HABERLER
Dini Haber

KİBELE | KIBLE VE HACERÜ'L ESVED TAŞI

Yazan: Mehmet W. Gündoğdu
MWG, din, islamiyet,Kybele, Kibele, Hacerü'l Esved, Hacerül Esved taşı,Hacerül Esved hadisleri , İbn Mace, İbn Tirmizi, Heysemi, İslamda Paganizm, Kabe, İslamda pagan gelenekleri,

KONYA’DAN KÂBE’YE GÖTÜRÜLEN TANRIÇA KİBELE
VE HACERÜ'L ESVED TAŞI


Hacerü'l Esved taşı; Kâbe’nin güneydoğu köşesine İsmail ve İbrahim peygamber tarafından yerleştirildiği söylenilen siyah, parlak ve içi oyuk taştır. İslam kaynaklarında cennetten çıkma bir taş olduğu kabul edilir. Tavaf yapılırken yani Kâbe çevresinde dönülürken başlangıç noktası bu taşın olduğu yerdir. Aslında gökten düşen bir taştır ve Kâbeye Hicaz dışından getirilerek İslam öncesi Kureyşliler tarafından putlaştırılmıştır. İlk görünümü insan şeklinde ve daha parlaktır. Zaman içinde bu taş zarar görmüş, bir saldırıda Kâbe yıkılırken temellerinin içinde kalmış, bir yangında parçalanmış ve Kâbe’nin yeniden yapımı sırasında bulunup Kâbe’deki eski yerine konulmuştur.

İslam yazılı kaynaklarına göre; Allah ruhları yarattığında “Ben sizin rabbiniz değilmiyim?” diye sorup, bütün ruhlar “Evet sen bizim rabbimizsin” dediklerinde; Allah’la ruhların bu anlaşmasının Hacerül Esved taşının içinde olduğu kabul edilir. Bu yüzden Kâbe’yi tavaf yapanlar ellerini kaldırıp “Allhuekber” diyerek saygı gösterirler ve sonra da ellerini bu taşa sürer, taşın oyuğu içine kafalarını sokarak öperler. Böylece insanlar ruhlar âleminde ruhlarının Allah’a verdiği sözü yeniden onaylamış olurlar. Hadislere göre hem Muhammed hem Ömer bu taşı öpmüşlerdir. Yine hadislere göre; bu taş, bu işlemleri yapanlara ahret gününde tanıklık yapacak ve günahların silinmesini sağlayacakmış.(Ezrakī, I, 324; Süheylî, II, 273. İbn Mâce, “Menâsik”, 27; Tirmizî, “Ḥac”, 113).

Örnek bir hadis:
İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) Hacer-ül Esved hakkında şöyle buyurmuştur:
"Allah kıyamet günü Hacer-ül Esved’i mahşer yerine getirecektir, ve onun iki gözü olacak onlarla görecek
bir dili olacak onunla konuşacak ve kendisine istilam edenlere şâhidlik yapacaktır."
[Tirmizi, Hac, 113]

Hacerü'l Esved taşı ile ilgili bazı sorulara yanıtlar vererek konuya açıklık getirmeye çalışalım.

Bu taşın aslı nedir? Kâbe’ye getirilmeden önce hangi dinin sembolü ve putuydu? Nereden getirilip Kâbe duvarına konularak putlaştırılmıştır. Kâbe’de bulunan öteki putlardan bir ayrıcalığı var mıydı? Muhammed Kâbe’deki bütün putları kırdırdığı halde Hacerül Esved taşını neden kırdırmadı?

Bazı mitolojik kaynaklara göre; ilk Sibel dini Frigya’da doğmuştur. Herodot ve Strabon’a göre Frigya bölgesi; Ankara, Afyon, Eskişehir, kısmen Konya, Isparta, Burdur’un kuzey kesimleri, Kütahya’nın batısı ile sınırlıdır. Sibel dininin ilk ana tanrıçası Kibele’dir. Kibele ay tanrıçasıdır ve güneş tanrısı ile cinsel ilişkiyi, dolayısıyla üreme ve bereketi temsil eder. Eski toplumlarda kadınlar aybaşı kanlarını, erkekler spermlerini bu taşa sürerek üreme ve bereket için ayin yaparlardı. Kibele (Cybele) olarak yazılan ana tanrıçanın adı çeşitli dil ve lehçelerde değişiklik gösterir. Sibel, Sibele, Kübel, Kübele, Kivele, kebele, Kevele, Hübel, Uzza… ( Kitabı Esnam- sa.28) Bu yeryüzü tanrıçasının ismi daha pek çok isimlerle değişik kültürlere, değişik yerlere ve Sibel ardılı dinlere girerek kutsallaştırılmıştır. Hacerül Esved taşı da bu Sibel inancının ana tanrıçası olarak dini motiflerde yer alır. M.Edom bu tanrıçanın ilk adını bulunduğu dağdan yani Kibele-Kevele (Cybele) dağından aldığına vurgu yapmıştır. Mitolojik adı Cybele olan dağ Konya’dadır. Şimdilik 10 bin yıl öncesinin kalıntılarının bulunduğu Konya- Çatalhöyük kazılarında çok sayıda Kibele yontuları bulunmuştur. Sarkık memeli, çoğu zaman kucağında bebek olan, iki yabani hayvanın koruduğu doğum koltuğunda oturan Kibele ana yontularının çoğu Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.


