HABERLER
Dini Haber
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

SÜLEYMANCILARIN YURDUNDAN AGNOSTİSİZME


SÜLEYMANCILARIN YURDUNDAN AGNOSTİSİZME

Merhabalar. Agnostik ateist olma hikayemi sizinle paylaşmak istiyorum. Şu an 20 yaşında bir gencim. Ortaokul 6.sınıfa kadar muhafazakar, ve Müslüman bir aile ile büyüdüm. Annem ve babam çalıştığı için o yaşıma kadar çoğunlukla babaannem ile büyüdüm. Babaannemi çok severim. O zamanda severdim. Bana dini hikayeler anlatır ve beraber din konuşurduk. Benim çok hoşuma giderdi. İslam dinini gerçekten seviyordum. 1.sınıftan itibaren her yaz camiye gider ve dini eğitim alırdım. İlk ezberlediğim sure "Ettehiyyatu" duasıydı. 2.sınıfta Arapça kuranı kerim okumaya başlamıştım. 7. Sınıfa başlarken ailem beni Süleymancıların yurduna verdiler.

Neden diye sorduğumda dinimi öğrenmem için dediler. Ben ilk başta gitmek istemedim çünkü evden ayrılmak istemiyordum. Kim evden ayrılıp, daha önce tecrübe etmediği bir yere gitmek ister ki?

İlk yılım çok hızlı geçti. Sabah 6 da kalkıyor, okula gidiyor, öğlen arası eve gidiyor yemek yiyor (okul evime 60 adım mesafe idi) evet saydım :). Okul çıkışı kapıda servis bekler bizi yurda hemen götürürdü. Dışarıda gezmek, okul çıkışı bir yerde oyalanmak yasak olmasa bile yapılmamıza izin verilmezdi. Biz servise binmez kaçardık ama neyse :).

Akşam yurda gelirdik ve hemen namaz kılar akşam 5 ile 7 arası din dersi görürdük. Yurtta ne kadar kaldığına göre gördüğün din dersi seviyesi değişirdi. İlk yıl cüz okumak ile başlar. 5 6 yıl sonra Arapça Kur'an Kerim meal derslerine kadar giderdi. Ben Kur'an'ı Kerim'i tecvitli okuma dersine girerdim. Yavaştan Arapça derslerine de başlamıştık. 7 de yemeğe geçer ve 8 gibi akşam namazı için toplanırdık. Namazı kılar ve etüt dediğimiz okul dersi için sınıflarımıza geçerdik. Lise 2 nin başına kadar severek kaldım bu yurtlarda. Güzel arkadaşlıklar kurdum yalan yok. Ama içten içe yurtta kalmak istemiyordum çünkü arkadaşlarım futbol maçına gidiyor ben yurtta ders görüyordum. Kendimi o zamanlar, ama ben diğer dünyaya yatırım yapıyorum diye kandırıyordum. Bu zamana kadar herkes gibi aklıma bazı çelişkili sorular gelirdi ama hemen tövbe eder, düşünmemeye çalışırdım. Bize hocalarımız şeytan vesvese veriyor derlerdi ve bende hafif korkar, ve şöyle düşünürdüm. Şimdi bu şeytan bana vesvese veriyorsa, bu sıralar şeytana açık vermişim derdim daha da asılırdım namaza, Arapça Kur'an okumaya. Rabıta yapmaya. ( Ne olduğunu anlatacağım.) Günde 5 vakit namaz kılar üzerine kaza namazı kılar o da yetmez gece kalkar ebabil namazı kılardım. Günde kaç rekat kılıyordum bende bilmiyordum. :). Ama şuna değinmem gerek, bunları yaparken içime öyle bir huzur dolardı anlatamam. Kendimi o kadar inandırmışım yani siz düşünün.

Bu sıralar Ateist, Hristiyan, Yahudi, benim gibi Müslüman arkadaşlarım vardı. Hep beraber takılırdık. Aramızda bir kavga bile olmadı bu sebepten. Ara sıra düşünürdüm, bunlar kâfir mi diye? Çünkü benden iyi insanlardı. Kâfir dediğim adam yolda dilenci çocuk gördüğü zaman yemek parası verirdi, almazsa yemeğe giderken çağırır ve karnını doyururdu. E bu kâfirler hiç Kuran'da anlatıldığı gibi değil dedim kendi kendime. Benim dinime laf etmezlerdi. Ama ben onları sözde aydınlanmaya çağırırdım. Bana mantıklı argümanlar sunduklarında içten içe bunları şeytan yoldan çevirmiş, kalpleri mühürlenmiş derdim. Neyse bu zamanlar böyle geçti ve ben bu yurtta 5. yılıma gelmiştim. Arapça olarak 50 sayfa ezberlemiş ve hafızlık olup olmama arasında kalmıştım. Ama dini sorgulamaya daha fazla başlamıştım.

Günlük Arapça öğrendikten sonra daha fazla kaynak okumaya başladım. Karşıt görüşleri okuyor ve kendimce cevap uyduruyordum. Ama içten içe doğru olduğunu kabul ediyordum. Fakat bir sorun vardı. Yanacaktım. Evet dinden çıkarsam, Allah'a şirk koşarsam yanacaktım. Açıkçası bir yerlerim dinden çıkmaya yemedi ilk başta. Ama artık çok daha fazla mantıksız gelen noktalar gözüme takılmaya başlamıştı. O sırada bana yurtta rabıta verilmişti. Rabıta şudur. Biraz tasavvufi bir eylem diyebilirim. Bunu Hinduizm'de Budizm'de, Yahudilikte benzerini yaparlar. Abdest alır, dizlerinin üzerine oturur. Üstadımızın dizinin dibine oturduğumuz hayal eder. İki kaşının arasında olduğunu kabul ettiğimiz nefsi zincire vurur (hayal ederdik) ve üstadımızın kaşlarının arasından kendi kaşlarımızın arasına nur aktığını hayal ederdik. Bunu neden yapıyoruz diye sorduğumda Allah'ın bir trafo benim bir ampul ustadan ise elektrik direği olduğunu söylerlerdi. Direkt olarak Allah'tan almak ağır gelir gibi şeyler söylerlerdi. O zaman kendime kendime sorular sormaya başladım. Lise'nin son yılı yurttan ayrıldım. Çünkü artık çok saçma gelmeye başlamıştı. Ve orada bir saniye kalmak istemiyordum. Oradan ayrılınca, o zaman fark etmedim ama ilk okuduğum şey Türkçe kuran meali idi. Kendim meal vermeyi az çok bildiğim için bazen kendim de meal vermeye çalışıyordum.

Yazılım, dijital pazarlama öğrendim. Din dersine girmek yerine kendime zaman ayırmaya başladım. Psikoloji ve sosyoloji kitapları okudum. Türkiye çapında projeler geliştirdim ve gelirimi bunlara bağladım. Kişisel gelişimime ağırlık verdim. Tabi bunca süre araştırmada yaptım. Sümer'i, Antik Mısırı, Peygamber Enok'u, Eski Arap Kabilelerini, geleneklerini, diğer dinleri ve diğer mitolojik hikayeleri ayrıntı ile inceledim.

