HABERLER
Dini Haber

DECCAL VE KÖKENLERİ

Yazan: A.Kara

İSLAM, MUSEVİLİK VE HRİSTİYANLIKTA DECCAL

Deccal, Hristiyan eskatolojisinde (dünyanın sonu ile ilgili konular) Mesih karşıtı, Musevilikte ise Armilos (Armilus) olarak bilinir. İslam'a göre Deccal, ahir zamanda ortaya çıkıp insanları saptıracak, fitne yayacak, kendini önce peygamber olarak tanıtacak, daha sonra ise tanrı olduğunu iddia edecek olan kişidir. Tabi bazı İslam alimlerince bir kişi değil de, bir ideoloji yada akım olduğu görüşü de ortaya atılmıştır.
İnanışa göre Deccal, Mesih tarafından öldürülecektir fakat Şia'ya göre onu öldürecek olan Mesih değil Mehdi'dir. [1][2]

Deccal'in ortaya çıkacağı yerle ilgili farklı rivayetler vardır ancak genellikle doğudan ortaya çıkacağı söylenir. Tek gözü kör olarak tanımlansa da hangi gözünün kör olduğu tartışmalıdır. Fakat ağırlıklı olarak sağ gözünün kör olduğuna dair rivayet ve görüşler hakimdir. Kusurlu bir göze sahip olmanın, genellikle kötü hedeflere ulaşmak için daha fazla güç verdiği düşünülür. [4]

İnanışa göre Deccal, Mekke ve Medine hariç her şehre girerek tüm dünyayı dolaşacaktır. [5] Sahte bir Mesih olarak insanları kandıracağına, aralarında Yahudiler, Bedeviler ve sihirbazlar da dahil olmak üzere birçok kişinin onun tarafından aldatılıp safına katılacağına ve bir iblis ordusunun ona yardım edeceğine inanılır.
Rivayetlere göre yine de onun en güvenilir destekçileri Yahudiler olacaktır. Deccal'in takipçilerinin çoğunluğunu oluşturan bu Yahudiler kavramı muhtemelen Hristiyanların Deccal efsanelerinden bir kalıntıdır. [6]

Deccal, hastaları iyileştirerek, ölüleri dirilterek, bitki örtüsünün aşırı büyümesine, çiftlik hayvanlarının daha çok üremesine ve ölmesine neden olarak ve güneşin hareketini durdurarak bazı mucizeler gerçekleştirecektir. [6]
Onun mucizeleri, İsa'nın gerçekleştirdiğine inanılan mucizelere benzer. İkisi arasındaki ilişki belirsizdir. Bir rivayette İsa'nın Kabe'yi tavaf derken Deccal'in onu takip ettiği ve ondan İsa'nın kötü, karanlık bir kopyası olarak bahsedildiği görülür [45]

Pek çok versiyonda anlatılanlara bakıldığında Deccal İsa'nın kötü bir varyantı gibidir. [7] İsa'nın Kuran'daki muğlak statüsüne benzer şekilde, ilahî olmayan ama yine de bir insandan daha fazlası olan Deccal, görünüşe göre alışılagelmiş birçok peygamberden daha niteliklidir. Bazı kesimler onu daha çok bir insan olarak görse de İslami geleneklerde insan formunda bir şeytan-iblis olarak tanımlanmaktadır. [8]

●►Sünniler İsa'nın safranla hafif boyanmış iki elbise giymiş ve elleri iki meleğin omuzlarına dayanır vaziyette Şam'daki Emevi Camii'sinin (Şam Ulu Camii) Doğu Minaresine ineceğine inanırlar.
Başını eğdiğinde, saçından su akıyormuş gibi görünecek, başını kaldırdığında ise saçları incilerle donatılmış gibi parıldayacaktır. Onun nefesi gözünün görebileceği yere kadar uzanacak ve kokusunu koklayan her inançsız ölecektir. [15]

Deccal, daha sonra Meryem oğlu İsa tarafından yakalanıp öldürüleceği, Tel Aviv'in 15 kilometre güneydoğusundaki Arap-Yahudi şehri Lod'un kapısına kadar kovalanacaktır.
Daha sonra Mesih'in haçı kıracağına, domuzu öldüreceğine, cizyeyi kaldıracağına ve tüm uluslar arasında barışı sağlayacağına inanılır.
İsa'nın kuralı adil olacak ve herkes tek gerçek dine dahil olmak için ona akın edecek. [16]

Haç'ın kırılmasının Hristiyanlığın sahte bir din olarak ilan edilmesini ve Haç'a duyulan saygının sona ereceğini sembolize ettiği söylenir.
Domuzun öldürülmesinin ardındaki anlam din adamları tarafından hala tartışılmaktadır. Bazıları, domuzun üç İbrahim inancının öğretilerine aykırı olduğunu ve Hristiyanların, Yahudiler ve Müslümanların aksine domuz eti tüketmeyi yasaklayan Kutsal Kitap kurallarına aykırı davrandıklarını düşünerek domuzun öldürülmesinin Hristiyanların bu yanlışını işaret edip ortadan kaldırdığını söylemektedir.

Şimdi hadislerdeki anlatılara bakalım:

1) "Ben, Deccal ile beraber olanı ondan daha iyi bilirim. Onun yanında akar iki nehir vardır. Onlardan biri dış görünüş itibarıyla beyaz bir sudur, diğeri alevlenmiş bir ateştir. Sizden biri ona yetişirse ateş olarak gördüğü nehre gelsin. Sonra başını daldırıp ondan içsin, çünkü o, soğuk bir sudur. Deccal’in sol gözü yoktur, üzerinde kalın bir perde vardır. İki gözü arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan olmayan her Müslüman o yazıyı okur." [3]

2) Bize Abdullah ibn Mesleme, Mâlik'ten; o da Nâfi'den: o da Abdullah ibn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Ben bu gece ru'yâmda kendimi Ka'be'nin yanında buldum. Ve ben orada esmer bir adam gördüm ki, o görmekte olduğun esmer erkeklerin en güzeli idi, onun kulak memelerine geçmiş bir saçı vardı ki, o da görmekte olduğun saçların en güzeli nev'inden olup, bunları taramış idi. Ve bu saçlar su damlatıyordu. Bu zât iki adam üzerine -yâhud: İki adamın omuzları üzerine- dayanarak Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben:
— Bu kimdir? diye sordum.
— Bu, Meryem 'in oğlu Mesih 'tir, denildi.

Bu sırada ben, düz değil çok kıvırcık saçlı, sağ gözü sakat, sanki salkımındaki emsalinden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi gibi olan bir adamla karşılaştım. Ben:
— Bu kimdir? diye sordum. Bana:
— Deccâl Mesih'tir, denildi" [45]

3) “Ebû Saîd el–Hudrî’den rivayet edildiğine göre Peygamber şöyle buyurdu:
“Deccâl ortaya çıkınca, mü’minlerden biri onun bulunduğu tarafa doğru gider. Deccâlin silâhlı adamları onun önüne çıkarak:
– Nereye gitmek istiyorsun? diye sorarlar.
– Şu ortaya çıkan adamın yanına, der. Deccâlin adamları:
– Sen bizim Rabbimize inanmıyor musun? diye sorarlar. O da:
– Bizim Rabbimizin gizli bir yanı yok ki onu bırakıp başkasına inanalım, der. Deccâlin bazı adamları:
– Öldürün şunu, derler. Bir kısmı ise:
– İlahınız deccal, haberi olmadan bir kimseyi öldürmeyi yasaklamadı mı! derler ve o mü’mini deccâlin yanına götürürler. O mü’min deccâli görünce diğer mü’minlere:
– Ey mü’minler! Bu adam Resûlullah’ın kendisinden bahsettiği deccâldir, diye seslenir. O zaman deccâl adamlarına:
– Bunu iyice bir dövün, der. Onu dövmek üzere tutarlar. Deccâl tekrar, “Yakalayın şunu, yarın kafasını”, der. Onun sırtını, karnını dayaktan geçirirler. Bu defa deccâl, “Bana iman etmiyor musun?” diye sorar. O mü’min:
– Sen yalancı Mesîh’sin, der.

Deccâlin emri üzerine onu testereyle baştan aşağı ikiye biçerler. Deccâl o zâtın ikiye bölünen cesedinin arasından yürüyüp geçtikten sonra ona:

– Ayağa kalk! der. O da doğrulup kalkar. Deccâl tekrar:
– Bana iman ediyor musun? diye sorar. O da:
– Senin hakkındaki kanaatim iyice pekişti, dedikten sonra halka dönerek, ‘Ey insanlar! O benden sonra artık kimseyi öldürüp diriltemez’, der. Deccâl onu kesmek için yakalar. Fakat Allah Teâlâ o mü’minin boynundan köprücük kemiğine kadar olan kısmı bakır haline dönüştürür; bu sebeple deccâl ona bir şey yapamaz. Bunun üzerine deccâl onun ellerinden ve ayaklarından tutup fırlatır. Halk onu cehenneme attığını zanneder. Halbuki o cennete atılmıştır.”

Resûlullah sözünü şöyle tamamladı:
“İşte bu mü’min, âlemlerin Rabbine göre insanların en büyük şehididir.” [41]

4) Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Peygamber(S)'in yanında Deccâl zikrolundu. Bunun üzerine Peygamber: "Şübhesiz Allah sizin üzerinize gizli olmaz. Çünkü Allah sakat gözlü değildir" buyurdu ve eliyle kendi gözüne işaret etti. "Mesih Deccâl ise, sağ gözü sakattır. Sanki onun gözü, salkımındaki emsalinden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi gibidir" buyurdu. [42]

5) Bana İbrâhîm ibnu Sa'd, babası Sa'd ibn İbrahim'den; o da dedesi İbrâhîm ibn Abdirrahmân ibn Avf tan; o da Ebû Bek-re(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S):
"Medine'ye Deccâl Mesih'in (değil kendisi) korkusu (bile) giremeyecektir. O fitne günlerinde Medine'nin yedi kapısı olacak, her kapı önünde (koruyucu) iki melek bulunacaktır" buyurmuştur. [43]

6) Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor: "Resulullah buyurdular ki: "Kıyametin üç alameti vardır, onlar zuhur edince, "daha once inanmamış olanların artık inanmaları da onlara fayda vermez" (En'am, 158) Güneşin battığı yerden doğması, Deccal, Dabbetu'l-arz." [44]

●►Kadıyânîlik'te (yada Ahmedîyye / Kadıyânîyye) Deccal'in ortaya çıkışına ilişkin kehanetlerdeki Deccal tek bir kişi olmaktan ziyade Hristiyanlık gibi sahte bir dine odaklanmış olan spesifik bir gruptur. 
Ahmedîler Deccal'i özellikle İstanbul'un fethinden kısa bir süre sonra, 15.yy'da Keşif Çağı ile başlayan ve Sanayi Devrimi ile hızlanarak dünya çapında yayılan Avrupa ülkeleri ve Hristiyanlık dini ile özdeşleştirir. [17] [18] [19] [20] [21]

Diğer eskatolojik temalarda olduğu gibi Ahmedîye hareketinin kurucusu Mirza Gulâm Ahmed'de bu konu hakkında kapsamlı yazılar yazdı.

