SON YAYINLAR
latest

728x90

DİNLERİN KİTAPLARI

KK
Açıklanamayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Açıklanamayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AGARTHA VE SHAMBHALA

N.Kara, Açıklanamayanlar, Agartha ve Shambhala,Agartha ve Şambala,Yer altındaki gizemli dünya,mitoloji,Kayıp dünya teorisi,Amiral Byrd,Amiral Byrd'ın günlüğü,Kayıp dünya ve Hitler
AGARTHA: YER ALTINDAKİ GİZEMLİ DÜNYANIN SIRLARI
Agartha tarih boyunca önemli bir yere sahip olmuş Kayıp Dünya veya İç Dünya teorisi ; yer kabuğunun altında başka dünyaların da var olduğunu ,oraya gidilebilecek yolun kutup noktalarındaki delikler ve yer altındaki tüneller aracılığı ile girileceğini iddia ederler. Size bu tuhaf efsanenin tarihini ve teorinin gizemli noktalarını aktaracağım. Bu efsane Eski Mısır'dan Budizm'e,Hitler’e ve oradan da uzaylılara kadar uzanıyor.

Bende uzun yıllardır bu efsaneyi çok merak etmişimdir. O yüzden şimdiden söylememde fayda var yazım hayli uzun olacak. Ama emin olun bu efsane size çok ilginç gelecek.

AGARTHA VE SHAMBHALA (ŞAMBALA)
Gizemli ve Kayıp Dünya'nın teorisini anlamak için önce Agartha ve Şambala'yı kısaca anlatalım. Efsaneye göre ; çok eski zamanlarda Himalaya Dağları'nın altında yer alan sonsuz mağaralar ülkesi bulunmaktaydı. Buraya uzaysal kökenli üstün bir ırk yerleşti.Bu uzaylı ırkın insanları bir süre sonra ikiye ayrıldılar. Bu iki bölüm Agartha ve Şambala'dır. Yani Agartha sağ el (iyilik,dürüstlük yolu) Şambala sol el (karanlık yol ) 'dur. Şambala dünyayı ele geçirmek istese de , Agartha  dünya toplumlarından uzak kalmayı tercih etmiştir. Ayrıca bu efsaneyi Budizm de kabul etmiştir.

MİTOLOJİDE KAYIP DÜNYA
Agartha Kayıp Dünya ! Hyperborea olarak geçen bu ülke Kuzey Trakya’da bulunan hayali bir bölgededir.  Antik Yunan mitolojisinde bu şekilde geçmektedir. Bu ülkede her şey mükemmeldir. Hiç akşam olmamakta ve  günde 24 saat güneş parlamaktadır. Onlara göre Dünya’nın içinde bulunan bir Güneş’tir. Bu Güneş bizim Dünyamızdaki Güneş’imiz değil. Ayrıca İç Dünya’ya Mısır, Tibet, Yucatan, Bermuda Üçgeni, Rusya ve Afrika’dan girişler vardır.

Budistler de Agartha'nın ilk kez kolonileştiğini şöyle anlatmaktadır. Onlara göre binlerce yıl önce kutsal bir adam kabilelerini yerin altında kaybettiğinde Agartha kolonileşti. Budistler yeraltı krallığının nüfusunun milyonlarca olduğuna inanır. Ve krallıktaki insanların Dünya’nın yüzeyinde bulunan bilimlerden çok daha üstün bir bilime sahip olduğunu iddia ederler. Bu bilimsel iddiaya örnek olarak yeraltı tünellerinde muazzam hızlarla ilerleyen arabalar da vardır.

Diğer uygarlıklarda Navajo efsaneleri yazıları şöyle geçmektedir:
Eskimo ,Mısır ve Çin yazılarında onların atalarının Dünya’nın içindeki cennet topraklardan geldiği söylenir. Kuzeyde bulunan büyük bir açıklıktan ve Dünya kabuğunun altında yaşamakta olan insan ırkından bahsederler.

Pueblo Yerlilerinin mitolojik hikayelerinde kendi tanrılarının kaynağının da iç dünyadan geldiğini söylenmektedir. Ayrıca hikayeye göre İç Dünya Kuzey'deki bir delik ile yeryüzünde bulunan insanlara bağlanmaktadır.

Yerli Amerikalı halklar arasında olağanüstü güçleri olan bu kadim insanların büyük bir tufan tarafından büyük mağaralardan dışarı sürüldüğü de anlatılmaktadır. Ayrıca bu efsaneler insanın atalarının Dünya'nın altından geldiğini öğretir. Daha sonra yüzeye çıktıklarında ise , kendi tapınaklarını aramadan önce büyük bilgilerini insan ırkına aktardıkları söylenir.

Tolteklerin ve Azteklerin büyük lideri olan kadim Quetzalcoatl efsanelerinde, onun sekiz gün boyunca bir uçan dairede gözden kaybolduğu ve yeraltı dünyasını ziyaret ettiği anlatılır.
İslâm’da da Kehf olarak geçen inanç (yeraltı mağaralar şebekesi)olarak geçmektedir. Ayrıca Kuran-ı Kerim’de geçen Ye’cüc-Me’cüc, Tevrat ve İncil’de Gog, insana benzeyen yeraltı ırklarıdır. Bir örnek verilecek olursa özellikle bu üstün ırkın Himalaya dağları altındaki geniş, çok büyük mağara-galerilerde yaşadıklarına inanılır.

DELİKLER VE TÜNELLER
Onlara göre yeraltı ülkesinin giriş yolu Kuzey ve Güney Kutbu'ndaki büyük deliklerdir (bunlar uydu fotağrafları ile kanıtlanmıştır). Dünyanın birçok noktasına bu tünel ve deliklerle varılabileceğini söylerlerler. Tibet’in başkenti Lhasa’nın İç Dünya’ya bir tünel ile bağlandığı ve Giza’daki Büyük Piramit’in tabanındaki gizli odaları Agartha’ya bağladığına inanılır. Tibetdeki tünelin sırrını saklamak için yemin eden Lamalar ya da Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğu söylenir. Ülkemizde de Nevşehir, Niğde, Göreme gibi bölgelerdeki mağaralar ve tüneller ağının bu teoriyi desteklediği düşünülmektedir.

EFSANENİN TEK TANIĞI AMİRAL BYRD
1947 yılında yaptığı Kuzey Kutbu seyahatinde burayı gördüğünü iddia eden Amiral Richard Byrd oldu.Binlerce yıllık Kayıp Dünya teorisini doğrulayan tek isimdi. Yaşadıklarını da günlüğüne detaylı bir şekilde kaydetti.

Amiral Byrd bir telsizci ile birlikte 19 Şubat 1947 günü Kuzey Kutbu’na bir uçuş yapmak istedi ve görev aldı. Karlı bir hava içinde süzülürken uçağıyla 7000 metre yüksekliğe çıktığında her şey yolundaydı. Ancak karşılaştığı bir türbülans sonucunda 1000 metreye kadar inmeye karar verdi. Uçağıyla indiği o yerin hemen altında dümdüz uzanan bir buz alanı gördü. Amiral inanılmaz bir manzara ile karşılaşmıştı. Kar yağıyordu ve gökyüzü kırmızıdan mora kadar tüm renklere bürünmüştü. Ardından kısa bir uçuştan sonra dağlık bir bölgeye geldi. Yarım saat kadar sıra dağlar üzerinde uçtu. Byrd uçağıyla 8900 metreye çıkmıştı. Ancak bu dağları tanımlayamıyordu, haritada yer almamışlardı. Sonra birden dağların arasında ve tam ortada akan bir nehir gördü. Tuhaf olan bi şey vardı. Normalde buz ve kar olması gerekirken o yerde yeşil ormanlar vardı.

Amiral Byrd hemen oraya inmeye karar verdi. 4000 metreye kadar indiğinde altında tamamen yemyeşil bir alan vardı. Güneşi göremiyordu çünkü ışık çok farklıydı. Biraz daha aşağıya indiğinde ise, garip hayvanlar gördü. İlk baktığında gördüğü şeyin fil olduğunu düşündü. Ama daha da yaklaşıp hayvanlara baktığında bunların birer mamut olduğunu fark etti. Ardından Amiral bu gördüklerini üsle paylaşmak istedi ama olmadı... Çünkü artık telsiz bağlantısı kuramıyordu.

Bulunduğu yerde sıcaklık 23 dereceydi. Amiral uçakla yol almaya karar verdi. Daha ileride yer alan kent benzeri bir yer olduğunu farketti. Uçak hafifledi, tüy gibi dalgalanarak uçuyordu. Uçak adeta bilinmeyen bir güç tarafından kontrol altına alınmıştı. Bu ağır uçuş sırasında Amiral karşıdan kendisine doğru yaklaşmakta olan bir başka uçan cismi gördü. Bu disk biçiminde parlak bir nesneydi. Ve uçan cismin üzerinde bir gamalı haç işareti vardı.

Amiral bir süre sonra Alman ya da İsveç aksanıyla konuşan birinin telsizden kendisine hitap eden sesini duydu. Bu ingilizce konuşan biriydi.“Bölgemize hoş geldiniz Amiral. Sizi 7 dakika içinde indireceğiz. Güvendesiniz rahat olun.” Ardından uçağın motorları durdu ve sanki garip bir gücün etkisi altındaymış gibi uçak kendi çevresinde dönüyordu. Amiral inişe geçmişti ama o an kendisini görünmeyen dev bir asansörün içindeymiş gibi hissetti. Uçak şiddetle titremeye başladı ve kısa bir süre sonra hafifçe yere temas etti. Amiral büyük bir heyecan içindeydi. Bulunduğu yer gereğinden fazla huzurluydu. Ardından kendisini karşılamaya gelen çok uzun boylu ve  sarışın insanları gördü. Uzakta büyük parlak binaların olduğu bir kent vardı. Amiral ve yanındaki mürettebat, bu garip yerin ev sahipleri tarafından son derece kibar ve dostça tavırlarla karşılandılar.

