HABERLER
Dini Haber

MUHAMMED ALEMLERE RAHMET DEĞİL ZAHMETTİR |2

Yazan: The Guiding
Guiding, islamiyet, din, Hz Muhammed, Muhammed'in kadınlar hakkında sözleri, İslam'da kadın, Nisa suresi, İslam'da çok eşlilik, Cariye ile yetinin, İslam'da cariye, Hz Muhammed ganimetler, Ganimetler Allah'ındır,

MUHAMMED ALEMLERE RAHMET DEĞİL, ZAHMETTİR |2


Muhammed için Kur’an’ın , Enbiya Suresi 107.ayetinde “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” der. Rahmet  kelimesinin sözlükte ; Birinin suçunu bağışlama, yargılama, merhamet etme anlamlarına geldiğini önceki yazımızda belirtmiştik.

Hadis kaynaklarında Sizin en hayırlınız öznesi ile başlayan cümle, farklı kişilikler ile son bulmaktadır. “Kur’anı öğrenen ve öğretendir.”, “Ahlakı güzel olanınızdır “Ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ben de, ailesine karşı en iyi olanınızım!", "Kadınlarına hayırlı olanınızdır “, ”İnsanlara faydalı olanınızdır” (Buhari-Müslim-Tirmizi)

Yukarıdaki hadisler, kaynaklarda farklı kelime ve cümleler ile geçiyor olsa da; sonuç olarak, insanlara yapılacak olan iyilik övülmüş, kadınlara karşı hayırlı olma, onlara iyilik yapılması konusu ise biraz daha öne çıkmıştır. "Bana, (dünyanızdan) koku ve kadın sevdirildi. Gözümün nuru ise namazda kılındı." ve "Dünya bir meta'dan ibarettir. Onun en hayırlı meta'ı ise sâliha kadındır." hadisleride olduğu gibi.

Muhammed, bir başka hadisinde de kadınlar hakkında şöyle diyor: “Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum; vasiyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan, yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz.” (Buhari 3331 Kitap 60, Hadis 6 -Müslim 1468 a, Kitap 17, Hadis 80 - Tirmizi 1188 Kitap 13, Hadis 15 - Ebu Davud)

Kadınlar ile ilgili olarak Kuran’da ise, “Kadınlar” anlamına gelen “Nisa” isimli  surede, birden fazla evlendiğiniz kadınlar arasında adil olamazsınız uyarısı yapıldıktan sonra, hiç olmazsa eşiniz değilmiş gibi davranmayın diyerek kadınlara sözde lütuf emrediliyor:
“Kadınlarınız arasında her yönden adaletli davranmaya ne kadar uğraşsanız buna güç yetiremezsiniz. Bari birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve haksızlıktan korunursanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.“ (Nisâ sûresi-129)

Görüldüğü gibi, çok eşli olanların eşleri arasında adaleti sağlayamayacakları ayet ile bildirilmekte olup, madem birden fazla evlendiniz, eşlerinizden birini çok sevmişseniz; diğerinin gönlünü almaya devam edin diyor  ayet. Ancak bizi yaratan Allah, nasıl oluyorsa, adaleti sağlayamayacağımızı bilip, bize de bildirdiği  halde,  aşağıda yer alan ayette de ; eşler arasında adaleti sağlamaktan korkarsanız tek eş ya da cariye ile yetinin diyor.
“Yetimlerin hakkına riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Haksızlık etmekten korkarsanız tek kadın veya mülkiyetinizde bulunan câriye ile yetinin; bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.” (Nisâ sûresi-3)

Aynı suredeki iki ayet arasındaki çelişkiyi görebiliyorsunuz değil mi? Sözde rahmet peygamberi, eşlerinizden sevmediğiniz eşinize karşı, eşiniz değilmiş gibi davranmayın, onun da gönlünü alın anlamında  ayet getirirken, diğer taraftan hem adaleti sağlayamazsınız deyip hem de adaleti sağlamaktan korkarsınız diyerek, Allah’ı kulları hakkında bilgisiz yerine koyuyor. Bu da bizim,  Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğu konusundaki  şüphemizi kuvvetlendiriyor.

Kadınların “Tarla” olarak ifade edilmesi ise ayrı bir konu. (Bakara Suresi-223) Bu türden çelişkileri diğer yazılarımızda bulacaksınız. Biz şimdi asıl konumuza geri dönelim, Muhammed’in rahmet peygamberi olmadığı konusuna…

Ahmet İbni Hanbel’in Muvatta isimli eserinde ve Müsned’inde geçen hadiste Muhammed; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” demiştir ancak, kendisinden pek ahlaklı davranışlar gördüğümüz söylenemez.

"Sizin en hayırlınız, kadınlarına hayırlı olanınızdır" diyen Muhammed, Bedir savaşı sonrası, Ramazan ayının son günlerinde,   kendisini şiirlerinde eleştiren 5 çocuklu Esma binti Mervan isimli kadını, gözleri görmeyen Umeyr bin Adi isimli bir adama öldürtmüştür. (İbn Abdülber, el-İstîʿâb, III, 1218) Bebeği annesinin üstünde ve her ikisi de uykudayken,  bebeği kenara koyarak, cinayeti gerçekleştiren adamın, acaba o kadını öldürmekle hatamı mı ettim? şeklindeki sorusu ve tedirginliği karşısında, Muhammed: “Onun için iki keçi bile tokuşmaz” demiştir. Yani ona sahip çıkacak kimse yok diyor. O kadına sahip çıkacak biri olsaydı Muhammed demekki bu cinayetten vazgeçecekti. Nitekim, damadı Osman’ın araya girmesiyle, önceleri vahiy katibi olup daha sonra Muhammed’in peygamberliğini reddeden,  Abdullah İbnu Sa'd İbni Ebi's-Sarh’ı öldürmekten vazgeçmiştir. Yaptığı işi bir de överek, Esma’yı öldüren Umeyr’e :  “Allah’a ve resulüne gıyabında yardım eden bir adam görmek isterseniz Umeyr b. Adî’ye bakın” sözleriyle iltifat etmiş, cinayetine Allah’ı da ortak etmiştir. (Vâkıdî, I, 173, İbn Ishak, Muhammed'in Hayatı, Sayfa 675-676)

Bedir Savaşı (13 Mart 624) ve daha sonra yapılan savaşlar ile ilgili olarak İslam kaynaklarında , Müslümanların savunmada kaldıkları ve kendilerine saldırı olmadıkça saldırmadıkları ve savaş sonrası esirlere iyi muamele yapıldığı, Mekke fethedildikten sonra da, daha önce iman etmeyenlerin serbest bırakıldıkları, onlardan intikam alınmadığı bilgisi verilir. Savaş için hareket edilmeden önce de Muhammed’in arkadaşlarına, “Allah’ın adıyla, Allah’ın inayetiyle ve Resulullah’ın dini üzere (cihad etmek üzere) yürüyün. Sakın piri fani yaşlıları, çocukları, kadınları öldürmeyin. Ganimetten bir şey çalmayın, ganimetlerinizi toplayıp uygun bir şekilde muhafaza edin. İyi davranış sergileyin, şüphesiz Allah iyi, güzel davrananları sever.” diye tembih ettiği rivayetleri yer alır. Temel kaynaklardan alınarak ortaya çıkarılan eserlerde bazı gerçekler, hangi gerekçe ile yapıldığı bilinmez ama; bazı konulara hiç değinilmez ya da kitabı yazan kişinin kendi anlayışına ve yorumuna  göre konunun işlendiği görülür. Müslümanlar Mekke döneminde inançlarından dolayı eza, cefa görmüşler, boykot edilmişler, açlık yokluk görmüşlerdir ancak; Bedir savaşı, Müslümanların müşriklerin mallarına yağma ile başlayan bir savaştır. Hatta savaş sonunda ele geçen ganimetler ile ilgili sahabiler arasında tartışma çıkmış, bunun üzerine Muhammed, aşağıdaki ayeti getirerek, taksimatı kendisine bırakmış, işin içine bir de Allah’ı katarak; ganimetin sahibinin kendisinin ve Allah olduğunu söylemiştir.