Deccal'in özellikle Gulâm Ahmed tarafından kolonici misyonerlerle özdeşleştirilmesi, Deccal'in Adem'in yaratılışından bu yana ortaya çıkan en büyük musibet olarak anlatıldığı hadisindeki anlatımlar ve Kehf, Fatiha gibi belirli Kur'an ayetleri ve hadislerle ilişkilendirerek ortaya çıkmıştır. Böylece Deccal'in hükümdarlığının Hristiyanlığın hakimiyetine denk geldiğini söylemiştir. [24] [22]

Deccal'in hadis literatüründe anlatılan sıfatları, sembolik temsiller olarak ele alınıp, Kur'an ayetleriyle uyumlu hale getirilerek Allah'ın taklit edilemez sıfatlarından ödün vermeyecek şekilde yorumlanır. Örneğin Deccal'in sol gözü aşırı büyük iken sağ gözünün kör olması onun (onların) dini ve manevi anlayıştan yoksun, ancak maddi ve bilimsel başarıda mükemmel olduğunun göstergesi olarak yorumlanır. [23] Aynı şekilde Deccal'in Mekke ve Medine'ye girmeyecek olması da kolonici misyonerlerin bu iki yere ulaşmadaki başarısızlığının işareti olarak yorumlanmaktadır. [24]

●►Şia'da ise peygamber evinden on ikinci imam olarak gördükleri Mehdi'nin yeniden ortaya çıkışının alametlerinden biri Deccal'in gelişidir. [25]

Bir Şii hadisi şöyledir: "Mehdi'yi inkar eden Allah'ı inkâr etmiş, Deccal'ı kabul eden de Allah'ı inkâr etmiş (kâfir olmuştur)."
Muhammed'e atfedilen bu Şii hadisi Deccal'in dönüşünü ve Mehdi'nin yeniden zuhur etmesi olayını vurgulamaktadır. [26]

Bir başka hadiste şöyle yazar:
Deccal ile ilgili soru sorulduğunda Ali şu açıklamayı yaptı:
Deccal'in adı Said bin Said'dir. Dolayısıyla ona destek olan talihsizdir. Ve onu inkar edenler şanslıdırlar. İsfahan'ın Yahoodiya köyünden çıkacak. Alnında okuma yazma bilmeyenlerin bile okuyabileceği şekilde şöyle yazacak: "Kafir".

Denizlere atlayacak. Güneş onu takip edecek. Önünde bir duman dağı olacak ve onu beyaz bir dağ izleyecek, ki bu dağ kıtlık zamanlarında bir yiyecek (ekmek) dağı zannedilecek. Beyaz bir eşek üzerine monte edilecek. O eşeğin bir adımı bir mil olacak. Hangi kaynak veya kuyuya ulaşırsa ulaşsın onu sonsuza kadar kurutacak. Cinlerden, insanlardan ve şeytanlardan doğuda ve batıda herkesin duyabileceği kadar yüksek sesle seslenecek. [28][29]

Şii'lere göre Deccal, insani ihtiyaçları olan tek gözlü bir adam olmasına rağmen takipçilerine kendisinin tanrı olduğunu söyleyecektir. Muhammed Deccal'in bu aldatıcı iddiasıyla ilgili olarak sahabeyi ve müminleri şiddetle uyarmıştır.
Bir hadise göre "Deccal, gerçekten de annesi tarafından Mısır'da doğurulacak ve doğuşu ile ortaya çıkışı arasından otuz yıl geçecek.
Şam'ın doğu kapısına inecek ve ardından halifeliğin verileceği Doğu'da görünecek."

Müslim'in bir rivayetine göre Deccal'in, Yemen Denizi'ndeki bir adada, bir manastır veya sarayda hapsedildiği söylenir. Bazı hadisler onun Horasan'dan çıkacağını bildirirken, bazıları Şam ile Irak arasında bir yerde görüneceğini söylüyor.[27]

İnsanlar onun sihri ve büyücülüğü tarafından aldatılacak ve onun Mesih olduğu iddia edilecek. Ortaya çıktığı ilk gün 70.000 Yahudi onu takip edecek. Yeşil başlık takacaklar. Onu kendilerine vaat edilen kurtarıcı, kutsal kitaplarında anlatılan kişi olarak kabul edecekler. Bu inançlarının asıl nedeni de Müslümanlara düşmanlıkları olacaktır.
İnanışa göre Deccal Müslümanlara karşı savaşacaktır ki bu aslında siyonistlerin ve Yahudilerin asıl amacı olacaktı. Bu yüzden Deccal'in Siyonizm uğruna terörü ve yıkımı artırmaya devam edeceği söylenir.

Cafer el-Sadık, Hz.Muhammed'den, Deccal'in takipçilerinin çoğunun gayri meşru ilişkiden doğan insanlar, alkolikler, şarkıcılar, müzisyenler, bedeviler ve kadınlar olacağını aktarır. Mekke, Medine ve Kudüs dışında tüm dünyayı dolaşacak. Yeryüzü öylesine kontrolünde olacak ki harabeler bile hazineye dönüşecek ve onun emriyle yeryüzü bitki örtüsü filizlenecektir. İner inmez bir nehrin akmasını ve sonra geri dönmesini ve son olarak kurumasını emredecek ve nehir onun emrini takip edecektir.
Dağlar, bulutlar ve rüzgar bile onun tarafından kontrol edilecek. Bundan dolayı takipçileri giderek artacak ve sonunda kendisini Tanrı ilan edecek. [25]

Bir hadis dünyanın dönüşeceği durumunu şöyle anlatır. "Deccal'in gelişinden beş yıl önce kuraklık olacak ve hiçbir şey ekilmeyecek. Öyle ki tüm toynaklı hayvanlar yok olacak". Onun ortaya çıkmasından sonra dünya şiddetli kıtlıkla karşı karşıya kalacak. Yanında yiyecek ve su olacak. Pek çok kişi onun taleplerini sadece yiyecek ve su için kabul edecek, tüm dünyaya zulüm edecek ve onu kabul etmeyen öldürülecektir. [30][31][32][33]

Deccal'in asıl amacı halkın fitnesi ve imtihanıdır, ona uyan İslam'dan çıkar, onu inkar eden mümin olur ve müminlere en kötü şekilde işkence edilir. [25]

Mehdi tekrar ortaya çıktığında İsa'yı temsilcisi olarak atayacaktır. İsa Deccal'e saldıracak ve onu Lod kapısında yakalayacaktır. Ali'nin rivayetlerine göre Mehdi döndüğünde namaz kıldıracak ve İsa onu takip edecek. [34][35][25]

Ali, bir vaazında Deccal'in yenilgisinden bahsederek Deccal'in Hicaz'a doğru yola çıkacağını ve İsa'nın Harşa geçidinde onu durduracağını söyler.
İsa ona korkunç bir şekilde haykıracak ve sağlam bir darbe indirecek. Deccal tıpkı ateşte eriyen kurşun gibi yanan bir ateşte eriyecek. [36][25]

Muhammed el-Bekir, Deccal'in doğacağı zamanda insanların Allah'ı bilmeyeceklerini, dolayısıyla Deccal'in kendisinin Allah olduğunu iddia etmesinin kolay olacağını anlatmıştır. İsa bu sırada göklerden inecektir. Mehdi'nin önderliğinde dua edecek ve Deccal'i öldürecek böylece Mehdi'nin tüm dünyaya barış ve sükunet yaymasına yardımcı olacaktır. [37]

●►Musevilikte Deccal'in adı Armilus'tur (Hebrew: ארמילוס‎). Armilus (Armilos veya Armilius) [9] Orta Çağ Yahudi eskatolojisinde Mesih karşıtı bir figürdür.
Adının Roma'nın kurucularından biri olan Romulus'tan veya Zerdüştlükteki şeytani ilke Ahriman'dan (Arimainyus = Armalgus) türetilmiş olabileceği düşünülür. [12]

Armilo'dan bahseden ilk metin, VII. Yüzyıldan kalma Zerubbabel Kıyametidir. 1519'da Konstantinopoli'de yayınlanan ve 11.yüzyıldan kalma midraşik bir metin olan Midraş Vayoşa, Armilus'u kel, kısmen sağır, sakat ve cüzzamlı olarak tasvir eder. [13] [14] Zerubbabel ise onu fiziksel olarak insanlık dışı, muazzam bir boy ve kırmızı gözlere, altın rengi saçlara, yeşil tene ve iki başa ait olarak tanımlamaktadır. [38][14]
Bu figür, tüm Dünya'yı fethedecek ve Kudüs'ü merkezi haline getirerek Allah'ın Elçisi veya gerçek Mesih tarafından yok edilene kadar inananlara zulüm edeceğine inanılan Hristiyan ve İslam'daki Deccal'in ortaçağ yorumlarıyla karşılaştırılabilir. Onun kaçınılmaz sonu ise Mesih Çağı'nda iyinin kötüye karşı nihai zaferini simgeler.