Amiral, mürettebatı ve Agarthalılar şehre girmek için önce tekerlekleri olmayan düz bir platforma çıktılar ve hızla parlak şehre doğru hareket ettiler. Sanki binalar kristalden yapılmış gibiydi. Amiral gördüklerini hayretle izliyor 'Ancak bunlar öncü mimari eserler ya da bilim kurgu filmlerinde olabilir' diyordu. Amiral Byrd kendilerine ikram edilen içecekleri içtikten sonra iki hostes tarafından başka bir yere götürüldüler . Burası upuzun bir koridordu. Koridor çok aydınlıktı çünkü duvarların içinden gelen gül kurusu rengine benzer ışık her yeri eşit derecede aydınlatıyordu. Sonra bir kapının önünde durdular. Bu kapının üzerinde anlayamadığı derece karmaşık yazılar vardı ve ardından kapı sessizce açıldı. Yanında bulunan hosteslerden biri Amiral’e endişelenmemesi gerektiğini O'nu Üstad’ın huzuruna çıkaracağını söyledi.

AMİRALİN GÜNLÜĞÜNDEN ÜSTADLA KONUŞMASI
Konuşma şöyle geçiyor :
''İçeri giriyorum, çarpıcı renkler görüyorum, oda büyüleyici ve çok etkileyici. Karşımda çok güzel bir insan var, gördüklerimi anlatamıyorum, bildiğim sözcükler buna yeterli değil. İnsan gibi ama çok daha ötesinde, huzur ve mutluluk yayıyor. Düşüncelerim kesiliyor, melodik ve sıcak bir sesle konuşuyor; ''Yerimize hoş geldiniz Amiral''

''O, bir erkek, yüzünde çok uzun yılların izleri var, uzun bir masada oturuyor sonra kalkıp, bana oturmam için gösteriyor. Oturuyoruz, bana bakıp gülümsüyor ve yine o yumuşak ve melodik sesle konuşuyor; ''Sizin buraya girmenize izin verdik çünkü siz dünyanın yüzeyinde tanınan asil birisiniz.'' Dünyanın yüzeyi mi? diyor ve soluğumu tutuyorum. Gülümsüyor ve; ''Evet, şu anda İç Dünya´nın Arianni bölgesindesiniz. Sizi görevinizden fazla alıkoymayacağım, güvenle yüzeye geri döneceksiniz. Ama şimdi Amiral, sizi neden buraya çağırdığımızı söyleyeceğim. Irkınızın Japonya´da Hiroshima ve Nagasaki´de patlattığı ilk atom bombalarıyla çok ilgiliyiz. Bu nedenle alarma geçtik ve uçan araçlarımızı yolladık, biz bunlara 'Flugelrad' diyoruz. Sizi gözlüyorlar ve ırkınızın yüzeyde ne yaptığını araştırıyorlar. Bütün bunlar geçmişte kaldı Amiral ama biz devam etmek zorundayız. Irkınızın savaşlarına ve barbarlığına daha önce hiç karışmadık ama şimdi durum farklı. İnsanlık için uygun olmayan doğal bir gücü yani atomik enerjiyi öğrendiniz. Özel görevlilerimiz dünyanızdaki güçlere mesajlar veriyorlar ama henüz bir tepki vermediler. Şimdi sizi dünyamızın varlığını gören bir tanık olarak seçtik. Irkınızdan binlerce yıl daha eski olan kültürümüzü, bilimimizi göreceksiniz Amiral.''

''Sözünü kesiyor ve benimle ne yapacaklarını soruyorum. Üstad delici bakışlarıyla sanki düşüncelerimi okuyor ve bir zaman sonra cevap veriyor;''Irkınız şu anda dönüşü olmayan noktaya ulaştı. Aranızda ellerindeki gücü bırakmaktansa, dünyayı yok etmeyi göze alacak olanlar var'' Başımı sallıyorum ve devam ediyor; ''1945'de ve sonrasında ırkınızla ilişki kurmaya çalıştık ama düşmanca davranıldı, Flugelrad´larımıza ateş açılıp, düşürüldüler. Savaş uçaklarınız, kötü amaçlarla düşmanca davranarak bizimkileri kovaladılar. Şimdi sana şunu söylüyorum oğlum; dünyanızda çok büyük bir kötülük fırtınası oluşmakta, kara bir öfke ve şiddet yıllardır hiç eksilmeden, artarak birikiyor. Silahlanmanızın bir anlamı yok, biliminizde güvenli bir yer yok. Kültürünüzde açan her çiçek, öfke ve hiddetle ezilip, yok ediliyor, tüm insan canlılar derin bir kaosun içine düştüler. Yaşadığınız son savaş daha sonra ırkınızın başına geleceklerin sadece bir başlangıcı. Biz burada her geçen saat durumu daha açık görüyoruz. Söylediklerimde bir yanlış var mı?''Hayır, bu eskiden de oldu, karanlık çağlar geldi ama beş yüz yıl önce sona erdi, diyorum. Üstad devam ediyor; ''Evet, oğlum. Karanlık çağlar asıl şimdi ırkınızın üzerine geliyor, karanlık dünyayı bir örtü gibi örtecek ama inanıyorum ki ırkınızdan bazıları yaşamayı başaracaklar ama buna daha zaman var, fazlası söylenmemeli. Çok uzaklarda ırkınızın yıkıntıları arasından yeni bir dünya doğacak, kayıp efsanevi hazineleri arayacaklar ve oğlum bizim korumamızda güvenlikte olacaklar. Zamanı geldiğinde biz ırkınıza ve kültürünüze yardım edeceğiz, belki savaşın ve çekişmelerin boş yere olduğunu bir gün öğreneceksiniz, ancak bundan sonra ırkınız tekrar kültürü ve bilimi elde edebilecek. Şimdi oğlum, bu mesajla beraber yüzeye dönebilirsin''

Döndükten sonra Pentagon’daki bir toplantıda bildiklerini anlatan Amiral'e yetkililer 'Bildiklerini kimseye anlatma ve sakla' diye bildirimde bulundular. Tabi yetkililer tarafından söyledikleri de kayda alınmıştı.

KAYIP DÜNYA TEORİSİNİN GELİŞİMİ VE HİTLER
1818’de Ohio’da bulunan Eski piyade yüzbaşısı Cleves Symnes ‘den yüzlerce önemli insana bir mektup gitti.
“Bütün dünyaya: Yeryüzünün içi boş ve yaşanılır durumda olduğunu beyan ediyorum. İçice konulmuş bir çok katı küreden meydana gelip kutuplarda bir girişi vardır. Bu söylediklerimin gerçek olduğunu ispat etmeye hazırım. Dünya bana yardım ederse yeryüzünün içini keşfedeceğim.”

Cleves Symnes‘e göre beş ayrı dünya vardı. Yani dünya iç içe geçmiş beş küreden meydana geliyordu. Cleves bu dünyalarda yaşayan insanların iç dünyadan dış dünyaya çıkabilmek için ; tünelleri kullanarak diğer katlara geçtiklerini hem de kutuplarda yer alan çıkış kapılarını kullandıklarını söylemiştir. Belki de tüm yaşamını bu teoriyi kanıtlamaya adayan Symnes’in yaptığı bu keşfi kimsenin dikkatini çekmeyi başaramadı.

1870 yılında aynı teoriden yola çıkarak bir örgüt kuran kişi yine bir Amerikalı olan Cyrus Read Teed ‘di. Teed bir süre sonra bir dergi yayımlamaya karar verdi. Sonrasında ise çevresinde kendisine inanan binlerce kişi toplamayı başardı. Bu yeraltı dünyası görüşü aradan geçen zamandan sonra sadece gizemciler ve gizli örgütler değil, politikacılar tarafından da benimsendi. Bunların başında gelen isimlerden biri de Adolf Hitler’di.

Bilindiği gibi o dönemlerde Almanların dünya dışından gelen beyaz tenli, mavi gözlü ve sarışın olan üstün bir ırktan geldiğine inanılıyordu. Binlerce yıldır tüm dünyada Kayıp Dünya’yı anlatmak için kullanılan evrensel bir sembol olan gamalı Haç (Svastika) Nazi Partisi’nin de sembolüydü. Birçok Nazi subayının Agartha’nın girişini bulmak üzere Tibet’i ziyaret ettiği de biliniyor ve bu da Hitler döneminde olmuştu. Burdan yola çıkarsak Amiral Byrd’in Nazi Almanyası devri sona erdikten sadece iki yıl sonra yaşadığı bu tecrübe manidar ve çelişkili görünüyor.

KAYIP DÜNYANIN PEŞİNDE
Günümüzde de hala yeraltı ülkelerine ulaşmak için yapılan çalışmalardevam etmektedir. New York Central Park’ın altında ve Afganistan’da da yeni karmaşık tüneller bulunduğu söyleniyor. Mısır’da piramitlerin altındaki tünellerin uzun süredir araştırıldığı da bilinmektedir.

