HABERLER
Dini Haber
Arkeolojik keşif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkeolojik keşif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

TEK BİR KAYADAN OLUŞAN HİNDU TAPINAĞI

A, Arkeolojik keşif, Açıklanamayanlar, Tek bir kayadan oluşan Hindu tapınağı, İnanılmaz Hindu tapınağı, İnsan yapımı olmayabilir mi?, Antik tapınaklar, Antik Hindu tapınağı, Kailasa Tapınağı, Arkeoloji
Kısaca: Tapınak bir dağdan oyulmuş, inşaatçılar yukarıdan aşağıya doğru başlayan dikey kazılarla yapmışlar. Bu inşaatlar sırasında dağdan yaklaşık 400.000 ton kaya kaldırıldığı tespit edildi. Tapınak, tek bir kayadan oyulmuş en büyük yekpare tapınaklardan biri olarak kabul edilir.

Hindistan'da tüyleri ürpertecek bir tapınak var. Perili ya da korkutucu olduğu için değil, tasarımı ve inşası insanların yapabileceğini düşündüğümüz her şeyin ötesinde olduğu için.

Tapınağın kendisi 164 metre derinliğinde, 109 metre genişliğinde ve 98 metre yüksekliğindeki bir dağa oyulmuş. Bu, Kailasa Tapınağı'nın gezegendeki tek bir kayadan oyulmuş en büyük TEK TAŞTAN YAPILMIŞ yapılarından biri olduğu anlamına gelir.

Hindistan, Ellora, Maharashtra'da bulunan bu görkemli tapınak Kailasa Tapınağı olarak bilinir. Bazıları bunu Kailasanatha tapınağı olarak adlandırıyor.

Tapınak Hindu ibadetine adanmıştır ve eski Hindistan'daki Rashtrakuta hanedanından 1. Kral Krişna  tarafından inşa ettirilmiştir.

Haklı olarak Kailasa Tapınağı büyüklüğü, mimarisi ve heykeltraşlığı nedeniyle Hindistan'da şimdiye kadar yapılmış en dikkat çekici mağara tapınaklarından biri olarak kabul edilir.

Kailasanatha tapınağı toplu olarak Ellora Mağarası olarak anılan 32 mağara tapınak ve manastırının bir parçasıdır. Kailasa Tapınağı toplamda 16 mağara kaplar.

Yapımlarının genellikle sekizinci yüzyılda başladığı kabul edilir.

Pek çok bilim adamı inşaatın büyük boyutlarıyla ve kendine özgü tasarımıyla birleştiğinde çok sayıda farklı mimari ve heykel düzenine dayanarak Rashtrakuta kralı 1. Krişna'ya atfedildiğine inanırken, bazı akademisyenler yapımında birden fazla kralın hüküm sürdüğünü iddia ediyorlar.

A, Arkeolojik keşif, Açıklanamayanlar, Tek bir kayadan oluşan Hindu tapınağı, İnanılmaz Hindu tapınağı, İnsan yapımı olmayabilir mi?, Antik tapınaklar, Antik Hindu tapınağı, Kailasa Tapınağı, Arkeoloji

DİKEY KAZI
Tapınak feci bir görüntüye sahip. Aslında bu Hindistan'daki en sevdiğim tapınaklardan biri. Etkileyici, farklı ve görkemli görünüyor.

Kailasa Tapınağı'nın en önemli özelliği "Dikey Kazı" dır.

Tapınak inşa edildiğinde oymacılar dağın tepesinden başlayarak aşağı doğru kazıdılar. Rajan, K.V. Soundara "Kaya-Kesme Tapınak Stilleri" kitabında geleneksel yöntemlerin projenin mimarı tarafından tam olarak takip edildiğini ve inşaatçıların tepeden başlayarak kazmalarının ön cepheden kazmaktan daha iyi olduğunu çünkü eğer öyle bir yöntem deneselerdi aynı sonuca ulaşamayacaklarını" söylüyor. Bu gerçek Kailasa'yı diğer tapınaklardan eşsiz ve farklı kılar.

Eski bir efsane Kailasa Tapınağı'nın yapımından bahseder. Katha-Kalpataru'ya göre yerel kral KrişnaYajnavalki (M.Ö. 1470-1535) korkunç bir hastalıktan muzdaripti. Eşi kraliçe, kocasını tedavi etmek için Tanrı Şiva'ya dua etmeye karar verir.

Kraliçe eğer dilek kabul edilirse ve bu tapınağın üstünü görene kadar bir oruç tutmaya ve bir tapınak inşa etmeye söz verdi. Sonunda kral iyileşti ve kraliçe tapınağın hemen inşa edilmesini istedi.

Ancak projeye katılan her mimar, bir shikhara (üstte) ile tamamlanmış bir tapınak inşa etmenin aylar alacağını açıkladı. Daha sonra Kokasa adında bir mimar Kral ve Kraliçe'ye bir hafta içinde bir tapınağın shikharasını (üstünü) göreceklerini açıkladı.

Sonunda Kokasa farklı bir teknik kullanmaya başladı. Yandan oymak yerine tepeye çıktı ve tepeden dikey olarak dağın tepesindem kazmaya başladılar. Sonunda bir hafta içinde shikhara'yı bitirdi.

Kailasa tapınağının en kötü şöhretli unsurlarından biri Kailasa dağını sallayan Ravana'yı tasvir ediyor olmasıdır. Heykel Hindu sanatının en güzel parçalarından biri olarak tanınır ve tapınağın bundan sonra Kailasa olarak bilinmesi olasıdır.

Bazı yazarlar 400 ton taş çıkarılarak yapılan bu tapınağın on sekiz yıl içinde tamamlandığını iddia ediyor. Tapınağın ilk yapım aşamasında her gün yaklaşık 60 ton kaya çıkarıldığı tahmin edilmektedir.

İnşaatçıların günde on iki saatten fazla çalıştıkları, her saat dağdan ortalama 5 ton kayaç çektiği sanılmaktadır.

Tapınağın nasıl planlandığını ve büyük olasılıkla nasıl tamamlandığını bildiğimiz halde, tasarımcıların, mimarların ve inşaatçıların, o zamanlar kendilerine sunulan nispeten sınırlı teknolojiyle nasıl başarabileceklerini tam olarak bilmiyoruz.

Önceki makalelerde yazdığım gibi binlerce yıl önce bu büyüleyici mağaraları kuranların sıradan bir çekiç, keski ve kazmadan daha fazlasına sahip olmuş olmaları çok mantıklı görünüyor.

Yazan & Çeviren: A.Kara

MİNOTOR ZAMANLARINDAN BİR MEZAR

Arkeolojik buluntular, Minotor mezarı, Antik mezar, Girit'teki minotor mezarı, Minoan uygarlığı, Knossos antik kenti, A, Kral Minos, Yarı boğa yarı insan, Boğa adam mezarı
Araştırmacılar Girit'te 3.500 yıldan fazla süredir dokunulmamış bir antik mezar keşfettiler. Arkeologlar ve arkeoloji öğrencileri yaklaşık 13 metre uzunluğunda, oymalar, iki iskelet ve yaklaşık iki düzine vazo bulunan bir mezarın ortaya çıkarıldığı sahneye çağrıldılar.

Kil kullanılarak eski zamanlarda mühürlenmiş bir yeraltı mağarasına rastladıktan sonra bu mezar yerel bir sakin tarafından istem dışı şekilde keşfedildi.

Mezar ve eserlerin Tunç Çağı, belki de M.Ö. 1.200 ila 2.400 arasında olduğu düşünülmektedir.

Ierapetra kasabası yakınlarındaki bir zeytinlikte bulunan mezar yüzeyin iki buçuk metre altında keşfedilmiş ve bir fincan, bir şarap karıştırma kabı ve yaklaşık onbeş amfora kabı gibi bir dizi eşya bulundurmaktadır.

Yunan Kültür Bakanlığı'na göre düşey bir kanal aracılığıyla keşfedilen mezar üç farklı odaya bölünmüştür.

Söz konusu ifadeye göre güney ucunda bozulmamış bir kapak bulunan sağlam bir lahit vardı ve içeride yetişkin bir kişinin “çok kasılmış bir duruş şeklinde” iyi korunmuş iskeleti vardı.

En kuzey ucunda kapaksız bir lahit vardı ve içinde diğer seramik damarlara ek olarak çok fazla bozulmuş bir yetişkin iskeleti vardı.

EFSANE
Minoan uygarlığı Akdeniz'in Girit adasında yaklaşık M.Ö. 2600 civarında ortaya çıkmış ve yaklaşık M.Ö. 1400'lere, 12 yüzyıla kadar gelişmiştir.

Medeniyetin varlığının kanıtı İngiliz arkeolog Sir Arthur Evans'ın Minoan Medeniyetinin başkenti Knossos'u ortaya çıkardığı 1900 yılında keşfedilmiştir.

Knossos antik kentinin bir boğa başı ve kuyruğu ve bir erkeğin gövdesi olan garip, ürkütücü bir yaratık olan Minotor'u içermek için “labirent” i görevlendiren Kral Minos'un efsanevi evi olduğu düşünülmektedir.

Minotor (Minotaur), Labirent'in merkezinde mimar Daedalus ve oğlu Icarus tarafından Girit Kralı Minos'un komutasında tasarlanan ayrıntılı bir labirent benzeri yapıda yaşıyordu ve en sonunda Atina kahramanı Theseus tarafından öldürüldü.

Yazan & Çeviren: A.Kara

ANTİK ASTRONOT : KRAL PAKAL

K'inich Janaab Mart 603'de doğdu. Pakal 12 yaşında tahta yükseldi ve 80 yaşına kadar yaşadı. Annesi Sak K'uk Palenque'nin hükümdarıydı. Uygun bir mirasçı olmadığından kraliçeler vardı. Sak K'uk hükmetme haklarını oğluna transfer etti. Palenque'nin gücünü Maya devletlerinin batı kesimlerinde genişletti ve başkentinde Maya medeniyetinin en iyi sanat ve mimarisini üreten bir yapım programı başlattı.

Kral Pakal çoğu zaman bir uzay gemisinin içindeki bir adamın temsili olduğu iddia edilen lahitin levhası üzerinde bulunan gravür nedeniyle "Palenque astronotu" olarak anılmıştır.

Palenque'de ortaya çıkarılan maskenin güçlü hükümdar Pakal "El Grande"yi gösteren ilk kalıntı olduğuna inanılıyor.

1. K’inich Janaab Pakal yaygın olarak "Pacal" ya da "antik Palenque devletinin hükümdarı olan Büyük Pacal" şeklinde anılır. Onun adı klasik Maya Dili'nde Kalkan demektir.

Amerika tarihinin en uzun saltanatı sayılan 68 yıl boyunca hüküm sürdüğü bilinmektedir.

Pakal’ın mezarı antik astronot hipotezine sıkı sıkıya bağlıdır. Erich Von Daniken'in 1968 yılında en çok satan kitabı olan "Tanrının uçan arabaları"nda Pakal'ın lahitinin kapağını, Merkür Projesi sırasında uzay aracı içindeki astronotların tasvirleriyle karşılaştırmıştır.

A, Antik tarih, Kral Pakal, Antik astronot, K’inich Janaab Pakal,Maya kralı, Antik Maya medeniyeti, Antik uzaylılar, Uzaylıların varlığının izleri,Geçmişte uzaylı izleri, Açıklanamayanlar,

Pakal Lahiti'nin karşılaştırmasında V. Daniken şöyle yazmıştır:
"Bu çerçevenin merkezinde oturmuş, öne doğru eğilmiş bir adam var. Burnunda bir maske var, bazı kontrolleri idare etmek için iki elini kullanıyor ve sol ayağının topukları farklı ayarları yapmak için bir çeşit pedal üzerinde duruyor. Arka kısım ondan ayrıdır; karmaşık bir sandalyede oturuyor ve bu çerçevenin dışında egzozdan çıkar gibi küçük bir alev görüyorsun…"
Şimdi ise uzmanlar yeni bir keşif yaptılar.
Arkeologlar 1.K'inich Janaab Pakal'ı temsil ettiğine inanılan bir maskeyi ele geçirdiler. Maske, Chiapas (Meksika)'da, Palapque arkeolojik bölgesindeki El Palacio olarak bilinen antik yerdeki arkeolojik çalışmalar sırasında bulunmuştur. Uzmanlar maskeye ek olarak seramik figürler, oyulmuş kemikler ve çakmaktaşı gibi ayin nesneleri de bulduklarını bildiriyorlar.

Arkeolog Arnoldo Gonzalez "Bu bir tanrının temsili değil. Bazı görüntülere baktıktan sonra bunun Büyük Pakal olması mümkün görülüyor. Şu anda bu konuda oldukça eminiz" diyor.

"İşlem sırasında (maske) başının altında figürler, seramik parçaları, küçük tabaklar, balık kemikleri vardı ve bu da akuatiklerle olası bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor."

Dahası, Meksika’nın Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü INAH'a göre arkeologlar ayrıca Casa C olarak adlandırılan yapıdaki kalıntıları da ortaya çıkardılar.

Kaynaklar:
Finley, Michael. "Von Daniken's Maya Astronaut". SHAW WEBSPACE. Archived from the original on April 12, 2008. Retrieved 18 October 2015.
Freidel, David A.; Schele, Linda; Parker, Joy (1993). Maya Cosmos: Three Thousand Years on the Shaman's Path. New York: William Morrow and Company. ISBN 9780688100810.
Martin, Simon; Nikolai Grube (2008). Chronicle of the Maya Kings and Queens: Deciphering the Dynasties of the Ancient Maya (2nd ed.). London and New York: Thames & Hudson. ISBN 9780500287262. OCLC 191753193.
Mathews, Peter. "WHO'S WHO IN THE CLASSIC MAYA WORLD". Foundation for the Advancement of Mesoamerican Studies, Inc. (FAMSI). Retrieved 18 October 2015.
Schele, Linda; Mathews, Peter (1998). The Code of Kings: The Language of Seven Sacred Maya Temples and Tombs. New York: Touchstone. ISBN 068480106X. Retrieved 17 October 2015.
Skidmore, Joel (2010). The Rulers of Palenque (PDF) (Fifth ed.). Mesoweb Publications. Retrieved 12 October 2015.
Stokstad, Marilyn (2008). Art History Fourth Edition. Upper Saddle River, New Jersey: Prentice Hall. ISBN 0-205-74422-2.
Stuart, David; Stuart, George (2008). Palenque: Eternal City of the Maya. Thames & Hudson. ISBN 9780500051566.
von Däniken, Erich (1969). Chariots of the Gods?: Unsolved Mysteries of the Past. Bantam Books. ISBN 0285502565.

Yazan & Çeviren: A.Kara

ANTİK İNKA'DA İLERİ SEVİYE BEYİN CERRAHİSİ

Antik tarih, Bilimsel, Antik medeniyetler, A, İnkalar, İnka toplumu, İnka'larda gelişmiş beyin ameliyatı, İnka'larda kranial anatomi, İnka toplumunda tıp, A, İnkalar hakkında bilinmeyenler
Anlaşıldığı üzere antik İnkalar uzmanların kabul etmeye istekli olduğundan çok daha gelişmiş bir toplumdu. Yeni yapılan çalışma kanıtlamıştır ki antik İnka medeniyeti kafatası cerrahisinde Amerikan İç Savaşında görev yapan doktorlardan çok daha iyidir.

Buna rağmen, birçok yazar ve akademisyen Kolombiya öncesi medeniyetlerin bazılarının oldukça gelişmiş olduğu konusunda hemfikirdir. Birçok Aztek ve Maya medeniyetinin keşiflerinin Avrupa merkezleri kadar ilerlediği görülmektedir.

Günümüzde uzmanlar İnkaların gelişmiş kraniyal ameliyatlar yaptıklarını keşfettiler. Dünya Nöroşirürji dergisinde yayınlanan bir çalışmada İnkaların kazıma, ensizyon ve perforasyon tekniklerini kafatasına mükemmel bir şekilde uyguladıkları ortaya çıktı.

Trepanasyon adı verilen teknik, kafa travması, baş ağrıları, epileptik nöbetler ve akıl hastalığının tedavisi için yıllarca dünyanın çeşitli halkları tarafından kullanılmıştır.

Trepanasyon kafatasına bir deliğin açıldığı tıbbi bir prosedür olarak tanımlanır. Bu teknik antik çağlardan beri uygulanmaktadır ve migren, nöbetler, travma, akıl hastalıkları hatta şeytani bir ele geçirilme olayı gibi bazı semptomları tedavi etmek için kullanılmıştır. Ancak yeni araştırmaya göre İnkalar o alanda diğer medeniyetlere göre daha da gelişmişti. Nasıl olduğu bilinmesede her nasılsa İnka'lar bir şekilde anatomi konusunda uzmanlardı.

Antik tarih, Bilimsel, Antik medeniyetler, A, İnkalar, İnka toplumu, İnka'larda gelişmiş beyin ameliyatı, İnka'larda kranial anatomi, İnka toplumunda tıp, A, İnkalar hakkında bilinmeyenler
Konuyla ilgili olarak Miami Miller Tıp Fakültesi'nde tıp profesörü olan David S. Kushner, “Kranial anatomiyi biliyor ve daha çok kanamaya sebep olacak bölgelerden kaçınmış gibi görünüyorlar” dedi.

Çalışmanın sonucundaki bulgular İnka'ların İ.Ö. 400 yılları arasında üzerinde işlem yaptığı 800'den fazla kafatasının değerlendirilmesine dayanmaktadır ve tüm bunlar 1500 yılında Peru'da keşfedilmiştir.

Araştırmacılara göre İnka İmparatorluğu'ndaki bu ameliyatların sonrasındaki ölüm oranı % 17 ile % 25 arasında değişiyordu.

Karşılaştırma yapıldığında ise İnka'lardan yüzyıllar sonra, Kuzey Amerika İç Savaşı sırasında yapılan kranial operasyonlara bakıldığında ölüm oranının % 46 ile 56 arasında olduğu görülüyor.

Bilim adamları İnkaların başarısının nedenini bilmiyorlar ama hijyenin belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyorlar.

David S. Kushner, “En erkenden en son zamana kadar antik İnka toplumu hangi tekniklerin daha iyi olduğunu ve dura'ya daha az zarar verdiğini biliyordu” diyor.

Beyin etrafını saran bir zar olan dura, sıvı içerir ve enfeksiyonu önler. Uzmanların raporuna göre değişen tekniklerine bakıldığında İnkalar hayatta kalmanın enfeksiyondan kaçınmaya bağlı olduğunubiliyordu.

David S. Kushner bu konuda şunu söylüyor: "Eski Peru'luların enfeksiyonları nasıl önlediklerini bilmiyoruz, ancak bu alanda çok iyilerdi."

Yazan & Çeviren: A.Kara

ARAŞTIRMACILAR 100 MİLYON YILLIK BEBEK YILAN FOSİLİ BULDULAR

Bilim adamları mükemmel bir keşfe rastladılar.
Çin Akademisi'nden bilim adamları Güneydoğu Asya'daki şuan Myanmar olarak bilinen ormanda kehribar rengi bir arkeolojik parçanın içinde kalmış yılanın kalıntılarına rastladılar. Bu şimdiye kadar keşfedilmiş en eski bebek yılan olduğu için arkeoloji ve bilim açısından inanılmaz bir keşif.

Üst Kretase döneminde yaşamış olan yeni türler Xiaophis myanmarensis'in bilimsel ismini aldılar.

Yaklaşık 5 santimetre uzunluğundaki fosilin kafatasını yitirdiği görüldü. Bu yüzden bilim adamlarından oluşan ekip kemiklerin büyüklüğünü, şeklini ve yönünü incelemek için mikroskoplar ve x-ışını taramalarını kullandılar.

Daha sonra araştırmacılar yeni fosilin kemik yapısını, evrimsel kayıtlarda nereye uyduğunu görmek için araştırma yaptılar ve onu mevcut bir yılan fosilinin veri tabanına benzettiler.
Bilim, Arkeolojik buluntular, Bilimsel, 100 milyon yıllık yılan sofili,Yılan fosili,100 milyon yıllık bebek yılan fosili,Dinozorlar çağında sürüngen,Bebek yılan fosili,A
Bu buluş yılanların düşünüldüğünden çok daha önce sualtı ve kıyı bölgelerinden ormanlık ortamlara taşınmış olabileceğini ve yılanların spinal kemiklerini geliştirdiği mekanizmanın milyonlarca yıl içinde çok az değiştiğini ortaya koydu ve araştırmacılar bu bilimsel gelişmeleri raporladı.

Uzmanlar boyutu gerçekten küçük olan bu yılanın bir insan eline sığabileceğini söylüyor. Keşfe katılan uzmanlar sürüngenlerin dünyayı dinozorlarla paylaştığı dönemden bu yana yılanın evrimi hakkında bir fikir verdiğini söylüyorlar.

Bilimsel Gelişmeler dergisinde yayınlanan bir rapora göre, bilim adamlarının uyguladığı X-ışını çalışmaları sonucunda eski kıtasal blog olan Gondwana ile diğer Kretase türleri arasında önemli benzerlikler saptandı.

Bilim, Arkeolojik buluntular, Bilimsel, 100 milyon yıllık yılan sofili,Yılan fosili,100 milyon yıllık bebek yılan fosili,Dinozorlar çağında sürüngen,Bebek yılan fosili,A
Bu keşif sayesinde araştırmacılar yılan omurgasının milyonlarca yıl önce nasıl geliştiğini, özellikle omuriliği birleştiren eklemlerin ve zamanla omuriliğe dönüşen tüpün kapanışının oluşumunu inceleyebilecekler.

Bu kehribar tortuları yapıları gereği fosilleri milyonlarca yıl boyunca mükemmel durumda koruma yetenekleri ile tanınırlar. Bulunan bu kehribar parçalarından birinde bir parça yılan derisi, diğerinde ise bir bebek yılanının iskeleti, 97 omur ve kaburga bulunmaktadır.

7000 YIL ÖNCE ESKİ MEZOPOTAMYA HALKI İNSAN ŞEKLİNDEKİ SÜRÜNGENE TAPIYORDU

A, Antik tarih, Yılan insanlara tapan Ubaidliler, Kertenkele benzeri varlık, Tell Al'Ubaid, Antik Mezopotamya, Yılan insanlara tapan antik halk, Ur, Eridu, Ubaid, Arkeolojik buluntular,
Mezopotamya'da yaşayan erken dönem kültürleri hakkında inanılmaz detaylar sunan Al-Ubaid arkeolojik bölgesinden toplanan Sümer Öncesi bazı eserler vardır.

El-Ubaid'de arkeolojik araştırmalar sonrası uzmanların kertenkele benzeri özelliklere sahip insansı figürler olarak tanımladıkları heykelleri içeren bir dizi antik eseri ortaya çıkardılar. Bu eserler Mezopotamya'daki Ubaid Dönemi'ne kadar uzanmaktadır.

Ubaid Dönemi, yaklaşık 6500 ila 3800 yılları arasında sürmüştür ve adını Ubaid dönemine ait en eski kazının yapıldığı Tell al-‘Ubaid'den almıştır.

Ubaidiyen kültürü M.Ö. 4000 ila 5.500 arasında uzanmaktadır ve tıpkı eski Sümerler ile olduğu gibi, Ubaid halkının kökeni de arkeologlar için bir gizem olmaya devam etmektedir.

Ubaid kültürünün bilhassa çok odalı, dikdörtgen şeklindeki karakterize çamur evleriyle, büyük duvarsız yerleşimler inşa etmeye başladığı bilinmektedir.

Arkeologlar, buluntular sonrası Ubaid Döneminde toplumun kentleşmeye doğru ilerlediği konusunda kesin olarak hemfikirler. Ubaid Kültürü T şeklinde inanılmaz evler, açık avlular, döşeli sokaklar inşa etmiş ve gıda işleme araçları üretmişlerdi.

Hızla, büyük ve duvarsız yerleşim birimleri kasabalarla yer değiştirmeye başladı. Tapınaklar dikildi ve insanlar yaşam tarzlarını değiştirdi. Yeni teknolojiler ortaya çıktı ve tarih daha önce hiç olmadığı gibi yazılmaya başladı.

Bugün arkeologlar, binlerce yıl geçtikten sonra Mezopotamya'da ilk antik kentlerin yaşamına dair eski bir bulmacayı bir araya getiriyorlar.


KERTENKELE BENZERİ VARLIĞA İBADET
Eski Mezopotamya tarih açısından zengindir. Binlerce yıl önce orada yaşayan eski insanlar, bize erken kültürlerin yaşamlarına göz atmamızı sağlayan çok sayıda ipucu bıraktılar.

Tell Al’Ubaid'in arkeolojik yerinde, Ur ve Eridu antik kentlerinde, arkeologlar antik kültürler hakkındaki anlayışımıza meydan okuyan bir dizi gizemli figürü ele geçirdiler. 7000 yıldan uzun bir süre önce, Mezopotamya'nın eski sakinleri, Sürüngen benzeri varlıklara tapıyorlardı.

Arkeologlar bu kültürü anlamaya yardımcı olan bir dizi eseri ortaya çıkarmışlardı. İlginç bir şekilde, bilim adamları figürlerin çoğunun bir tür kask giydiğini ve omuzlarında bir tür dolgu malzemesi olduğunu keşfettiler.

Uzaydaki varlıklara benzeyen antik heykelciklerin kazılmasına ek olarak, arkeologlar, süt emen bebekleri tutan kadın varlıklarının çeşitli figürlerini ele geçirdiler. Ancak, bebeği tutan varlık insan değil, bir sürüngen; İnsansı karakteristik özelliklere sahip kertenkele benzer bir yaratıktı.

Antik Mezopotamya'da ortaya çıkarılan figürinlerin bazıları uzun başları, badem şeklindeki gözleri ve sürüngen benzeri özellikler ile temsil edilmiştir. Mezopotamya'nın antik halkının bu figürler ile temsil etmek istediği şey, bir sırdır.

Arkeologlar bu keşifler karşısında şaşkına uğradılar ve Ubaid kültürünün kertenkele benzeri yaratıklara ibadet eden bu garip görünümlü heykelcikleri neden oluşturduğuna dair bir açıklama yapmadılar.

Uzmanlar, figürlerin duruş şekillerinin yanı sıra, kadın figürlerinin emzirmeyi betimlediği gerçeğinden dolayı figürlerin ritüel nesneler olamayacağını öne sürdüler. Öyleyse, bu figürler ritüel ögeler değillerdi. Peki ama ne için kullanılmışlardı ve eski insanlık bize neyi anlatmaya çalışıyordu?

Mezopotamya'nın eski insanların bu heykellerle iletmek istedikleri her ne olursa olsun elbette önemliydi. Fakat sürüngen varlıklar sadece Mezopotamya'nın eski sakinleri için önemli değildi. Nereye baksak, benzer tasvirler bulabiliriz.

Aztek ve Maya tanrıları olan Quetzalcoatl ve Kukulkan gibi kertenkele benzeri yaratıklar, bir yılan şeklinde temsil edilmişlerdi. Bunlar sadece dekoratif ögeler miydi? Hayal gücünün sonucu muydu? Yoksa Ubaid kültürü gerçekten aralarında kertenkele benzeri varlıklar görüyor muydu?

Yazan & Çeviren: A.Kara