Zerubbabel Kitabı veya Zerubbabel Kıyameti olarak da adlandırılan Sefer Zerubabel MS 7. yüzyılın başında yazılmış bir ortaçağ İbranice kıyamet kitabıdır ve Zerubbabel'in görülerine, rüyalarına dayanır. Tıpkı Daniel Kitabı gibi. [9] İsrail tarihinde önemli bir rol alan Zerubbabel [10] [11] MÖ 6. yüzyılda İkinci Tapınağın temelini atan ve Davud'un neslinden olan son kişidir. [9]

Armilus'un Bizans imparatoru Herakleios için bir kriptogram (şifreli yazı) olduğu ve Sefer Zerubbabel'de anlatılan olayların Herakleios'a karşı gerçekleştirilen Yahudi isyanına denk geldiği düşünülmektedir. [10]

Midraş Vayoşa (Midrash Vayosha) Zerubbabel ve diğer metinlerde kendisinden bahsedilen Mesih karşıtı Armilus, zamanın sonunda ortaya çıkacak ve İsrail'e büyük sıkıntı çektirip daha sonra İsrail'i fethedilecek bir kraldır.
Armilus Yahudilere sırt çevirir ve kendini Tanrıları olarak tanımaya zorlar. Fakat Musa'nın mucizelerini gösteremeyince insanların gözünde şeytan konumuna düşer. [39][40] Canavar daha sonra Yecüc ve Mecüc de dahil olmak üzere bir putperest ordusunun başında Yahudilere savaş açar ve bir Nehemya'lının önderliğinde savaşmaya giden 30.000 Yahudi ile yüzleşir. [38] Armilus ve güçleri galip gelerek Yahudileri katleder ve onları çölde büyük sıkıntıların ortasında yaşamaya zorlar, ta ki Tanrı mesih Davut'u ve peygamberi İlyas'ı melekleri ile birlikte gönderene kadar. Bu sefer kötüler Tanrı ile yüzleşir ve yenilirler. Mesih nefesinin gücüyle Armilus'u yok eder Zerubbabel'de Mecüc'ün yerini alır ve Mesih ben Joseph'i yener. [11]

Şeytan ve bir bakirenin ya da Şeytan ve bir heykelin soyu olduğu söylenen bu figürün kökeni, Hristiyan öğretisi, efsanesi ve kutsal metinleriyle olan çeşitliliği ve açık ilişkisi nedeniyle Yahudi Ansiklopedisi tarafından sorgulanabilir olarak kabul edilir. ] [12]

●►Hristiyanlıktaki Deccal, yani Mesih karşıtı tek bir kişidir fakat aynı zamanda Hristiyanlığa karşı olan ve İsa'ya inanmayanlardan da Mesih karşıtı diye bahsedilir ve onlar tıpkı Müslümanlar gibi "Rab Mesih değildir" diyecektir.

Bazıları Vahiy 13'deki denizden çıkan canavar veya yerden çıkan canavarın da Deccal olduğunu, sadece burada ondan canavar olarak bahsedildiğini söylese de bu anlatılar Deccal değil de Dabbe'tül-Arz tanımına daha yakındır. 

Deccal anlatımları için İncil'e göz atalım.

1.Yuhanna 2:18: "Çocuklar, bu son saattir. Mesih Karşıtı’nın geleceğini duydunuz. Nitekim şimdiden çok sayıda Mesih karşıtı türemiş bulunuyor. Son saat olduğunu bundan biliyoruz."

1.Yuhanna 4:3: "İsa’yı kabul etmeyen hiçbir ruh Tanrı’dan değildir. Böylesi, Mesih Karşıtı’nın ruhudur. Onun geleceğini duydunuz. Zaten o şimdiden dünyadadır."

2.Selanikliler 2:3-4: Hiç kimse hiçbir şekilde sizi aldatmasın. Çünkü imandan dönüş başlamadıkça, mahvolacak olan o yasa tanımaz adam ortaya çıkmadıkça o gün gelmeyecektir. Bu adam, tanrı diye anılan ya da tapılan her şeye karşı gelerek kendini hepsinden yüce gösterecek, hatta kendisini Tanrı ilan ederek Tanrı’nın Tapınağı’nda oturacaktır.

2.Selanikliler 2:9-12: Yasa tanımaz adam, her türlü mucizede, yanıltıcı belirtilerle harikalarda ve mahvolanları aldatan her türlü kötülükte sergilenen Şeytan’ın etkinliğiyle gelecek. Mahvolanlar, gerçeği sevmeye ve böylece kurtulmaya yanaşmadıklarından mahvoluyorlar. İşte bu nedenle Tanrı yalana kanmaları için onların üzerine yanıltıcı bir güç gönderiyor. Öyle ki, gerçeğe inanmayan ve kötülükten hoşlananların hepsi yargılansın.

Markos 13:5-6; Matta 24:4-5: İsa onlara anlatmaya başladı: “Sakın kimse sizi saptırmasın” dedi. “Birçokları, ‘Ben O’yum’ diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi saptıracaklar.

Luka 21:8: İsa, “Sakın sizi saptırmasınlar” dedi. “Birçokları, ‘Ben O’yum’ ve ‘Zaman yaklaştı’ diyerek benim adımla gelecekler. Onların ardından gitmeyin.

İSRAİLOĞULLARI, KEMİK VADİSİ VE YAHUDİ TİPİ

Hazırlayan: A.Kara

KEMİK VADİSİNDE DİRİLTİLEN İSRAİLOĞULLARI

Kuru Kemikler Vadisi'nin görüsü Hezekiel'in en güçlü kehanetlerinden biridir. Bu vizyonda Hezekiel kendisini İsrail kökenli kuru insan kemikleriyle dolu bir vadide bulur. Tanrı onları diriltir ve İsrail topraklarına götüreceğini söyler.

Hezekiel 37:1-14 (Kuru Kemikler):
RAB’bin eli üzerimdeydi, Ruhu’yla beni dışarı çıkardı, kemiklerle dolu bir ovanın ortasına koydu. Beni onların arasında her yöne dolaştırdı. Ovada her yere yayılmış, tamamen kurumuş pek çok kemik vardı.  RAB, “İnsanoğlu, bu kemikler canlanabilir mi?” diye sordu.
Ben, “Sen bilirsin, ey Egemen RAB” diye yanıtladım.
Bunun üzerine, “Bu kemikler üzerine peygamberlik et” dedi, “Onlara de ki, ‘Kuru kemikler, RAB’bin sözünü dinleyin! Egemen RAB bu kemiklere şöyle diyor: İçinize ruh koyacağım, canlanacaksınız. Size kaslar verecek, üzerinizde et oluşturacağım, sizi deriyle kaplayacağım. İçinize ruh koyacağım, canlanacaksınız. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız.’ ”
Böylece bana verilen buyruk uyarınca peygamberlik ettim. Ben peygamberlik ederken bir gürültü oldu, bir takırtı duyuldu. Kemikler birbirleriyle birleşiyordu. Baktım, işte üzerlerinde kaslar, etler oluşuyor, üstlerini deri kaplıyordu. Ama onlarda ruh yoktu.
Sonra bana şöyle dedi: “Rüzgara peygamberlik et, insanoğlu, peygamberlik et ve de ki, ‘Egemen RAB şöyle diyor: Ey rüzgar, gel dört yandan es. Bu öldürülmüşlerin üzerine üfle ki canlansınlar!’ ”
Böylece bana verilen buyruk uyarınca peygamberlik ettim. Onların içine soluk girince canlanıp ayağa kalktılar. Çok, çok büyük bir kalabalık oluşturuyorlardı.
Sonra bana, “İnsanoğlu, bu kemikler bütün İsrail halkını simgeliyor” dedi, “Onlar, ‘Kemiklerimiz kurudu, umudumuz yok oldu, bittik’ diyorlar. Bu yüzden peygamberlik et ve onlara de ki, ‘Egemen RAB şöyle diyor: Ey halkım, mezarlarınızı açıp sizi oradan çıkaracak, İsrail ülkesine geri getireceğim. Mezarlarınızı açıp sizi çıkardığım zaman benim RAB olduğumu anlayacaksınız, ey halkım. Ruhumu içinize koyacağım, canlanacaksınız. Sizi kendi ülkenize yerleştireceğim. O zaman, bunu söyleyenin ve yapanın ben RAB olduğumu anlayacaksınız.’ ” Böyle diyor RAB.

Kitaplarından mucizeler türetmeye çalışanlar sadece Müslümanlar değiller. Bazı Hezekiel savunucuları "Günümüzde kuru kemiklerden DNA'lar çıkarılabiliyor, böylece Hezekiel'in vizyonu gerçekleşmiş ve doğrulanmış oluyor" dese de yukarıdaki metnin anlattığı şeyin bu konuyla zerre ilgisi yoktur. Bilime, tıbba herhangi bir göndermede bulunmaz.

Zaten bu metinlerdeki kuru kemikler ile vurgulanmak istenen şey tanrının yaratma gücüne vurgu yapmaktır. Yani bakın, tanrı öyle güçlü ki, ölmüş etli bedenlerden yada çevresinde et bulunan kemiklerden değil, öleli uzun zaman olmuş ve etrafında hiçbir et-kas kalmamış kemiklerden bile insan yaratabiliyor. Fakat her ne hikmetse, bu durumda mucize yada keramet arayanlar "tanrı onları yeniden diriltmek için kemiklerine neden ihtiyaç duydu?, Yoktan var edemiyor mu?" diye sormuyor.

Hezekiel'in kehanetleri, Yahudilerin Babil'e sürgününden sonra 6. yüzyılda (MÖ 601-582) yazılmıştır. Bu vizyonun Yahudi halkının sürekliliği konusundan bahsettiği düşünülmüş ve Talmud'da konuya dair iki yorum önermiştir.

İlk yorum, bu metinlerin tamamen kinaye içerdiği (alegori olduğu) görüşüydü. İkinci yorum ise Babil sürgünlerinin İsrail'e geri döndüğü ve Yahudi soyunu sürdürdüğü görüşüdür.

İncil'i gerektiğinde ihtiyaçlarına hizmet etmesi için kullanan Siyonizm hareketi, İsrail Devletini Hezekiel kehanetlerinin gerçekleşmesinin sonucu olarak gördü ve sürgünde yaşayanların toplanmasını istedi.

Peki İlkçilerin (Primordiyalistler) iddia ettiği gibi günümüz Yahudilerinin soyu eski İsrailoğullarına mı dayanıyor? Yoksa Yahudiliğe dönmüş yada döndürülmüş, akabinde milliyetçi fikirlerin benimsetildiği insanlardan mı geldiler?
Bazılarının bu soru için hazır cevapları vardır. Asimilasyona yenik düşen zayıf diaspora Yahudilerini eleştirir ve gerçek İsrailoğulları olarak kaldığını düşündükleri Yahudileri kucaklarlar.