(Ey Muhammed!) “Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler Allah'a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin." (Enfal Suresi-1)

Yukarıda Bedir Savaşı sonrası, sadece yazdığı şiirler yüzünden bir kadının Muhammed’in emriyle öldürüldüğünden bahsetmiştik. Aynı savaş sonrası, Ukbe bin Ebi Muayt ve Nadir bin Haris, diğer esirler fidye karşılığında serbest bırakılırken daha önce zulüm yaptıkları gerekçesiyle bu ikisi öldürüldüler. Esirlere yapılan muamelenin kendisine de uygulanmasını isteyen ve diğer esirler öldürülmediği halde kendisinin niçin öldürülmek istendiğini soran Ukbe’ye Muhammed: “Küfrün ve Allah’a, Rasûlü’ne düşmanlık ve iftiraların dolayısıyla.” demiştir.

Ukbe bunun üzerine “Çocuklarıma kim bakacak?” demiş, Muhammed de cevaben ona: “Sen hele cehenneme girmeye bak, onları Allah’a bırak!” demiştir. Daha sonra her ikisi de Âsım b. Sâbit veya Hz. Ali tarafından öldürülmüşlerdir.

Rahmet peygamberi olarak gönderildiği iddia edilen Muhammed’in biraz da beddualarından bahsedelim. Önce kendisinin beddua ve lanet etmeyin sözü ile başlayalım. Ebu Davud ve Tirmizi’de geçen hadis şöyle:
"Birbirinize Allah'ın lâneti, gazâbı ve cehennem azâbı  ile lânet ve beddua etmeyiniz!"
Şimdi de Cebrail üzerinden yapılan bedduaya onayını, yani  Amin! dediğini görelim. Bu hadis Buhari’de geçiyor.
Muhammed bir keresinde minbere çıkarken, üç adımda da amin diyor. Hutbesini bitirdikten sonra bu “Amin” lerin sebebi sorulduğunda: "Cebrail (a.s.) üç dua etti, ben de onlara amin dedim.
-Birincisi: Cebrail (a.s.): 'Annesine, babasına veya sadece onlardan birine ulaşmış bir evlat, (onlara güzel hizmet edip, onların hayır duasını alıp) cenneti kazanamadıysa, ona yazıklar olsun/burnu yerde sürtünsün!' dedi, ben de amin dedim.”

- İkincisi: "Cebrail (as): 'Sen peygamber olarak bir insanın yanında anıldığın zaman, sana salat-ü selâm getirmezse; ona yazıklar olsun!.. Onun burnu yere sürünsün!' dedi. Ben de ona amin dedim."

-“Üçüncüsü: "Cebrail (as): 'Ramazana eriştiği halde bir insan, Ramazanın feyzinden, bereketinden istifade edememiş, Ramazan gelmiş geçmiş de hâlâ Allah'ın mağfiret ettiği bir kul olamamışsa, Allah'ın affını, mağfiretini kazanamamışsa; yazıklar olsun o kula!.. Burnu yerde sürtsün!' diye  dua etti. Ben de ona amin dedim.”

Görüyorsunuz, Rahmet peygamberi olarak gönderilen kişi, anne babasına iyilikte bulunmayan kişilerin hidayete ermeleri,doğru yolu bulmaları  için değil de ; acı çekmeleri için beddua ediyor. Devamla, kendi adı anıldığı zaman hürmet göstermeyecek kişilere beddua ediyor. Yine devamla, Ramazan ayına ulaşmış Müslümanların tövbelerinin ve dualarının kabul olunması için dua etmiyor da;  yazıklar olsun diyerek acı çekmeleri için beddua ediyor. Hani Muhammed rahmet üzere gönderilmişti? Hani o, en güzel ahlak üzereydi? Hani o, en hayırlı olanın, insanlara hayırlı olan kişi olduğunu söylüyordu?

Şimdi bazıları bu hadisin zayıf ya da uydurma olduğunu düşünebilir. Yaptığım araştırmalarda hadisin sahih olmadığı ile ilgili bir bilgiye ulaşmadım. Bazıları hadisi evirmiş, çevirmiş, “Bu ifade mecazi bir ifade “ diyenler olmuş, Muhammed’in başka hadislerini  getirerek, durumu kurtarmaya çalışmış ama nafile. Hiçbiri zayıf ya da uydurma olduğunu söyleyememiş. O halde gerçek ortada. Bazıları şunu da diyebilir: ”Kur’an ile çeliştiğine göre biz Kur’anı ölçü alır, hadise itibar etmeyiz.” Keşke bu cümle sorunu çözse! Neden mi? Çünkü Kur’an ayetleri de çelişkilerle dolu. Yukarıda geçen hadiste ayrıca bir kavram kargaşası ile de karşı karşıya kalıyoruz. Güya bedduaları eden Cebrailmiş. Cebrail kim? Vahiy meleği değil miydi Cebrail?

O halde Cebrail ile ilgili tanımlara birlikte biraz göz atalım:
“Cebrail, İslam’a göre peygamberlere vahiy getirmek, Allah'ın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melektir.” “Cebrâil'in ismi Kur’ân'da ayrıca Cibrîl, Rûh-ul-Emîn ve Ruhu'l-Kudüs diye de zikredilmektedir.”  “İslâm dininde Cebrâil, Hz. Peygamber’e ilâhî emirleri bildiren vahiy meleğidir ve dört büyük melekten biridir.” Buna benzer yapılan tanımların yanında, hiç günah işlemeyen, çok güçlü bir melek olduğundan, emrinde meleklerden bir orduya sahip olduğundan, insan kılığına girerek vahiy getiren biri olduğundan, büyüklüğünden , kanadının sayısı gibi özelliklerinden bahsedilmektedir. Kaynaklarda Cebrail’in İnsan kılığına girip giremeyeceği gibi konular tartışılmış  ancak Cebrail’in insanlara beddua eden bir özelliğine hiç değinilmemiştir. Zaten beddua ediyor olması garip değil midir? Neden bir melek beddua etsin ki? Günah işlemeyen bir varlık, neden Allah’ın izni olmadan bir insanın kötülüğünü istesin? Bunu eğer Allah istiyorsa;  neden ayeti ile bunu peygamberine bildirmiş olmasın da meleğine söyletsin?

Muhammed’in beddua ve lanet içeren sözleri,  yukarıdaki hadis ile sınırlı değildir. Hadislerinde pek çok konuda beddualarına ve lanetlerine rastlıyoruz. Dövme yapan ve yaptırana, başkasının saçını,  kendi saçına takanlara, canlı resim ve heykel yapanlara (insan veya hayvan), kocasına küsüp ondan ayrı sabahlayan kadına, kocasının cinsel isteğine cevap vermeyen kadına, sahabe hakkında kötü söz söyleyene, kafirlerin Müslümanlardan daha iyi ve daha dürüst olduğunu söyleyenlere, Faizi alana, verene, onun katipliğini ve şahitliğini yapana, çekirgeye, vb pek çok konuda beddua ettiğini görüyoruz. “Dövme yapmayın”, “Faiz alıp vermeyin” , "Sahabem hakkında güzel söz söyleyin" demek yerine bir peygamber neden beddua eder? Peygamberlerin görevi, ümmetine doğruyu göstermek, yanlıştan vazgeçirmek değil midir? Eğer bir peygamber beddua edecekse o zaman biz; (Ey Muhammed!) “Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.” (Nahl Suresi-125) ayetini nereye koyacağız? Kur’an’daki Muhammed ile hadislerdeki  Muhammed aynı Muhammed değil midir? Kur’an’ı ve hadisleri yazan katipler aynı olduklarına göre yorumu sizlere bırakıyorum.

« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok