HABERLER
Dini Haber

Slider

latest

Slider Right

randomposts4

DİN & İNANÇ KONULU YAYINLAR

din/block-1

MİTOLOJİ KONULU YAYINLAR

mitoloji/block-7

BİLİMSEL

Bilimsel/block-2

TARİH

tarih/block-2

GİZEMLİ

Açıklanamayanlar/block-3

SEMBOLLER

Antik semboller/block-8

HABERLER

Dini Haber/block-9
"Evet Karabekir, Arapoğlu nun saçmalıklarını Türk oğullarına öğretmek için Kuran ı Türkçe ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
– Mustafa Kemal Atatürk

"İnsan en acımasız hayvandır. Trajedilerde, boğa güreşlerinde ve haça germelerde şu güne kadar kendisini en iyi hisseden oydu ve kendisi için cehennemi icat ettiğinde, sıkı durun, bu aslında en iyi cennetiydi."
"Her dakika övülmek isteyen bir Tanrıya inanamam."
– Friedrich Nietzsche

"Din . . . temel olarak korkuya dayanır … bilinmeye karşı duyulan korku, yenilgi korkusu, ölüm korkusu. Korku her acımasızlığın anasıdır ve o yüzden acımasızlık ve dinin el ele gitmesine şaşılmamalı. Benim din hakkındaki görüşüm Lucretius’la aynı. Onu korkudan doğan bir hastalık ve insan ırkına büyük bir mutsuzluk kaynağı olarak görüyorum."
– Bertrand Russell

"Evrenin sırlarının kabul edilebilir bir açıklamasının olmaması, bir tane yaratmamızı gerektirmez."
– J. Benbasset

SON YAYINLAR

ESKİMO TANRISI IGALUK

İnuit mitolojisi, eskimo mitolojisi, Eskimo tanrıları, Igaluk, Eskimo hikayeleri, Eskimo efsaneleri, A, mitoloji, Ay ve Güneş, Güneş tutulması, Antik inanışlar, Eskimolar,
DOĞA OLAYLARINI YÖNETEN GÜÇLÜ ESKİMO AY TANRISI IGALUK

Eskimo halkının ay tanrısı İgaluk'tur fakat bu onun birkaç isminden sadece bir tanesidir. Kanada'nın Kuzey Kutup bölgeleri, Alaska ve Grönland'da Aningan (Anningan) olarak bilinir ve yaşayan yerli halklara göre o doğa olaylarını yöneten en üstün ilahi varlıktır.

Pratik olarak her şeye hükmeder ve İnuit halklarının pantheonundaki en güçlü tanrılardan birini temsil eder.

İnuit inancında güzelliği, tutkusu ve cesareti ile tanınan güneş tanrısı Malina Igaluk’un kız kardeşidir ve onu çok sever. Fakat bu her zaman birlikte olmak zorunda oldukları anlamına gelmez. Bu ikili hakkındaki efsaneler değişkenlik gösteriyor ama ortak bir noktaya sahipler: Malina Igaluk'tan sonsuza dek kaçıyor.

Güzel bir İnuit efsanesi çok yakın olan, gençken birlikte oynayan ve gülen bu kardeşler hakkında bir hikaye anlatır. Çok uzun zaman önceydi, İgaluk ve kız kardeşi ölümlülerdi ve kuzeye uzak bir köyde yaşıyorlardı. Büyüdükçe ayrı yaşamaya başladılar.

Bir gün artık çocuk olmayan Igaluk etrafındaki kadınlara bakmaya başladı ve gözleri kız kardeşinin üzerine düştü. Onun en güzeli olduğuna kanaat getirdi.

Bir gece herkes uyurken kadınların çadırına gizlice girip kız kardeşine zorla sahip olmaya kalktı. Malina karanlık olduğu için saldırganın kim olduğunu tanıyamadı ancak ertesi gece için hazırdı.

Yine aynı şey olduğunda parmaklarını lamba isiyle kapladı ve gece tekrar gelen ziyaretçinin yüzünü onunla lekelendi.

Daha sonra lamba tekrar yandığında ırzına geçmeye kalkan gizemli adamın sevgili erkek kardeşi Igaluk olduğunu öğrenince şaşırdı.

Artık mantıklı davranamaz ve düşünemez hale gelen Malina çok utandı ve büyük hayal kırıklığı yaşadı. Meşalesini aldı ve gecenin karanlığına doğru kaçtı. Igaluk peşinden koştu, koşarken özür dilediğini haykırıyor ve af diliyordu. Fakat kız kardeşi onu dinlemedi. Elinde yanan bir meşale ile koşmaya devam etti, İgaluk da aynını yaptı ama meşalesini düşürdü. Alev kayboldu ve geriye sadece hafif bir parlama kaldı.

Kovalamaca uzun süre devam etti, ikisi de o kadar hızlı koştular ki sonunda gökyüzüne yükselerek ay ve güneş oldular.

İnanışa göre şimdi ikisi de cennetteler fakat iki ayrı odada yaşıyorlar ve sonsuza dek ayrı kalacaklar.

Igaluk yani Ay o zamandan beri parlayan kız kardeşi Güneş ile sadece bir güneş tutulması sırasında karşı karşıya geliyorlardı. Güneş’in ışığı daha ılık ve daha güçlüydü ve Ay onunla asla yarışamazdı çünkü ışığı çok daha soğuk ve zayıftı.

Bu efsane muhtemelen aile içi ilişkiyi doğru bulmayan bir İnuit topluluğunun uydurmasıdır. Bu efsaneyle hem bunu doğru bulmadıklarını, hem de bu durumun sonuçlarının sonsuz ayrılık gibi acı sonuçlarının olacağını vurgulamak istemiş ve bunu da Güneş tutulması ile betimlemiş olabilirler.

Kaynaklar:
Cotterell, A. A Dictionary of World Mythology
Freuchen P.  Book of the Eskimos

Yazan: A.Kara

CERMEN HAYALET SAVAŞÇILARI

mitoloji, tarih, Antik tarih, Cermen Hayalet Savaşçıları, Alman efsaneleri, Cermen mitolojisi, Alman mitolojisi, Roma imparatorluğu, Roma ve Cermen savaşları, A,
ROMALILARIN EN BÜYÜK ASKERİ YENİLGİSİ VE ANTİK CERMEN HAYALET SAVAŞÇILARI EFSANESİ

Derin, karanlık ve yoğun ormanları hızla ve sessizce geçtiler. Ne görüldü ne de duyuldular. Çeşitli ölümcül silahlarla eğitilmiş olup Romalılara karşı en büyük orduyu oluşturan bu hayaletlere bugün elit savaşçılar deniyor. Efsaneye göre Romalı askerler ne olduğunu anlayana kadar Germen hayalet savaşçıları hava şeffaf bir şekilde görünüyor göz açıp kapayıncaya kadar Romalıları öldürüp karanlıkta kayboluyorlardı.

Düşmanlarıyla yüz yüze gelen Vikinglerin aksine Cermen hayalet savaşçılar doğadan ve sürpriz unsurlarından yararlandılar. Ham bir yöntem olabilirdi ama kesinlikle başarılı bir askeri taktikti. Eski Romalılar bölgelerine girdiklerinden kısa bir süre sonra Cermen hayalet savaşçılarının hiç kimseye boyun eğmediğini ve böyle bir niyetleri olmadığını öğrendiler.

CERMEN HAYALET SAVAŞÇILARI KİMLERDİ?
Birinci yüzyılın ilk on yılında Almanya bugün olduğundan çok farklıydı. Ülkeye dağılmış çeşitli kabileler, gevşek bir şekilde yapılandırılmış topluluklar yaşadı. Birbirlerinden bağımsız olmalarına rağmen özgürlüğü her şeyden daha önemli olarak değerlendiriyorlardı. Bundan dolayı bir istila ile karşılaştıklarında kendilerini örgütlediler ve farklılıklarını bir kenara bırakıp düşmanlarına saldırdılar.

Romalılar için eski Cermen savaşçıları korkunç vahşi adamlardan başka bir şey değildi ve doğal olarak Barbarlardı. Ancak “Barbarlar” terimi günümüzde büyük ölçüde yanlış kullanılmaktadır. Modern zamanlarda sık sık Barbarların medeniyetten yoksun veya kötü insanlar olduklarını söylüyorlar. Ancak kelimenin gerçek anlamı unutuldu. Bu kelime eski Yunanistan'dan gelmektedir ve başlangıçta yalnızca Yunanca bilmeyen insanlara atıfta bulunmak için kullanılmıştır (Bir nevi Yunanlıların kendini üstün görüp diğerlerini aşağılaması, ırkçılık durumu).