Hangi Yahudi topluluklarının eski İsrailoğullarını en doğru şekilde temsil ettiğine karar vermenin tek yolunu İsrail tarihini incelemektir. Bu nedenle 19. yüzyılın sonlarında "Jüdische Typus" yani "Yahudi tipi" arayışı başlatılmıştı.

Antropologlar Filistin'i araştırıp yerli halkı inceledi ve topladıkları antropolojik ölçüleri Yahudilerle karşılaştırdılar. Yani toplanan yüz ölçülerini, şekillerini, gözler arası mesafeyi, burun yapılarını, çeneleri ve birçok bölümü kıyasladılar. Fakat bu çalışmanın sonuçları, en azından bu çalışmaları yapan ve "Yahudi tipinin" yansımasını görmek isteyen Aşkenaz Yahudileri için inanılmaz hayal kırıklığı yarattı. Çünkü Yemenli Yahudiler antropolojik olarak en çok gezgin bedevilere benziyorlardı. Aşkenaz Yahudileri her şeyden çok Kafkas tipine benziyorlardı (Efron 1994).

Tabi Siyonist liderlerin Yahudileri anavatanlarına dönmeye, savaşmaya ve belki de ölmeye çağıran  milliyetçi hareketlerinin oluşumunda duymak istedikleri şey bu değildi.

Böyle olunca bir "Yahudi tipi" örneği görme amacını terk ederek yeni bir paradigma belirlediler: Günümüzdeki tüm Yahudilerin ortak olan özelliklerini incelemek ve "Yahudi tipi"nin özelliklerini onlardan türetmek (Elhaik 2016). Yani baktılar geçmişe yönelik yapılan incelemeler günümüzdeki Yahudi dediğimiz kişilere benzerlik göstermiyor, "o halde Yahudi olarak gördüğümüz kendi insanlarımızın özellikleri üzerinden bir "Yahudi tipi" çıkaralım dediler.
Fakat çalışma sonunda Yahudileri Yahudi olmayanlardan ayırmayı sağlayacak, Yahudiliğe dair hiçbir biyobelirteç bulamadılar. Yine de akıllarda şu soru kaldı: "Din dışında hiçbir ortak yanı olmayan Yahudilerden hangisi Eski İsrailoğulları'nın en iyi temsiliydi?"
Bu sefer 2 yöntem de tutmayınca başka bir yola girdiler. Aşkenaz Yahudi araştırmacılar arasındaki yeni yöntem neredeyse oybirliğiyle kararlaştırılmıştı: " 'Jüdische Typus'u kendi görüntülerimize göre şekillendirelim. "

Genetikçiler bu yöntemi doğru göstermek için iki şeyi desteklemeyi ve kanıtlamayı amaçlayan geniş bir literatür üretmeye başladı:
1) Genetik üstünlükleri
2) İsrail ile olan genetik bağları, bölge üzerindeki iddiaları daha sonra "işçi göçmeni" oldukları gerekçesiyle reddedilen Levanten (Avrupa asıllı yakın doğulu) popülasyonlarına benzerliklerini göstererek kanıtlamak. (Falk 2017)

Kirsh (2003), genetikçilerin ve hekimlerin sonuçları nasıl manipüle ettiklerini gösterdi ve bu çalışmaları sosyolojik ve tarihi yönden ulusal bir kimlik oluşturarak Siyonist anlatıyı doğrulamak için bir araç olarak kullandıklarını vurguladı.

Odadaki mamut, eski İsraillilerin DNA'larının günümüz Yahudileriyle benzerliğini test etmeye izin verecek herhangi bir genetik kanıtın eksikliğiydi. Kimse mamutların canlanacağını hayal etmediği için bundan tamamen kaçtılar.
Özellikle günümüz Yahudilerinin ve Aşkenaz Yahudilerinin, yalnızca birbirleriyle akraba olmakla kalmayıp aynı zamanda Yahudi olmayanların gen akışına tüm bu süre boyunca direnen eski İsrailoğullarının yaşayan kopyaları olduğunu varsaymak çok daha kolaydı. Günümüz Yahudileri ile eski İsrailliler arasındaki hayali bağlantıya rağmen ilkçi kampın iddiaları doğrudan kabul gördü.

Bu kampın üyeleri tarafından üretilen "Kohen geni" (Skorecki et al. 1997) ya da "Dört mitokondriyal anne" (Behar et al. 2004) efsanesi, bir kişinin Yahudilik sertifikası almak için doğru şirketten genetik bir test istemesinin yeterli olduğu Genetik Yahudilik döneminin temelini oluşturdu.

Paleogenomcular tüm bunları değiştirdi. Alandaki gelişmeler sayesinde, eski insanlardan DNA çıkarmak ve mitokondriyal haplogruplarını* ve hatta otozomal DNA'yı tanımlamak mümkün hale geldi. Bu dikkate değer ilerleme, düşünülemez olana izin verdi: Eski İsrailoğullarının kuru kemikleri sayesinde hikayelerinin yeniden canlanması.

*Benzer haplotip gruplarının tümünde ortak atadan gelen aynı tek nükleotid polimorfizmi (SNP) mutasyonuna sahip gen serilerinin oluşturduğu gruba Haplogrup denir.

Bu kemiklerden elde edilen DNA bu insanların kim olduğunu, neye benzediklerini, ne yediklerini ve hangi hastalıkları taşıdıklarını söyleyebilir (Nielsen et al. 2017; Prohaska et al. 2019). Yani eğer günümüz Yahudileri eski İsrailoğullarının soyundan gelmemişlerse onların gerçekte kim olduğunu bulmayı sağlayacaktır.

Bu yüzden Eski İsrailliler de dahil olmak üzere günümüz insanlarının DNA'sını çeşitli insanların iskeletlerinden çıkarılan antik DNA'lar ile karşılaştırmaya izin veren İlkel DNA testi geliştirildi.

Eski İsrailoğullarının izleri Rekafet nehri vadisinin yakınındaki Rakefet mağarası (Menaşe), Benjamin kabilesinin toprakları olan Motza Tachtit bölgesi ve Peki’in olmak üzere 3 yerde görüldü.

Kimin eski İsrailoğullarına daha yakın olduğu sorusunun cevabı, eski İsrailoğulları ve Yahudilerin yaklaşık 50 kemiğinden çıkarılan DNA'da ve daha pek çok şeyde yatıyordu. Günümüz Yahudileri yada eski Yahudiler, Ostrer'in iddia ettiği gibi köken olarak çoğunlukla Orta Doğulular mıydı?

Çeşitli topluluklardan 80 Yahudinin test sonuçları incelenip bulgular netleştiğinde sonuçlar Yahudiler için biraz üzücüydü. İsrail'deki Rakefet Vadisi'ndeki kuru kemikleri bulunan eski İsrailoğullarına en çok benzeyen Yahudiler Yemen ve Mezopotamya Yahudileriydi. Ancak bu genetik benzerlik bile % 15'ten azdı. Bu sonuç, Aşkenaz Yahudileri ile Avrupa asıllı yakın doğulu soyları arasındaki benzerliğin ortalama %5 olması ile de uyumludur. (Das et al. 2017)

Yine de bu ortalamalar tüm Yahudi toplulukları arasındaki yüksek heterojenliği maskeler. Çünkü insanlık tarihi boyunca farklı milletler ile karışmamış topluluk kalmamıştır demek yanlış olmaz.

Bölgenin yaşadığı birçok popülasyon değişimi nedeniyle, zamanla değişen çok çeşitli mitokondriyal haplogruplar görülebilir. MS birinci yüzyıldaki Yahudiler üzerinde yapılan bir analiz, bugün Aşkenaz Yahudilerinin % 10'undan azında bulunan T haplogrubunun yaygınlığını doğrulamıştır. (Matheson et al. 2009) Şaşırtıcı olmayan şekilde tek bir iskelet bile, kökeni tarih öncesi Avrupa'da olan sözde dört Aşkenaz Yahudi annesi ile eşleşmedi. (Costa et al. 2013) Fakat Neolitik İspanya'da bu "annelerden" biriyle tam bir eşleşme bulundu (Haak et al. 2015).

Tarih öncesi çağlardan bugüne kadarki tek eşleşme bu, ancak Doğu Avrupa ve Kafkasya'dan antik DNA dizileri oluşturulacağı için çok daha fazlasının gelmesi beklenebilir. İlginç bir şekilde eski İsrailoğullarının Y kromozomal haplotipleri tipik olarak bugün Afrika'da, Orta Doğu ve Avrupa'da daha düşük frekanslarda bulunan E1b1 ve T1 haplotipleridir.

Gelecekte yapılacak dünyanın diğer bölgelerini kapsayan testler belki Yahudi soyunun geri kalan kısmını açıklamaya yardımcı olabilir. Fakat "Genetik Yahudiliğin", insanların Yahudiliklerini modern olanlar yerine eski İsrailoğulları ve Yahudilerle benzerliklerine göre tanımladıkları "İlkel Yahudiliğe" evrimleşmeyeceğini de ancak zaman söyleyecektir.

MİTOLOJİ'DE KARGA VE KUZGUN

Hazırlayan: A.Kara

MİTOLOJİNİN TÜYLÜ HİLECİLERİ : KARGA VE KUZGUN

İncil'de kargalar ve onların yakın akrabaları olan kuzgunlar için "kirli" deniyordu ve bu kuşlar daha sonra okültizm, büyücülük ve ölümle ilişkilendirildi. İslam'da öldürülmesine "izin verilen" beş hayvandan biri olarak bahsedildiği için bu kuşlara mümkünse bazı kişilerden uzak durmasını öneriyorum.

Bu iki büyük dünya dini çoğunlukla karga ve akrabalarını saldırgan, gürültülü ve yıkıcı yaratıklar olarak yeniden adlandırmıştır. Ancak bu olumsuz özellikler kuşun zekasını ve problem çözme becerilerini geri planda bırakmıştır. İnsanlarla arasında güvenli bir mesafe bırakmaları bile zekalarının harika bir örneğidir. Onların sosyal mitlere, kültürel masallara, felsefelere ve pek çok eski dine bu kadar derinlemesine nüfuz etmesine neden olan şey bir bağlamda bu uzaklık olabilir.

