, sürekli camiye gider, namazlarını orada kılar, bazen camide oturup saatlerce Kuran okuyan birisi idi. Ahmet bey diyelim. Ahmet beye gerek whatsapp’tan paylaşımlar la gerek yüz yüze sohbetlerimizde bu konudan bahsettim. Karşı görüşlerini ifade etti. Kuran anayasa, hadisler yasa kitabı dedi. Ayetler gösterdi ve bak burada Allah’a ve Resul’üne uyun diyor. Yani hadisler işte Resul’ün bize bıraktığı usulleri öğretiyor. Gibi argümanlar ile reddetti. Ben hüsran içerisindeyim tabi ki.

Bu arada ben Kuran araştırmalarıma daha yoğun bir şekilde devam ediyorum ve Allah resulünün vefatından sonraki dönemi iyice öğrenmem gerektiğine karar verdim. Başladım o dönemi anlatan bir sürü PDF kitap indirip okumaya.  Muaviye’nin ne menem bir adam olduğu, Aslında Ümeyyeoğulları’nın taa en baştan Allah resuluna karşı çıktığı, Ebu Süfyan’ın ancak Mekke fethi sırasında Kabenin örtüsünün altına sığınıp, oda işe yaramayınca da islamı kabul ederek kelleyi kurtardığını okudum.

Hımm..
Bu durumda Allah resulü zamanında ve Osman’a kadar olan zaman diliminde islam tam olarak yaşanmış ancak Osman ile ( Ümeyye oğullarından ) ilk çözülme daha doğrusu kuralları değiştirme çabası başlamış.

İşte bu noktadan sonra yavaş yavaş İslama eklemeler yapılmış ve günümüze kadar taban tabana zıt bir İslam bize sunulmuş. Yani Kuran değiştirilememiş ancak hadis adı altında binlerce yeni emirler hayata sokulmuş. Gerek o dönemlerim büyük imamları vasıtası ile gerekse halifeler vasıtası ile. Ancak anlaşılan o ki, dinimiz değiştirilmiş!

Bir keresinde çok dindar bir kuyumcuya aile ziyaretinde anlatmak istemiştim, hadislerin dinin kaynağı olamayacağı hususunu. Adam o kadar hiddetlendi ve suçlamaya başladı beni;
“Sen peygambere iman etmiyorsun o zaman, sen kâfir olmuşsun haberin yok “ dedi ve ben orayı terk etmek zorunda kaldım.

Onların inanışına göre ben kâfir olmuştum :)


Benim aydın ve mantıklı inancıma göre ise onlar kafir olmuşlarda haberleri yoktu. Zaten yüce Allah onlar hakkında şöyle diyordu : “ Onlar şirk koşmadan inanmazlar” Ve evet bir ayetin mucizesine daha tanık oluyordum. Şirk koşmadan iman etmeyen insanların ne kadar çok olduğunu bizatihi gözlerimle görüyordum.

Ben burada durmamalıydım. Allah’ın gerçeğine doğru yaptığım yolculuğa devam etmeliydim. Ancak bu ilk temaslarımdan sonra anladım ki, bu insanlar konu din olunca tanınmayacak hale geliyorlar ve mantık-akıl devreden çıkıyor tamamen kutsal başlığı altında ezberletilmiş emirler devreye giriyordu. Bu nedenle bundan sonra öğrendiklerimi kendime saklamaya karar verdim. Artık şundan iyice emindim ; 1,5 milyar Müslümanın %99’u şirk içerisinde. Ve kitaplarını okumadan hocaların sözleri ile iman ediyorlar. Ve çok fanatikler.

Beni en çok sevindiren ne idi derseniz ; Abdest almak için akrobatik hareketler yapmanın aslında dinin emri olmaması veya namazın(Salatın) vaktinin aslında benim için uygun olan sayı ve zamanda olabiliyor olması vs.  Yani ağır gelen eylemler hafiflemişti.

Bu seviyede yaklaşık 1 yıl geçirdim.  Ancak bir kere yola çıkmıştım. Ve yola çıkarken ben secdeye varıp “Allah’ım ben gerçeğin peşindeyim. Ve senin bana yol göstermeni diliyorum. Bana senin gerçeğini öğret ne olur” diye dilekte bulunmuştum.

Belki de bu yakarıştan dolayıdır, yolculuğumun bittiğini ve gerçeği bulduğumu düşünüp aylar boyu öyle yaşarken Yakup Deniz’in Youtube videosu karşıma çıktı.

“Kuran Tanrı kelamı değildir” diyordu.
İzlemek isterseniz YouTube'de yazdığınızda kolayca ulaşabilirsiniz.

Bugüne kadar bir çok ateist görüş aldım, tartıştım ve o insanlar çok donanımlı olmadıkları
için absürd şeyler söylüyor, söylediklerinin altını dolduramıyorlardı. Ancak Yakup abide bir
başkalık vardı. Kuranın Tanrı kelamı olmadığı görüşünü çok içtenlikle savunuyor ve
argümanları çok sağlamdı. O gece bedenen uyudum ancak fikren sürekli bu önermeler,
iddialar beynimde dolaştı durdu.

Diyordu ki Yakup abi, “ Kuran’da çelişki bulamazsınız diye yazdığına göre çelişki olmaması
lazım. Ancak çelişkiler var, buyurun bakın…” diyor ve bir sürü örnek ayetler veriyor ve
hakikaten çelişki içerisinde. Bir konu hakkında tamamen zıt şeyler söylenir mi ? Ancak var. Ve
bu çelişkileri arayıp bulmak için Kuran’a çok hakim olmak lazım. Çünkü 6 bin küsur ayetin
içerisine serpilmiş durumda bu ayetler. Yani ortasını okurken başını unutuyorsunuz. Ancak
defalarca okumuş olmanız gerekiyor bu çelişkili ayetleri farkedebilmek için.

Ve sonuç itibarı ile çelişkili ayetler barındıran bir kitap Tanrı kelamı olamaz !

…..
Haydiiiii… buyur burdan yak !
Ben ne olacağım şimdi ? O kadar uğraştım, emek harcadım hadisleri reddettim, detaylara
indim vs. Doğru dini buldum derken..

Kafam çok karıştı.

Yakup abinin bu önermesini reddetmek içimden gelmiyor. Hak veriyorum çünkü.

Beynimde ki 2 ben tam bir çatışma haline geldi. Bir taraftaki ben, uzun yıllarımı vererek ve
kendimce cesur davranarak hadisleri reddetme yolu ile dinimi hurafelerden, yobazlardan,
hocalardan kurtarmış ve bu noktaya gelebilmek için yıllar harcamış,
Diğer taraftaki ben ise 10 dakikalık bir video ile bütün inandıklarını gözden geçirmesi
gerektiğine inanmış..

Bu nedir arkadaş yahu! Yok mu bu işin doğrusunu izah edecek kimse? Tanrı neden kendini bu
derece saklıyor ? Yani direk görsek kendini, iman etsek ne olur ki? İmtihan olmaz ama o
zaman.. Hımm doğru. E madem her şeyi yapmaya gücü yetiyor neden test etme ihtiyacı
duyuyor ki? Zaten biliyor olması lazım değilmi? Ayrıca yaratan kendisi zaten. Yaratmaz olur
biter. Bir kitap gönderiyorsun, önce inanıp sonra yolan çıkıyorlar, bu sefer başka bir kitap
gönderiyorsun ondada sonuç aynı oluyor. Bir tane daha gönderiyorsun sonuç yine aynı.

Kendimi laboratuvar faresi gibi hissediyorum. Yani uygulayıcı da sonucu merak ediyor gibi.
Kafam çok karıştı.. Devam edeceğim.

Yazının Diğer Bölümleri

Yazan: Karmaşık

ANTİK ÇAĞDA SOLAK OLMAK

A,tarih, Antik tarih, Eski inanışlar,Sol el,Sol el ile yemek,Sol eli kullanmak,Dinlerde sol,Kur'an'da sol,din, Batıl inançlar, Solak olanlara işkence,Antik Mısır'da solak olmak,Roma'da sol el
ANTİK ÇAĞDA SOLAK OLMAK KÖTÜLÜĞÜN BİR İŞARETİ OLARAK MI GÖRÜLDÜ?
Eski zamanlarda insanlar solakların gerçekten kötü bireyler olduğuna inanıyorlardı. Sol elini kullanan insanlar tarafından kullanılan çok sayıda eski araçlara ait kanıtlar vardır. Bu da solakların günlük aktiviteleri gerçekleştirmede nasıl baskı altında kaldığını göstermiştir.

Peki eski insanlar neden solak olan kişilere kötü davrandılar?

Eski Mezopotamyalılardan Mısırlılara, Yunanlılara ve Romalılara kadar dünyanın ilk büyük uygarlıklarının tümü sağ el konusunda taraflı olmuştur. Tanrıların sağ elinin şifa verici ve faydalı olduğu düşünülürken sol ellerini lanetlemek ya da yaralanmak için kullandıklarına inanılırdı. Bu kültürlerin neredeyse hepsinde törenlerde ve yemeklerde sağ el kullanılmış ve sağ taraf her zaman tercih edilen konum olmuştur.

Musevilerin kutsal kitabı Tanah da üç kez solak insanlardan bahseder:
Ehud'un Moabite kralına suikast hikayesi [Hakimler 3: 12-21]
12) Sonra İsrailliler yine RAB’bin gözünde kötü olanı yaptılar. RAB gözünde kötü olanı yaptıkları için Moav Kralı Eglon’u onlara karşı güçlendirdi.
13) Kral Eglon Ammonlular’la Amalekliler’i kendi tarafına çekerek İsrail’e saldırdı. Onları bozguna uğratarak Hurma Kenti’ni ele geçirdi.
14) İsrailliler on sekiz yıl Moav Kralı Eglon’un boyunduruğu altında kaldılar.
15) Ama RAB’be yakarmaları üzerine RAB onlar için Ehut adında bir kurtarıcı çıkardı. Benyaminli Gera’nın oğlu Ehut solaktı. İsrailliler Ehut’un eliyle Moav Kralı Eglon’a haraç gönderdiler.
16) Ehut kendine bir arşın uzunluğunda iki ağızlı bir kama yaptı ve bunu sağ kalçası üzerine, giysisinin altına sakladı.
17) Varıp haracı Moav Kralı Eglon’a sundu. Eglon çok şişman bir adamdı.
18) Ehut haracı sunduktan sonra, haracı taşımış olan adamlarını salıverdi.
19) Ama kendisi Gilgal yakınındaki taş putlardan geri döndü. “Ey kral, sana gizli bir haberim var” dedi. Kral ona, “Sus” diyerek yanındaki adamların hepsini dışarı çıkardı.
20) Ehut, üst kattaki serin odasında yalnız kalan krala yaklaşarak, “Tanrı’dan sana bir haber getirdim” deyince kral tahtından kalktı.
21) Ehut sol eliyle sağ kalçası üzerindeki kamayı çekti ve kralın karnına sapladı.

Taş askılarını (taş fırlatılmak için kullanılan antik savaş aleti) ölümcül bir doğrulukla kullanabilen 700 Benyaminoğlu [Hakimler 20:16]
16) Solak olan yedi yüz seçme adam da bunların arasındaydı. Hepsi de bir kılı sapanla vuracak kadar iyi nişancıydı.

Bir de 1. Tarihler 12:2'de Hebron'da Davut'u desteklemek için gelen iki düzine seçkin savaşçının sol elini kullanmasından bahsedilir:
2) Benyamin oymağından, Saul’un ailesindendiler. Yay taşır ve yayla ok, sapanla taş atmak için hem sağ, hem sol ellerini kullanabilirlerdi.

İncil öykülerinin Benyaminoğulları kabilesinin solak insanları içerdiğini söylemesi önemlidir. Görünüşe göre onların tıpkı tanrının sol eli gibi zarar verebilecek, kötü insanlar olduğunu düşünüyorlardı ve ilgili kısımları bu şekilde yazdılar.

Aynı şekilde Kur'an'da da sol'un kullanımı kötülükle, kötü olan şeylerle ilişkilendirilmiştir:
Hakka Suresi 25.Ayet:
"Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: “Keşke kitabım bana verilmeseydi.”

Konuyla ilgili bazı İslam hadisleri de bulunmakta:
Sağ elle yiyip için, sağ elle alıp verin; çünkü şeytan, sol eliyle yiyip içer, sol eliyle alıp verir. [İbni Mace]
Ayakkabınızı giyerken sağdan, çıkarırken soldan başlayın! [Buhari] 

SOLAKLIĞI KÖTÜLÜK OLARAK GÖREN FİLOZOFLAR VE EĞİTİM SİSTEMİNDEKİ İŞKENCELER
Platon ve Aristoteles bile hemen hemen her zaman iyi olanı sağ el ile kötü olanı ve suç unsuru taşıyanı ise sol el ile ilişkilendirdiler. Büyük filozof Plato uzuvların doğal olarak eşit güçte ve kabiliyette olduğuna ve bu düşüncelerin tamamen kültürel olduğuna ikna olmuştu. Ama yinede solak olan çocukların, sol elini kullanan hemşirelerin başarısız ve yetersiz olan annelerin yanlış eğitiminin bir sonucu olduğunu söylemekten geri kalmadı. Diğer yandan Aristoteles ise insanların el kullanımının doğuştan gelen bir miras olduğuna inanıyordu.

Eski Romalılar da solak insanlarla ilgili benzer inançlara sahiptiler. Bazılarına göre sol elin üçüncü parmağına bir alyans takılmasının kökeni Romalılar'a aitti. Bu fikir sol elin doğuracağı kötülükleri savuşturmayı amaçlıyordu.

Selamlamada sağ el ile tokalaşmanın modern pratiği saklı silahların olmadığını göstermek için sağ elleri ile tokalaşaran Roma'nın alışkanlığına dayanıyor.

Ortaçağ'da sol elini kullanan insanlara karşı uygulama ve tutumlar hakkında çok az şey bilinmektedir.

Akıl Çağı ve Aydınlanma Çağı'ndaki sınırlı reformlara rağmen 18. ve 19. yüzyıllar özellikle solaklar için zordu. Onlara karşı uygulanan ayrımcılık kökleşmiş ve resmen kurumsallaştı.

Avusturyalı hekim ve psikolog Wilhelm Stekel 1911'de "sağ el her zaman doğruluğu, sol el ise suça giden yolu belirtir." deişti. Böylece sol eli kullanmak eşcinsellik, ensest ilişki ve sapkınlık anlamına gelebilirken, sağ el evliliği, fahişe ile ilişki gibi anlamları içeriyordu.

Göreceli olarak Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’nın özgür toplumlarında bile solaklığı bastırmak ve eğitim sistemindeki uygunluğu empoze etmek için kasıtlı ve bazen acımasız girişimlerde bulunuldu. Örneğin okulda sol elini kullanan çocukların elleri gerilerek saldalyesinin arkasından kenetlenip bağlanıyordu, bazen ise çeşitli bedensel işkenceler uygulanıyordu. Sol elini kullanırken yakalanan herkes için bu cezalar uygulanıyordu.

Çok yakın zamanda bile birçok ülkede solak çocukların eğitim kurumları gibi alanlarda sağ ellerini kullanmayı öğrenmek zorunda bırakıldıkları görülmektedir.

Kaynaklar:
Wikipedia
NCBI
Biblical Archaeology Society

Yazan: A.Kara

NASIL PARÇACIK OLDUM ? | 1

Nasıl parçacık oldum,Karmaşık, Dinden çıkış hikayesi, İslamı neden terk ettim?, İslamdan ayrılış, Dinden çıkış hikayesi, Gerçek hayat hikayeleri, İslamdan çıkış süreci
NASIL PARÇACIK OLDUM ?
BÖLÜM 1

Yani bu durumda Tanrı yok mu?
Saçmalama oğlum biraz bir şeyler okuyunca hemen yoldan çıktın!
Allah’ım ne olur beni doğru yola ilet..

2 yıl önce….
Durun bir dakika, daha eskiye gitmem gerekiyor, yaklaşık olarak 35 yıl önceye..
16 – 17 yaşındayım. Cuma namazına henüz başlamış olduğum dönemler. Zıpkın gibi bir delikanlıyım. Din ile ilgim henüz başlamış. Babam peygamberimizin hayatını anlatan 15 ciltlik bilmemne yayınlarının bilmemne hocanın anlatımıyla o yıllara göre oldukça sade bir dille yazılmış hayatı.

Birkaç kere baştan sona okuyup cuma namazına başladığım yıllar.  Güneydoğunun o artık aydınlanması mümkün olma şansını çoktan kaybetmiş atmosferinde, kendimce mezhepleri reddederek modern çizgiyle bağımı koparmamış bir gençtim.

Bu sitede okuduğum bir çok arkadaşımın aksine ailemin görüntüsü şöyle idi ; Babam cumadan cumaya esnafla birlikte camiye giden ancak birçok kadınla sürekli dostluk kuran bir baba. Annem bildiğiniz başı açık ev hanımı. Ve çevremizde yaklaşık olarak böyle tipler.

32-33 yıl içerisinde Allah ve peygamber sevgisi içimden hiç eksilmedi. Hatta iyice pekişti. Öyle anlar oldu ki 4 halifeyi eleştiren bir misafirimi evden kovmuştum.
(Şimdi düşünüyorum da, ben ki okumaya, kültüre değer veren birisi olarak bu tepkileri koyuyorsam eğer, günümüzdeki kitlenin tepkisine bir psikolog edasıyla yaklaşmak gerektiğine inanmaya başladım)


Bu süre zarfında ben 1 – 2 kez eşimin başını kapatmadığı için boşanma düşüncesine kapılmış olduğum günler geçirdim, veya sahip olduğum tek mal varlığım olan arabamı satıp hacca gitmeyi düşündüm. Ve saire..

Beynimde öyle bir peygamber imajı oluşmuştu ki yıllar içinde, O şu anda hepimizi görebiliyor biz dualarımızda O’na seslenirsek bu mesajlar O’na ulaşıyor. O bizi tek tek ismen tanıyor ve Muhammed peygamber yarı ilah bir görünüm arzediyordu.

Yolculuğum ilk defa Ahmet Murat Sağlam’ın yazdığı “Neden yalnız Kuran” isimli kitabı okumakla başladı. Hadislerin dinin kaynağı olamayacağını sağlam argümanlarla ortaya koyuyordu. Bu vesile ile Edip Yüksel’le tanıştım. Bir çok kez 19 mucizesi üzerine fikir alışverişinde bulundum. Ancak Tevbe suresi son 2 ayeti konusunda O’na katılmadığımı farkettim.

Oh be! Artık ben gerçek Müslümandım. Hadisleri  red ederek dinimi bir çok yanlış ritüelden sıyırmış ve tertemiz yapmıştım. Bu büyük ve radikal gelişme benim iç dünyamda muhteşem bir aydınlanmaya neden olmuştu. Artık gaz kaçırınca abdestimin bozulmadığını biliyordum.
Veya camide Allah yazılı tabelanın hemen aynı hizasına Muhammed yazılı tabela astıkları için ve Müslümanların camiye gidip Muhammed yazılı tabelanın önünde secde etmesinin şirk olduğu çıkarımında bulunuyordum.
Heyt beee, yahu bunca yıldır meğer ne çok günaha girmişim muhterem (!)
Neyse Allah affeder inşallah..

Artık hayatımda yeni bir dönem başlamış ve Kuran’ı farklı bakış açıları ile okuma dönemine girmiştim. Bir çok ayetin kilitleri birer birer önümde açılıyor ve o ayetlerin aslında ne demek istediğini çok net bir şekilde anlayabiliyordum.

Devamı haftaya..

Yazan: Karmaşık

ZERDÜŞTLERİN KIYAMET KEHANETİ COMET GOCHİHR

din,A, Zerdüştlük, Zerdüşt,Zerdüştlükte kıyamet,Kıyamet anlatımı,Zerdüşt'ün kıyamet kehaneti,Comet Gochihr,Zerdüştlük ve Hristiyanlık,İncil'de kıyamet,Zerdüştlükte mesih,Saoshyant,Mesih hikayesi
ZERDÜŞTLERİN KIYAMET KEHANETİ COMET GOCHİHR İLE VAHİY KİTABI KIYAMETİNİN BENZERLİĞİ
Zerdüşt'e göre Gochihr adlı bir kuyruklu yıldız Dünya'ya çarptığı zaman dünyanın sonu gelecek. Zerdüştlük dininin peygamberi Zerdüşt'ün kıyamet gününe dair tahmini ve İncil Vahiy Kitabı'nda açıklanan Ahir Zaman Süreci şaşırtıcı şekilde benzerdir. Bu iki anlatım sanki aynı olaydan bahsediyor gibi.

ZERDÜŞT KİMDİR?
Zerdüştlük gezegendeki en eski dinlerden biri olarak kabul edilir. Zarathustra olarak da bilinen kurucusu Zerdüşt 628 yılında doğan eski bir Pers peygamberiydi ve MÖ 550'de öldüğüne inanılıyor.

Zerdüştlerin kökenleri ve hatta orijinal öğretileri günümüzde kaybedilmekte veya gizlenmekte fakat korunan bilgilere dayanarak en azından Zerdüşt ve inancı hakkında bazı şeyler biliyoruz.

Doğu İran’da yaşadı ve kendisini hakikati vaaz etmeye adayan Zerdüşt, Akil Efendisi Ahura Mazda'dan emir (görüş) aldığını söyledi. Işık Tanrısı Ahura Mazda ve kötülük ilkesi Ahriman arasında devam eden kozmik esas hakkındaki öğretileri ona birçok takipçi kazandırdı.

Zerdüşt insanların iyiyle kötüyü arasında seçme gücüne sahip olduğunu belirtti.

Öğretilerine göre hepimizin manevi bir seçimi vardı. Aša'yı (ilahi olan gerçeği) kabul edebilir ve druj'u (cehalet ve kaosa yol açan yalanları) reddedebilirsiniz diyordu. Anlatılara göre Zerdüşt takipçilerini iyi düşünceler düşünmeye, güzel sözler söylemeye ve başkaları için iyi işler yapmaya teşvik etti

Onun takipçileri binlerce yıldan fazla bir süredir öğretilerini diğer kuşaklara aktardılar. Ardından Zerdüşt'ün tecrübe ve bilgileri yazılarak Avesta olarak bilinen kutsal yazıya dahil edildi, ancak bundan yalnızca birkaç kopya yapıldı.

Ne yazık ki, Araplar, Moğollar ve biz Türklerin müteakip saldırılarında eski yazılar kayboldu veya yok edildi. Şuan var olan en eski kopya 1323’ten kalmadır.


ZERDÜŞT'ÜN COMET GOCHİHR ADLI KIYAMET KEHANETİ
Zerdüşt Gochir kuyruklu yıldızının bir gün dünyaya çarpacağını söyledi ancak olayın kesin bir tarihini vermedi. Bu gerçekleştiğinde, "ateş ve ışık halkası" bütün metalleri ve mineralleri eritecek ve dünyayı yakıp kavuracak. Ortaya çıkan metalin kaynar seli bir nehir gibi yeryüzünden akacak. Cehennemden serbest bırakılmış olan kötü ruhlar insanların içinden geçecek. Kötüler günahlarından arınacak ama iyi olan insanlar sanki ılık sütün içinden geçiyor gibi hissedecekler.

Bunun en ayrıntılı açıklaması Bundahishn'in 30. bölümünde bulunur.

İncil, Vahiy 8:8-9 da şöyle diyor:
"İkinci melek trompetini çaldı ve koca bir dağ gibi parıldayan ateşle yanan büyük bir şey denize atıldı. Denizin üçte biri kana döndü, denizde yaşayan canlıların üçte biri öldü ve gemilerin üçte biri telef oldu"

Gathas adlı ilahilerde Zerdüşt Dünyanın Kurtarıcısı Saoshyant'ın gelip kana susamış ve kötü insanların zulmünü durduracağını, dünyayı yenileyeceğini ve ölümü sona erdireceğini ortaya koymaktadır.

Bu anlatı Hristiyanlık ve İslamiyet'teki İsa'nın geri geleceğini anlatan bölümlere de oldukça benziyor.

Ayrıca Zerdüşt'lükteki bu felaketin Bundahishn 30 daki anlatımı ve İncil, Vahiy 8:8-9'daki anlatımlara ek olarak Kur'an'da kıyamet için bir göktaşı-yıldız anlatımı bulunmasa da hadisler doğrultusunda inanılan kıyamet alametlerinden biri "Yemen'den ateş çıkması"dır ve bu "insanları mahşer yerine süren ateş" olarak anlatılır. Bu hadis kısmen Zerdüştlükteki kıyamet kehanetinden türemiş olabilir.

Zerdüştlerin inanışlarının bir şekilde İbrahimi dinlerin içine de girdiği, etkilediği (aslında Pers uygulaması olan 5 vakit namaz gibi) birçok bölümde olduğu gibi burada da görünüyor. Ayrıca İsa'da tıpkı Zerdüşt gibi başının arkasındaki bir güneş ile resmediliyordu.

Yazan: A.Kara

ALLAH İSMİNİN OKUNUŞU TAM OLARAK NASILDIR?

Sorularla İslamiyet, A,din,islamiyet,Allah isminin okunuşu,Allah mı Ellah mı?,Kuranda Allah yazar mı?, Abdullah ne demek?, Peygamberin babası,Kabe baş putu,Allah,Ellah,
ALLAH | ELLAH

Sorularla İslamiyet sitesinde "Allah isminin okunuşu tam olarak nasıldır?" başlığı altında şöyle bir soru sorulmuş:
 -Kuran-ı kerim okurken Allah ismini tam Allah diyerek okumuyoruz.. Yanlış bilmiyorsam e-a arası okuyoruz .. Ama yazılırken neden Allah diye okuyoruz söylüyoruz..
- Bir de Ömer ve Osman isimleri de Arapça’da ö ve o harfleri yok neden böyle okuyoruz?
Sorularla İslamiyet'in cevabı:
Değerli kardeşimiz,
"Allah" lafza-i celalin başında buluna Elif harfi Arapçada “E”dir, öyle okunur. Fakat bunun kişilere göre telaffuz tarzı E ile A arasında olursa bir şey olmaz.
-Türkçe’de “Ellah” yerine, “Allah” yazılıp okunmasının sebebi, Lafza-i celalin Lamlarının kalın okunmasını sağlamaya yöneliktir. Bunu Latin harfleriyle E yazarsanız, kimse onu kalın okumaz. Oysa bu ismin kalın okunması -ismin manasının azametine uygun olduğu için- (bazı durumlar hariç) kalın okunur ki, lafız ile mana “azamet/büyüklük” çerçevesinde bütünleşmiş olsun.
Aslı Umar ve Usman olan isimlerin, Ömer ve Osman şeklinde söylenmesi, Türkçe’nin özelliğinden ve dile daha kolay gelmesindendir...
Eğer dini kuru kuruya savunmak ve gerçekleri asla kabullenmemek veya bu tarz soruların üzerinde samimi olarak düşünmemekte iseniz ne açıklarsam açıklayayım faydalı olmayacaktır. Fakat ben yine de konu hakkındaki görüşümü ve bazı gerçekleri yazayım.

Aslında Allah diye bir yaratıcı adı yok İslam'da, yani Kur'an da falan da Allah diye bir ilah yok! Ne var peki?
ELLAH (الله)
Çünkü baştaki harf Elif.

Ellah'ı Allah diye okuyamazsın çünkü başındaki harf Elif yani "E" dir. Yani Sorularla İslamiyet'in süslü cevabına bakarsanız söylemek istediği şu, "eğer ince harfle yani E ile okursan ismin bir karizması bir gücü, ihtişamı kalmaz" Onların Ellah isminin Allah diye okunmasına verdiği mantık dışı cevaba göre Allah diye okuyacaksın çünkü büyüklüğünü, azametini göstermen gerekecek.

İyi de bu hile değilse nedir?
Yazılan bir şeyi o dil nasıl gerektiriyorsa öyle okursun, çarpıtmaya kimsenin hakkı yokki. Şimdi diyelim ki Emel adında bir kadın diğer kadınlardan daha güçlüdür diyorsun, tutup da Emel olan bu adı Amel diye okuyabilir misin? Sırf ihtişamlı olsun, güçlü göstersin diye?

Gelelim en önemli meseleye, Allah her şeye gücü yetendir, her şeyi bilir diyenler kimler? Sizlersiniz. O halde Allah adını Ellah olarak belirtip vahiyle iletirken adının sırf bir E harfi yüzünden güçsüz görünebileceğini düşünemedi de yarattı kulları mı düşündü?

Hani şu sürekli "Allah'ın ilmi sonsuzdur" diyen, iki gıdımcık çamurdan yaratıldıklarını söyleyen kulları tutup ta Ellah'ın düşünemediği şeyi mi düşündü? "Tüh ya bak adı Ellah'mış, böyle olmaz söylerken ağzı doldurmuyor haşmetli durmuyor, Allah olsun adı, biz Allah diye okuyalım" diye karar verme yetkisini müslümanlar kendilerinde nasıl görüyorlar? İnandıkları dine göre bunun yeri nedir?

Müslümanların da, Sorularla İslamiyet gibi insanların gözlerini açmasını engellemek isteyen dini kuruluşların da bir şeyi iyi bilmesi gerek aksi halde kendi dini inançları ile çelişiyorlar. Allah dediğiniz yaratıcının hikmeti sonsuz ise, adını da Ellah olarak bildirdi ise (bildiren yok ya neyse) sen bunu değiştiremezsin.


Peki Kur'an'da neden Ellah yazıyor yani Kur'an'ın yaratıcısının adı neden Ellah?
Hep söylüyorum, antik dönem tanrılarının tümü zamanın birçok tanrısından türeyerek, bazı tanrı ve tanrıçaları kendş bünyesinde toplayarak, onların özelliklerini emerek tek ilah haline gelmiştir. Bu süreci gerçekleştiren de o çağda ve o coğrafyada seçtiği ilaha tapan toplumdur. Başka toplumlarda daha güçlü veya iyi özellikleri olan bir ilah gördüklerinde onu kendi tanrıları ile birleştirirler ki yeni tanrıları daha yüce ve kudretli olsun.

El normalde Kenanlıların bir tanrısıydı ve oradan museviler tarafından alındı. El "Şefkatli El", "Canlıların yaratıcısı" gibi isimlerle anılıyordu ve Kenan tanrılarının reisiydi. Al (El) İlah ise eski putperest arapların kabe içinde tapmakta olduğu baş tanrının (Ay tanrısı, diğer isimleriyle SİN, Hubal) adıydı, putların en yücesinin.

Hem Kenanlı ve Musevilerin eski tanrılarından El'i hem de putperest Arapların eski baş putu Al-ilah'ı (El-ilah) birleştirerek yeni oluşturulan tanrının adının Ellah olduğunu söylemek, kabullenmek zorunuza mı gidiyor?

Nasıl ki siz şuan daha güçlü görünsün diye adını değiştirip E yi A yapmaya çalışıyorsanız (pardon çalışmıyorsunuz, yaptınız bile) ayni şekilde antik çağlardaki insanlar da tanrı-tanrıçalarında onlara yeni güçler ekleyerek güncellemeler yapıyorlardı. Antik dönem insanlarının ilahlarını sürekli güncellediğini ispatlayan binlerce antik metin, piramit yazısı gibi kanıtlar sapasağlam duruyor.

He bazılarınız ısrarla şunu diyebilir, yok yahu Allah yani Ellah eski arap putperestlerin taptığı put değildir, bu başka Ellah'tır. İyi de canım kardeşim isim kıtlığı mı vardı da senin inandığın dinin tanrısı kantrilyonlarca isim seçebilecekken (yada isme sahip olabilecekken) gidip kabedeki eski bir ay tanrısı putun adını alacaktı (üstelik putlardan nefret edip onları lanetlemesine rağmen) ?

İsim mi kalmamıştı koca evrende? Muhammed yeni dini ilan ederken kabenin baş putunu tek tanrı ilan etti ve adını bile değiştirmedi bu kadar basit, çünkü Allah'ı da yaratan zaten Muhammed. Bir putu alıp ilah ilan ederek onu Muhammed yaratmış oluyor.

Bak şimdi sizin gibi ısrarla kabul etmeyen tipler için Ellah yani Allah'a İslamiyet öncesi Araplar tarafından tapılıyor muydu bir bakalım:

Muhammed'in babasının ismi Abdullah. Dolayısı ile Abdullah döneminde Arapların inanmakta olduğu bir tanrı var. Aksi halde ismi nasıl Abdullah olabilir? Çünkü anlamı Ellah'ın kulu (sizin üstünü örttüğünüz şekli ile Allah'ın kulu)

Muhammed'in babasının adına bir bakalım:
(ellah) عبد الله (aebd)  
Yani Aebd-Ellah, yani Ellah'ın kulu.

Abdullah bir şeyin kulu olduğuna göre demekki İslamiyet öncesinde taptıkları bir ilah var yani ateist yada dinsiz değiller. Zaten o devirde dinsiz insan ara ki bulasın.

Peki inandıkları din neydi?
Hristiyanlık? Musevilik? Tabi hiçbiri değildi.

Geriye hangi ihtimal kalıyor? Muhammed'in babasının putperest olması ihtimali. Dolayısı ile putperest bir adamın putu olmalı yoksa neye tapacak?
Putunun adı ise zaten yukarıda da gösterdiğim gibi isminde gizli "Ellah". Kur'an'da yazanda zaten Ellah, Allah değil demiş ve göstermiştim.

Bazılarınız yanıldığımı söyleyebilir, o zaman beyin fırtınası yapalım.
Diyelim ki yanılıyorum (gerçi yanılacak birşey yok herşey gün gibi ortada) diyelim ki Ellah-Allah put değildi. O zaman Muhammed'in babasının putu neydi?
Eğer babasının bir putu yoksa dini neydi?
Adam Yahudi değil, Hristiyan değil, ne peki?
Diyelim ki dinsizdi, o halde adı nasıl "Ellah'ın kulu" olacak? Dinsiz biri nasıl bir putun kulu olur?

Yani ne kadar çırpınırsanız çırpının Muhammed'in babası da İslamiyet öncesi Araplar'da putlara tapıyorlardı ve bunlardan biri aynı zamanda en güçlüsü de (panteonun başı) ay tanrısı Ellah-Allah'tı (İslamiyetin sembolünün ay olmasının nedeni).

Yazan: A.Kara

DİNLERDEN NEFRET EDEN MİLLET : TÜRKLER

din,Türkler ve İslam,Türkler dinlerden nefret ederdi,Dinlerden nefret eden millet, Yecüc Mecüc, Yecüc Mecüc Türkler mi?,din, islamiyet, sizden gelenler, Gog Magog
Amerika'ya gidenler bilir. Uçak ile 11-12 saat sürer. Eskiden THY bu kadar gelişmiş değildi. Amerika'ya, genellikle Frankfurt ya da Londra üzerinden giderdik.

Uzun ve yorucu yolculuk sırasında istemeseniz de yanınızdaki ile konuşmak durumunda kalınıyordu. Yanınızda oturan yabancı "Türk olduğunuzu" anladığı andan itibaren "sessizlik" başlıyordu. Bir bahane uydurup, konuşmak istemiyordu.

Bir gün yanıma Yunanlı bir yolcu oturdu. Kırık Almancası ile anlaşmaya çalışıyoruz. Beni Alman sanıyor. Kendisine, Türkler hakkında fikrini sordum. Adam bir coştu, burada anlatmak mümkün değil.

Tevrattan girdi, İncil'den çıktı "Türkler Magok soyundan geliyor" diye söze başladı. "Tevratın Hezekiel Süresinde Gog (yecüc) ve Magog (mecüc) diye tarif edilir. Oradan İncile de geçmiş" dedi.
Gog ve Magok'un özelliklerini sordum. "Allah'ın emrine uymayan Yahudileri ve Hristiyanları, Tanrı Gok ve Magokları göndererek cezalandırıyor" diye açıkladı. Türk komutan Atillayı "Tanrının kırbacı" diye örnek verdi.

Roma ve Bizans'ın "günahkar oldukları için" Türkler tarafından cezalandırıldıklarını söyledi. 400 yıl Avrupa'da aynı akıbetten kendini kurtaramadı dedi.

Kansas'da Arap bir bakkal vardı. Türk ürünleri satardı. Beyaz peyniri ve zeytini ondan alırdım. Türk olduğumu anlayınca, bana ters davranmaya başladı. Sebebini sordum.

"Kusura bakma arkadaşım, Arap kültüründe Türklerden nefret edilir. Burası Amerika ama, böyle yetiştim diyerek" özür diledi. Sebebini sordum. "Kuran'daki Kehf ve Enbiya Sürelerini" oku diye beni uyardı. Türkler ile ne alakası var dedim.

"Kuran'ın Kehf ve Enbiya sürelerinde bahsedilen Yecüc-Mecüc'ün bize Türk olduğu öğretildi" demez mi? Şaşırıp kaldım. Aklıma, uçakta karşılaştığım Yunanlının sözleri geldi.

Yahudi, Hristiyan ve şimdi de Müslüman Arap bizlerden nefret ediyordu. Sebebi ise din kitaplarına dayanıyordu.

Peki biz Müslümandık, nasıl olur da "Yecüc-Mecüc olarak" tarif edilebilirdik. Hadislere de bakmalıydım.

Hadislerde de Türkler hakkında hoş sözler yok.
Ebu Davut"un hadis kitabında "Türkler, basık burunlu, yayvan suratlı ve Araplara felaket getirecek Yecüc-Mecüc ırkıdır" diye yazıyor.

Buhari, kitabında "Türkler dünyadan yok edilmedikçe, kıyamet kopmayacak...." diye yazıyor.
Böyle bir kültür ile yetişen Arap milleti Türkleri sevemez. Nitekim sevmiyor.

SİZDEN GELENLER Yazan: İ.Girgin

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

TEVRATTA VE HRİSTİYANLIKTA ŞİDDET

sizden gelenler, Dfxmed, hristiyanlık, musevilik, yahudilik, İncil'de şiddet, Tevrat'ta şiddet ayetleri, Tevratın tanrısı, Musevilerin ırkçı tanrısı, Musevi tanrısı, din, 1.Samuel 15,
TEVRATTA VE HRİSTİYANLIKTA ŞİDDET

Bilindiği üzere Hristiyanlar Tevrata da iman ederler ve Tevrat içerisinde bolca şiddet ayetleri içerir İncil ise daha barışçıldır. Tevratta Tanrı Sert yok eden zulüm eden ırk ayıran bir Tanrı iken İncil'de Baba merhametli ırk ayırmayan seven bir Tanrı olarak karşımızda.

Tevratta düzinelerce şiddet ayeti vardır ve bunların en göze çarpanı İsrail-oğullarının diğer milletleri kendi elleriyle öldürmesini emreden ayetlerdir.

Örnek: 1. Samuel 15:
2) "Her şeye Egemen RAB diyor ki, 'İsrailliler'e yaptıkları kötülükten ötürü Amalekliler'i cezalandıracağım. Çünkü Mısır'dan çıkan İsrailliler'e karşı koydular."

3) "Şimdi git, Amalekliler'e saldır. Onlara ait her şeyi tamamen yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Erkek, kadın, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür."

Burada görüldüğü üzere İsraillilere vur emri veriliyor. Bunu açıklamak için Hristiyanlar:''Onlar günahkardı ve hepsi zaten Tanrının gözünde ölümü hakketmişti. Tanrı ise bunun imanı simgeleyen İsrailliler ile yapılmasını uygun gördü.'' açıklamasını getiriyorlar. Bunu bizzat Hristiyanlardan duyduğum için içim rahat bu konuda.

Tanrı kiralık katil tutar gibi kavme öldür emri veriyor kadın çoluk çocuk demeden diyor ve hatta öldürmeyen İsrailli olursa cezalandırılıyor. Peki nerede merhametli Tanrı? O çocuk belki daha sonra imanlı bir çocuk olacaktı? Kitleleri yola sokmak için peygamber göndermek onların güvenini kazanmak yerine neden onları yok etme yoluna gidiyor?

Sizce bu Tanrı On Emir'de:''Adam öldürmeyeceksin!'' diyen Tanrı ile aynı Tanrı mı? Komşunu kendin gibi sev diyen Tanrı ile aynı Tanrı mı? Burada bir akıl tutulması ve bir çelişki vardır. Tanrı merhametlidir öyle olmalıdır o halde neden vur emri veriyor? Neden ''ÇOLUK ÇOCUK'' demeden öldürün diyor. Sürekli sapıtmalarına rağmen sadece İsrail-oğullarına peygamber indiriyor. Belki de peygamberi bu kavme gönderseydi hiç sapıtmayacaklardı.

Domuz heykeline tapmalarına rağmen neden yok etmek yerine azap yolluyor?
Neden İsrail-oğullarını da yok etmiyor?
Irk gözeten bir tanrı söz konusu burada ve bu görüldüğü üzere hiç adil değil.

Ben ilk Hristiyan olduğum dönemlerde sürekli Tevratın dili ağırdır İncil ile başla derlerdi çünkü İncil'de barış sözlerine aldanacak daha çok bağlanacak Tevrattaki şiddet ayetlerini görünce İncil'deki ayetleri referans alıp görmezden gelecektim. Ama gözümü açıp objektif olarak bakınca sadece yukarıdaki 2 ayet bile bana Tanrının merhametini sorgulatıyor.

Teşekkürler sevgilerle.

SİZDEN GELENLER Yazan: Dfxmed

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

YA'SİN KELİMESİNİN ANLAMI NEDİR?

Sorularla İslamiyet, Dinimiz İslam, Yasin kelimesinin anlamı nedir?, Yasin ne demek?, Ya'sin'in anlamı, Kur'an'da SİN, din, A, islamiyet, Ayetteki Ya'Sin, Kur'an'da ay tanrısı, Tanrı Sin, Al-ilah,
YASİN KELİMESİNİN ANLAMI NEDİR?

Sorusuna Sorularla İslamiyet'in verdiği cevaba bakarak konuya başlayabiliriz.


Canlı yayın yaptığım dönemlerde bir yayınımda bu konudaki görüşümden bahsetmiştim fakat o gün canlı yayınımı izleyen sayısı 130 civarıydı dolayısı ile bu söylediklerimden çoğunuzun haberi olmadı. O yüzden bu makaleyi yazarak sizlerle paylaşmak istedim.

Bildiğiniz gibi Kur'an'ın kendisi de, camideki hocalar da, alim dediğiniz adamlar da bir konuda ortak söylem içindedir. Eğer onlara "Kur'an'da anlamı olmayan şeylerin neden anlamı yok, hani Kur'an apaçık bir kitaptı, apaçıksa neden şifre içerdiği düşünülüyor?" derseniz size klasik cevap olarak "Allah'ın söylediklerini anlamaya her zaman insanın aklı yetmez" ve türevi cevaplar olacaktır.

Bu cevabı verirken tabi ki "Kur'an apaçık bir kitaptır" ayetini göz ardı ediyor yada bilmezden geliyorlar sanırım. Neyse, bu yazıdaki ana konu bu değil, şimdi "şifreli", "anlamazsın sen", "onda bir hikmet vardır" vb. cevaplar verilen sorulardan biri hakkında kendi görüşümü yazayım.

Her şeyin bir anlamı olduğu gibi surenin isminin yani YA'SİN'in de bir anlamı olmalı değil mi? (Ama Kur'an apaçık bir kitap olduğunu söylediğine göre anlamı da Müslümanlar için anlaşılır olmalıydı ya neyse)

Onlar anlam sorulunca yukarıda yazdığım cevaplara başvuradursun ben şöyle açıklayayım (Sorularla İslamiyet'in verdiği cevaba yazının ilerleyen sürecinde cevap vereceğim).

Bildiğiniz gibi nasıl ki İsrail'in tanrısı Yahweh eski İsrail tanrısı olan EL'den türedi ise (İsraEL) aynı şekilde İslamiyetin tanrısı Allah'da eski pagan arapların tanrısı olan El-ilah (Al-ilah) dan türedi. Tabi bu birden olmadı, tıpkı mitoloji dediğimiz tanrıların gelişim sürecinde birçok tanrı ve tanrıçayı bünyesinde toplayıp sonrasında sadece ona tapınılması gibi Allah'da tek ilah ilan edilene kadar El, İştar ve El-İlah yani diğer adıyla SİN'in özelliklerini ele geçirdi, Muhammed onu tek ilan edip diğer pagan uygulamalarını da reddetmeyip (tavaf, namaz, hatta Babil putperestlerinin Jumu'ah adlı uygulaması yani cuma namazı) yeni oluşturduğu dinin içine katarken eski pagan tanrıları da yeni ve tek diye anlattığı Allah'ın bünyesinde topladı (Babil'in 7 baş putunun -panteon- kutsal rakamlarının toplamı olan 99'un Allah'a verilmesi gibi).
Bu sayede insanlar yeni tanrıyı daha kolay kabul edecekti çünkü o eski tanrılarının birleşimiydi ve alışılagelmiş ibadetlerine ters düşmüyordu.

Neyse, yukarıda bir şey dediğim belki dikkatinizden kaçtı. El-ilah'ın diğer adı "SİN". Kur'an'daki bir surenin adı da YA'SİN!. Rastlantıya bak sen...

Peki YA'SİN ne demek olabilir?
Neden konmuştur ki Kur'an'a?

Arapça'da YA ne demek?
Birine seslenirken kullanılan bir ön ektir arapçada "YA".
Ya Ali, Ya Ömer vb. şekillerde kullanılır.

Bu konuda Dinimiz İslam sitesinin cevabı için aşağıdaki tuşa tıklayabilirsiniz.


Peki, "YA" birine seslenmek için kullanılan bir ön ek ise, "SİN" de eski arap putperestlerin 360 puttan oluşan panteonunun baş tanrısı olan El-ilah ise YA'SİN kelimesi SİN adlı tanrıya bir sesleniş değilse nedir? Muhammed yeni dini oluştururken eski putperest inancındaki kişileri dine daha sıkı bağlamak için bu şekilde bir kullanım tercih ederek Kur'an'da onun adına yer vermiş olamaz mı?


SORULARLA İSLAMİYET'İN AÇIKLAMASINA CEVAP

Diyorlar ki Ya'Sin deki bu harfler manaları kapalı, değişik anlamlara gelebilecek harflerdir.
E hani Kur'an herkesin anlayabilmesi için apaçık bir kitaptı?
Neden manası kapalı, "siz bunu anlayamazsınız" gibisinden kitap ve mesaj göndersin bir yaratıcı? Anlamamızı istiyor mu istemiyor mu?

Daha yanlış olan "anlamını bilemeyiz" denen şeye makul anlamlar yüklemektir. Yani keyfine göre bilmediğin bir şeye anlam yüklenebilir mi?

Çince'de 苹果 (Píngguǒ) elma demek. Şimdi ben bunu anlayacak, bilecek bir bilgiye sahip değil isem tutup bu kelime şu anlama gelebilir, makul anlamlar şunlar olabilir diyerek ona "araba tekerleği" anlamına geliyormuş gibi bir yaklaşımda bulunabilir miyim? Yanlış bir yöntem değilse nedir?

Sorularla İslamiyet aslında benim "Ya" için söylediğim şeyi kendisi de ilk paragrafta söylemiş. Diyor ki: "Ya-Sin" kelimesinin bir "nidâ = çağrı" olduğunu gerektirir.

Fakat işlerine geldiği gibi açıkladıkları kısım SİN ile ilgili kısım.
"Sin ise, insan kelimesinin "Sin" harfini çağrıştırdığı için Ya'Sin insan demek olabilir" diyorlar. Harfi çağrıştırıyor diye kelimeye anlam yüklenir mi?

Tabi ki dinlerini korumak adına hiçbir hoca buradaki SİN eski arap ay tanrısının adıdır yada böyle bir ihtimal olabilir demedi diyemez. Daha İslamiyet yokken nasıl ki Muhammed'in babasının adı Abd-Al-İlah yani Al-ilah'ın kulu anlamına geliyor yani bu ismi çocuklarına koyarak inandıkları tanrıyı yüceltmeyi amaçlıyorlardı diyemiyorlar ise SİN'de ay tanrısıdır diyemiyorlar.

Sorularla İslamiyet benim de yazının başında söylediğim klasik cevaplardan birini vererek beni haklı çıkarmış. "Allah'ın sonsuz ilminden dolayı Kur'an'da yazılanlar şifrelidir, üslubun bir gereğidir" gibi cevaplar vermiş. Yani klasik "siz anlayamazsınız" bölümüne hoş geldiniz. Bir yaratıcı hem kendini anlatmak için kitap gönderecek hemde o kitapta anlaşılmamaya çalışarak şifreli bir dil kullanacak öyle mi? :)

Aslında Kur'an'ın söylediklerine bakılırsa anlaması zor olmayan mesajlar içeriyor olmalıydı ama maalesef görüldüğü üzere durum öyle değil.

Peki bakalım Kur'an bu konuda ne diyor:
"Biz Kur'an'ı sana her şeyin apaçık bir beyanı olarak indirdik." (Nahl, 16/89)
Yukarıdaki ayette öyle diyor fakat anlamak için 40 takla atmak, yada bu şifrelidir demek gerekiyor öyle mi?

Andolsun ki Kur’an’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu? (Kamer Suresi 32)
Kolaylaştırıldık denen kitabı anlamak için çırpınan milyonlarca Müslüman var ?!

"Anlayıp düşünsünler diye Kur’an’ı senin dilinde kolaylaştırdık." (Duhan 58)
Maalesef hiçbirimiz için kolaylaştırılmış olmadı çünkü dilimiz Arapça değil. Daha tuhaf olan ise Arapların bile tam olarak anlayamadıkları kısımlar olması.

Yasin kelimesinin anlamı nedir? sorusunun net bir cevabı olmasa da benim düşündüğüm ihtimalin ilahiyatçıların verdiği belirsiz cevaplardan aşağı kalır bir ihtimali yok. Tabi ki ille de "benim dediğim doğrudur" diyemem fakat onların dediklerinin akla yatmadığı ve net olmadığı kesin.

Yazan: A.Kara

YAHWEH VE TEK TANRICILIĞIN YÜKSELİŞİ

musevilik, yahudilik, Yahweh, Yahweh'in kökeni, İsrail halkının tek tanrılığa geçişi, Yahweh ile tek tanrıya geçiş, Yahweh'in kökeni, A, din, Tanrı Yhw, Yhwh, Yahudi Tanrısı,
YAHWEH İLE DESTEKÇİLERİNİN MONOLATİZM'DEN MONOTEİZM'E GEÇİŞİ
Başlamadan, yazıyı daha iyi anlayabilmeniz için önemli bir bilgi: Monolatrizm nedir?
Monolatrizm birçok tanrının var olduğuna inanır ama bu tanrıların her birinin sadece kendisine tapan kişilere karşı güçlü olduklarını (sadece o kişileri etkileyebildiklerini) öne süren bir politeizm türüdür.

Sürgün öncesi İsrail halkı tıpkı komşuları gibi çok tanrılı inanışa sahipti ve İsraillilerin monoteizme geçişi eşsiz tarihsel koşulların sonucuydu. İsraEl isminin de gösterdiği gibi İsraillilerin orijinal tanrısı El'di. İlk kabile döneminde her kabilenin kendi koruyucu tanrısı olurdu. Krallık ortaya çıktığında devlet Yahweh'i İsrail'in ulusal tanrısı olarak tanıdı. Daha sonra Yahweh diğer tanrılardan daha üstün bir hale geldi ve yavaş yavaş diğer tanrı ve tanrıçaların tüm olumlu özelliklerini sömürerek kendinde topladı. Yahweh ve El, Shechem, Shiloh ve Kudüs gibi dini merkezlerde birleşince El'in adı tanrı olarak kullanılacak daha genel bir terim olan "Yahweh" tarafından alındı ve Yahweh ulusal tanrıları oldu. Bu sırada Yahweh, El Shaddai (Yüce) ve Elyon (En Yüksek) gibi eski yüce tanrıların sıfatlarını da kendi bünyesinde topladı.

Eskiden El'in karısı olan Asherah'a Yahweh'in eşi ve annesi olarak ibadet edildi. Khirbet el-Kôm ve Kuntillet Ajrûd'de keşfedilen çanak çömlek parçaları "Yahweh ve Asherah"'a atıfta bulunmaktadır ve çeşitli İncil pasajları onun heykellerinin Kudüs, Bethel ve Samiriye'deki tapınaklarda bulunduğunu göstermektedir.

MÖ. 9.yüzyılda Mısır'daki Asvan Adası'nda yaşayan Yahudilerin geride bıraktığı bulgulara göre Yahweh Baal'ın karısı olan Anat'ı, Anat-Yahu adıyla ("Yahu'nun Anatı", yani Yahweh) kendine eş olarak mâletmiş olabilir. Cennet Kraliçesi adı verilen Asherah isimli bir tanrıçaya da ibadet edildi ve muhtemelen bu tanrıça, Astarte ile Mezopotamya tanrıçası İştar'ın birleşimi sonrası oluşan yeni tanrının ünvanıydı.

musevilik, yahudilik, Yahweh, Yahweh'in kökeni, İsrail halkının tek tanrılığa geçişi, Yahweh ile tek tanrıya geçiş, Yahweh'in kökeni, A, din, Tanrı Yhw, Yhwh, Yahudi Tanrısı,
Kuntillet Ajrud'da bulunan bir pithos çömleğindeki bu görüntünün altında bulunan bir yazıtta yer alan "Yahweh ve Asherah" yazısı keşfedildi. Ayakta duran iki figür ilahi çiftin temsili olarak görülürken arkalarında oturan ve lir çalanın onları eğlendiren kişi olduğu görüşü vardır. Alternatif olarak ise bazı sanat tarihçileri ayakta duran figürleri sahip oldukları sığır yüzlerinden dolayı Mısır'ın cüce tanrısı Bes'in temsili olarak tanımlamaktadır. Ziony Zevit çok fazla kanıt olmasa da Yahweh'in Bes figürü ile temsil edildiğini savundu. Ayrıca kabın üzerindeki görüntülerin altında bulunan yazıtla hiçbir ilgisi olmaması da mümkündür.
Baal ve Yahweh'e tapınmak, ibadet etmek, İsrail tarihinin ilk döneminde görülüyordu, bu dönemde 2 tanrı bir arada yaşadılar ancak Kral Ahab ve kraliçesi Jezebel’in Baal’ı ulusal bir tanrı statüsüne yükseltme çabalarını takiben MÖ 9. yy'dan sonra bu 2 tanrı uzlaşmaz olarak kabul edildiler ve Baal'a tapınma bir süre daha devam etti.

Sadece Yahweh'e tapınılması MÖ 9. yy'da en erken İlyas (Elijah) ile başlamış olsa da 8. Yüzyılda peygamber Hoşea ile başlamış olması daha muhtemeldir çünkü sürgün sırasında ve sürgün sonrası dönemde bile küçük bir grubun bu konuda kaygıları vardı. Bu gruplaşmanın ilk destekçileri yaygın olarak gerçek monoteistler yerine monolatristler olarak görülür.

Yahweh'in var olan tek tanrı olduğuna inanmıyorlardı fakat İsrail halkının ibadet etmesi gereken tek tanrı olduğuna inanıyorlardı (Bunun örneği Tesniye 32:8-9'da da görülmektedir. Burada Yahweh diğer tanrılar olan oğulları arasında halkları pay eder)

Son aşamada ise sürgünün ulusal krizindeki Yahweh'in takipçileri bir adım daha ileri gittiler ve Yahweh (RAB) dışında kalan diğer tanrıların bile var olmadığını söylediler. Bu olay monolatizmden monoteizme geçişin net bir işaretiydi.



Yazan: A.Kara

KABE'DEKİ BÖCEK BASKINI VE MUCİZE ARAYIŞLARI

A,din, islamiyet, Kabeyi böcekler bastı,Mekke böcek istilası,Kabe böcek istilası, Kabe çekirge istilası, Kabeyi çekirgeler bastı,Dini koruma çabası,
Hangi dinden olursa olsun inançlı olan bir çok insan inandığı dini ve tanrısını tasdiklemek ve gördüğü, yaşadığı olaylara dinine toz kondurmadan makul bir cevap bulabilmek, inanmak için neden arıyor. Yaşadığımız ülkedeki egemen dine inanlardan örnek vereyim.

Bu hafta bir haber vardı, yaşlı bir teyzenin evine araba girdi, araba bildiğin duvara çarpıp kafayı eve sokmuş içeriyi dikizlercesine duruyor. Rastlantı ya, teyze de o sırada namaz kılmak için abdest almaya gitmiş. Röportaj yapıyorlar teyzeyle, "Allah beni korudu, abdest almaya gönderdi kurtuldum" gibi sözler sarf ediyor. Böyle düşünen çok insan var eminim, yani haberi izlerken "baksana mübarek! Allah nasıl korumuş teyzeyi görüyor musun?, İşte abdest almaya gitmiş ya, bak imanı sayesinde nasıl kurtuldu" falan gibi sözler sarf ediyorlar...

Hiç demiyorlar ki teyzeyi abdest alması sayesinde ölümden kurtaran Allah aynı şekilde imanlı olan yüzbinlerce müslümanı neden kurtarmıyor? Hiç demiyorlar ki rastlantı icabı araba teyzeyi ezmedi diye bunda keramet arayıp dinimin yaratıcısını yüceltiyorum da her gün yüzbinlerce müslüman katledilirken onları korumayan yaratıcım hakkında neden düşünmüyorum?

Yani eğer Allah kullarını bu kadar gözetiyor olsa, bir insanı sırf namaz kılacak, abdest almaya gitti diye kurtaracak kadar ilgili olsa, sahillerde boğulan çocukların o duruma düşmesine, Kabe'yi tavafa gidenlerin vinç altında kalarak ölmesine, birçok Avrupa ülkesi tarafından müslümanların katledilmesine ile falan neden ilgilenmiyor?

Hadi bu teyze namaz kılacağı için kurtuldu, Allah yardım etti diyelim. Ee, namaz sırasında bombalı saldırılardan yada çeşitli kazalardan dolayı ölen binlerce müslüman var onlar ne olacak? Onlar neden korunmadı? He onlar başka di mi? Onlara kılıf hazır ama iş keramet aramaya gelince g-te bala ölmeyen birini görüp "bak Allah nasıl korudu" demek kolayınıza ve işinize geliyor.


Maalesef bakış açısı hep dini çelişkileri temize çıkarmak adına. En basiti bu zamana kadar Kabe'nin başına onlarca olay geldi, istila edildi, mancınıklarla yıkıldı vs. vs. En son bu hafta gördük ki bu sefer de Kabe'yi ve tavaf alanını böcekler basmış. Görevlendirmişler insanları, böcekleri ilaçlayıp toplu halde öldürüp süpürüyorlar.

Burada bile yine aynı durum ortaya çıkıyor. Kur'an'da Kabe'nin güvenilir bir ibadet yeri olduğunu söyleyen Allah tarih boyunca Kabe'yi koruyamamıştır, Kabe'nin başına gelenler bunu gösterir. Şimdi de bu böcek baskını olayı var. Bu olaydan dolayı "Allah Kabe'yi neden korumuyor?" demesin diye müslümanları uyutmak için çeşitli masallar çıkardılar hemen.

Bunlardan ilki kıyametin yaklaştığı, Kabe'deki bu böcek istilasının da kıyametin habercisi olduğu. Bu kaçıncı "kıyamet yaklaştı" geyiğidir sayanınız var mı? Eminim Kabe mancınıklarla yıkıldığında o dönemin müslümanları da "bunlar kıyamet alamati, kıyamet yaklaştı" demişti ama üzerinde yüzlerce yıl geçti ve dünya hala sağlam.

İkinci masal ise bir hayli komik. Mescidi haram ve çevresini çekirge ve hamam böceklerinin basmasının nedenini o günki Suud imamına yıktılar :) Yani böcek istilasından dolayı Kabe imamı Abdurrahman Sudeysi'yi günah keçisi yaptılar. İşin komik yanı bu ya, bu böcek istilasının sebebinin Abdurrahman Sudeysi'nin daha önce yaptığı açıklamalar olduğuna inanıyorlar. New York'ta yaptığı bir konuşmasında "Allah'a hamd olsun Amerika ve Arabistan dünyaya liderlik ediyorlar" dediği için ayrıca Suudi Arabistan kralı Selman bin Abdülaziz'e ve ABD başkanı Donald Trump'a dua ettiği için bu olayın yaşandığını söyleyen ve inananlar mevcut.

Yani inanıyorlar ki koskoca sonsuz evreni yaratan Allah işi gücü yok ufacık dünya gezegenindeki kişilerin siyasi faaliyetlerini, partilerini falan takip ediyor, İslama uygun konuşmayan kişilerden dolayı da işaretler falan gönderiyor. Fakat ne hikmetse buna inanan binlerce müslüman Allah'ın katledilen yüzbinlerce müslüman için neden kılını kıpırdatmadığını merak etmiyor...

İşte din budur, sizi sadece işinize gelene inanmaya iter aksi halde sorgulamanız ve üzerinde düşünmeniz gerekir. Fakat sorgular ve düşünürseniz inandığınız din ve ilahlar tehlikeye gireceği için bunun yerine her olaya bir kulp bulup inancınızı pekiştirmekte kullanmak, onları bir nevi japon yapıştırıcısı yapmak daha tercih edilesi ve kolaydır.



Yazan: A.Kara

MUSEVİ TANRISI YAHWEH

yahudilik, Musevi tanrısı, Yahweh, Yahweh'in kökeni, Musevi tanrısının kökeni, Rab, din, A, İsrail'in tanrısı, Tanrı El, Yhw, Tanrı Yhw, Yahudi tanrısı Yahweh, Tesniye, Levililer,
MUSEVİ TANRISI YAHWEH (RAB)
Yahweh (RAB), İsrail (Samiriye) ve Yahuda'nın Demir Çağı krallıklarının ulusal tanrısıydı. Kökenleri İlk Demir Çağına ve hatta Geç Tunç'a kadar uzanmasına rağmen hala tartışmalıdır.

Yahweh'in adının Tunç Çağı'ndaki Kenan panteonunun baş tanrısı olan El'in bir sıfatı olarak ortaya çıkmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır ancak daha akla yatkın bir düşünce bizi antik Mısır'a götürür. Çünkü Yahweh ismi ilk önce antik Mısır'da görülür, bu metinlerde Filistin-İsrail topraklarının bulunduğu toprakların eski sınırlarının yani Transjordan'ın güneyindeki Shasu göçebeleriyle ilişkilendirilen benzer bir yer ismine atıfta bulunulmaktadır.

En eski İncil edebiyatında RAB İsrail'in düşmanlarına karşı göksel ordusuyla mücadele eden tipik bir eski Yakın Doğu "ilahi savaşçısı"dır. Daha sonra İsrail Krallığı'nın (Samiriye) ve Yahuda'nın ana tanrısı oldu ve zamanla kraliyet sarayı ve tapınaklarda yer alarak daha önce diğer tanrılara ve tanrıçalara atfedilen tüm olumlu niteliklere sahip oldu. Diğer tanrıların olumlu özelliklerinin toplandığı RAB artık tüm kainatın tanrısı haline gelmişti. Babil sürgününün sona ermesiyle (MÖ 6. yüzyıl) yabancı tanrıların varlığı reddedildi ve Yahweh evrenin yaratıcısı ve tüm dünyanın tek gerçek tanrısı olarak ilan edildi.

YAHWEH'İN TUNÇ ÇAĞINDAKİ KÖKENLERİ
Yahweh isminin kökeni ve anlamı hakkında hemen hemen ortak bir görüş yoktur. İsraillilerden başka bir topluluk tarafından Yahweh isimli bir tanrının varlığı henüz tespit edilememiştir ve Mısır'dan Çıkış 3: 14'e bakıldığında makul bir etimolojiye sahip olmadığı, net bir anlam içermediği görülüyor.

Mısır'dan Çıkış 3:14'de nasıl geçiyor bir bakalım:
"Tanrı, “Ben Ben’im” dedi, “İsrailliler’e de ki, ‘Beni size Ben Ben’im diyen gönderdi."

İsrailliler aslında Kenanlılardı ama RAB Kenanlı bir tanrı gibi görünmemektedir. Kenan panteonunun baş tanrısı El'di ve bir teoriye göre Yahweh adının "causeel ḏū yahwī ṣabaˀôt" yani "Orduları, toplulukları yaratan El" anlamına geliyor ve El'in göksel ordusu ile İsrail'in safında durduğu anlamını taşıyordu. Bazı görüşlerin yanı sıra El Dīūhwīṣaba’nın Kutsal Kitap içinde ya da dışında hiçbir yerde geçmemesini kanıt zayıflığı olarak görenler mevcuttur.

Konuyla ilgili en makul kaynağa göre YHW bir yer adıydı. 3.Amenhotep dönemindeki (MÖ 1402-1363) antik Mısır'dan kalma bir yazıtta "Shasu ülkesi Yhw" yazmaktadır. Shasu'da kuzey Arabistan'daki Midian ve Edom'dan gelen göçebeler bulunuyordu.

Bu durumda YHW ismi için makul bir görüş bu ismin hava ilahiyatına uygun olan "üfleyen" anlamına gelen HWY kökünden gelmiş olabileceğidir. Bu kayda değer bir görüş olsa da evrensel anlamda bir destek bulamamıştır ancak bu ismin kuzeye nasıl gittiği sorusunu gündeme getirmiştir. Yaygın olarak kabul edilen Kenit hipotezine göre Yahweh ismini İsrail'e Mısır ve Kenan arasındaki karavan yolları boyunca yol alan tüccarlar getirmişti. Kenan'da Yahweh adlı ilahın bulunmaması, İncil öykülerindeki Edom ve Midyan bağlantıları ve Musa ile ilişkilendirilen Kenit veya Midyan gibi çeşitli noktaları bir araya getirdiği için Kenit hipotezi güçlü bulunmaktadır. Bununla birlikte, Kenanlılar ve diğerlerinin Yahweh'i İsrail'e getirmiş olmaları tamamen makul olsa da, İsrail sınırlarının dışında veya Mısır'dan çıkış hikayesinde olduğu gibi Musa'nın himayesinde olmaları pek mümkün değildir.


1. DEMİR ÇAĞI (MÖ. 1200–930)
El, Yahweh ve İsrail'in kökenleri
İsrail tarihsel kayıtlara MÖ 13. yüzyılın son on yılında Kenanlı şehir devlet sisteminin sona ermiş olduğu Geç Tunç Çağı'nın sonunda giriyor. Bu da İsrail'in dininin aslında nereden ortaya çıktığını gösteriyor.

El "Şefkatli El", "Canlıların yaratıcısı" gibi isimlerle anılıyordu ve Kenan tanrılarının reisiydi. O Yahweh değil İsrail'in orijinal tanrısı El idi. "İsrail" kelimesinin kökeni Yahweh'den çok "El" (İsraEl) ismine dayanıyordu.

El, bir dağın üzerindeki çadırda dünyanın tüm tatlı sularını oluşturan tanrıça Asherah ile birlikte yaşadı. Bu çift Kenan panteonunun en üst kademesini oluştururken ikinci kademe ise "Athirat'ın (Asherah adının bir türevi) yetmiş oğlu" olarak anılan çocuklarından oluşuyordu. Bu gruptan evi Zaphon Dağı'nda bulunan Baal öne çıkan tanrı oldu ve zamanla Baal Kenan'daki baskın tanrılardan biri haline geldi. Böylece El yönetici güç haline gelirken Baal ise evrendeki askeri güç oldu. Baal'ın alanı sağanak yağışlar ve fırtınalar olarak görülüyordu, bu yüzden doğurganlık tanrısı olmasa da aynı zamanda doğurganlık ile de ilişkilendirildi. Yetmiş tanrıdan oluşan ikinci kademenin altındaki üçüncü kademede nispeten küçük zanaatkar ve tüccar tanrıları varken dördüncü son kademede ise ilahi haberciler ve türevi tanrılar yer alıyordu. El ve oğulları bir araya gelerek Tanrılar Meclisini oluşturdu. Her birinin bakımı altında kendine ait bir milleti vardı. Tesniye'nin 32:8-9 bölümünde tanrı El'in milletlerini oğulları arasında bölüştürdüğünün anlatıldığı ve İsrail'i Yahweh'in aldığı görülmektedir:
Tesniye 32:8-9:
8. Yüceler Yücesi uluslara paylarına düşeni veripİnsanları böldüğünde,Ulusların sınırlarınıİsrailoğullarının sayısına göre belirledi.
9. Çünkü RABbin payı kendi halkıdırVe Yakup soyu Onun payına düşen mirastır. «Tanrının melekleri», Kumran «Tanrının oğulları».

İsrailliler başlangıçta Yahweh'in yanısıra El, Asherah ve Baal da dahil olmak üzere çeşitli Kenanlı tanrı ve tanrıçalara ibadet ettiler. Hakimler döneminde ve monarşinin ilk yarısında El ve RAB dini bir birleşme süreci içine girdi. Bunun sonucunda 'El (İbranice: אל) ibadet edilen bir ilahın aksine "tanrı" anlamına gelen genel bir terim haline geldi ve El Shaddai gibi sıfatlar yalnızca Yahwe'ye atanarak El'e yapılan ibadetlerin azalmasına neden oldu ve Yahweh'in konumunu güçlendirdi. Baal, El ve Asherah'ın özellikleri, Yahweh dini tarafından emildi.

Asherah muhtemelen Shekinah'ın ilahi varlığının kadınsı yönleri arasında kaybolurken hava, fırtına tanrısı olan Baal ise Yahwe'nin fırtına ile özdeşleşmesi ile asimile oldu. Bir sonraki aşamada Yahweh'in dini ilk önce 9. yüzyılda Baal'a, daha sonraları güneşe ve yüksek yerlere ibadeti reddederek Kenan dininden ayrıldı.

Denizin Şarkısı gibi en eski metinlerde Yahweh halkı için savaşan bir savaşçı, eski Yakın Doğu mitlerinden tipik bir fırtınası-tanrısı, göksel bir yere sahip olarak ordusunu oluşturan yıldızlar ve gezegenler ile bir bölgeden İsrail'in doğusuna ya da güney-doğusuna doğru yürüyen bir ilah olduğu görülmektedir. İsrail’in savaşları Yahweh'in savaşları, zaferleri onun zaferleriydi. Diğer halkların başka tanrıları olsa da İsrail’in tanrısı onlar için bereketli bir yeri sağlayacak olan tanrıydı:
Tesniye: 33:26-29:
26. «Ey Yeşurun, sana yardım için göklere ve bulutlara görkemle binen Tanrıya benzer biri yok.
27. Sığınağın çağlar boyu var olan Tanrıdır, seni taşıyan Onun yorulmaz kollarıdır. Düşmanı önünden kovacak ve sana, ‹Onu yok et!› diyecek.
28. Böylece İsrail güvenlik içinde yaşayacak; Tahıl ve yeni şarap ülkesinde, Yakupun pınarı güvenlikte kalacak. Gökler oraya çiy damlatacak.
29. Ne mutlu sana, ey İsrail! Var mı senin gibisi? Sen RAB'bin kurtardığı bir halksın. RAB seni koruyan kalkan ve şanlı kılıcındır. Düşmanların senin önünde küçülecek ve sen onları çiğneyeceksin.»


2. DEMİR ÇAĞI (MÖ. 1000–586)
İsrail'in Tanrısı Yahweh
Demir Çağı'nda Yahweh İsrail ve Yahuda krallıklarının ulusal tanrısıydı ve görünüşe göre sadece bu iki krallıkta ona ibadet ediliyordu. Bu Eski Yakın Doğu'da olağandışı bir durumdu ancak nedeni bu tanrının herkesçe bilinmiyor olmasıydı. Mesela tanrı Ashur'a yalnızca Süryaniler tarafından ibadet edilmişti.

MÖ 9. yüzyıldan sonra 1.Demir Çağı kabileleri ve şefliklerinin yerini etnik ulus devletler alırken İsrail, Yahuda, Moab, Ammon ve diğerlerinden her bir milletin kendi ulusal tanrıları oldu ve hepsi az ya da çok birbiri ile eşitti. Böylece Chemosh Moabitlerin, Milcom Amcomitlerin, Qaus Edomitlerin tanrısı olurken Yahweh "İsrail'in Tanrısı" oldu (Kutsal Kitap'ta hiçbir yerde "Yahuda Tanrısı" yoktur). Her krallıkta kral aynı zamanda ulusal dinin başıydı ve dolayısıyla ulusal tanrının dünyadaki başkan yardımcısıydı. Bunun yansımaları her yıl Kudüs'te tapınakta toplanılan bir törene başkanlık eden kralın Yahweh'e taç giydirerek yücelttiği dini törenler de görülmektedir.

Yahweh'e yapılan ibadetlerin merkezinde kırsal yaşamdaki önemli olaylara denk gelen üç büyük festival vardı:
Kuzuların doğumuyla kutlanan Fısıh (Yahudilerin Hamursuz bayramı),
Mısır hasadı ile kutlanan Şavuot (Sivan ayının 6. günü kutlanan bir Yahudi bayramı),
Meyve hasadı ile başlayan Sukot (Yahudilerin Kudüs’teki tapınağa hac ettikleri üç kutsal festivalden biridir).

Bunlar muhtemelen Yahweh dininin önceden gelişinin habercisiydi ancak sonraları bu festivaller İsrail'in ulusal mitlerindeki olaylarla da ilişkilendirildiler: Fısıh Mısır'dan çıkış ile, Şavuot Sina'da yasa çıkarılması ile ve Sukot ise vahşi doğada dolananlarla ilişkilendirilmiştir.

Böylelikle festivallerin daha önceki tarımsal anlamları tamamen kaybolmamış olsa da artık daha çok Yahveh'in İsrail'i kurtarması ve onları kutsal halk olarak ilan etmesi kutlanıyordu. Ona yapılan ibadetler muhtemelen kurban vermeyi barındırıyordu.

Ancak bazı din bilimcileri Levililer 1-17'de anlatılan ayinlerin saflık ve kefaret konusundaki baskılardan dolayı ancak Babil sürgününden sonra uygulanmaya başlandığını ve gerçekte herhangi bir ailenin liderinin istediği bir şey için kurban sunabileceğini söylüyorlar.
Levililer 1-17:
1) VE RAB Musayı çağırdı, ve toplanma çadırından ona söyliyip dedi:
2) İsrail oğullarına söyle, ve onlara de: Sizden biri RABBE takdime arzettiği zaman, takdimenizi hayvanlardan, sığır ve davardan arzedeceksiniz.
3) Eğer takdimesi sığırdan, yakılan takdime ise, onu erkek, kusursuz olarak arzedecek; kendisi RABBİN önünde makbul olsun diye onu toplanma çadırının kapısında arzedecek.
4) Ve elini yakılan takdimenin başı üzerine koyacak; ve kendisi için kefaret etmek üzre kabul olunacaktır.
5) Ve genç boğayı RABBİN önünde boğazlıyacak; ve Harun oğulları, kâhinler, kanı takdim edecekler, ve kanı toplanma çadırının kapısında olan mezbah üzerine çepçevre serpecekler.
6) Ve yakılan takdimeyi yüzecek, ve onu kendi parçalarına göre kesecek.
7) Ve kâhin Harunun oğulları mezbah üzerine ateş koyacaklar, ve ateşin üzerine odunlar dizecekler;
8) ve Harun oğulları, kâhinler, mezbahta olan ateşin üzerindeki odunların üstüne parçaları, başı, ve yağı dizecekler;
9) fakat içlerini ve paçalarını su ile yıkıyacak. Ve kâhin hepsini, yakılan takdime, ateşle yapılan takdime, RABBE hoş koku olarak, mezbah üzerinde yakacaktır.
10) Ve eğer yakılan takdime olarak takdimesi davardan, koyunlardan, ve yahut keçilerdense, onu erkek, kusursuz olarak arzedecektir.
11) Ve onu mezbahın şimale doğru olan tarafında, RABBİN önünde boğazlıyacak; ve Harun oğulları, kâhinler, onun kanını mezbah üzerine çepçevre serpecekler.
12) Ve onu başı ve yağı ile beraber kendi parçalarına göre kesecek; ve kâhin onları mezbahta olan ateşin üzerindeki odunların üstüne dizecek;
13) fakat içleri ve paçaları su ile yıkıyacak; ve kâhin hepsini takdim edip mezbah üzerinde yakacaktır; yakılan takdime, ateşle yapılan takdime, RABBE hoş kokudur.
14) Ve eğer RABBE yakılan takdime olarak takdimesi kuşlardansa, o zaman takdimesini kumrulardan, yahut güvercin yavrularından arzedecektir.
15) Ve kâhin onu mezbaha getirecek, ve başını tırnağı ile kesip mezbah üzerinde onu yakacak; ve kanı mezbahın yan yüzü üzerine akıtılacak;
16) ve onun kursağını pisliğile ayıracak, ve onu mezbahın yanında, şarka doğru, kül yerine atacaktır,
17) ve onu kanatları ile çekip ayıracak, fakat onu bölmiyecek. Ve kâhin onu mezbahta, ateş üzerinde olan odunların üstünde yakacaktır; yakılan takdime, ateşle yapılan takdime, RABBE hoş kokudur.

Çok sayıda bilim adamı ise yeraltı tanrısı Molech veya Yahweh'in kendisi için olsun bebek kurban etmenin MÖ.7. yüzyılın sonlarında Kral Yoşiyahu'nun reformlarına kadar İsrail / Yahuda dininin bir parçası olduğu sonucuna vardı. Kurban ayinleri genellikle ilahilerin söylenmesi ile tamamlanırdı ama yine de konuya dair detaylar yetersizdir. Dua ise resmi ibadetlerde küçük bir rol oynamış, kurban sunmanın yanında daha sönük kalmıştır.

BİTİRİRKEN:
Bildiğiniz gibi daha önce Allah'ın kökeni ile ilgili birkaç yazı yazmıştım, aslında Yahweh konusunda da benzer durumlar geçerli. Bir topluluk kendine yeni bir din ve tanrı yaratıyor, bunu yaparken de çevrelerindeki en bilinen ilahları seçip bir araya getiriyor ve bu ilahın onları gözettiğini düşünüyorlar. Her zamanki gibi mitolojilerdeki eski tanrıların özelliklerini alıp bir tanrıda topluyor ve onu tek ilahi lan ediyorlar ve bu mitolojik ögeler günümüzde birçok inançlının alay ettiği yada edeceği türden inançlar içeriyor (Yahweh'i oluşturan temel ilahlardan biri olan El'in toplulukları tanrı oğulları arasında paylaştırması gibi, kaldı ki bu olay Kutsal Kitap'larında yer alıyor -Tesniye 32:8-9- ve buna inanıyorlar).



Yazan: A.Kara

TANRI & ALLAH

TANRI NE DEMEK?
Bazı insanların içinden çıkamadığı bir soru var: Tanrı ne demek?

Tanrı, temel olarak her şeyi yarattığı, koruduğu ve kolladığı düşünülen yüce varlıktır. Din ve inanışlara göre farklı isim, güç ve cinsiyete sahip olabilir.

İlah, diğer adıyla Tanrı, özellikle tek tanrılı dinlere inananların evrenin tek yaratıcısı ve yöneteni olduğuna inanılan doğaüstü varlıktır. Aynı şekilde çok tanrılı inanışlarda da tanrı inancı vardır fakat bu inanışlarda ilahlar cinsiyet sahibidir. Erkek olanlarına tanrı, dişi olanlarına ise tanrıça dendiği gibi ilah-ilahe şeklinde de kullanılır. Fakat henoteistik ve monoteistik inançlarda tanrı kavramını tanımlamak için sadece tanrı sözcüğü kullanılırdı.

Antik metinlerden ve arkeolojik keşiflerden de görüldüğü üzere geçmişten bu güne sayısız tanrı ve tanrıça gelip geçmiştir. Bu yüzden tarih boyunca birçok teolog ve filozof metafizik ve din felsefesi alanlarında tanrı kavramı üzerine kafa yormuş, bu kavramı anlamaya çalışmıştır.

Dinbilimi önceleri tanrı kavramı 2 farklı şekilde kullanılmıştır. Bunlar monoteist (tek tanrılı) ve politeist (çok tanrılı) inanışlarda farklılık göstermiştir. Örneğin çok tanrılı inanışlardaki tanrıyı ifade etmek için tanrısal varlık anlamına gelen "Gottheit" kullanılırken tek tanrılı dinlerdeki tanrıyı ifade etmek için "Tanrı" ifadesi kullanılmıştır.

İngilizcede duyduğumuz God kelimesinin bu güne gelişi türlü serüvenler içerir. Cermenlerin Demir çağından sonra Teiwaz adında bir ortak tanrıya taptığı belgelerle sabittir. Tanrı "Gott" sözcüğünün kökeni çok eskilere dayanır ve sadece Cermen dilinde bulunan bir sözcük olarak karşımıza çıkar. Ortaçağ ve eski Almancada kullanılan "got", "gotisch", "guth" olarak tabir edilirken İngilizcede "god" , İsveç dilinde "gud" olarak yer alır.

Cermenlerin taptığı tanrının adı olan Teiwaz daha sonra Hint-Avrupa dillerinde Deiwoz olarak yer alır. Bu tanrının karşılığı ise Yunan mitolojisinde Zeus, Roma mitolojisinde Jüpiter, Vedik dillerinde Dyaus Pita ve eski Yunan kavimlerinin dillerinde "Dei-patyros" dur.

Tanrı sözcüğü Türkçedeki Tengriden gelmektedir. Bunu Orhun yazıtlarındaki "Tengri teg tengride bolmuş Türk Bilge Kağan..." ifadesinde görebiliyoruz. Tanrı, Tengri kelimesinin ise Arapça karşılığı Allah (el-ilah) tır.

Yani aklınızda tanrı kimdir yada nedir gibi sorular varsa, temel olarak yaratıcı ve ilahlar için kullanılan genel bir kavram olduğunu görebilirsiniz. Dolayısı ile tanrı kimdir sorusunun cevabı da değişklik gösterir, İslam'a göre Allah, Museviliğe göre RAB, Bahailiğe göre Baha'dır.


ALLAH NE DEMEK?
Bu soruyu garip bulanlarınız olabilir fakat aslında çok makul bir sorudur çünkü kişi inandığı yada inanmayı düşündüğü dini, o dinin yaratıcısını, dolayısı ile de yaratıcısının adının anlamını bilmek ister. O yüzden farklı başlıklar altında Allah ne demek? sorusuna cevap vereceğim.

Öncelikle bilmenizi isterim ki Kur'an'da Allah diye bir kelime yoktur. Doğrusu Ellah'tır ve El-İlah'tan gelir. Ülkemizde Allah şeklinde söylenmesinin sebebi ise (nadiren bazı din adamlarının namaz sırasında Ellahuekber dediğini duyabilirsiniz) Lafza-i celalin Lamlarının kalın okunmasını sağlamaya yöneliktir. Yani ismin azametine uygun olması için Allah diye okunarak oradaki E, A'ya dönüştürülür denerek konunun üstü kapatılır ama bu gerçekte islam tanrısının adının El-ilah olduğunu değiştirmez.

ALLAH KİMDİR?
Allah kimdir, kökeni nedir? gibi sorular gelebiliyor çoğu zaman, şimdi bu konuya açıklık getireyim.

Dil bilimcilere göre de Allah ismi Al-ilah (El-İlah) tan türemiş ve zaman içerisinde El İlah birleşik şekilde söylenmeye başlanmış ve son olarak Allah şeklini almıştır.

Allah'a putperest Arapların çok tanrılı dinlerinin tanrılardan biri olarak tapınıldığına dair hiçbir kuşku yoktur. İslam öncesi Araplar putperest yani pagan inancına sahiplerdi ve Kabe'de bulundurdukları 360 puta tapıyorlardı. Fakat tıpkı diğer coğrafyalarda olduğu gibi Arapların tanrılarının da aralarında bir hiyerarşi, rütbe-makam farkı vardı. En güçlüleri ve baş putları, dünyayı yarattığına, havadan yağmuru indiren, yerden dane çıkardığına ve Kabe'nin efendisi olduğuna inandıkları Al-ilah (El-ilah) idi ve onu diğerlerinden daha yüksekte tutuyorlardı. Bu baş tanrılarının ise El-Lat, El-Uzza, El-Manat isminde 3 kızı bulunmaktaydı.

Muhammed doğmadan önce Mekke'de Allah'a zaten ibadet edildiğini söylemiştim. Muhammed, Mekke'nin zaten tanıdık olduğu bir tanrıyı ilan ettiği için pagan Araplar Muhammed'i ibadet ettiklerinden daha farklı bir Allah'ı vaaz etmekten asla suçlamadılar. Diğer tanrılarına dil uzatıyor olsa da baş tanrı olan Allah (Al-ilah) aynıydı.

Kureyş'teki adı Al-ilah olsa da ay tanrısı olan Al-ilah'a bazı toplumlar "Sin" ve "Hubal" isimleri ile tapıyorlardı. MÖ 800'lü yıllarda "Al-ilah'ın Evi" olarak anılmaya başlayan Kabe İslamiyetten önceleri de vardı ve putperestlerin Al-ilah'a taptıkları bir ibadethaneydi. Bu Al-ilah ismi İslam öncesi Arap şairlerinin şiirlerinde sıkça kullanılmıştır.

ARAP PAGANİZM'İNDE ALLAH KAVRAMI
Bu maddelerle eski Arap halkının gözünden şu soruyu cevaplayacağım: Allah ne demek?
1) Allah dünyanın yaratıcısıdır.
2) Yağmuru yağdıran odur.
3) Yer yüzündeki tüm canlıların yaşamasını o sağlar.
4) O, en kutsal yeminlere önderlik eden kişidir.
5) O sonsuz ve uludur.
6) Son olarak, Allah Kabe'nin sahibidir.

İslamda "Allah'tan başka tanrı yoktur" sözü sıkça geçer çünkü Muhammed'den önce de Al-ilah adlı puta zaten tapıyorlardı fakat Muhammed diğer tüm putları yıkarak baş tanrı olan Allah'ı tek ilah ilan edip bu sözü söylemişti. Muhammed'in öz babasının adının Allah'ın kölesi-Allah'ın kulu anlamına geldiğini unutmayın (Abdullah). Babası İslam öncesinde yaşayan biriydi ve doğal olarak bu isim ona putperest Araplar tarafından verilmişti. Daha İslamiyet yokken babasının Allah'ın kulu anlamına gelen bir ada sahip olması, İslam öncesi Arapların zaten Allah adında bir tanrıya (Al-ilah adlı put) taptıklarının en büyük kanıtlarındandır. Kur'an'daki birçok bölümde Muhammed'in seçtiği bu baş putu tek ilah olarak ilan etmeye çalıştığı görülür. İlaveten, Allah adı İslamiyet öncesindeki Arapça arkeolojik ve edebi eserlerinde de açıkça göze çarpmaktadır. Dolayısı ile aslında Allah kimdir? sorusunun cevabı görmek isteyenler için açıktır. Tüm diğer dinlerin tanrıları gibi Allah da insan ürünü bir tanrıdır.

İslam öncesi şiirlerde Allah adının geçmesi, daha İslamiyet yokken Muhammed'in babasının adının "Allah'ın kulu" olması, Kabe'nin yine İslam henüz yokken tıpkı şimdiki gibi onun evi olması ve içerideki en güçlü tanrının o olarak görülmesi, İslam devletlerinin tarihten bu güne kadar bayraklarında ay sembolü kullanması, cami minarelerinin tepesinde "ay" sembolü olmasının kökeni de ay tanrısı Allah'tır ("Maalesef kimse cami minarelerinin ucundaki sembol neden ay?" diye sormuyor).


TANRI MI ALLAH MI?
Tanrı, tepedeki bir yaratıcı, yönetici güçtür. Dinden dine göre ise sadece adı, bazı özellikleri ve ona olan inanç değişse de, farklı isimleri olan ilahlar da neticede tanrıdır.
Örneğin: Tengri, Baha, Vaheguru, Ahura Mazda, Allah, Zeus, YHWH, İsa vb.

Yani Tanrı mı Allah mı? demeden önce şunları bilmek gerekir. Allah bir dine ait (İslamiyet) tanrının ismidir, Tanrı ise hem Türkçedir, hemde özel bir dine ait değil, genel bir kavramdır. Dolayısı ile Allah'ta Tanrıdır, tıpkı Zeus gibi, Ahura Mazda gibi.

Eğer söylem olarak Tanrı mı Allah mı daha doğru derseniz, mantıken Türkçe olanı seçmek daha doğrudur ama maalesef tamamen arap sevici bir halk olup kendi kimliğimizi kaybettiğimiz için (Türkler ve Kürtler) Tanrı kelimesini kullanmak bile diğerleri tarafından farklı algılanabiliyor. O yüzden hiç Allah yerine Tanrı diyen müslüman göremezsiniz.

Fakat eğer bir dine inanmadığınız halde, Tanrı gibi genel bir kavramı kullanmak yerine Allah, Rab vb. kelimeler kullanırsanız biraz tuhaf olacaktır, çünkü onlar bir dine ait olan tanrıların isimleridir. Tanrı ise geneldir ve Türkçedir.

ALLAH VAR MI?
Bir yaratıcı var mı yok mu bilemem, neticede bu henüz bilimin ıspatlayabileceği bir durum değil, ister istemez bir yerden sonra "inanmak" yada "inanmamak" kişinin kendinde bitiyor. Fakat önemli olan şu, eğer inanacaksan bile Allah'ın, YHWH'nin, Ahura Mazda'nın yada hangi tanrıya inanacaksan onun kökenlerini araştırıp üzerinde düşünmen gerekir, yoksa uydurma, insan ürünü bir tanrıya inanıp inanmadığını bilemezsin.

Yani Allah var mı? demeden önce yukarıda yazdığım onca yazıda Allah'ın aslında diğer tanrılar gibi insan ürünü olduğunu, zaten İslamiyet yokken bile ay tanrısı olarak insanların taptığı bir put olduğunu, bazı yerlerde ona "Sin" adıyla tapıldığını tekrar hatırlamalısınız.

Eğer Allah gerçekten var olsaydı aynı isimde bir put Kabe'de hiç var olmuş olmamalıydı.
Eğer Allah varsa, daha önce putların evi olan ve bir put olan Al-ilah'ın evi olan Kabe, Allah'ın da evi olamazdı. Çünkü putların evi olan bir mekanı kendine uygun göremezdi.
Eğer Allah var olsaydı bir yandan putları ve onlara tapanları lanetlerken diğer yandan lanetlediği putlardan biriyle aynı ismi, aynı mekanı (Kabe) hatta aynı sembolü (ay) paylaşmazdı.
Eğer Allah gerçek olsaydı:
Spermin kaburgalar arasından değil testislerden geldiğini,
Anne karnındaki bebeğin önce iskeletinin oluşup daha sonra onu etin sardığını,
Güneşin akşamları çamura batıp gündüz yeniden çıktığını,
Dünyanın düz olduğunu ve bunlar gibi yüzlerce yanlış bilgiyi vermezdi. Çünkü İslamiyete göre Allah hatalardan uzaktır, hata yapamaz.

Son olarak eğer Allah varsa bir insanı sınava tabi tutmak için bir bebeğin dünyaya gelmesini sağlayıp, sonra da sırf o bebeğin ailesini ve ona tecavüz edip boğacak olan adamı "sınava tutacak" diye bu olayın yaşanmasına müsade etmez, "merhametliyim" derken diğer yandan birini sınamak için ufacık çocukları "test aracı" olarak kullanmazdı (burada çocuğu boğan, ona tecavüz eden sınava tabi tutuluyorda, işkenceyi gören çocuk neye tabi tutuluyor? hiçbirşeye...)

Hristiyanlıkta her insanın günahkar olarak doğması, İsa'nın insanların işleyeceği günahlar yüzünden çile çekmiş olması inancı vardır, Allah'ın bu sınav olayı, tıpkı Hristiyanların bu günah olayı kadar mantıksız ve saçma...

Uzun lafın kısası, Allah mitolojik bir tanrıdır, tıpkı Poseidon, Zeus, Agni, Magnus, Odin vb. tanrılar gibi. He ama bir yaratıcı, bir tanrı var mıdır? İşte onun cevabı sende biter, çünkü kişiden kişiye bu sorunun cevabı değişiklik gösterecektir, önemli olan bu soruya cevap ararken hiçbir zaman bilim ve mantıktan kopmamaktır.

Konuyla ilgili olarak okumanızı tavsiye ettiğim makaleler:
Al-ilah
İslamiyet Öncesi Allah'ın Kökeni
Muhammed'in Babası Abdullah
Allah Sözcüğünün Kaynağı ve Akademisyenler
İslam Dininin Babildeki Kökenleri
Modern Putperestler
Hilal ve Yıldızın Tarihi

Kaynaklar: Orhun Yazıtları  |  Who Is This Allah?, G. J. O. Moshay, 1994, p 138, A Restatement of The History of Islam & Muslims, Sayed A. A. Razwy, Muslim, The State of Religion in Pre-Islamic Arabia, p19-20 1997,First encyclopedia of İslam, 1987, Islam, p. 587-591  |  God and Man in the Quran, Toshihiko Izutsu, Chapter 4: Allah, p96-119, 1980  |  A Guide to the contents of Quran Faruq Sherif, Reading, 1995, pgs. 21-22  |  Encyclopedia of Islam, eds. Lewis, Menage, Pellat, Schacht; Leiden: E.J.Brill, 1971, III:1093  |  İslam Muhammed and his religion, Arthur Jeffery, 1958, p 85,Muhammad at Mecca, W. Montgomery Watt, 1953, p 23-29  |  http://beyt-nahreyn.com/?p=318  |  https://www.etimolojiturkce.com/kelime/Allah  |  God and Man in The Koran, Toshihiko Izutsu, Chapter 4: Allah, p96-119, 1980  |  The Call of The Minaret, Kenneth Cragg, 1956, 35-41

Yazan: A.Kara