Dünyada bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar devam etmekte olup verilen örnekler de ilginçtir. Örneğin bir araştırma sonucunda coğrafik deneylerde 10 km derinliğe inildiğinde Dünya’da sıcaklığın artması gerekirken, aniden ısının düştüğü gözlemlenmiş. Bir diğer örnek ise ; 7 km’den fazla derinde bulunan fosillerde mikro organizmalara rastlanmıştır. İlginç olan bugüne kadar Dünya’mızın yapısı ile ilgili ortaya atılmış olan bütün teorilere ters düştüğüdür. O halde şunu diyebilir miyiz ? Dünya’nın içindeki ısının kaynağı ya başka bir şey, ya da içi sanıldığı gibi çok sıcak değil.

Kolombiya Üniversitesinde çalışan iki sismog Paul G. Richards ve Xiao- dong Song . Onların tespitlerine göre, dünyanın içi, gezegenin geri kalan kısmından daha hızlı hareket ediyor. Araştırmalarına göre, dünyanın içindeki katı çekirdek dıştaki sıvı dış kabuğun içinde dönebiliyor. Onlara göre iki seçenek çıkmıştı ortaya. Dünya’nın çekirdeği daha hızlı hareket edebiliyorsa ya onu çevreleyen kütle ona basınç uygulayamıyor ya da yer çekim gücü ile ortada bağımsız bir şekilde salınabiliyordu. Yani bu çekirdeğin İç Dünya teorisine göre, İç Güneş olabileceği düşünülüyor.
Ayrıca bugüne kadar geçerli olan bir teori de yıkılmıştır. Bu teori dünyanın kabuğunun 60 km. kalınlığında ve altında sıvı kaya tabakasının mevcut olduğu ileri sürülen teoridir.  Bir deprem analizi sırasında 400 km. derinlikte dünyanın kabuğunu oluşturan sert kaya tabakalarına rastlayan California’lı ve Illinois’li Jeofizikçiler de olmuştur.

Yazar Görüşü: Kayıp Dünya ‘nın zamanla daha da gizemini arttıracağı kesin. Var ya da yok olduğu bilinmez ama ortaya çıkan bilgi ve belgelerin,bilimsel araştırmaların yapılması ortada birşeyler olabileceği fikrini baskın hale getiriyor. Ama yine de bana göremediğim şeyler çok da gerçekçi gelmiyor . Bizim dışımızda göremediğimiz veya görmenin güç olduğu bir dünya veya canlılar olma ihtimali de bir o kadar yüksek. Ayrıca efsanede çoğu yerde uçan daire gibi cisimlerin geçmesi de uzaylıların var olduğu fikrini bir kez daha kanıtlıyor. Amiral’in yerinde olmak isterdim :)

Yazan & Derleyen: N.Kara

KACHİNALAR

A, mitoloji, din ve mitoloji, Açıklanamayanlar, Ufolar dair antik bulgular, Dünya dışı yaşam, Antik astronot, Yıldız insanları, Dünya dışı yaşam kanıtları, Kachina,Kachinalar
Kachina, Hopi, Zuni, Tiwa (Hopi Reservation), Acoma ve Laguna ile batı bölgesi arasındaki Pueblo Hintlilerinin dinlerinin ve kozmonolojilerinin en önemli elementiydi.

Daha sonraki zamanlarda, Kachina kültü Pueblo kabileleri arasından doğuya doğru yayılır, örneğin Laguna kabilesinden Isleta kabilesine.

Sonunda Kachina -İzleyiciler - sadece din ve kozmolojinin değil, günlük hayatın kutsal bir parçası oldular. Hopi'de (Kachina) "qatsina" kelimesi, kelimenin tam anlamıyla “yaşam taşıyıcısı” anlamına gelir ve doğal dünyada var olan herhangi bir şey olabilir.

Bir kachina her şey olabilir; Bir elementten niteliğe, doğal bir fenomene veya bir konsepte kadar her şey. Ama bunu düşündüğünüzde, dünyaya göre çevrilmiş anlamı "hayat taşıyıcısı" ya da "hayatı veren" anlamına gelir.

Sadece Kuzey Amerika'ya değil, Güney ve Orta Amerika'daki sayısız yaratılış hikâyesine bir göz atarsak, gök tanrıları veya insanlarının insanı yaratışının, bilginin ve medeniyetin başlangıcının olduğunu görebiliriz. Bu bağlamda, mitlere bakarak düşünürsek, Kachina'nın "hayat veren" olabileceğini kabul edebiliriz.
Zuniler için Kachina, gökten gelen ve Zunileri Dünya'ya götüren tanrılardır.

A, mitoloji, din ve mitoloji, Açıklanamayanlar, Ufolar dair antik bulgular, Dünya dışı yaşam, Antik astronot, Yıldız insanları, Dünya dışı yaşam kanıtları, Kachina,Kachinalar

KAVRAM
Kachina kavramı üç farklı boyuttan oluşur: doğaüstü varlık, kachina dansçıları (dini törenlerde kachinas'ı temsil eden topluluğun maskeli üyeleri) ve kachina bebekleri [çocuklara hediye olarak verilen kachinaların benzerliklerine oyulmuş küçük bebekler).

Birçok yazar, bu inanılmaz yaratıcıları gerçek dünyadaki ruhlar veya şahsiyetler olarak tanımlar. Aslında, efsaneye göre, bu ruhlar her yılın ilk yarısında Hopi köylerini ziyaret ediyor.

Her bir toplumda kakinanın panteonu değişir. Güneş, yıldızlar, fırtınalar, rüzgar, mısır, böcekler ve diğer birçok kavram kachina olabilir.

KÖKENLERİ
Kachina'nın kökenleri, bilginler için derin bir gizem olmaya devam ediyor. Kimse nereden geldiklerini bilmiyor, ama Hopi'nin yerel efsanelerine göre, Kachinalar yeraltından doğruca Hopi kabilesine gelen yardımsever ruhsal varlıklardır.

YAĞMUR GETİRENLER
Hayatın taşıyıcısı olarak anılmalara ek olarak, Kachinalar yağmurun ve Hopi'nin yaşamının tüm nimetlerini getirmekten sorumludurlar.

Sonunda Hopi, Kachina adındaki bu yardımsever manevi varlıklara olan saygı ve hürmetlerini kaybedince onların yeraltı dünyasına geri dönmelerine sebep oldular.

MERASİM
Kachina'lar dünyadan ayrılmadan önce kabilelerin genç erkeklerine, törenleri, maskeleri ve kostümleri nasıl yapacağını gösterdiler. Antik Hopi, Kachina'ları eski zamanlardan beri yapılan törenlerle onurlandırmaktadır. Zuniler her yıl Shalako festivali olarak anılan bir törene katılıyorlar.
Kachina'ları temsil etmek için geleneksel kostümler giymiş olan Kızılderililer, tanrıların yeryüzüne gelişini kutlarlar.

MASKE, KOSTÜM VE GELENEKLER
ANTİK ASTRONOTLARA YAPILAN İBADETLER Mİ?
Kachina'ların maskeleri son derece ilginçtir. Yaşamın verdiklerini temsil ediyorlar. Bazı antik astronot kuramcıları kachina maske ve kostümlerini diğer başka dünyadan gelen ziyaretçi kostümleri olarak tanımladılar.

Kachina maskelerinin kendine has tasarımına bakarsak, neredeyse kask olarak görünüyorlar. Buna ek olarak antik astronot kuramcıları tüm vücuda giyilen bu uyumlu kıyafetlerin takım elbise türü olarak yorumlayabileceğini iddia ettiler. Bazı Kachina maskeleri vizörlü (önü açılıp kapanabilen) bir kask görünümündedir.

WUYA
En önemli Kachina'lar Wuya diye isimlendirilenlerdir. Hopi'ye göre, bu sözcük genellikle manevi varlıkları temsil etmek için kullanılır (Beşinci Dünya olan Taalawsohu ile bağlantılı olduğu söylenir), bebekler ya da tören dansı için Kachina'lar gibi giyinen insanlar, tüm yönleri bu inancın somutlaştırılmış halidir.

EFSANELER
Şiirleri, efsaneleri ve Güneybatı Amerika'daki Kızılderili kabilelerinin hikayelerini incelersek, yıldız insanlarının efsanelerini buluruz. Yıldız halkının dünyaya gelerek tohum ektikleri ve gezegenden uçan gemileri ile ayrıldıkları anlatılır. İnsanlara sorulduğunda birçoğunun uzaylıların varlığına inandığını görmek mümkündür.

MAVİ YILDIZ KACHİNA
Frank Waters'ın 1961'de yazdığı “Hopi Kitabı”na göre, eski Hopi mitolojisi, Mavi Yıldız Kachina ya da Saquasohuh'un, mavi bir yıldız şeklinde görünerek yeni dünyanın başlangıcını simgeleyeceğini göstermektedir.

Blue Star Kachina, bir dizi yazar tarafından “Arınma Günü”nünden önceki dokuzuncu ve son işaret olarak anılmaktadır. Bugün ise dünya gezegeninin arındırılmasına yol açacak bir felaket ya da “dünyayı çeken bir felaket” olarak tanımlanıyor. Büyük bir sel gibi bir şey.

BİTİRİRKEN
Kachina'lar tıpkı Anunnakiler, Paskalya adasının Maoi heykelleri ve diğer birçok antik astronot kanıtı gibi, benzer anlatım ve özelliklere sahiptirler. Dikkat ederseniz bahsedilen özellikleri, insanı yaratmaları, dünyaya tohumlar ekip (bir şeyler başlatıp, öğretip) sonra uzay gemileri ile ayrılmaları gibi birçok konu, Anunnaki yazıtları (Enki'nin 14 tableti) ile örtüşmektedir.
Yani antik dönemde gezegenimiz dünya dışı başka canlılar tarafından ziyaret edildi mi bu belkide şuan bir sır olmaya devam edecek, fakat bilim daha da ilerledikçe eminim ki bu sorunun cevabı net olarak bulunabilecek.
Fakat şu bir gerçek ki, dünyanın çok farklı bölgesindeki, çok farklı antik kabileler ve toplumların arkada bıraktığı bulgular bana "evet, mutlaka dünyaya müdahalede bulunuldu" dedirtiyor. Çünkü teknoloji ve iletişimin olmadığı bir çağda, dünyanın uzak köşelerindeki farklı insanların, benzer şeylerden bahsetmesi "şans eseri" olamaz.