Bu iki dinin inançlarının ötesine, karşılaştırmalı dinlerin yaratılış mitlerine ve folklorik sistemlerine baktığımızda bu kuşların manevi ve çevresel tehdit olarak düşünülmediği görülebilir. Aslında kargalar ve kuzgunlar sahip oldukları pozisyondan düşürülmeden önce eski çağın yıldızlarıydılar. Evrenin yaratılış hikayelerinde kilit rol oynadıkları gibi ilahi ışığı taşıyan ve yaşam gücünü getiren varlıklar konumundaydılar.

Yaratılış mitlerinde karga ve kuzgunların çoğu zaman büyülü varlıklar olduğu görülür. Yarı ilahi ve insan veya hayvan formuna, bazen cansız nesnelere ve hatta saf ışığa dönüşebilirler. Çoğunlukla sırların koruyucusu olarak algılanan bu kuşlar daha büyük topluluğun gereksinimlerine bakılmaksızın sık sık kendi açgözlülüklerini tatmin etmeye odaklanan "hileci" karakter rolünü oynadılar. Ancak bu her açıdan olumsuz değildir çünkü eski kültürlerde hileciler genellikle hayatta kalan, yazar, esprili, en çekici ve yaratıcı olan karakterlerdir.

MÖ 15.000'e kadar günümüz Avrupa'sında yaşayan insanlar, kargalar ve kuzgunlar ile bir tür ruhsal bağlantıları olduğunu düşündüler. Bu durum Fransa'daki Lascaux mağarasında yer alan bir tabloda da görülür. Karga kafalı bir kişiyi tasvir eden arkeologlar, bu karga-adamı, insanların totemik inançlarına ve ölümden sonra ruhun yolculuğunu nasıl algıladıklarına dair bir anlayış olarak yorumlarlar.

Lascaux halkı çevrelerindeki binlerce kuş, böcek ve sürüngen arasından kargaya dönüşen bir insanı resmetmeyi seçti. Bu durum tek başına bile bu kuşların Avrupa'nın tarih öncesi dönemindeki önemini pekiştirmeye yeter.

Metinsel olarak kargalara ve kuzgunlara en eski atıf Mezopotamya mitolojisinde, edebiyatın ilk büyük eseri olarak kabul edilen ünlü şiir; Gılgamış Destanı'nda görülür. Burada Utnapiştim kara bulmak için bir güvercin ve bir kuzgun gönderir ve büyük selden sonra insanlığın yaratılışına kadar kargalar ortaya çıkar. Güvercin eli boş döner fakat kuzgun hiç geri dönmeyerek toprak bulma ve dünyada yeni yaşam kurma konusundaki başarısını gösterir.

Antik Yunan ve Roma'da tanrı Apollon'u karga temsil ediyordu ve efsanelerde tüylerinin rengini beyazdan siyaha çeviren de oydu. Bu kuşların uçuş yolları kehanetlerini kuşların rotalarından alan kadim rahipler olan Augur'lar için önemliydi. Bir efsaneye göre Zeus, Delphi'deki antik Yunan dünyasının merkezini temsil eden Omphalos taşının yerini belirlemek için biri doğu diğeri batı olmak üzere iki karga gönderir.

İspanyol keşiş ve profesör Simon Pedro'nun 1602 çalışmasında aynı yaratma dinamiğinin Güney Amerika'da yaratıcı tanrı Chiminigague'in doğu ve batıya iki kara kuzgun gönderip dünyaya ışık saçtığı Chibcha yaratılış mitolojilerinde de işlendiğini görüyoruz.

Kelt mitolojisinde İskandinavlarınkine benzer şekilde, iki kuzgun, savaşan savaşçıların üzerinden uçan Tanrıça Morrígan'ın görünümleridir. Galler mitolojisinde ise Britanya'nın efsanevi kralı Kutsanmış Brân, iki karga veya kuzgun ile temsil edilirdi.

Nesir Edda'da kaydedilen İskandinav mitlerinde Huginn (ruh) ve Muninn (hafıza) adlı iki kuzgun, tüm tanrıların babası kabul edilen Odin'in görme araçlarıydı. Dünyanın her yerine uçarak (Midgard) sahipleri Odin için bilgi toplayıp ve iletiyorlardı. Ancak Norveç mitolojisinde kuzgunlar ilahi haberciler olarak düşünülse de İsveç'te cinayete kurban gidenlerin öfkeli hayaletleri olarak görülürken Danimarka'da kovulmuş ruhlar olduklarına inanılıyordu.

The Princeton Dictionary of Budizm'in 2013 baskısı hem eski Hinduizm'de hem de Budizm'de kargaların ve kuzgunların insanların atalarına ait varlıkları sembolize ettiğini ve bu inanışın dünyanın birçok bölgesine uzandığını, Avustralya Aborjin mitolojisinde bile görüldüğünü belirtir. Budizm'in Tibet kolu Vajrayana'da kargalar son derece kutsal sayılır ve onların birer "Yıldırım Aracı" olduğu düşünülüyor, ayrıca dünyayı koruyan ve devamlılığını sağlayan Mahakala'nın dünyevi tezahürü olarak görülüyordu. Hinduizm'de eski bir ata ritüeli olan Śrāddha sırasında bu kuşlara yiyecekler sunulurdu.

Sırasıyla Yatagarasu, Samjokgo ve Sanzuwu olarak bilinen Kore, Japon ve Çin mitolojilerinde öne çıkan üç ayaklı bir orman kuzgunu vardır. İnsan işlerine "ilahi bir şekilde müdahale ettikleri" söylenen üç farklı efsanede karga ve kuzgunlar Güneş'in sembolleriydi.

Antik Amerika'da kuzgun yada kara kargalar popüler birer totem sembolüydüler ve genellikle hileci, ateş, ışık ve ruh hırsızı olarak tanımlanıyorlardı.

Dünya mitlerinde kargaların ve kuzgunların rolünü tanımlamak için en uygun sıfatı seçmek gerekirse bu kesinlikle "hileci" olurdu. Bu iyi niyetli ama zararlı bir karakterdir.

JAPON MİTOLOJİSİNDE ŞEYTANİ KADINLAR

Hazırlayan: A.Kara

JAPON MİTOLOJİSİNİN ŞEYTANİ KADINLARI

Japonya'nın yüzlerce yıldır "oni" (iblisler veya canavarlar) ve "yuurei" (hayaletler) hakkında hikayeleri olmuştur. Zaman geçtikçe yeni intikamcı ruhlar ortaya çıkmaya devam etmiş ve hikayeleri günümüze kadar gelmiştir. Aşağıdakiler bir dizi hannya'nın, yani nefret veya kıskançlık nedeniyle yaşamları boyunca iblis veya canavara dönüşen (oni) ve zamanla klasik Japon müzikal dramasındaki karakterlere dönüşen kadınların efsaneleridir. Bu makalede konuya dair birkaç Japon mitine kısaca değineceğim fakat ilerleyen süreçte bu efsaneleri tek tek, daha detaylı halleri ile anlatacağım.

KİYOHİME
Kiyohime, sevgilisine kızmış bir kadındır. Bu adam, yani rahip Anchin kadına mesafeli davranır ve sonunda onu sevmeyi bırakır. Terk edildiğini fark eden Kiyohime bir nehre ulaşana kadar onu takip eder. Orada bir yılan yada ejderhaya dönüşerek teknesinin altında yüzmeye başlar. Canavarı görünce dehşete düşen keşiş bir tapınağa sığınır ve oradaki rahipler onu büyük bir çanın altına saklarlar. Kiyohime onun kokusunu takip ederek keşişi bulur. Sinirlidir ve çanın etrafına dolanarak kuyruğuyla vurmaya başlar. Sonra zile ateş üfleyerek onu eritir ve kendini terk eden adamı öldürür. [1][2]

YUKİ-ONNA
Kar kadın Yuki-Onna hakkında çok sayıda efsane vardır. Genellikle sağ tarafı sol tarafın üzerine gelecek şekilde beyaz bir kimono giymiş olarak tanımlanır. Normalde kimono her zaman soldan sağa doğru bağlanır ve sağdan sola doğru bağlanması yalnızca ölülere uygulanır.
Yuki-Onna'nın beyaz teni ve çok uzun saçları vardır. Kar yağdığında ortaya çıkar ve bir hayalet gibi karın üzerinde süzülür. Kurbanlarını dondurur ve ardından insan yaşamının özünden beslenmek için onları öper ve öpücük kurbanın ölümüyle sonuçlanır. [3][4][5]

YAMAUBA
Kökeni orta çağa dayanan Yamauba'lar bir tür dev kadın ırkıdır. Başlangıçta toplum tarafından dışlanmış ve dağlarda yalnız yaşamaya zorlanmışlardır. Bazı Yamauba'ların insan eti yemeyi sevdiği söylenir. Onlar hakkında çok sayıda hikaye vardır. Popüler bir hikaye, doğum yapmak üzere olan bir kadını evinde barındıran bir Yamauba'dan bahseder ve hikayeye göre bu Yamauba yeni doğan çocuğu yemeyi planlamaktadır.
Başka bir hikayede ise anneler köyden uzaktayken Yamauba'nın çocukları yemeye gittiğini söyler. Bu dev kadınların korkunç doğalarına ek olarak saçlarının altında çokça ağızları olduğu da söylenir. [6][7][8]

UJİ NO HASHİHİME
Bir başka efsanevi hikaye de Hashihime hakkındadır. O, kocası bir başkasına aşık olan bir kadındır. Kocasını, metresini ve diğer akrabalarını öldürerek intikam almak için bir tanrıya dua ederek onu iblis veya canavara çevirmesi (oni) için dua eder.
Daha sonra bunun gerçekleşmesi için 21 gün boyunca Uji Nehri'nde yıkanmış, beş boynuzu varmış gibi görünmek için saçlarını şekillendirmiş ve vücudunu kırmızıya boyamıştır. Akabinde ona karşı suç işleyen herkesi öldürür. Onu gören herkesin korkudan ölür. [9]

