SON YAYINLAR
latest

ARKEOLOJİK KEŞİF

Arkeolojik keşif

İNCİL, ENOCH VE HZ. İLYAS, UÇAN MAKİNELER

hristiyanlık, Açıklanamayanlar, din, Kutsal kitapta uzaylılar, İncil'de Hz.İlyas'ın kaçırılması, Hz İlyas kaçırıldı mı?, İncil UFO ziyaretlerini mi anlatıyor?, İncil'de uzaylılar, İncil'de dünya dışı yaşam, A,
İNCİL İDRİS'İN (ENOCH) VE İLYAS PEYGAMBERİN CENNETE GİDİŞİNDE UÇAN MAKİNELERDEN Mİ BAHSEDİYOR?

Binlerce yıl önce yazılmış metinleri okurken ve onları uçan savaş arabaları, ateş, duman ve gizemli varlıklardan söz ederken bulunca, eski insanların dış dünya ile ilgili bir şeyler yaşayıp yaşamadıklarını bilmek zor oluyor ve insanı düşünmeye itiyor.

Bizler gibi İncil'in insan ürünü olduğuna ve yabancı ziyaretçilere dair kanıtlar olduğuna ikna olan yazarlar, tarihin kısmen aktarıldığını ve eski metinlerin önemli kısımlarının tamamen atlandığını ileri sürerler.

Bu yazıda, hayatları boyunca dünya dışı varlıklar ile temasa geçmiş görünen üç önemli İncil karakterine bir göz atacağız.

Dinsel metinlere bakıldığında bunlardan ikisinin cennete gittikleri ve asla Dünya'ya geri dönmedikleri yazmaktadır.

Üçüncüsü olan Hezekiel'in ise, dünya'ya binlerce yıl önce gelen 'uzay gemilerinin' varlığına inandığı ve olaya şahit olduğu görülür:

"4) Baktım, kuzeyden gelen bir fırtına gördüm. Parıldayan şimşek ve muazzam bir ışıkla çevrili muazzam bir bulut (daha önce rönesans döneminde çizilmiş dünya dışı yaşam formlarını işaret eden tablolarla ilgili araştırma paylaşmıştım, anlatım o çizimlerdekilere de uyuyor gibi görünüyor. İncelemek ve okumak için tıklayınız). Ateşin merkezi parlayan metal gibi görünüyordu,
5) ve bu ateş dört yaşayan yaratık gibi görünüyordu. Görünüşte onların formu insandı…"

DÜNYA DIŞI ZİYARETÇİLER? KAÇIRILMA?

Piskopos Enoch yani İdris'in (Yaratılış: 5,18: 24) ve İlyas peygamberin (Krallar: 2 2:13) göklere çekildiği söylenir.
İlyas peygamberin “ateş arabası” tarafından kaçırıldığına dair yazılı kanıtlar buluyoruz.

Bu inanılmaz tarihsel açıklamaları okuduğumuzda, çok az cevapla ve sayısız soruyla karşılaşıyoruz.

Enoch ve İlyas nereye gitti? Neden gizemli bir şekilde ve iz bırakmadan ortadan kayboldular? Hezekiel tam olarak ne gördü ve neyi tarif etti?

İncil, antik zamanlardaki dünya dışı yaşam formlarının teması'nın varlığına kanıt olan onlarca delile bir yenisi olarak eklenebilir mi?

Enoch'a ve Yaratılış 5: 18: 24'te bahsedilen gizemli kayboluşa bir bakalım.
Tıpkı Tevrat ve Kur'an gibi insan ürünü olan ve dönem insanlarının duyduğu efsaneleri, gezip görürken, ticaret yaparken diğer kültürlerden öğrendiklerini, gördüğü bazı olayları yazdıklarına inandığım İncil’e geri dönelim ve neler yazdığına bakalım.


TANRI ENOCH'U YANINA ALIR
[Yaratılış 5:18-24]
  • 18) Jared (Yered) 162 yaşındayken, Enoch (Hanok)'un babası oldu.
  • 19) ve Enoch'un babası olduktan sonra, Jared 800 yıl yaşadı ve başka oğulları ve kızları vardı.
  • 20) Böylece Jared toplam 962 yıl yaşadı ve sonra öldü.
  • 21) Enoch 65 yaşına geldiğinde, Methuselah'ın babası oldu.
  • 22) Methuselah'ın babası olduktan sonra, Enoch, Tanrı ile 300 yıl yaşadı ve başka oğulları ve kızları vardı.
  • 23) Enoch toplamda 365 yıl yaşadı.
  • 24) Enoch, Tanrı yolunda sadakatle yürüdü ve sonra ortadan kayboldu, çünkü Tanrı onu yanına almıştı (uzağa).
Yaratılış 5: 24, Tanrı'nın Enoch'u aldığından açıkça bahsedildiği için çok önemlidir. Enoch'un öldüğünden bahsetmez. Bir şekilde kaçırıldığını söylüyor gibidir.

Bu aslında önemlidir çünkü Adem'in 930 yıl yaşamış olduğunu ve öldüğünü Yaratılış 5:3-23'te görebiliyoruz. Adem’in oğlu Seth ise 912 yıl yaşıyor ve ölüyor. Seth'in oğlu olan Enoş'un (Enoch yani İdris ile karıştırmayın) 905 yıl yaşadığı ve öldüğü sanılıyor. İdris'e gelene kadar, (Yaratılış 5:24) Adem’in soyundan gelenlerin son derece uzun ömürlü yaşamlarının ardından öldüğü anlatılır. Ancak Yaratılış 5:3-23'e bakıldığında İdris'in (Enoch) ölümünden bahsetmediği Tanrı tarafından alındığı söylenir: “Enoch, Tanrı'ya sadakatle yürüdü; sonra ortadan kayboldu, çünkü Tanrı onu uzağa almıştı."