Ünlü tarih uzmanı merhum İbrahim Hakkı Konyalı, Sibel dininin ilk tapınağının Palatino dağının tepesinde değil, Konya’daki Kevele- Cybele- Kibele dağı üzerinde olduğunu yazarak; Hacerül Esvet taşının bu dağa düşmüş bir göktaşı olduğunu, Romalılar’ın bu taşı Şam’a götürdüklerini, Şamdan Hicaza götürüldüğünü kaynaklarıyla anlatır. Yazar, yıllar önce uluslar arası bir toplantıda bunları açıklamıştı, ama unutulup gitti, yeniden gündeme getiren de olmadı. İbrahim Hakkı Konyalı, Dr.Dozi ve M.Edom’u kaynak gösterir. Dr.Dozi, miladi üçüncü yüzyılın ilk yarısından beri Hacerül Esved’in Kâbe’de Kureyşlilerin bir tanrısı olduğunu yazar. (Tarihi İslamiyet- cilt:1- Sa.10) Oysa İbni Kelbi Hacerül Esved’in yani Hübel’in Kâbe’ye getirilişinin daha öncelere dayandığını yazarak konuya açıklık getirir. “Bu put insan şeklinde ve kırmızı akikten yapılmıştı. Amr İbni Luhay isminde bir Arap reisi hastalandığı için Şam’daki Belka kaplıcalarına gitmişti. Burada Şamlıların Sibel’e taptıklarını görmüş, put ve tapınış şekli hoşuna gittiği için bir Hübel heykeli satın alarak Hicaz’a götürmüştür.” (Kitabül Esnam- sa:28)

Hübel’e tapınıp ve Kâbe çevresinde dönmenin İslamdan çok önceleri var olduğu biliniyor. Tarihçilerin yazdıklarına göre; “Hübel’in ismi Kuran’da hiç geçmez. Kybelenin Arap kültüründeki yansıması olarak Kybele’den dönüşüp Hübel halini almıştır. Bu yüzden de Anadolu’nun baş tanrıçası olan ay, Hübel’in simgesi olmuştur. Yalnız Kybele’nin simgesi, ana tanrıçaya tapan toplumlarda gebe halindeki dolunayken, baba tanrıya tapan topluma ait Hübel’de bu simge tıpkı Grek Artemis’indeki gibi gebe olmayan, bakire olan hilaldir. Mekke’ye getirildikten sonra, Anadolu ve Arap halkları tarafından Kâbe’nin yönünü göstermesi için söylenen “kıble” kelimesi de Kybele’den türemiştir ve Arap topraklarında Kybele’ye tapanlarınen önemli ibadet biçimi, heykelin bulunduğu Kâbe’nin etrafında dönmektir.”

Yeri gelmişken bir ek bilgi verelim. Romalılar ile Kartacalılar arasında yapılan Pön savaşlarında Roma senatosunun kararıyla bu parlak taş Roma’nın ilk kurulduğu yer olan Palatino tepesine götürülerek, Kibele adına yapılan tapınağa konulur. Ayrıca bugünki Vatikan’da Aziz Petrus Bazilikası’nın olduğu yer daha önce Kibele tapınağıydı.

Kibele’nin en az 8 bin yıllık bir geçmişi olduğu biliniyor. İÖ. 6000 yılları Konya-Çatalhöyük’ün ana tanrıçası Kibele, 4000’li yılları ise İnanna adıyla Sümerler sahiplenir. Sonra antik Mısır’a İsis olarak gider, Akadlar’da İştar, Fenikeliler’de Astarte olur. Hititler’de Kibele aynı zamanda Kubaba ismiyle anıt yazılara geçer. Hurriler, Hattiler’de (Ön Hititler) Kibele’ye tapınmışlardır. Hellenler, Romalılar da Kibele’yi kendilerine uydurarak Venüs- Afrodit, Artemis, Magna Mater gibi isimler verdiler. Hatta Hindistan ve başka yerlerde Kâbe benzeri kutsal binalar ve Karataşlar bulunmaktadır. Hinduların ibadet ve tapınmaları, kutsal hac ziyaretleri birebir İslamlıkla aynıdır denilebilir. Halikarnas Balıkçısı C. Şakir Kabaağaçlı Anadolu Efsaneleri ve Anadolu Tanrıları isimli yapıtlarında inanç, din, tanrı ve tanrıçaların Anadolu kökenli olduklarını anlatır. Daha pek çok tarihçi ve yazarlar hemen hemen bütün inanç ve kültürlerin Anadolu’dan beslendiğini çok iddialı bir şekilde ortaya koyarlar.

Bakınız şimdi; İslam adına kutsallaştırılmış, cennetten gelmiş, içinde Allah’la ruhların sözleşmesini barındıran, her el sürüp öpene tanıklık edip, ahrette kişinin günahlarının silinmesini sağlayacağına inanılan Karataş- Hacerül Esved’in başına gelenleri görüyor musunuz? İslamla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir gök taşının nasıl tanrıça yapılıp, putlaştırıldığı ortadayken; Kâbe tavaflarında Müslümanların bir puta taptırıldığını görmek gerçekten acıdır. Okunsun anlaşılsın diye insanlara gönderilen Kuran’ı anlayıp-sorgulayan olmadığı için Müslümanlar puta taptırılmaktadır. Anlayarak- sorgulayarak Kuran okuyanlarsa deist ve ateist oluyorlar. Çünkü Kuran ve öteki kitaplar ve dinler insan aklıyla alay edercesine çelişkilerle doludur.

Muhammed peygamber olmadan önce de Hacerü'l Esved taşının büyük kutsallığı vardı. Kâbe tavafı sırasında bu taşa tanrı gibi tapınılmaktaydı. Mekke’de her kabilenin tanrılaştırılmış bir putu bulunuyordu. Hacerü'l Esved taşı da Muhammed’in soyu olan Haşimoğullar’ının tanrılaştırılmış putuydu. Muhammed peygamberliğini açıkladıktan sonra, Mekke’nin işgali sırasında Kâbe’deki bütün putları kırdırdı ama Hacerül Esvet taşına dokunmadı. Çünkü ataları bu taşa tapmışlardı, kendisi de tapıyordu ve İslamlıktan sonra da bu taşa tapınmayı sürdürdü. Halen günümüzde bile bu tapınma sürmektedir. TDV İslam Ansiklopedisi’nde ve başka İslam kaynaklarında öteki putlar gibi Hübel ve Uzza putunun kırıldığı yazılıyorsa da konuya ilişkin bir açıklık yok. Çünkü Kibele önceleri insan şeklindeydi, Kâbe’ye getirildiğinde bir kolu kırılmıştı. Kol yerine takıldı, ama daha sonra Hacerül Esvet yukarıda kısaca anlatılan olaylardan sonra paramparça oldu. Bu parçalardan kalanlar gümüş koruma içinde saklanarak kadın cinsel organına benzeyen küçücük bir parça kaldı. İslam Ansiklopedisi yazarı ve başka yazarlar Hübel ve Uzza putunu ayrı birer put olarak görmüş olmalılar ki kırdırıldığından söz ediliyor. Oysa Hacerül Esvet ve Hübel ile Uzza aynı taş, aynı puttur. İslam öncesi Arap Paganlar(Müşrik) Hacer'i Esved'in Güneş Tanrıçası Uzza'nın vajinası olduğuna inanıyorlardı.

Bu konuda yüzlerce kaynaktan yalnızca birkaçını kaynak olarak gösterdik. Şimdi, Müslüman kardeşlerimiz lütfen bir kez daha düşünsünler. Her şeye karşın kutsallıklarına inanmayı sürdürürlerse diyeceğimiz bir şey yok. Herkesin neye inandığı bizi hiç ilgilendirmez. Ancak inanılacak kutsal bir şey arıyorsanız; bilerek, tanıyarak, sorgulayarak ve isteyerek inanınınız.

Hacerül Esved Hadisleri

Abdullah b. Ömer’in naklettiğine göre Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerü'l Esved’in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Ömer’in de ağladığını görünce şöyle demiştir: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür” (İbn Mâce, “Menâsik”, 27).

Hz. Ömer’in de Hacerü'l Esved’le ilgili olarak, “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim” dediği bilinmektedir. (Buhârî, “Ḥac”, 57; Müslim, “Ḥac”, 249-250).

Diğer bir rivayette ise Hz. Ömer’in Hacerü'l Esved’i öptüğü ve “Resûlullah’ı seni öperken görmeseydim seni öpmezdim” dediği kaydedilmektedir. (Buhârî, “Ḥac”, 60)

Tavafta başlama noktasını gösterme şeklindeki pratik faydası yanında Hacerü'l Esved’in bir de sembolik anlamı olup kaynaklarda bununla ilgili birçok rivayete yer verilir. Hz. Ali’den nakledildiğine göre Hacerü'l Esved, bezm-i elestte Allah’ın bütün insanlardan kendisini rab olarak tanımaları yönünde aldığı sözü (bk. el-A‘râf 7/172) içinde taşımakta olup ondan, bu ahde vefa gösterenler lehinde kıyamet günü şahitlikte bulunması istenecektir (Ezrakī, I, 324; Süheylî, II, 273).

İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste, Allah’ın kıyamet günü Hacerü'l Esved’i getireceği ve onun da hak üzere kendisini istilâm edenlere şahitlikte bulunacağı belirtilmiştir (İbn Mâce, “Menâsik”, 27; Tirmizî, “Ḥac”, 113).

Diğer bir hadiste de, “Hacerü'l Esved’e dokunan kimse rahmanın eline dokunmuş gibidir” denilmiştir (İbn Mâce, “Menâsik”, 32; Müttakī el-Hindî, XII, 219).

Kütüb-i Sitte dışındaki bazı hadis kitaplarında Hacerü'l Esved’in yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu, onun vasıtasıyla kulları ile musâfaha ettiği, Hacerülesved’e dokunanın Allah’la biat etmiş olacağı (Heysemî, III, 242; Müttakī el-Hindî, XII, 215, 217),
Hacerülesved ve Rüknülyemânî’nin ahde vefa üzere kendilerini istilâm edenlere kıyamet günü şahitlik edeceği (Heysemî, III, 242; Müttakī el-Hindî, XII, 219) şeklinde birtakım rivayetler yer almaktadır.

Süheylî, aslında beyaz olan Hacerü'l Esved’in işlenen günahlar yüzünden karardığına dair hadisi (Müsned, I, 307, 329, 373; Tirmizî, “Ḥac”, 49) yorumlarken Hacerü'l Esved’de saklı ahdin insanın tevhide dayanan aslî fıtratı olduğunu, her insanın bu ahd ve fıtrat üzere doğduğunu belirtir ve Hacerülesved’in kararması ile, ahde ve fıtrata aykırı davrananların bu ahdin mahalli olan kalplerinin kararması arasındaki benzerliğe dikkat çeker (er-Ravżü’l-ünüf, II, 275). Hacerülesved’in Kâbe’de meydana gelen yangınlar (Ezrakī, I, 65) veya Câhiliye devrinde müşriklerin sürdükleri kan sebebiyle (Fâkihî, I, 92; Fâsî, I, 315) karardığına dair görüşler de bulunmaktadır.

“Allah’a yemin ederim ki, Cenab-ı Hak kıyamet gününde O’nu gören gözleri ve konuşan dili olduğu halde kendisine ihlas ile el sürüp öpen kimsenin cennetlik olduğuna şahit olarak diriltecektir”: “Hacer-ül esvedi hayırlı işlerinize şahit yapın. Çünkü o, kıyamette şefaati reddedilmeyen bir şefaatçidir. Dili ve iki dudağı olacak ve ona elini sürene şahitlik yapacaktır.” [Taberani]

“Kıyamet gününde Hacer’ül Esved getirilecek konuşan bir dili bulunacak ve kendisini selamlayan herkesin mü’min ve muvahhid olduğuna şehadet edecek. Vallahi Allah, onu Kıyamet gününde gören iki gözü ve konuşan bir dili olduğu halde diriltecektir de kendisini hakkıyla istilâm edenler hakkında tanıklık edecektir” (Tirmizî)

Bu hadisler kara taşın şefaat edebileceğini söylüyor, yani cennete girmelerini kolaylaştıracakmış insanların. Müşriklerin inançları da aynıdır.

"Kendisini hak ile istilâm eden için tanıklık edecektir O, mahlûkatıyla musâfaha eden Allah'ın sağı (sağ kolu) dır" [Taberânî]

"Allah ile müsafaha etmek (tokalaşmak) isteyen, Hacer’ül Esved’i istilam eylesin"
"Hacer’ül Esved yeryüzünde Allah’ın yeminidir, yani sağ koludur. Kişi kardeşiyle müsafaha ettiği gibi Allahu Teala da onunla, insanlar ile musafaha eder"
[Müslümanlıkta ibadet Tarihi, Tahir-ül Mevlevî, 2. baskı sh: 165]

“Hacer-ül Esved, Cennet taşlarından bir taştı. Yeryüzünden Cennet taşlarından ondan başka hiçbir taş yoktur. Billur taşları gibi beyazdı. Eğer ona Cahiliyet kirinden bir şey bulaşmasaydı, elini süren her hasta mutlaka iyileşirdi.” (Taberânî)

« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok