SON YAYINLAR
latest

ARKEOLOJİK KEŞİF

Arkeolojik keşif

BÜYÜ VE FAL TEORİSİNE GİRİŞ

din, DP, islamiyet, Büyü,Büyü var mı?,İslam'a göre büyü,Muhammed'e büyü yapıldı mı?,Cinci büyücü hocalar,Burç ve fal yalanları,Büyü yalanı,Dua ve büyü yalanları,Hadislerde büyü
Büyü… Halkımızın en çok korktuğu, adını bile anmak istemediği mistik olgu. Büyüler tüm çağlar boyunca, hemen her din ve toplumda görülmüştür. Çeşitli amaçlarla gerçekleştirilen bu mistik olgu, bazen çeşitli ayin ve materyallerle desteklenerek daha gizemli ve esrarengiz bir hal alıyor.

Hali hazırda toplumumuzun büyük bir çoğunluğu büyü ve büyücülüğe inanıyor. Hatta deist ve ay ateist kesimlerden dahi büyüye inananlarla karşılaşıyoruz. Şimdi inançsız okurlar bana kızabilirler ancak büyüye inananların savunması şu şekilde: “ Ben tanrıya inanmıyorum. Ama insan beyninin gücü yadsınamaz. Büyü ayinleri katalizör vazifesi görerek bu beyin gücünün odaklanmasını ve istenen unsurun gerçekleşmesinde motor gücünü teşkil ediyor.”

Yani bir insan dinden de, tanrıdan da sıyrılabilir. Ancak büyüden zor. Çünkü hemen hemen tüm dinlere ve kültüre yayılmış, onları biçimlendirmiş bir olgu.

Yahudilerde, Hristiyanlarda, paganlarda kısacası hemen her inançta karşımıza çıkıyor.

Büyünün daha soft bir biçimi “nazar” adıyla karşımıza çıkıyor. İnanışa göre göz değmesi olarak adlandırılan bu fenomende kişinin istem dışı psişik güçleri devreye giriyor, ya kişiye ya da bir materyale zarar veriyor.

 Zaten toplumumuz büyü ve nazar konularında engin (!) bilgilere sahip olduklarından dolayı bu konunun derinine inmeyeceğim.

İslami ölçekte değerlendirildiğinde büyü var. Hatta İslam peygamberi Muhammed’e bile büyü yapılmıştır.

Beraberce İslami literatüre bir göz atalım:


“Peygamberimizin, zilhicce ayında Hudeybiye’den döndüğü ve muharrem ayına girmiş bulunduğu sırada idi ki Medine’de kalan Yahudilerin elebaşları, Müslüman olduğunu açıkladığı halde, münafıklıktan ayrılmayan Yahudi Lebid b. Asam’ın yanına vardılar. Lebid Zurayk oğullarının müttefiki idi. Kendisi sihirbazdı. Yahudiler onun sihirde ve sihirle adam öldürmekte Yahudilerin en bilgilisi olduğunu biliyorlardı.

 Ona:
-Ey Ebul’Asam! Sen bizim sihirbazımızsın! Muhammed, bizim erkeklerimizi ve kadınlarımızı büyüledi. Biz, ona karşı bir şey yapamadık. Sen, O’nun bize neler yaptığını dinimize nasıl aykırı davrandığını bizden kimleri öldürdüğünü veya sürgün ettiğini gördün.! Biz bütün bu yaptıklarına karşı onu sihirleyip cezalandırmak üzere seni tutuyor, görevlendiriyoruz." dediler ve Peygamberimizi sihirlemesi için de ona üç altın verdiler.

Lebid b. Asam; Peygamberimizin tarağı ile başından taranmış saçlarını elde etmeğe girişti. Yahudilerden bir genç, gelir gider Peygamberimizin işini tutardı. Yahudiler, peygamberimizin saç ve sakal tarantısı ile bazı tarak dişlerini elde edinceye kadar bu genin üzerine düştüler.

Yahudi genci, Peygamberimizin saç tarantısı ile tarak dişlerini alıp Yahudilere verdi. Lebid. B. Asam istediklerini elde edince ona bir takım düğümler düğdü ve üfledi. Bu düğümlenmiş ve üflenmiş saç tarantılarını, erkek hurmanın kurumuş çiçek kapçığının içine koydu. Sonra onu götürüp kuyunun içindeki basamak taşının altına yerleştirdi. Bu kuyu Zurayk Oğullarına aitti.

Sihir yapılmasının ardından Peygamberimizin sıhhati bozuldu. Başının saçları dökülmeğe başladı. Peygamberimiz, yapmadığı bir işi yapmış, ailesine yaklaşmadığı halde, yaklaşmış gibi sanır oldu. Gözlerinin de feri azaldı. Ashab-ı Kiram Peygamberimizin hastalığını yoklamağa geldiler. Hastalığı günlerce sürdü. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 367)

Peygamberimiz hastalanınca Lebid b. Asam’ın kız kardeşlerinden birisi, Hazreti Aişe (Radıyallahu anha)nın yanına gelmişti. Kadın, Peygamberimizin hastalandığını öğrenince, dönüp bunu kız kardeşlerine ve Lebid’e haber verdi. Onlardan birisi:

-Eğer o gerçekten bir Peygamberse kendisine bu iş Allah tarafından haber verilir. Aksi takdirde, bu sihir kendisine nereden gösterilir? En sonunda aklı başından gider. Böylece de, kavmimiz ve dindaşlarımız umduklarına ermiş olur.” Dedi.

Hazreti Aişe, Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den şöyle rivayet ediyor: Nihayet Resulüllah günün birinde tekrar tekrar dua etti. Sonra da bana: “Ey Aişe! Yapmış olduğum duamı Allah’ın kabul buyurduğunu biliyor musun?

Bana meleklerden iki kişi geldi. Bunlardan birisi başucumda, o birisi de ayakucumda oturdu. (iki melek arasında konuşma şöyle geçti:)

– Bunun hastalığı nedir?
– Sihirlenmiştir
– Kim sihir yapmış ona?
– Lebid b. Asam!
– Sihir ne ile yapılmıştır?
– Erkek hurmanın kurumuş çiçek kapçığı, tarak, saç ve sakal tarantısı ile!
– Nerededir o?
– Zervan kuyusunda, basamak taşının altındadır.
– O’nun şifa bulması ne iledir?
– Kuyu suyunun tamamıyla çekilip içindeki basamak taşının kaldırılması ve altındaki kurumuş erkek hurma çiçeği kapçığının çıkarılması suretiyledir! Dedi. Bundan sonra melekler havalanıp gittiler.”


Peygamberimiz, Hazreti Ali ile Ammar b. Yasir’i çağırdı. Zervan kuyusuna gitmelerini ve meleklerden işittiği şeyleri yapmalarını onlara emretti. Hazreti Ali ve Amer b. Yasir, hemen Zervan Kuyusuna gittiler. Kuyunun suyu, kınaya boyanmış, kuyu başındaki hurma ağaçlarının başları da şeytan başları gibi idi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.6, s. 57, Buhari, Müslim)

Kuyunun suyunu çekip boşalttılar, içindeki basamak taşını kaldırdılar. Taşın altında hurma çiçeği kapçığı, Peygamberimizin tarağı, başının saç tarantısı, üzerine iğneler saplanmış bir yay kirişi bulunup çıkarıldı.

Yay kirişi üzerindeki düğümleri çözmeye güç yetirilemedi. Cebrail gelip Felak ve Nas surelerinin ayetlerini okudukça, düğümler çözülmeye başladı. Her düğüm çözüldükçe, Peygamberimiz, önce elem, sonra da ferahlık duymakta idi.

En son düğüm çözüldüğü zaman, peygamberimiz, bir düz bağından boşanmış, kurtulmuş gibi açıldı. Yemeğe içmeye başladı.”

Şimdi buraya kadar İslam peygamberi Muhammed’in büyü hadisesini yine İslami kaynaklardan aktardık. Yani İslamiyete göre büyü var. Kurtulmanın yolu da Felak ve Nas sureleri. Peki, büyünün kökeni ne?

(Bu arada yüce Allah, kendi resulü Muhammed'i basit bir büyüye karşı, üstelik lanetlenmiş Yahudiler tarafından yapılmış bir büyüye karşı  koruyamadı mı? O da ayrı bir konu)

Kuranı Kerim'e bakıldığında (Bakara Suresi) bütün olay Harut ve Marut isimli iki meleğe bağlanıyor. Bir imtihan(!) vesilesi olan bu melekler, insanları uyarıyor, eğer hala öğrenmek isterlerse onlara büyü öğretiyorlardı.