Eğer 2 Krallar 2:13'e bakarsak, başka bir inanılmaz hikaye bulabiliriz.
Yine geçmişte yazılanları görmek için İncil'e geri dönüyoruz.

İLYAS (ELİJAH) CENNETE ALINIR
[2 Krallar Bölüm 2:2:13]
  • RAB İlyas'ı kasırgayla göklere çıkarmadan önce, İlyas ile Elişa Gilgal'dan ayrılıp yola çıkmışlardı.
  • İlyas Elişa'ya, “Lütfen sen burada kal, çünkü RAB beni Beyt-El'e gönderdi” dedi. Elişa, “Yaşayan RAB'bin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece Beyt-El'e birlikte gittiler.
  • Beyt-El'deki peygamber topluluğu Elişa'nın yanına geldi. “RAB bugün efendini senin başından alacak, biliyor musun?” diye ona sordular. Elişa, “Evet, biliyorum, konuşmayın!” diye karşılık verdi.
  • İlyas, “Elişa, lütfen burada kal, çünkü RAB beni Eriha'ya gönderdi” dedi. Elişa, “Yaşayan RAB'bin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece birlikte Eriha'ya gittiler.
  • Eriha'daki peygamber topluluğu Elişa'nın yanına geldi. “RAB efendini bugün senin başından alacak, biliyor musun?” diye ona sordular. Elişa, “Evet, biliyorum, konuşmayın” diye karşılık verdi.
  • Sonra İlyas, “Lütfen, burada kal, çünkü RAB beni Şeria Irmağı kıyısına gönderdi” dedi. Elişa, “Yaşayan RAB'bin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece ikisi birlikte yollarına devam etti.
  • Elli peygamber de onları Şeria Irmağı'na kadar izledi. İlyas ile Elişa Şeria Irmağı'nın kıyısında durdular. Peygamberler de biraz ötede, onların karşısında durdu.
  • İlyas cüppesini dürüp sulara vurunca, sular ikiye ayrıldı. Elişa ile İlyas kuru toprağın üzerinden yürüyerek karşıya geçtiler.
  • Karşı yakaya geçtikten sonra İlyas Elişa'ya, “Söyle, yanından alınmadan önce senin için ne yapabilirim?” dedi. Elişa, “İzin ver, senin ruhundan iki pay miras alayım” diye karşılık verdi.
  • İlyas, “Zor bir şey istedin” dedi, “Eğer yanından alındığımı görürsen olur, yoksa olmaz.”
  • Onlar yürüyüp konuşurlarken, ansızın ateşten bir atlı araba göründü, onları birbirinden ayırdı. İlyas kasırgayla göklere alındı.
  • Olanları gören Elişa şöyle bağırdı: “Baba, baba, İsrail'in arabası ve atlıları!” İlyas'ı bir daha göremedi. Üstünü başını parçaladı.
Yukarıdaki bilgiler çeşitli şekillerde yorumlanabilir;
Eski bir antik astronotların dünya ziyareti açısından bakarsak, okuduklarımızın o dönem karşılaştıkları teknolojinin yanlış yorumlanmış olduğu açıktır. Binlerce yıl önce insanların anlayamadığı birçok şey Tanrılarına (Allah/Rab/YHW vb) atfedilmiş, Tanrı yaptı denmiştir.

Ancak, İncil açısından bakıldığında, dikkate alınması gereken önemli detaylar vardır:
İdris neden ortadan kayboldu? Neden dünyadan alındı? Ölmediyse, nereye gitti?

İncil akademisyenleri bu soruları cevaplayabilmek için tartışıyor ve "patriğin Adem'in torunları listesinde yedinci olduğunu" akılda tutmalıyız diyorlar. Yedi, İncil'de “mükemmellik” anlamına gelen sembolik bir figürdür. Yedi, tamlık ve mükemmelliğin (hem fiziksel hem de ruhsal) sayısıdır. Bu anlamının çoğunu doğrudan Tanrı’nın her şeyin yaratılmasıyla bağlantılı olmasından alır. Bazı Yahudi geleneklerine göre, Adem'in yaratılışı MÖ. 26 Eylül 3760'dır (ya da İbranice takviminde yedinci ay olan Tishri'nin ilk günü). "Yaratmak" kelimesi Tanrı'nın yaratıcı çalışmalarını tarif ederken 7 kez kullanılır (Tekvin 1: 1, 21, 27 üç kez; 2: 3; 2: 4). Bir haftada 7 gün var ve inanışa göre Tanrı’nın Şabat günü 7. gündür.

Adem'in soy ağacı listesini oluşturanların sembolizme son derece bağlı olan Kudüs'ün rahipleri olduğuna inanılıyor bu yüzden rakamlara ve numeroloji çalışmalarına büyük önem verdikleri düşünülür.

İnanışa göre 7. Patriğin kusursuz ve temiz biri olması gerekirdi çünkü Tanrı'nın yeryüzünde insanın kötülüğü ile kendisini kirletmeyeceği şekilde onu göklere aldığı inanışı vardır.

Peygamber İlyas'ın hikayesi daha farklıdır. Hikayenin bize anlattığına göre, İlyas ölümünün yaklaştığını anladığında Ürdün Nehri'nin kıyısında bulunan öğrencisi Elişa'nın (Elyesa) topluluğuna gitti.

Aniden ateşli atlarla birlikte gökten gelen bir araba Elişa'yı ve olaya şahit olanların şaşırmasına bile fırsat kalmadan İlyas'ı da aldı ve gökyüzünde kayboldu...

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

İSLAM PEYGAMBERİ MUHAMMED GERÇEKTEN YAŞADI MI? | 4

Bilgi çoğaldıkça değer kazanır sevgili arkadaşlar ve insanoğlu hayatının her döneminde yeni şeyler öğrenmeye devam eder. Herhangi bir olaya tek taraftan bakmak , bu kesin doğrudur demek , bazen ciddi yanılgılara sebep olabilir. O yüzden bu yazıda malum konuyu farklı bir şekilde ele almaya karar verdim.. Takip edenler bilir bu platformda  yayımlanan serinin ilk üç makalesinde , İslam peygamberi Muhammed'in yaşamadığını , onun olsa olsa bir literatür figürü olduğunu ve Eyyamü'l Arap içinde biri veya birilerinin Muhammed efsanesine esin kaynağı olmuş olabileceğini yazmıştım.
Evet somut tarihi veriler ışığında , hadis ve siyer kaynakları dışında bize anlatılan Muhammed hakkında somut hiç bir delil bulunmamaktadır. Hadis ve siyer kaynakları ise yine bu kaynaklara göre Muhammed'in ölümünden 150-200 sene sonra yazılmaya başlanmış , rivayete dayalı bilgilerden oluşur yani doğruluğu oldukça şüpheli bir rivayetler zinciridir.
Ama ilk başta da dediğim gibi bir olaya tek taraflı bakmamak gerekir. O yüzden bu yazıda hadis ve siyer kaynaklarının yüzde yüz doğru olduğunu varsayarak bu bilgiler ışığında Muhammed Peygamberin izini sürmeye çalışacağım.

Buradaki ana kaynaklarımız İbn Hişam , İbn İshak gibi siyer yapıcıları , Taberî gibi tarihçiler ve Buhari , Müslim , Ebu Davud gibi muhaddisler olacak.
Sevgili arkadaşlar , bize anlatılan klasik hikayede ; Muhammed yetim kalmış , amcasının himayesinde büyüyen çobanlıkla uğraşan ve genç yaşında Hatice isimli , kendinden yaşça büyük ve varlıklı bir kadınla evlenen bir profil. Kırk yaşlarında vahiy alıp peygamberliğini ilan ediyor. İlk başlarda kendisine inanan sayısı çok az olduğu için büyük sıkıntılar yaşıyor ve Medine'ye sürülüyor ( yada hicret ediyor ) Medine günlerine kadar geçen zaman ve Medine'den sonraki zaman yaşanan tüm olaylar Mekke'de geçiyor. İddiaya göre Mekke zengin bir ticaret kenti.
Peki gerçekten öyle mi ?

Mekke'nin o dönemde zengin bir ticaret merkezi olduğuna dair başta Bizans ticaret kayıtları dahil hiç bir medeniyetin kayıtlarında bir bilgiye rastlanmamaktadır oysa hadis ve siyer kaynakları aksini yazar. Aksine Mekke küçük bir köyden ibaret bir yerleşkedir.
Acaba hikayenin başlangıcında ve sonuna sahne olan Mekke bugün bildiğimiz Mekke mi , yoksa Ürdün'de  bulunan ve eski adı "Bekke" yada "Bekka" olan antik yerleşim yeri olan Petra mı ?
Bu yazının ana hatları anlaşılacağı üzere Petra merkezli olacak arkadaşlar.
Eğer Muhammed (yada ona esin kaynağı olan kişi) yaşadı ise , onun bugün bildiğimiz Mekke'de değil Petra da yaşadığını , yine onun hayatını anlatan kaynaklar ışığında takip edeceğiz ve Muhammed'in bugün bilinen Mekke'den Medine'ye değil , Petra'dan (Bekke yada Bekka) Medine'ye hicret ettiğini göreceğiz.


Önce İslamiyet'in ilk yıllarından kalan bazı camilerin kıble yönünden bahsedelim ; 750 yıllarından önce Basra , Kufe , Mısır , Suriye ve bölgede ki bir çok caminin kıblesi bugün bildiğimiz Mekke'ye değil net şekilde Petra'yı gösteriyor.
Örneğin , Ömer döneminde yaptırıldığı iddia edilen Amr ibn Al-As camii ki bu cami Afrika'da inşa edilen ilk camidir , 642 yılında inşa edilen bu caminin kıblesi 827 yılında bugün bildiğimiz Mekke yönüne çevriliyor , o tarihe kadar bu caminin kıble duvarının Petraya baktığına dair tarihi ve arkeolojik kanıtlar mevcuttur.
Örneğin Yemen'in başkenti San'a'daki Eski Cami , Kudüs'de ki el Aksa cami , yine Kudüs yakınlarındaki Baalbek cami , Şam'da bulunan Umayyad Cami (Meşhur Emevi Cami) , Quasr al Mushatta cami gibi  camilerin kıble yönlerinin 750-800 yıllarına kadar Petra'ya baktığını tarihi ve arkeolojik veriler ışığında görebiliyoruz.

