SON YAYINLAR
latest

728x90

DİNLERİN KİTAPLARI

KK
mısır mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mısır mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HESAT

A,mitoloji, mısır mitolojisi, Hesat,Heset,Hesahet,Hesaret,Hesahat,Besinlerin yaratıcısı,Heset birası, Mısır Tanrıçaları, Ra'nın karısı
Hesat (Heset, Hesahet veya Hesaret), Hathor'un dünyevi tezahürü olarak kabul edilen Eski Mısır'daki bir inek tanrıçasıydı.

"Tüm besinlerin yaratıcısı" olarak adlandırıldı ve adı, "Heset birası" olarak bilinen süt ile ("hesa") aynı köke sahipti. Boynuzları arasında bir güneş diski ile ya da boynuzları üzerinde bir yiyecek tepsisi ve memelerinden gelen süt ile ilahi bir beyaz inek olarak resmedildi.

Hesat, diğer tanrıların, emziren annelerin ve hamile kadınların süt annesi olarak görülüyordu. Ayrıca Anubis'in annesi olduğu düşünülüyordu. Böylece bütün besinlerin yaratıcısı, ölülerin tanrısını da (daha sonra mumyalama tanrısı) doğurmuştu. Erken zamanlarda dünyasal tezahürü Mnevis Boğası olan Ra'nın karısıydı. Mnevis, Hesat ve Anubis üçlüsüne Heliopolis'te ibadet ediliyordu.

Yazan & Çeviren: A.Kara

HATMEHYT (HATMEHİT)

A,mitoloji, mısır mitolojisi, Mısır Tanrıçaları, Balık tanrıçası,Balık tılsımı
Hatmehyt (ya da Hatmehit), Eski Mısır'ın deltası bölgesinde, özellikle de Mendes'de (Per-banebdjedet ya da Banebdjed'in yeri) ibadet edilen bir balık tanrıçasıydı. Sembolü bir balıktı ve Hatmehyt'nin bölgenin en önemli tanrısı olduğu araştırmacılarla doğruladı. Ancak, daha sonraki zamanlarda onun pozisyonu Banebdjed (Osiris'in bir yönü) tarafından gasp edildi. O, İsis tarafından (Isis'ın bir yönü olarak) Harpakhına'nın annesiydi (Harpakhred, “Çocuk Horus”) olarak görülüyordu.

Hatmehyt'in Balık Tılsımı
Onun adı "balıkların önünde olan" veya "balıkların en başında" olarak tercüme edilebilir. Onun (küçük) balık kültlerinin en önemlisi olduğu ya da en eski balık tanrısı olduğu düşünülmektedir. Bazen bir balık (ya bir yunus ya da lepidotus balığı) ya da kafasında "Balık" amblemi olan bir kadın olarak tasvir edilmiştir.

Yazan & Çeviren: A.Kara

YARATILIŞ DESTANLARI

A, din, mitoloji, Yaratılış efsaneleri, Yaratılış mitleri, islamiyet, hristiyanlık, yahudilik, Zerdüştlük, yunan mitolojisi, hinduizm, Çin mitolojisi, mısır mitolojisi, Babil mitolojisi, Aztek mitolojisi, İskandinav mitolojisi,
YAHUDİ & HRİSTİYAN VE İSLAMİ İNANÇTA YARATILIŞ
Yahudi Torah ve Hristiyan İncil'in ilk kitabı olan "Yaratılış", her ikisi de bugünün Yahudi, Hristiyan ve İslami inançları tarafından dünyanın yaratılışı olarak kabul edilen iki asal öykü içerir. İlkinde, Tanrı, "Işık olsun," der ve ışık olur. Altı gün içinde, gök, toprak, bitkiler, güneş ve ay, hayvanlar ve insanlar dahil tüm canlıları yaratır. Tanrı hepsine "Verimli ol" der. Yedinci günde, Tanrı dinlenir, eserlerini tasarlar ve iyi bir değerlendirme yapar. İkinci hikayede ise Tanrı dünyadaki ilk adam olan Adem'i yaratır. Onun yaşaması için Adem'e bir bahçe yapar, ama “İyi ve Kötü Bilginin Ağacı” ndan meyve yemesini yasaklar. Adem hayvanları isimlendirir ama kendisi yalnızlık çekmektedir. Tanrı Adem'i anestezi altına alır ve kaburgalarından biri ile ilk kadın Eve'yi (Havva) yaratır. Konuşan bir yılan Havva'yı yasak meyveyi yemeye ikna eder ve aynı şekilde Havva'da Adem'i yemesi için ikna eder. Tanrı onların yasak meyveden yediklerini anladığında, onları bahçeden dışarı sürer ve insanı ölümlü yapar.

YUNANLAR VE TİTANLARI
İlk Yunan şairleri evrenin doğumuna dair çeşitli yazılar çıkardılar. En iyi korunan "Hesiod's Theogony"dir. Bu ilahide, Gaia da (ana toprak) dahil olmak üzere ilkel başlangıçtaki kaostan en eski tanrılar gelir. Gaia kendini korumak için Uranüs'ü, gökyüzünü yarattı. Sonra  Zeus'un şimşeklerini, 50 kafası ve 100 eli olan canavarları, tepe gözlü Cyclopslar (Kiklops) da dahil olmak üzere tuhaf bir tanrı ve canavarlar topluluğu oluşturdular. Sonra gelen tanrılar ise Titanlar olarak biliniyordular. Onlar 6 oğul ve 6 kızdı. Uranüs, canavar çocuklarını hor gördü, onları yeryüzünün iç kısmı, bağırsakları olan Tartarus'a hapsetti. Öfkeli Gaia büyük bir orak yaptı ve en küçük oğlu Kronos'a talimatlar verdi. Bir sonraki seferde Uranüs Gaia ile birleşmek için ortaya çıktığında, Kronos ortaya çıktı ve babasının genital organını kesti. Uranüs'ün kanı ve haşere bitlerinin düştüğü yerde, daha fazla canavar, dev ve hiddet ortaya çıktı. Kutsal testisler tarafından kanlanan deniz köpüğünden tanrıça Afrodit geldi. Daha sonra Kronos, gelecek nesil tanrıları olan Zeus ve Olimposluların babası olur.

HİNDU KOZMONOLOJİSİNİN BRAHMA İLE BULUŞMASI
Hindu kozmolojisi, yaratılışın birçok efsanesini barındırır ve asıl oyuncular yüzyıllar boyunca yükselmiş ve önem kazanmıştır. En eski Vedik metni, Rig Veda, 1000 başı, gözleri ve ayakları olan devasa bir varlığa sahip Purusha'yı anlatır. Yeryüzünü bir örtü gibi sarıyordu. Tanrılar Puruşa'yı kurban ettiğinde, onun vücudu, kuşları ve hayvanları yaratan arıtılmış tereyağını üretti. Vücut parçaları dünya elementlerine, tanrı Agni, Vayu ve Indra'ya dönüştü. Ayrıca, Hindu toplumundaki kast sistemindeki 4 kast onun bedeninden yaratıldı: Rahipler, savaşçılar, genel halk ve hizmetkârlar. Tarihsel olarak daha sonra, Brahma (yaratıcı), Vişnu (koruyucu) ve Şiva (yok edici) üçlüsü önem kazanmıştır. Brahma, uyuyan Vishnu'nun göbeğinden filizlenen bir nilüferde görülür. Brahma, bu günlerden birinde ya da 4.32 milyar yıl süren zaman zarfında evreni yaratır. Sonra Şiva evreni yok eder ve döngü yeniden başlar (kolay gelsin).

