HABERLER
Dini Haber
Teizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ALLAH'IN YOKLUĞUNU İSPAT ET

K, din, Allah'ın yokluğunu ispat et, Allah'ın varlığını ispat et, Allah'ın delili, Allah'ın ispatı, teizm, nonteizm, Allah zamandan münezzeh mi?, Kur'an çelişkileri, Allah'ın yeri var mı?,
İslam üzerinde 10 senelik bir araştırmacı olarak bir çok defa Müslümanlarla tartıştım. Eleştirilerimi mantık, bilim ve delil üzerinden sunmama rağmen tartıştığım Müslümanlar takıldıkları yerde hemen o meşhur soruyu sormaya başladılar. «Allah'ın yokluğunu ispat edebilir misin?» Bunu aklı başında olan hiç bir insan sormaz. Peki neden? Şimdi bunun nedenini mantıkla sizlere açıkladığımda bana hak vereceksiniz.

İlk önce size bir misal vereyim. Siz Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyorsunuz ve 18 yaşınızı tamamladınız. Artık her bir TC vatandaşı gibi kimlik almaya mecbursunuz. Peki bu kimliği alırken siz Türkiye vatandaşı olmadığınızı ispat etmek için mi alıyorsunuz? Elbette hayır. Kimliği TC vatandaşı olduğunu ispat etmek için alıyorsunuz ve bu sınır ötesinde sizin mensubu olduğunuz devletin vatandaşı olduğunuzun göstergesi oluyor. Eğer TC vatandaşı olduğunuzu, başka devletlerin vatandaşı olmadığınızı onaylayacak bir evrak yoluyla ispat etmeye kalksanız Türkiye hariç yer yüzünde bulunan tüm devletlerden (bağımsız tüm 205 devletten) onların vatandaşı olmadığınızı gösteren birer tane evrak almak zorunda olurdunuz. Bu ne kadar absürt bir şey değil mi? Evet en az Allah'ın yokluğunu ispat etmek kadar.

Bir diğer misal.
Birisi size mahkemeye veriyor ve sizi babasını öldürmekle suçluyor. Siz mahkemeye geliyorsunuz ve o adamın suç duyurusunu okumadan (yani babasının nerede ve ne zaman saat kaçta öldürdüğünü vs) kendinizi savunabilir misiniz? Suç duyurusunda bulunan şahıs ilk önce sizin onun babasını nerede ne zaman öldürdüğünü ispat etmeli ki sizde o sırada orada bulunmadığınızı ispat edebileiniz. Şimdi bir Müslümanın Allah'ın ne zaman nerede olduğunu ispat edemediği halde bir ateistten bunları ispat etmesini istemesi komik bir şeydir.

Şimdi olaya birde Kur'an açısından bakalım.

2/BAKARA-111: Bir de; “Yahudi ve Hristiyanlardan başkası Cennete girmeyecek” dediler. Bu, onların kuruntuları! De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz (iddianızı ispat edecek) delilinizi getirin.”
Ayete iyice ve dikkatli bir şekilde bakın. Yahudi ve Hristiyanlar bir şey iddia ediyorlar(cennete onlardan başkası girmeyecek diye). Peki Allah ne cevap veriyor? Doğru söylüyorsanız eyer delil getirin. Şimdi burada Hristiyan ve Yahudiler doğru hesap ettikleri bir şeyi iddia ediyorlar ve Allah bunun aksini ispat etmek yerinde ilk önce onlardan delil istiyor. Yani siz cennete anca Yahudi ve Hristiyanların gireceğini ispat edin ki ben giremeyeceğini ispat edeyim. Bir başka ayete bakalım.


27/NEML-64: "Yoksa, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mi var!? De ki, “Eğer doğru söyleyenler iseniz kesin delilinizi getirin.”

Ayette çok tanrıcılara bir meydan okuma yapılıyor. Bir değil bir kaç tane Allah olduğunu söyleyen insanlara “Eğer doğru söyleyenler iseniz kesin delilinizi getirin.” diyor.
Yani birden fazla Allah'ın varlığını ispatlayın diyor. Dikkat edin bu yanlıştır demiyor, yada siz yalan söylüyorsunuz da demiyor, bunun yerine ispat istiyor. Siz bir kaç Allah'ın varlığını ispat edin ki bende öyle olmadığını ve bir tek Allah'ın olduğunu ispat edeyim diyor. Bunun gibi yüzlerce misal var Kur'an'da ve hepsinde de ilk önce iddia sahibinin ispatı isteniyor. Aksi ispat edilmeye çalışılmıyor. Şimdi Allah'ın ilk olarak iddia sahibinden delil istemesi meselesini göz önünde bulundurarak başka bir konuyu ele alacağız.

Tanrının varlığı mı ilk önce iddia edildi yoksa yokluğumu? Tabi ki ilk önce Tanrının varlığı iddia edildi. Peki bunun böyle olduğunu nereden anlıyoruz? Çok basit bir mantık ile anlamak mümkün. Ortada var olmayan bir şeyin yokluğu sizce iddia edilebilir mi? Misal verecek olursak:
Bir insan isminin Ali olduğunu bilmese, isminin Veli olmadığını ispat edebilir mi? Yani ilk önce sen isminin Ali yazılı olduğu kimliğini sunmadan Veli olmadığını ispat edebilir misin? Allah ilk insanı yaratıp ona var olduğunu vahiy yoluyla (ve ya bir melek yoluyla) bildirmese onun varlığından haberdar olabilir miydi o şahıs? Kesinlikle hayır. Onun için ilk önce Allah'ın varlığı iddiası ortaya atıldığı belli oluyor. Şimdi yukarıda verdiğimiz Kuran ayetlerinde Allah'ın ilk önce iddia sahiplerinden ispat beklediğini göz önünde bulundurarak söylüyoruz sizlere. Allah'ın var olduğunu ilk siz söylediniz ve ilk öncede siz işbat etmek zorundasınız. Yani Alllahin ne zaman, nerde olduğunu ispat etmek size düşüyor. Bu söylenince de Müslümanlar "Allah zamandan ve mekandan münezzehtir" diyecek. Ama unuttukları şey şudur: Kur'an'ın kendisinde Allah'ın zaman ve mekana bağlı olduğu açıkça belirtiliyor. Örnek verelim hemen:

7/A'RÂF-54: "Semaları ve arzı(yeri) altı günde yaratan, muhakkak ki sizin Rabbınız Allah'tır. Sonra arsa istiva etti."

Ayeti daha yakından inceleyelim. İlk önce Allah semayı ve yeri altı günde yarattığını belirtiyor. Demek ki Allah bir zaman dilimine dahildir. Müslümanların bunu da evirip çevireceğinden ve "bu insanlar için olan altı gündür" diyeceğinden eminim. Ama unuttukları başka bir ayet daha var. 22/HACC-47: Ve Rabbının katındaki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir.)

Ayette Allah katında bir günden bahsediyor, yani Allah'ta tıpkı insanlar gibi bir zaman dilimine tabidir. Yani dünyamızda geçen bin yıl Allah katında bir güne beraberdir. Bu Allah'ın zamandan münezzeh olmadığını ispat ediyor.
Gelelim mekana. Araf 54 ayetinin ikinci bölümündeki (Sonra arşa istiva etti.) cümlesi de Allah'ın bir mekana gittiğini beyan ediyor. Buradaki arz kelimesini geleneksel dinciler bir hükümranlık gibi yorumluyorlar ve bunun bir mekan olmadığına bizleri inandırmaya çalışıyorlar. Ama bu insanların Kur'an'dan haberi olmadığı için Arşın Kuranda bir cisim veya bir mekan olarak belirtildiğini bilmiyorlar. Kur'an'da açık bir şekilde Allah'ın gökte olduğu ve arşında bir cisim veya mekan olduğu açıklanmıştır. Örnek ayetlere bakalım.

