HABERLER
Dini Haber
İskandinav mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İskandinav mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

VİKİNG KAHRAMANI STARKAD EFSANESİ

Hazırlayan: A.Kara
İskandinav mitolojisi, mitoloji, Starkad, Viking efsaneleri, Viking mitolojisi, Viking inanışları, Savaşçı Starkad, Ünlü Viking savaşçı, Thor'un lanetlediği savaşçı, Thor, Odin, A,

TANRILAR TARAFINDAN HEM LANETLENEN HEM DE KUTSANAN VİKİNG KAHRAMANI STARKAD EFSANESİ

Starkodder olarak da bilinen Starkad, birçok efsanede kahramanca işler yapan ve işlediği suçlarla adı çıkan büyük bir savaşçı olarak tanımlanan İskandinav kahramanıdır.

Aynı isimde birkaç farklı kahraman olabilir fakat temel olarak Starkad adında iki kişi var. Bu Starkad'dan biri (soyadı "Aludreng") devlerin soyundan geliyordu, altı ya da sekiz kolu vardı ve en ünlü Starkad'ın dedesi, İskandinav savaş ve sihir tanrısı Odin'in koruyuculuğunu yapıp büyüttüğü oğluydu.

Starkad, yarı dev bir nesile sahipti ve zaten bir çocukken bile Jötunheimr'da yaşayan Jotunlar gibi süper-insan özelliklerine sahipti. Aldığı eğitimler ve efendisi At Kılı Sakal (Hroszharsgrani)'ın büyüsü ile Starkad sadece harika bir öğrenme ve kahramanlık cesareti elde etmekle kalmadı, aynı zamanda insan formuna ve erkeksi güzelliğe de sahip oldu.

Ünlü Sigurd Fafnirsbane'den sonra Starkad'ın kahramanlık efsanelerinin en büyük şampiyonu olduğuna inanılıyor ve Danimarkalı tarihçi ve yazar olan Saxo'nun (1150/1160 -1206) yazdığı çok sayıda masalda ondan bahsediliyor.

Odin genç Starkad'ı büyütmeye yardım etmişti ancak arzusu bunun gizli kalmasıydı. Bir gün efendisi bir bot aldı ve onunla bilinmeyen bir adaya yelken açtı. Sonrasında genç Starkad tahtta oturan on bir adam topluluğuna tanık oldu. Ancak taht, büyük Odin meclis salonuna girip boş tahtın üzerine oturuncaya kadar boştu. Starkad koruyucu babasını hemen tanımıştı. Ustası At Kılı Sakal (Hroszharsgrani) büyük tanrı Odin'in ta kendisiydi.

TOPLANTI BAŞLADI VE THOR ŞÖYLE DEDİ:
"Starkad’ın annesi Alfhild çocuğu için baba olarak bir dev seçti, bu yüzden ırkının sonuncusu olarak çocuksuz olacağına karar verdim."

"Sonra Odin, Starkad'a ölümlü insanın üç katı uzunluğunda bir hayat verdiğini söyledi."

Thor şöyle cevap verdi "Onu her yaştan insanın gözünde utanç ve onursuzluk eseri olacak şekilde mahvederim."

Odin bir kerede cevap verdi: "Ona en sağlam zırhı ve en değerli elbiseleri ihsan ediyorum."

"Onu yasaklıyorum" dedi Thor "ne bir ev ne de bir toprak parçası olsun."

"Ben ona altın paylaştırırım ve bolca koyun sürüsü veririm" diye cevapladı Odin.

"O zaman onu asla huzur ve rahatlığın tadını alamayacağı altın ve servet susuzluğuna mahkum ediyorum." dedi Thor.

Odin "Ona cesaret, kahramanlık ve savaşta zafer veririm" dedi.

Thor cevapladı "Yine de her savaşta kemiğe kadar ulaşan bir yara taşımayacak mı?"

İkili karşılıklı devam etti:

"Belki de Skald'ların soylu ilmi onun olacak, belki de koruyucusu için sözler söyleyecek ve sözlerinin her biri bir şarkı olacak."

"Hafızası söylediği her şeyi unutması için lanetlenmeli."

"Erkekler arasında en soylu ve en hayranlık duyulan olarak onurlandırılmalı"

Böylece Thor'un son laneti ağzından çıktı "Ama bütün kabilesi ondan kopacak ve ondan nefret edecek"

Böylece karar verildi ve Odin’in iyi duygularının ve Thor’un kötü duygularının öznesi olan Starkad, uzun ömründe gerçekleştirdiği iyi ve kötü işler hem beğenilen, ayrıcalıklı hem de sevilmeyen biri haline geldi.


TANRI THOR STARKAD'DAN NEFRET EDİYORDU
Gökgürültüsü tanrısı güçlü Thor, Odin'in favorisi olan Starkad'dan nefret ediyordu. Bir keresinde Odin savaşçı Starkad'ın cesaretini onurlandırmak istedi ama Thor ona zarar vermek istedi. Odin genç savaşçıya zenginlik, savaşlarda başarı, sağlamlık, büyük zenginlik ve şairlik gibi büyük beceriler ve birçok nimet verdi. Diğer taraftan Thor tüm bu hediyeleri yalanlıyordu çünkü kasten kahramana zarar vermek istiyordu.

Starkad'ın bu eşsiz muamelesi onun her savaşta ciddi şekilde yaralanmasına, zenginliklerinden asla zevk almamasına, şiirlerinin değer görmemesine ve insanlar tarafından takdir edilmemesine neden oldu.

Starkad genellikle gri saçlı, deforme olmuş ve çok yaşlı olarak tasvir edildi. Hayatı sıradan insanlarınkinden çok daha uzundu. Daha önce onuruyla hizmet ettiği kralı öldürmek de dahil olmak üzere birçok kötü iş yaptı.

"YANLIŞ" KURBAN OLARAK PLANLANAN BİR TRAJEDİ
Gautreks Saga'ya göre, Norveç Kralı Vikar'a yapılan bir Viking saldırısında, filolar kuvvetli rüzgar tarafından ele geçirildi ve bir koyda sığınmak zorunda kaldılar. Kasırga günlerce devam ederken yaptıkları hiçbir dua ve verdikleri hiçbir kurban onlara yardımcı olamadı. Bu olay Odin'in gerçek bir kurban istediğinin bir işaretiydi: Bir insanın hayatı.

Birdenbire, geniş siperlikli şapkası ile At Kılı Sakal (Odin), Starkad'dan önceki gece ortaya çıktı ve ona bir sazlık ve ince bir söğüt dalı verdi. Kahraman, Odin’in isteğini anladı ve ertesi gün Vikar ve danışmanlarına tanrıların saf bir fedakarlık gösterisinden memnun kalacağını söyledi.

Kralın boynuna ince dallar dolanacak, daha sonra onu bir ağacın incecik dalına bağlayacak ve onu sazlarla çevrili şekilde kurban edeceklerdi. Böylece fedakarlık (kurban verme) sağlanacak ve Odin yine onlara olması gerektiği şekilde rüzgârlar gönderecekti.

Vikar bu öneriyi kabul etti ve ritüeller neredeyse gerçekleştiğinde, ağacın ince dalları yukarı doğru fırladı, söğüt dalı bir ip haline geldi ve Starkad'ın krala salladığı saz aniden bir mızrağa döndü ve kurbanın kalbine isabet etti.

Odin'in isteği üzerine düzenlenen basit bir fedakârlık eylemi Kral Vikar’ın cinayeti haline geldi. Bu, Starkad’ın utanç verici işlerinden biriydi. Onun bunu bilerek yaptığını düşünüyorlardı. Ancak İzlanda efsanelerinde bu öldürme eylemi isteyerek gerçekleştirmediği bir olay olarak tasvir edilir.

STARKAD'IN ÖLÜMÜ
Starkad’ın hayatı başarılar, kutsamalar ve suçlarla karmaşık bir hal almıştı.

Ayrıca bazıları çok ciddi olan birçok yara aldı, ancak yaşamı çok uzun sürdüğü için hayatta kalmayı başardı. Ama sonunda o gün gelmişti, bir kahraman bile er ya da geç ölmeliydi.

Snorre Sturluson'un İzlanda krallarında olduğu gibi gerçek kahramanlar gerçek bir ölümü hak ediyordu. Starkad kendi ölümünü kendi ayarlamıştı çünkü antik çağlarda savaşçı olan insanların hastalıktan ölmesi utanç verici bir durum sayılıyordu.

Kendisini öldürecek adamı bularak ona bir çuval para ve kılıcını verdi. Sonra boynunu eğdi ve aldığı ölümcül bir darbe ile hayatı son buldu.

SU RUHU VODYANOİ (VUDAŞ)

Derleyen & Çeviren: A.Kara
A, mitoloji, İskandinav mitolojisi, Slav mitolojisi, Su ruhu Vodyanoi, Vodyanoi, Slav efsaneleri, İskandinav efsaneleri, Suyun ruhu, Kötü ruh, Eski inanışlar, Antik efsaneler,
ANTİK SLAV İNANIŞINDAKİ SU RUHU "VODYANOİ"
Eski inançlarda gizemli ve güçlü ruhlar bölgeleri kontrol ediyorlardı ve şimdikinden daha fazla insani niteliklere sahiplerdi. Tehlike derecesine bağlı olarak kişiler onlara kötü ya da iyi bir nitelik kazandırmıştır.

Doğaüstü güçlerin temsilcilerinden biri suyun ruhu (özü) idi.

Eski Slav inancındaki Vudaş (Vodyanoi) isimli erkek su ruhu, suyu kıskançlıkla koruyan ve ona saygısızlık edenleri affetmeyen bir iblistir. İnanışa göre doğularak öldürüldükten sonra su cinine dönüşen bu varlık suçlu olanları boğabilir veya ciddi şekilde sakat bırakabilirdi. Ayrıca kendi alanına yaklaşanlar ile dalga geçmeyi de seviyordu.

O, sulak alanların koruyucusudur ve suda boğulan insanların ve hayvanların ruhlarını izler.

Bölgeye bağlı olarak çeşitli isimler altında bilinmektedir. Rusya'da, "Vodyanoi" ("Su-Dedesi"), Polonyalı eşdeğeri Wodnik (Vodnik) ve Slavların yaşadığı diğer bölgelerde benzer isimlerle bilinir. Bununla birlikte davranışları, görünüşü ve kökeni oldukça farklıdır.