JAPON DÜNYA ADASI
Tanrılar ilkel okyanusun üzerinde yüzen köprünün üzerinde duran, iki kutsal kardeş olan erkek kardeş İzanagi ve kızkardeşi İzanami'yi yarattılar. Tanrının mücevherli mızraklarını kullanarak, Onogoro'nun ilk adasını çaldılar. Adadan sonra İzanagi ve İzanami evlendi fakat çocukları sakat doğdu. Tanrılar onları bir protokol ihlali üzerine suçladı. Evlilik ayini sırasında ilk önce kadın, yani Izanami konuşmuştu. Evlilik ayinlerini doğru bir şekilde yapan tanrılar birleşti ve daha fazla tanrı ile Japonya'nın adalarını ürettiler. Ancak ateş tanrısı Kagutsuchi-no-Kami'nin doğumu sırasında Izanami öldü. Üzüntüden sarsılan İzanagi, onu ölülerin ülkesi Yomi'ye kadar takip etti fakat Yomi'nin yemeğini yedikten sonra geri dönemedi. İzanagi aniden İzanami'nin ayrışan bedenini görünce çok korkmuş ve kaçmıştı. Izanami çıldırdı, onu çirkin bir kadın olarak takip etti. Izanagi dikkatini dağıtmak için ona kişisel eşyalarını fırlattı. Yomi'nin mağara girişinden kaçarak, onu bir kaya ile engelledi, böylece hayatı ölümden kalıcı olarak ayırdı. (Hades ile Persephone gibi, değil mi?)
[Adem ile Havva'ya benzer hikaye, ataerkil düzen örneği]

ÇİN, ORTA KRALLIK
Yin ve yang'ın karşıt kuvvetlerini içeren, zamansız boşluk içinde yüzen kozmik bir yumurta vardı. Kuluçkadan sonra, ilk var olan Pan-gu ortaya çıktı. Yumurtanın ağır parçaları "yin aşağı doğru sürüklenerek yeryüzünü oluşturdu. Daha hafif parçalar "yang" gökyüzünü oluşturmak için yükseldi. Pan-gu, parçaların yeniden şekillenmesinden korkuyor, yeryüzünde durup gökyüzünü tutuyordu. Gökyüzü 30.000 mil yüksekliğe ulaşana kadar 18.000 yıl boyunca günde 10 metre büyüdü. Çalışması tamamlandığında ise öldü. Onun parçaları, hayvanlar, hava durumu fenomenleri veya göksel bedenler olsun, evrenin unsurlarına dönüştü. Bazıları onun üzerindeki pirelerin insanlara dönüştüğünü söyledi ama başka bir açıklama daha var:
Tanrıça Nuwa yalnızdı, bu yüzden Sarı Nehir'in çamurunu yoğurarak insanı çamurdan yarattı. Yarattığı ilk insanlar onu sevindirdi fakat yaratmak uzun sürmüştü. Bu yüzden yeryüzüne çamurlu damlacıklar attı, her biri yeni bir insan oldu. Bu aceleyle yapılmış insanlar normal halk, daha önce çamurdan yoğurarak yarattığı insanlar ise soylular oldular.
[Görüldüğü üzere İslam henüz yokken, çamurdan, balçıktan insan yapma hikayeleri çok farklı toplumlarda zaten mevcuttu. Bir diğer örneği Prometheus'un çömlekçi tezgahında insanı yaratmasıdır. Ayrıca yine Tanrıça Nuwa, tıpkı Allah gibi, insanı bilinmek istediği için yaratmıştır.]

AZTEKLER
Azteklerin toprak annesi Coatlicue ("yılanların etekleri"), insanların kalplerinden ve ellerinden  kolyesi olan ve isminden de anlaşılacağı gibi yılanlardan oluşan etek giyen korkunç bir tanrıça şeklinde tasvir edilmiştir. Hikayeye göre Coatlicue bir obsidyen bıçağı tarafından döllendikten sonra ayın tanrıçası Coyolxauhqui'yi ve güney gökyüzünün yıldızları olan 400 oğulu doğurdu. Daha sonra, Coatlicue gökyüzünden düşen, öldürücü, tüylü topları bulup onları beline yerleştirdi ve bu tüylü toplar tekrar hamile kalmasına neden oldu. Coyolxauhqui ve erkek kardeşleri annelerinin anormal hamileliği karşısında şok oldular ve öfke ile annelerine karşı döndüler. Bununla birlikte, Coatlique'nin içindeki çocuk savaş ve güneş tanrısı Huitzilopochtli, rahmin içinde tamamen büyümüştü ve zırhlıydı (ot sarmanın zararları). Sonra o Coyolxauhqui'ye saldırdı ve onu bir ateşin yardımıyla öldürdü. Kafasını kesip gökyüzüne fırlattı ve o bir aya dönüştü.
[Tanrıçanın 2. hamile kalma hikayesi bir nevi Meryem-İsa hikayesi gibi.]

ANTİK MISIR'IN RUHLARI
Eski Mısırlıların birkaç yaratılış efsanesi vardı. Her şey, Nu'nun (ya da Nun'un) dönen, kaotik sularıyla başlar. Atum kendini var olmaya itti ve bir tepe yarattı, aksi halde onun durması için bir alan olmazdı. Atum cinsiyetsizdi ve her şeyi gören bir göze sahipti. Hava tanrısı olan oğlu Shu'yu tükürdü. Atum daha sonra nem tanrıçası olan kızı Tefnut'u kustu. Shu ve Tefnut, Geb, yeryüzünü, gökyüzünü ve kabuklu yemişi yarattılar. İlk önce dolaşıkdılar, ancak Geb, kabuklu yemişi üstünden kaldırdı. Yavaş yavaş dünyanın formu düzenlendi ama Shu ve Tefnut kalan karanlıkta kayboldular. Atum her şeyi gören gözünü çıkardı ve onları aramaya gönderdi. Shu ve Tefnut göz sayesinde geri döndüğünde Atum neşeyle ağladı. Gözyaşları yeryüzüne çarptığında ise insanlar ortaya çıktı.

BABİL NEHİRLERİ
Babil yaratılış efsanesi Enuma Elish, su tanrıları Apsu (taze/canlı) ve Tiamat (tuz) ile başlar ve birkaç nesil tanrılar ortaya çıkarır ve Ea'ya ve birçok kardeşine yol açar. Ancak, bu genç tanrılar, Apsu ve Tiamat'ın uyuyamadığı kadar gürültü yaptılar (İstanbul'da site hayatı). Apsu onları öldürmek için plan yaptı ama erken davranarak önce Ea onu öldürdü. Tiamat intikam sözü vererek Çılgın, kuduz köpek ve akrep adam dahil olmak üzere birçok canavar yarattı. Ea ve tanrıça Damkina, koruyucuları olarak dört gözü ve dört kulağı olan dev bir tanrı olan Marduk'u yarattılar. Silahlarını bir rüzgar gibi kullanan Marduk, Tiamat'ın boğazına kötü bir rüzgar fırlatıp onu etkisiz hale getirdi ve kalbine fırlattığı tek bir okla onu öldürdü. Tiamat'ın vücudunu ikiye bölerek onu göğü ve yeri yaratmak için kullandı. Daha sonra ise insanı yarattı.