İlgili yazılardan bazıları:

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

HEZEKİEL KİTABINDAKİ UÇAN ARAÇLAR

Açıklanamayanlar, A, Hezeikel'in kitabı, Hezekiel'in gördükleri, Hezekiel ve ufo, Hezekiel'in gördüğü uçan araçlar, din, Hezekiel'in görüşleri, Hezekiel ne gördü?, Ufolar, hristiyanlık,
"Baktığımda kuzeyden gelen bir kasırga gördüm, ateşler içinde etrafta ileri geri giden, ışıl ışıl parıldayan büyük bir bulut vardı. Ateşin ortasında kehribar gibi bir ışıltı vardı ve içinde dört canlı yaratık vardı. Ve onlar insan gibi görünüyorlardı…"

Antik uçan makinelerin en büyüleyici bahislerinden biri, beklenmedik bir yerde, İncil'de bulunabilir.
İncil'de birçok kişinin uçan makinelerin tariflerine inandığı ayrıntılara ek olarak, binlerce yıl önce dünya üzerinde var olan "yanlış yorumlanmış teknoloji" hakkında birkaç garip ayrıntı bulunuyor.

Hezekiel Kitabı'nda, sözde peygamber "uçan 2 tekerlekli araç" tan bahsediyor ve Melekler'den güçlü olan başka bir şey yoktu" diye tanımlıyor.

Antik astronot teoricileri (antik çağda başka dünyalardan gezegenimize gelenler), bu referansın eski uçan makinelerin açık kanıtı olduğunu varsayar.

Öte yandan, şüpheciler ve Mukaddes Kitapçılar, Hezekiel'in Kitabının kelimenin tam anlamıyla uçan makineleri açıklamadığını, ancak Hezekiel'in karşı karşıya olduğu İsrail'in güçlü düşmanlarını sembolize ettiğini öne sürüyor.

Ancak uçan araç tasvirleri, dünyadaki bir dizi başka kültürde de bulunabilir: Örneğin Antik Hindu kültüründe.

Bu bir takım soruları gündeme getiriyor: Hezekiel kitabının mitolojik düşmanları tarif etmesi mümkün mü?

Ya da bazı yazarların dediği gibi, Hezekiel Kitabı eski dünya dışı uzaylı ziyaretinin nihai kanıtını mı sunmaktadır? Binlerce yıl önce uçan makinelerin var olduğunun bir kanıtı mı?

Hezekiel, M.Ö. 6. yüzyılda dikkate alınmış, Kudüs'ün yıkılışı, İsrail topraklarının tahribi ve Millennial Tapınak vizyonları veya Üçüncü Tapınak olarak adlandırdığı kehanetleri ortaya çıkaran Hezekiel Kitabı'nın yazarı olarak kabul edilmektedir. Hezekiel, hem Hezekiel Kitabında hem de İbranice İncil'de kahramanlar arasında yer aldığı gibi ayrıca Yahudilikte ve diğer İbranice İncil Metinlerinde de bir kahramanıdır.

Tarih, Hezekiel'in İsrail'in ilk esaretinde Babil'e geldiğini ve çok sayıda eski metinlerde büyük bir Peygamber olarak bahsedildiğini ileri sürer.

Hezekiel ismi "Tanrıyı güçlendirmek" anlamına gelir.

Hezekiel kitabının en önemli parçalarından biri ve kitabın yazılmasının dikkate alınmasının temel nedenlerinden biri de Hezekiel Kitabının ilk kişide yazıldığı gerçeğidir. Bunu gördüm, Bunu gözlemledim, Ben oraya gittim, şeklinde yazılmıştır.

Bu kitap, üçüncü şahıslaa yazılan diğer birçok Kutsal Kitap metinlerinin aksine olayları (veya kurguları) ilk kişi tarafından gözlemlenir şekilde bahsediyor.

Hezekiel'in Kitabının en önemli parçalarından biri, Hezekiel'in cennetten kendisine doğru gelen “çarklı, 2 tekerlekli araca” şahit olduğunu söylediği kısımdır. Bu tekerlekli aracın içinde “insan benzeri” varlıklar vardı.

Hezekiel Kitabı, ilahi enerjiyle, göksel enerjiyle güçlendirilmiş olmasına rağmen, açık bir itme aracı olmaksızın, uçan bir araca atıfta bulunur. Hareketli bir enerji. Sesi olan bir enerji. Bu açıklamalar birçok kişi tarafından teknoloji olarak yorumlanmaktadır. Modern teknoloji, ama geçmişte insanlar tarafından yanlış yorumlanmış modern bir teknolojiydi.

Hezekiel kitabını okuduğunuzda, özellikle ateş vagonunun söz konusu olduğu yerde, modern bir uzay aracının iniş veya kalkışına olan benzerliğini göreceksiniz. Bir rüzgar fırtınası, ışıklandırma, etrafı saran bulutlar, ışıklarla tüm bunlar eşliğinde 2.000 yıl önce yaşayan biri için muhteşem bir manzara var.

Dahası, Hezekiel bile, gökten gelen, parlayan bu aracın metalden yapılmış gibi göründüğünü söyleyerek bileşimini anlatıyor.

Açıklanamayanlar, A, Hezeikel'in kitabı, Hezekiel'in gördükleri, Hezekiel ve ufo, Hezekiel'in gördüğü uçan araçlar, din, Hezekiel'in görüşleri, Hezekiel ne gördü?, Ufolar, hristiyanlık,

Hezekiel şöyle yazıyor:
1) Otuzuncu yılda, dördüncü ayın beşinci günü Kevar Irmağı kıyısında sürgünde yaşayanlar arasındayken gökler açıldı, Tanrıdan gelen görümler gördüm.
2) Kral Yehoyakinin sürgünlüğünün beşinci yılında, ayın beşinci günü,
3) Kildan ülkesinde, Kevar Irmağı kıyısında RAB Buzi oğlu Kâhin Hezekiele seslendi. RABbin eli orada onun üzerindeydi. Hezekielin yaşının otuz olduğu sanılıyor.
4) Kuzeyden esen kasırganın göz alıcı bir ışıkla çevrelenmiş, ateş saçan büyük bir bulutla geldiğini gördüm. Ateşin ortası ışıldayan madeni andırıyordu.
5) En ortasında insana benzer dört canlı yaratık duruyordu;
6) Her birinin dört yüzü, dört kanadı vardı.
7) Bacakları dimdikti, ayakları buzağı ayağına benziyor ve cilalı tunç gibi parlıyordu.
8) Dört yanlarında, kanatların altında insan elleri vardı. Dördünün de yüzleri, kanatları vardı.
9) Kanatları birbirine değerek dosdoğru ilerliyor, ilerlerken sağa sola dönmüyordu.
10) Her yaratığın dört yüzü vardı: Önde dördünün yüzü insan yüzüne, sağda dördünün aslan yüzüne, solda dördünün öküz yüzüne, arkada dördünün kartal yüzüne benzer bir yüzü vardı.
11) Yüzleri böyleydi. Kanatları yukarıya doğru açılmıştı. Her yaratığın iki kanadı yanda öbür yaratıkların kanadına değiyor, iki kanatla da bedenlerini örtüyordu.
12) Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhları onları nereye yönlendirirse, sağa sola sapmadan oraya gidiyorlardı.
13) Canlı yaratıkların görünüşü yanan ateş közleri ya da meşale gibiydi. Ateş yaratıkların ortasında hareket ediyordu; ışık saçıyor ve içinden şimşekler çakıyordu.
14) Yaratıklar şimşek çakar gibi hızla ileri geri gidip geliyorlardı.

Hezekiel tanık olduğu şeyin gökyüzünden geldiğini anlatmak için elinden gelenin en iyisini yapmasına rağmen, İncil sanatında tasvir edilen bahislerin çoğu, Hezekiel’in Uçan Gemisi'nin önemli detaylarını dışarıda bırakıyor; Ateş, Yıldırım ve çok yönlü tekerlekler.

Dahası, Hezekiel Kitabı'nda gizemli, güçlü uçan cihaza ait kristal netliğinde bir açıklama buluyoruz:
15) Bu dört yüzlü yaratıklara bakarken, her birinin yanında, yere değen bir tekerlek gördüm.
16) Tekerleklerin görünüşü ve yapısı şöyleydi: Sarı yakut gibi parlıyorlardı ve dördü de birbirine benziyordu. Görünüşleri ve yapılışları iç içe girmiş bir tekerlek gibiydi.
17) Hareket edince yaratıkların baktıkları dört yönden birine doğru sağa sola sapmadan ilerliyordu.
18) Tekerleklerin kenarı yüksek ve korkunçtu; hepsi çepeçevre gözlerle doluydu.
19) Canlı yaratıklar hareket edince, yanlarındaki tekerlekler de hareket ediyordu; yaratıklar yerden yükseldikçe, tekerlekler de onlarla birlikte yükseliyordu.
20) Ruhları onları nereye yönlendirirse oraya gidiyorlardı. Tekerlekler de onlarla birlikte yükseliyordu. Çünkü yaratıkların ruhu tekerleklerdeydi.
21) Yaratıklar hareket ettiğinde onlar da hareket ediyor, yaratıklar durduğunda onlar da duruyor, yaratıklar yerden yükseldiğinde onlar da yükseliyordu. Çünkü yaratıkların ruhu tekerleklerdeydi.
22) Kubbeye benzer, billur gibi parlak ve korkunç bir şey canlı yaratıkların başları üzerine yayılmıştı.