35/FÂTIR-10: "Güzel sözler ancak O’na yükselir."
16/NAHL-50: "Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emr olunursa onu
yaparlar."
4/NİSÂ-158: "Fakat Allah onu(İsayı) kendisine yükseltmiştir."

Şimdi yükselmenin yere değil şemaya olduğunu anlatmaya gerek duymuyorum. Bu Kuran ayetleri bile Allah'ın gökte olduğunu ispat etmeye yettiği halde Müslümanların Kur'an'dan sonra en güvenilir kaynak kabul ettikleri hadislerden de delil göstereceğim:


Muaviye bin Hakem hadisinde Rasulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), efendisinden tokat yiyen cariyeyi imtihan ederken:
−Allah nerede? diye sordu.
Cariye:
−Semadadır (semanın üzerindedir), diye cevap verince Rasulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’de bunu kabul ve ikrar etti.
Müslim 537/33

Rasulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “…Sizler yeryüzü ahalisine merhamet edin ki, semada bulunan (Allah) da size merhamet etsin.” Ebu Davud 4941

Şimdi gelelim Arşın Müslümanların dediği gibi hakimiyet ifade eden bir kelime değilde mekan ve ya cisim olduğunu anlatan ayetlere:

40/MÜ'MİN-7: "Ars’i taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rabblerini hamd ederek tespih ederler."
69/HÂKKA-17: "Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabblerinin Arş’ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı (melek) taşır."
Ayet açık bir şekilde meleklerin taşıdığı bir şeyi (cismi) anlatıyor. Bunu anlatan hadislerde bile Arşın bir hakimiyet değilde bir cisim olduğu hatta ayaklarının bile olduğu açıkça belli oluyor.

Rasulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Yedi kat gök ile yedi kat yer, Allah’ın Kursu’şu yanında, ancak genişçe çöl bir yere bırakılmış bir halka gibidir. Arş’ın Kursu’ye üstünlüğü ise geniş çölün bu halkaya üstünlüğü gibidir.”
Ahmed 5/178-179, Bezzar 160, İbni Hibban el-İhsan 361

Abdullah ibni Abbas (Radıyallahü Anhüma), Kursu’nun, iki ayağın konduğu yer olduğunu söylemiştir. Hakim 3116, Mücemu’l-Kebir 12404

Şimdi özetleyecek olursak eğer, Allah varlığı ilk önce iddia edilmiş ve onun bir mekanda bir zamanda olduğu belirtilmiş. Şimdi ey Müslümanlar, Allah'ın ne zaman ve nerede olduğunu ispat edin ki biz İslam'a ve Allah'a inanmayanlar da onun o zamanda orada olmadığını ispatlayalım.

Kur'an'daki diğer çelişkilerden haberdar olmak için Kur'an'daki çelişkiler yazımı okuyunuz.

Yazan: Kirpi

NAMAZ VE DİN

MT, namaz ve din, din, islamiyet, namaz, Hakkını ara, teizm, nonteizm, Tepkini göster, Tecavüz olayları, Arap seviciler, Namaz nedir?, Cuma namazı,
Öncelikle namazın dinler için öneminin altını çizerek belirtmek isterim. Namaz kişi ile inancı arasında bir meditasyondur. Milattan önce binlerce yıllık bir meditasyonun günümüzdeki halidir. Budizm, Şamanizm, Mandeizm, İslam, Musevilik, Hristiyanlık hepsi antik Mezopotamya dan günümüze taşımış meditasyonun/namazın ta kendisidir.