ESKİ ROMANIN EN BÜYÜK ASKERİ FELAKETİ: TEUTOBURG ORMANI SAVAŞI
Roma İmparatorluğu kısa süre sonra kuzey-orta Avrupa'daki coğrafi bölgenin fethedilmesinin son derece zor olacağını fark etti. Bölge çoğunlukla Cermen kabileleri tarafından işgal edilmişti fakat bölgede aynı zamanda Keltler, Baltlar, İskitler ve daha sonraki süreçte Erken Slavlar da vardı.

Eğitimli Romalı askerler ile ağır silahlar kullanan Cermen savaşçıları arasındaki çatışma korkunçtu.

Mitolojisi sihir ve şeytani karanlık güçlerin gücü ile ilgili hikayelerle dolu eski Romalılar gibi bir medeniyet için Teutoburg Ormanı çok yabancı ve korkutucu bir bölge olmalıydı. 9 Eylül'de Teutoburg Ormanı Savaşı sırasında üç Romalı lejyon Romalılarla savaşmak için bir grup Cermen toplayan Çerusker şefi Arminius tarafından yenildi.

Cermen kabileleri bir zaferden daha fazlasını başardı. Üç Roma lejyonunu tamamen imha ettiler. Çok az Romalı asker sağ kurtuldu fakat kurtulanlar da köle oldu. Romalıların katliamı İmparatorluğu daha dikkatli davranmaya itti. Zaman zaman yapılan baskınlar ve seferler olsa da Romalılar bir daha asla Ren Nehri boyunca geçemediler.

HAYALET SAVAŞÇILARIN SİLAHLARI
Roma askeri birlikleri eğitimli ve düzenliydi. Büyük cesaret sahibi bu askerlere duyulan saygının bir belirtisi olarak 'Merih lejyonu veya Merihliler' adı verildi.

Disiplinli Romalı askerlerinin Cermen savaşçıların yarattığı kaostan tamamen etkilendiği anlaşılıyordu. Cermen kabileleri, mızrak, sapan, cirit ve ilkel ama etkili olan tokmak gibi çeşitli silahlar kullanıyorlardı.

Adrian Ambrose'nin Antik Roma Tarihi adlı kitabında yazdığı gibi Cermen savaşçılar asla birleşik ve yapılandırılmış ordulara sahip olarak mücadele etmediler. Savaşları geniş şekilde yapılandırılmış bir saldırı planı olan topluluklar olarak savaşan yüzlerce savaşçıdan oluşuyordu. Yani saf bir kaos..

Saha ve askeri harekat düzeninde savaşmaya alışkın olan organize Roma ordusu için bu bir kabustu.

Tarih kayıtlarının yazdığı gibi Romalılar eski Cermen hayalet savaşçılarıyla karşılaşırlar ve bu birçok insanın ölümüne neden olan yıkıcı bir andır. Yani aslında bu efsanenin kaynağının Roma'nın şaşkılığı sonrası ortaya çıktığı nettir, dönemin Cermen savaşçılarına hayalet benzetmesi yapıp bunu bir efsane haline getirmişler. Romanın kaderi güçlerini birleştiren ve onları ülkelerinden kovan Cermen kabilelerinin saldırdıkları gün mühürlenmişti.

Kaynaklar:
Ambrose Adrian - Ancient Roman History, Barbarians at the Gate: Ghost Warrior: Ancient Rome VS Germanic Barbarian
Peter S. Wells - The Battle That Stopped Rome: Emperor Augustus, Arminius, and the Slaughter of the Legions in the Teutoburg Forest

Yazan: A.Kara

NASIL PARÇACIK OLDUM ? | 3

Dinden çıkış hikayesi,İslamdan çıkış süreci, İslamı neden terk ettim?, Karmaşık, Kur'an nasıl yazıldı?, Nasıl parçacık oldum 3, din, islamiyet, Muhammed'in ölümü sonrası kavgalar,Peygamberlik,
Koyu bir sünni iken izlediğim videolar ve okuduğum kitapların etkisi ile yaşadığım inanç serüvenini anlatmaya devam ediyorum ;

Ve hemen hemen her düşünen insanın geçtiği yollardan geçtim.
Nedir bu yollar ?

Muazzez İlmiye Çığ
  • Sümerler ve dinlerin tarihi
  • Sümerli Ludingira
  • Kuran, Incil ve Tevrat

Turan Dursun
  • Kutsal kitapların kaynakları 
  • Din bu

Arif Tekin
  • Muhammed’in Ölümü
  • Sümerlerden Islam’a Kutsal kitaplar ve dinler
  • Bilinmeyen yönleri ile Kur’an

Din ve Mitoloji
  • Muhammed gerçekten yaşadımı?
  • Muhammed’in cinayetleri ( Olayları biliyordum ancak hiç bu açıdan bakmamıştım )
  • İlk dinden dönenler katiplerdi
  • Al-ilah

Ve daha bu konuda daha az bilinen bir sürü makale ve kitaplar..

Bu kadar hızlı geçen değişim sürecimde kendimi bir seyirci gibi izliyordum.

Acaba bu adam ne yapacak? Sonuca varacak mı? Yaşadığı düşünce ve inanç karmaşasının izahını yapıp duruşunu netleştirebilecek mi?

Benim için rahatlatıcı olan ise , izlediğim adamın ( Kendimin ) yalan söyleyip söylemediğini net olarak biliyor olmam ve ben (içimdeki beni) bir izleyici olarak O’nun üzerinde hakim ve yönetici konumda bulunuyor olmam. Yani yanlış yola girdiğini hissettiğim anda kendimi uyarabiliyor olmak benim rahatlama noktam.

Bence ben artık varlığıma bir açıklama getirmek, en azından yorumlamak durumundaydım.
Peki..

Bunu ben istedim. Hoş! Sanki ben herşeyi biliyormuşum gibi kendime karşı sağlam bir şekilde duruyordum. İçimdeki ben ile oturup bu konuyu konuşmak zorundaydım.

Sessizliği ilk ben bozdum. Ben bozdum çünkü biliyordum ki, içimdeki ben her görüşe açık ve iyi bir dinleyicidir. İyi tanıyorum O’nu.
  • Haydi herşeyi masaya yatıralım ve bir analiz yapalım. Çünkü bizim derleyip toparladığımız bu bilgileri ancak akıl yardımı ile bir anlam katabiliriz. Bunun tek yolu ise tarafsız bir şekilde tüm bilgileri masaya yatırıp olasılıklar hakkında fikir yürütmek.


MASAYA YATIRDIKLARIM
Tüm öğrendiğim bilgiler ışığında henüz bir karara varmış değilim. Ancak lokalden genele doğru bir yol alacağım bu izahı yapmaya çalışırken.

1 – Allah (cc) var, peygamberleri gerçekten göndermiş. Ancak insanlar dinleri değiştirmişler.

Allah (cc) var, Hz. Muhammed gerçekten peygamber olarak gönderilmiş. Kitap yazılmış, ancak Osman zamanından başlayarak Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde Kuran’a eklemeler yapılmış, üzerine hadislerde eklenmiş. Yani aslında Kur’an bugün elimizde olandan çok daha az sayfaları olan bir kitap. Çünkü bazı ayetler varki hakikaten ilahi olduğunu hissediyorsunuz ruhunuzun derinliklerinde. Ancak bazı ayetler var ki bir çok çelişki baındırıyor. Ve mantık hataları içeriyor.

Bu varsayıma göre Hz. Muhammed gerçekten peygamber olarak görevlendirilmiş. Görevini de yapmış. Ancak insanlar O’nun vefatından hemen sonra, atalarının öğretileri doğrultusunda hareket ederek dini kendi istekleri doğrultusunda anlamlandırmaya çalışmışlardır. Ebubekir ile Ömer’in birlikte kumpas kurarak Hz.Muhammed’i zehirleyerek yaşamına son vermişler. Ve daha Hz. Muhammed defnedilmemişken iktidar kavgasına girişmişlerdir.

Şimdi bu durumda, bu insanların ( Ashabın ) islamı iyi anlamış ve uygulamış olacaklarına nasıl güvenebiliriz?

Adamlar daha peygamberlerini defnetmeden iktidar kavgasına girişmişler. Hz. Ömer hakkında aşırı hırslı olmasından kaynaklı bir çok suikast ve komplonun mimarı olarak söz ediliyor. Bu durumda bu insanlar Hz. Muhammed’e ve getirdiği kitaba aslında iman etmemiş , sadece iman etmişler gibi görünmüşler izlenimi veriyor.

…. Bir dakika oğlum hemen coştun. Dur bakalım.
Sen bu bilgileri neye göre yazıyorsun buraya? Delilin nedir?