Şunu söylemeliyim Sümerleri ilk okuduğumda çok ağır geldi. Bunca yıldır inandım, kendimi özel sandım, kendimi kurtulmuş saydım ve bunların hepsi başka bir mitolojiden alınmamı dedim. Kandırıldığımı düşündüm. O gece oturup ağladım. Yok olamaz dedim, karşıt kaynak araştırmaya başladım. Araştırmaya başladıkça daha fazla gerçekleri görmeye başladım. Evet kandırılmıştım. Ağır geldi gerçekten ağır geldi. O his hala içimde vardır. Asla unutamam. Ama daha sonra üzerimden öyle bir yük kalktı ki. Dünyaya farklı bakmaya başladım. Yaşadığım her saniye değere bindi. İnsanları kırmamaya, hayvanları sevmeye, bir şeyler üretmeye verdim kendimi. Sanki dünya daha parlak geliyordu artık bana.

Sonra sırayla bazı YouTube kanalları takip etmeye başladım. Karmati, Din ve mitoloji, Gig TV Gibi. Kafamda olan boşluklar bu kanallar ile dolmaya başladı. Hepsi çok yardımcı oldu. Onlara çok teşekkürler. İslam'dan deizme, oradan agnostisizme giden yolculuğum bu kadar. Ama şu sıralar yavaştan apateist bir düşünce içine girmeye başladım.

Ailemin yanında kalmıyorum. Onların yanına gittiğimde ise maalesef bazı durumlarda Müslüman gibi davranıyorum. Çünkü İslam dinine göre ben kafirim ve bunun sebebi ailem. Çünkü yine İslam'a göre onlar beni yetiştiremedi ve suç onların. Ama bazı insanların gerçekten dine ihtiyaçları vardır. Örnek olarak yazının başında bahsettiğim canım babaannem. Şu an 90 yaşında ve biraz hasta. İbadete şu sıralar çok ağırlık verdi. O kadıncağıza nasıl söylersin her şeyin yalan olduğunu? Benim İslam'a göre kâfir olduğumu? Şu an gizliyorum. Ama ilerleyen yıllarda gerek olursa Anne ve Babama açıklamayı düşünüyorum. Şu an arada kalan veya bir dine inanan dostlarıma bir kaç cümle söylemek istiyorum. Değerli dostum, seni bir dine inanıyor diye hor görmüyorum. Göremem. Çünkü bende bir zamanlar seninle aynı yerdeydim. Ama artık kendine dürüst ol ve bu masalları kafanda bitir. Bir ilaha bir dine bağlanmak yerine, kendi hedeflerine ve hayallerine bağlan. Göreceksin çok hafifleyeceksin.
SİZDEN GELENLER | Yazan: Thunderbolt

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar (uygun ise )sitede adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir.

MAHMUT EFENDİ'DEN AGNOSTİKLİĞE ♀


HELEN'İN DİNDEN KURTULMA SÜRECİ

Merhaba. Yaptığınız işi çok beğeniyor ve destekliyorum. Size ve eşinize selam gönderiyorum. Kendi dinden çıkış hikayemi anlatmak istiyorum. Ama adımı değiştirmenizi istiyorum. Helen diyebilirsiniz.

Şuan 25 yaşında, mesleğini eline almış evli bir bireyim. Ben küçükken ailem çok dindar değildi. Müslümandılar ama ne Kur'an'ı anlayarak Türkçe okumuşlar ne de Müslümanlığın bütün vazifelerini yerine getiriyorlardı. Yerine getirdikleri dini vazifeler benim ve ablamın kısa giymemize karışmaları, annemin namaz kılması ve oruç tutmasıydı.

Aslında ailem laik Müslüman ve eskiden Hristiyan göçmenler olan ailemizi dedem Müslüman yapmış. Bu arada babam ben küçükken sürekli içer ve annemi dövermiş. Hala içiyor ama dövmesine izin vermiyorum tabi ki.

Annem dindar, babam yarı dindar. Tabi evde sürekli annemle babamın tartışması oluyor. Küçüklüğüm hep böyle geçmişti. Babam erkek olduğu için evin dokunulmazı reisi olduğunu zannederdi. Her zaman keyfine göre davranır, sonra namaz kılıp tövbe eder, yeniden aynı hataları yapardı. Babamın tek sevdiğim yönü bazen yemek yapması ve Chp'ye oy vermesiydi. Kendinde bunlar hariç bütün pislikler mevcuttu. Bize hiç yaklaşmadı, ne sevdi ne de makas aldı. Sadece melek annemin sevgisiyle büyüdük.

Bir de üstüne "sadece annenizi seviyorsunuz" diyerek annemi kıskanırdı. Bende büyük bir baba boşluğu olduğu için o sevgiyi dinde aradım. Komşumuz vardı, kendisi benim süt annem oluyordu. Bir de kızı vardı o da süt kardeşimdi, birlikte büyüdük. Bahsettiğim aile Cübbeli Ahmet hayranıydı ve inanılmaz dindardı. Kendini üfürükçü zanneden, keramet sahibi olduğunu düşünen çarşaflı bir aileydi. Süt annem çok tatlı dilli, dindar ama tontiş, güzel, al yanaklı, çarşaflı bir hanımdı. Süt kardeşim Müslümanlıkla alakası olmayan ve zorla kapatılan biriydi. Okula gönderilmek yerine Kur'an kurslarında kafası karıştırılan bir kızdı. Ben de süt annemin etkilerinden dolayı 8 yaşımda inanılmaz dindar bir kız olmuştum. Sürekli bu aile ile gezen, başını kapatan, namaz kılan, oruç tutan, 8 vakit namaz kılan bir kıza dönüştüm. Evet 8 vakit. Süt kardeşimi zorla kapattıkları için üzülmesin diye ben de kapanmıştım. Bu aile şuan ki Mozambik başkanına taparlardı.

Onların etkilemesiyle liseye kadar kapalı, onların deyimiyle namuslu gezindim durdum. Lise 1, 2, 3, 4 e geldim ki tasavvuf ilmine merak saldım. Okulda öğretmenlerim beni hep desteklerdi. Bu arada düz lisede okuyordum. Lise 1 de okul takımında jimnastik kulübüne katıldım ve 4 sene Türkiye şampiyonu oldum. Jimnastiğe eşofman ve bandanayla katılıyordum. Bu yüzden "kapalısın, bu sporu yapamazsın" diyerek beni kıranlar olmuştu. Jimnastik uğraşımdan dolayı süt annemin ailesinden benim için "orospu" diyenler bile oldu çok af edersiniz. Süt annem tatlı dille "vazgeç jimnastikten" dedi ama ben vazgeçmedim. Vazgeçmedim çünkü inanılmaz iyiydim.

Tabi hala kapalı, namazında niyazındaydım. Hatta süt annemin ailesinin olduğu yani onların öğretmenlik yaptığı, sohbetlerin yapıldığı bir kuruluş vardı, Tügva mı neydi adı. Ona da gidiyordum sürekli. Süt annem ve tayfası, bir sürü çarşaflı ehli sünnet kadın ve süt kardeşim dediler ki Mahmut efendi hazretlerini ziyarete gidelim. İşte şöyle kerametli böyle kerametli. "Eğer sende Allah aşkı varsa onu görür, senin yüzüne bakar sende cennete gidersin" gibi şeyler söylediler. Ben de salak gibi inandım. Hani Allah aşkı da var ya, kendimi ona adamışım, Mahmut'ta aşkı bulacağım hahaah.