Yine klasik hikayede anlatılan Muhammed sonrasındaki hilafet mücadelesi esnasında yaşanan meşhur Mekke kuşatması ve Kabe'nin mancınık taşları ile yıkılması da çok ilginç bir detaydır.
Haccac komutasındaki birlikler , Kabe'nin yakınlarındaki hakim tepelere mancınıkları konuşlandırıp Kabe'nin duvarlarını yıkana kadar ateşe devam etmişler . Oysa bugün umre ve hac vazifelerini yapmak için bölgeye gidenler dahi gayet iyi bilirler ki bugün bildiğimiz Mekke ve özellikle Kabe civarında o tür yükseltilerek , mancınık menzilinde olabilecek hakim tepeler yoktur , taşlık düz bir arazidir.
Oysa Petra kenti bu hikayeye ev sahipliği yapacak ideal bir coğrafi yapıya fazlasıyla sahiptir.
Yine aynı hikayede Mekke (Bekke - Bekka) valisi Zübeyr'in kutsal emanetler denilen karataş (Hacer'ül Esved) Muhammed'den kalan yazmalar ve bazı materyalleri , Kabe yıkılmadan önce kaçırdığı  , savaş alanından uzak , güvenli ve Kabe'si olan başka bir yere taşıdığı anlatılır..
Bakın sevgili arkadaşlar , İslam öncesi Arap coğrafyasında tek bir Kabe yoktur , Kabe yani küp İslam öncesi inançlarını kutsal mabetleriydi ve şuan da yıkıntı halinde dahi olsa bir çok Kabe mevcuttur. ( Bu detay unutulmasın , ilerleyen satırlarda bu konuya geri dönülecek)

Yine başka bir detay:
Buhari'nin aktardığı bir hadiste ; "Allah'ın elçisi Kabe'yi ziyaret edeceği zaman yukarı yarıktan gelir ve Kabe'yi terk ederken de aşağı yarıktan terk ederdi" diyor.. (Burada yarıktan kasıt dağ geçidi , kaya geçidi , kaya yarığıdır)
Bir çok İslami kaynakta Mekke'nin ve Kabe çevresinin dağ yarıkları ile ulaşılan bir vadide olduğu anlatılır.
Oysa bugün bildiğimiz Mekke görselde de görüleceği üzere ne bir vadide yer almakta ne de dağ yarıkları ile ulaşım sağlanmaktadır.

GF,din, islamiyet, Muhammed gerçekten yaşadı mı?, Hz Muhammed yaşadı mı?, Petra,Ayn al Bayda,Petra Mekke mi?,Hira mağarası,Safa ve Merve tepesi, İslam çelişkileri, Mekke ve Bekke

Fakat Petra bölgesi gerçek bir vadidir ve merkeze yani Kabe civarına giriş dağ yarıkları ile sağlanmaktadır.

GF,din, islamiyet, Muhammed gerçekten yaşadı mı?, Hz Muhammed yaşadı mı?, Petra,Ayn al Bayda,Petra Mekke mi?,Hira mağarası,Safa ve Merve tepesi, İslam çelişkileri, Mekke ve Bekke

Yine bu hadislerden aktarıldığı üzere , Peygamber Kabe'yi tavaf ettikten sonra Safa ve Merve tepeleri arasında yürürdü.
Bugün bildiğimiz Mekke'de bize Safa ve Merve tepeleri diye yutturulan yerler üzeri kubbe ile kapatılabilecek kadar küçük iki kayadan ibarettir.
Görselde de göreceğiniz gibi bunlar tepe falan değildir , iki tane küçük kaya parçasıdır.

GF,din, islamiyet, Muhammed gerçekten yaşadı mı?, Hz Muhammed yaşadı mı?, Petra,Ayn al Bayda,Petra Mekke mi?,Hira mağarası,Safa ve Merve tepesi, İslam çelişkileri, Mekke ve Bekke

Oysa Petra'daki gerçek Safa ve Merve tepeleri aşağıdaki görselde net şekilde görülmektedir..

GF,din, islamiyet, Muhammed gerçekten yaşadı mı?, Hz Muhammed yaşadı mı?, Petra,Ayn al Bayda,Petra Mekke mi?,Hira mağarası,Safa ve Merve tepesi, İslam çelişkileri, Mekke ve Bekke

Başka bir detaya bakalım simdi de ; Kur'an da Fil Suresinde geçen hikayeye göre , Mekke Muhammed'den çok önceki bir dönemde,  fillerle güçlendirilmiş bir ordu tarafından saldırıya uğramış.
Bu sure yorumlanırken İslam tarihçileri , Yemen'in Hristiyan valisinin gönderdiği bir ordudan bahsederler.
Sevgili arkadaşlar Yemen'de fil yaşamaz ve fillerle donatılmış bir ordunun Yemen'den kalkıp koskoca çölleri aşarak Mekke'ye kadar gelmesi imkansız bir olaydır zira fillerin günlük su ihtiyaci 1.5 ton üzerindedir.
Oysa Nebati tarihinde Petra ve civarında fil savaşları adı verilen savaşlar yaşanmıştır. Bölge Büyük İskender kontrolü altında iken Persler 200 filin bulunduğu bir ordu ile şehre saldırmışlar lakin geri püskürtülmüşlerdir.
İşte bu hikaye Kur'an'a fil suresi olarak geçmiş fakat olayın yaşandığı yer bugün bildiğimiz Mekke değil Petra'dır.

Başka bir detaya daha bakalım.
Yine klasik hikayede , Muhammed'in Hira dağındaki bir mağarada vahy aldığı anlatılır.
Oysa Hira mağarası bildiğimiz Mekke'deki kaybeden en az 5-6 km uzakta yer alır. Bir insanın her gün o mesafeyi yürümesi akla çokta yakın gelmiyor ayrıca yine hadis ve siyer kaynaklarında aktarıldığı üzere malum mağaranın ağzının baktığı yön Kabe'yi kesinlikle görmemektedir ve hatta mağaranın bulunduğu bölge Kabe'yi görmemektedir.

GF,din, islamiyet, Muhammed gerçekten yaşadı mı?, Hz Muhammed yaşadı mı?, Petra,Ayn al Bayda,Petra Mekke mi?,Hira mağarası,Safa ve Merve tepesi, İslam çelişkileri, Mekke ve Bekke

Oysa Petra'da Kabe'yi gören öyle mağaralar var ki şüpheye yer bırakmıyor. Özellikle birisinde, çok ilginçtir ki mağara duvarında kayaya oyulmuş bir hilal sembolü vardır. Bu sembol İslam öncesi inanışlarda ay tanrıçası Al-İlah'ın simgesidir. Aynı bölgede Al-ilah'ın kızlarına ait heykeller de mevcuttur.

Yine klasik hikayede hicretten sonra Medine'den Mekke'ye bir ilerleme ve Mekke'nin fethi anlatılır.
Muhammed ve yakınında bulunanlar Medine'de kendilerine taraftar toplayıp sayıca belirli bir üstünlük sağladıktan sonra ufak tefek saldırılar , kervan baskınları ve savaşlar başlıyor.
Dediğimiz gibi Muhammed ve yakınında bulunanların kovuldukları Mekke'ye yeniden saldırıp fethetme düşüncesi var akıllarında.
Fakat sevgili arkadaşlar bu ilerleme hiç bir şekilde güneye yani bugün bildiğimiz Mekke'ye yapılmıyor tam aksi yöne yani kuzeye , Petraya doğru yapılıyor.
Mesela Hayber savaşı; Hayber Medine'nin kuzeyinde Petra yolu üzerinde bir Yahudi yerleşkesidir.
Bu savaşta ilginç bir detay dikkati çekiyor arkadaşlar ve çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Taberi'nin aktardığına göre ; Kuşatma esnasında Al - Hajjaj isminde bir adam Muhammed'in huzuruna gelerek "Ey Allah'ın elçisi , ben zengin bir adamım Mekke'nin yakınlarında arazilerim ve mallarım var , benim ve eşimin canını bağışla , bütün mal varlığımı seninle bölüşeyim" der.
Muhammed bu teklifi kabul eder.
Aynı hikayeye Taberi'den devam edelim ; Al-Hajjaj diyor ki " Yola çıktım ve Mekke'ye vardım , al - Bayda'ya geldim"
Sevgili arkadaşlar Ayn al-Bayda, Petra'nın biraz kuzeyinde ama Petra'ya çok yakın bir yerleşim yeridir, bugün bilinen Mekke ile arasında binlerce kilometre vardır.

GF,din, islamiyet, Muhammed gerçekten yaşadı mı?, Hz Muhammed yaşadı mı?, Petra,Ayn al Bayda,Petra Mekke mi?,Hira mağarası,Safa ve Merve tepesi, İslam çelişkileri, Mekke ve Bekke

Kısacası arkadaşlar Bedir , Uhud , Hendek , Hayber , Ben-i Nadir , Ben-i Kurayza , Yarmuk , Mute , savaşları gibi önemli savaşlar ve bir çok gazve ile seriyye Medine'nin kuzeyine yani Petra'ya doğru gerçekleştirilmiştir.

Peki bu hikaye Petra'dan alınıp bugün bildiğimiz Mekke'ye nasıl uyarlandı ?
İşte erken İslam tarihindeki asıl kilit nokta bu sevgili arkadaşlar.
Üst satırlarda , Muhammed sonrasında yaşamıştır Mekke valisi Zübeyr'den bahsetmiştim.
Zübeyr , Ali'den ve Hasan ile Hüseyin'in ölümünden sonra Emevilerin hilafetini kabul etmez ve kendi hilafetini ilan eder , bunun neticesinde Emevi ordusu Mekke'yi ikinci kez kuşatır ve mancınıklarla Kabe'yi yıkar. Zübeyr ise Kabe'yi savunurken ölür. Fakat kuşatmadan önce Hacer'ül Esved ve Muhammed'den kalan yazmalar gibi materyallerin yani kutsal emanetleri Petra'dan yani gerçek Mekke'den kaçırır ve bugün Mekke dediğimiz küçük köyde saklanmasını sağlar.
O köy özellikle seçilmiştir zira Medine'nin de güneyinde savaş bölgesinden uzak , Kabe'si yani kutsal mabedi olan bir köydür. Bu köyün ismi daha sonraları Bekke - Bekka dan evrilerek Mekke'ye dönüşür. ( Kur'an da bir kez Mekke , bir kez de Bekke ifadesi geçer )
Bu süreçte kutsal emanetlerinde saklanması neticesinde o küçük köyde bir inanç , bir kült şekillenmeye başlar dönem içinde.
Abbasiler , Emevileri yenilgiye uğratıp güneye yani Medine ve bugün bildiğimiz Mekke civarına doğru işgal ederek kontrol altına aldıktan sonra , o bölgede halihazırda bulunan bu kültü , bu inanışı sahiplenmişler ve Kabe , Hacer'ül Esved gibi kutsal simgeleri benimseyerek bu inancı yeni bir din olarak kabul etmişler.
Fakat ellerinde bulunan rivayete dayalı bilgilere göre anlatılan hikaye bugünkü Mekke'ye uymadığı için hadisler yeniden yazılmaya başlanmış ve Petra'daki hikaye Mekke'ye uyarlanıp yeni bir peygamber hikayesi eklenerek kabul edilmiş ve muhtemelen 130-150 yıllık bir zaman diliminde , Muhammed'den kaldığı iddia edilen yazmalar , bölgede ki diğer inançlara ait yazmalarla ( Monofizit Hristiyanlar , İsmaili Yahudiler ) derlenerek bugünkü Kur'an oluşturulmuş, islamiyet genel hatları ile oluşmaya başlamıştır.