ESKİ İRAN DİNİ: ZERDÜŞTLÜK
Orta Pers döneminin yaratılışı anlatan antik metinleri Bundahishn, Tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatır. Büyük dağ Alburz, 800 yıl boyunca gökyüzüne değene kadar büyür. Bu noktadan sonra yağmur yağar, Vourukasha denizi ve iki büyük nehir doğar. İlk hayvan olan beyaz boğa, Veh Rod nehrinin kıyısında yaşıyordu. Ancak, kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü.
Öldürülen boğanın tohumu aya taşınarak arıtıldı ve birçok hayvan ile bitkiler yaratıldı. Nehrin karşısında güneş gibi parlak ilk adam Gayomard yaşıyordu fakat Angra Mainyu onuda onu öldürdü. Güneş onun tohumunu kırk yıl boyunca saflaştırdı ve sonra ondan bir ravent bitkisini filizlendirdi. Bu bitki ilk faniler olan Mashya ve Mashyanag'a dönüştü. Bu sefer Angra Mainyu onları öldürmedi fakat onları kendine ibadet etmeleri için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz doğurdular ama günahlarından dolayı ikizleri yediler. Çok uzun bir süre sonra iki tane daha ikiz doğdu ve onlardan tüm insanlar geldi (özellikle de Persler).

İSKANDİNAV TANRILARININ ÇEKİCİ
Kaslı, varil göğüslü tanrılar ve etli butlu tanrıçaları ile İskandinavya ve Cermen ülkelerinin eski dinleri, hem güreş hem de ağır metal müziğin hayranları için yaratılmış efsaneler barındırır. Slav efsanelerine göre, Dünya (Midgard) 'dan önce, ateş kılıcı Surt tarafından korunan ateşli bir toprak olan Muspell vardı; Büuük bir boşluk Ginnungagap, ve donmuş buz kaplı bir toprak olan Niflheim. Niflheim'ın soğuğu Muspell'in sıcağına dokunduğunda meydana gelen inanılmaz çözülmeden dev "Ymir" ve devasa bir inek olan Audhumla ortaya çıktı. Sonra inek tanrı Bor'u ve karısını varoluşa yaladı. Çift, Odin, Vili ve Ve adında üç oğlu olan Buri'yi doğurdu. Buri'nin oğulları dev Ymir'i öldürdü ve onun bedeninden dünyayı yarattılar. Kemiklerinden dağları, saçlarından ağaçları, kanından ise deniz, göl ve nehirleri yarattılar. Sonra tanrılar Ymir'in oyulmuş kafatasının içinde yıldızlı gökleri yarattı.

Yazan & Çeviren: A.Kara

QADESH | KADESH

A, mitoloji, mısır mitolojisi, Quadesh, Kadesh, Qedesh, Qetesh, Qudshu, Mısır Tanrıçaları, Mısır tanrıları,
Qadesh (Qedesh, Kadesh, Qetesh, Qudshu) aslen Yeni Krallık sırasında ibadeti Mısır'a ithal edilen bir semitik (Sami'lere ait) tanrıydı. Doğa, güzellik ve cinsel zevk tanrıçasıydı. Kocası, İbadet'i Orta Krallık zamanında Mısır'a taşınan bir Suriye tanrısı olan Tanrı Reshep idi. Onun ibadeti Mısır'a yayıldığında bereket tanrıçası Min ile ilişkilendirildi. Min ve Reshep'e Qadesh'le ile birlikte üçlü olarak ibadet edildi. Quadesh'e bu iki tanrının karısı bazen ise Reshpu'nun karısı ve Min'in annesi olarak ibadet edilirdi.

Qadesh aslen bir aslanın sırtında duran çıplak bir kadın (Mısır'ın dışındaki bazı bölgelerde bu aslanın at olarak değiştiği görülür) olarak başının üstünde bir hilal ile resmedildi. Mısır pantheonuna kabul edilmesinden sonra daha çok Hathor'un başlığı ile veya bir çift inek boynuzu ve bir güneş diski (Hathor ve “Ra'nın Gözü” ile bağlantılı olarak) ve dar bir kılıf elbise giyilerek tasvir edilmiştir. Sağ elinde (erkek cinsiyetini temsil ettiği düşünülen) yılanlar veya sağ elinde papirüs bitkisi (Reshep'i temsil eden) ve sol elinde lotus çiçekleri (dişi cinsel organını veya Min'i temsil eden) vardı.

Adının muhtemelen İbranice kelime "qedesh" ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Bu kelimenin anlamı ise biraz sorunludur. Genellikle "kutsal kadın" olarak çevrilir ve (bazılarına göre), Quedhot (Mısır'daki Hathor'la ilişkilendirilen Semitik doğa tanrıçası) olarak bilinen Asherah kültünün kutsal fahişelerini ifade eder. Aslında, Qadesh bazen ayrı bir tanrıçadan ziyade Asherah'ın bir yönü olarak düşünülür. Bununla birlikte, bazı araştırmacılar onun ayrı bir tanrıça olduğunu ve fuhuşla olan bağlantının ilk İncil metinlerinin hatalı çevirisinden kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Onlar kelimenin aslında tapınak personeli ile ilgili olduğunu ve cinsel ilişkide barındırmadığını öne sürmektedirler.

Yazan & Çeviren: A.Kara

AMUN | AMON | AMEN

A, mısır mitolojisi, Amon,Amun,Amen,Amon Ra,Mısır tanrısı Amon,Mısır tanrıları,Karnak tapınağı,Theban tanrısı,Firavun tanrı,mitoloji
Amun aynı zamanda Amen ve Amon olarak da bilinir. Amun, Teb (Thebes) şehrinde gücünü artıran baş Theban tanrısı, eski Krallık'ta önemsiz bir köyden, Orta ve Yeni Krallıktaki güçlü bir metropole kadar büyüdü. Teb firavunlarının lideri olmaya başladı ve sonunda eski krallığın egemen tanrısı olan güneş tanrısı ile birleşti, Eski Krallık'ın egemen tanrıları olan Ra, Amun-Ra, Tanrıların Kralı ve Büyük Ennead'ın hükümdarı olmaya başladı.

Amun'dan, İlk Piramit Metinleri'nde (c.2400-2300) yerel bir Thebes tanrısı olarak eşi Amaunet ile birlikte bahsedilir. Şu anda Thebes'in en üst tanrısı savaş tanrısı Montu'ydu ve yaratıcı tanrı Atum (Ra olarak da biliniyordu) olarak kabul edildi. Montu, şehri korumanın ve büyümesine yardımcı olan şiddetli bir savaşçıydı. Atum, yaratılışın başında kaosun sularından ilk höyükte çıkan, son derece güçlü, kendi kendine yaratılmış tanrı idi. Amun, sonrasında kralın korunmasıyla ilişkiliydi, ancak büyük ölçüde, yaratılışın ilkel unsurlarını temsil eden sekiz tanrı olan Ogdoad'un bir parçası olarak eşi Amaunet ile eşleştirilmiş yerel bir doğurganlık tanrısıydı.

Orta Krallık zamanından beri Amun, Thebes'de güç kazanmıştı. Mut ve ay tanrısı oğlu Khonsu ile birlikte Theban'ın üçlüsünün bir parçasıydı. Ahmose, Hyksos'u mağlup edince, zaferini Amun'a atfederek onu ünlü güneş tanrısı Ra'ya bağladı. Amun, tanımlanamayan bir doğal fenomen veya prensibe bağlı olmayan "Gizli Olan" olduğu için, kendisine eklenmek istenen herhangi bir özellik ile uyacak kadar yumuşak bir formdaydı: Güneş, daha sonra, evrenin yaratıcısı Amun Ra ve Tanrılar Kralı oldu.

Amun'un adı "Gizli Biri, Gizemli Form" anlamına gelir ve çoğunlukla çift taçlı bir taç giyen insan olarak temsil edilmesine rağmen, bazen bir koç veya bir kaz gibi de tasvir edilir. Bunun anlamı, gerçek kimliğinin asla ortaya çıkamayacağıdır.

Karnak Amun'un baş tapınağıydı, ama ünü Mısır sınırlarının çok ötesine uzandı. Kültleri Etiyopya'ya, Nubya'ya, Libya'ya ve Filistin'in büyük bölümüne yayılmıştı. Yunanlılar, Amun için, onların tanrısı Zeus'un Mısır tezahürü olduğunu düşünüyorlardı. Büyük İskender bile, Amun'un kehanetinin zahmet değer olduğunu düşünmüştür.

TANRILARIN KRALI
Amun'un Yeni Krallık dönemindeki yükselişinden sonra, kendisi de dahil olmak üzere her şeyi yaratmış olan "Kendini Yaratan" ve "Tanrıların Kralı" olarak selamlandı. Heliopolis'in daha önceki tanrısı Atum'la ilişkili olan Güneş tanrısı Ra ile ilişkilendirildi. Her ne kadar Amun, Atum'un özelliklerinin bir çoğunu almış olsa da, ikisi de farklı tanrılar olmaya devam etti ve Atum'a duyulan saygı devam etti. Tanrı, Amun-Ra rolünde rüzgar olan görünmez yönünü ve görünen yönünü hayat verici olan güneş ile birleştiriyor. Amun, hem Ra'nın hem de Atum'un en önemli yönleriyle yaratılışın her yüzü olan yönlerini kapsayan bir tanrı oluşturmak için birleştirildi.

Onun kültü o kadar popülerdi ki, akademisyen Richard H. Wilkinson'ın gözlemlediği gibi, Mısır dini hemen hemen tek tanrılıydı ve Amun "bir tür tek tanrı - ilah olmaya çok yakındı". Çok tanrılı ibadeti yasaklayan ve bir gerçek tanrı olan Aten'in devlet dinini kuran Akhenaten (MÖ 1353-1336) döneminde Mısır'da ilk tanrılı dini harekete geçti.

Akhenaten'in gayretleri tarihsel olarak dini reformda samimi bir çaba olarak görüldüyse de, büyük olasılıkla Amun Rahiplerinin büyük servetinden motive olmuştu; Amun, o zaman tahta çıktı ve firavundan daha fazla arazi ve zenginliğe sahipti.

ANLAM & TAPINMA
Bir zamanlar Amun'un evrendeki en güçlü tanrı olarak tanımlandığına ve çeşitli yönlerini mümkün olan en iyi şekilde anlatan yazımlar elde edinildi. Wilkinson "Mısırlıların kendileri onu" Amun asha renu "ya da" Amun isimleri zengin "olarak adlandırdıklarını yazıyor ve tanrı ancak onun içinde birleştirilen pek çok yönüyle tam olarak anlaşılabilir" (92). O, "Gizli Tanrı" olarak biliniyordu - doğası bilinmiyordu ve havayla ya da hissedilebilen ancak görülemeyen ya da dokunulan rüzgarla ilişkilendirilmişti. Aynı zamanda başlangıçta ilk kuru zeminde duran ve kendile çiftleşerek dünyayı yaratan Yaratıcı Tanrı'ydı.

Mısırlıların kendileri onu "Amun asha renu "ya da"İsimleri zengin olan Amun"olarak adlandırıyordu ve tanrı ancak onun içinde birleştirilen pek çok yönüyle tam olarak anlaşılabilirdi. O, "Gizli Tanrı" olarak biliniyordu - doğası bilinmiyordu ve havayla ya da hissedilebilen ancak görülemeyen ya da dokunulan rüzgarla ilişkilendirilmişti. Aynı zamanda başlangıçta ilk kuru zeminde duran ve kendisi ile çiftleşerek dünyayı yaratan Yaratıcı Tanrı'ydı.

Onun gizemli doğası, insanoğlunun görüp göremeyeceği her şeyi onunla birleştirmesini sağladı. En güçlü olan ve doğal olarak Tanrıların Kralı olan evrensel bir tanrıydı. Mısır uzmanı Geraldine Pinch şunları yazıyor:

Thebes''de bulunan Karnak'daki baş kült tapınağında Amun, ilahi bir firavun olarak hüküm sürdü. Diğer önemli tanrıların aksine, Amun'un uzaktaki bazı göksel alanlarda yaşadığı düşünülmemiştir. Onun varlığı her yerde olmuştur, görünmeyen fakat hissedilen bir rüzgar gibi. Kâhinler ilahi iradeyi insanlığa ilettiler. Amun'un savaş alanındaki Mısır krallarına veya yoksullara yardım ettiği inancı hızlı bir şekilde yayıldı. Heykellerden anlaşıldığına göre Amun düzenli olarak Theban Tanrılarının mezarlığını tanrıça Hathor ile birleşmek için ziyaret etti ve ölüme yeni bir hayat getirdi.

Yeni Krallık'taki Amun hızla Mısır'da en popüler ve en saygıdeğer tanrı oldu. Amun'a Mısır'daki birçok tapınakta ibadet ediliyordu. Karnak'daki Amun Ana Tapınağı halen inşa edilmiş en büyük dini yapıdır. Bu tapınaklarda ve diğerlerinde Amun'a ait kalıntılar bugün hala görülebilmektedir. Bunların arasındaki en etkileyici eser "Amun Barque" olarak bilinen "yüzen tapınak" dır.

AMUN'UN RAHİPLERİ VE FİRAVUN AKHENATEN
Kral Ammose'un Amun'a özgü barque'u inşa ettirmek için kullandığı para, Amun'un Thebes'deki ve başka yerdeki rahipleri ile kıyaslandığında çok az kalıyordu. III. Amenhotep zamanında (M.Ö. 1386-1353), rahipler daha fazla araziye sahipti, ellerinde daha fazla nakit vardı ve firavun kadar güçlüydüler. III. Amenhotep, papazlığın gücünü azaltmak için dini reformlar başlattı, fakat pek etkili olmadı.

En önemli reformu, eskiden küçük bir tanrı olan Aten'i kişisel koruyuculuğuna yükseltmesi ve insanları Amun'la birlikte bu tanrıya da ibadet etmeye teşvik etmesiydi. Fakat Amun kültü bundan etkilenmedi ve büyümeye devam etti. Aten, Amun ve Ra ile birleşmiş güneşin ilahi gücünün temsilcisi olan güneş diski ile ilişkilendirilmişti. Aten'in simgesi haline gelen bu güneş diski, birinin Amun'a olan bağlılığını ifade etmenin başka bir yolu haline geldi ve rahipler, rahat yaşamlarını ayrıcalık içinde sürdürmeye devam ettiler.

IV. Amenhotep babasının firavunluğunu ele geçirdiğinde bu durum çarpıcı biçimde değişti. IV. Amenhotep, babasının politikalarını ve uygulamalarını takip etmişti ancak daha sonra adını "Başarılı", "Tanrı Aten" anlamına gelen "Akhenaten" olarak değiştirmiş ve herkesi etkileyen çarpıcı dini reformlara başlamış ve Mısır'daki yaşamın yönü değişmiştir. Dinsel yaşam, kişinin günlük varlığına yakından bağlıydı ve tanrılar kişinin işinin, ailenin ve boş vakit faaliyetlerinin bir parçasıydı.

İnsanlar tanrıların tapınaklarını yalnızca ruhsal rahatlık ve güven kaynağı olarak değil, aynı zamanda istihdam yeri, yiyecek deposu, doktor muayenehaneleri, danışma merkezleri ve alışveriş merkezleri olarak kullanıyorlardı. Akhenaten tapınakları kapattı ve Mısır tanrılarının geleneksel ibadetlerini yasakladı; Aten'i saygı görmesi gereken tek gerçek tanrı ilan etti.

AMUN'UN POPÜLERLİĞİNİN DEVAM EDİŞİ
Horemheb döneminden sonra, Amun'un kültleri eskisi gibi devam etti ve aynı derecede popülerdi. Yeni Krallık'ın 19.Hanedanlığı boyunca yaygın bir kabul gördü ve Ramessid Dönemi'nde (M.Ö. 1186-1077), Amun rahibeleri, Üst Mısır'ı Thebes'dan firavun olarak yönetebildikleri kadar güçlülerdi. Aslında, Amun rahiplerinin gücü, Yeni Krallıkğın çöküşünde önemli bir faktördür. İsis Kültü daha fazla takipçi kazanmasına rağmen,  Amun Kültü Üçüncü Ara Dönem (M.Ö. 1069-525) sırasında Thebes'tan kontrol etmeye devam etti.

Ahmose tarafından yüceltilen bir gelenek ile şenliklerde ve törenlerde görev yapan kraliyet kadınları  "Amun'un eşleri" olarak kutsallaştırıldı. Bu pozisyon I. Ahmose'den önce de varlığını sürdürdü, ancak "Tanrı'nın Makamı" idi, fakat "Amun'un eşleri" şeklindeki kutsallaştırma daha büyük bir prestij ve iktidar sağladı. 25 hanedanın Kushite kralları bu uygulamaya devam etti ve Nubianlar Amon'u kendi tanrıları olarak kabul ettiler. Asur kralı Ashurbanipal M.Ö. 666'da Thebes'de görevden aldığında, Amun'a Mısır genelinde yaygın bir şekilde ibadet edildi ve popüler kaldı.

A, Amen, Amon, Amon Ra, Amun, Firavun tanrı, Karnak tapınağı, mısır mitolojisi, Mısır tanrıları, Mısır tanrısı Amon, mitoloji, Theban tanrısı,

Kraliçe Hatshepsut bir zamanlar Amun'un babası olduğunu iddia etti ve böylece hükümdarlığını meşrulaştırdı. Büyük İskender, aynı şeyi, 338 yılında, Siwa Oasis'de yaparak kendini tanrı Zeus-Ammon'un, tanrının oğlu olarak ilan etti. Yunanistan'da Zeus-Ammon, Amun koçunun boynuzlarıyla dolu sakallı Zeus olarak tasvir edildi. Boğa ve koç da dahil olmak üzere imge yoluyla iktidar ve cinsel güç ile ilişkilendirildi. Tanrı, Jüpiter-Ammon olarak Roma tarafından alındı ve başka yerlerde de olduğu gibi aynı gerekçelerden dolayı ona tapınmaya devam edildi.

Isis popüler hale geldiği için Amun'un popülerliği Mısır'da genel olarak geriledi, ancak kent Asur istilasını takiben şehir yıkıldıktan sonra da hala düzenli olarak ibadet edildi. Kültleri, özellikle Mısır'da olduğu gibi rahibelerinin, Meroe krallarının iradelerini yerine getirecek kadar güçlü ve zengin oldukları Sudan bölgesinde tutuldu. Mısır tarihinin Amarna Dönemi'nde olduğu gibi, Akhenaten, Amun rahibelerine karşı hareket ettiğinde, Meroe Kralı Ergamenes, Amun'un rahibelerinin gücüne artık ülkesinde tahammül edemez oldu ve onları katlettirdi. Böylece Mısır'la bağlarını kopararak ve özerk bir devlet kurdu.

Kaynaklar:
Bunson, M, Encyclopedia of Ancient Egypt (Gramercy Books, 1991).
David, R, Religion and Magic in Ancient Egypt (Penguin Books, 2003).
Freud, S, Moses and Monotheism (Vintage, 1955).
Pinch, G, Egyptian Mythology: A Guide to the Gods, Goddesses, and Traditions of Ancient Egypt(Oxford University Press, 2004).
Van De Mieroop, M, A History of Ancient Egypt (Wiley-Blackwell, 2010).
Wilkinson, R.H, The Complete Gods and Goddesses of Ancient Egypt (Thames & Hudson, 2003).

Çeviren & Yazan: A.Kara

AMENTET

N.Kara, mitoloji, mısır mitolojisi, Amentet,Amentit,Imentet,Mısır mitleri, Mısır Tanrıçaları, Tanrıça Amentet,Mısır mitolojisinde ölülerin Tanrıçası,Horus ve Hathorun kızı, Mısır mitleri,
Eski Mısır Tanrıçası Amentet (Ament, Amentit, Imentet ve İhtmet olarak da bilinir), Aken'in (ölüler gemisi vagonu) eşiydi. Adı "Batıdaki''anlamına gelir. Bazı bilim adamları Libya (Mısır'ın batısında) kökenli olduğunu düşünse de, bu sadece coğrafi bir ifade değildi. Gün batımı batıda olduğu gibi, ölüm ve yeryüzü dünyasıyla ilişkiliydi.

Amentet ismi Nil'in batı kıyısına ve ölen dünyaya atıfta bulundu ve ölüler bazen "Batılılar" olarak biliniyordu. Başlangıçta, Amenti (veya Amentet), güneşin dünyaya girişinde belirlendiği yer olarak kabul edildi, ancak adı kısa sürede Mısır'daki mezarlıklar ve mezarlara uygulandı.

Ölenlerin tanrıçası olarak, Amentet'in yeryüzündeki kapılara bakan çöl kenarındaki bir ağacın altında yaşadığı düşünülmektedir. Çoğu zaman ölüleri korumak için mezarlar ve tabutlarda tasvir edildi. Ancak, aynı zamanda bir doğurganlık tanrıçasıydı. Yakın zamanda ölenlerin ruhuyla tanıştı ve onlara ölü bölgeye girmeden önce ekmek ve su sundu. Bu ihtiyaç onları canlandırdı ve canlarının yeniden doğuşu için ve onları "sazlık alanına" (cennet) doğru yola çıkacakları denemeler için hazırladı.

Bazen Hathor, Isis ve Neith, Mut ve Nut ile birleşti.

Ayrıca Nephthys ve Ma'at ile yakından ilgiliydi ve bazı efsanelere göre Horus ve Hathor'un kızıydı.

O sık sık, bir ankh taşıyan bir kraliçe olarak tasvir edildi. Başında batıyı temsil eden işaret (bir uzun ve bir kısa kutup üstünde bir yarı daire) ve bir tüy veya şahin giyer. Tabutlarda tasvirlerde genellikle kanatları vardır ve Isis ve Nepthys'le olan ilişkisinde bir uçurtma olarak tasvir edilmiştir.

Tanrıça bazen ayın güneşini temsil ederken yükselen güneşi temsil eden Ra-Horakthy ile eşleştirildi. Ayrıca, Dünya Kitabında Iabet (doğu çölünün tanrıçası) ile birlikte görülür. Başlıca ibadet merkezleri batı Deltası, Memphis, Abydos ve Luksor ile Karnak'tır.

Yazan & Çeviren: N.Kara

ANUKET

Anuket,mitoloji, mısır mitolojisi, Nil tarlalarının besleyicisi,Nil tanrıları,Nil tanrıçaları,Ra'nın kızı,Ra'nın gözü,Tanrıça Anuket,Anuket festivali,Mısır Tanrıçaları,Mısır av tanrıçası, N.Kara,
Antik Mısır Tanrıçası Anuket (Anket, Anqet, Anjet ya da Anukis olarak da bilinir), Nil'in "Tarlaların Besleyici" olarak nitelenmesiydi. Ayrıca avın tanrıçasıydı ve doğum sırasında koruyucu bir tanrı olarak tapılıyordu.

Alt kataraktlarla (Aswan'ın yakınında) ilişkiliydi ve muhtemelen Nubia veya Sudan'da ortaya çıktı. Özellikle, Setet Adası (Sehel adası) ve Yukarı Mısır'ın 1. Adamı olan Ebu (Elephantine) ile ilişkiliydi ve Mısır sınırının güneyindeki her şeyin tanrıçasıydı. Nubia'da çokça ibadet edildi ve "Nubia Mistress" unvanı verildi. Güney Nubia'da, Khnum koç başlı Amun'la birleşti, bu nedenle bazı yerlerde Anuket ve Satet (Satis) de Amun'un eşleri olarak görünürler.

Aslında Ra'nın kızıydı ama eski zamanlardan beri Satet ile ilişkili gibi görünüyor. Bu iki tanrıçaya "Ra'nın Gözü" adı verildi (diğerlerinin yanında Sekhmet, Bast ve Hathor ile birlikte). Benzer şekilde hem Anuket hem de Satet Üre'ye (Tanrı'nın tacının üzerindeki krala kobra) bağlandı. Yeni Krallık döneminde Kunaum ve Satet ile birlikte Ebu triadına yerleştirildi. Bu üç su tanrı Nil kataraktını ve Mısırlıların Nil'in kaynağı olduğuna inandıkları bölgeyi koruyordu. Daha sonraki zamanlarda, Satet'in tanrıça İsis'e ve Khnum'un Osiris'e bağlanması nedeniyle Nephthys'le "Per-Mer" tapınağında tanınıyordu. Bununla birlikte, Satet ve Anuket hem Nil'in verimli sularının özelliklerini alan hem de yıldız Sirius'un bir formu olan Isis ile yakından ilişkilidir.

Anuket genelde sazdan veya devekuşu tüylerinden yapılmış, sıklıkla bir asa ve ankh sembolü taşıyan uzun boylu bir başörtülü bir kadın olarak tasvir edilmiş, ancak zaman zaman ceylan şeklinde gösterilmiştir.

Adı "kucaklamak" anlamına gelir ve ilk başlarda sular altında kaldıkları suların kucaklamasını belirtmiş olabilir. Yeni Krallık döneminde firavun emzirmekle de betimlendi ve sonraki dönemlerde şehvet tanrısı oldu. Bu formda vajinaya benzeyen kovuk kabuklarıyla ilişkilendirildi. Anuket Festivali, yeşillikler başladığında gerçekleşti. İnsanlar Tanrı'yı memnun etmek için Nil'e para, altın, mücevher ve değerli hediyeler attılar.

Yazan & Çeviren: N.Kara

HATHOR

A, mısır mitolojisi, mitoloji,Hathor,Ra,Ra'nın kızı,Horus'un eşi,Ra'nın günahkarları cezalandırışı,Hathor'un katliamı,Mısır mitleri,Hathor miti,Dendara,Kadınların tanrıçası
Hathor, Ra'nın kızı ve kadınların, sevginin, güzellik, zevk ve müziğin tanrıçasıdır. İnek, bir ineğin kulaklarına sahip bir kadın ve bir inek boynuzunun başlığını giyen bir kadın gibi 3 farklı şekilde tasvir edilmiştir. Bu son tezahürde, boynuzları arasındaki güneş diskini-dairesini tutmaktadır. Horus'un eşiydi ve onun adı aslında "Horus Evi" anlamına geliyordu. En ünlüleri Dendara'da bulunan adına inşa edilmiş birçok tapınak vardı.

Hathor'un birde karanlık yüzü vardı. Ra'nın onu günah işleyen insanları cezalandırması için gönderdiğine inanıyordu, fakat Hathor yeryüzünde öyle bir kanlı dehşete boğmuştu ki Ra onu geri gelmeye ikna etmeye kesin olarak kararlıydı. Onu kandırarak, adamotu (kankurutan) ve katledilenlerin insan kanları ile karıştırılmış geniş miktarda bira hazırlayarak içirdiler. İnsanları öldürmek onun susuzluğundan ibaretti ve Hathor birayı içip sarhoş olunca katliamına devam edemedi (Alkolün faydaları :))

Yazan: A.Kara

NUN | NAUNET

N.Kara, mısır mitolojisi, mitoloji, Nun, Naunet, Mısır su Tanrısı, Mısır mitolojisinde yaratılış, Mısır mitleri, Ra, Ra'yı gökyüzüne taşıyın, Antik mısır efsaneleri,Rahibe
Ogdoad'un teolojisine göre, evren sekiz unsurun (Thoth, Amun, Horus ve Ra'yı içeren olası tanrılardan birinin kışkırttığı) etkileşiminden oluşur; su, hiçlik veya görünmezlik, karanlık ve sonsuzluk. Su, Nun ve Naunet (kadın formu) tarafından temsil edildi. Her ne kadar Mısırlılar birçok farklı yaratım efsanesine sahip olsa da, hepsi evrenin Rahibe'nın ilkel sulardan geldiğine ve birçok efsaneye göre dünyanın her tarafında her şeyin bu sular altında geri kayabileceği konusunda anlaşmışlardı. Nun'a ayrılmış rahipler ya da tapınaklar yoktu, fakat her tapınağın kutsal göl tarafından temsil edildi ve sıklıkla dini kitabelerde anılıyordu.

Nun her su parçacığında var oldu ve Nil Nehri'nin kaynağı ve yıllık su baskınlarını oluşturdu. Tanrı, tüm tapınakların temellerinin atılmasıyla da ilişkiliydi, muhtemelen Mısırlılar, yapıların temel tabakalarının düz olmasını sağlamak için suyun her zaman yatay bir düzlem oluşturacağı gerçeğinden yararlanan basit ve etkili bir teknik kullandı.

Rahibe sıklıkla kaos güçleriyle ilişkilendirilir. İnsanlar Ra'ya saygı duymuyordu. Nun bunun üzerine Ra'nın insanlığı yok etmek ve dünyayı sona erdirmek için 'gözünü' göndermesi gerektiğini ileri sürdü. Bununla birlikte (Ra'nın düşmanı olan ve tamamen yıkıcı bir güç olan) su yılanının aksine, Nun'un olumlu bir yönü vardı. Nun, Shu ve Tefnut'u şeytani yılanlar gibi kaos güçlerinden korumaktadır. Bir efsaneye göre Nun Nut'a kendisini güneş ineklerine dönüştürmesini ve Ra'yı gökyüzünde taşımasını söyledi, çünkü yaşlanmış ve yorgundu.

Nun bir kurbağa ya da kurbağa kafalı bir adam olarak (Ogdoad üyesi olarak) temsil edildi ancak mavi veya yeşil tenli sakallı bir adam olarak da tasvir edilebilir (Nil Nehri ile doğurganlık ilişkisini yansıtıyordu). Son biçiminde, Nil'in tanrısı Hapi'ye oldukça benzer görünebilir ve genellikle bir güneş teknesinde ayakta duruyor ya da bir palmiye yaprağı (uzun ömürlü bir sembol) tutan sulara doğru yükselirken görünür ki bazen ise hemaphrodite(hem erkek hem de dişi üreme organı bulunduran canlı) belirgin göğüsleriyle telaffuz edilir.

Memphis'te, Nun, yaratıcı tanrı Ptah ile bileşik peygamber-i Nun şekli arasında bir bağlantı kurdu. Her iki tanrı da güneş tanrısı (Ra veya Atum) 'un babası olarak tanımlandı. Ancak rakip papazlar, Thebes'in ilk rahibenin ilk önce Nun sularının üzerinde yükseldiği yer olduğunu iddia etti. Amun, Thebes'in yaratıcısı tanrısı ve Ogdoad üyesi olduğu için, Amun'un ilkel höyük haline gelene ve sonrasında diğer tanrıları yaratana kadar Nun'un güçlü fakat hareketsiz bir güç olduğunu öne sürdüler.

Çeviren-Yazan: N.Kara

ESKİ ÇAĞIN SAVAŞÇI KADINLARI

Ahhotep, Amage, Eski çağın kadın savaşçıları, Kadın savaşçılar, Nimrael, Onomaris, Pantea Arteshbod, Seqenenre Taa, tarih, Tarihteki savaşçı kadınlar, Telesilla, Teuta, Ünlü kadın savaşçılar,
Son zamanlarda ilgi duyulan araştırma konusu, eski çağlarda yaşamış savaşçı kadınlardır. Bu ilginin artmasında filmlerin ve dizilerin etkisi büyüktür. En başta akla Lagertha geliyor. Bu listede İlk Çağ'da yaşamış ve daha az bilinen savaşçılar hakkında kısaca bahsedilecektir.

I. Ahhotep

I. Ahhotep (M.Ö. 1560 - 1530)
"Her şeyi bilen, Kemet'i toplayan soylu leydi, Kral'ın eşi. Hükümdâr'ın kurduklarını idare etti. Onu korudu. Kaçakları topladı. Firari askerleri bir araya getirdi. Yukarı Mısır halkını yatıştırdı. Asilere boyun eğdirdi, Kral'ın eşi hayat veren Ahhotep."
-Karnak tapınağında bir stele

Seqenenre Tao

I. Seqenenre Tao ve hem kardeşi hem de karısı olan kraliçe Tetisheri çiftinin kızı olarak dünyaya geldi. I. Ahmose ve kraliçe Ahmose Nefertari'nin annesidir. Ahhotep, "Tatmin olmuş Ay" anlamına gelir. Yaşadığı yüzyıl, Mısır Firavunlarının karşılaştığı en zor dönemlerden biriydi. Bedevilerden ve Asyalılardan oluşan karma bir göçebe halk olan Hiksoslar, M.Ö. 1782 dolaylarında Mısır deltasını istila etti. Hiksos, antik Yunanların dilinde bir terimdir ve asıl isimleri Heqau-khasut'tur, "Yabancı Diyarlarin Hükümdârları" anlamına gelir. Standart savaş arabaları, piyade ve okçulardan oluşan Mısır ordusuna karşılık Hiksoslar süvari deneyimine sahipti, Mısır ordusunu defalarca mağlup ettiler. Ahhotep'in kocası Seqenenre Taa, Hiksoslara karşı verilen muharebede ölünce komutayı Ahhotep aldı. Naip kraliçe olarak oğlu Ahmose erişkin çağa gelene kadar krallığı idare etti. Kaçakları ve firarileri toplayarak orduyu güçlendirdi ve istilacıları püskürtmeyi başardı. Ahmose, on yaşına gelince büyük kardeşi Kamose, Hiksoslar tarafından öldürüldü ve Ahmose krallığı eline aldı. Annesi Ahhotep'in ve kız kardeşi Ahmose Nefertari'nin etkisinde kaldı. Ahhotep ve Ahmose'nin çabaları ile kurulan ordu, Ahmose liderliğinde Hiksosları kesin mağlubiyete uğrattı ve Mısır'ı özgürleştirdi. Bundan sonra Nubya (Kush) üzerine sefere çıkan ve kaybedilen toprakları geri almak isteyen Ahmose, yokluğunda tahtı idare etmesi için Ahhotep'e verdi. Ahhotep, bu esnada bir isyanla karşılaştı. Thebes'li Hiksos fanatikleri tahtı gasp etmeye çalıştılar ancak Ahhotep bu isyanı bastırdı, seferden döndüğünde oğlu Ahmose tarafından "Altın Sinekler" kolyesi ile ödüllendirildi. Ahhotep aynı zamanda pek çok mücevher ile ödüllendirildi; bu mücevherler Krallar Vadisi yakın bir yer olan Dra Abu el-Naga'da bir mezarda bulunsa da Ahhotep'in mezarı hiç bulunamadı.

Pantea Arteshbod

Pantea Arteshbod (M.Ö. 550)
Adının anlamı "Güçlü ve Ölümsüz" olan Pantea, Büyük Kiros döneminde yaşamış ünlü bir isimdi. Özel Pers kuvvetleri olan Ölümsüzler'in lideriydi. Ölümsüzler'in sayısı sürekli 10.000 olurdu; bir adam ölünce hemen yerine başka biri koyuluyordu ve böylece sayı sabit kalıyordu, bu açıdan gerçekten ölümsüzlerdi. Büyük Kiros'un hâkimiyeti altında Pantea ve kocası General Aryasb, Ahameniş İmparatorluğu'nun bu döneminde etkili isim oldular. Perslerin genişlemesinde kilit isim Ölümsüzlerdi ve Artea ile Aryasb, Kiros'un etki alanını yayan kuvvetlerdi. Perslere göre Pantea, bütün Asya'da ki kadınlardan çok güzeldi; bu yüzden Pantea'nın savaşta düşman ve dostun kendisine aşık olmaması için sürekli maske taktığı düşünülürdü. M.Ö. 547 yılında Kiros'un Babil'i fethetmesi üzerine Pantea, burada Pers yasa ve düzenini sağlamakla görevlendirildi. 529 yılına kadar komutanlık görevi yapan Pantea, Kiros'un Tomris'in ellerinde can vermesinden sonra Kiros'un büyük generalleri arasında anıldı.

Telesilla

Telesilla (M.Ö. 6. yüzyıl)
Antik Yunanistan'ın dokuz büyük kadın şairinden biri olan Telesilla, lirik şiirde Telesillean Metre yöntemini bulan kişidir. Gençliğinde sık sık hastalanmasından dolayı tanrılara çok danışırdı. Bir gün Kâhin ona kendisini Müzlere adamasını önerir. Telesilla'da müzik ve şiir sanatını öğrenmeye başlar. Zamanla rahatsızlıkları geçmeye başlar ve şiirdeki ünü, Hellas'ın pek çok köşesinde bile duyulur. O dönemin yazarları, Telesilla'yı hem şiir hem de müzik sanatlarında bolca över. Ancak Telesilla'yı asıl ünlü yapan olay Sparta istilasıydı. Sparta ve Argos arasında husumet başladığında Telesilla şiirler yazıyordu. Sparta kralı I. Cleomenes, Apollo Kâhini'ne danışır ve Argos'a ilerlerse neler olacağını sorar. Kâhin ona bu durumda Argos'u ele geçireceğini söyler. Sepeia'da Argos ve Sparta arasında bir meydan savaşı gerçekleşir; birkaç numara ile pek çok Argos askerini katleder ve bir kısmını esir alır. Hayatta kalanlar ise Argus'un kutsal koruluğuna sığınır. Cleomenes esirlere hayatta kalanların nereye gittiğini sorar. Yerlerini öğrendiğinde oraya gider ve teslim olurlarsa can güvenliklerini garanti edeceğini söyler. Ancak Argoslular bir bir çıktığında hepsini katleder. Bu, Cleomenes'in yaptığı ikinci aldatmacaydı. Bir Argoslu hayatta kalır ve bir ağaca tırmanarak olayı izler. Diğer Argoslular ise koruluktan çıkmayınca Cleomenes, koruluğu ateşe verir ve hepsini canlı canlı yakar. Cleomenes, bir Argos askerine bu koruluğun kimin olduğunu sorar ve Argus'a ait olduğunu söyler. Tanrı Apollo'ya mırıldanarak kehanetin gerçekleştiğini söyler ve zaferini tamamlamak için Argos'a doğru ilerlemeye başlar. Ancak kehanet henüz gerçekleşmedi; Argoslu erkeklerin büyük kısmı ölmesine rağmen sadece kutsal Argus koruluğu elindeydi. Telesilla erkeklere neler olduğunun haberini alır; kadınları, gençleri ve yaşlıları ülkelerini korumaları için savaşa hazırlar. Plutarch'ın yazdıklarına göre Argos halkı, Telesilla liderliğinde erkeklerin tuniklerini, zırhlarını ve silahlarını alarak surlara çıkarlar. Cleomenes'in yaptığı taarruzu başarıyla püskürttüler; bununla kalmayıp diğer Sparta kralı Demaratus'u Argos Yolu'nda yenilgiye uğratırlar. Sparta, bu aşağılayıcı yenilgiden sonra geri çekildi. Savaştan sonra hayatını kaybeden kadınlar Argos yoluna gömdüler, bu yolda anıt olarak Ares Enyalius'a tapınak adadılar. Telesilla'ya savaştan sonra ne olduğu bilinmiyor ancak şair olarak hayatına devam ettiği tahmin ediliyor. Bu savaştan yedi asır sonra bile Telesilla ve kadınların cesareti hatırlandı, asırlarca bu olaydan bahsedildi ve hatıraları uzun yıllar boyunca anıldı.

Onomaris

Onomaris (M.Ö. 4. yüzyıl)
Bir Balkan kabilesi olan Scordisci'ye mensuptu. O sırada Scordisci açlıkla yüzleşiyordu. Onomaris, kötü yönetmesine rağmen kralın yerini almadı. Kelt halk, daha baştan kendilerine önderlik edecek bir lideri takip etmeye hazırdı. Onomaris, açlığın pençesinde olan Kelt halkını alarak bölgeden göç eder. Güneydoğu Avrupa boyunca zorluklarla yolculuk ettiler. En sonunda Balkan bölgelerinde yaşayan İliryalı kabileler ile harp ettiler. Savaşı kazandıktan sonra yeni bir şehir, Singidunum (Belgrad) şehrini kurdular. Onomaris'in kişiliği hakkında cesareti dışında bir bilgi yoktur. Sıradan halk tabakasına mensup değildi, büyük bir ihtimal ile bir rahibeydi.

Teuta

Teuta (M.Ö. 3. yüzyıl)
İlirya'nın korsan kraliçesiydi. Eşi Agron, bir İlirya kabilesi olan Ardiaei kralıydı. Agron'un yönetiminde bu kabile, kayda değer bir güç kazandılar ve donanmaları tüm Adriyatik boyunca korkulur oldu. Korkira, Epidamnos ve Pharus bölgelerini de ele geçirdi. M.Ö. 231 yılında ölmesi üzerine Teuta başa geçti. Kocasının genişleme politikasını sürdürdü. Polybius'a göre gözü kara, başarıdan başka bir şey görmeyen biridir. Teuta, İlirya korsanlığını destekledi ve komşu bölgeleri yağmaladı. Komutanları da farklı farklı Adriyatik bölgelerini talan etti. Başta ufak çaplı olsa da Roma ticari gemilerinin büyük kısmı yağmalanınca İlirya ile Roma arasında savaş çıktı. Her ne kadar diplomasi kullansalar da Teuta, Roma'yı kayda almadı. Bununla birlikte diplomatik bir kervan saldırıya uğradı ve diplomat katledildi. Bir ordu ile birlikte 200 gemi hazırlayan Roma, İlirya'yı istila etmeye hazırdı. İlk olarak Korkira'ya saldırdılar. Korkira komutanı Demetrius teslim oldu ve İlirya'ya ihanet etti. Aynı zamanda valisi olduğu Pharus'u da Roma'ya verdi. Misilleme olarak Teuta hem Pharus'a hem de Korkira'ya saldırdı ve Roma'yı oldukça zorladı. Yine de kaybedeceğini anlayınca Teuta teslim oldu ve vergi vermeksizin bazı bölgeleri Roma'ya bıraktı. Çok fazla toprak ve güç kaybedildi; yıllar sonra Risan'da Roma'ya teslim olmak yerine Teuta, bir uçurumdan atladı ve özgür bir kadın olarak intihar etti.

Amage

Amage (M.Ö. 2. yüzyıl)
Bir İrani halk olan Sarmatyalıların kraliçesiydi. Sarmatyalılar o dönemde İskitya'nın batı bölgesinde, Karadeniz sahilinde yaşardı. Yunan stratejist Polyaenus'un belirttiğine göre Amage, kocası Medosaccus'a lüks yaşama düşkün olduğundan Sarmatyalılara iyi bir kral olamayacağını söyler. Sarmatya yönetimini ve ordusunu ele alan Amage, gücünü olası çift taraflı istilalara karşı garnizon kurmak için kullandı. Lider olarak ünü tüm İskitya'da yayıldı, bu durum Chersonessus sakinlerini Kimmeryalı İskitlere karşı Amage'den yardım istemeye yöneltti. İttifağı kabul eden Amage, İskit kralına Chersonessus'u terk etmesi için mesaj gönderir. Mesajı reddedince Amage, 120 tecrübeli savaşçı ve her birine üç at vererek yola çıkar. Bir gece ve bir gündüz boyunca tam 180 kilometre ilerlediler ve İskit sarayına vardılar. Sarayı bastıklarında İskitler hazırlıksızdı ve Amage, kralı ve ailesini öldürür. Bir oğlunu ise sağ bırakarak İskit kabilesinin başına geçirir. Chersonessus özgür oldu ve İskitlerin buraya saldırma olasılığı kalkmıştı.

Yazan: Nimrael