Hadisler..
Başka ?
Tarih kitapları.
Başka ?
Günümüz tarihçilerinin kitapları.
Bu kadar mı?
Evet.

… Olmadı bunlar yeterli değil.

Eee? Yani bu durumda oturup herkesin inandığı gibi yapıp hayata devam mı edelim? O dönemde ne olmuş acaba? Bunu nasıl öğrenebiliriz?

Bu durumda 1 numaralı maddeyi yeniden ele almam gerekiyor.

1 – Allah (cc) var, peygamberleri gerçekten göndermiş. Ancak insanlar dinleri değiştirmişler.

Hz. Muhammed Kuran’ı getirmiş ancak insanlar Emeviler ve Abbasiler döneminde dinin bir çok kuralını değiştirmişler. Adına asrı saadet denilen bir dönem yaşanmış ve döneme ait her hangi bir kayıt elimizde maalesef yok. O döneme ait en yakın bilgi Hz. Muhammed’in vefatından yaklaşık 200 yıl sonra hadisleri toplayıp yazan Buhara şehrinde yaşamış olan Buhari’nin hadis kitapları var.

200 yıl.. İki yüz yıl.. Yahu anlamıyorum, bu ara dönemde yazı yeni mi icat edilmişti? Neden daha önce bu döneme ait herhangi bir kitap yazı vs yok? Kuran var ancak o konuda da okuduklarım canımı sıkmıyor değil;

Neymiş efendim Hz. Muhammed’e vahiy geldiğinde hemen oracıkta ne bulurlarsa kemik, deri vs. Onun üzerine yazarlarmış. Bu durumda insan düşünmeden edemiyor; muhterem o dönemde paşümen yokmuymuş? Hadi yokmuş diyelim. Kurutulmuş ve tabaklanmış deri üzerine yazılmamış mı ?  Yahu dünyanın en mühim olayı gerçekleşiyor ve insanlar ne bulurlarsa onun üzerine kayıt ediyorlar. O dönemde Hz. Muhammed’in diğer ülkelere gönderdiği islama davet mektupları duruyor. Her ne hikmetse o dönemde yazılmış Kuran sayfaları yakılmış, toplatılmış vs. Bu durumda Hz. Muhammed gerçekten elçi olarak görvlendirilmiş ve bir dönem islam doğru şekilde tebliğ edilip yaşanmış. Ancak Hz. Osman’dan başlayarak göndeirlen Kuran değiştirilmeye başlanmış kafalar karıştırılmış ve Emevi sapıklığının yolu açılmış.

Yahu bu durumda İslam ve peygamber var demekki. Bize düşen dinimizi doğru şekilde öğrenmeye çalışmak ve tarihe ışık tutmak oluyor.

( Üst ben, saf ve her okuduğuna inanan ) Canım yaa, çok tatlısın :)
Bu işi bu seviyede tutan binlerce insan var biliyormusun? Neyse haftaya devam ederiz.

Yazının Diğer Bölümleri

Yazan: Karmaşık

EIKTHYMIR VE HEIDRUN

mitoloji,A, İskandinav mitolojisi, Valhalla,İskandinav efsaneleri,Viking efsaneleri,Eikthyrnir,Heidrun, Norveç mitleri, Viking inanışları,Yggdrasil
Etkileyici, efsanevi hayvanlar kutsal kabul edilen Yggdrasil ağacının içinde ve çevresinde yaşarlar. Entrika ve dedikodu yayıcı sincap Ratatoskr, Asgard ve Yggdrasil'den nefret eden ceset yiyici bir ejderha olan Nidhogg (Nídhöggr) da bunlara dahil.

Asgard'ın iki sakini olan Eikthyrnir (“Dikenli Meşe”) büyülü bir erkek geyik iken Heidrun ise dişi bir keçidir ve Valhalla sakinlerinden bu iki canlı Asgard ve kutsal Yggdrasil'in hayatında da rol oynarlar.

Bu ikisi genellikle Valhalla'ya girişi gösteren ortaçağ gravürlerinde resmedilmiştir.

BİR ERKEK GEYİK VE DİŞİ KEÇİ NEDEN LAERADR AĞACININ ÜZERİNDEDİR?
Efsane ve yazıtlarda Eikthyrnir ve Heidrun Valhalla'nın tepesinde durup yaprak dökmeyen ağaç Yggdrasil’in en yüksek bölümü olan Laerad'ın yapraklarını yerken tanımlanırlar.

Eikthyrnir, Grímnismál'da (veya "Grimnir Şarkısı"), İzlandalı yazıların en eski anıtının en eski eseri olan "Şiirsel Edda" da yer almaktadır. "Grimnir Şarkısı" nda evrenin kökeninin bir görüntüsünün yaratıldığı anlatılır: Yggdrasil'in büyülü külü, içinde yaşayan hayvanların tanımı ve dünyanın dev Ymir'in bedeninden yaratılışının ayrıntıları vs.

Snorri'nin Grimnir Şarkısı'nda Eikthyrnir'in (Büyülü erkek geyik) bir su kaynağı olduğu görülmekte:
"Eikthyrnir erkek geyiğin adı
Ev sahibi babanın holünde duran,
ve Lærad’ın dallarını otladı;
ve onun boynuzlarından akan ss Hvergelmir'e damlar,
o andan itibaren tüm sularda akar..."

Eikthyrnir gücünü tüm yaşamın kaynağı ve efsanevi dokuz İskandinav dünyasının yeri olan Yggdrasil'den almaktadır. Yine Snorri Sturluson tarafından yazılan Edda kitabındaki nesirlerden biri olan "Gylfaginning"de ve 13. yüzyıldaki Şiirsel Edda kitabında da Eikthyrnir'in boynuzlarından atılan gizemli bir sıvının (su) Hvergelmir’e (Eski İskandinav kültüründe “köpüren ve kaynayan bahar”) düştüğü yazılıyor.

Pek çok yılanın ve ejderha Nidhogg'un yaşadığı kuyu en yoğun duman ve sisin kaçınılmaz dünyası olan Niflheim'da bulunuyor. Diğer iki kuyu Yggdrasil'in altında yatan ve bir Norns üçlüsü ile ilişkili olan Urðarbrunnr ve buz devlerinin evi Jötunheimr'ın yakınında bulunan Mímisbrunnr'dur.


DİŞİ KEÇİ HEİDRUN TANRI VE SAVAŞÇILARA GÖKSEL BAL LİKÖRÜ SUNAR
Dişi keçi Heidrun genellikle Yggdrasil ile özdeşleşen Laerad adlı bir ağacın dallarını kesen Valhalla çatısında durur.

Snorri Sturluson'un Gylfaginning (Şiirsel Edda) adlı kitabında şöyle yazıyor:
"Heidrún denilen dişi keçi Valhalla'da ayağa kalkar ve iğneleri çok ünlü olan ve Léraðr adı verilen ağacı kolundan ısırır ve o an dişi keçinin meme başı o kadar çok bereketli hale gelir ki her gün bir şarap fıçısını doldurur…"

Böylece Heidrun Valhalla'da her gün savaşan tanrıları ve düşmüş kahramanları besleyen, hiç bitmeyen muhteşem bir likör üretir. (‘Gylfaginning’).

Bu likör salonda harika bir içki olarak Valhalla'da bile yer alıyordu. Tüm kahramanları sarhoş edecek kadar yeterli etkiye sahipti. Düşmüş savaşçılar ise sihirli yaratık Saehrimnir'den gelen en iyi etle besleniyorlardı. İskandinav mitolojisinde Sæhrímnir her gece öldürülen ve yenilen bir domuzdur. İnanışa göre öldürülüp yedikleri Sæhrímnir ertesi gün besin sağlamak için Valhalla'da tekrar canlandırılırdı.

İnanışa göre yemek büyük bir sorun değil çünkü Valhalla'da Sæhrímnir'in etinin yeterince besleyemeyeceği kadar fazla insan olmayacaktı.

Bu nedenle savaşçılar cennetteki yaşamın bir sonraki günü için hiçbir zaman yemek yokluğu çekmiyorlardı.

Kaynaklar:
Lindow, John (2001). Norse Mythology
Brink Nicholas E. Baldr's Magic

Yazan: A.Kara

NASIL PARÇACIK OLDUM ? | 2

Dinden çıkış hikayesi, Gerçek hayat hikayeleri, İslamdan ayrılış, İslamdan çıkış süreci, İslamı neden terk ettim?, Karmaşık, Nasıl parçacık oldum, Nasıl parçacık oldum 2,
Artık hayatımda yeni bir dönem başlamış ve Kuran’ı farklı bakış açıları ile okuma dönemine girmiştim. Birçok ayetin kilitleri birer birer önümde açılıyor ve o ayetlerin aslında ne demek istediğini çok net bir şekilde anlayabiliyordum.

Örneğin “ Zinaya yaklaşmayın” diye emrediyor. Neden zina yapmayın değil de “yaklaşmayın”. Yani aklından bile geçirme demek istiyordu. Veya Fatiha suresi tamamen Allah’ın bizden ne istediğini ve bizim neler yapıp nelerden kaçınmamız gerektiğini net bir şekilde izah ediyordu.
Yalnız O’na kulluk edecektik. Yani O’nun haricinde hiç kimse kutsal falan değildi. Sadece O’ndan yardım isteyecektik. Yani başımıza gelen her beladan bizi ancak kurtaracak olan yüce Allah’tı.  Ayetler hakikaten de muhteşem anahtarlar içeriyordu.

Kesin olan bir şey vardı, Şirk koşmayacaksın !

İşte olayın sırrını çözmüştüm. Yüce Allah’a şirk koşmamak imanın sırrı idi. Ancak insanlar farkında olmadan şirk koşuyorlardı. Hadisler mesela.. Adamlar Allah Resulu vefat ettikten 250 yıl sonra oturmuş hadis adı altında bir sürü iftirayı Peygamberimize atmışlardı. Ve günümüz Müslümanı ise bu hadisleri dinin kaynağı kabul edip ona göre dini yaşıyorlardı. Halbuki Allah bizi Kuran’dan sorguya çekecekti. Buhari’nin, Tirmizi’nin yazdığı kitaplardan değil.

Aman Allah'ım.. İslam dünyası büyük bir yanılgı içindeydi. Ve ben bunun farkına varmıştım.

O günlerde bu duygularla ve bu gözlükle insanlara bakıyor ve göz göre göre nasıl uyanmadıklarını hayretler içerisinde izliyordum. Komşum bir emekli memur, sürekli camiye gider, namazlarını orada kılar, bazen camide oturup saatlerce Kuran okuyan birisi idi. Ahmet bey diyelim. Ahmet beye gerek whatsapp’tan paylaşımlar la gerek yüz yüze sohbetlerimizde bu konudan bahsettim. Karşı görüşlerini ifade etti. Kuran anayasa, hadisler yasa kitabı dedi. Ayetler gösterdi ve bak burada Allah’a ve Resul’üne uyun diyor. Yani hadisler işte Resul’ün bize bıraktığı usulleri öğretiyor. Gibi argümanlar ile reddetti. Ben hüsran içerisindeyim tabi ki.

Bu arada ben Kuran araştırmalarıma daha yoğun bir şekilde devam ediyorum ve Allah resulünün vefatından sonraki dönemi iyice öğrenmem gerektiğine karar verdim. Başladım o dönemi anlatan bir sürü PDF kitap indirip okumaya.  Muaviye’nin ne menem bir adam olduğu, Aslında Ümeyyeoğulları’nın taa en baştan Allah resuluna karşı çıktığı, Ebu Süfyan’ın ancak Mekke fethi sırasında Kabenin örtüsünün altına sığınıp, oda işe yaramayınca da islamı kabul ederek kelleyi kurtardığını okudum.

Hımm..
Bu durumda Allah resulü zamanında ve Osman’a kadar olan zaman diliminde islam tam olarak yaşanmış ancak Osman ile ( Ümeyye oğullarından ) ilk çözülme daha doğrusu kuralları değiştirme çabası başlamış.

İşte bu noktadan sonra yavaş yavaş İslama eklemeler yapılmış ve günümüze kadar taban tabana zıt bir İslam bize sunulmuş. Yani Kuran değiştirilememiş ancak hadis adı altında binlerce yeni emirler hayata sokulmuş. Gerek o dönemlerim büyük imamları vasıtası ile gerekse halifeler vasıtası ile. Ancak anlaşılan o ki, dinimiz değiştirilmiş!

Bir keresinde çok dindar bir kuyumcuya aile ziyaretinde anlatmak istemiştim, hadislerin dinin kaynağı olamayacağı hususunu. Adam o kadar hiddetlendi ve suçlamaya başladı beni;
“Sen peygambere iman etmiyorsun o zaman, sen kâfir olmuşsun haberin yok “ dedi ve ben orayı terk etmek zorunda kaldım.

Onların inanışına göre ben kâfir olmuştum :)


Benim aydın ve mantıklı inancıma göre ise onlar kafir olmuşlarda haberleri yoktu. Zaten yüce Allah onlar hakkında şöyle diyordu : “ Onlar şirk koşmadan inanmazlar” Ve evet bir ayetin mucizesine daha tanık oluyordum. Şirk koşmadan iman etmeyen insanların ne kadar çok olduğunu bizatihi gözlerimle görüyordum.

Ben burada durmamalıydım. Allah’ın gerçeğine doğru yaptığım yolculuğa devam etmeliydim. Ancak bu ilk temaslarımdan sonra anladım ki, bu insanlar konu din olunca tanınmayacak hale geliyorlar ve mantık-akıl devreden çıkıyor tamamen kutsal başlığı altında ezberletilmiş emirler devreye giriyordu. Bu nedenle bundan sonra öğrendiklerimi kendime saklamaya karar verdim. Artık şundan iyice emindim ; 1,5 milyar Müslümanın %99’u şirk içerisinde. Ve kitaplarını okumadan hocaların sözleri ile iman ediyorlar. Ve çok fanatikler.

Beni en çok sevindiren ne idi derseniz ; Abdest almak için akrobatik hareketler yapmanın aslında dinin emri olmaması veya namazın(Salatın) vaktinin aslında benim için uygun olan sayı ve zamanda olabiliyor olması vs.  Yani ağır gelen eylemler hafiflemişti.

Bu seviyede yaklaşık 1 yıl geçirdim.  Ancak bir kere yola çıkmıştım. Ve yola çıkarken ben secdeye varıp “Allah’ım ben gerçeğin peşindeyim. Ve senin bana yol göstermeni diliyorum. Bana senin gerçeğini öğret ne olur” diye dilekte bulunmuştum.

Belki de bu yakarıştan dolayıdır, yolculuğumun bittiğini ve gerçeği bulduğumu düşünüp aylar boyu öyle yaşarken Yakup Deniz’in Youtube videosu karşıma çıktı.

“Kuran Tanrı kelamı değildir” diyordu.
İzlemek isterseniz YouTube'de yazdığınızda kolayca ulaşabilirsiniz.

Bugüne kadar bir çok ateist görüş aldım, tartıştım ve o insanlar çok donanımlı olmadıkları
için absürd şeyler söylüyor, söylediklerinin altını dolduramıyorlardı. Ancak Yakup abide bir
başkalık vardı. Kuranın Tanrı kelamı olmadığı görüşünü çok içtenlikle savunuyor ve
argümanları çok sağlamdı. O gece bedenen uyudum ancak fikren sürekli bu önermeler,
iddialar beynimde dolaştı durdu.

Diyordu ki Yakup abi, “ Kuran’da çelişki bulamazsınız diye yazdığına göre çelişki olmaması
lazım. Ancak çelişkiler var, buyurun bakın…” diyor ve bir sürü örnek ayetler veriyor ve
hakikaten çelişki içerisinde. Bir konu hakkında tamamen zıt şeyler söylenir mi ? Ancak var. Ve
bu çelişkileri arayıp bulmak için Kuran’a çok hakim olmak lazım. Çünkü 6 bin küsur ayetin
içerisine serpilmiş durumda bu ayetler. Yani ortasını okurken başını unutuyorsunuz. Ancak
defalarca okumuş olmanız gerekiyor bu çelişkili ayetleri farkedebilmek için.

Ve sonuç itibarı ile çelişkili ayetler barındıran bir kitap Tanrı kelamı olamaz !

…..
Haydiiiii… buyur burdan yak !
Ben ne olacağım şimdi ? O kadar uğraştım, emek harcadım hadisleri reddettim, detaylara
indim vs. Doğru dini buldum derken..

Kafam çok karıştı.

Yakup abinin bu önermesini reddetmek içimden gelmiyor. Hak veriyorum çünkü.

Beynimde ki 2 ben tam bir çatışma haline geldi. Bir taraftaki ben, uzun yıllarımı vererek ve
kendimce cesur davranarak hadisleri reddetme yolu ile dinimi hurafelerden, yobazlardan,
hocalardan kurtarmış ve bu noktaya gelebilmek için yıllar harcamış,
Diğer taraftaki ben ise 10 dakikalık bir video ile bütün inandıklarını gözden geçirmesi
gerektiğine inanmış..

Bu nedir arkadaş yahu! Yok mu bu işin doğrusunu izah edecek kimse? Tanrı neden kendini bu
derece saklıyor ? Yani direk görsek kendini, iman etsek ne olur ki? İmtihan olmaz ama o
zaman.. Hımm doğru. E madem her şeyi yapmaya gücü yetiyor neden test etme ihtiyacı
duyuyor ki? Zaten biliyor olması lazım değilmi? Ayrıca yaratan kendisi zaten. Yaratmaz olur
biter. Bir kitap gönderiyorsun, önce inanıp sonra yolan çıkıyorlar, bu sefer başka bir kitap
gönderiyorsun ondada sonuç aynı oluyor. Bir tane daha gönderiyorsun sonuç yine aynı.

Kendimi laboratuvar faresi gibi hissediyorum. Yani uygulayıcı da sonucu merak ediyor gibi.
Kafam çok karıştı.. Devam edeceğim.

Yazının Diğer Bölümleri

Yazan: Karmaşık

BİLİNMEYEN BİR İNSAN ATASI MI BULUNDU?

Bilimsel, İnsan atası, İnsan ataları, Evrim, Evrim süreci, Neandertal, A, Melez insan türü, Yeni insan atası, Arkeolojik keşif, Eski insan türleri, Antik atalarımız,
YENİ BİR İNSAN ATASI MI KEŞFEDİLDİ?
Bilim adamları insan evriminin gizemini çözmek için yapay zekayı kullanıyorlar. AI'nın (yapay zeka kurumu) son raporuna göre modern insan DNA'sına ışık tutabilecek bilinmeyen yeni bir insan atası bulunmuş olabilir.

Geçen yıl da araştırmacılar beklenmedik bir şekilde Denisovan genetik karışımının iki ayrı bölümünü keşfetmişti.

İki ayrı modern insan grubunun Denisovan soyundan geldiğini, Okyanusya'dan ve Doğu Asya'dan gelen bireylerin genomlarının iki ayrı Denisovan karışımına sahip olduğunu ancak benzersiz bir şekilde farklı olduklarını belirlediler.

Bilim adamları Denisova mağaralarında bir melez bulduğunda atalarımızın hikayesi daha da karmaşık hale geldi. Yapılan incelemelerde Neandertal anne ve Denisovan babanın bir çocuğu olduğu ortaya çıktı. Bu da daha genel bir sorgulama sürecinin parçası olmuştu.

Günümüzde ise modern insanın DNA analizini yapan araştırmacılar soyu tükenmiş olan türlerin Afrika'nın dışındaki insanlardan ve Asya'daki modern insanlardan kırılarak melezleştiğini gösteriyor.

Evrimsel Biyoloji Enstitüsü baş araştırmacısı ve UPF bölüm başkanı Jaume Bertranpetit konuyla ilgili şöyle diyor:
"Yaklaşık 80.000 yıl önce,sözde Afrika dışında halihazırda modern insanlardan oluşan insan nüfusunun bir kısmı Afrika kıtasını terk edip diğer kıtalara göç ederek mevcut tüm popülasyonu ortaya çıkardı.


O zamandan beri modern insanların Afrika hariç tüm kıtalarda Neandertallerle ve Okyanusya'daki Denisova'larla ve muhtemelen Güneydoğu Asya'daki insanlarla birleşip melez türleri var ettiğini biliyoruz."

Bununla birlikte üçüncü bir atanın bir zamanlar insanların yanında yaşadığı fikri şimdiye kadar sadece bir teoriydi fakat AI araştırmacılarının çalışmaları onların varlığının onaylanmasına yardımcı olabilir.

CNAG-CRG’nin baş araştırmacısı Oscar Lao şöyle diyor:
"Bu da ancak memelilerdeki sinir sisteminin çalışma biçimini taklit eden, verili bir görevi gerçekleştirmek için önemli olan kalıpları tespit etmekte uzmanlaşmış ve farklı yapay nöronlarla çalışan bir algoritmanın yardımı ile yapılabilir.

Bu özelliği yüz binlerce simülasyon aracılığıyla elde edilen genomlar aracılığı ile insan demografisini tahmin etmeyi öğrenmek için algoritmayı elde etmek için kullandık. Ne zaman bir simülasyon çalıştırsak insanlık tarihinde olası bir yol boyunca ilerliyoruz. Simülasyonlardan her biri atalarımıza ait bulmaca parçalarından hangilerinin birbirine uygun olup olmadığını gözlemlememize izin verir."
(Buna derin öğrenme analizi deniyor)

Genomik Düzenleme Merkezi'ne göre "nesli tükenmiş bir insansı, insanlık tarihine açıklık getirebilir."

Derin öğrenme analizi soyu tükenmiş insansıların muhtemelen Neandertal ve Denisovan topluluklarının soyundan geldiğini ortaya koymuştur.

Tartu Üniversitesi'nden araştırmacı Mayukh Mondal bir açıklamasında şöyle diyor:
"Teorimiz Denisova'da yakın zamanda keşfedilen melez insan numunesi ile aynı zamana denk geliyor ancak henüz diğer olasılıkları ekarte edemiyoruz."

Yazan: A.Kara

EFSANEVİ JAPON DEMİR USTASI : AMAKUNİ

A, mitoloji, Japon mitolojisi, Samuray kılıcı, Samuray kılıcı efsanesi, Amakuni, Demirci Amakuni, Samuray kılıcının babası, Japon efsaneleri, Efsanevi demirci
EFSANEVİ JAPON DEMİRCİ VE SAMURAY KILICININ USTASI
Eski kayıtlar modern çağın başlangıcına kadar 33.000'den fazla demirci olduğunu (silah ve zırh yapımcıları) doğrulamaktadır.

Japon silah tarihi çok eskilere dayanıyor, ancak bu tarihin efsanevi dönüm noktası efsanevi bir Japon kılıç üreticisi olan Amakuni Yasutsuna'nın MS. 700'lerde Asuka döneminde önemli bir 'tachi' olarak bilinen ilk tek kenarlı, kavisli kılıcı tasarlamasıdır. Budizm'in Çin'den Japonya'ya gelmesiyle ilişkili olan Japon güzel sanatları ve mimarlık tarihinde de tarihi bir dönemdir.

BÜYÜK DEMİRCİ AMAKUNİ HAKKINDAKİ EFSANELER
Eski bir efsane de Amakuni'yi Samuray Kılıcı'nın Babası olarak onaylar.

Amakuni ve oğlu Amakura İmparator Mommu'nun (683-707) savaşçı ordusuna kılıç yapmak için görev yapan bir zırh ekibine liderlik eden ünlü demircilerdi. Daha sonra oğlu Amakura babasının çalışmalarına devam etti.

Bir gün Amakuni ve oğlu Amakura atölyelerinin kapısında durup savaştan dönen imparatorluk savaşçılarına baktılar. Zırhların başarılarına rağmen Amakuni'ye herhangi bir takdir madalyası verilmedi yada övülmedi.

Savaşçıları izleyen Amakuni aniden savaşçıların neredeyse yarısının savaş alanından kırık kılıçlarla döndüğünü fark etti.

Birden silahlarının işe yaramaz olduğunu anladı. Hayal kırıklığı onu o kadar bitirdi ki kırılma nedenlerini öğrenmek için kılıç kalıntılarını topladı.


YİYİP İÇMEDEN 7 GÜN 7 GECE
Silah tasarımları hatalı mıydı? Bunu çözmesi zaman almıştı. Yedi gün ve gece boyunca hiçbir şey yiyip içmedi ve bu süre zarfında kılıç yapmanın daha iyi bir yolunu aradı.

Efsaneye göre bir gün gördüğü rüyada sorununa ustaca bir çözüm buldu. Yumuşak bir çelik çekirdeği daha sert bir yüzeyle kaplaması gerektiğini ve silahın kavisli bir kenarı olması gerektiğini fark etti. Bu kısım kesmek için daha uygun ve darbelere karşı daha dayanıklı olacaktı. Düz kılıçlar uygun şekilde dövülmüyordu, sert cisimlere karşı yeterince dayanıklı değillerdi hatta savaşçıların zırhları bile bu kılıçları kırmaya yetiyordu.

Amakuni "Eğer savaşçılarımız kılıçlarımı savaşta kullanmak istiyorlarsa kırılmayacak bir tane yaratmaya çalışacağım" dedi.

Lawrence Winkler'ın Samuray Yolu adlı kitabında şöyle yazıyor:
"Baba ve oğul iki demirci ustası kendilerini demirhaneye mühürlediler ve ilhan için Şinto tanrılarına dua ettiler"

"Yedinci gecede kutsal Kami bir rüyada onlara kılıcı gösterdi - tek bir kenarlı, hafif kavisli bir kılıcın parıldayan görüntüsü… Ne yapacaklarını bile tam olarak bilmeden güneşin ilk ışıkları ile birlikte en kısa sürede demirhaneye koştular. Demiri dövmeye başladılar, yaptıkları kılıç onları açığa çıkarıyordu..."

DAHA İYİ KILIÇ İÇİN AĞIR ÇALIŞMALAR
Amakuni ve oğlu 31 gün boyunca çok çalıştılar. En iyi demirler en iyi çelikler eritildi ve günlerden bir gün artık kavisli, yeni, tek kenarlı kılıçları hazırdı. Neredeyse imkansız bir iş başarılmıştı. İlahi demirci ve zanaatkar Ilmarinen'in bir Sampo yaratması gibi Amakuni de İmparatorlu Koleksiyonua ilk kavisli NipponTo olan Kogarasu Maru (Kogarasumaru) yani "Küçük Karga" yı yapmıştı.

Eski ve feodal Japonya'nın samurayları tarafından kullanılan ilk katana silahıydı. Yetenekli ve hırslı bir kılıç ustası olan Amakuni hiçbir darbenin kıramayacağı silahlar yapan ünlü Yunan tanrısı Hephaistos'u hatırlatıyor.

KILIÇLARI TEST ZAMANI
Bir sonraki baharda başka bir savaş başladı fakat bu kez savaşçılar onun atölyesinden kuşanmışlardı. Savaş sonrası tüm kılıçları hala sağlam ve mükemmel görünüyordu.

İmparator kılıç ustasının evinin önünden geçerken gülümseyerek onu takdir ettiğini gösterdi ve "Siz uzman bir kılıç üreticisisizsiniz. Yaptığınız kılıçların hiçbiri bu savaşta başarısız olmadı" dedi.

Amakuni'nin ne zaman öldüğünü kimse bilmiyor ama bir efsaneye göre o sadece kılıçların mutlu ve saygın bir ustası değildi aynı zamanda yarattığı bıçaklardan alınan çok miktarda kanla ölümsüzleşmişti.

Yazan: A.Kara

BİR FİRAVUN : "AY"

A,tarih, Antik tarih, Mısır firavunları, Firavun Ay,Gizemli bir firavun,Gizemli firavunlar,Akhenaton,Zannanza,Şuppiluliuma,Ankhesenamen,Antik Mısır tarihi,Mısır tabletleri,Vezir Ay
Amhen mezarındaki bu taş blok Akhenaten'in Firavun Ay'a "Altın Şeref " ödülünü verişini resmediyor.


FİRAVUN AY GİZLİ İŞLER ÇEVİRMİŞ BİRİ Mİ YOKSA TALİHSİZ BİR KURBAN MI?
Firavun Ay'ın yaşamında olanları bir araya getirmek tarihçiler için gerçekten de kolay değildir. Firavun Ay, Keops, II.Ramses, Akhenaton, Hatşepsut kadar ünlü değildi, sadece bir kaç yerde ondan bahsediliyordu ama kesinlikle ilginç biriydi.

Kısa bir süre boyunca Mısır'a hükmetti ve firavun olduğu süre boyunca pek başarılı olamadı ama antik dönemde önem bir tarihsel dramda figürüydü.

Bu güne kadar tarihçiler ve Mısırbilimciler hala Firavun Ay'ın gizli bir gündemi olan ya da sadece talihsiz durumların kurbanı olan yalancı bir erkek olup olmadığını belirlemeye çalışıyorlar.

Firavun Ay masum olduğunu iddia etmişti ve asla tahttaki durumunu yükseltmek için kimseyi öldürmedi ancak sözlerinin birçoğu belgelenmiş tarihi olaylarla çelişiyormuş gibi görünüyor.

FİRAVUN AY KİMDİR?
Firavun Ay'ın Nil'in doğu kıyısında bulunan Ahmim kentinde Tanrı Min'e adanmış bir taş şapel inşa ettirmesi tarihçilerin Ay'ın yerli bir Mısırlı olduğunu varsaymasının nedenlerindendir. Ancak babasının adı Yuya Mısır'da nadir görülen bir isimdi ve bu durum Ay'ın Suriye kökenli olduğu yönündeki spekülasyonlara yol açtı.

Ian Shaw ve Paul Nicholson Antik Mısır Sözlüğü adlı kitabında şöyle diyor:
"Ay 'kraliyet atlarının müfettişi' ve 'tanrı'nın babası' ünvanlarını aldı. Bu nedenle Tiy'in erkek kardeşi Akhenaton'un amcası ve belki de Tutankamon'un amcası ya da büyük amcası olabileceği iddia edildi. 'Tanrı'nın babası'nın olağandışı makamının Ay'ı Nefertiti'nin babası yaparak bu makamı kayınpederinin elinde tutabileceği bile öne sürüldü."

Ay tahta çıkmadan önce Firavun Akenaton'un mahkemesinin bir üyesiydi. Generalin hemen altındaki en yüksek askeri rütbeye sahipti ve kraliyet ailesi ile yakın bir ilişkisi vardı.

Ay’ın karısı Tey, Nefertiti’nin hemşiresi olarak görev yaptı. Akhenaten’ın kraliçesi ve Ay’ın, ortodoks olmayan ailesiyle yaşadığı Tell el-Amarna’da kendi büyük mezarını inşa etmesine izin verildi.


TUTANKAMON'UN REHBERLİĞİNİ YAPAN VEZİR AY
Ay'ın hayatı iyiydi ancak Firavun Akenaton'un ölümünden sonra küçük oğlu Tutankhamun'un muhtemelen sekiz, dokuz yaşındayken tahta çıkması işleri karmaşık hale getirdi.

Firavun Tutankhamun Mısır'ı kendi başına yönetmek için çok gençti bu yüzden çevresi güçlü danışmanlar tarafından kuşatılmıştı. Bunlardan biri General Horemheb diğeri de Ay idi. Her ikisi de ona yardımcı olarak görevlerini yerine getiriyorlardı. Antik Mısır'da Firavun'dan sonraki en güçlü kişi vezirdi. Vezir en yüksek devlet memuru olarak kralın hemen altındaydı ve yasal konulardan sorumluydu. B nedenle de suçlular vezirden çok korkuyorlardı.

Mahkumlar Firavun Tutankhamun'a Mısır'ı eski ihtişamına kavuşturarak babasının hükümdarlığı döneminde yapılan bazı değişiklikleri tersine çevirmelerini tavsiye ettiler. Firavun Akenaton daha önce Mısır'da yalnızca tek bir tanrıya (Aten) ibadet ederek ve rahiplerin sahip oldukları güçlere kısıtlamalar getirerek tartışmalara yol açmıştı. Firavun Tutankhamun Amun rahiplerinin gücünü kabul ederek sahip oldukları hakları yenileyerek eski tanrıların ülkeye geri dönüşünü sağladı.

Tutankhamun hayatı gerçek bir trajedi kaynağı olan üvey kardeşi Ankhesenamen ile evlenmişti.

Eski Mısır'da ensest ilişki yaygındı ve yanlış kabul edilmiyordu. Mısırlılar kız kardeş ile veya kızlarıyla evlenerek kraliyetin kan bağını korumanın mümkün olduğuna inanıyorlardı Ankhesenamen'in ilk önce kendi babası olan Akenaton ile evlendiğine inanılmaktadır.

Firavun Tutankhamun ve Ankhesenamen'in hayatta kalan hiçbir çocuğu yoktu. Arkeologlar Tutankhamun’un mezarı içinde düşük yapılmış iki kız çocuğunun kalıntılarını keşfettiler.

Bu kızları yaşamış olsaydı sonunda Kraliçe Ankhesenamen'in yerini alabilecekti. Amarna kan bağının devam etmesi eski Mısır tarihini değiştirdi.

Firavun Tutankhamun öldüğünde Kraliçe Ankhesenamen kendisini büyük zorluklar içinde buldu. Amarna kan hattına devam etme ihtiyacı olduğunu hissetti ve büyük bir umutsuzluk hissi ile Hitit Kralı I. Şuppiluliuma'ya bir mektup yazdı. Bu da tartışmalı olan "Zannanza" meselesinin başlangıcıydı.

FİRAVUN AY İKİ CİNAYET İLE DE İLİŞKİLİ MİYDİ?
Tarihçiler Ankhesenamen'ın Hitit kralına yazdığı mektubu imzalarken Dakhamunzu ismini kullandığını öne sürüyorlar. Bu mektupta Hitit kralından onunla evlenebilecek birini göndermesini istemişti.

Kral Şuppiluliuma bir başlangıç yapmak için isteksizdi ancak evlilik talebinin ve mektubun gerçek olduğunu doğrulamak için bir elçi gönderdi. Daha sonra ise sonunda oğlu Zannanza'yı Tutankhamun’un eşi ile evlenmek üzere Mısır'a göndermeye karar verdi. O zamanın şartlarına göre akıllıca bir karar gibi görünüyor çünkü Zannanza yeni firavun olabilir buu yolla da Mısır Hitit imparatorluğunun bir parçası olabilirdi.

Ancak bu plan başarısız oldu çünkü Zannanza öldürülmeden önce Mısır sınırına bile ulaşmadı. Nasıl öldüğü ve onu kimin öldürdüğü ise bilinmiyor.

Kraliçe Ankhesenamen ittifaka yönelik güçlü itirazlarına rağmen Ay ile evlenmek zorunda bırakıldı. Ay tahta geçerek firavun oldu ancak iktidardaki gücünün durumu tam olarak belli değildi.

Kral Şuppiluliuma Ay'ın Mısır'ı yönetme isteğinden dolayı oğlu Zannanza'yı öldürmekle suçladı. Ay suçlamaları reddederek masum olduğunu söyledi.

Firavun Ay daha sonra tahttaki üstünlüğünü eline aldığını hissettiği General Horemheb ile de çatışmaya girdi.

Bu eski tarihsel dramda en şaşırtıcı olan şey Firavun Ay ile evlendikten kısa bir süre sonra ortadan kaybolan Kraliçe Ankhesenamen'ın gizemli ölümüdür. Aynı derecede şaşırtıcı olan diğer şey ise Firavun Ay'ın mezarını inceleyen arkeologların duvarlarda Ay'ın karısı ve Kraliçe Nefertiti'nin yaşlı hemşiresi Tey'in adını bulmuş olmalarıydı.

Kraliçe Ankhesenamen’ın adı hiç belirtilmemişti, sanki tarihten silinmiş gibiydi.

Pek çok tarihçi Firavun Ay'ın prens Zannanza'yı firavun olmasını engelleyeceği için işlediğini ve artık ihtiyaç duymadığı için Kraliçe Ankhesenamen'i öldürmekten sorumlu olduğunu ileri sürdü.

Firavun Ay'ın ise gizli işler çeviren bir adam mı yoksa sadece talihsiz durumların çaresiz bir kurbanı mı olduğu henüz belli değil.

Kaynaklar:
Ian Shaw, Paul Nicholson - The Dictionary of Ancient Egypt
Wikipedia
John Haywood, Simon Hall - The Penguin Historical Atlas of Ancient Civilizations

Yazan: A.Kara

ANTİK ÇAĞDA SOLAK OLMAK

A,tarih, Antik tarih, Eski inanışlar,Sol el,Sol el ile yemek,Sol eli kullanmak,Dinlerde sol,Kur'an'da sol,din, Batıl inançlar, Solak olanlara işkence,Antik Mısır'da solak olmak,Roma'da sol el
ANTİK ÇAĞDA SOLAK OLMAK KÖTÜLÜĞÜN BİR İŞARETİ OLARAK MI GÖRÜLDÜ?
Eski zamanlarda insanlar solakların gerçekten kötü bireyler olduğuna inanıyorlardı. Sol elini kullanan insanlar tarafından kullanılan çok sayıda eski araçlara ait kanıtlar vardır. Bu da solakların günlük aktiviteleri gerçekleştirmede nasıl baskı altında kaldığını göstermiştir.

Peki eski insanlar neden solak olan kişilere kötü davrandılar?

Eski Mezopotamyalılardan Mısırlılara, Yunanlılara ve Romalılara kadar dünyanın ilk büyük uygarlıklarının tümü sağ el konusunda taraflı olmuştur. Tanrıların sağ elinin şifa verici ve faydalı olduğu düşünülürken sol ellerini lanetlemek ya da yaralanmak için kullandıklarına inanılırdı. Bu kültürlerin neredeyse hepsinde törenlerde ve yemeklerde sağ el kullanılmış ve sağ taraf her zaman tercih edilen konum olmuştur.

Musevilerin kutsal kitabı Tanah da üç kez solak insanlardan bahseder:
Ehud'un Moabite kralına suikast hikayesi [Hakimler 3: 12-21]
12) Sonra İsrailliler yine RAB’bin gözünde kötü olanı yaptılar. RAB gözünde kötü olanı yaptıkları için Moav Kralı Eglon’u onlara karşı güçlendirdi.
13) Kral Eglon Ammonlular’la Amalekliler’i kendi tarafına çekerek İsrail’e saldırdı. Onları bozguna uğratarak Hurma Kenti’ni ele geçirdi.
14) İsrailliler on sekiz yıl Moav Kralı Eglon’un boyunduruğu altında kaldılar.
15) Ama RAB’be yakarmaları üzerine RAB onlar için Ehut adında bir kurtarıcı çıkardı. Benyaminli Gera’nın oğlu Ehut solaktı. İsrailliler Ehut’un eliyle Moav Kralı Eglon’a haraç gönderdiler.
16) Ehut kendine bir arşın uzunluğunda iki ağızlı bir kama yaptı ve bunu sağ kalçası üzerine, giysisinin altına sakladı.
17) Varıp haracı Moav Kralı Eglon’a sundu. Eglon çok şişman bir adamdı.
18) Ehut haracı sunduktan sonra, haracı taşımış olan adamlarını salıverdi.
19) Ama kendisi Gilgal yakınındaki taş putlardan geri döndü. “Ey kral, sana gizli bir haberim var” dedi. Kral ona, “Sus” diyerek yanındaki adamların hepsini dışarı çıkardı.
20) Ehut, üst kattaki serin odasında yalnız kalan krala yaklaşarak, “Tanrı’dan sana bir haber getirdim” deyince kral tahtından kalktı.
21) Ehut sol eliyle sağ kalçası üzerindeki kamayı çekti ve kralın karnına sapladı.

Taş askılarını (taş fırlatılmak için kullanılan antik savaş aleti) ölümcül bir doğrulukla kullanabilen 700 Benyaminoğlu [Hakimler 20:16]
16) Solak olan yedi yüz seçme adam da bunların arasındaydı. Hepsi de bir kılı sapanla vuracak kadar iyi nişancıydı.

Bir de 1. Tarihler 12:2'de Hebron'da Davut'u desteklemek için gelen iki düzine seçkin savaşçının sol elini kullanmasından bahsedilir:
2) Benyamin oymağından, Saul’un ailesindendiler. Yay taşır ve yayla ok, sapanla taş atmak için hem sağ, hem sol ellerini kullanabilirlerdi.

İncil öykülerinin Benyaminoğulları kabilesinin solak insanları içerdiğini söylemesi önemlidir. Görünüşe göre onların tıpkı tanrının sol eli gibi zarar verebilecek, kötü insanlar olduğunu düşünüyorlardı ve ilgili kısımları bu şekilde yazdılar.

Aynı şekilde Kur'an'da da sol'un kullanımı kötülükle, kötü olan şeylerle ilişkilendirilmiştir:
Hakka Suresi 25.Ayet:
"Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: “Keşke kitabım bana verilmeseydi.”

Konuyla ilgili bazı İslam hadisleri de bulunmakta:
Sağ elle yiyip için, sağ elle alıp verin; çünkü şeytan, sol eliyle yiyip içer, sol eliyle alıp verir. [İbni Mace]
Ayakkabınızı giyerken sağdan, çıkarırken soldan başlayın! [Buhari] 

SOLAKLIĞI KÖTÜLÜK OLARAK GÖREN FİLOZOFLAR VE EĞİTİM SİSTEMİNDEKİ İŞKENCELER
Platon ve Aristoteles bile hemen hemen her zaman iyi olanı sağ el ile kötü olanı ve suç unsuru taşıyanı ise sol el ile ilişkilendirdiler. Büyük filozof Plato uzuvların doğal olarak eşit güçte ve kabiliyette olduğuna ve bu düşüncelerin tamamen kültürel olduğuna ikna olmuştu. Ama yinede solak olan çocukların, sol elini kullanan hemşirelerin başarısız ve yetersiz olan annelerin yanlış eğitiminin bir sonucu olduğunu söylemekten geri kalmadı. Diğer yandan Aristoteles ise insanların el kullanımının doğuştan gelen bir miras olduğuna inanıyordu.

Eski Romalılar da solak insanlarla ilgili benzer inançlara sahiptiler. Bazılarına göre sol elin üçüncü parmağına bir alyans takılmasının kökeni Romalılar'a aitti. Bu fikir sol elin doğuracağı kötülükleri savuşturmayı amaçlıyordu.

Selamlamada sağ el ile tokalaşmanın modern pratiği saklı silahların olmadığını göstermek için sağ elleri ile tokalaşaran Roma'nın alışkanlığına dayanıyor.

Ortaçağ'da sol elini kullanan insanlara karşı uygulama ve tutumlar hakkında çok az şey bilinmektedir.

Akıl Çağı ve Aydınlanma Çağı'ndaki sınırlı reformlara rağmen 18. ve 19. yüzyıllar özellikle solaklar için zordu. Onlara karşı uygulanan ayrımcılık kökleşmiş ve resmen kurumsallaştı.

Avusturyalı hekim ve psikolog Wilhelm Stekel 1911'de "sağ el her zaman doğruluğu, sol el ise suça giden yolu belirtir." deişti. Böylece sol eli kullanmak eşcinsellik, ensest ilişki ve sapkınlık anlamına gelebilirken, sağ el evliliği, fahişe ile ilişki gibi anlamları içeriyordu.

Göreceli olarak Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’nın özgür toplumlarında bile solaklığı bastırmak ve eğitim sistemindeki uygunluğu empoze etmek için kasıtlı ve bazen acımasız girişimlerde bulunuldu. Örneğin okulda sol elini kullanan çocukların elleri gerilerek saldalyesinin arkasından kenetlenip bağlanıyordu, bazen ise çeşitli bedensel işkenceler uygulanıyordu. Sol elini kullanırken yakalanan herkes için bu cezalar uygulanıyordu.

Çok yakın zamanda bile birçok ülkede solak çocukların eğitim kurumları gibi alanlarda sağ ellerini kullanmayı öğrenmek zorunda bırakıldıkları görülmektedir.

Kaynaklar:
Wikipedia
NCBI
Biblical Archaeology Society

Yazan: A.Kara

5500 YILLIK SÜMER YILDIZ HARİTASI

Arkeolojik keşif, Sümer tabletleri, Sümer yıldız haritası, Sümer yıldız haritası tableti, A, Arkeoloji, Sümerler, Sümer medeniyeti, Sümer gök bilimi, Gök bilimi, Yıldızların hareketleri, tarih,
ANTİK SÜMER'İN 5.500 YILLIK YILDIZ HARİTASI TABLETİ KÖFELS OLAYINI NASIL AÇIKLIĞA KAVUŞTURDU?

M.Ö. 650'de sümerlerin yıldız haritası olarak kullandıkları yuvarlak taş döküm tablet 19. yüzyılın sonlarında Irak'ın Ninova kentinde bulunan Kral Asurbanipal'ın yeraltı kütüphanesinde keşfedildi. Bunun bir Asur tableti olduğu düşünülüyordu ancak bilgisayar analizi sonrası tabletin M.Ö. 3300’deki Mezopotamya’nın gökyüzü ile eşleşti. Böylece tabletin Asurlardan çok daha eskiye dayandığı Sümer kökenli olduğu ortaya çıktı.

Tablet en eski astronomik alet olan "Usturlap" dır. Taş üzerine kazınmış, işaretlenmiş açılı ölçü birimleri olan, disk şeklindeki bir yıldız grafikten oluşur.

Ne yazık ki bu tablette bulunan gökyüzü haritasının önemli kısımları eksiktir (yaklaşık% 40). Bu da Ninova'nın yağmalanmasının sebep olduğu hasarlardan biridir. Tabletin arkasında ise herhangi bir yazı bulunmamaktadır.

Yine de modern bilim insanları tarafından incelenen İngiliz Müzesi koleksiyonundaki K8538 numaralı çivi yazısı tablet ("Planisphere (Gökyüzü haritası)" olarak bilinir) sofistike Sümer astronomisinin varlığına dair olağanüstü bir kanıt sunuyor.

2008 yılında Alan Bond ve Mark Hempsell isimli iki yazar "Kofels'in Etki Olayının Sümer Gözlemciliği" adıyla tablet hakkında bir kitap yayınladılar.

Arkeolojik çevrelerde bir fırtına etkisi yaratarak çivi yazısı metnini yeniden çevirdiler ve tabletin eski bir asteroidden bahsettiğini ve Köfels'in Etkileyenin de bu olduğunu söylediler (Bu asteroidin Avusturya'yı M.Ö. 3100 civarında vurduğunu söylediler).

Avusturya'daki Köfels'te bulunan dev toprak kayması, 500 metre kalınlığında ve beş kilometre çapındadır. Jeologlar 19. yüzyıldan beri inceliyorlar fakat hep gizemini koruyordu.


20. yüzyılın ortalarında yapılan araştırma sonucunda ortaya çıkan sonuca göre ezici baskı ve patlamaların etkisi nedeniyle buna çok büyük bir meteorun neden olabileceğiydi.

Ancak bu görüş 20. yüzyılın sonlarında geliştirilen etki alanlarının daha iyi anlaşılması ile geçerliliğini kaybedilmiştir.

Köfels'in yaşadığı durumuda hiçbir krater gözlemlenmemektedir. Bununla birlikte önceki araştırmacıları şaşırtan bazı kanıtlar bunların sadece başka bir toprak kayması tarafından gerçekleştiği görüşüyle de açıklanamayacaktır.

Öyleyse Ninova'daki yeraltı kütüphanesinde bulunan sofistike Sümer yıldız haritası ile Avusturya'da meydana gelen gizemli etki arasındaki bağlantı nedir?

Kil tabletin incelenmesi ile üzerinde takımyıldızların çizimleri olduğu ve bilinen takımyıldız adlarının bulunduğu astronomik bir çalışma olduğunu ortaya konmaktadır. Bu tablet çok dikkat çekmişti ancak yüz yıldan beri kimse ne olduğuna dair ikna edici bir açıklama getiremedi.

Araştırmacılar gökyüzü haritası tabletinin neyi ifade ettiğini bulabilmek için binlerce yıl önceki gökyüzünü ve yörüngelerin modern bilgisayar programlarıyla taklitlerini yaparak yeniden oluşturdular.

Tabletin yarısı gezegen konumlarını ve bulut örtüsünü gösterir ancak tabletin diğer yarısı hala uzayda olmasına rağmen yeterince büyük görünen bir nesneden bahseder.

Gökbilimciler yıldızlara göre yörüngeyi not edip belirlediler ve sonuçta gördüler ki bir dereceden daha az bir sapma ile Köfels'teki alanla eşleşiyordu, yani Köfels'i işaret ediyordu.

Gözlemler asteroitin bir kilometreden daha büyük olduğunu ve Dünya'nın yörüngesinde dönen bir asteroit sınıfı olan bir Aten türü olduğunu ortaya koyuyor.

Bu yörünge aslında Köfels'te neden krater olmadığını açıklıyor. Gelen açı çok düşüktü (altı derece) ve bu da asteroidin Gamskogel adlı bir dağın Längenfeld kasabası üzerinde Köfels'den 11 kilometre uzaktaki bir dağa çarpması anlamına geliyordu. Böylece asteroit nihai çarpma noktasına ulaşmadan patlamıştı. Vadiden geçerken de yaklaşık beş kilometre çapında (alandaki göçmenin büyüklüğü) bir ateş topu olmuştu.

Asteroit Köfels'i vurduğunda bölgede muazzam baskılar yarattı. Çarpma ile un ufak oldu ve toprak kaymasına sebebiyet verdi ancak artık katı bir nesne olmadığı için darbe sonucu oluşan klasik bir krater yaratmadı.

Köfels olayını inceleyen Mark Hempsell konuyla ilgili şöyle diyor:
"Bu yörüngeden başka bir sonuç daha çıkarılabilir. Patlamadan kaynaklanan mantar bulutu bükülerek Levant, Sina ve Kuzey Mısır üzerindeki atmosfere yeniden girmiş olabilir.

Çok kısa süreli olsa da yerin aşırı ısıınması insan saçı ve kıyafetleri de dahil olmak üzere herhangi bir yanıcı maddeyi tutuşturmak için yeterli olacaktır. Steroidin patlaması nedeniyle ölen insan sayısının Alp dağlarında ölen insanlardan daha fazla olması muhtemeldir."

Başka bir deyişle bu antik yıldız haritası Sümerlerin M.Ö. 29 Haziran 3123 sabahının erken saatlerinde Avusturya'daki Köfels'i vurarak etkileyen bir kilometreden büyük Aten asteroidinin gözlemini yaptıklarını göstermektedir.

Yazan: A.Kara