Tabi çarşafsız gidemezsin oraya. Biz giydik çarşafları, bir sürü tatlış çarşaflı hanımefendi ile birlikte gidiyoruz. Otobüsten çıktık, bizi Mahmut'un olduğu villanın karşısındaki inşaata götürdüler. Herhalde efendi hazretleri yeni villasını yaptırıyor karşıya hahahah.

Orada namaz kıldık. Süt annem de diyor ki "bak efendi hazretlerinin villasına, aynı Kabe gibi görünüyor." Lan bakıyorum bakıyorum, ne Kabe'si, daha çok Kardaşyan kardeşlerinin villası gibi hahahah.

Dediler ki "vakit geldi, efendiyi göreceğiz." Bir sürü çarşaflı kadın çıktık sokağa, sokakta Cüppeli'nin kitap satıcıları falan var. Parayı cukka ediyorlar. Villanın merdivenlerinden çıkmaya başladık ama nasıl, tam bir izdiham. Efendiyi gördüm, camekanda sergileniyordu, biraz güldüm bu işe tabi. Biz de baksın diye birbirimizi eziyoruz. Ben de diyorum ki "kesin bana bakar abi, 8 vakit namaz kılıyorum, 8 yaşından beri tesettürlüyüm, üstelik bir sürü insana iyilik yapıyorum, elime erkek eli değmemiş, Allah aşkıyla yanıyorum, süper bir insanım". Peki ne oldu? Bana bakmadı adam hahahaha. Ben de gittim "bana bakmadı, demek ki bende Allah aşkı yok" diye otobüste ağladım.

Sonra bu saçmalığın içinde ne yapıyorum diye aydınlandım birden bire. "S-kerim dedim böyle işi" dedim. Herkeste zannediyor ki ben kerametten ağladım.

Hayal kırıklığı sonrası gözüm açıldı resmen. Bu kadar manyağın içinde ne yapıyorum? Bu Mahmut bu kadar zenginlikle ne yapıyor? diye düşündüm. Aklıma durumu kötü olan insanlar, annem geldi, biz bu çileyi neden çekiyorduk?

O günden sonra araştırmaya başladım. Acaba efendi hazretleri gerçekten kerametli miydi? Okul bitti, 1 yılım araştırmakla geçti. Hem yetenek sınavı hem de Ygs'ye hazırlanıyordum. Okulu kazanamadığım için benimle dalga geçen bu aileden uzaklaşmıştım. Boş gezenin boş kalfasıymışım.

1 sene daha köpek gibi çalıştım, hem Ygs'ye hazırlanıyor, hem de koşuyor, jimnastik antrenmanı yapıyor ve çocuklara jimnastik dersi veriyordum. Ama onlara göre boştum.

Okulumu kazandım, sonra tesettürden çıkıp özgürlüğüme kavuştum. Kur'an'ın mealini okudum, yıllardır salak gibi okumamıştım. "Dedim dostum bu ne" hahahah. Bunu mu kutsal saydık? Bunun içerisinde sevgi yok. Yani onca senemi, eğlenmem gereken, saçlarımı özgürce dalgalandırabileceğim yıllarımı bunların beyin yıkamaları yüzünden harcamıştım.

Eşimle tanıştım, birlikte Yakup Deniz'i dinlemeye başladık. Turan Dursun'un, Richard Dawkins'in kitaplarını okuduk, sizi dinledik. Ben bu işi kafamda bitirdim. Şuan agnostik olduğumu düşünüyorum ama eşimin dinini bilmiyorum, asla söylemiyor ama bana da karışmıyor.

Bu arada bu süt ailenin içi çocuk ve kızına tacizde bulunanlar ile dolu. Bu yüzden uzaklaştım ve tahmin edin ne oldu? Tesettürlü süt kardeşim zengin ve yabancı bir damat buldu. Bu namus abidesi aile 1 külçe altın karşılığında kızları ile bu adama imam nikahı yaptı. Neyse herkesin yolu açık olsun.

Şuanda kendimi çok yalnız hissediyorum, çevrem bana Müslümanmışım gibi davranmaya devam ediyor, sürekli onlarla tartışıyorum. Umarım herkes din olgusundan kurtulur.
Teşekkür ediyorum.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Helen

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar (uygun ise )sitede adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir.

NASIL DİNDEN ÇIKTIM ?


NASIL DİNDEN ÇIKTIM ?

Merhabalar. Nasıl dinden çıktım serisi videolarınızı ilgiyle izliyorum, bir çok defa size, ben de bu tarz bir paylaşımda bulunmaya niyet ettim ama iş yoğunluğundan fırsat bulamadım.

Bu tarz konularda hala paylaşım yapmaya niyetiniz var mı bilemiyorum ama ben Deist olduğumu aileme nasıl anlattığımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki İslam hakkında düşüncelerini ailelerine anlatmak isteyen arkadaşlara yardımcı olur.

Kendimden kısaca bahsedeyim, bir çoğumuzun olduğu gibi çocukluğumdan beri mutaassıp bir aile ortamında büyüdüm. Çocukken din ile o kadar haşır neşirdim ki bana büyüyünce ne olacaksın dediklerinde hoca olacağımı söylerdim.

Hiç bir zaman bir yobaz gibi sarık ve cübbe ile gezmedim ama din, her daim hayatımın merkezinde vardı. Fetöcülerin okullarında, yurtlarında ve evlerinde yıllarca bulundum. O zamanlar anlayamasak bile bugün görüyorum ki sistematik olarak bizi birer mürit olacak şekilde yetiştiriyorlarmış. Ben o zamanlarda da sorgulardım ve abilere niçin bol bol risale okuduğumuzu sorardım çünkü risalelerin Osmanlıca dilinden dolayı, ne yazdığını anlamadan sayfalarca okurduk. Abilere, biz burada yazılanları anlamıyoruz dediğimizde, bize ‘Okuyun zamanla anlayacaksınız’ derler ve bize haftalık ödevler verirlerdi, mesela 20 sayfa risale, yarım sayfa Arapça Kuran okuma gibi. Tabi sorgulayan bir birey olarak niçin Allah'ın gönderdiği kitabı Türkçe okumak varken, niye risale okuyoruz niye sadece arapça okuyoruz diye sorardım ve abilerin verdiği cevap aynıydı. ‘Risale, Kuran'ın tefsiridir, Allah tarafından Bediüzzaman’a yazdırılmıştır, o yüzden Risale okuyunca Kuran da anlatılan bilgileri öğrenebilirsin.’ Aslında daha önce biraz meal okumuş biri olarak alakaları olmadığını biliyordum ama abiler öyle diyorsa vardır bir bildikleri diyordum.

Zaten yıllarca bu dini öğrenmemizin önündeki en büyük engel hep bu düşünce olmuştur. Bize dini anlatan kişilerin bu dini gerçekten bildiklerini sandık, onların da yeterince bilgilerinin olmadığını hiç düşünmedik.

Yıllar, yıllar geçti, kulaktan dolma bilgilerle dini inançlarımı sürdürdüm, elimden geldiğince namaz kıldım, oruç tuttum ama bir gün canıma tak etti. Çünkü bir hoca çocuklarla evliliğin caiz olduğunu söylerken, başka bir hoca caiz değil diyordu. İran insanları recmederken, Kuran'da bununla ilgili bir ayet yazmıyordu. Ben de Kuran'ı baştan sona Türkçe olarak okumaya ve gerçekleri birinci kaynaktan öğrenmeye karar verdim. Artık hangi hocanın doğruyu söylediğini bilecektim. İlk başlarda her şey gayet normal gözüküyordu ta ki okuduğum ayetlerin bazılarında çelişkiler olduğunu görene kadar. Bunun üzerine internette biraz araştırma yaptım, çelişki ve bilimsel hatalar olan başka ayetlere de rastladım. Bu bulduklarımı bir arkadaşıma anlattım, O da bana bir kitap tavsiye etti. ‘Bir Bedevinin Yaveleri’ isimli kitap, hiç iki kapak arasına girip basılmamış, sadece internette el altından dolaştırılan bu Pdf formatındaki kitabı okuyunca şok oldum, benim tespit ettiğim çelişkiler haricinde onlarca çelişki, hata ve saçmalık sıralanıyordu.

Kitapta bahsedilen bazı ayetlerin meallerinde oynama yapılmış olabileceğini düşündüğüm için bu ayetlerin meallerini tek tek kontrol ettim. Hiçbir çarpıtma yoktu, kitapta yazılı mealler Diyanet veya Elmalı Hamdi’nin mealleriydi.

Tüm kitabı bitirmem 2 günümü aldı. Kitabı bitirdiğimde büyük bir rahatlama hissetmiştim ve İslam hakkında tüm parçalar yerine oturmuştu. Artık, Işid'in niye kafa kestiğini, hocaların bazılarının niye hadisleri reddettiğini veya hocaların niye hepsinin bir birinden farklı hükümler verdiğini anlamıştım, hiç kimse bu saatten sonra beni kandıramayacaktı.

İslam'ın gerçeklerini öğrenmiştim ama öğrendiklerimi hem başkalarına anlatmak için büyük bir heyecan duyuyor hem de çekiniyordum.

Çünkü, ayetlerdeki çelişkileri anlatınca bazı insanlar, ya sinirleniyor ya da orada öyle demek istememiştir diyerek kestirip atıyordu.

Ancak fark ettim ki benim gibi aklında sorular olan, sorgulayan kişiler, anlattıklarımı konuşmaktan çekinmiyor hatta memnun oluyorlardı. Bu tarz kişileri bulup konuşmaya çalışıyordum.

Kendimce şöyle bir taktik geliştirdim, karşımdaki kişiyle dini konuları konuşmaya başladığımda aşırı tepki veriyorsa konuyu kapatıyorum, baktım bu tarz konuları konuşmaya açık ona Bir bedevinin yaveleri isminde ilginç bir kitap okuduğumu dilerse kendisine Whatsapp tan PDF formatında gönderebileceğimi dilerse Din ve mitoloji sitesinden ücretsiz indirebileceğini söylüyorum. İlgisini çeken kişiler, mutlaka geri dönüş yapıyor ve onlarla derinlemesine bu konuları daha rahat konuşabiliyorum. İlgisini çekmeyen kişiler zaten okumuyor ve gereksiz yere çenemi yormuyorum.

Bu arada, bu tarz konuları başkalarına anlatmak gibi bir niyetiniz varsa, size birkaç tüyo vereyim.

-Birkaç tane ayet ezberleyerek bir yere varamazsınız. Bu konular üzerine özellikle ayetler üzerine bilginizi arttırın,

-Tartıştığınız kişiyi ayet bombardımanına tutun çünkü hadisleri anlatınca hemen sahte hadis deyip çıkıyorlar işin içinden ayetlerde bunu yapamıyorlar. Ayet bombardımanına tutun, dememin sebebi şu, bir iki tane ayet söyleyince orada öyle demek istememiştir diyerek konuyu geçiştiriyorlar ancak bir birinden farklı ayetleri peş peşe gösterince bir süre sonra cevap veremiyorlar.

-Ateist olsanız bile bunu kesinlikle söylemeyin, ben Allah’a inanıyorum deyin. Sistematik olarak yapılan propagandalardan dolayı Müslümanlar Ateistleri çok antipatik ve itici buluyor ve dinlemiyorlar.

-Tanrı kelimesini çok az kullanın Tanrı’dan bahsederken mutlaka ona Allah diye hitap edin. Özellikle Allah ile bir sorununuz olmadığını onu çok sevdiğinizi söyleyin ve Allah’ı methedin.

-Peygamberden ve sahabelerden bahsederken, sakın direk isimleriyle hitap etmeyin, Muhammed, Ali veya Ayşe demeyin, Hz Muhammed, Hz Ömer, Hz Ayşe vs. deyin veya Muhammed’den bahsederken ona Peygamber veya Muhammed Peygamber, halifelere de Halife Ali, Halife Osman gibi hitap edin.

- Öyle ayetlerden giriş yapın ki kaçamak cevap veremesinler, yoruma açık ayetlerden uzak durun. örneğin, ben konuşmaya genellikle, dağların olduğu yerde deprem olmaz diyen Enbiya 31 ile başlarım. Dünyanın düz olduğunu anlatan Zülkarneyn ayetleriyle devam eder ardından, kendiyle çelişen ayetleri anlatırım.

-Bildiğiniz her şeyi kısa sürede anlatamazsınız o yüzden karşınızdaki kişide merak uyandırdıktan sonra onu bir kaynağa yönlendirin ki merak ediyorsa gidip baksın, anlattıklarınız havada kalmasın. Mesela ben Bir bedevinin yaveleri kitabına yönlendiriyorum, siz Din ve mitoloji gibi sitelere veya Youtube kanallarına yönlendirebilirsiniz.

Sevgili arkadaşlar yüzden fazla kişiyle bu konuları konuşmuş birisi olarak size tavsiyem şu ki sakın bu tarz konuları konuşmaya kapalı kişilere, bir şey anlatmaya çalışarak vakit kaybetmeyin. İnanın bu kişiler, anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar ve içlerine şeytan girmiş gibi köpürüyorlar. Cahilce, bilmedikleri bir dini savunmak için sizinle kavga ediyorlar.

Kavga ve gürültüye gerek yok, kimseyi ikna etmek zorunda da değilsiniz, atalarımızın dediği gibi ‘Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az.’

İslam üzerine, Yabancı insanlarla konuşabiliyor ancak aileme hala İslam'dan çıktığımı söyleyemiyordum. Bana tepki göstereceklerinden korkuyordum. Bunun üzerine onlara anlatmak için de bir taktik geliştirmem gerektiğini anladım. Direk, karşılarına gidip ben Deist oldum dersem, ne tepki vereceklerini bilemiyordum, o yüzden planlı ve kontrollü gitmeliydim.

Öncelikle can alıcı ayetleri ve hadisleri tekrar gözden geçirdim.

Sonra hayali olarak karşıma aile fertlerini, tek tek koyarak onlara ayetleri anlattığım pratikler yaptım, o şöyle derse ben böyle derim, o böyle derse ben böyle derim gibi. Bunu her bir aile ferdi için en az 50 kere denemişimdir. Bir yıl çalıştım, bu arada başka kişilerle bu tarz konuları konuştuğum için pratiğim artmıştı, çünkü aynı kulak dolgunluğuyla büyütülmüş Müslümanlar hep aynı şekilde cevap veriyorlar, yeni bir cevap üretmiyorlar, çünkü bilgileri yok.