Her daim sevgi ve umutla kalın dostlar.

Kaynaklar:
Es - Siretu'n Nebeviyye : İbn Hişam'dan aktaran , Taberî
Es - Sire : İbn İshak'dan aktaran , Taberî
Tarih er - Resul ve'l Muluk ve'l Hulefa : Taberî
El - Camius Sahih : Muhammed el - Buhârî
Sünen-i Ebu Davud : Ebu Davud Sicistani
El - Camius Sahih : Tırmizi
Sahih-i Müslim : Ebul - Hüseyn Müslim
The Origins Of İsmailism ; The Historical Backround of the Fatimid Chaliphate : Bernard Lewis
Karanlıktaki İlk Yıllar ; İslam'ın Menşei ve Tarihine Yönelik Güncel Araştırmalar : Karl Heinz Ohlig + Gerd Puin
The Nabataeans ; Builders of Petra : Dan Gibson

Serinin diğer yazıları aşağıdadır:
Muhammed gerçekten yaşadı mı? 1 | Muhammed gerçekten yaşadı mı? 2 | Muhammed gerçekten yaşadı mı? 3

Yazan: Gregoire de Fronsac

15 YIL TANRI VE ATEİZM | 11

15 yıl tanrı ve ateizm 11, din, Farklı tanrılar, Gerçek hayat hikayesi, Küçük çocuklara tanrı masalları, Tanrılar nasıl oluştu?, Zübeyde SAVAŞ,
- Çalıştığım tarla da işçilerin bazıları yayla da koyunların sütünü toplamadıklarını söylüyorlardı, yol olmadığından bahsederlerdi, ben de tarla sahibi'nin yanına giderek yapmak istediklerimi anlattım ve ondan iki tane at istedim parasını yayla döneminden sonra vereceğimi söyledim, tarla sahibi tanıdığım çok mert insandı, olmaz dedi atlar için, şu an kış yaklaşıyor senin atlara bakacak durumun yok, eğer kışın yanım da kalır hayvanlarıma bakarsan bahar geldiğinde de sana iki at veririm anlaşma bu, ben çok sevinmiştim tamam dedim, kışın kalacak yerim ve yemekte olacaktı, baharın iki atımla birlikte süt toplayacaktım. Bahar geldiğinde atları alarak yaylaya doğru yola koyuldum, sütü  kime vereceğimi de ayarladım sorun çobanlardan süt alacak çok param olmamasıydı, yaylaları özellikle yolu olmayan ve kötü olanları seçiyordum, yayla da çobanların yanına giderek süt topladığımı söylüyordum neredeyse bütün çobanlar  buna çok sevinmişlerdi, çobanlara topladığım sütlerin parasını da haftalık vereceğimi onlar da önemli olmadığını önemli olanın sütlerinin alınması olduğunu söylüyorlardı, çobanlardan sütleri alıyordum, güneş doğmadan sütleri atın sırtına koyarak götürür satardım, güneş batana kadar süt toplardım atlar ve ben çok yorulurduk o yayla döneminin en zoru ve acı tarafı geceleri yaylanın çok soğuk olması benimse sadece bir kazağım olmasıydı, ailem aklıma gelir ısınırdım,  yayla döneminde çok fazla para kazandım, çobanların paralarını düzenli olarak her hafta vererek güvenini de kazandım, yayla bitiminde köyüme gittim ilk olarak babam, abim ve kardeşimin mezarlarını yaptırdım, mezar taşlarına yoksul olarak yaşadıklarını ve isimlerini yazdırdım dinle ilgili hiçbir şey yoktu, köylü bu duruma çok sinirlenmişti umutları sorgulanıyordu, köyde bulunan bakkala giderek ilk kez ekmek alıyordum bu anlatılmaz bir duygu bunun tarifi bana göre yok çok mutlu olmuştum, bakkalın sahibi veresiye olmaz demişti çok güldüm içimden, canım ne çekerse almaya başlamıştım evime gerekli olan eşyaları televizyon dahi almıştım, köylüler yolda yürürken artık az da olsa merhaba demeye başlamışlardı, köylüler benim nasıl nereden para kazandığımı düşünür ve tartışırlardı bana da soracak bir cesaretleride yoktu, bense köylülerle konuşmak bile istemiyordum, yayla zamanı geldiğin de  at sayısını on yapmıştım ve çok paralar kazanıyordum köyde bir çok tarlayı aldım ve şehirden evler, yaylaya yollar açılırken bıraktım süt toplamayı, artık başkaları bana süt topluyordu. Bilimle ilgili olan her kitabı okumaya ve kendimi geliştirmeye başladım, evlendim, bir kızım var dedemin ailesi oldu soyu devam ediyor, bu yıllar içinde de yoksula aç kalanlara çok yardım ettim, köyüme gittiğim zaman evime gelen giden belli olmuyor sen kıyasla, ben acımasız mı olmuştum hayır, gösterilen saygı kime bana mı, hayır bir kağıt parçasına ben de değişen hayatımdan inancı çıkarmak oldu neden biliyor musun? Ben, babam, abim, kardeşim ve dedem tanrıyı aradık, umut ettik anlatılan tanrı yardım eder diye.

Derin bir sessizlik sarar her yanı, Ramadan, Barış’ın gözlerine uzun uzun bakar.
Ramadan:
- Kaç yıl oldu tanrıyı arayalı?
Barış bir anda irkilir, yılları unutmuştur zaman sanki kaybolmuşcasına ürperir birşey söyleyemez.
Ramadan:
- Gelecekle ilgili  umudun yok muydu? Aynaya bak kendine sor yılların nasıl geçtiğini ne için olduğunu sor, hayallerine ulaştın mı? Yoksa uzaklıştın mı? Denize balık tutmak için gittiğinde bir kaç sefer mutlaka balık yakalarsın, senin yanına ilk geldiğimde tanışmak için geldim aslında, köylüler seni o kadar anlatıyordu ki, bu kim dedim içimden öğrenmek istediğim insanlığını bulmuş muydu? Evet dedim tanıştığımızda, koyunların sütünü yıllar sonra kendim almak istedim neden biliyor musun? Seni daha iyi tanımak ve dost olmak için, baktığımda dostum dediğim insan eriyor, hayallerinden uzaklaşıyordu senin görmeni sağlamaya çalıştım olmadı umuduna yenildin hayallerin çok uzaklaşmıştı artık buna da ben katlanamıyordum, yıllar sonra bunu bir şekilde öğrenecektin fakat ortada hayallerin de kalmıyacaktı bu sana daha fazla acı verecek, umudun  boş olduğunu anladığında yılların nasıl kaybolduğunu anlayacaktın.

Ramadan, yavaşça kalkarak Barış’a tebbessüm eder, çok da üzgündür, arabadan bir ayna alır Barış’ın yanına bırakır, oradan ayrılır. Barış, düşünceler içinde kaybolur, aynaya bakar saç ve sakalları uzamış olduğunu farkeder, zamanı hatırlamaz saatler geçer aradan. Artık unuttuğu herşeyi hatırlamıştır;
- Tanrı sana inandığımdan bu yana on beş yıl geçmiş! On beş yıl! Mutlaka tanrı istediklerini verir demişlerdi ben de inandım sorgulamadan sana gecemi gündüzümü dua ederek geçirdim ne için? Koyunların bazılarının ikiz doğmasını istemiştim sana inanmadan önce çok gördüm ikiz kuzuları, otuz altı yaşına gelmişim çok basit bir istekti benim istediğim, ay,  yıldız değil, ben aynı yerde evimin çatısı olmayan Barış’ım sen ne yaptın bana, yıllarımı sana dua ederek geçti başka ne yaptım? Söyle bir kere duasız bir işe başladım mı? Annemi, babamı görmedim diye sana sitem ettim mi ? Her yerde seni yüceltmedim mi ? Bir anım duasız oldu mu? Sana inanalar bile bana yardım etmedi, senin adına çok para aldılar neden diye sormadım, niye uçak mı ? Şehirler mi? İstedim bir çatıydı istediğim  peki bana bunu anlatacak var mı ? ben de fakirim bir kere sızlandım mı ? Neden ? Fakirim diye isyan ettim mi? Nerde? Bir aç yoksul görsem elimden geldiği kadar yardım etmedim mi? Ne yazık ki üzülüyorum şimdi  insanlar insanlığı unutup benim yaptıkları mı sen yaptın diye anlatırlar, seni yüceltenler aslında kendi yaşamları için yaptıklarını daha iyi anladım, ben yaşadığım süre içinde yine yoksul olanlara yardım etmeye devam edecem insan olduğum için, on beş yılım gitmiş çok acı veriyor, yayla da bir dağ dan bir dağa yürümüş olsaydım çoktan adımlarımla en azından insanlar için bir yol açmış olurdum üzülüyorum zavallı görüyorum kendimi.

Barış elinde bulunan bütün din kitaplarını ateşe atmaya başlar sesinin çıktığı kadar bağararak:
- On beş yılımı verdiğim tanrı sadece beş dakika ısınmak içinmiş.
Bu sözleri yüzlerce kez söyler.  Öğleden sonra uyanır, koyunların yünlerini kestiği makasla saçını ve sakallarını keser, yeniden doğmuş gibi hisseder kendini, bir anda evini görmek ister, Ramadan gelir o sıra da, Barış arabadan inmesini istemez.
Barış:
- Hemen beni köye götürmeni istiyorum lütfen.
Barış arabaya binerek köye doğru giderler, yol boyunca hiç konuşmazlar, köye geldiklerinde evine bakar çatısı aynı şekildedir. Barış, huzurla arabaya  biner ve yaylaya geri dönerler.

Ramadan ve Barış huzur ve mutluluk içerisindedir. Gece geç saatte yaylaya gelirler Ramadan, Barışı’ı bırakarak gider. Barış koyunları kontrol ederek uyur, sabah olduğunda koyun sürüsü, köpekler ve atı Barış’ı sanki tebrik edercesine bakarlar, Barış çok sevinçlidir, çay ve kahvaltı hazırlarlar, kahvaltısını  yaparken, Barış sevinçle ayağa kalkar:
- Artık yalvarmak yok çok çalışmak var.
Koyunların yünlerini kesmeye başlar, akşam olmadan sütleri sağar, hazır eder, koyunlar sütleri artmıştır daha fazla süt verirler, Barış çok sevinir, aradan iki hafta geçmiştir, bir gece yarısı köpeklerin sesleriyle uyanır baktığında bir arabanın uzaktan geldiğini görür, araba bir gelir durur sonra tekrar gelir bir sorun olduğunu düşünür, köpekleri ve fener alarak arabaya doğru gider, arabanın içinde bir kişi olduğunu görür.
Barış:
- Merhaba, sorun olduğunu düşündümde geldim.
Kişi arabadan inerek sarılır, çok korkmuş bir hali vardır.
Yabancı:
- Ayı çıktı karşıma ne olduğunu anlamadan hangi yola girdim bilmiyorum arabanın yakıtı da bitti.
Barış:
- Gel benle yanımda kal, sabah dostum gelecek aracın için mutlaka yakıt buluruz, burası güvenli, köpeklerden korkma, ben Barış.
Yabancı:
- Ben Abdül, çok sevindim karşıma çıktığın için.
Barış, Abdül’ü alarak kaldığı yere götürür, hemen çay demler, ekmek ve peynir getirir, gülerek:
Barış:
-Turşucuda turşu, çobanda da peynir olur.
Abdül:
- Çok açıkmıştım, teşşekkür ederim.
Barış:
- Herkes aynısını yapar eminim.
Abdül:
- Ben emin değilim.
Çaylarını içmeye devam ederler, Barış’ın  gördüğü ayılar gelir aklına.
Barış:
- Ayıları nerde gördün, bende buralarda görmüştüm.
Abdül, biraz daha rahatlamıştır.
Abdül:
- Göl kenarında, göle bakarken bir anda arabanın yanına gelmişler, ben de gölün alt tarafındaki ormanın kesimini aldım genelde akşamları gölü izlemeye giderdim. Ayıları gördüğüm anda korkuyla nereye gideceğimi bilmeden sürdüm, hava yeni kararmıştı korkunun verdiği etki ile olmalı sanki ayılar benim peşimden geliyor zannettim buraya geldim nerden  nasıl bilmiyorum sen olmasan sabahı göremezdim eminim.
Barış:
- Bazen olur insana neye inanıp inanmıyacağını bilemez, boş ver geçti.
Abdül:
- Bu dağ başında yalnızlık zor olmuyor mu?
Barış, gülümseyerek:
- Para kazanmaya çalışıyorum, tabiki zor, küçüklüğümden beri çobanım.
Abdül:
- Bilirim para kazanmanın zorluğunu ben de çok zor günler geçirdim neyse, eğer ağaçla ilgili bir ihtiyacın olursa mutlaka benim yanıma gel lütfen yardımcı olurum.
Barış’ın  aklına evinin çatısı gelir:
- Öğrenmek istiyorum sadece merak ettim, evimin çatısını yaptırmak istiyorum ne kadar ağaç gider kaç parayı bulur.
Abdül'ün gözleri dolar:
- Sen hangi köydensin.
Barış:
- Buraya uzak kalır ak ağaç köyünden.
Abdül, Barış’a sarılır:
- Seni duydum çok kişiye iyilik yapmışsın, seni çok söylerler anlatırlar, tanışmak bu gecenin karanlığında oldu.
Abdül bir kez daha Barış’a sarılır.
Barış:
- Ben her insanın yapması gerekeni yaptım.
Abdül, tebbessüm ederek güler:
- Dünya üzerinde insan sayısı artı fakat senin bahsettiğin insanlardan kalmadı ne yazık ki, sen zor durumda olsan sana kim yardım eder.
Barış, çok duygulanır bir cevabı yoktur, düşündükçe üzülür. Abdül, Barış’ı anlatılanlardan duygulu ve onurlu olduğunu çok iyi bilir.
Abdül:
- Neyse boş ver, evin kaç metre biliyormusun.
Barış, heyecanlanır ilk kez evi için konuşur, gözleri dolar.
- Bilmiyorum metre olarak, köy evi bildiğin tek katlı üç odalı, ben sadece bir odayı kullanabiliyorum.
Abdül üzgündür:
- Çok yorgunum yatalım mı?
Barış:
- Tamam.

Yatakları açar yatarlar, Barış evi için konuşurlarken ne oldu, her halde yorgun olmalı diye düşünür. Barış, sabahtan kalkar sütleri hazır eder, çayı demler peyniri ve ekmeği getirir, o sırada Ramadan gelir. Abdül uyur, Barış, olanları anlatır, Ramadan, Abdül’ün arabasına yakıt koyar, sütleri alarak gider. Abdül bir süre sonra uyanır:

Diğer sayfalar:
◄ [10] , [12] ►

Yazan: Zübeyde Savaş