Anadolu’da cinci- efsuncu-büyücü hocalar cirit atıyor. Kimisi helalinden (!) iyilik için kimisi de şeytan işi kötülük büyüsü yapıyor.

Ülkemizde bazı bölge ve beldeler cinci-büyücü hocaları ile meşhur. Hatta sosyetenin bile kendi büyücüleri var. Örneğin yurt dışında tahsil yapmış, iyi eğitimli, kültürlü bir ailenin üyesinde dahi büyüye bağlılık görülebiliyor. Burada faktör, büyünün sadece sosyolojik değil, bireysel anlamda da psikolojik bir tatmin metası olduğu.

Ülkemizi ve İslamiyet’i bir kenara bakalım. Alt gelişmiş toplum ve kültürlerde de büyüler inanılmaz yaygın. Büyüye olan inanç ve bağlılık, o toplumun gelişmişlik seviyesi ile de doğru orantılı.

Olaya gerçekçi yaklaşıldığında Büyü diye bir şey yoktur. Fal diye bir şey yoktur. Yıldızlar sizin geleceğinizi göstermez. Akrebin yükselmesi ile başınıza bir şey gelmez. Marsın etkisi altına girdiğinizde bolluk yaşamayacaksınız. Terazinin pozitif etkisi ile cinsel gücünüz artmayacak. Boğa ve Yengeç asla sizi olumsuz etkilemeyecek. Muskalar sizi korumayacak. Bebeğe bir şeyler saplayıp abuk subuk mırıldanmalar ile ancak kendinizi tatmin edeceksiniz. Evdeki nazar boncukları sadece seyyar boncukçu ablanın daha fazla para kazanmasını sağlayacak, evinizde mavi renkli aksesuarların artmasını sağlayacak. Hocaya okutup yazdırdığınız duanın kâğıdını bir gece suda bekletip, üç ihlas ve bir fatiha eşliğinde içtiğinizde üniversiteye gitmeyecek veya sevdiğinize kavuşmayacaksınız. Eğer girdiğiniz işlerde bir türlü dikiş tutturamıyor veya üç kere nişanlınızdan ayrılıp bir türlü evlilik yapamıyorsanız, bunun sebebi bir düşmanınız tarafından kıyafetlerinizden kesilen parçaların ve saçınızın kefen bezine, mezardan alınan bir toprak ile sarılıp, kör bir kuyuya atılması suretiyle tarafınıza yapılan büyü değildir.

Evrene gönderdiğiniz pozitif düşünceler sizi Lamborghini’ye kavuşturmayacak veya yine evrene gönderdiğiniz negatif düşünceler patronunuzun poposunda patlamayacak.

Şimdi bu fenomenlere inanan, inanmakla kalmayıp bizzat bu işle iştigal olan okurların bana serzenişlerini duyar gibiyim: “Sayın yazar, tamam inanmıyor olabilirsin ama madem olaya bilimsel yaklaşıyorsun, bir şeyin yokluğu kanıtlanamaz, ancak varlığı kanıtlanabilir! Olmadığını nereden biliyorsun?”

Kusura bakmayın ama tekerinize çomak sokacağım. Dinleri eleştirirken iyi, büyülere, fallara, astrolojik fal saçmalıklarına giydirince mi kötü oluyoruz?


Kanıt mı istiyorsunuz?
-Tüm İslam aleminin bedduaları neden ABD ve İsrail’i ve bilumum küffarı duman etmiyor? Neden İslam ülkeleri onların ağzına bakıyor?
-Neden büyüler İslam coğrafyasını kalkındırmıyor?
-Neden büyüler ile hastalıklar iyileşmiyor?
-Neden büyü ile kimse önümüzdeki maçlarda sağlam oranlı müsabakaları yakalayıp zengin olmuyor?
-Neden kimse büyü-fal ile altılıyı ve lotoyu tutturamıyor?
-Neden kimse geleceği öngörüp ona göre hareket edemiyor?
-Neden büyü ve fal ile uğraşanların kendine dahi hayrı yok?
-Neden büyü ve fal ile Türkiye “LİDER” konuma gelemiyor?
-Neden büyü ve fal ile süper güç olmuyoruz?
-Neden büyü ile milli takımımız dünya kupasına ambargo koymuyor?
-Neden büyü ile sevdiğiniz araba sizin olmuyor?
-Neden büyü ile hafta sonunda Los Angeles’te bir tur atamıyorum?
-Neden fal ile kaç çocuğum olacağını ve isimlerini göremiyorum?
-Neden? Neden? Neden?...
Bu nedenleri çoğaltmak mümkün.

Pardon unutmuşum. Nasıl olur da gözden kaçırırım. Aslında A.B.D. büyüler ile süper güç. Minnak İsrail, tüm dünyayı yaptığı büyüler ile yönetiyor. Mason ve İlluminati şeytani büyüler ile gizli dünya gücü. Rothschild ve Rockefeller aileleri parayı büyüler ile vurdular. Japonlar, büyü ve faldan elde ettikleri teknolojiler ile dünya teknoloji devi oldu. Almanlar, İngilizler ve Fransızlar büyüden ve faldan gelen bilgilerle bu kadar gelişti. Hatta A.B.D. ‘de CIA ve FBI sırf astrologlardan oluşan bir tim kurmuş. Yıldız hareketlerine göre A.B.D.'nin dış politikası belirleniyormuş. Hatta büyücülerden oluşan bir grup sayesinde PUTİN Rusları dünya arenasında ayakta tutuyormuş….

Ne içtiğinizi ve ne kullandığınızı bilmiyorum ama bu kadar kafayı nasıl yakalayabiliyorsunuz? Şaşılacak şey.

Kusura bakmayın ama hepsi yalan. Dualar, büyüler, fallar, yıldızların hayata etkisi… Yoklar. Sadece beyin kıvrımlarınızın ürettiği fantastik hikâyelerden ibaret.

Beni çürütmek mi istiyorsunuz?
Yapın bir dua da Tüm İslam alemi dünyaya güneş gibi doğsun. İslam alemi tüm cihana hükmetsin. Hastalıklar son bulsun, Akan kan dinsin. Bir problem ile karşılaştığınızda bakın bakalım Nas ve Felak sizi kurtaracak mı? Madem büyü gerçek, nasıl oluyor da milleti etkileyebiliyor? Herkes Nas ve Felak okusa büyücü ve cinci hocaların işsiz kalması gerekmez miydi? Eğer büyü ve sihir varsa ve etkili ise Nas ve Felak sureleri etkisiz mi? Bir işe yaramıyor mu?

Sevgili büyücü, falcı ve astrolog okurlarımıza:
Hadi yapın bir büyü de Neymar Galatasaray’a, Ronaldo Beşiktaş’a, Messi’de Fenerbahçe’ye gelsin. A.B.D. bir anda üçüncü dünya ülkesi olsun. İsrail, Ortadoğu’nun en fakir ülkesi olsun. Türkiye süper güç olsun. Hadi. Yapın büyünüzü…

Astroloji ve Fal’da ihtisas mı yaptınız? Önümüzdeki haftanın tüm sayısal loto, iddaa ve at yarışı sonuçlarını Site Başyazarı ve Yöneticisi A. KARA dostuma site maili üzerinden yollayın. Söz, çıkan paraları kırışacağız.

Size saatli maarif takvimine göre de 1 ay mühlet. Hepsine de gerek yok. Sadece birini becerin. Yok, yapamadınız mı? O halde şaklabanlığa gerek yok.

Bilime sıkı sıkıya bağlı kalın. Bilimin kanıtladıklarını kabul edin, gerisini çöpe atın. Hayatınızı bilim kurtarır.

Okunmuş pirinç ve büyüye bel bağlamayın gençler. Okuyun ve ders çalışın. Eğer birileri bazı cemaatlere (!) soruları peşkeş çekmediyse sınavları zaten hak eden kazanacak.

İşinizde yükselmek için kendiniz olun. Eğer yağcılık ve yalakalığın prim yapmadığı, liyakat esasına göre çalışılan bir yerde iseniz zaten hak ettiğiniz yerde olursunuz. Doğru ve dürüst olun.
Sağlıcakla kalın.