Gördüğünüz gibi, Hezekiel kitabında, gökten aşağıya doğru gelen, o döneme göre büyüleyici bir şey anlatıyor ve bu şey dünyayı titretiyor.

Bu, daha önce görmüş olduğu şeyden farklı bir şeydi. Güçlüydü, parlıyordu. Oradan insanlara benzeyen ama tamamen farklı olan varlıklar gelmişti.

1970'lerde Joseph Blumrich adlı bir NASA bilim adamı, Hezekiel'in gökyüzünden gelen bir uzay gemisine şahit olduğu fikrini çürütmek istediğine karar verdi.

Blumrich, ay projesinde çalışan en üst düzey bir NASA bilim adamıydı ve bir roket mühendisiydi. Bu duruş noktasından itibaren Hezekiel tarafından Ezekiel Kitabı'nın ilk bölümünde yazılanları görmeye karar verdi.

Şüpheciliğine rağmen ve sıkıcı bir araştırma ve okumadan sonra, Blumirch sonunda Hezekiel'in görgü tanığı raporunda anlattığı şeyin gerçekten bir uzay aracı olduğu sonucuna vardı.

Bu sonuç Blumrich'in Hezekiel'in Uzay Gemileri adlı kitabını yazmasına yol açtı.

Kutsal olduğuna inanılan kitapların insan ürünü olduğuna inanan biri olarak, şahsi görüşüm şudur; Bu kitapları yazanların duydukları, bildikleri efsaneleri ve şiirleri kitaplara yazıp ekledikleri gibi, gerçekten şahit oldukları olaylardan bazılarını da yazmış olmaları da kuvvetli bir ihtimaldir.

Kitapta yazdığına göre eğer o gerçekten bir şeye şahit olduysa bu şey tam olarak neydi? İnsanlara benzeyen varlıkların kullandığı uçan metal araçlara gerçekten tanık olmuş olabilir mi? Dünya dışı varlıkların fiziksel kanıtlarına şahit olduğu öne sürülebilir mi?  Bu da diğer birçok konu gibi gizemini korumaya ve koca bir soru işareti olarak kalmaya devam edecek...

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

İNCİL, ENOCH VE HZ. İLYAS, UÇAN MAKİNELER

hristiyanlık, Açıklanamayanlar, din, Kutsal kitapta uzaylılar, İncil'de Hz.İlyas'ın kaçırılması, Hz İlyas kaçırıldı mı?, İncil UFO ziyaretlerini mi anlatıyor?, İncil'de uzaylılar, İncil'de dünya dışı yaşam, A,
İNCİL ENOCH VE İLYAS PEYGAMBERİN CENNETE GİDİŞİNDE UÇAN MAKİNELERDEN Mİ BAHSEDİYOR?

Binlerce yıl önce yazılmış metinleri okurken ve onları uçan savaş arabaları, ateş, duman ve gizemli varlıklardan söz ederken bulunca, eski insanların dış dünya ile ilgili bir şeyler yaşayıp yaşamadıklarını bilmek zor oluyor ve insanı düşünmeye itiyor.

Bizler gibi İncil'in insan ürünü olduğuna ve yabancı ziyaretçilere dair kanıtlar olduğuna ikna olan yazarlar, tarihin kısmen aktarıldığını ve eski metinlerin önemli kısımlarının tamamen atlandığını ileri sürerler.

Bu yazıda, hayatları boyunca dünya dışı varlıklar ile temasa geçmiş görünen üç önemli İncil karakterine bir göz atacağız.

Dinsel metinlere bakıldığında bunlardan ikisinin cennete gittikleri ve asla Dünya'ya geri dönmedikleri yazmaktadır.

Üçüncüsü olan Hezekiel'in ise, dünya'ya binlerce yıl önce gelen 'uzay gemilerinin' varlığına inandığı ve olaya şahit olduğu görülür:

"4) Baktım, kuzeyden gelen bir fırtına gördüm. Parıldayan şimşek ve muazzam bir ışıkla çevrili muazzam bir bulut (daha önce rönesans döneminde çizilmiş dünya dışı yaşam formlarını işaret eden tablolarla ilgili araştırma paylaşmıştım, anlatım o çizimlerdekilere de uyuyor gibi görünüyor. İncelemek ve okumak için tıklayınız). Ateşin merkezi parlayan metal gibi görünüyordu,
5) ve bu ateş dört yaşayan yaratık gibi görünüyordu. Görünüşte onların formu insandı…"

DÜNYA DIŞI ZİYARETÇİLER? KAÇIRILMA?

Piskopos Enoch (Yaratılış: 5,18: 24) ve İlyas peygamberin (Krallar: 2 2:13) göklere çekildiği söylenir.
İlyas peygamberin “ateş arabası” tarafından kaçırıldığına dair yazılı kanıtlar buluyoruz.

Bu inanılmaz tarihsel açıklamaları okuduğumuzda, çok az cevapla ve sayısız soruyla karşılaşıyoruz.

Enoch ve İlyas nereye gitti? Neden gizemli bir şekilde ve iz bırakmadan ortadan kayboldular? Hezekiel tam olarak ne gördü ve neyi tarif etti?

İncil, antik zamanlardaki dünya dışı yaşam formlarının teması'nın varlığına kanıt olan onlarca delile bir yenisi olarak eklenebilir mi?

Enoch'a ve Yaratılış 5: 18: 24'te bahsedilen gizemli kayboluşa bir bakalım.
Tıpkı Tevrat ve Kur'an gibi insan ürünü olan ve dönem insanlarının duyduğu efsaneleri, gezip görürken, ticaret yaparken diğer kültürlerden öğrendiklerini, gördüğü bazı olayları yazdıklarına inandığım İncil’e geri dönelim ve neler yazdığına bakalım.

TANRI ENOCH'U YANINA ALIR
[Yaratılış 5:18-24]
  • 18) Jared (Yered) 162 yaşındayken, Enoch (Hanok)'un babası oldu.
  • 19) ve Enoch'un babası olduktan sonra, Jared 800 yıl yaşadı ve başka oğulları ve kızları vardı.
  • 20) Böylece Jared toplam 962 yıl yaşadı ve sonra öldü.
  • 21) Enoch 65 yaşına geldiğinde, Methuselah'ın babası oldu.
  • 22) Methuselah'ın babası olduktan sonra, Enoch, Tanrı ile 300 yıl yaşadı ve başka oğulları ve kızları vardı.
  • 23) Enoch toplamda 365 yıl yaşadı.
  • 24) Enoch, Tanrı yolunda sadakatle yürüdü ve sonra ortadan kayboldu, çünkü Tanrı onu yanına almıştı (uzağa).

Yaratılış 5: 24, Tanrı'nın Enoch'u aldığından açıkça bahsedildiği için çok önemlidir. Enoch'un öldüğünden bahsetmez. Bir şekilde kaçırıldığını söylüyor gibidir.

Bu aslında önemlidir çünkü 930'da yaşamış olan Adem'in, Yaratılış 5 3: 23'te öldüğünü görebiliyoruz. Seth, Adem’in oğlu 912 yıl yaşadı ve öldü. Seth'in oğlu olan Enoch'un 905 yıldır yaşadığı ve öldüğü sanılıyor. Enoch'a gelene kadar, (Yaratılış 5:24) Adem’in soyundan gelenlerin son derece uzun ömürlü yaşamlarının ardından öldüğü anlatılır. Ancak Enoch, Yaratılış'ta yazdığı gibi ölmedi: “Enoch, Tanrı'ya sadakatle yürüdü; sonra ortadan kayboldu, çünkü Tanrı onu uzağa almıştı."

Eğer 2 Krallar 2:13'e bakarsak, başka bir inanılmaz hikaye bulabiliriz.
Yine geçmişte yazılanları görmek için İncil'e geri dönüyoruz.

İLYAS (ELİJAH) CENNETE ALINIR
[2 Krallar Bölüm 2]
  • RAB İlyas'ı kasırgayla göklere çıkarmadan önce, İlyas ile Elişa Gilgal'dan ayrılıp yola çıkmışlardı.
  • İlyas Elişa'ya, “Lütfen sen burada kal, çünkü RAB beni Beyt-El'e gönderdi” dedi. Elişa, “Yaşayan RAB'bin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece Beyt-El'e birlikte gittiler.
  • Beyt-El'deki peygamber topluluğu Elişa'nın yanına geldi. “RAB bugün efendini senin başından alacak, biliyor musun?” diye ona sordular. Elişa, “Evet, biliyorum, konuşmayın!” diye karşılık verdi.
  • İlyas, “Elişa, lütfen burada kal, çünkü RAB beni Eriha'ya gönderdi” dedi. Elişa, “Yaşayan RAB'bin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece birlikte Eriha'ya gittiler.
  • Eriha'daki peygamber topluluğu Elişa'nın yanına geldi. “RAB efendini bugün senin başından alacak, biliyor musun?” diye ona sordular. Elişa, “Evet, biliyorum, konuşmayın” diye karşılık verdi.
  • Sonra İlyas, “Lütfen, burada kal, çünkü RAB beni Şeria Irmağı kıyısına gönderdi” dedi. Elişa, “Yaşayan RAB'bin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece ikisi birlikte yollarına devam etti.
  • Elli peygamber de onları Şeria Irmağı'na kadar izledi. İlyas ile Elişa Şeria Irmağı'nın kıyısında durdular. Peygamberler de biraz ötede, onların karşısında durdu.
  • İlyas cüppesini dürüp sulara vurunca, sular ikiye ayrıldı. Elişa ile İlyas kuru toprağın üzerinden yürüyerek karşıya geçtiler.
  • Karşı yakaya geçtikten sonra İlyas Elişa'ya, “Söyle, yanından alınmadan önce senin için ne yapabilirim?” dedi. Elişa, “İzin ver, senin ruhundan iki pay miras alayım” diye karşılık verdi.
  • İlyas, “Zor bir şey istedin” dedi, “Eğer yanından alındığımı görürsen olur, yoksa olmaz.”
  • Onlar yürüyüp konuşurlarken, ansızın ateşten bir atlı araba göründü, onları birbirinden ayırdı. İlyas kasırgayla göklere alındı.
  • Olanları gören Elişa şöyle bağırdı: “Baba, baba, İsrail'in arabası ve atlıları!” İlyas'ı bir daha göremedi. Üstünü başını parçaladı.