OİWA
Oiwa adlı kadın Iemon adlı bir ronin'e yani ustasız bir samuray ile evlenir. Samuray zaten evli olmasına rağmen kendine ona aşık olan çok zengin bir yerel kızla evlenmek ister. Fakat Oiwa ile evlidir. Zengin kadınla evlenme planını hayata geçirmek için karısına içine zehir katılmış bir ilaç gönderir. Ancak bu ilaç kadını öldürecek kadar güçlü değildir. Kadın ölmez ama şekli bozulur, çirkinleşir.
Oiwa ne kadar çirkin göründüğünü ve nasıl ihanete uğradığını anladıktan sonra kazara kendini bir kılıçla öldürür. Fakat daha sonra onun bozulmuş yüzü her yerde belirmeye başlar ve Iemon'u rahatsız eder. Oiwa’nın bozulmuş yüzü kocasının yeni gelininin yüzünde belirir. Korkuya kapılan adam kurtulmak için yeni evlendiği kadının başını kesse de Oiwa öleceği güne kadar ona musallat olur. [10]

AGİ KÖPRÜSÜ İBLİSİ
Son olarak Agi Köprüsü'ndeki iblisin hikayesine bakalım. Bu hikaye arkadaşlarına Agi Köprüsü'nden geçmekten ya da köprüyü koruyan şeytandan korkmadığını söyleyerek övünen bir adamla başlar. Bir oni görünüşünü istediği gibi değiştirebildiğinden Agi Köprüsü'ndeki iblis bu adama terk edilmiş bir kadın şeklinde görünür. Adam kadına baktığı an iblis ürkütücü biçimine geri döner. Korkan adam kaçar ve iblis tarafından yakalanmaktan kurtulur. İblis hırslanır ​​ve intikam almak ister. Kaçan adamın erkek kardeşinin şekline bürünerek bir gece adamın kapısını çalar. Adam kapıyı açtığında karşısında duran kişinin kardeşi olduğunu zannederek onu içeri alır.
Sonrasında iblis gerçek kimliğini bir kez daha ortaya çıkarır ve adamın kafasını ısırır ve ortadan kaybolmadan önce adamın ailesinin önünde onun koparılmış başıyla dans eder. [11]

Bunlar Japon mitolojisindeki hırslı, intikamcı iblis kadınlarla ilgili efsanelerden sadece bazılarıdır ve çok daha fazlası vardır.

"MORTAL KOMBAT" VE MİTOLOJİ

Hazırlayan: A.Kara

BİR DÖVÜŞ OYUNUNUN ÖTESİ : "MORTAL KOMBAT" MİTOLOJİSİ

Özellikle benim gibi 90'lı yıllara, kara kutu, Atari ve Sega gibi oyun konsollarının ülkeye gelip popüler olmaya başladığı döneme aşina olanlar için en unutulmaz oyunlardan biri "Mortal Kombat" serisidir. Fakat birçok oyun gibi o da temelinde mitolojiyi barındırır. Karakterleri ile geniş bir mitolojiye ev sahipliği yapar. Sadece uydurulmuş efsanelere değil, çeşitli dünya mitolojilerinden ögelere sahiptir. Bu makalede Mortal Kombat'ta görünen ve temeli gerçek mitoslara dayanan yönlere bakacağız.

Mortal Kombat çok sayıda farklı alemler fikrini ortaya çıkarır. Her diyarın temsilcileri, var olan diğer tüm alemleri ele geçirmek ve zapt etmek isteyen Outworld'den, yani diğer gezegen ve alemlerden gelen savaşçılarla savaşmak zorundadır. Dünya Alemi “Evrenin mücevheri” olduğu için nihai ödül de budur.

Fakat çok sayıda alem fikri yeni bir şey değildir. Aslında bu fikir oldukça eskidir. Eski İskandinavlar mitolojilerinde dokuz temel alandan bahseder. Bu alemler arasında insanların yaşadığı yer Dünya Diyarı Midgard'dır. Diğer alemlerin sakinlerine gelince, Asgard'ın tanrıları insanlara karşı iyi bir tutum sergilerken Jotunheim'in buz devleri gibi bazıları onlara düşmanca davranırlar. İskandinav mitolojisinin dokuz diyarı Yggdrasil adlı dünya ağacının dalları ile birbirine bağlanmıştır.

Tabi İskandinav mitolojisi diğer alemlerden bahseden tek inanç sistemi değildir. Diğer kültürler ve dinler de başka gezegen veya alemlerden gelerek Dünya'yı ziyaret eden tanrılardan bahseder.

Evrende tahminen 17 milyar gezegen var. Ya gezegensel bir felaketin dinozor yada benzeri canlıları yok etmediği bir gezegen varsa ve sürüngen yada dinozorlardan bir tür insansı varlık evrimleştiyse? Bu tarz teorileri çokça duymuşsunuzdur, hatta en bilinenlerden biri sürüngen imgesinin üzerine inşa edilmiş konulardan biri olan Reptilian'lardır. Bu teoriye göre sürüngenlerin ana dünyasında sürüngenler gelişir ve bütün bir medeniyet inşa eden, zeki insansı varlıklara dönüşürler.

İşte bu tema Reptile adlı karakter ile Mortal Kombatta'da görülür ve güçlü savaşçılar olmalarına rağmen bu sürüngenler alemi nihayetinde Outworld tarafından fethedilir. Yine de sürüngenlerden evrimleşen insansı varlıklar teorisi ilginç olmaya devam etmektedir. Bu teori Süper Mario Kardeşler serisinde bile kullanılmıştır.

Mortal Kombat'taki Kraliçe Sindel bir Edenia'lıdır. Kendine özgü çığlığı Kelt folkloründeki Banshee'lere özgü bir özelliktir. Banshee İrlanda mitolojisinde ortaya çıkan bir varlıktır ve bu varlığın İrlanda kabilelerinden birinin aile üyesi öldüğünde çok yüksek sesle çığlık attığı söyleniyordu. Bu varlıklar uzun saçlı ve kırmızı gözlü kadınlar olarak tanımlanmıştı. Kraliçe Sindel'de rakipleriyle savaşırken kullandığı uzun saçların yanı sıra kendine özgü bir çığlığa sahiptir. Yani bir Banshee'dir.

Efsun genellikle büyü için kullanılan başka bir terimdir. Bununla birlikte Latince'de büyücülük, zararlı büyü anlamına gelen “kötülük” veya “günah” anlamlarına gelen “maleficium” terimiyle de ilişkilidir. Mortal Kombat'ta da büyücülük büyük ölçüde kara büyü ile ilişkilendirilmiştir.

Outworld'ün usta büyücüsü, kötü şöhretli Shang Tsung'dur. Fatality, yani bitirme hamlesini kullanırken mağlup olmuş düşmanlarının ruhlarına el koymasıyla tanınır. Mortal Kombat hikayesine göre Shang Tsung eskiden insandı ve imparator Shao Kahn'dan karanlık sanatları öğrendi. Shang Tsung yüzyıllar boyunca birçok ruhu aldığından, Raiden, Shang Tsung ile yüzleşmenin "bir düşmanla değil, düşman lejyonuyla karşı karşıya olmak" anlamına geldiğini söyler. Ruhlara el koyma veya onları emme fikri çok eskilere dayanır. İblislerin şeytani anlaşmalar aracılığıyla ruhları talep ettiği söylenir.

Buradaki diğer bir konu, birinin Chi'sini veya hayati enerjisini alma fikridir. Çin mitolojisinde tıpkı savaşta yendiklerinin ruhlarını emen Shang Tsung gibi bir karakter vardır. Jiangshi adlı bu karakter insanların yaşamsal gücünü emerek beslenen bir vampir türüdür.

Bazı mitoslarda cehennem ziyaretinin insanları bir daha asla eskisi gibi olamayacak şekilde değiştirdiği söylenir. Mortal Kombat'ta bu durum büyücü Quan Chi tarafından yönetilen Aşağı Alem yani Netherworld'ü ziyaret edenler için de geçerlidir. Quan Chi’nin müdahalesinin bir sonucu olarak Mortal Kombat’ın bazı savaşçılarının hortlaklara dönüştüğü görülür.

Hortlaklar, canlıları rahatsız etmek için diriltildiğine inanan ölü bedenlerdir. Hortlaklara olan inanç, günümüz Romanya'sının kırsal kesimlerinde hala devam etmektedir. Romenler hortlaklar için "strigoi" terimini kullanırlar. İnanışa göre bunlar, yaşayan akrabalarına veya ona haksızlık edenlere musallat olmak için dirilerek mezarından çıkan ölmüş insanlardır.

Bir diğer önemli karakter Raiden'dir. Raiden "gök gürültüsü ve şimşek tanrısı" dır. Fujin ise rüzgarı kontrol eder. Raiden, Dünya Diyarı'nın koruyucusu ve Turnuvada Outworld'e karşı mücadele eden savaşçıların akıl hocasıdır.

Japon mitolojisinde Raiden (Raijin) gök gürültüsü, şimşek ve fırtınaların tanrısıdır. Kökenleri Şinto dininin başlangıcına kadar dayanır. O, neredeyse her zaman rüzgar tanrısı olan Fuujin ile ilişkilendirilmiştir ve ikisi genellikle birlikte tasvir edilmiştir. Fujin (Futen) en eski Şinto tanrılarından biridir ve mitolojide büyücü benzeri bir iblis olarak tasvir edilmiştir.

Oyuna sonralardan eklenen, zamanın kumlarını çarpıtabilen ve bunlarla güçlü bir yumruk sallayabilen, mavi gözlü, iri kıyım Geras'ı ele alalım. Kendine sağlam bir güven ile "Ebediyen yalnızım" gibi ifadeler kullanan bir dövüşçü.

Geras, adını az bilinen Yunan ihtiyarlık tanrısından almıştır. Fakat esinlenilen Yunan tanrısı genç değil yaşlıdır.

Mortal Kombat'taki Geras karakteri, uzay ve zamanı bükebilen en büyük 11 kötü Kronika'ya sadık bir hizmetçileri olarak hizmet eder.
Bu ad ise genellikle zamanın kendisi olarak yorumlanan güçlü Yunan Titan Kralı Kronos'dan gelir. Yunan mitolojisindeki bu Titan, ilerde kendisini devireceğinden korkarak kendi çocuklarını yutar fakat Zeus hariç. Gaia'nın öğütlerini dinleyen Rhea Tanrıların kralı Zeus'u kurtarır.