Aslında kişinin kendine harcadığı bir zaman dilimidir. Gelelim ülkemizdeki namazın-meditasyonun amacına. Şuan camilerde kılınan bütün NAMAZlar iktidara kılınmaktadır! Gerçeğinden kopuk, baskı ve politik hal almıştır. Halbuki ilk cami toplumun gelişmekte olduğu zaman, medeniyet, ve bu uğurda toplumu teknik, felsefik, bilinçlendirme ve geliştirme üzerine kurulmuştur. Ülkemizde amacından saptırılıp tamamen iktidarın politik oyunu haline gelmiştir. İlginç olan bir yanı da cehaleti dayatan bu imamların parasını iktidara, siz müminlerin ödediği vergilerdir.

Arap cehaletini topluma namaz-meditasyon yoluyla encekte edenler bir yandan da etnik ayrımı, ülkenin kültürünü, farklılıklarını yok edip yerine köleliği, fakirliği, haksızlığı , ahlaksızlığı, savaşları kabul eden bir toplum yaratmak için namazı kullanıyorlar ve etkili olduğunu da ifade etmek isterim.

-Dikkat ederseniz insani hak olan demokrasi talep etmek artık din karşıtlığı olarak lanse ediliyor.
-Barış istemek neredeyse imkansız.

Çocuklar ölüyor ama dile getirmek suç.
Kız ve erkek çocuklarına din adı altında tecavüz ediliyor, ve egemen sistem hemen üzerini örtüyor.
Haksız tüm vergiler iktidarı, bu oyunu oynamaya müsait kılıyor.

Şimdi bireyin bundaki gücünü tartışalım, bakın ülkemizde yaşanan tüm haksızlıklara karşı belli ki ses çıkaramıyoruz ama bu çaresiz olduğumuzu göstermiyor.

Tüm bu baskıların farkında olan her BİREY, öncelikle bu baskıların ana motoru olan iktidarın NAMAZını reddedecek camiye gitmeyerek. Evinde kıl. Cuma namazı mutlak camide kılınır diye kural koymuşlar o yüzden seni mecburi yanına çekerek sana emirlerini dayatıyorlar. Kesinlikle mecburi değildir, olsa bile bu yönetim insan haklarına saygılı olmadığı sürece cuma namazını toplu bir şekilde kılmayın evinizde kılın çünkü insanlık elden giderse, senin toplu kıldığın namazın hiç bir kıymeti yoktur.

Sivil itaatsizlik günah değil, mutlak sonuçtur. Maaşını ve emrini bu yönetimden alan ve insanlığa her gün deyim yerindeyse küfreden imamların arkasında saf tutmaktır günah olan. Ben gitmesem ne olacak? Demeden her bireyin bundan kendini sorumlu tutarak, bunun öncülüğünü yapması gerekiyor. İnsan haklarının korunması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Gelişmekte olan batı medeniyetini kötüleyen tüm imamlar kesinlikle toplum düşmanıdır. O imamın bilmesi gereken şudur, Arap cehaleti sadece diktatör yönetimler için iyidir. Tamamen halk düşmanlığıdır. O kötülediği batı medeniyetini Anadolu ve Mezopotamya halkları binlerce yıl önce yaşamış ve batıya da gene bu halklar taşımıştır. Asıl Arap'ın bu halklardan öğrenmesi gereken bir medeniyet vardır. Ülke hızla tek tip bir elbise giymiş insanların içinde bulunduğu ceza evine benzemektedir. Gardiyanlar Namaz kıldıran imamlardır, ana teması korku ve cehalet eksenlidir. Sende camidesin ne kadar trajikomik değil mi?