VODYANOİ GÖRÜNÜMÜNÜ DEĞİŞTİREBİLİR AMA ASLA SEVİMLİ VEYA GÜZEL DEĞİLDİR
Şekil değiştirme ustası Vodyanoi nadiren güzel ve hatta sevimli olarak tasvir edilir. Bazen uzun yeşilimsi veya beyaz sakalı (genellikle ıslak, karışık sakalı), kurbağa yüzlü, uzun saçlı, yaşlı, çıplak bir adam olarak görünür. Diğer kılık değiştirmelerde ise bir hayvan, bir çocuk veya bir cüce olabilmektedir.


Çocukken vücuda göre orantısız şekilde büyük bir kafası vardır. Bazen kocaman ayak parmakları, pençeleri, boynuzları, balık kuyruğu ve insan yüzünde yanan gözleri olan bir yaratıktır. Bazen ise Vodyanoi yosun ve balçık kaplı bir gövdeye sahiptir, hatta yosun kaplı bir balık ve uçan bir ağaç gövdesi gibi göründüğüne dair inanışlar bile mevcuttu.

Sualtı krallığı onun merkezidir. Nehirlerde, göllerde, göletlerde, kuyularda, su birikintilerinde ve değirmenlerin yakınında yaşar ancak deniz suyuyla ilişkili değildir çünkü deniz suyu onun için ölümcül derecede tehlikelidir.

VODYANOİ'NİN KÖTÜ DOĞASI
Bütün su tanrıları yardımsever değildi; birçoğu güçlerini zarar vermek için kullanırdı. Slav su ruhlarından biri olan Vodyanoi'nin aşırı derecede kötü niyetli olduğu biliniyordu ama aynı zamanda yardımsever olduğu da oldu. Denizcilere güvenli seyahat etmeyi garanti etti ve onlara iyi balık avları sağladı. Ancak kızdırılırsa eski balıkçıların da inandığı gibi onları suların altına sürüklüyor ve kurbanlarını dalgalar altındaki kristal meskeninde köle olarak kullanıyordu. Sinirli olduğunda barajları ve su değirmenlerini imha ediyordu.

Bir inanışa göre öğlen vakti veya gece yarısı banyo yapanları bile boğuyordu. Boğulan kurbanların cesetlerinin üzerindeki koyu izlerin şeytani ruhla mücadelelerinden kaynaklanan çürükler olduğuna inanılıyordu.

Boğulan bir bedeni almanın ruhu kızdırdığı düşünülürdü çünkü ganimetini korumak istiyordu. Gün ışığından hoşlanmıyordu ancak bazı inançlara göre köylülerin arasında gezinip onlardan biri gibi davranabilirdi ve gerçek doğası paltosunun sol tarafından akan su ile kolayca açığa çıkardı.

Aksi takdirde suların efendisi Vodyanoi sadece gece boyunca gün boyu ortaya çıkan pusuda gizlenirdi. Suda iken inanılmaz bir güce sahipti ancak karada iken çok zayıftı.

Eski insanlar suda olan biten herşeyin Vodyanoi'nin isteğiyle yapıldığına inanıyordu.

Kaynak: Giants, Monsters and Dragons., Carol Rose (2001), Norton & Company, p. 384. ISBN 9780393322118.

FREYA VE KOCASI ODR

Yazan: A.Kara
A,mitoloji, İskandinav mitolojisi, Freya, Freya ve Odr, Slavların tutkulu tanrıçası, Slav mitolojisi, Slav mitleri, İskandinav efsaneleri, Tanrıça Freya, Freya'nın altın takısı, Brisingamen kolyesi
FREYA VE YAZ GÜNEŞİNİN TANRISI KOCASI ODR

İnanışa göre Freya yaz güneşinin ve tutkunun sembolü olan Odr (Odur) ile evlendi. Odr'i çok seviyordu ve çiftin Hnoss ve Gersemi adlarında iki kızı vardı.

Bu bakire kızlar (isimleri "mücevher" anlamına geliyordu) o kadar güzeldi ki, güzel ve kıymetli olan her şeye isimleri verildi.

Odr onun yanında mutlu bir şekilde kalırken Freya neşeliydi ve gülücükler saçıyordu fakat bu durum uzun sürmedi. Odr ile olan evliliği problemsiz değildi.

Freya sık sık şunu merak ederdi: Benim için mi giyiniyor yoksa başka bir şey mi var?

Freya'nın Brisingamen Kolyesini almak için cücelerle dört gün dört gece geçirerek ona ihanet ettiğini biliyor muydu?

ODİN VE LOKİ, FREYA'NIN ODR'E İHANET ETTİĞİNİ BİLİYORDU
Freya cücelerle birlikte iken tamamen yalnız değildi. Dışarıda ne yaptığını gören hileci tanrı Loki vardı. Loki onun sevgili kocası Odr'e ihanet ettiğini biliyordu.

Tanrıça evi olan Asgard'a giderken kolyesini boynunun etrafına doluyordu ki daha o kolyesini takana kadar Loki hızlı bir şekilde Freya'nın ihanetini anlatmak için doğrudan Odin'in yanına gitti. Odin, Odr'i bilgilendirdi ama o duyduklarına inanmak istemiyordu.

Odr “Bu yalana yalnızca Loki bana bakmam için kolyeyi getirebilirse inanırım” dedi.
“O kolyeyi benim için al,” diye emretti Odin. Kızgın ve üzgündü ve bir hiddetle yanıyordu. Loki'ye "Onu alana kadar yüzünü bir daha görmek istemiyorum, almadan gelme" dedi.

Bu utanç verici kolyenin gece vaktinden önce getirilmesine karar verdiler.


BRISINGAMEN KOLYESİNİN ÇALINIŞI
Freya’nın büyük salonu Sessrumnir’den içeri girmek kolay değildi bu yüzden Loki kendini sineğe dönüştürmek zorunda kaldı. Freya'nın kızlarının ve hizmet eden hizmetçilerin uykuda olduğundan emin olduktan sonra Freya'nın başucuna uçtu ama Freya uyurken bile kolyesini takıyordu ve kolyeyi çıkarabileceği toka kısmı arkada kalmıştı. Görüş alanı dışındaydı ve ulaşılamıyordu.

Durum böyle olunca bu sefer şekil değiştirici Loki şeklini tekrar değiştirdi ve bu kez bir pireye dönüştü. Freya’nın yanağını ısırınca uyumakta olan tanrıça yan tarafına döndü. Artık kolyenin tokası açıkça görülüyordu. Bu sayede Loki kolyenin tokasını açtı ve Freyja'nın boynundan sessizce çıkardı.
Sonrasında kimsenin onu görmediğinden emin olarak Freya'nın salonundan ayrıldı.

Sabah olduğunda Freya, Brisingamen kolyesinin çalındığını ve onun sevgili kocası Odr'de olduğunu fark etti.

Ağlayıp sızlayarak af dilemek ve pişman olduğunu söylemek için Odr'e bir elçi gönderdi, böylece hatasını itiraf etmiş oldu ve affedilmesi için yalvardı. Fakat artık çok geçti, Odr Asgard'dan ayrılmıştı.

Freya çok üzgündü ve Odin'e gitti.

"Davranışlarım için çok üzgünüm. Bana Odr'in nerede olduğunu söylemelisin ki gidip onu bulup af dileyeyim." dedi. "Odin kafasını salladı ve gitmeden önce Odr'in kendisine söylediklerini ona anlattı."

"Asgard'dan ayrılmaya ve Midgard boyunca dolaşmaya karar verdi. Onu durduracak ya da geri arayacak gücüm yok" dedi.

Freya gözyaşları içinde cevap verdi "Onun peşinden gideceğim ve onu bulup affetmesi için yalvarıncaya kadar dinlenmeyeceğim, mutlu olamayacağım."

"Dilediğin gibi" dedi Odin. "Asgard'daki her şey aptal bir altın zincire verdiğin aptalca değer için seni bağışlayacak"

Akabinde Freya ayrılmadan önce Odin şunları söyledi: "Utancınızı asla unutamayacaksınız, ceza olarak Brisingamen'i boynunuzda taşıyacaksınız. Odr'i bulana ve affını kabul edene kadar onu asla boynundan çıkarmayacaksın."

Freya kolyeyi aldı ve boynuna bağladı.

FREYA KOCASI ODR'İ BULMAYA ÇALIŞIYOR
Freya salonuna geri döndüğünde Asgard'dan ayrılmak için gerekli tüm hazırlıkları yapmaya başladı. Odr'in yokluğu için ağlayıp sızlanacak zaman yoktu, hızlıca onu aramaya başladı.

Odr'i ararken kendisini pek çok isim altında gizlemek zorunda kaldı. Uzun süre Asgard'dan ayrı kalınca özellikle de kardeşi Freyr onu dışarı yolladığı için Odin'i suçladı. Odin Freya'yı geri çağırabilirdi ama yapmak istemedi. Kendince sebepleri vardı.

Odin, Freya ve üzücü deneyimleri sayesinde Midgard halkına aşk, tutku, mutluluk ve acının yollarını öğretmek istedi.

Sonunda Freya dünyanın güneşli ve ılık olan kısmına ulaştı ve Odr'i yaprak dökmeyen ve çiçek açan mersin ağaçlarının altında, çekici ve hoş bir kokusu olduğu bilinen bir yer buldu. Freya'ya olan sevgisi geri gelmişti ve Freya tekrar mutlu olmuştu. O ve kocası hayatlarını mutluluk içinde sürdürmek için evlerine geri dönmüştü.

Araştırmacılara göre bazı insanlar bu efsaneye göre çiçeklerin açtığı mersinlerin hoş atmosferi Odr'in Freya'ya olan sevgisini yeniden kazanmasına yardımcı olduğuna inanmıştı. Bu nedenle kuzeydeki gelinler şu an bile tıpkı bu efsanede olduğu gibi popüler olan geleneksel turuncu çelengi tercih ederek onu mersin çiçekleri ile donatırlar.



SLAVLARIN KÖTÜ RUHU VE TAVUK TANRIÇASI KİKİMORA

Yazan: A.Kara
KARANLIK KADIN RUHU VE İSKANDİNAV İNANÇLARINDA TAVUKLARIN TANRIÇASI : KİKİMORA

Kikimora ruhlarının muhtemelen her evde yaşadığına inanılmaktadır. Ancak öykülerin bazı versiyonlarında genellikle istismar, kavga ve çığlıkların günlük olarak gerçekleştiği huzursuz, mutsuz ailelerin evlerinde görülür.

Kikimora Slav kültüründen ortaya çıkmıştır. Doğu Slavların eski inançlarında iki farklı Kikimora türü vardır.
Bunlardan biri ormanda yaşayan Domovik (Domovoi) ile evli iken bataklıkta yaşayan diğeri ise Leshy ile evlidir.