Yazan: Demon Product

15 YIL TANRI VE ATEİZM | 7

15 yıl tanrı ve ateizm 7, din, Farklı tanrılar, Gerçek hayat hikayesi, Küçük çocuklara tanrı masalları, Tanrılar nasıl oluştu?, Zübeyde SAVAŞ,
Barış, şaşırmış birşey söyleyemez, bu kadar bilgili bir insan nasıl olurda tanrı yok der, var diyor da  ben mi anlamıyorum yanlış olan  hangisi diye düşünür.
Barış:
- Bilmiyorum tanrıma dua edeceğim seninle tanıştığım için.
Ramadan:
- Hayat insanı olgunlaştırır ekmeğin mayalanması gibi.
Barış:
- Sanki çok kızgın gibisin insanlara.
Ramadan, güler:
- Yok kızgın değilim atın götürebileceği bir yük vardır, bana müsaade, başını ağrıtmadım umarım, gerçekten seni tanıdığıma çok mutluyum.
Barış:
- Ben de çok mutlu oldum, lakin ben yaşlı insanlara ismim söylensin diye yardım etmedim, isterimki kimse bilmeseydi.
Ramadan:
- Biliyorum olması gereken bu, yaptığın insanlara anlatıldığında  senin yaptığın bilinse, başka amaçlar olmasa (tanrı) kullanılmasa, sabah görüşürüz.

Ramadan üzgünce ayrılır. Barış sürüyü tekrar toparlar akşam olmak üzeredir, yemek yer, tanrıya uzun uzun dua eder, atının yanına gider uzanır, yıldızlara bakarak düşünür Ramadanın sözlerini, köpekler atı kıskanırcasına Barış’ın yanında yatarlar, at ve köpeklerini sever ve anlatır:
- Ne garip bir adam çok zeki okumuş bilgili ben de tam olarak anlayabilseydim sözlerini, yardım neden anlatılır ki, bırakın anlatmayı boş konuşan insanlar da olmasa, Ramadan acaba nerelerde okudu çok okuyan biri fakat çilesi var gibi insanlara çok kızgın anlamadım, bilgisi çok herşeye yorum yapabiliyor. Keşke ben de okuyabilseydim ilk okulu okudum sonra çobanlık olan aile mesleğini!  Başka çarem de olmadı ki , belki annem ve babam yaşasaydı ben de okuyabilirdim,  on iki yaşımdan beri dağlarda koyunları otlatıyorum aldığım para ne, hala evimin çatısını bile yapamadım, kışın üç yorganda yatıyorum, tanrımı buldum bana yardım edecek inanıyorum çünkü o çok yüce çektiğim acılarımı ve içimi biliyor, kimseye bir kötülük yapmadım, yüce tanrım koyunlar bir kısmı ikiz doğum yapsın yüce tanrım lütfen, sıcak olmaya başladı koyunların yünlerini de kesmem gerekir hem verdiğim sözü yerine getiririm da  koyunlar rahatlasın, (ata bakarak ) sen çok güzelsin yünleri teslim ettiğimde dostuma benim olacaksın,  yarın tanrım izin verirse koyunların yünlerini kesmeye başlarım.

Barış bir haftada koyunların yünlerini keser, peynir yapmaya da başlamıştır, öğleden sonra atına bakarak:
- Akşam olduğunda yünleri teslim edecem ve benim olacaksın.
Barış çok yorgun olsa da içindeki atın sevinci ile  koyunların kaldığı yerleri düzenler Ramadan’ın geldiğini görür çay hazırlar, Ramadan kamyondan inerek yanına gelir.
Barış:
- Selam seni gördüğüme çok sevindim, koyunların yünlerini kestim.
Ramadan:
- Yünün ne önemi var güzel dost sohbeti oldukdan sonra.
Barış Ramadan’ı kucaklar, çay ve peynir verir.
Ramadan heyecanla:
- Bu peyniri yirmi yıl vardır yemeyeli, çok güzel, herşeyi hakkıyla yaptığın için bu kadar güzel ve lezzetli.
Barış:
- Teşşekkür ederim, bu kış bol bol peynir yerim tanrımın izniyle.
Ramadan:
- Para benden peynir senden, peynir satalım insanlara, bu tadı bulanlar vazgeçmezler bu peynirden.
Barış:
- Benim evimin çatısı yok, hayal ötesi oldu bu.
Ramadan ciddi bir tavırla:
- Hayallere ulaşman için bir başlangıç işte sana.
Barış:
- Olmaz, önce benim bir sürümün olması gerekir.
Ramadan:
- Tamam, koyunların yavrulama zamanı gelmiş gibi duruyor.
Barış:
- Evet bir kaç gün içinde, ikiz olanlar benim olacak tanrının izniyle. O zaman sürüm olduğunda peynir üretir satarız.