İnsan haklarının korunması senin namazından çok daha önemlidir. İnsan olan herkes bu sorumluluğu yerine getirmekle yükümlüdür. Çok açık söylüyorum eğer din ile seni kölesi yapan bir sistem varsa dinini bu yönetimin çarkından kurtar, olmuyorsa kurtul evinde ailenle sevdiklerinle yaşa. Açık söylüyorum o imamın arkasında kılmadığın her namaz için (günah olduğunu düşünüyorsan) ben cehennemde yanarım senin yerine, yeter ki insanlık kurtulsun bu insan düşmanı Arap sevicilerin elinden. Yoksa geleceğimiz bunların elinde daha fazla rezalet ile karşılaşır. Çocuklarımız hem kültürel hem insani açıdan bu zihniyetin tecavüzüne uğrar. Çok büyük bir eylemdir ibadeti boykot etmek, fakat ibadete karşı değildir bu insanlık içindir. Tüm insanlığı sarmak üzere olan bu cehalet virüsünden tek çıkış yolunun bu olduğunu düşünüyorum. Eğer sonra evine imamları getirmezse iyidir. Eğer insanlık vahşet altında riskte ise o zaman tüm toplumu kurtarmak adına vicdanımız en güzel yol göstericidir. Saygılar.
Dünya boştur, boşlukları doldurmak üzere.

Yazan: Metin T.

VAROLUŞÇULUK VE NİHİLİZM

din, A, nihilizm, Varoluşçuluk, Varoluşçuluk ve Nihilizm, Nihilizm türleri, Gerçekten var mısın?, Şuan var mıyız?, Gerçek miyiz?, Hayat gerçek mi?, nonteizm, teizm, nihilist düşünce,
Nihilizme ve Varoluşçuluk temelde kutup karşıtı felsefelerdir. Nihilistler her şeye, hatta kendi varlıklarına kuşkuyla bakarken, varoluşçular varlığı, özellikle insanın varlığını daha yakından incelemekle ilgilenirler.

Var mısın?
Hiç hayatınızdaki bir şeyi derince sorguladınız mı? Belki Tanrı'nın varlığını araştırdınız ya da belki sadece birinin hayal gücümüzü ya da rüyasını anlatan kavramımız hakkında düşünmüştünüz. Bunlar, filozofların düzenli olarak ele aldığı düşünce ve sorulardır; Anlamak için çok düşünce ve çalışma gerektiren sorular. Bununla birlikte, insan varlığı hakkında düşüncenin karşıt uçlarını tanımlamaya yaklaşan iki düşünce kolu vardır ve biraz daha bütün olma felsefesini anlamamıza yardımcı olur: Nihilizm ve varoluşçuluk. Bu iki felsefe, gördüğümüz ve yaşadığımız şeylerle ilgili en temel insani soruların derinliklerine girmektedir. Bunların hepsi bir illüzyon mudur yoksa gördüğümüz ve yaşadığımız şeylere güvenebilir miyiz? Neyin gerçek olduğunu ve neyin önemli olduğunu nasıl belirleyeceğiz? Bunlar varlık felsefesinde araştırılan bazı sorular.

Nihilistik ve Varoluşçu Düşünce Tarihi ve Karşılaştırması
Nihilizme 19. yüzyıl boyunca popülerlik kazandı ve romancı Ivan Turgenev'in yazıları sayesinde daha görünür hale geldi. Filozoflar, bu fikri, gerçek olanın var olmadığı için imkansız olmanın değişim kavramını belgeleyen Elea'nın Parmenides'iyle (b. C. 515 - 450) binlerce yıldır bu fikri terfi ettirmişlerdir. Buda aynı zamanda varoluş illüzyonuyla ilgili fikirleri ya da çevremizdeki şeyler gerçek gibi görünse de, hepimizin yanılsamayla yaşadığından ve kaçmak ya da daha yüksek bir realiteye tercüme etmesi gerektiğinde iyi biliniyordu. Bu düşünceler, tarih boyunca Filizofiye Immanuel Kant'a (1724 - 1804) süzüldü. Varoluş hakkındaki düşünceleri, kişinin kendi anlayışının merkezinde olduğunu varsaydı. Bu, solipsizm fikrini ya da sadece siz olduğunuzu ve gördüğünüz ve yaşadığınızın yalnızca hayal gücünüzün figürleri olduğunu desteklemektedir.