İnsanların inancına göre Kikimora evin karanlık yerlerinde, genellikle bodrum katında veya fırının arkasında uyur, geceleri dışarı çıkar.

Ev bakımlıysa Kikimora aileden memnun olur. Ev işlerinde onlara yardım eder, aile üyelerini ve tavuklarını korur. Genel olarak Kikimora geleneksel çalışmalarını evde yapan ustalardan ve çalışkan kadınlardan hoşlanır.

Kızgın ve mutsuz bir Kikimora aile için sıkıntılı bir ruha dönüşür çünkü insanların yaşamlarına müdahale ederek uykularında rahatsız eder (inanışa göre özellikle de çocukları rahatsız eder), geceleri etrafı tırmalayarak ve ıslık sesleri çıkararak etkisini gösterir. Ayrıca inanışa göre nesneleri hareket ettirir, fırlatır ya da onların kaybolmalarına veya yerlerinin değiştirmelerine neden olur.

Slav halkının inançlarına göre ise Kikimora tavuk tanrıçasıdır. Onları korur ama bazen de onlara işkence eder ve evcil hayvanlarına zarar verir. İnanışa göre Kikimora yumurtlayan tavukların ve tavuk yumurtalarının bulunduğu tavuk bahçelerine sahip olmak istiyordu.

Kikimora karakteri masalların yanı sıra 1855-1914 yıllarında yaşayan besteci Anatoly Lyadov'a ve birçok müzisyen ve yazara ilham kaynağı oldu.


KİKİMORA VE PSİŞİK YETENEKLERİ
Uzun dalgalı saçları, tavuk ayakları ve bir kamış kadar ince gövdesi olan, kısa boylu, başı büyük bir kadın şeklinde tasvir edilen kötü ruhtur.

Yüzü neredeyse insan gibidir ama şekilsizdir. Bazı hikayelerde yüzünün özelliklerinin evde yaşayan aile fertlerinden ölen bir kadına benzediği anlatılır.

Kikimora kolayca görünmez olabilir.
Kikimora küçük boyutuna rağmen ailesini yaşadığı eve yaklaşan bir felaket veya tehlikeli düşmanlar konusunda uyarmaya yardımcı olan psişik yeteneklere sahip son derece güçlü bir ruh olarak tanımlanmaktadır. Başka bir deyişle iyi haberler yerine daha çok talihsizlik uyarıları veren bir ruhtur.

Onunla birlikte birlikte yaşama ve mutlu olmak zordur ve inanışa göre Kikimora evin içine girdiğinde onu terketmek ise imkansıza yakındır.

Kikimora'nın evde döndüğünü (dairesel şekilde dolaştığını-uçtuğunu) görmenin yaklaşan bir ölümün kötü bir alameti olduğuna inanılıyordu.

BİTİRİRKEN
İbrahimi dinlerdeki cin kavramına kısmen benzediği görülüyor. Farklılık olarak ise aileyi sanki bir arada tutmak ve huzurlu olmalarını sağlamak için dayatılmış bir korku karakterine benziyor. Diğer yönden ise insanlar hep mistik varlıklara-efsanelere ilgi duyduğu için farklı toplulukların kendi kültürlerine göre kendi korkunç varlıklarını yarattığını görüyoruz, tıpkı tanrılarını yarattıkları gibi.
Tavukla olan ilişkisi kulağa komik gelse de o dönemde yaşayan halk için hayvancılık, özellikle de tavuk yumurtasının önemini düşündüğünüzde pekte gülünecek yada alaya alınacak bir varlık değildir. Çünkü kıtlık olan bir bölgede aileni sadece tavuklarla ayakta tutuyorsan, o tavuklar senin en kıymetli hazinen olabilir.
Bir ihtimal Kikimora adlı bu karakter, özellikle Hristiyanlığın Slav kültürüne girişi ile birlikte Hristiyanların sahip olduğu kötü ruh hikayeleri sonrası oluşmuş ya da değişim geçirmiş olabilir.



EIKTHYMIR VE HEIDRUN

mitoloji,A, İskandinav mitolojisi, Valhalla,İskandinav efsaneleri,Viking efsaneleri,Eikthyrnir,Heidrun, Norveç mitleri, Viking inanışları,Yggdrasil
Etkileyici, efsanevi hayvanlar kutsal kabul edilen Yggdrasil ağacının içinde ve çevresinde yaşarlar. Entrika ve dedikodu yayıcı sincap Ratatoskr, Asgard ve Yggdrasil'den nefret eden ceset yiyici bir ejderha olan Nidhogg (Nídhöggr) da bunlara dahil.

Asgard'ın iki sakini olan Eikthyrnir (“Dikenli Meşe”) büyülü bir erkek geyik iken Heidrun ise dişi bir keçidir ve Valhalla sakinlerinden bu iki canlı Asgard ve kutsal Yggdrasil'in hayatında da rol oynarlar.

Bu ikisi genellikle Valhalla'ya girişi gösteren ortaçağ gravürlerinde resmedilmiştir.

BİR ERKEK GEYİK VE DİŞİ KEÇİ NEDEN LAERADR AĞACININ ÜZERİNDEDİR?
Efsane ve yazıtlarda Eikthyrnir ve Heidrun Valhalla'nın tepesinde durup yaprak dökmeyen ağaç Yggdrasil’in en yüksek bölümü olan Laerad'ın yapraklarını yerken tanımlanırlar.

Eikthyrnir, Grímnismál'da (veya "Grimnir Şarkısı"), İzlandalı yazıların en eski anıtının en eski eseri olan "Şiirsel Edda" da yer almaktadır. "Grimnir Şarkısı" nda evrenin kökeninin bir görüntüsünün yaratıldığı anlatılır: Yggdrasil'in büyülü külü, içinde yaşayan hayvanların tanımı ve dünyanın dev Ymir'in bedeninden yaratılışının ayrıntıları vs.

Snorri'nin Grimnir Şarkısı'nda Eikthyrnir'in (Büyülü erkek geyik) bir su kaynağı olduğu görülmekte:
"Eikthyrnir erkek geyiğin adı
Ev sahibi babanın holünde duran,
ve Lærad’ın dallarını otladı;
ve onun boynuzlarından akan ss Hvergelmir'e damlar,
o andan itibaren tüm sularda akar..."

Eikthyrnir gücünü tüm yaşamın kaynağı ve efsanevi dokuz İskandinav dünyasının yeri olan Yggdrasil'den almaktadır. Yine Snorri Sturluson tarafından yazılan Edda kitabındaki nesirlerden biri olan "Gylfaginning"de ve 13. yüzyıldaki Şiirsel Edda kitabında da Eikthyrnir'in boynuzlarından atılan gizemli bir sıvının (su) Hvergelmir’e (Eski İskandinav kültüründe “köpüren ve kaynayan bahar”) düştüğü yazılıyor.

Pek çok yılanın ve ejderha Nidhogg'un yaşadığı kuyu en yoğun duman ve sisin kaçınılmaz dünyası olan Niflheim'da bulunuyor. Diğer iki kuyu Yggdrasil'in altında yatan ve bir Norns üçlüsü ile ilişkili olan Urðarbrunnr ve buz devlerinin evi Jötunheimr'ın yakınında bulunan Mímisbrunnr'dur.


DİŞİ KEÇİ HEİDRUN TANRI VE SAVAŞÇILARA GÖKSEL BAL LİKÖRÜ SUNAR
Dişi keçi Heidrun genellikle Yggdrasil ile özdeşleşen Laerad adlı bir ağacın dallarını kesen Valhalla çatısında durur.

Snorri Sturluson'un Gylfaginning (Şiirsel Edda) adlı kitabında şöyle yazıyor:
"Heidrún denilen dişi keçi Valhalla'da ayağa kalkar ve iğneleri çok ünlü olan ve Léraðr adı verilen ağacı kolundan ısırır ve o an dişi keçinin meme başı o kadar çok bereketli hale gelir ki her gün bir şarap fıçısını doldurur…"

Böylece Heidrun Valhalla'da her gün savaşan tanrıları ve düşmüş kahramanları besleyen, hiç bitmeyen muhteşem bir likör üretir. (‘Gylfaginning’).

Bu likör salonda harika bir içki olarak Valhalla'da bile yer alıyordu. Tüm kahramanları sarhoş edecek kadar yeterli etkiye sahipti. Düşmüş savaşçılar ise sihirli yaratık Saehrimnir'den gelen en iyi etle besleniyorlardı. İskandinav mitolojisinde Sæhrímnir her gece öldürülen ve yenilen bir domuzdur. İnanışa göre öldürülüp yedikleri Sæhrímnir ertesi gün besin sağlamak için Valhalla'da tekrar canlandırılırdı.

İnanışa göre yemek büyük bir sorun değil çünkü Valhalla'da Sæhrímnir'in etinin yeterince besleyemeyeceği kadar fazla insan olmayacaktı.

Bu nedenle savaşçılar cennetteki yaşamın bir sonraki günü için hiçbir zaman yemek yokluğu çekmiyorlardı.

Kaynaklar:
Lindow, John (2001). Norse Mythology
Brink Nicholas E. Baldr's Magic

Yazan: A.Kara

İSKANDİNAV (SLAV) TANRILARI

A, mitoloji, İskandinav mitolojisi, İskandinav tanrıları, Slav mitolojisi, Slav tanrıları, Dazbog, Perun, Svarog, Rod, Stribog, Belobog, Chernobog, Veles, Stevoid, Berstuk, Triglav,
Slavlar, Baltık kıyılarından Beyaz Deniz'in kıyılarına kadar uzanan geniş bir alanda tanrılarına ibadet ettiler. Slav folkloru doğa inancına sahiptir, aynı tanrıya kabileden kabileye çeşitli şekillerde ibadet edilir. Son 200 yılda Slav dilleri, halk hikâyelerini ve geleneklerini inceleyerek, “Proto-Slav kültürünü” ve belirlenmiş olan eski mitlerini yeniden inşa etmek mümkün olmuştur. Bu çalışmalar, orijinal Slav tanrılarının yeniden kurulmasına yol açmıştır (Yunanların Olimpos tanrıları ve Slavların tanrılarından Aesir gibi).