Sonra aile fertlerinin ağızlarını farklı zamanlarda yokladım, sorunlu ayetler ve hadisler hakkında konuşunca ne tepki veriyorlar gözlemledim. Artık onlara sunduğum argümanlara ne diyeceklerini biliyordum ve ona göre konuşmayı aklımda şekillendiriyordum. Sonra bu konuları konuşmaya kimlerin daha açık olduğunu tespit ettim. İlk hedefim sorgulayan ve bu konuları konuşmaya açık aile fertlerini kendi safıma çekmekti.

İlk iş olarak ablamın eşine anlatmaya karar verdim. Kendisi akıllı, sorgulayan ve benimle benzer ortamlarda büyümüş biriydi. Daha önceki muhabbetlerimizde bu konuları konuşmaya açık olduğunu görmüştüm. Onunla uzun uzun konuştuktan sonra ona Whatsapp'tan Bir Bedevinin yavelerini gönderdim, kitabı okumuş ablama da göstermiş onunla da, kitap üzerine, ayetler üzerine, uzun uzun muhabbet etmişler. Onlarla birkaç gün sonra buluştuğumda ikisi de benim gibi düşünmeye başlamıştı.

Sonra küçük kız kardeşime gittim. O, bu konuları konuşmaya daha mesafeliydi ama buna rağmen ona kitaptan bahsedip Whatsapp'tan gönderdim. Tepkisi şu oldu ‘Ben böyle kitaplar okuyarak, imanımı sarsamam’ dedi ve konuyu kapattı. Anladım ki onunla vakit kaybetmeye gerek yok.

Sıra geldi anneme ve babama bu konuyu anlatmaya. Özellikle ablam ve eşinin de bulunduğu bir ortamda, konuyu ayetlere getirdim ve konuşmaya başladım. Ben anlatacağım, onlarda muhalif olmayıp bana destek çıkınca annem ve babamın direncini kıracaktım. Anlattıklarımı ayetlerle destekleyip, evdeki Kuran mealinden açıp gösterdim. Ablam ve eşinin de benim anlattıklarımda haklılık payım olduğunu savunmaları, annem ve babamın anlattıklarımın dinlemeye dair olduğunu kabul etmelerini sağladı.

Kuran’da sıkıntılar olabileceğini, Dünya’da birden çok Kuran olduğunu gösterip konuya girizgah yaptıktan sonra bilimsel hataların olduğu birkaç ayet gösterdim. Sonra, bir birini yalanlayan ayetleri, bir biriyle çelişen ayetleri gösterdim. Sonra çocuklarla evliliğe ve cariyeliğe izin veren ayetleri gösterdim. Muhammed ve 4 halifenin bir birlerine kızlarını nasıl ve kaç yaşında nikahladıklarını anlattım. Cariyelerin alınıp satılabileceğini, takas yapılabileceğini, sınırsız cinsellik yaşanabileceğini ve başka erkeklere pazarlanabileceğini anlattım. Kadınların yarım insan sayıldığını, mirastan yarı pay aldıklarını, şahitliklerinin yarım insan olarak sayıldığını ifade eden ayetleri gösterdim. Sonra Allah’ın Kuran’da inanmayanlara, domuz, köpek, eşek ve piç dediği ayetleri gösterdim. Sonra şiddet içeren ve kafirlerin öldürülmesini emreden ayetleri gösterdim. Peygamberin yaptığı katliamları hadislerden anlattım. Beni Kureyza katliamını, Ureyna ve Ukeyla kabilelerinden 9 kişinin el ve ayaklarının kesilip gözlerinin oyulmasını ve dağ başında ölüme terkedilmelerini, Ümmü Kırfe’nin iki deveye bağlanıp parçalanana kadar develer tarafından nasıl çekildiğini anlattım.

Anlattığım her konunun ilgili mealini ve hadisini açıp tek tek gösterim tabi ki İslam kaynaklarından. 3 saat süren hararetli konuşmanın sonunda annem ve babam dinden çıkmamışlardı ama benim niye dinden çıktığımı anlamışlardı. Onlara da kitabı gönderdim ama okumadılar. Zaten okumalarını beklemiyordum, tek istediğim beni anlamalarını sağlamaktı.

Ben dinden çıktığımdan beri kendimi onlara hep anlatmak zorunda olduğumu hissediyordum ve bunun için 1 sene plan ve pratik yapmamın ödülünü almıştım.

Artık tamamen özgürdüm, kimseden bir şey saklamıyordum olduğum gibi yaşıyor ve inanıyordum. Umarım anlattıklarım size de ilham olur.

Yazdığın kitap için teşekkürler Yol gezer, her kimsen ve neredeysen. Kurduğun bu kanal için teşekkürler Bay Kara, ismin neyse ve neredeysen.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Zafer D.

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar (uygun ise )sitede adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir.

RESMİ GÜNAH SAYANLARIN ARASINDAN UYANIŞA ♀


RESMİ GÜNAH SAYANLARIN ARASINDAN UYANIŞA

Merhaba din ve mitoloji. Harika bir kanalsınız ve her videonuz benim için altın bilgi değerinde.
Öncelikle kendimi tanıtayım 24 yaşındayım ve 2 yıllık evliyim. Çocukluğumdan beri sorgulayan, irdeleyen ve meraklı bir yapıya sahibim. Dini sorgulamamın temeli sayılan sebep 7 yaşındayken yaşadığım bir anımı anlatmak istiyorum.

Bir gün ablamla evimizin yanındaki zeytin ağacının altında oturuyorduk. Ablam o zaman imam hatip lisesine yeni başlamıştı ve bana dini anlatıyordu. "Yalan söylemek günah, büyüklere saygısızlık günah, günahkarlar cehenneme gider, bir gün hepimiz öleceğiz ve kıyamet kopacak, bizi yaradan Allah'tır vs.."

Ve ben ablama bir anda sordum "Abla Allah ölür mü?"
Abla direkt "saçmalama o ne biçim laf sakın ha duymayım cehennemlik olursun düşünme kesinlikle aklına getirme böyle şeyleri..."
O günlük başlamıştı ve bir anda kapanmıştı sorgulamam.

Geleneksel yapılarına bağladı ve dini bütün olmaya çalışan bir ailem vardır. Annem beni hep sohbetlere götürürdü o Yaşlarda. Kara kara çarşaflı kadınlar oturur kuran okurlar, sohbetler anlatırlar, üstüne de dedikodu yaparlardı. Tuhafıma giderdi ama saygısızlık olur diye diyemedim kimseye bir şey. Büyükler her daim örnektir bize özellikle dini bütün olanlar.

Bu yüzden benim büyüğüm hangi okula giderse ben de o okula gitmeliydim.
Karakalem yeteneğim vardır o kağıt ve kalemi her elime aldığımda içimden anlatmadıklarımı resmederim.
Hep kendi emeklerimle açtığım bir sergim olmasını hayal etmişimdir. Ama nasıl olacak? Kendimi geliştirmem lazım.
Mümkün mü hayır! Neden!! RESİM ÇİZMEK GÜNAHH⁉️.
Madem günahtı neden Allah böyle bir yetenek vermişti o zaman!!

Velhasıl ne oldu? Tabi ki ablamızın izinden gittik ve İmam Hatip lisesine kaydolduk.
Lise 2 nin yaz ayında bir kaza geçirdim. Ufak bir kaza. Çevremdeki Müslüman geçinenler! Benden çok isyankarlar "Amanınnn daha çok genç, tı tı tı.."
E sizdiniz bana "Sabredin, imtihanlar geçer, isyan etmeyin diyen" yeniden başlamıştı içimde sorgulama fırtınaları..
 
Bu olay beni manevi olarak çok yıpratmıştı daha 15 yaşındaydım nasıl yıpratmasın.
Ben de "Acaba isyan mı ettim de bu kazayı geçirdim, günah mı işledim" diye o düşündüm. Ağlamalar, dua etmeler, sürekli namaz kılmalar...

Tabi içimdeki resim tutkum geçmiyor, derslerde boş bulduğum zamanlarda kitap köşesine, defter yaprağına çiziyorum bir şeyler. Bunu gören Hocalarım "Günah çizme, göz günah ağız günah..."
 
Neyse şöyle böyle bitirdim liseyi.. Sınav zamanı geldi. Tabi ben o zaman din yönünde kendimi aşmışım amacım hafız olmak. İnsanlara İslam'ı yaymak. Tam kuran kursuna yazılacağım Çok garip bir rüya gördüm.
 
Çok güzel işlemeli yakutlu, zümrütlü bir kutu veriyorlar bana. Sevinçle açıyorum içini. İçinden o kadar kötü bir koku yayılıyor ki etrafa nefesim kesiliyor. Bir anda uyandım, hala o iğrenç koku burnumda.
Anneme anlattım ve annem "sana hayırlı değil demek ki hafız olmak" dedi.

Bir anda vazgeçtim ve İslam'dan bir adım uzaklaşmam o zaman başladı.
Bu rüyadan sonra çevremdekiler ne kadar "ilahiyat oku, tercihlerini beraber yapalım" deseler de kendi sınav tercihimi kendim yaptım ve Halkla İlişkiler Bölümünü kazandım. Bölümümü çok severek okudum ve okulumu ikincilikle bitirdim. Tabi bölümde ikinciyim ama nasıl? 'Simsiyah feracesi olan tek bir makyaj bile yapmadan koca üniversiteyi bitiren bir ikinci.

Neyse diyorum diploma puanım çok yüksek güzel yerlerde iş bulurum, iyi referanslarım var.
Gel gör din denen tabu burada da karşıma çıktı.

Bir PR cı olarak herkesle iletişim kurmak zorundasın, karşı cinsle tokalaşmak zorundasın, kriz yönetimine sahip olman gerekir.

Ah ah tabi sen koca okulu ikincilikle bitir git iş görüşmelerine, diplomanı uzat, ama seni işe almasınlar. Neden? Kapalısın çünkü, sınırların var çünkü! Lanet ettim böyle dine...
 
Aylarca iş aradım ve en sonunda gittim 3 kuruşa bir hac malzemelerinde satış danışmanı olarak işe girdim. Ailem sevinç içinde tabi. Çünkü tam tesettürlü bir yer, erkek müşteriye bakma yok, hak yiyen yok, hac müşterisi var..

Görmüyorlar ki iş yeri ortamını.. Koca koca sakallı adamlar bir araya geliyor, " eee bir kadın sana yetiyor mu hocam, sen babayiğitsin ikinciyi düşünmüyor musun?"... Bu cümleyi ilk duyduğumda tüylerim diken diken oldu. Bunu diyen kimdi "örnek gösterilen tiplerden biri, sarıklı, cübbeli, sakallı hoca!"

Bir adım daha uzaklaştım İslam'dan..
 
O zamanlarda yeni nişanlanmıştım. E haliyle görüyorsun, İslam'da erkek 4 kadın alabilir.
İçimde hep bir "acaba" korkusu!
 
Neyse evlendim yuvamız kurdum.
Amacım mükemmel erkeğini el üstünde tutan, ona habire hizmet eden bir eş olmak. Nasıl mükemmel bir eş olunur diye sürekli ilmihal ve meal okuyorum. Hadislere bakıyorum; sürekli erkeği üstün gösterme, kıssalara bakıyorum; "erkeğini memnun eden cennetliktir" cümleleri.
Meale bakıyorum "bizim tarla olduğumuza" dair ibareler var..
Olamaz diyorum, kadını bu kadar aşağılayan bir din olamaz. Anlatılanlara baksan bu din "kadınları diri diri toprağa gömmekten kurtarmış". Tabi bu olaylar hep nerede yaşanıyor? Arap yarımadasında..

Peygamber hanımlarına bakıyorum neredeyse hepsi Arap..
Konu konuyu açıyor, "bir erkek kaç kere evlenebilir, bir kadının din yönünden hakları nelerdir" gibi konuları araştırıyorum, .

Hep bir kısıtlama var kadınlara hep erkek ilahlaştırılıyor. Baktım konular parça parça kafamı çok yoruyor, Kur'an'ı en başından tamamen "tarafsız" biçimde okumaya karar verdim Ama bu kararı vermem 1 yılımı aldı. Araştırmalarım oluyordu ama hiç böylesine net bir karar vermemiştim.

Tabi korku var içimde , cehennemlik olma korkusu, yalnızlaşma korkusu..
Kafama takılan, uyumsuz bulduğum her ayeti işaretleyip hem mealiyle hem tefsiriyle okumaya, yazmaya başladım... "Acaba"lar, "şöyle demek istemiş"ler..

Aklıma da geliyordu sürekli "madem apaçık bir kitap neden ayet başka tefsir başka söylüyor?"
Kendime yediremiyordum bu durumu tabi. Bir yandan da videolarını izliyor, "olamaz ya abartıyor, din düşmanı" diyorum. Ama araştırıp kaynaklara bakıyorum bilgiler doğru...

Bu yıl ramazan ayıydı ve sora Yusuf suresine geçmiştim. "Bir ışık olsa da sorgulamasam, ikna olsam" diyordum, taa ki Yusuf Suresi 2.ayeti okuyana kadar.. Na yazıyordu hatırlayalım " Anlayabilesiniz diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik."

Tefsirine bile bakmadan o an oturdum ve Hüngür hüngür ağlamaya başladım. Lanet okudum geçen 24 yılıma. 11 yaşımda tesettüre giren zavallı halime ağladım..
Yeteneğimi geliştirmek yerine din uğruna geçirdiğim zamanlara ağladım...
Sonra o kadar özgür olduğumu hissettim ki.. Hayatımın hiç bir anında böyle bir duygu yaşamamıştım. Ve içimdeki İslam'a ait olan son bağ da koptu...

Şimdi ise deist bir düşünceye sahibim. Henüz yeni deistim diyebilirim Fakat şöyle bir durum var ki "sadece fikir olarak özgürüm". Özgür fikirlerimi henüz hayata geçiremedim. Zamanla o da olacak.
Mor ve Ötesi'nin de dediği gibi "Yandı dertler bitti tasa, ben kurbanım bu cambaza"..

Sevilerek dinleniyorsunuz.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Freewoman

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİNSİZLERE SIKÇA SORULAN SORULAR VE YANITLARI

Yazan: Agnosteist

DİNSİZLERE SIKÇA SORULAN SORULAR VE YANITLARI

Buradaki sorular ve yanıtlar, ülkemizdeki bireylerin çoğunluğunun Müslümanlardan oluşması nedeni ile İslamiyet inancına göre derlenmiştir. Sorulara yanıtlar, ülkemizde en çok tercih edilen felsefi görüşler temel alınarak verilmiştir. Nasıl ki İslamiyet inancında farklı görüşler varsa (örneğin mezhepler), aynı şekilde bir felsefi görüşte de alt dallar bulunmaktadır. Bu yüzden yanıtlar, genel geçer olarak verilmiş, dinsiz bireyler hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Soruların tam yanıtları birkaç tümce ile özetlenemez. Daha fazla bilgi gerekiyorsa, o felsefi görüşün derinlemesine araştırılması gerekir. Yanıtlar oldukça içten verilmiştir. Hiçbir şekilde alay edilmesi söz konusu değildir.

Neden dinden çıktınız-inanmıyorsunuz?
Birçoğumuz ailemizden, çevremizden ve okulumuzdan aldığımız dini eğitimler ile büyüdük. Birçok inançlı gibi biz de dinimizi araştırmadık. Herhangi bir nedenden dolayı dini araştırdık ve bizlere uygun olmadığını düşünerek dini terk ettik. Bazılarımız ise doğuştan dini öğreti görmedik. Hiçbir dine mensup olmadık.

İbadetler zor geldiği için mi dini terk ettiniz?
Hayır. Dini terk edersek cehennemden, sorgudan, yanmaktan kurtuluruz mantığı yanlıştır. Basit bir örnek verelim. Herhangi bir nedenden dolayı bir babanın evladını evlatlıktan reddettiğini varsayalım. Bu durum, o evladın fiziksel olarak yok olması anlamı taşımaz. Biz o babanın hiç evladı olmadı diyoruz. Olmayan çocuk için sorumluluk almak anlamsızdır.

Ateist misiniz?
En çok karşılaştığımız sorulardan biridir. Dinciler (din üzerinden maddi ya da manevi gelir elde eden bireyler) dinsizlerin hepsinin ateist olmadığını çok iyi bilirler. İnançlı insanlara farklı felsefeleri tek tek anlatmazlar. Hepsini tek bir çatı altında toplayıp, inançlı bireylere bizi öcü gibi gösterirler. Böylesi daha kolaydır. Dinsizlerin tamamı ateist değildir. Aramızda birçok farklı felsefi görüşü benimseyenler vardır. En çok tercih edilenler; ateizm, deizm, agnostisizm ve panteizmdir.

Öldükten sonra ne olacak?
Birçoğumuz ölümden sonrasının olmadığını düşünürüz. Yani öldükten sonra hiçbir şey olmayacak. Bunun yanında Tanrı inancı olan bazı dinsiz bireyler (örneğin deistlerin bir kısmı) cennet, cehennem, sorgu gibi metafizik içeren olaylara inanırlar.

İçten içe inanıyor musunuz?
Hayır. İçten içe inanan birey dinsiz değil, inançlıdır. Üstelik ülkemizde dinsiz olduğunu söyleyip, bundan herhangi bir fayda gören, yok denecek kadar azdır. Tam tersine zarar gören çoktur. İnanıyorsak, neden risk alıp dinsiziz diyelim ki?

Popüler olmak için mi inanmıyorum diyorsunuz?
Hayır. Özellikle gençler arasında popüler olmak için bunu kullananları duyuyoruz. İnançlı bir bireyin popüler olmak için inançsızım demesi, cehenneme doğrudan gitmesinin en kısa yolu olabilir.

Kendinizi boşlukta hissediyor musunuz?
Özellikle dini yeni terk eden bireyler bir süre boşlukta kalabiliyor. Bir süre sonra alışıyorlar ve kalan hayatları normal şekilde devam ediyor. Felsefi görüşe tamamen adapte olan birey boşlukta değildir.

Hayatın bir anlamı yoksa neden intihar etmiyorsunuz?
Neden edelim ki? Nasıl olsa öleceğiz. Bir tane hayatımız var. Hayatımızı en güzel şekilde yaşayacağız ve zamanı geldiğinde öleceğiz.

Ölmekten korkmuyor musunuz?
Hayır. Ölmekten korkmuyoruz ama ölürken çekeceğimiz acıdan korkan bireylerimiz var.

Boy abdesti-gusül alıyor musunuz?
Hayır. Bu soruyu biraz daha açabiliriz. Oruç tutmuyoruz. Meleklere, şeytana, cinlere vb. varlıklara inanmıyoruz. Tabii ki abdest de almıyoruz. Bu temizlik yapmıyoruz demek değildir. Bizler de duş alıyoruz, dişlerimizi fırçalıyoruz, kişisel bakımlarımızı yapıyoruz.

Sünnet oldunuz mu?
Özellikle dini sonradan terk eden bireylerin birçoğu sünnet olmuştur. Toplum tarafından dışlanmamak içinse inançsız birey oğlunu sünnet ettirebiliyor. Üzülerek söylüyorum ki; ülkemizde sünnet olmayan bir erkeğin evlenme olasılığı çok düşüktür. Evlenecek damatta namaz kılma, oruç tutma gibi ibadetler çok aranmaz. Fakat sünnet olmadığı biliniyorsa vay haline. Oysaki namaz, oruç gibi ibadetler Allah için, sünnet peygamber içindir. Yani ibadet zorunlu, sünnet zorunlu olmadığı halde toplum tarafından aranan bir özelliktir. Toplum baskısı olmasa, hiçbir inançsız birey sünnet olmaz, oğlunu sünnet ettirmez.

Nasıl kız isteyeceksiniz?
Paragraflarca açıklama yapılabilir. En yalın haliyle anlatalım. Bir çift kendi arasında anlaşmışsa evlenmeleri için kız isteme töreni yapmaya gerek yoktur.

Neden suç işlemiyorsunuz?
Suç işlememek için dini bir öğretiye ihtiyacımız yoktur. Suç tanımının ne olduğunu biliyorsak, inançsız olmamız sorun değildir. İnsanın içinde suç işleme potansiyeli varsa işler. Din buna çok az engeldir. Suçun işlenmesi, ahlak ve korku parametreleri ile engellenir. Bazı inançlı bireyler Allah’tan korkmaz ama kanunlardan ve hapiste başına geleceklerden korkar. Ayrıca bazı inançlı bireylerde olduğu gibi bazı inançsız bireylerin suç işlememesi caydırıcı kanunlar tarafından sağlanır.

Kuran’ı okudunuz mu?
Evet. Arapçasını değil ama Türkçesini farklı kaynaklardan defalarca okuduk. İhtiyaç duyulma anlarında ise okumaya devam ediyoruz. Kuran’a bir inançlıdan çok daha fazla hâkimiz. Zaten birçok inançsız birey Kuran’ı okuyarak dinden çıkmıştır. Yalnızca Kuran değil Zebur, Tevrat, İncil, Tripitaka gibi kutsal kitapları da okuduk.

Kuran’ı anlamamış olabilir misiniz?
Mark Twain’in çok güzel bir sözü var. “Beni İncil’in anlamadığım yerleri değil, anladığım yerleri rahatsız ediyor.” Bu söz diğer kutsal kitaplar için de kullanılabilir. Tanrı kullarının anlamasını istemediği bir kitap yollamazdı sanırım. (Ayrıca Bkz. Ali İmran Suresi 7. Ayet)

Ya Allah Varsa? O zaman ne yapacaksınız? (Yalnızca ateistlere yöneltilen soru)
Ya Allah varsa teorisi için “Pascal Kumarı” ve karşıt görüşleri okumanızı tavsiye ederiz. Allah varsa diğer 5000 tanrının da var olma olasılığı vardır. Bu olasılık üzerinden gidersek, gerçek olan tanrının hangisi olduğunu bilmek imkânsızdır. Yalnızca ateistleri ödüllendirecek bir tanrı da olabilir.

Allah’a, Peygambere, Dine, Kitaba vs. Düşman mısınız?
Hayır. Bu soruya oldukça samimi bir yanıt verelim. Aslında bizi kısıtlamadığı sürece, kimin neye inandığı bizi hiç ilgilendirmiyor. Düşman değiliz ancak rahatsız olduğumuz yerler var. Birkaç örnek verelim.

*Özellikle sabah ezanının hoparlör patlatacak kadar sesli okunmasından rahatsız oluyoruz.
*Bir vatandaş olarak ödediğimiz vergilerin din kuruluşlarına gitmesini istemiyoruz.
*Zorunlu din dersi ve sözde seçmeli din derslerinden muaf olunmasını istiyoruz. İsteyen öğrenci din dersinden muaf olabiliyor. Fakat muaf olan öğrenciler, din dersine alınmadığında onları oyalayabilecek hiçbir etkinlik yapılmıyor. Hatta dışlanıyorlar.
*Dinsiz olduğumuzu açıkladığımızda, maddi ya da manevi zarara uğramaktan endişe duyuyoruz.
*Size duyulmasını istediğiniz saygıdan fazlasını istemiyoruz.

Din konusunda neden saldırgan davranıyorsunuz?
Genelde saldırıyı inançlı bireyler başlatıyor. Din ile ilgili bizi kısıtlayacak herhangi bir olaya itiraz ettiğimizde, inançlı bireyler tarafından “inanmıyorsan da saygı duy…” diye başlayan ve ağıza alınmayacak hakaret ve küfürlere maruz kalıyoruz. Dinsiziz diye manevi değerlerimiz yok değil. Ailemize, kişiliğimize, düşüncemize vs. gelen saldırılara karşı tepki gösteriyoruz.

Ayrıca doğrudan dine saldıran bireylerimiz yok değil. Bunun temelinde, etik olmasa da dinin yanlış olduğunun misyonerliğini yaparak, dinsiz bireylerin sayısını arttırmak yatıyor. Bizler azınlık olduğumuz için pek sözümüz geçmiyor. Fakat sayımız artarsa, sözümüzün daha çok dinleneceği açıktır.
Yazan: Agnosteist

ALLAH'IN ÇOCUK ÖLDÜRMESİ (ÖLDÜRTMESİ)


ALLAH'IN ÇOCUK ÖLDÜRMESİ (ÖLDÜRTMESİ)

Kehf süresi 66-81 Ayetlerine göre Musa ile Hızır bilge bir yolculuğa çıkar yolculuk sırasında Hızır bir çocuğun ileride hayırsız olacağını düşündüğü için yaşam hakkını elinden alır bu olay kuranda ibret bir hikaye olarak anlatılır;

65-“Nihayet kullarımızdan bir kul buldular.”
Cumhura, yani ekser âlimlere göre bahsi geçen zât Hz. Hızır'dır.

66-“Musa ona:“Doğru yola sevk edici olarak sana öğretilenden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” dedi.”
67-“Dedi ki: “Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.”
68-“İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?”
69-“(Musa) dedi: İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim.”
70-“(Hızır)dedi ki: O halde bana tabi olacaksan; ben sana anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!”
71- “Böylece yola koyuldular.”

74-“Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında(Hızır) onu hemen öldürdü.”

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُۙ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍۜ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـًٔا نُكْرًا

Ayette geçen (ف fe), çocuğu görür görmez hiç beklemeden, sorgulamadan öldürdüğüne delâlet eder.
“(Musa) dedi: Kısas olmadan masum bir canı mı öldürdün? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın.”
Çocuk küçüktü, henüz ergenlik çağına ermemişti.

Bir süre yol kat ettikten sonra Hızır Musa'ya çocuğu neden öldürdüğünü açıklar ;

80- “Çocuğa gelince, onun ana-babası mü’min kimselerdi.”
“Onları bir tuğyan ve küfre sürüklemesinden korktuk.”

Çocuğun anne-babasına tuğyan ve küfrü;
-Onların hukukunu çiğnemesi, -Aynı evde iki mü’min ve azgın bir kafir olması,
-Anne-babanın çocuğun etkisi altında kalarak dinden dönmeleri

Hz. Hızır'ın böyle durumlar olabilmesinden korktuğunu söylemesi, Allah'ın bildirmesine bağlı bir durumdur. Ayetlerden anlaşıldığına göre Hızır bunları kendiliğinden değil, ilâhî emir gereği olarak yapmıştır. Bu takdirde peygamberlere gönderilen ilâhî emirlerle Hızır’a verilen ilâhî emirler arasında bir çelişki görülmüyor mu? Yani Hızır'a çocuğu öldürmesini Allah emretmiştir. Yani burada sözde özgürlüğün ve barış dininin tanrısı Allah diyor ki: bu çocuk büyüyünce anne ve babasını yoldan çıkaracak, onları kafir yapacak bu yüzden bu çocuğu öldür. Peki Hz. Musa yaşanan olaya neden itiraz etmemiştir? Aslında bunun için 2 yorum mevcut. İlki direkt yazılan yazıyı red eden biçimde. Onun çocuk olmadığını suçlu bir ergin olduğunu söyler. Oysa ki Kuranın bütün tefsirlerinde bu olay ergenliğe girmemiş bir çocuk üzerinden gerçekleşmiştir. Yani bu düşünce hem ayeti hem de Kur'an'ı red eden bir düşüncedir. İkinci düşünce ise bu isteğin Allah tarafından geldiği için itiraz etmediği yönünedir. Bu şekilde yorumlarsak bile kuranda geçen sözde ahlak, evrensel şeriat ve adetlerine ters düşmektedir. Aslında kuran kendi içerisinde kendini çökertebilen bir kitaptır. Madem çocuğu öldürecekti sözde sonsuz güçte olan Allah bu çocuğun ne olacağını bildiği halde neden yarattı, kötü biri olacağını biliyordu. Neden onu iyiye yönlendirmeye çalışmadı? Hadi buna karışmıyor diyelim - aslında karışılan çok fazla kişi ve olay vardır - hani İslam dininde zorlama ve baskı yoktu? Hani diğer dinlere ve inanlara saygı ve sevgi vardı?

81-“İstedik ki onların Rabbi onun yerine kendilerine ondan daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin.” Denildi ki: Onların bir kız çocuğu oldu, bu çocukla bir peygamber evlendi.
Bunların çocuğu da bir peygamber oldu, Allah bununla bir millete yol gösterdi.

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü’min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın? “ (Yunus Suresi, 99)


Madem insanları istediği gibi iman ettirebiliyorsa çocuğu iman ettirmek yerine neden öldürüp yerine daha hayırlı bir çocuk doğurttu?

Görüldüğü gibi bu ayetler Allah'ın kötü bir tanrı olduğunu, kandan ve ölümden beslendiğini ve sonsuz güçte bir tanrı olmadığını kanıtlar. Kuranda bu ve bunun gibi birçok ayet vardır.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ekoman

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)