Korkunç böcek kadın savaşçı D’vorah'da Geras gibi isim benzerliği üzerine inşa edilmiştir. D'vorah, İbranice "arı" kelimesinden gelen bir isimdir. Yani oyun genellikle takma adları farklı dil ve kültürlerden, onların mit ve efsanelerinden türetiyor.

Bir diğer karakter Kollector'dür. Bu karakter hem mistik hem de okült hatlara sahiptir. Hindu tanrıçası Kali ile İncil'deki kötü karakter Mammon gibi kutsallık karşıtı karakterlerin karışımından yararlanılmış.
Kollector’un çok sayıdaki uzuvları ve mavi rengi Hindu tanrıçası Kali’yi andırıyor ve tıpkı onun gibi vücut parçalarını toplamaya yatkınlığı var gibi görünüyor. Zaten isminin İngilizcede toplamak anlamına gelen "collect" den türetildiği ve toplayıcı anlamına geldiği çok açık. 
Bilindiği gibi tanrıça Kali kurbanlarının kafalarından kolye yaparak onları boynuna asar. Mortal Kombatta'ki Kollector'de kurbanlarının parçalarını saklar. Örneğin fatality anında rakibinin kalbini ve kafatasını çıkararak onları çantasına koyar. Ayrıca oyunun tanıtım videolarından birinde parçalanmış bir koldan parıldayan bir yüzüğü aldığı görülür.
Fakat yıkım ve geçiciliğin bedenleşmiş bir simgesi olan Kali, ucuz ıvır zıvırları toplamanın çok daha ötesindedir. Yani Kollector’ın Hint mitolojisi ile olan bağlantıları yalnızca görünüşü, kana susamışlığı ve beden parçaları toplamasıdır.

Bu nedenle açgözlü tavrı İncil'deki karanlık varlık Mammon'u hatırlatabilir. Bazıları için Mammon dünyeviliğin somutlaşmış haliyken bazılarına göre açgözlülüğün efendisidir. İncil'de şöyle bir metin vardır: "Hem Tanrı'ya hem Mammon'a hizmet edemezsiniz."

Mammon adının kökeni zenginlik anlamına gelen Aramice māmōn'e dayanmaktadır.

Mammon çağlar boyunca farklı kültürlere kadar yayılmış ve farklı formlarla temsil edilmiştir. Bunlar kırmızı derili, rütbeli iblislerden, çarpık, yaşlı insanlara kadar değişiklik gösterir. Bu nedenle o sadece aşırılık, ne pahasına olursa olsun gösteriş yapma ve toplama ihtiyacı ile tanınır.
Mortal Kombat'taki Toplayıcı'da Mammon'un yapısına uygun olarak parlak mücevherler ve süslü tasmalar takar ve toplar.

Antik tanrılar ilişkisine geri dönersek bakmamız gereken bir diğer oyun karakteri, tıpkı Son Avatar gibi dört elementi yönetebilen Yaşlı Tanrıça Cetrion'dur.

Kelebeklere gülümsemek ile insanları kozmik lazerlerle paramparça etmek arasında gidip gelse de bu karakterin doğurganlık tanrıçasıyla bazı bağlantıları olabilir. Yani eski Yunan tarım tanrıçası Demeter'in muadili olan Roma tanrısı Ceres ile.

Cetrion'a düzenlenen perili hasatta kesinlikle bir ipucu var. Yeşillik onun ayağının dibinde canlanıyor, denge hakkında iğneleyici tabirler kullanıyor ve büyülü taşlara özel bir düşkünlüğü var.

Demeter yaşamı, ölümü ve aradaki korkunç şeyleri izler. Kızı Persefoni yeraltı dünyasının kraliçesi olur. Cetrion’un olay örgüsüne fazla girmeyeceğim ancak "Anneliğin" onun hikayesi boyunca işlenen çok büyük bir tema olduğunu belirtmem gerek. Bununla birlikte Cetrion'un, Toprak Ana mitinden motifler barındırdığı da açıktır.

Bunlar, Mortal Kombat serisinin ilham aldığı geniş mitolojiden yalnızca birkaç örnektir. Gerçekte Mortal Kombat hikayesi çok daha karmaşıktır ve daha detaylı incelenmesi gerekir.

"GÖKLERDEKİ BABA TANRI"NIN KÖKENİ

Hazırlayan: A.Kara

TANRILARIN "ASIL" BABASI : DYEUS PATER

Hint-Avrupa halklarının ataları gökyüzüne baktılar ve gün ışığı aleminde gücü olan göksel bir baba figürü yarattılar. Pek çok Hint-Avrupa panteonu, diğer tanrılar arasında üstünlüğü olan ve gökyüzü ile ilişkilendirilen tanrılar içerir. Yunanın Zeus'u, Romanın Jüpiter'i vardı. Hinduizm'de Dyaus başlangıçta Zeus'a benzer bir role sahipti. Bilginler bu tanrıları ilk Hint-Avrupa dininin orijinal gökyüzü tanrısı Dyeus'u kullanarak yeniden inşa etmeye çalıştılar.

Hint-Avrupa gökyüzü tanrısının yeniden inşasını anlayabilmek için ona tapan kültür hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Dolayısı ile İlk-Hint-Avrupa (PIE) kültürünün incelemesi gerekir.

İlk-Hint-Avrupa toplumu çoğunlukla karşılaştırmalı dilbilim yoluyla bilinir. Dilbilimciler diğer tüm Hint-Avrupa dillerinin türetildiği ilkel dili yeniden inşa etmek için Latince, Yunanca ve Sanskritçe dahil birçok Hint-Avrupa dilline baktılar.

Çünkü bu diller, dilbilimcilerin ve tarih öncesi Hint-Avrupa dillerinin gelişimini anlamalarına yardımcı olmaktadır. Dilbilimciler Hint-Avrupa dillerinin tamamında veya çoğunda bulunan kelimeleri ve kavramları almışlar ve bunları teorik bir ilk-Hint-Avrupa dili inşa etmek için kullanmışlardır. Bu, ilk Hint-Avrupa toplumlarının en azından ondan gelen tüm Hint-Avrupa dilleri için ortak olan dil özelliklerini içereceği varsayımına dayanmaktadır.

Çoğu Hint-Avrupa dilinde koyunlar için kullanılan benzer kelimeleri vardır. Bu muhtemelen ilk-Hint-Avrupa dilinde koyunlar için kullanılan bir kelime olduğu anlamına gelir. Bu aynı zamanda sosyal ve kültürel etkileri de göstermektedir. Koyun için kullanılan kelime, ilk-Hint-Avrupa toplumunun hayvanlara aşina olduğunu ve koyun yetiştirmiş olabileceğini gösterir.

İlk-Hint-Avrupa dili ve toplumu ile ilgili pek çok tartışma ve belirsizlik vardır. Asıl vatanları bile tartışmalıdır. Pontus-Hazar bozkırları ve Anadolu'nun, Hint-Avrupa dil ailesinin ve bu dili konuşan halkların esas vatanı olduğu söylenmektedir.

Arkeoloji ve dilsel yeniden yapılanmaya dayanan birçok bilim insanı, ilk-Hint-Avrupa toplumunun Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki Pontus-Hazar bozkırında veya Anadolu'da yer aldığına inanır. İlk-Hint-Avrupa dilinin yeniden inşası onların saz ve çamur yapılarında yaşadıklarını, koyun, keçi ve sığır yetiştirdiklerini göstermektedir. Muhtemelen diğer mahsullerin yanı sıra buğday ve arpa da yetiştirdiler. Birçok arkeolog onları Karadeniz ve Hazar Denizi kıyılarında bulunan Kurgan arkeolojik kültürüyle ilişkilendirmektedir.

DYEUS PATER VE İLK-HİNT-AVRUPA DİNİ

İlk-Hint-Avrupa dilinin karşılaştırmalı dilbilim yoluyla inşa edilmesi gibi, Dyeus da karşılaştırmalı din ve mitoloji yoluyla yeniden yapılandırılmıştır. İlk-Hint-Avrupa dininin yeniden inşası muhtemelen daha belirsiz konulardan biridir, çünkü arkeoloji gibi diğer tarihi yeniden inşa yöntemleriyle desteklenmesi, doğrulanması zordur.

Yunan mitolojisi, İskandinav mitolojisi ve Hindu mitolojisi gibi Hint-Avrupa mitolojilerindeki ortak tema, güçlü bir gökyüzü tanrısı veya gökyüzü babası inancıdır. Dyeus adı, İlk-Hint-Avrupa dillerinde gün ışığı ve gündüz gökyüzü ile güçlü bir bağlantısı olduğu düşünülen "parlamak" kelimesinin kökünden gelir.

Delilleri görebilmeniz için bu ismin veya tanrı inancının farklı toplumlarda nasıl karşılık bulduğuna, hangi bölgelere ne şekilde yayıldığına bakalım:
  • İlk-Hint-Avrupa toplumunda gün ışığı ve gök tanrısının adının Dyeus olduğunu söylemiştim. [1][2]
  • O'nun İlk-Hint-İran toplumlarındaki adı Dyaus'tur. [3]
  • Sanskritçe 'deki adı Dyáuṣ (द्यौष्) yada Dyaus Pitṛ́'dir ve gök tanrısıdır. [4][5]
  • Avestaca'da gök anlamındaki "Dyaos" adıyla bilinir. Hatta Avesta'nın bir bölümünde ondan bu isimle bahsedilir. Genç Avesta dilinde ise Zerdüşt dini reformunun bir sonucu olarak "diiaos" yani "cehennem" anlamı taşır. [6]
  • Miken Uygarlığında (antik Yunan) "di-we" (diwei) adıyla görünür. [7]
  • Kıbrıs'taki Buz Devri metinlerinde "ti-wo" adıyla görünür, genitif hali (-in hali) Diwoi'dir ve bu isimlerin Zeus ile ilgili olduğu düşünülür. [8][9][10][11]
  • Yunancaya gök tanrı Zeus (Ζεύς) olarak geçmiştir. [7][12]
  • İlk İtalyan toplumlarındaki adı "djous" (dious) (Okunuş: Dius) dur. [13]
  • Eski Latincede "Dioue (Okunuş: Diuve)" yada "Loue" (Okunuş: Luve)", [12]
  • Latincede ise adı "Jove" (Love) yani sevgidir ve her zamanki gibi gök tanrıdır. Ayrıca ant tanrısı Diūs (Fidius) olarak da inanılmıştır. [1][13][14]
  • İtalya'nın kuzeyindeki İlk Avrupalıların dili olan Oskan dilinde adı "Diúvei (Διουϝει)"dir. [13][15][16]
  • Umbria dilinde Di veya Dei (Grabouie / Graboue) olarak görülür. Bu adlar İvugin tabletlerinde de geçmektedir (Iguvine/Eugubian/Eugubine Tablets). [17]
  • İtalyan kabilelerinin yaşadığı eski Peligni'deki adı: Loviois (Pvc Lois) ve Loveis (Pvcles) dir. [18][19]
  • Anadolu'da tanrı anlamına gelen diéu-, diu- adları ile öne çıkar. [20]
  • Hititçe'deki adı "šīuš (𒅆𒍑)" dur ve tanrı yada güneş-tanrıdır. [21][22]
  • Palaca'da kutsal yada tanrı anlamlarındaki "tiuna" adıyla görülür. [22][23]
  • Lidce'de adı "ciw-" dir ve tanrı demektir. [22]
  • İliryalılarda dei- veya -dí adlarıyla öne çıkar. Bunlar tıpkı "gökyüzü babası" Dei-patrous (Deipaturos) da olduğu gibi "gök" ve "Tanrı" anlamlarına gelir. [4]
  • İlk-Mesap toplumlarında adı dyēs'dir. [24]
  • Mesapça'da Gök-Tanrı "Zis" yada "Dis"dir. [25]
  • Arnavutça'da gökyüzü ve şimşek tanrısı Zojz ve gökyüzü ve gök gürültüsü tanrısı olan Perën-di olarak öne çıkar. Buradaki "-di" eki per-en'e iliştirilmiştir. İlk-Hint-Avrupa toplumlarında "per-" "vurmak" anlamı veren bir uzantıdır. [26][27][28][29][30]
  • Trakça'da Zi-, Diu- veya Dias- adları görülür. [25]
  • Frigce'de ise "Tiy-" dir. [25][31]
  • Lidce'de Lefs veya Lévs adları ile tapılmıştır ki bu da Lidyalıların Zeus'udur. [32][33]
  • İznik, İzmit Körfezi, İstanbul, Sakarya ve Bursa gibi bölgelerde hüküm sürmüş olan Bitinya'lılarda Tiyes ve Anadolu şehri Tium olarak öne çıkar. [34]

Şimdi de Gök Baba sıfatının olduğu toplumlara ve bunlardaki adlara bakalım:
  • İlk-Hint-Avrupa toplumunda Gök Baba anlamındaki Dyēus Phater, [1][2]
  • Yunanca'da Zeus Pater, [5]
  • Vedik mitolojisinde Dyáuṣ-pitṛ́ (द्यौष्पितृ), [5]
  • İtalyanca'da Djous-patēr, (okunuş: Diyus Pater) [13]
  • Latince'de Jüpiter (Iūpiter)'dir. Bunun da arkaik (eski) formları Diespiter ve Iovispater'dir. [4][5][35]
  • Oskan dilinde Dípatír, [13]
  • Umbria dilinde Iupater (yada Iuve patre), [13]
  • Güney Pikence'de dipater, [36]
  • İlirya dilinde Gök Baba "Dei-pátrous" olarak öne çıkar. [4][5]

Diğer yansımalar hem gökyüzü anlamına gelen dyeu- sözcüğünün kökünün soyundan gelenleri hem de orijinal "Baba Tanrı" yapısını koruyan varyantlardır. Bazı geleneklerde "phater" sıfatının "papa" yani "baba" ile yer değiştirdiği görülür:
  • Luvice'de: "Tātis tiwaz", "Baba Tiwaz", Güneş-Tanrı, [37]
  • Palaca'da: Güneş Tanrı "Tiyaz papaz", "Papa (Baba) Tiyaz", [38]
  • İskitçe'de: Papaios (Papa Zios), yani Gök-Tanrı "Baba Zeus", [38]
  • Eski İrlanda dilinde: "Dagdae Oll-athair" vardır ve "Yüce Baba Dagda" anlamına gelir. İlk-Kelt dil yapısı göz önüne alındığında ondan "sindos dago-dēwos ollo fātir" yani "Yüce Tanrı İyi Baba" sıfatıyla bahsedilir. [39][40]
  • Hititçe'de: "attas Isanus yani "Güneş-Tanrı Baba" gökyüzü tanrısının adıdır ve Hattilerin güneş tanrısı "Loan" ile değiştirilmiş fakat orjinal yapısı bozulmadan kalmıştır. [41]
  • Leton mitolojisinde de "Göklerin Babası (Debess tēvs)" sıfatı bulunur. [1]
  • İskandinav mitolojisinde meşhur "Óðinn Alföðr (Odin All-Father / Odin Alfadir) yani Herkesin Babası Odin vardır. [42][43]
  • Antik Rus paganizminde Stribogŭ bir "Baba Tanrı"dır, [1]
  • Arnavutça'da "lord (efendi)" veya "Tanrı" anlamlarına gelen "Zot"un, Göksel Baba Zojz'un (Okunuş: Zoyz) sıfatından türetildiği düşünülmektedir. [44][45]

Göklerin babası aynı zamanda Anadolu'da yaşamış olan Luvi'ler arasında bir güneş tanrısı olma özelliği de kazanmıştır. Cermen kültürleri arasında Dyeus'un yerini bir savaş tanrısı olan Tyr almıştır. Fakat Dyeus'un bu geleneklerdeki dönüşümü Dyeus'un bir gökyüzü tanrısı olarak birincil rolünü sürdürdüğü Latin, Yunan ve Hint-Aryan geleneklerindeki Dyeus'un evrimiyle çelişir.

Bir başka ilginç eğilim de Zeus hala kendi irfanına ve mitolojisine sahip belirli bir tanrı iken, soydaşlarının soyut ve uzak figürler olma eğiliminde olmasıdır. Örneğin Jüpiter ve Dyeus kendileriyle ilişkili hayatta kalan çok az efsaneye sahiptir. Başlangıçta ayrıntılı bir mitolojinin olması ve bu mitlerin kaybolmuş olması mümkün olsa da gökyüzü babasının aslında tapınanlarının yaşamlarında önemli bir rol oynamayan Ouranos, yani Uranüs gibi ilkel bir gökyüzü tanrısı olması da muhtemeldir.

Başlangıçta gökyüzünün kişileştirilmesi ile oluşturulmuş ve yalnızca hava durumu ve savaşlar gibi insanların günlük yaşamlarıyla daha alakalı özellikler kazanmış olabilir. Bu durumda Dyeus'un Roma ve Hint-Aryan enkarnasyonu orijinaline daha yakınken, Yunan ve İskandinav anlayışları İlk-Hint-Avrupa toplumlarının Dyeus hakkındaki orijinal inançlarından farklılaşmıştır.

Hinduizm'de gökyüzü tanrısı Dyaus'un bir insan olarak enkarne olmaya ve tam bir insan hayatı yaşamaya zorlanarak cezalandırıldığı bir destan vardır. Hindu tanrılarının insan enkarnasyonlarının oynadığı rol Yunan mitolojisindeki tanrı oğullarının rolüne benzer. Zeus asla bir insan olarak enkarne olmamasına rağmen birçok oğlu vardı. Zeus'un ilahi soyu ve Dyaus'un insan enkarnasyonları ilk-Hint-Avrupa toplumlarının Dyeus hakkındaki bir hikaye ile ortak kökenleri paylaşıyor olabilir.

Günümüzde eski Hint-Avrupa tanrılarına ibadet büyük ölçüde terk edilmiştir. Fakat antik Yunan ve Roma dinleriyle aynı ilk-Hint-Avrupa kaynağından türetilen Hinduizm ve Antik Yunan, Roma, İskandinavya ve Doğu Avrupa'nın atalarının çok tanrılı dinlerini yeniden inşa etmeye çalışan yeni neo-pagan grupları istisna sayılabilir. Ancak Dyeus'un etkileri hala devam etmektedir.

Dyeus'un yüce bir tanrı ve tanrıların hükümdarı olduğu düşünülüyordu çünkü soydaşlarının çoğu bu role sahipti. Bu sonunda Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'da görülen tek bir Tanrı'ya özel bağlılığa yol açan adanmışlığın habercisidir. Çok tanrıcılık çağının başındaki Dyeus Pater'in tektanrıcılığa giden ilk adımlardan birini temsil etmiş olması mümkündür.

Hatta İbrahimi dinlerde görülen yer ve gök ikilisi Dyeus'a dair inançlarda da bulunmaktaydı. Gök ve baba tanrı olan Dyeus bereketli yağmurlar ve gün ışığı ile ilişkilendirilir, Dhéǵhōm adlı toprak ana ile yani yer ile çiftleştikleri, zıtlık ilişkisi içeren çiftler olduklarına inanılırdı.

Erken Slavlar tıpkı Zerdüşt dini reformundan sonra bazı İran halklarının da yaptığı gibi Dyēus'un Slav halefini şeytanlaştırdılar. Kelimenin "gün" anlamını kullanmaya devam etseler de "gök" anlamını ondan aldılar ve diğer İlk-Hint-Avrupa tanrılarının birçoğunu terk ederek onları yeni Slav veya İran isimleriyle değiştirdiler. Bu nedenle Slav halklarında Dyeus'un iki uzantısı ortaya çıktı. Biri "garip, tuhaf şey" anlamındaki "divo" diğeri ise "divъ" yani iblis'ti. [46]

Kültürümüzdeki "Deyyuz(s)'un oğlu" sözü de bu temele dayanıyor olabilir. İnsanlar geçmişten beri inanmadığı tanrıları aşağılamak için çeşitli sözler kullanmışlar yada onlara küfretmişlerdir. Ülkemizdeki bu "Deyyuz'un oğlu" sözü de eskiden Anadolu topraklarında inanılan tanrılardan biri olan Dyeus'a hakaret-aşağılama amacı ile ortaya çıkmış olabilir. Yani Dyeus, Deyus, Deyyus/Deyyuz şeklinde dilsel değişime uğramış olması mümkündür.