Varoluşçu düşünce çoğunlukla insan varlığı ve anlamı ile ilgilidir. Bu felsefe insan özgür iradesi, yaşam tercihleri, bireysel doğaya karşı mücadele, yaşam mücadelesi, mantıksızlık ve kişisel sorumluluk da dahil olmak üzere birçok alanı araştırıyor. Hiçbir inanç sistemi, din ya da siyasi sistem varoluşçuluk felsefesine münhasır iddia edemezken, çeşitli köklü birçok filozof, temel ilkelerini kabul eder. ya da örneğin, bir dini filozof olan Kierkegaard, bir anti-Hristiyan Nietzsche, bir ateist Sartre ve bir ateist Camus, varoluşçuluğun gerçek anlamın aranmasıyla ilgili olduğuna ve insanın acı çekmesi, yoksulluk, ölüm ve diğer gelişmemiş olaylar. Bununla birlikte, çoğunlukla varoluşçular özgür irade ve kişiliğe sıkıca inanır ve birinin inanç sistemini başkalarına dayatmaya şiddetle karşıdırlar.

Nihilizmin Türleri ve Varoluşçuluk
Nihilizmin başlıca türleri, metafizik nihilizm, mereolojik nihilizm, kısmi nihilizm ve ahlak nihilizmidir.

Metafiziksel nihilizm, hiçbir şeyin bulunmadığı ve her şeyin bir illüzyon olduğu hipotezidir. Hayat sadece bir rüyadır.

Mereolojik nihilizm ise, cisimlerin mevcut olmadığını, sadece atomik ve atom altı parçacıkların bulunduğunu belirtir. Bu felsefede, yaşadığımız şey nesne ve nesneler değil, onlara atfettiğimiz fikirlerdir.

Yazan: Öğretim Üyesi: Joshua Sipper
Çeviren: A.Kara

PANTEİZM NEDİR?

Panteizm, Tanrı'nın Doğa'ya ya da fiziksel evrene eşdeğer olduğu görüşündedir - bunlar aslında aynı şeydir - ya da her şeyi tamamıyla kapsayan içkin bir soyut Tanrı'dır. Böylece, evrenin veya doğanın bir parçası olan her birey, Tanrı'nın bir parçası olarak görülür. "Panteizm" terimi ilk olarak 1705 yılında İrlandalı yazar John Toland tarafından kullanılmış olsa da bu inancın kökenleri çok daha eski tarihlere dayanmaktadır.

Panteizm, Tanrı'nın her şey ve herkes olduğu ve herkesin ve her şeyin Tanrı olduğu görüşündedir. Çok tanrılığa (pek çok tanrıya olan inanç) benzer gibi görünebilir ancak her şeyin Tanrı olduğunu söylemek çok tanrıcılığın ötesindedir. Bir ağaç Tanrı, bir kaya Tanrı, bir hayvan Tanrı, gökyüzü Tanrı, güneş Tanrı, sen Tanrısın gibi.

Panteizm'de fiziksel yasalar sebep-sonuç ve zamanın kendisinin tüm sistemi, mükemmel bir ilahi varlığın iç işleyiş vardır. Tanrı, Evrene dışsal bir varlık değil, daha ziyade kişisel ve antropomorfik olmayan, kişiselleştirilmemiş, her yerde var olan bir varlıktır.

Bazı panteistler özgür irade fikrini kabul ederken (Büyük bir varlığın küçük birer parçası olarak ve doğru ile yanlış arasında bazı seçimler yapabilme inancı) bazı panteistler , doğa ve insan için ortak bir amaç belirler , bazıları ise amaç ve görünüm fikrini "kendi iyiliği için mevcut" diyerek reddetmektedir.

Schopenhauer , panteizmin hiçbir etiğe sahip olmadığını iddia etse de , panteizm oldukça etik bir bakış açısına sahiptir: "Başkasına yapılan herhangi bir zarar, canlının kendine ve herkese zarar verir."

Bu kavram Hinduizm ve Antik Yunan filozoflarının (Thales , Parmenides ve Herakleitos da dahil) yanı sıra içinde Kabalistik Yahudiliğin eski dönemlerinde de tartışılmıştır. Bu tartışmaların doğurduğu Panteistik hareketler 17. yüzyılda Spinoza'nın doğalcı panteizm inancının da çıkışını sağlamıştır.

Yazan: Anu

PANENTEİZM NEDİR?

Panenteizm, din, A, Even Tanrının içindedir, Teizm, Tanrı ve evren, Ontolojik açıdan Tanrı, Tanrı dünyadadır, Tanrı ve dünya Tanrıdadır, Dünya Tanrıdadır, Dünya neden var,
Panendeizmin teistik hali olan "Panenteizm", Yunanca "pan" teriminin İngiliz eşdeğerlerinden oluşan, inşa edilen bir kelimedir; tümü "en", anlam ve "teizm", yani Tanrı anlamına gelir. Bu felsefi görüş Alman idealist filozof Karl Christian Friedrich Krause tarafından Tanrı'nın bilimsel kavramlarını ilahi anlayışın daha katılımcı bir anlayışı ile değiştirme sürecinde ortaya atılmıştır.

Tanrı ve dünya Tanrıda ve dünya Tanrı'da ve Tanrı dünyadadır şeklinde ilişkilendirir. Geleneksel Teizim ve Panteizme popüler bir alternatif sunmaktadır. Panenteizm, geleneksel teizmin sıkça yaptığı gibi Tanrı'yı ​​dünyadan ayırmaktan veya panteizm gibi dünyayı Tanrı'yı ​​tanımaktan kaçınmaya çalışır. Geleneksel Teistik sistemler, Tanrı ile dünya arasındaki farkı vurgular; ancak Panenteizm, Tanrı'nın dünyadaki aktif varlığını ve dünyanın Tanrı üzerindeki nüfuzunu vurgular. Panteizm, Tanrı'nın dünyadaki varlıklarını vurgular; ancak Panenteizm ilahi olmayanların kimliğini ve önemini korur. Panenteistik anlayışlarının Tanrı hakkındaki beklentileri, tarih boyunca felsefi ve teolojik yazılarda (Hartshorne ve Reese 1953; J. Cooper, 2006) ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, Panenteist anlayışların zengin bir çeşitliliği, son iki yüzyılda, öncelikle bilimsel düşünceye cevap veren Hristiyan geleneklerinde gelişmiştir (Clayton ve Peacocke 2004a). Panentizm genellikle Tanrı'nın ya da dünyanın özgün kimliğini kaybetmeden Tanrı'nın varlığına vurgu yaparken, farklı kaynaklardan gelen belirli Panenteizm biçimleri, Tanrı'nın dünyayla olan ilişkisini çeşitli şekillerde açıklar ve dünyanın Tanrı'nın kimliğiyle ilgili önemi hakkındaki farklı sonuçları olduğunu düşünür.

Panenteizm "Tanrı ve dünya Ontolojik açıdan farklı olsa da (yani aynı değilse de) Tanrı'nın dünyayı aşmasına rağmen, dünyanın Ontolojik olarak "Tanrı'da "olduğunu onaylar. Bu İslamiyet'teki "dünya Allah için vardır" inancı ile karıştırılmamalıdır. Panenteistlerin çoğu için Tanrı dünyaya yakından bağlıdır ve halen dünyadan daha büyük kalır. Bu görüşte, evrendeki olaylar ve değişiklikler Tanrı'yı ​​etkiler ve değiştirir ve bu nedenle Tanrı zamansal bir varlıktır. Evren büyüdükçe, Tanrı bilgi ışığında varlığını arttırarak öğrenir.

Panenteizm, Paul Tillich , Wolfhart Pannenberg , Jurgen Moltmann , Robert Jenson ve muhtemelen Karl Rahner gibi teologlar da dahil olmak üzere süreç teolojisiyle ve açık teizmin yönleriyle ilişkilendirilmiştir.

Kaynak: Stanford Üniversitesi Panenteizm Araştırması

Yazan: Anu