Dažbog, Zorya'nın (Dusk) kollarından, sabah tekrar doğduğu söylenen bir güneş tanrısıdır. Onun, üç at tarafından çekilen iki tekerlekli at arabasını gökyüzüne sürdüğüne, bu atlardan birinin altın, birinin gümüş diğerinin ise elmastan yapıldığına inanılırdı. Yeraltı dünyasına girmeden önce seyahate çıkarak on iki krallıktan geçtiği ve onun yokluğunun bir işaret olarak geceyi getireceği söylenirdi. Slavlar Dažbog'u hayvan derileri giymiş ve bir kurdun eşlik ettiği olgun bir adam olarak hayal ettiler. İstenirse bir kurda dönüşebileceği söylenirdi. Onun aynı zamanda bir kurt adam olduğuna bile inanılmaktaydı.

Perun, dağlar, meşe ağaçları ve kartallarla ilişkili bir gök tanrısıdır. Keçilerin çektiği bir arabaya binen ve güçlü bir balta sahip olan, bakır sakallı, kuvvetli bir adam olarak tanımlanıyor. Baltasını şeytani varlıklara fırlatır ve baltası eline geri döner (tıpkı Thor'un çekici gibi). Perun dünyaya ve tüm yaşayan sakinlerine başkanlık etti. Gökten hükmetti ve sık sık kutsal dünya ağacının en yüksek kolunun tepesinde oturan bir kartal ile sembolize edildi. İnanışa göre buradan dünyayı izliyordu.

Svarog, demirci ve ustalığın tanrısı olan Yunan Hephaestus ile karşılaştırılmıştır. Yeniden araştırma yapanlar, babasının güneş tanrısı Dažbog olduğuna inanıldığını ve metal silahları, büyülü eşyaları ve güçlü zırhı oluşturmak için göksel güneşin alevlerini kullandığına inanıldığını belirtirler.

Rod, tanrıları (ve muhtemelen ilk insanlara) yarattığına inanılan bir yaratılış tanrısıdır. Birçok akademisyen onun Slav mitolojisinin ilk yüce tanrısı olduğuna inanıyor, fakat onun pozisyonu bir süre sonra Svarog ve Perun (ve daha sonra Mesih) tarafından üstlenilmişti. Yaradan bir tanrı olarak Rod insanların kaderini tasarlamakla da bağlantılıydı.

Stribog, rüzgarların, gökyüzünün ve havanın tanrısıdır ve sekiz yönün atası olduğu söylenir. Torunları olan rüzgarları kontrol etmek için bir savaşçı borozanına sahip, yaşlı bir adam olarak tasvir edilir.

Svetovid doğurganlık ve bolluk ile ilişkili dört başlı savaş tanrısıdır. Onun birden fazla başı her yönden her şeyi bilen bilgeliğin temsiliydi. Kudretli bir kılıç kullanıyor ve kehaneti gerçekleştirmek için beyaz bir ata biniyordu. Takipçileri savaşta zafer, yolda güvenlik ve köylülerin korunması için ona dua ettiler. Tapınaklarının beyaz atların davranışlarını gözlemleyerek kabilenin geleceğini tahmin eden bir kehanete ev sahipliği yaptığı söylenir.


Berstuk vahşi hayvanları ve ormanları koruyan bir orman tanrısıdır. Lesovik olarak bilinen orman ruhların şefi olabileceği öne sürüldü (İngiltere'deki Woodwose -vahşi adam- ile benzerlik gösterir). Berstuk, yosun kaplı sakalları ve uzun tüylü bir kıyafete sahip olarak tanımlanmıştır. İnanışa göre Lesovik, ormana gelen gezginleri kayboluncaya kadar yanlış yönle yönlendirir ve yolcuyu umutsuzluk içinde terk ederek ortadan kaybolurdu.

Triglav üç başlı bir ihtiyat, uyanıklık tanrısıdır. Başlarının, gökyüzünü, dünyayı ve yeraltı dünyasını yansıttığına, onları gözetlediğine inanılıyordu. Triglav'ın bu üç krallığı (Heimdall ile benzerlik gösterir) denetlediğine inanılıyordu. Gözleri ve dudakları üzerinde altın bir bağ ile temsil edilen nesnel bir görüşe sahipti, bu yüzden insanların günahlarını yargılayamamakta ve onlarla ilgili konuşamamaktaydı.

Veles, yeraltı dünyasıyla bağlantılı büyük Slav tanrılarından biridir. Sığır, ticaret ve druid büyüleri ile bağlantılıdır. O, orta dünya Yav, daha yüksek dünya Prav ve alt alemdeki Nav arasındaki bir bekçiydi. Aynı zamanda, ölülerin diyarında yöneten dünya ağacının kökleri etrafında dönen büyük bir yılanla da bağlantılıdır. Rakibi gök gürültüsü tanrısı Perun'dur ve bu iki tanrı arasındaki savaşlar Slav mitolojisindeki en önemli mitlerden biri olmuştur.

Jarilo, aynı zamanda savaş ve hasatla ilişkili olan, bitki örtüsü, bereket ve baharın önemli bir tanrısıydı. Perun'un kayıp oğlu olduğuna inanılıyordu. Jarilo'nun babasından çalındığı ve ölüler dünyasına götürüldüğü söylenir, burada Perun’un düşmanı Veles tarafından benimsenir ve yetiştirilir. Jarilo ve kız kardeşi Morana (kış ve ölüm tanrıçası), kış sonu ve baharın başlangıcı ile ilişkilidir.

Balmumu yılının Beyaz Tanrısı Belobog, Dazbog’un arkadaşlarından biridir. Güneş, sıcaklık ve yaşamı temsil ediyordu. Onun takipçileri karanlık ormanlarda rehberlik için ona dua ediyordu ve takipçilerinin bol hasat elde etmelerine yardım ediyordu. Belobog, parlak, beyaz cübbeli, elinde asa taşıyan, sakallı bir adam olarak hayal edilir. Sadece gündüz vakti görünür, iyi işler yapar, insanlara başarı ve mutluluk getirirdi.

Belobog'un mevsimlerin kontrolü için yılda iki kez kötü kardeşi Siyah Tanrı Chernobog ile savaştığı söylenirdi. Chernobog, soğuk, kıtlık, yoksulluk ve hastalık gibi kasvetli özelliklerle ilişkiliydi. Buna rağmen, diğer tüm tanrılar arasında saygı görüyordu. Dünyanın yaratılması sırasında, bazıları bu iki kardeşin çatışmaya girdiğini ve kutuplaşma eylemlerinin evrenin (gece ve gündüz, yaz ve kış ve yıldızların hareketleri) döngülerini yarattığını söylüyordu. Belobog'un aydınlıkla yönettiği yılın yarısına karşılık olarak kalan yarım yılı karanlık bir şekilde Charnobog yönetiyordu.

Mısır evrenine çok benzeyen Slav mitolojisi, karanlığı kozmik dengenin önemli bir yönü olarak görmektedir. Kötü tanrılar tehlikeliydi ve toprağa büyük bir sefalet getirebiliyordu, ama iyi tanrılar görevlerine başkanlık ettiği sürece karanlık her zaman ışık, umut ve refaha yol açıyordu. Doğanın karanlık tarafına saygı duyan Slavlar, hayatta kalmayı başardılar ve ışığa geri dönüş yolunu buldular.

ÇİZİMLER:
Perun: Xkirbz , Rod: Ushakov RoMan,
Dazbog & Jarilo: Igor Ozhiganov , Chernobog: Dusan Markovic

Yazan & Derleyen & Çeviren: A.Kara

YARATILIŞ DESTANLARI

A, din, mitoloji, Yaratılış efsaneleri, Yaratılış mitleri, islamiyet, hristiyanlık, yahudilik, Zerdüştlük, yunan mitolojisi, hinduizm, Çin mitolojisi, mısır mitolojisi, Babil mitolojisi, Aztek mitolojisi, İskandinav mitolojisi,
YAHUDİ & HRİSTİYAN VE İSLAMİ İNANÇTA YARATILIŞ
Yahudi Torah ve Hristiyan İncil'in ilk kitabı olan "Yaratılış", her ikisi de bugünün Yahudi, Hristiyan ve İslami inançları tarafından dünyanın yaratılışı olarak kabul edilen iki asal öykü içerir. İlkinde, Tanrı, "Işık olsun," der ve ışık olur. Altı gün içinde, gök, toprak, bitkiler, güneş ve ay, hayvanlar ve insanlar dahil tüm canlıları yaratır. Tanrı hepsine "Verimli ol" der. Yedinci günde, Tanrı dinlenir, eserlerini tasarlar ve iyi bir değerlendirme yapar. İkinci hikayede ise Tanrı dünyadaki ilk adam olan Adem'i yaratır. Onun yaşaması için Adem'e bir bahçe yapar, ama “İyi ve Kötü Bilginin Ağacı” ndan meyve yemesini yasaklar. Adem hayvanları isimlendirir ama kendisi yalnızlık çekmektedir. Tanrı Adem'i anestezi altına alır ve kaburgalarından biri ile ilk kadın Eve'yi (Havva) yaratır. Konuşan bir yılan Havva'yı yasak meyveyi yemeye ikna eder ve aynı şekilde Havva'da Adem'i yemesi için ikna eder. Tanrı onların yasak meyveden yediklerini anladığında, onları bahçeden dışarı sürer ve insanı ölümlü yapar.

YUNANLAR VE TİTANLARI
İlk Yunan şairleri evrenin doğumuna dair çeşitli yazılar çıkardılar. En iyi korunan "Hesiod's Theogony"dir. Bu ilahide, Gaia da (ana toprak) dahil olmak üzere ilkel başlangıçtaki kaostan en eski tanrılar gelir. Gaia kendini korumak için Uranüs'ü, gökyüzünü yarattı. Sonra  Zeus'un şimşeklerini, 50 kafası ve 100 eli olan canavarları, tepe gözlü Cyclopslar (Kiklops) da dahil olmak üzere tuhaf bir tanrı ve canavarlar topluluğu oluşturdular. Sonra gelen tanrılar ise Titanlar olarak biliniyordular. Onlar 6 oğul ve 6 kızdı. Uranüs, canavar çocuklarını hor gördü, onları yeryüzünün iç kısmı, bağırsakları olan Tartarus'a hapsetti. Öfkeli Gaia büyük bir orak yaptı ve en küçük oğlu Kronos'a talimatlar verdi. Bir sonraki seferde Uranüs Gaia ile birleşmek için ortaya çıktığında, Kronos ortaya çıktı ve babasının genital organını kesti. Uranüs'ün kanı ve haşere bitlerinin düştüğü yerde, daha fazla canavar, dev ve hiddet ortaya çıktı. Kutsal testisler tarafından kanlanan deniz köpüğünden tanrıça Afrodit geldi. Daha sonra Kronos, gelecek nesil tanrıları olan Zeus ve Olimposluların babası olur.