Barış muhtarın ve köylülerin söylediklerini bir çocuk gibi sürüsü olduğunda neler yapmak istediklerini bir bir anlatır, Ramadan sadece dinler hiç konuşmaz, akşama doğru yünleri ve sütü alır, Barış kendine yaptığı peynirden verir, Ramadan oradan ayrılır.

Aradan üç dört gün geçer, koyunlar doğum yapmaya başlar iki hafta içinde hepsi doğum yapar, koyunlardan bir tanesi ikiz yapar doğumdan bir kaç gün sonra ölür. Barış  tanrıya sen benim için en iyisini bilirsin der, umudu ve tanrıya olan inancı hiç sarsılmaz aksine daha fazla ibadete başlar. Yayla dönemi biterek köyüne döner, herkesin koyunlarını teslim eder evine gider. Yedi yıl aynı yaylaya gider fakat koyunlar bir türlü ikiz doğurmaz. Barış bu yıllar içinde nerde bir yoksul görse yardım eder, Ramadan’la olan dostluğu güvenle devam eder, bir çok insan din hakkında bilgi almak için gelirdi yanına.

Sekizinci yıl aynı yaylaya gider, koyun sürüleri köylülerin artmıştır. Barış yaylaya geldiğinin ikinci günü Ramadan gelir:
- Dostum, beni yanlış anlamazsan birşey söylemek istiyorum.
Barış:
- Olur mu öyle şey, sana güvenir ve severim.
Ramadan:
- Bilirim her şeyi kendin yapmak istersin, sen tanıdğım hayatda tanrıya inanan tek insansın gerçek anlamıyla, gördüğün, duyduğun yardıma muhtaç insanlara hep yardıma koşarsın, derdini bilirim anlarım seni, sen de inançlı kardeşlerinden yardım neden istemiyorsun? Köyün cami ve onun bağlı olduğu din kuruluşlarından, hep övgü ile bahsedersin insanlara, müslüman müslümanın kardeşi dersin senin kardeşlerin de sana yardım etsin.
Barış, düşünür :
- Aslında bu doğru, ben yıllarca ibadet kurumlarına yardım topladıklarında fazlasıyla verdim.
Ramadan:
- Süt ve yünlerden çok olmasa da para kazandın, belki evinin çatısını yaptırabilirdin.
Barış:
- Evet yaptırabilirdim  belki, o zaman çaresiz insanlara nasıl yardım ederdim. Tanrım bana yardım edecektir.

Yayla dönemi biter, Barış köye gelir gelmez koyunları sahiplerine teslim eder ve koşarak din görevlisinin yanına gider, durumunu anlatır, kendisi için din kardeşlerinden yardım toplanmasını ister.
Din görevlisi:
- Ben bunu yapamam, yetkim yok ancak benim bağlı olduğum din kuruluşuna git onlar yardım edebilir.
Barış bu sözleri duyduğunda çok sevinir, koşarak evine gider.

Barış sabahtan kalkarak din kuruluşuna gider, derdini anlatırken sözünü keserler, bağlı oldukları merkeze gitmesini  söylerler. Barış o gün din merkezine gider, en yetkiliyi bulamaz, yardımcılarından birinin yanına gider derdini anlatır, yardımcı dua edeceğini söyler, tanrı yardımcın olsun der, yardım toplayamacaklarını söyler, ülkenin din merkezine gitmesini, ancak onların belki yardım edebileceklerini söyler. Barış ellerini kaldırarak yardımcının yanında tanrım sen islam kardeşliğini koru diye dua eder. Barış oradan ayrılır, adresi alarak cebindeki parasına bakar sayar, ülkenin en yetkili din merkezine bilet alarak gider. Genel merkeze gelir bir yetkili bulur, derdini anlatır, yetkili ona şu sözleri söyler:
- Barış durumuna çok üzüldüm, tanrıya senin için dua edecem, biz ülke genelinde para toplarız fakat dış ülkedeki müslüman kardeşlerimize göndeririz, sen bir adresini gene de bırak, bu arada seni buraya kim gönderdi.
Barış:
- İslamiyette ilk yardım akrabana sonra yakın komşuna sonra yakın insanlara sonra ülkendeki fakirlere daha sonra, dış ülkelere yardım gönderilmez mi müslümanlıkta bu değil mi?
Yetkili hiç bir şey söylemez bu sözler karşısında. Barış odadan çıkarak başka yetkilerle görüşür aynı sözleri duyar, en yetkiliyle görüşmek ister bir türlü olmaz, oradan çıkarak köyüne gider. Din görevlisine olanı biteni tek tek anlatır, din görevlisi üzülür.
Din görevlisi:
- Birşey diyemem, sen zeki adamsın çok para değil evin çatısı kazanırsın, takma kafana tanrı yardım eder.
Barış:
- Olay artık evin çatısı değil hocam, bu nasıl din anlamak istiyorum.
Din görevlisi:
- Aman dikkat et dinden çıkarsın, senin kafan karışmış evine git  güzelce bir dinlen.

Diğer sayfalar:
◄ [6] , [8] ►

Yazan: Zübeyde Savaş

DEİST OLMA HİKAYEM

Ben güneydoğuda yaşayan ailesi Alevi olan bir kızdım. Alevi olsalar da haliyle islam inançlarını taşır ve ibadetlerin aleviliğe esas olanlarını yerine getirirlerdi. Ailem hep bizi bu alevilik felsefesi ile büyütmeye çalıştı .Bir dine mensup olsalar da çağdaş olmaya çalıştılar. Ama hangi inanç ne kadar çağdaş olabilirdi değil mi?

Çocuk olsam da sevmediğim ve yüreğimin kaldıramadığı şeyler olmuştu hep. Küçük yaşlarda çocukların gözü önünde yapılmayacak şeylerin yapıldığının kanıtı olan ben, iyi ki de yapmışlar diyorum. Ne mi onlar?
Örneğin ; kurban bayramlarında çocukların gözü önünde kurbanları kesmeleri. Bir iki kere o ana şahit olduktan sonra bir dahaki kurban bayramının gelmemesini isterdim. O an hep gözyaşları ile o hayvanlara veda eder ,ağlayarak eve inerdim. Ama olmuyordu tabi her yıl aynı terane, aynı acımasızlık,aynı saçmalık. Çocuk olduğum halde ayrı bir bilince sahiptim hep. Bunu neden yaptıklarına aklım erdiğinde bile anlayamadım, anlam veremedim. Mantık bulamadım. 12-13 yaşlarımdan sonra kurban bayramlarında kurbanın eve geldiği gece ertesi günü bayram olacaktı haliyle. Sabaha kadar o koyunun sesini dinleyip içimden lanet okurdum. Annem yaşım büyüdükçe beni çağırıp kurbanın kesimine ve etlerin yerleştirilmesine yardım etmemi isterdi. En kötüsü sabahın erken saatlerinde millet kurbanları kesip kebap dumanlarını tüttürürdü. Bizimkiler de kurban kesildikten bir kaç saat sonra kebap hazırlığı yapmamı ve ablamlara yardım etmemi söylerlerdi. Ama 15-16 yaşlarımdan sonra kimse beni o alana sokamadı.Ve bayram boyunca yani o dört gün boyunca et yediremedi.


Bu nasıl bir aç gözlülüktür ki keser kesmez mideye indiriyor bu insanlar diye tiksinmeye başladım. Aileme karşı sözlerim hep yersiz ve anlamsız kalıyordu tabi ,bense kendimi rahatlamak için sanal ortamlarda bu yapılanın vahşet olduğunu anlatmaya çalışırdım gün boyu. Sonra etten 5-6 yıl boyunca tamamiyle kopmuş ve uzaklaşmıştım. Bu süre zarfında her geçen gün islamiyetteki ibadetler daha da gözüme battı. İbadet nedir ? Neden yapılır ? Yapanlar ne kazanır ? gibi birçok soruyla yüz yüze kaldım. Hepsine cevap aradım ama mantıklı birşey bulamadım. En basiti aileme dedim ki kurbanın kesim amacı madem fakirlere o eti yedirmekse hangisine yediriyorsunuz (dağıtırlardı ama tabak tabak,yani 3'te 1'ini)? Kim tamamını fakirlere dağıtıyor? Kimse! Hepsi dolaplarına kaldırıp bir yıl boyunca yiyordu. Orada o soru geldi aklıma 'Ya bu Tanrı insanları bu kadar çok düşünse bu bayramı yapmak yerine her aile bir aileye yardım edip karnını doyursun' dese daha güzel olmaz mıydı? dedim. Ya bu Tanrı işi bilmiyor ya da ben ondan daha merhametliyim. Milyonlarca canlının o an kesilmesini isteyen Tanrı benim gözümde doyumsuz, acımasız bir egositten başkası değildi. Yıllar yılları kovaladı. Oruç tutan ben, onda da mantık bulamayınca kopmuştum. Kendime işkence etmekten başka birşey değildi bu. Kimin için ne yapıyordum. O benim için ne yapıyordu ? Hiç.

Bunun dışında o süreçlerde sık sık çocuk tecavüz haberleri ,bebeğe tecavüz haberleri gelirdi. Bunları duydukça dinlerde var olan Tanrı'nın ne kadar da boş ,adaletsiz,merhametsiz olduğunu düşündüm. Tanrı varsa dinlerdeki gibi güçlü ve kudretli ise nasıl bu yapılan iğrençliklere göz yumabilirdi ki ? Tanrı'nın işi Kuran'daki emirleri mi yağdırmaktı sadece. Değildi tabi. Dedim ki kendime eğer ben Tanrı olsaydım bu beceriksiz Tanrı'dan daha merhametli ,daha adil olurdum. Bu Tanrı benim  Tanrım olamazdı.Karar vermiştim.

Bir süre sonra kendimi kitaplara vurdum. Tanıdığım bilinçli bir aile dostu doktorun bana doğum günümde hediye ettiği kitapla bilimin aslında ne kadar da önemli olduğunu anladım. Carl Sagan 'Tanrı'nın Kapısını Çalan Bilim ' adındaki kitabı benim hayatıma bir ışık yaktı. Bu adam Tanrı'nın varlığını da inkar etmiyordu aslında. Kitapta evrimi,evrenin oluşumunu çok da güzel anlatıyordu.  Sonra bu dinin kitabı Kuran'ı okumaya karar verdim. O karar hayatımdaki en güzel karar oldu zaten. Türkçe mealini alıp günlerce okudum.Gördüm ki bu kitap Muhammed'in cinsel hayatından ve günümüz insanına göre önem arz etmeyen içeriğe sahipti. Kağıtlara mantıksız olan tüm ayetleri ve ne demek istediğini yazdım çizdim. Olmadı! Ama tümüyle bitmemişti içimdeki o his. Onun ardından hala vicdanımda bir köşede dindarlıktan bir nebze bir parça kalmışken Turan Dursun ile tanıştım. Okuduğum ilk makalesinde o parçayı da söküp attım. Ardından Osho ışık oldu bana ,hayatımı nasıl yaşayacağımı , kendimi bulmamı, aydınlanmamı sağladı.

Düşündüğüm şeyin ne olduğuna gelince google de tüm inançları tek tek okuyup kendi inandığımı bulmaya başladım. Tüm inanç ve düşünce sistemlerini.Agnostisizm,Nihilizm,Pandeizm,Deizm vs. hepsini sordum kendime senin düşüncen bu mu diye? Sonunda tek şey bana cevap oluyordu. Düşüncelerimle eşleşen Deizm'di. Yani Müslümanlıktan sonra direkt Deist oldum. Ama hep bir yerde soru işareti bırakıyorum. Düşüncelerime kilit vurmuyorum, sorgulamaya devam ediyorum. Çünkü bir daha hiç bir güç beni bir şeye körü körüne inandıramazdı. Buna izin vermeyecektim.

İyi ki aydın insanlar, bilim insanları var olmuş yoksa kapatılmış ve üstü betonlanmış bu bilincimiz daha yakın bir zamanda aydınlanır mıydı acaba?

Yazan: N.Kara