HİNDU KOZMONOLOJİSİNİN BRAHMA İLE BULUŞMASI
Hindu kozmolojisi, yaratılışın birçok efsanesini barındırır ve asıl oyuncular yüzyıllar boyunca yükselmiş ve önem kazanmıştır. En eski Vedik metni, Rig Veda, 1000 başı, gözleri ve ayakları olan devasa bir varlığa sahip Purusha'yı anlatır. Yeryüzünü bir örtü gibi sarıyordu. Tanrılar Puruşa'yı kurban ettiğinde, onun vücudu, kuşları ve hayvanları yaratan arıtılmış tereyağını üretti. Vücut parçaları dünya elementlerine, tanrı Agni, Vayu ve Indra'ya dönüştü. Ayrıca, Hindu toplumundaki kast sistemindeki 4 kast onun bedeninden yaratıldı: Rahipler, savaşçılar, genel halk ve hizmetkârlar. Tarihsel olarak daha sonra, Brahma (yaratıcı), Vişnu (koruyucu) ve Şiva (yok edici) üçlüsü önem kazanmıştır. Brahma, uyuyan Vishnu'nun göbeğinden filizlenen bir nilüferde görülür. Brahma, bu günlerden birinde ya da 4.32 milyar yıl süren zaman zarfında evreni yaratır. Sonra Şiva evreni yok eder ve döngü yeniden başlar (kolay gelsin).


JAPON DÜNYA ADASI
Tanrılar ilkel okyanusun üzerinde yüzen köprünün üzerinde duran, iki kutsal kardeş olan erkek kardeş İzanagi ve kızkardeşi İzanami'yi yarattılar. Tanrının mücevherli mızraklarını kullanarak, Onogoro'nun ilk adasını çaldılar. Adadan sonra İzanagi ve İzanami evlendi fakat çocukları sakat doğdu. Tanrılar onları bir protokol ihlali üzerine suçladı. Evlilik ayini sırasında ilk önce kadın, yani Izanami konuşmuştu. Evlilik ayinlerini doğru bir şekilde yapan tanrılar birleşti ve daha fazla tanrı ile Japonya'nın adalarını ürettiler. Ancak ateş tanrısı Kagutsuchi-no-Kami'nin doğumu sırasında Izanami öldü. Üzüntüden sarsılan İzanagi, onu ölülerin ülkesi Yomi'ye kadar takip etti fakat Yomi'nin yemeğini yedikten sonra geri dönemedi. İzanagi aniden İzanami'nin ayrışan bedenini görünce çok korkmuş ve kaçmıştı. Izanami çıldırdı, onu çirkin bir kadın olarak takip etti. Izanagi dikkatini dağıtmak için ona kişisel eşyalarını fırlattı. Yomi'nin mağara girişinden kaçarak, onu bir kaya ile engelledi, böylece hayatı ölümden kalıcı olarak ayırdı. (Hades ile Persephone gibi, değil mi?)
[Adem ile Havva'ya benzer hikaye, ataerkil düzen örneği]

ÇİN, ORTA KRALLIK
Yin ve yang'ın karşıt kuvvetlerini içeren, zamansız boşluk içinde yüzen kozmik bir yumurta vardı. Kuluçkadan sonra, ilk var olan Pan-gu ortaya çıktı. Yumurtanın ağır parçaları "yin aşağı doğru sürüklenerek yeryüzünü oluşturdu. Daha hafif parçalar "yang" gökyüzünü oluşturmak için yükseldi. Pan-gu, parçaların yeniden şekillenmesinden korkuyor, yeryüzünde durup gökyüzünü tutuyordu. Gökyüzü 30.000 mil yüksekliğe ulaşana kadar 18.000 yıl boyunca günde 10 metre büyüdü. Çalışması tamamlandığında ise öldü. Onun parçaları, hayvanlar, hava durumu fenomenleri veya göksel bedenler olsun, evrenin unsurlarına dönüştü. Bazıları onun üzerindeki pirelerin insanlara dönüştüğünü söyledi ama başka bir açıklama daha var:
Tanrıça Nuwa yalnızdı, bu yüzden Sarı Nehir'in çamurunu yoğurarak insanı çamurdan yarattı. Yarattığı ilk insanlar onu sevindirdi fakat yaratmak uzun sürmüştü. Bu yüzden yeryüzüne çamurlu damlacıklar attı, her biri yeni bir insan oldu. Bu aceleyle yapılmış insanlar normal halk, daha önce çamurdan yoğurarak yarattığı insanlar ise soylular oldular.
[Görüldüğü üzere İslam henüz yokken, çamurdan, balçıktan insan yapma hikayeleri çok farklı toplumlarda zaten mevcuttu. Bir diğer örneği Prometheus'un çömlekçi tezgahında insanı yaratmasıdır. Ayrıca yine Tanrıça Nuwa, tıpkı Allah gibi, insanı bilinmek istediği için yaratmıştır.]

AZTEKLER
Azteklerin toprak annesi Coatlicue ("yılanların etekleri"), insanların kalplerinden ve ellerinden  kolyesi olan ve isminden de anlaşılacağı gibi yılanlardan oluşan etek giyen korkunç bir tanrıça şeklinde tasvir edilmiştir. Hikayeye göre Coatlicue bir obsidyen bıçağı tarafından döllendikten sonra ayın tanrıçası Coyolxauhqui'yi ve güney gökyüzünün yıldızları olan 400 oğulu doğurdu. Daha sonra, Coatlicue gökyüzünden düşen, öldürücü, tüylü topları bulup onları beline yerleştirdi ve bu tüylü toplar tekrar hamile kalmasına neden oldu. Coyolxauhqui ve erkek kardeşleri annelerinin anormal hamileliği karşısında şok oldular ve öfke ile annelerine karşı döndüler. Bununla birlikte, Coatlique'nin içindeki çocuk savaş ve güneş tanrısı Huitzilopochtli, rahmin içinde tamamen büyümüştü ve zırhlıydı (ot sarmanın zararları). Sonra o Coyolxauhqui'ye saldırdı ve onu bir ateşin yardımıyla öldürdü. Kafasını kesip gökyüzüne fırlattı ve o bir aya dönüştü.
[Tanrıçanın 2. hamile kalma hikayesi bir nevi Meryem-İsa hikayesi gibi.]

ANTİK MISIR'IN RUHLARI
Eski Mısırlıların birkaç yaratılış efsanesi vardı. Her şey, Nu'nun (ya da Nun'un) dönen, kaotik sularıyla başlar. Atum kendini var olmaya itti ve bir tepe yarattı, aksi halde onun durması için bir alan olmazdı. Atum cinsiyetsizdi ve her şeyi gören bir göze sahipti. Hava tanrısı olan oğlu Shu'yu tükürdü. Atum daha sonra nem tanrıçası olan kızı Tefnut'u kustu. Shu ve Tefnut, Geb, yeryüzünü, gökyüzünü ve kabuklu yemişi yarattılar. İlk önce dolaşıkdılar, ancak Geb, kabuklu yemişi üstünden kaldırdı. Yavaş yavaş dünyanın formu düzenlendi ama Shu ve Tefnut kalan karanlıkta kayboldular. Atum her şeyi gören gözünü çıkardı ve onları aramaya gönderdi. Shu ve Tefnut göz sayesinde geri döndüğünde Atum neşeyle ağladı. Gözyaşları yeryüzüne çarptığında ise insanlar ortaya çıktı.


BABİL NEHİRLERİ
Babil yaratılış efsanesi Enuma Elish, su tanrıları Apsu (taze/canlı) ve Tiamat (tuz) ile başlar ve birkaç nesil tanrılar ortaya çıkarır ve Ea'ya ve birçok kardeşine yol açar. Ancak, bu genç tanrılar, Apsu ve Tiamat'ın uyuyamadığı kadar gürültü yaptılar (İstanbul'da site hayatı). Apsu onları öldürmek için plan yaptı ama erken davranarak önce Ea onu öldürdü. Tiamat intikam sözü vererek Çılgın, kuduz köpek ve akrep adam dahil olmak üzere birçok canavar yarattı. Ea ve tanrıça Damkina, koruyucuları olarak dört gözü ve dört kulağı olan dev bir tanrı olan Marduk'u yarattılar. Silahlarını bir rüzgar gibi kullanan Marduk, Tiamat'ın boğazına kötü bir rüzgar fırlatıp onu etkisiz hale getirdi ve kalbine fırlattığı tek bir okla onu öldürdü. Tiamat'ın vücudunu ikiye bölerek onu göğü ve yeri yaratmak için kullandı. Daha sonra ise insanı yarattı.

ESKİ İRAN DİNİ: ZERDÜŞTLÜK
Orta Pers döneminin yaratılışı anlatan antik metinleri Bundahishn, Tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatır. Büyük dağ Alburz, 800 yıl boyunca gökyüzüne değene kadar büyür. Bu noktadan sonra yağmur yağar, Vourukasha denizi ve iki büyük nehir doğar. İlk hayvan olan beyaz boğa, Veh Rod nehrinin kıyısında yaşıyordu. Ancak, kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü.
Öldürülen boğanın tohumu aya taşınarak arıtıldı ve birçok hayvan ile bitkiler yaratıldı. Nehrin karşısında güneş gibi parlak ilk adam Gayomard yaşıyordu fakat Angra Mainyu onuda onu öldürdü. Güneş onun tohumunu kırk yıl boyunca saflaştırdı ve sonra ondan bir ravent bitkisini filizlendirdi. Bu bitki ilk faniler olan Mashya ve Mashyanag'a dönüştü. Bu sefer Angra Mainyu onları öldürmedi fakat onları kendine ibadet etmeleri için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz doğurdular ama günahlarından dolayı ikizleri yediler. Çok uzun bir süre sonra iki tane daha ikiz doğdu ve onlardan tüm insanlar geldi (özellikle de Persler).

İSKANDİNAV TANRILARININ ÇEKİCİ
Kaslı, varil göğüslü tanrılar ve etli butlu tanrıçaları ile İskandinavya ve Cermen ülkelerinin eski dinleri, hem güreş hem de ağır metal müziğin hayranları için yaratılmış efsaneler barındırır. Slav efsanelerine göre, Dünya (Midgard) 'dan önce, ateş kılıcı Surt tarafından korunan ateşli bir toprak olan Muspell vardı; Büuük bir boşluk Ginnungagap, ve donmuş buz kaplı bir toprak olan Niflheim. Niflheim'ın soğuğu Muspell'in sıcağına dokunduğunda meydana gelen inanılmaz çözülmeden dev "Ymir" ve devasa bir inek olan Audhumla ortaya çıktı. Sonra inek tanrı Bor'u ve karısını varoluşa yaladı. Çift, Odin, Vili ve Ve adında üç oğlu olan Buri'yi doğurdu. Buri'nin oğulları dev Ymir'i öldürdü ve onun bedeninden dünyayı yarattılar. Kemiklerinden dağları, saçlarından ağaçları, kanından ise deniz, göl ve nehirleri yarattılar. Sonra tanrılar Ymir'in oyulmuş kafatasının içinde yıldızlı gökleri yarattı.

Yazan & Çeviren: A.Kara

HERVOR

Hervor, Nimrael, mitoloji, İskandinav mitolojisi, Kurt ve köpeklere bırakılan Hervor, Savaşçı kadın Hervor, Mitolojide kadın karakterler, Savaşçı kadın, Norveç mitleri, Valkür Hervor, Valkür,
Hervor, bir zamanlar güçlü ve korkusuz bir savaşçıydı, kimseden herhangi bir yardım ya da başka bir şey almadı. Babasının ölümünün intikamını büyülü bir kılıç ile aldı, kendine “Medeni” diyen kralların topraklarına baskınlar ve yağma seferleri düzenledi, ve Norveç’te herhangi bir savaşçıdan daha büyük olduğunu kanıtladı.

Babası büyük bir savaşçı ve annesinin babası da vahşi bir savaşçıydı, yani Hervor her halükarda savaşçı olacaktı. Babasının efsanevi bir savaşta, Valhalla’yı aratmayan bir savaşta bir savaşçının karnına sapladığı kılıç yüzünden ölmesinden çok kısa bir süre sonra doğmuştu Hervor. Babasını tanıyan herkes, onu öldüren savaşçının barbar ve kana susamış canavar olduğunu biliyordu ve hem kıza hem de köydekilere yapacaklarından korkuyorlardı, bu yüzden Hervor’ı doğduğunda bir koruluğa götürüp orada onu kurtların ya da köpeklerin yemesine terk ettiler. Ancak bu hiçbir zaman olmadı; Hervor insanların beklediğinin aksine sağ kurtulmuş hatta inanılmaz biçimde büyümüştü. Uzun, güçlü ve demir gibi sertti, kızıl-altın arası saçları vardı ve eli bir kılıcı çok iyi kavrıyordu. Hervor’ın köyündeki kızların örgüyü, dikiş ve nakışı ve diğer sıkıcı şeyleri öğrendiği bir zamanda kendisi ata binmeyi, okçuluğu ve kılıç kullanmayı öğreniyordu, komşuların çocuklarını rutin iş olarak kavgada yenip onları mor gözler ve kırılmış kemiklerle evlerine, annelerinin yanına yollardı.
Hervor, evde oturup dikiş-nakış yapan ev hanımı olmak yerine kılıcını kullanmayı tercih etti ve evden ayrıldı. Peki kalkan hanımları ya da savaşçı kadınlar ne yapar? Drakkar denilen gemilere biner ve kader nereye götürürse oradaki yağmalara katılırlardı. Köyün reisi diğer Viking kabilelerinden biri ile yaptığı savaşta katledilince Hervor’dan daha güçlü ya da daha karizmatik biri yoktu liderlik etmek için, bu yüzden köylüler onu liderleri seçti. Ve liderliği ise yanıltmadı; onları zenginliğe ve zafere sürükledi.

Kılıcının uzandığı her düşman köyünde, yaptığı her yağma ile ünü gittikçe yayılmıştı. Yine de babası sadece bu tür olaylar için ünlü değildi; babası efsanevi Tyrfing’in taşıyıcısıydı. Hervor ise bunu taşımayı arzuluyordu. Efsaneye göre kılıcı Dwerger adında bir cüce, büyüleri kullanarak ateşte dövmüştü. Altın süslemeli bu kılıç, yeryüzünde bulunan herhangi bir kılıçtan daha ölümcüldü. Ancak kılıç lanetliydi. Büyük Beyazlar olarak bilinen yamyamlardan bile ölümcül hale geldi ve Hervor’un babası, kılıcı her seferinde kanla ıslattığında tehlikeye o kadar yaklaşıyordu. Böylece kendi arkadaşlarından birini en sonunda öldürmüştü. Kendisi ölünce ise kılıç onunla birlikte gömüldü ve insanlar bu uğursuz kılıcın tekrar kullanılmamasını tercih ettiler. Ama Hervor öyle düşünmüyordu. Bir gün çıktığı seferde babasının gömüldüğü adaya geldi ve kılıcı ondan almaya geldi. Gecenin bir yarısı yaptıkları ilk iş büyük ateşler yakmak oldu ve hayaletlerin çılgınca dağılmasını sağladılar. Hervor’ın emri altındaki hiçbir adam gemiden ayrılmaya cesaret edememişti. Hervor, gemiden atladı ve bu adamların sahip olduğundan daha erkek olduğunu kanıtladı. Adamlarına ise korkak pislikler gibi davrandı. Babasının gömülü olduğu mezara geldi ve babasının ruhunu hakaretlerle, lanetlerle çağırdı. Babası, mezardan büyük bir alev çıkarak cevap verdi ama Hervor hızla kenara atladı ve kılıç olmadan terk etmeye niyeti yoktu. Kılıcı aldı ve yaşam bulunmayan babasının ve amcasının cesetlerine baktı. Ruhlar ona kılıcın lanetli olduğunu ve ailesine felaketler getireceğini söyledi. Kendisine kızgın birçok hayalet duruyordu karşısında ama hiçbiri umurunda değildi ve gemisine gitti. Gemiye geldiğinde adamları onu terk etmişti çoktan. Adamlar sahilde çığlıklar atarak oradan oraya kaçarken Hervor adadan gidiş yolu bulmayı başarmıştı. Köyüne yine cenk hanımı olarak dönmüştü.
Tyrfying’in elinde olması ile artık dövüşlerde durdurulamaz olmuştu. Bir gün Norveç Kralı ile zar oynuyordu. Kılıcı ile oynayan adamları gören Hervor öfkelendi ve adamları kraliyet salonunun ortasında katletti. Kimse onu tutuklamaya cesaret edemedi.

Hervor daha sonraları evlenmişti ve çocukları olmuştu. Oğlu Heidrik, Tyrfing’i miras olarak almıştı, bu kılıcın kana susamış etkileri annesinden daha çok etkilemişti Heidrik’i. Hatta bu kılıç onun kardeşini ve üvey oğlunu öldürmesine sebep olmuştu. Hatta bir savaşta etrafı Hunlar ile çevrilmiş ve katledilmişti (Büyükannesinin adına sahip Hervor adındaki kızı da bu savaşta harp etti ve katledildi). Heidrik aynı zamanda bir prenses ile evliydi, yani hayatı kandan ibaret değildi.
Heidrik, Tyrfing’i miras aldığında Hervor’a ne olduğu bilinmiyor. Bazıları intikam için yapılan bir savaşta öldüğünü, bazıları ise yaşlanması yüzünden hayata gözlerini yumduğunu söyler. Sonraki dönemlerde ise Hervor adında bir Valkür’ün sagaları görülür ve gerçekte yaşayan Hervor’dan ilham alındığı ihtimali vardır. Bu Valkür, uzun savaşlar sonucu yorgun düşmüş ve öldüğünde Valkürler arasına katılmıştır.

Yazan: Nimrael

ESKİ ÇAĞIN SAVAŞÇI KADINLARI

Ahhotep, Amage, Eski çağın kadın savaşçıları, Kadın savaşçılar, Nimrael, Onomaris, Pantea Arteshbod, Seqenenre Taa, tarih, Tarihteki savaşçı kadınlar, Telesilla, Teuta, Ünlü kadın savaşçılar,
Son zamanlarda ilgi duyulan araştırma konusu, eski çağlarda yaşamış savaşçı kadınlardır. Bu ilginin artmasında filmlerin ve dizilerin etkisi büyüktür. En başta akla Lagertha geliyor. Bu listede İlk Çağ'da yaşamış ve daha az bilinen savaşçılar hakkında kısaca bahsedilecektir.

I. Ahhotep

I. Ahhotep (M.Ö. 1560 - 1530)
"Her şeyi bilen, Kemet'i toplayan soylu leydi, Kral'ın eşi. Hükümdâr'ın kurduklarını idare etti. Onu korudu. Kaçakları topladı. Firari askerleri bir araya getirdi. Yukarı Mısır halkını yatıştırdı. Asilere boyun eğdirdi, Kral'ın eşi hayat veren Ahhotep."
-Karnak tapınağında bir stele

Seqenenre Tao

I. Seqenenre Tao ve hem kardeşi hem de karısı olan kraliçe Tetisheri çiftinin kızı olarak dünyaya geldi. I. Ahmose ve kraliçe Ahmose Nefertari'nin annesidir. Ahhotep, "Tatmin olmuş Ay" anlamına gelir. Yaşadığı yüzyıl, Mısır Firavunlarının karşılaştığı en zor dönemlerden biriydi. Bedevilerden ve Asyalılardan oluşan karma bir göçebe halk olan Hiksoslar, M.Ö. 1782 dolaylarında Mısır deltasını istila etti. Hiksos, antik Yunanların dilinde bir terimdir ve asıl isimleri Heqau-khasut'tur, "Yabancı Diyarlarin Hükümdârları" anlamına gelir. Standart savaş arabaları, piyade ve okçulardan oluşan Mısır ordusuna karşılık Hiksoslar süvari deneyimine sahipti, Mısır ordusunu defalarca mağlup ettiler. Ahhotep'in kocası Seqenenre Taa, Hiksoslara karşı verilen muharebede ölünce komutayı Ahhotep aldı. Naip kraliçe olarak oğlu Ahmose erişkin çağa gelene kadar krallığı idare etti. Kaçakları ve firarileri toplayarak orduyu güçlendirdi ve istilacıları püskürtmeyi başardı. Ahmose, on yaşına gelince büyük kardeşi Kamose, Hiksoslar tarafından öldürüldü ve Ahmose krallığı eline aldı. Annesi Ahhotep'in ve kız kardeşi Ahmose Nefertari'nin etkisinde kaldı. Ahhotep ve Ahmose'nin çabaları ile kurulan ordu, Ahmose liderliğinde Hiksosları kesin mağlubiyete uğrattı ve Mısır'ı özgürleştirdi. Bundan sonra Nubya (Kush) üzerine sefere çıkan ve kaybedilen toprakları geri almak isteyen Ahmose, yokluğunda tahtı idare etmesi için Ahhotep'e verdi. Ahhotep, bu esnada bir isyanla karşılaştı. Thebes'li Hiksos fanatikleri tahtı gasp etmeye çalıştılar ancak Ahhotep bu isyanı bastırdı, seferden döndüğünde oğlu Ahmose tarafından "Altın Sinekler" kolyesi ile ödüllendirildi. Ahhotep aynı zamanda pek çok mücevher ile ödüllendirildi; bu mücevherler Krallar Vadisi yakın bir yer olan Dra Abu el-Naga'da bir mezarda bulunsa da Ahhotep'in mezarı hiç bulunamadı.

Pantea Arteshbod

Pantea Arteshbod (M.Ö. 550)
Adının anlamı "Güçlü ve Ölümsüz" olan Pantea, Büyük Kiros döneminde yaşamış ünlü bir isimdi. Özel Pers kuvvetleri olan Ölümsüzler'in lideriydi. Ölümsüzler'in sayısı sürekli 10.000 olurdu; bir adam ölünce hemen yerine başka biri koyuluyordu ve böylece sayı sabit kalıyordu, bu açıdan gerçekten ölümsüzlerdi. Büyük Kiros'un hâkimiyeti altında Pantea ve kocası General Aryasb, Ahameniş İmparatorluğu'nun bu döneminde etkili isim oldular. Perslerin genişlemesinde kilit isim Ölümsüzlerdi ve Artea ile Aryasb, Kiros'un etki alanını yayan kuvvetlerdi. Perslere göre Pantea, bütün Asya'da ki kadınlardan çok güzeldi; bu yüzden Pantea'nın savaşta düşman ve dostun kendisine aşık olmaması için sürekli maske taktığı düşünülürdü. M.Ö. 547 yılında Kiros'un Babil'i fethetmesi üzerine Pantea, burada Pers yasa ve düzenini sağlamakla görevlendirildi. 529 yılına kadar komutanlık görevi yapan Pantea, Kiros'un Tomris'in ellerinde can vermesinden sonra Kiros'un büyük generalleri arasında anıldı.

Telesilla

Telesilla (M.Ö. 6. yüzyıl)
Antik Yunanistan'ın dokuz büyük kadın şairinden biri olan Telesilla, lirik şiirde Telesillean Metre yöntemini bulan kişidir. Gençliğinde sık sık hastalanmasından dolayı tanrılara çok danışırdı. Bir gün Kâhin ona kendisini Müzlere adamasını önerir. Telesilla'da müzik ve şiir sanatını öğrenmeye başlar. Zamanla rahatsızlıkları geçmeye başlar ve şiirdeki ünü, Hellas'ın pek çok köşesinde bile duyulur. O dönemin yazarları, Telesilla'yı hem şiir hem de müzik sanatlarında bolca över. Ancak Telesilla'yı asıl ünlü yapan olay Sparta istilasıydı. Sparta ve Argos arasında husumet başladığında Telesilla şiirler yazıyordu. Sparta kralı I. Cleomenes, Apollo Kâhini'ne danışır ve Argos'a ilerlerse neler olacağını sorar. Kâhin ona bu durumda Argos'u ele geçireceğini söyler. Sepeia'da Argos ve Sparta arasında bir meydan savaşı gerçekleşir; birkaç numara ile pek çok Argos askerini katleder ve bir kısmını esir alır. Hayatta kalanlar ise Argus'un kutsal koruluğuna sığınır. Cleomenes esirlere hayatta kalanların nereye gittiğini sorar. Yerlerini öğrendiğinde oraya gider ve teslim olurlarsa can güvenliklerini garanti edeceğini söyler. Ancak Argoslular bir bir çıktığında hepsini katleder. Bu, Cleomenes'in yaptığı ikinci aldatmacaydı. Bir Argoslu hayatta kalır ve bir ağaca tırmanarak olayı izler. Diğer Argoslular ise koruluktan çıkmayınca Cleomenes, koruluğu ateşe verir ve hepsini canlı canlı yakar. Cleomenes, bir Argos askerine bu koruluğun kimin olduğunu sorar ve Argus'a ait olduğunu söyler. Tanrı Apollo'ya mırıldanarak kehanetin gerçekleştiğini söyler ve zaferini tamamlamak için Argos'a doğru ilerlemeye başlar. Ancak kehanet henüz gerçekleşmedi; Argoslu erkeklerin büyük kısmı ölmesine rağmen sadece kutsal Argus koruluğu elindeydi. Telesilla erkeklere neler olduğunun haberini alır; kadınları, gençleri ve yaşlıları ülkelerini korumaları için savaşa hazırlar. Plutarch'ın yazdıklarına göre Argos halkı, Telesilla liderliğinde erkeklerin tuniklerini, zırhlarını ve silahlarını alarak surlara çıkarlar. Cleomenes'in yaptığı taarruzu başarıyla püskürttüler; bununla kalmayıp diğer Sparta kralı Demaratus'u Argos Yolu'nda yenilgiye uğratırlar. Sparta, bu aşağılayıcı yenilgiden sonra geri çekildi. Savaştan sonra hayatını kaybeden kadınlar Argos yoluna gömdüler, bu yolda anıt olarak Ares Enyalius'a tapınak adadılar. Telesilla'ya savaştan sonra ne olduğu bilinmiyor ancak şair olarak hayatına devam ettiği tahmin ediliyor. Bu savaştan yedi asır sonra bile Telesilla ve kadınların cesareti hatırlandı, asırlarca bu olaydan bahsedildi ve hatıraları uzun yıllar boyunca anıldı.

Onomaris

Onomaris (M.Ö. 4. yüzyıl)
Bir Balkan kabilesi olan Scordisci'ye mensuptu. O sırada Scordisci açlıkla yüzleşiyordu. Onomaris, kötü yönetmesine rağmen kralın yerini almadı. Kelt halk, daha baştan kendilerine önderlik edecek bir lideri takip etmeye hazırdı. Onomaris, açlığın pençesinde olan Kelt halkını alarak bölgeden göç eder. Güneydoğu Avrupa boyunca zorluklarla yolculuk ettiler. En sonunda Balkan bölgelerinde yaşayan İliryalı kabileler ile harp ettiler. Savaşı kazandıktan sonra yeni bir şehir, Singidunum (Belgrad) şehrini kurdular. Onomaris'in kişiliği hakkında cesareti dışında bir bilgi yoktur. Sıradan halk tabakasına mensup değildi, büyük bir ihtimal ile bir rahibeydi.

Teuta

Teuta (M.Ö. 3. yüzyıl)
İlirya'nın korsan kraliçesiydi. Eşi Agron, bir İlirya kabilesi olan Ardiaei kralıydı. Agron'un yönetiminde bu kabile, kayda değer bir güç kazandılar ve donanmaları tüm Adriyatik boyunca korkulur oldu. Korkira, Epidamnos ve Pharus bölgelerini de ele geçirdi. M.Ö. 231 yılında ölmesi üzerine Teuta başa geçti. Kocasının genişleme politikasını sürdürdü. Polybius'a göre gözü kara, başarıdan başka bir şey görmeyen biridir. Teuta, İlirya korsanlığını destekledi ve komşu bölgeleri yağmaladı. Komutanları da farklı farklı Adriyatik bölgelerini talan etti. Başta ufak çaplı olsa da Roma ticari gemilerinin büyük kısmı yağmalanınca İlirya ile Roma arasında savaş çıktı. Her ne kadar diplomasi kullansalar da Teuta, Roma'yı kayda almadı. Bununla birlikte diplomatik bir kervan saldırıya uğradı ve diplomat katledildi. Bir ordu ile birlikte 200 gemi hazırlayan Roma, İlirya'yı istila etmeye hazırdı. İlk olarak Korkira'ya saldırdılar. Korkira komutanı Demetrius teslim oldu ve İlirya'ya ihanet etti. Aynı zamanda valisi olduğu Pharus'u da Roma'ya verdi. Misilleme olarak Teuta hem Pharus'a hem de Korkira'ya saldırdı ve Roma'yı oldukça zorladı. Yine de kaybedeceğini anlayınca Teuta teslim oldu ve vergi vermeksizin bazı bölgeleri Roma'ya bıraktı. Çok fazla toprak ve güç kaybedildi; yıllar sonra Risan'da Roma'ya teslim olmak yerine Teuta, bir uçurumdan atladı ve özgür bir kadın olarak intihar etti.

Amage

Amage (M.Ö. 2. yüzyıl)
Bir İrani halk olan Sarmatyalıların kraliçesiydi. Sarmatyalılar o dönemde İskitya'nın batı bölgesinde, Karadeniz sahilinde yaşardı. Yunan stratejist Polyaenus'un belirttiğine göre Amage, kocası Medosaccus'a lüks yaşama düşkün olduğundan Sarmatyalılara iyi bir kral olamayacağını söyler. Sarmatya yönetimini ve ordusunu ele alan Amage, gücünü olası çift taraflı istilalara karşı garnizon kurmak için kullandı. Lider olarak ünü tüm İskitya'da yayıldı, bu durum Chersonessus sakinlerini Kimmeryalı İskitlere karşı Amage'den yardım istemeye yöneltti. İttifağı kabul eden Amage, İskit kralına Chersonessus'u terk etmesi için mesaj gönderir. Mesajı reddedince Amage, 120 tecrübeli savaşçı ve her birine üç at vererek yola çıkar. Bir gece ve bir gündüz boyunca tam 180 kilometre ilerlediler ve İskit sarayına vardılar. Sarayı bastıklarında İskitler hazırlıksızdı ve Amage, kralı ve ailesini öldürür. Bir oğlunu ise sağ bırakarak İskit kabilesinin başına geçirir. Chersonessus özgür oldu ve İskitlerin buraya saldırma olasılığı kalkmıştı.

Yazan: Nimrael

ASATRU VE DOKUZ ASİL ERDEM

Nimrael, Paganizm, Asatru, Dokuz asil erdem, İskandinav mitolojisi, mitoloji, Aesir krallığı, Odin The Allfather, Şimşek Tanrısı Mjolnir, Paganizm inancında doğa, Neo-Paganizm, 9 ilahi erdem, Freya,
Ásatrú, Neo-Pagan inançları içinde en çok bilinen ve inanılandır. Ásatrú diğer bir değiş ile Hristiyanlık öncesi İskandinavya inancının modern zamanda dirilişidir. Ásatrú'nun başlangıç tarihi kesin bilinmez. Bundan ziyade onun nasıl başladığı önemlidir. Yüzyıllar boyunca Avrupa'da Pagan inançları inanılmaz takipçi kaybetti. Zamanla soldular, tükendiler ve tarihin eski hikayelerinden ibaret oldular. Iceland hariç. Son birkaç yüzyılda eski Pagan inancıyla ilgili pek çok metin, Iceland'da yakılmamış biçimde duruyordu. Eğitime önemin artması ile bu metinler yeniden aydınlığa çıkmaya hazırdı. Sveinbjorn Beinteinsson adındaki bir şairin bu metinleri kullanarak pek çok eser verdi. Bu durum, Iceland'in yeniden İskandinav Paganizmini tanımasına ve onu yasallaştırmasına neden oldu. Eski Asatru ile Yeni Asatru arasında bir fark bulunur.

Asatru'nun eski İskandinav dilindeki anlamı "Troth (sadakat)", "Tanrılara sadakat" anlamlarına denk gelir. Asatru inancının başında bazı ilahlar vardır. Bu ilahlar Aesir ve Vanir adlı iki gruba ayrılır. Aesir tanrıları krallığı, düzeni ve zanaatları temsil ederken Vanir tanrıları doğanın bereketini ve gücünü temsil eder. Odin, "The Allfather", Asatru'nun en tepesindeki isimdir. Bir gözünü bilgelik için feda etmiş, rünlerin ve büyünün gizemlerini öğrenmek içi dünya ağacında tam dokuz gün asılı kaldı. Ayrıca savaşta düşenlerin yarısını kendi salonuna alır ve son savaşa kadar ziyafet verir. Oğlu Thor, kendisinden sonraki önemli kişiliktir. Şimşeklerin tanrısı, ilahi Mjolnir'in taşıyıcısıdır. Yıldırım onun savaş arabasının sesidir, bereket getiren yağmur onun hediyesidir. Ve en çok bilinen tanrıça Frigg, Brisingamen adında kutsal bir kolyeyi taşır. Aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Odin'in karısı olarak Odin ile birlikte tanrıların lideridir. Dokuz Dünya'yı birden görebilecek güce sahip Odin'in tahtına Odin dışında oturabilen tek ilahtır. Başka bir tanrıça olan Skadi ise buzul diyarlarda yaşar. Haliyle kendisi avcılık, kayak ve kışın tanrıçasıdır. İskandinavya gibi kışın sert ve uzun geçtiği ülkelerde böyle bir ilah olmazsa olmazdı. Freya ise bir Vanir'dir, savaş tanrıçasıdır ve savaşta düşenlerin yarısını kendi salonuna alır. Savaşçı bakireler olarak bilinen Valkürlerin kraliçesidir. Asatru'nun diğer ilahları arasında Tyr, Eir, Baldr, Njord ve pek çok Kuzey Avrupa bölgelerinde inancı bulunmuş başka tanrı ve tanrıçalar vardır.

Asatru inancının tek tanrılı dinler gibi belli bir merkezi yoktur. Çünkü Pagan inançları her zaman doğa ile iç içe kaldı. Cermen, Kelt ve Balkan Paganizmlerinde insanlar dağları, ormanları ve nehirleri ilahi bir boyuta getirdi. Asatru inancında da ruhlar hep taşlarda ve ağaçlarda gezer, nehirlere ve karaya bağlı olurlar. Ayrıca Disir adını verdikleri bazı ruhlar, Midgard'da kalıp ailelerini korurlar. Asatru inancında temel unsur bireysel özgürlük ve sorumlulukla dolu yaşamdır. Hayatın verimli olması için çalışıp çabalarlar. İnançlarında dini dogma ve hiyerarşi de yoktur. Eski insanlar gibi soya ve aileye bağlılık vardır. Tabi bu durumda sosyal grupların gücü de önemli oluyor. İlahi ritüellerin verimliliği açısından soydaşların ve toplulukların ilişkisi iyi bir düzeyde olmalıydı. Asatru'da bulunan önemli bir ayrıntı ise erdemdir. "Dokuz İlahi Erdem" olarak bilinen bu unsur, inananı hayatın verimliliğine ulaştıran bir merdivendir. Sırayla bu erdemlere kısaca göz atalım;

1.) Cesaret: Bu kuralların en başındadır. Cesaret, zor anlarda bile doğru kararı yapacak yürekliliktir. Elbette birine göre doğru karar, diğerine göre doğru olmayabilir. Bu cesaret, savaş ya da dövüş cesareti değildir. Gerçek cesaret, iradeden gelir. Dostlarınızın yaptıkları yanlışlara karşı durmak, bazı zararları onarmak, yaptığınız hataları telafi etmek ve düzeni sağlamak, cesaretin gerçek amaçları arasındadır. Mücadele konusunda elbette cesaret önemli ama aptal cesaretini kim ne yapsın? Dayanıklı ve başı dik olmak, bilgece kararlar ile mücadele etmek, yürekliliğin erdem timsalidir.

2.) Dürüstlük: Adından belli, doğru ve dürüst olup her zaman doğruları söylemektir. Bazı durumlarda doğruyu söylememek en iyisidir. Ama bu durumlarda yalan söylemek uygun düşmez, o yüzden sessiz kalınmalıdır. Dürüstlük sadece sizin bakış açınız değildir. Bir konuda etrafınızdakilerin söylediklerine zararlı da olsa karşı çıkamazsın; size yalan söyleseler bile sizin doğruları konuşmanız gerekir. Yalanın sonucu her zaman etkisini bırakacaktır ama bu durumda dürüstlük sizin erdeminizi gösteren oka dönüşecektir. Asatru'da acı sonuçları bile olsa doğruları söylemek önemlidir. Çünkü insan acı ya da tatlı, hiçbir gerçeği arkasında bırakamaz. Cesaret dürüstlüğü, dürüstlük ise cesareti tetikler.

3.) Onur: Onur/Şeref sahibi olmak, herkeste bulunan bir unsur değildir. Bu listedeki bütün erdemlerden daha zor bir tanıma sahiptir. Kişiden kişiye değişir; kimisi cesaretli olmayı, kimisi bilgeliği, kimisi... diye diye gider ve herkeste bir algı oluşturur. Belki de anahtar kelime algıdır. Yaptığınız eylemler, verdiğiniz kararlar pek çok sonuca çıkar. Bu sonuçları çevrenizdeki ve diğer insanlar nasıl algılıyor diye sormalısınız. Vereceği tepkiler, onların gözünde ne denli önemli olduğunuzu gösterir.

4.) Bağlılık: İnanca, aileye, soya, dostlara ve birinin kendisine olan sadakâtidir. Sadece bununla bitmez; bağlılık konusu geniştir. Kısaca bahsedersek dünyayı daha iyi bir yer yapmak, soydaşlar ve aile, akraba, halk ve dostlar ile olan ilişkiler sadâkat ve bağlılığınızı belirtir. Atalarınıza, onların mirasına ve geçmişe olan bağlılık, karar verme eyleminizi belirler. Bu geçmişe bağlılık kalıplaşma değildir; o geçmişteki olaylardan ders çıkarmak, yarım kalan bir işi devam ettirmek ve mirasa sahip çıkmaktır.

5.) Disiplin: Bireysel disiplin olarak da bilinen bu erdem, sahip olunması bir o kadar zor ancak büyük sonuçları olan bir erdemdir. Kendinizle ne derece iyi geçindiğiniz önemlidir ancak disiplinde kendinizi yargılama da bulunur. Bunun tanımını bulmak yerine şöyle düşünün; çevrenizdeki insanlar ile iyi ve samimi iletişim kurduğunuzda kendinizi harika hissedersiniz değil mi? Ama içinizde bir yerde bunun kötü sonuçları olacağını da biliyorsunuz. İşte asıl yanlış etrafa bakmaktır. Dürüstlük, disiplinin erdemidir. Önce kendine sonra çevresine dürüst olan bir kimse, büyük işler yapma konusunda ilk adımını atar.

6.) Misafirperverlik: Dayanışma, yardımlaşma ve paylaşmak gibi unsurlara sahip olan bir erdemliktir. Misafiri hoş karşılamak, onunla bir şeyler paylaşmak, arkadaşlıklar kurmak her zaman önemlidir. Çatınızın altında bulunan bir kişiye ters eğilimlerde bulunmak, hiçbir yerde hoş karşılanmaz. Antik ve Neo-Paganist inançlarda bu hareketin kötü sonuçları olur. Asatru'da örneğin kendi çatısı altında bir kişiye acılar çektirmek, tanrıların o kişiye kin gütmesine sebep olur. Misafirperverlik, dünyayı daha iyi bir yer yapma yolunda en önemli adımlar arasındadır.

7.) Çalışkanlık: Bunu sadece Havamal'dan şu satırlarla bile özetleyebiliriz;
Sığırlar ölür, Soylar tükenir,
Her insan ölümlüdür,
Ancak iyi isim daima yaşar,
İyi işler yapan bir kimsenin

8.) Özgüven: Sadece bireysel olarak değil, kendi soyunun, ailesinin, halkının, sevdiklerinin, ülkesinin özgürlük ruhunu dinç tutmak her bireyin görevidir. Özgüven, erdemler arasında tercihten çok sorumluluk ve zorunlu olan tek erdemdir. En aşağılık adam bile ülkesi için eline bir silah alır. Kendi inancına olan sadakâti, bir bireyin özgüvenini büyük ölçüde etkiler. Bu inancın ya da inançsızlığın sonucu topluma yansır. Özgüveni sarsılan bir kimse dünyayı daha iyi bir yer yapma yolunda ilerleyemez, toplumda olan saygınlığını kaybeder ve bunlar gibi bazı olaylar birbirini zincirlemesine takip eder. Asatru'da başarıya ulaşma konusunda özgüven kilit bir isimdir.

9.) Azim: Yenilgi ve başarısızlık karşısında dik durmak, bu başarısızlıktan kurtulmak azmin sonucudur. Eski zamanlarda hayat zordu; yalnızca güçlüler, akıllılar ve ustalaşmış kimseler uzun yaşayabilirdi. Hayatın özünde ise çok çalışmak yatar. Evet, eski zamanlarda belki para o kadar önemli değildi ama bir insan nasıl ileri düzeye gidebilir? O dönemler, kas gücüne dayalı dönemlerdi. Kimse de kral doğmazdı, kral olunurdu. Tıpkı günümüzde ve eski zamanlarda olduğu gibi, Asatru ve Neo-Pagan inançlarda herhangi bir azim göstermeyen bu hayatta önemli ya da kayda değer bir konuma gelemezdi.

Çeviren-Derleyen-Yazan: Nimrael