Yukarıdaki bilgiler çeşitli şekillerde yorumlanabilir;
Eski bir antik astronotların dünya ziyareti açısından bakarsak, okuduklarımızın o dönem karşılaştıkları teknolojinin yanlış yorumlanmış olduğu açıktır. Binlerce yıl önce insanların anlayamadığı birçok şey Tanrılarına (Allah/Rab/YHW vb) atfedilmiş, Tanrı yaptı denmiştir.

Ancak, İncil açısından bakıldığında, dikkate alınması gereken önemli detaylar vardır:
Enoch neden ortadan kayboldu? Neden dünyadan alındı? Ölmediyse, nereye gitti?

Bu soruları cevaplayabilmek için, İncil'li akademisyenler tartışıyorlar, bunların arasındaki patriğin Adem'in torunları listesinde yedinci olduğunu akılda tutmalıyız. Yedi, İncil'de “mükemmellik” anlamına gelen sembolik bir figürdür. Yedi, tamlık ve mükemmelliğin (hem fiziksel hem de ruhsal) sayısıdır. Bu, anlamının çoğunu doğrudan Tanrı’nın her şeyin yaratılmasıyla bağlantılı olmasından alır. Bazı Yahudi geleneklerine göre, Adem'in yaratılışı 26 Eylül 3760 B.C. dir (ya da İbranice takviminde yedinci ay olan Tishri'nin ilk günü). "Oluşturulan" kelimesi, Tanrı'nın yaratıcı çalışmalarını tarif ederken 7 kez kullanılır (Tekvin 1: 1, 21, 27 üç kez; 2: 3; 2: 4). Bir haftada 7 gün var ve inanışa göre Tanrı’nın Şabat günü 7. gündür.

Adem soyunun soyağacı listesini oluşturanların, sembolizme son derece bağlı olan Kudüs'ün rahipleri olduğuna inanılıyor, bu yüzden rakamlara ve numeroloji çalışmalarına büyük önem verdikleri düşünülür.

Yedinci Patrik, kusursuz, temiz bir şekilde olması gereken biriydi. Çünkü Tanrı'nın, yeryüzünde insanın kötülüğü ile kendisini kirletmeyeceği şekilde onu göklere aldığı söylenir.

Peygamber İlyas'ın hikayesi daha farklıdır. Hikayenin bize anlattığına göre, İlyas ölümünün yaklaştığını anladığında, Ürdün Nehri'nin kıyısında bulunan öğrencisi Elisha'nın topluluğuna gitti.

Aniden, ateşli atlarla birlikte gökten gelen bir araba, Elisha'yı ve diğer başka dünyalı fenomenine şahit olanlar şaşırmadan önce, İlyas'ı aldı ve gökyüzünde kayboldu...

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

ANTİK DÖNEM RESİMLERİ DÜNYA DIŞI ZİYARETÇİLERİN KANITI MI?

Tarihin insan ırkı için büyük bir öğretmen olduğu ortadadır. Zamanla eski insanların son derece zekice olduğunu gördük, astronomi, geometri, matematik ve diğer önemli bilimler gibi konularda inanılmaz bilgi birikimine sahip olduklarını ve aynı zamanda muhteşem sanatçılar olduklarını da gördük. Büyük Giza Piramitleri'nin yapımı, Rönesans Dönemi'nde yapılan resimler ve anlatması da açıklaması da zor binlerce şey...

Bu yazıda, tarihin en ilginç tablolarına, Aert De Gelder'in “Mesih'in Vaftiz Edilişi” tablosundan,  “Saint Giovannino'lu Madonna”, “Müjde” ve diğer çok ilginç parçalar gibi inanılmaz hikayeler anlatan tarihin bazı ilginç resimlerine odaklanacağız.

Her tabloya verilen yorum insandan insana farklılık gösterebilir, ancak bu resimlerin hepsinde ortak bir şey vardır, aynı hikayeyi anlatır gibi görünmektedirler. Çünkü bu resimlerde “uçan makineler” in “manzaraya” dahil olduğu görülmektedir. Fakat o tarihte uçma yeteneğine sahip ne vardı ki?

Bu uçan makineler yanlış mı yorumlanıyordu? Onlar "bulut","melek" gibi şeyler miydi yoksa bazı şeyler hakkında ışık mı tutuyorlar? Bu farklı kişiler sanatları ile bize bir mesaj mı gönderiyorlar? Bir gerçek varsa o da bu resimlerin sıradan olmadığıdır.

Çok ilginç bulduğum resimlerden biri de Aert De Gelder tarafından çizilen “Mesih'in Vaftizi” adlı resimdir.

Bu tabloya baktığınızda, fark ettiğiniz ilk şey, gökyüzündeki disk şeklindeki bir nesneden gelen tuhaf  ışınlardır. Bu, en ilginç tablolardan biridir ve Antik Uzaylı (dünya dışı ziyaretçi) teorisine göre, disk şeklindeki uçan cismi gösteren bu resim güçlü bir kanıttır.

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Resmin sahibi dairesel bir cisim çizmiş fakat bir bulut ile karıştırılamaz, merkezinde ise bir çeşit ışık var gibi görünüyor ve bu nesneden çıkan ışınlar yere kadar uzanıyor. Gök gürültüsü veya başka bir şey ile karıştıramazsınız. Bazıları ressamın hayatında gördüklerini çizdiğini düşünüyorlar. Ben bu resmin dünya dışından gelen bir ziyaretçiyi gösterdiğine inanıyorum.

Masolino Da Panicale'nin “Karın Mucizesi” adlı çizimi de yakından bakmadan geçemeyeceğimiz bir başka inanılmaz imgedir. Bu resim daha önce Dedicatio Sanctæ Mariæ ad Nives (Karların ve Kilisenin Leydisi'nin İthafı) olarak biliniyordu. Bu resim önceki örneğe göre daha da ilginçtir çünkü gökyüzünde uçan çok sayıda disk şeklinde nesne bulunmaktadır.

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Bu nesneleri açıklamak için düşünebildiğiniz ilk şey bulutlardır, ama resimdekiler gerçekten bulut mudur? Bu sanatçı o anda tüm bulutları çizerken onlara “disk” veya daire şekli mi verdi? Bu tablodaki özellikle ilgi çeken nesnelerden biri de binanın hemen üstündeki tanımlanamayan cisimdir. Ona baktığınız zaman, günümüzdeki tanımlanamayan uçan nesne tasvirlerine (ufo) inanılmaz bir benzerlik gösterdiğini muhakkak görürsünüz.

Bir çizer ve karikatürist, yani sanatla uğraşan biri olarak diyebilirim ki bence bu nesneler bulut gibi görünmüyor.

Başka bir eski esere gelelim. Kosova'da Visoki Dečani manastırında bulunan çok ilginç başka bir sanat eseri: "İsa'nın çarmıha gerilmesi"

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Bu resim çok detaylı bir sanat eseridir, İsa'nın çevresinde resmedilen birkaç farklı nesne görüyoruz, fakat tabloya baktıktan sonra, resmin üzerindeki diğer cisimler arasından göze çarpan iki nesne var. Resmin solunda ve sağında, bir çeşit uzay gemisi içinde bulunan iki insanın tasvir edildiği görülüyor. Bazı açıklamalara göre bu “nesneler” resimde güneş ve ayı temsil etmektedir. Ama neden güneş ve ayın “pilotları” olsun ya da içlerine bir insan konumlandırılsın?

Sanatçı gerçekten Güneş'imizi ve Ay'ımızı mı göstermeye çalışıyordu?
Yoksa başka bir dünyayı tasvir etmek miydi amacı?

Resimdeki sol nesneyi gözlemleyerek, bu nesnenin içindeki “pilot” un önündeki bir şeyi maniple ettiğini görüyoruz, kolları gerilmiş ve önünde bir şeylere ulaşıyormuş gibi görünüyor. Sağdaki nesnede bulunanın ise arkasında ne olduğunu görmek için kafasını çevirdiği görülüyor.

Bu iki nesne dünya dışı ziyaretçilerin ve bir ziyaretçi ekibinin tasvirleri mi?
Yoksa sadece güneşin ve ayın resmini çizmenin bir yolu mu onlar?

Son derece ilginç bulduğumuz bir başka resim de Carlo Crivelli tarafından çizilmiş olan “Müjde” dir.

Bu sanatçı genel olarak yemyeşil peyzaj arka planlarını tercih etti ve eserleri dekoratif motifler olarak meyve ve çiçeklerin karakteristik özellikler kullanımıyla tanımlanabilir. Eserleri detaylara şaşırtıcı bir şekilde dikkat çekerek açık ve net çizgilere sahiptir. “Müjde” adlı son derece detaylı sanat eserinde öne çıkan birkaç nesne vardır.

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Her şeyden önce, dairesel şekilli bir bulut benzeri bir cismimiz var. Ancak bunu ilginç kılan şey ondan gelen ve bir güvercin ile Meryem'in başının üzerinde parlayan ışındır.

Sanatçı Carlo Crivelli'nin çizdiği bu resimde dikkat çeken cismin dışında zaten bulut çizdiğini yani aslında gökyüzünün bulutlarla dolu olduğunu görüyorsunuzdur. Ancak bu “disk şekilli” cismi çizmeye neden karar vermiştir? Bulut çiziyor olsa neden belirli bir bulutu resimde zaten bulunan diğer bulutlara göre çok farklı boyasın ki?

Benzer resimlerde gördüğümüz gibi, sanatçılar genellikle doğrudan meleklerden ya da güneşten inen ışık ışınları çiziyorlar, ama Carlo Crivelli'nin resimlerinde ayrıntılara aşırı dikkat gösteriyordu. Bu şaheseri analiz ederken siz ne görüyorsunuz?

Aziz Giovannino ve Meryem'in bulunduğu bu resim 15. yüzyılda çizilmiştir. Tanımlanamayan uçan cismi tasvir eden eski tablolar listesine eklenebilecek bir başka resimdir.

A, Açıklanamayanlar, Rönesans resimlerinde uzaylılar,Antik dönemde uzaylılar, Uzaylılara dair kanıtlar, Dünya dışı varlıklar,Esrarengiz resimler,Gizemli resimler, Sanatta uzaylı tasvirleri,Gizli mesajlar
Bu resimde Meryem'in sol omurgasının üstünde parlayan bir disk şeklinde cisim gözlemliyoruz. Resmin içinde göze çarpmasını isteyen sanatçı bu cismi ayrıntılı olarak çizmiş. Resmin sağında, sağ kolunu gözünün üzerinde tutan bir adam görüyoruz; burada sanatçı, bu nesnenin çok parlak olduğunu belirten bir mesaj gönderiyor. Resmin sol üst köşesinde güneşe benzeyen nesneyi görebiliriz.

Bu sanatçının disk şeklindeki nesneyi boyadığını, parlak bir ayrıntı verdiğini ve güneşin sağ tarafına gösterilmesini sağladığını, dolayısıyla bu parlak nesnenin güneş ile karıştırılamayacağını anlıyoruz. Peki bu cisim ne olabilir?

Aziz Giovannino, Meryem ile birlikte başka bir dünyadan gelen ziyaretçilerin resmini mi çiziyordu? Sanatçı bu nesneyi son derece önemli olarak görmüş olmalıydı, aksi halde, onu hiç çizmez yada burada gördüğümüz kadar ayrıntılı yapmazdı.

Yazan & Çeviren: A.Kara

DIŞ UYGARLIKLARIN DÜNYA ZİYARETLERİNİN İPUCU OLAN 10 ANTİK ESER

"Evren oldukça büyük bir yer. Eğer sadece biz varsak, bu korkunç bir yer israfı gibi görünüyor."
Carl Sagan

Evet, evren büyük bunu kabul etmek gerek. Evren çok çok büyük ve onu gerçekten anlayamıyoruz.
Günümüz bilimadamlarından bazıları bilinen evreni oluşturan milyarlarca yıldız ve trilyonlarca gezegenden sadece dünyada yaşam olduğunu iddia ediyorlar.

Ancak son yıllarda güneş sistemimizi keşfetmemiz ile olağanüstü bir ilerleme kaydettik ve bu da evrende sadece bizim olmadığımız görüşünü güçlendirirken evrende, Jüpiter, Satürn gibi güneş sistemimizdeki gezegenlerde hatta Mars'ta bile hayat olabileceğini gösteren bir dizi keşfe yol açtı.

Dünya dışı yaşam hakkında en sevdiğim alıntılardan biri, 1548'de doğan Giordano Bruno adında bir adamdan geliyor.

Bruno, belki de o zamandan beri yeni olan Kopernik modelini kavramsallaştıran kozmolojik teorileriyle tanınan, İtalyan bir Dominik rahibi, filozof, matematikçi, şair ve kozmolojik kuramcıydı.

Bruno, gece gökyüzünde gördüğümüz yıldızların, güneşin kendi yabancı(uzaylı) dünyaları tarafından kuşatılmasından başka bir şey olmadığını öne sürdü.

Uzaylı yaşamın uzak ötesi gezegenlerde var olup olmadığını düşünen ilk kişilerden biriydi:
"Uzayda sayısız takımyıldızı, güneş ve gezegen var; biz sadece güneşleri görüyoruz çünkü ışık veriyorlar. Gezegenler görünmez kalır, çünkü onlar küçük ve karanlıktır. Aynı zamanda, sayısız dünyanın güneşleri etrafında dolaştıkları bir yerleri vardır."
Giordano Bruno

Bruno ayrıca, evrenin sonsuz olduğu ve "merkezinde" göksel bir bedeninin bulunma ihtimali olduğunu da ileri sürdü.

"Modern düşünce" nedeniyle Bruno sapkınlıktan suçlu bulundu ve 1600 yılında Roma'daki Campo de ’Fiori'deki kazanda yakıldı.

Bu makalede paylaşmaya mecbur olduğumu düşündüğüm bir başka ilginç alıntı da Bruno'nun "Sonsuz, Evren ve Dünyalar: Beş Kozmolojik Diyalog" dan bir yazısıdır:
“Eskiler gözlemledi ve biz de gözlemliyoruz, bazen birşeyler yeryüzüne düşüyor, ya da bazı şeyler yada yakınımızdaki herhangi bir parça yeryüzünü terkediyor...”

Giordano Bruno'dan 2.000-3.000 yıl öncesine kadar geriye gidersek Aztekler, Maya ve eski Mısırlılar gibi büyük antik uygarlıkların Dünya'ya hükmettiği bir zamana varmamız kaçınılmazdır.

Bu eski uygarlıklar Güney Amerika, Kuzey Amerika, Asya ve Afrika gibi diğer birçok bölgede, mühendislik, matematik, astronomi, tıp vb. alanların gelişmesine öncülük ettiler.

Gelişim seviyeleri çok büyüktü. Örneğin Maya'lar, dünyanın en büyük sanayi öncesi uygarlıklarından biri olarak kabul edildiler.

Mısırlılar, gezegenin yüzeyinde en etkileyici antik yapılardan bazıları olan piramitleri inşa etmişler ve tekerlek gibi “basit” teknolojiler olmaksızın, büyük mesafelerde 50 tondan daha ağır olan devasa taş bloklarını taşımayı başarmışlardır.

İnka medeniyetleri andezit taşlarının bulunduğu taş ocaklarından bu taşları işleyerek çıkarmayı başardılar ve gezegenin yüzeyindeki en etkileyici arkeolojik alanların bazılarını inşa ederek, bunları birbirinden çok uzak mesafelere taşıdılar.

Peki, bunu nasıl yaptılar?
Tüm insan gücü ile mi yapıldı?
Kölelerle mi?
Farkında olmadığımız bir çeşit teknolojiye sahip miydiler?
Ya da bazı eski dünya dışından gelen astronot kuramcılarının öne sürdüğü gibi, başka dünyalıların etkisi de söz konusu mu?

Neyse ki, bu eski medeniyetler tarihlerini olabildiğince iyi bir şekilde kaydetmişler ve etkileyici bir hikayeyi anlatan bir dizi eski yazı, anıt ve figürü arkalarında bırakmışlar.

Şimdi binlerce yıl önce, antik ziyaretçi kuramcılarına göre, uzaylıların dünyadaki antik kültürlerle, binlerce yıl önce temas ettiklerini öne sürdüğü antik heykellere bir göz atacağız:

1) Tanrının el çantası. Bilim adamları, bu gizemli "çantaların" neden dünyadaki eski kültürlerden gelen örneklerde yer aldığını açıklayamıyorlar.
Açıklanamayanlar, A, Dünya dışı ziyaretçiler, Uzaylılara dair kanıtlar, Uzaylı astronotların kanıtları, Antik heykellerdeki uzaylılar, Antik heykellerdeki uzaylılar, Maya heykelleri,

2) Bu heykelde bir çeşit uzay giysisi giymiş bir insansı görünmekte. Bu eski heykelcik MS 600-900 tarihleri arasına kadar uzanmaktadır.

3) La Venta, Tabasco'dan Olmec Anıtı 19, el çantasını elinde tutan bir adamı gösterir.

4) Guatemala'daki El-Baul dikilitaşı.

5) Meksika'da bulunan gizemli Estela.

6) Kral K’inich Janaab’ın Pakal ya da daha çok Kral Pakal olarak bilinen lahitleri, antik uzaylı teorisi söz konusu olduğunda en çok konuşulan konulardan biridir.

7) Bu bir antik astronot olabilir mi?

8) Mısır'da bir antik uzaylı mı?

9) Birde buna bakalım. Bu bir antik astronot olabilir mi?

10) Peki ya bu? Kanıt kabak gibi ortada, burada aslında. Tek yapmamız gereken deşifre etmek.

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

HERMES TRISMEGISTUS KİMDİR ?

Hermetizm, Hermes Trismegistus, Hermetika, Hermetik Corpus, Hermes ve Thoth, mitoloji, Yunan tanrısı Hermes, Putperest peygamber, Zümrüt Tablet, Isaac Newton, A, Açıklanamayanlar,
Hermetizm'in temeli olan ve bir dizi kutsal metinlerin yazdığı Hermetika (Hermetik Corpus) 'a göre Hermes Trismegistus gizemli bir isimdir.

Birçok yazar onu Yunan Tanrısı Hermes ve Mısır Tanrı Thoth ile ilişkilendirir. Örneğin Thot, bilgiyle yoğun bir şekilde ilişkiliydi. Mısır mitolojisinde, Toth kozmosta düzeni sürdürmede çok önemli bir rol oynamıştır ve büyük ölçüde sihir, yazı ve bilimin gelişimi ile ilişkilendirilmiştir.

Antik Yunan mitolojisinde Hermes, din ve mitoloji Tanrısı olarak anılmıştır. Sık sık tanrıların elçisi ve habercisi olarak karşımıza çıkar. Ayrıca Hermes, Roma tanrısı Merkür ile tanımlanır.

MISIR İLE BAĞLANTISI
Gizli literatürde Hermes Trismegistus'dan simyayı yaratan ve günümüzde hermetizm olarak bilinen metafizik inanç sistemi geliştiren bir Mısır bilgesi olarak Thoth ile eşdeğer tutulur.

Bir dizi orta çağ düşünürü için Hermes Trismegistus, Hristiyanlığın ortaya çıkışını açıklayan putperest bir peygamberdi.

Hermetizm, Hermes Trismegistus, Hermetika, Hermetik Corpus, Hermes ve Thoth, mitoloji, Yunan tanrısı Hermes, Putperest peygamber, Zümrüt Tablet, Isaac Newton, A, Açıklanamayanlar,
ZÜMRÜT TABLET VE ISAAC NEWTON
Simya çalışmaları onunla bağlantılıydı, Zümrüt Tablet bizzat Isaac Newton tarafından Latince'den İngilizceye tercüme edilmiştir.

Bu, Isaac Newton’un Zümrüt Tablet çevirisidir. Cambridge Üniversitesi'nin Kral Kütüphanesi'nde bulunan simya makaleleri arasında keşfedilmiştir.

Hiç yalan olmadan doğrudur , kesindir ve çok gerçektir.
Aşağıda olan yukarıda olan gibidir, yukarıda olan da aşağıda olan gibidir , ve birlikte tek bir şeyin mucizesini gerçekleştirirler.
Ve bütün her şey bir olandan geldiğinden , bir olanın düşüncesinden gelmiştir. Böylece her şey bu tek olandan uyum sağlayarak çıktı.
Güneş onun babasıdır, Ay annesidir. Rüzgar onu karnında taşımıştır, toprak beslemiştir.
Dünyanın bütün gücünün babası budur. Onun gücü eğer toprağa dönerse her şeye yeter.
Toprağı ateşten ayıracaksın, sübtil olanı kalın olandan; bu büyük bir maharetle olmalı
Topraktan gökyüzüne çıkacak ve yeniden toprağa inecek , ve yukarıda ve aşağıda olanın gücünü alacak. Bununla bütün dünyanın zaferi senin olacak; bunun için bütün karanlık senden uzaklaşacak.
Bu bütün kuvvetlerin en kuvvetlisi; çünkü her sübtil şeyi yenecek, her katı şeyin içine girecek.
Dünya da böyle yaratıldı.
Hayranlık verici biçimler bundan çıktı , bunların ortamı buradadır.
Bu yüzden bana Üç Kere Büyük Hermes denir , çünkü bütün dünyanın felsefesinin üç bölümü de bana aittir. Güneş’in yaptıkları hakkındaki söylediklerim böylece bitiyor ve tamamlanıyor.
Ayrıca felsefede Hermes Trismegistus ile yoğun bir şekilde bağlantılıdır.
Bununla birlikte, varlığı hakkında kesin kanıtların bulunmaması nedeniyle özellikle de ezoterizmin yeniden dirilişinden sonra bir tarihsel figür olarak Orta Çağ'da hayali bir biçimde inşa edilmiştir.

Avrupalı simyacılar Zümrüt Tablet'i sanatlarının ve hermetik geleneklerinin temeli olarak kabul ettiler.

Eski Mısır inançlarına göre, tanrılar eski Mısır'ı fani firavunlardan daha önce yönetmiştir. Bu Tanrılar uygarlaşmış ölümlü kurallarını onların bilgilerine aktarıyordu.

Mısır tanrısı Thoth, bilgelik tanrısı ve sihirbazların koruyucusuydu. Ayrıca tanrıların bilgisini içeren kayıtların koruyucusu ve katibi idi.

İskenderiye'li Klement, Mısırlıların, Mısır rahiplerinin bütün öğretilerini içeren büyülü/cinli 42 kutsal yazıya sahip olduğunu tahmin ediyor. İskenderiye'li Klement, İskenderiye Hristiyan Okulunda ders veren bir Hristiyan ilahiyatçıydı.

İKİ TANRININ BİRLEŞMESİ
Sonunda Yunan Tanrısı Hermes ve Mısırlı meslektaşı Thoth astroloji ve simyanın koruyucusu olarak birleştirildi.

Hermes Trismegistus'a atfedilen sağ kalan metinler olan Asclepius ve Hermetik Öğreti, Hermetica'nın en önemlileridir.

Rönesans sırasında, Hermes Trismegistus'un Hz.Musa'nın moderni olduğunu kabul eden birçok bilim adamı geldi. Sonunda, bu fikir, Hermetik yazıların MS ikinci veya üçüncü yüzyıldan daha önce yazılmamış olduğu anlaşıldıktan sonra ortadan kalktı.
Ayrıca Seyyid Ahmed Amiruddin gibi bazı yazarlar, Hermes Trismegistus'un Gize Piramitlerinin kurucusu olduğuna inanmaktadır.

Diğer alimler, Hermes Trismegistus ve Hz. Muhammed arasında bir bağlantı olduğunu söylemektedirler.

Mi’raj gecesinde cennete seyahat ettiğine inanılan Hz. Muhammed, Arap soy bilimcilerin iddialarına göre Hermes Trismegistus'un soyundan gelebilir. Suriye'deki Memluk döneminden çok etkili bir tarihçi, yorumcu ve bilgin İbn Kesir şöyle demiştir:

“İdris'e gelince… O, bir soy bilimciye göre Hz.Muhammed'in soy ağacı zincirinde bulunmaktadır… İbn İshak, kalemle yazan ilk kişi olduğunu söylüyor. Onunla Adem'in hayatı arasında 380 yıllık bir süre vardı. Akademisyenlerin çoğu, bunun hakkında ilk konuşanın o olduğunu iddia ediyorlar ve ona Üçlü Hermes [Hermes Trismegistus], ”- İsmail ibn Kathir (kaynak) diyorlar."

Yazan & Çeviren: A.Kara

ANTİK SİTELER ARASINDAKİ AÇIKLANAMAYAN BENZERLİKLER

Göbekli Tepe'de bulunan tasarım öğeleri, Paskalya Adası'ndaki devasa Moai Heykelleri, Tiahuanaco ve dünyadaki diğer antik yerler üzerinde de bulunur. Bu nasıl mümkün olabilir?

Atalarımızı, kültürlerini, kökenlerini ve yaşam biçimlerini incelediğimiz gerçeğine rağmen, geçmişimizle ilgili birçok soruyu cevaplayamadık.

Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan sayısız anıt, atalarımızın geride bıraktığı eski bir mesajdır, kapsamlı çalışmalara rağmen, henüz çözemediğimiz bir mesaj.

Dünya üzerindeki en esrarengiz antik tapınaklardan biri ülkemiz Türkiye'de Urfa şehrinde bulunuyor.
Orada araştırmacıların MÖ 9.600 civarında yapıldığını söyledikleri antik bir tapınak kompleksi bulunmakta.

A, Açıklanamayanlar, Göbeklitepe, Açıklanamayan benzerlikler,Antik siteler,Antik kazılar,Anik heykellerin benzerlikleri,Antik heykellerdeki duruş,
Göbekli Tepe birçok uzman tarafından dünyanın en eski tapınağı olarak düşünülür fakat önemine rağmen çok az şey biliyoruz.

Bu antik tapınak kompleksi sadece çağından dolayı önemli değil, çünkü kimler tarafından yapıldığı ve ilginç bir şekilde sunduğu sembolizm ile aynı zamanda büyük bir önem taşıyor,.

Göbekli Tepe'ye yakından bakarsanız, dünyanın birçok yerinde bulabileceğimiz tuhaf bir duruş ve sembolizm fark edeceksiniz. Örneğin, Paskalya Adası'ndaki Moai ile Göbekli Tepe'deki sütunlar arasında ilginç bir benzerlik göze çarpıyor. Her iki arkeolojik alanda da eski inşaatçılar aynı sembolojiyi (duruşu) kullanmışlardır.

Peki bu sadece bir tesadüf mü?
Göbekli Tepe'nin arkeolojik alanı, ana yapı motifi 30 ila 60 ton arasında değişen büyük taş sütunlar olan birkaç tapınaktan oluşmaktadır.

Her nasılsa, binlerce yıl önce, “ilkel” kültürler taş ocağı işletmeyi, taşımayı ve bir şeyler inşa etmeyi başarabilmemiz gerektiğini söyler.

Bu esrarengiz T-şekilli sütunlar, tilki, aslan, yılan gibi bir çok hayvanın tasvirleriyle karmaşık bir şekilde dekore edilmiştir.

Ancak Göbekli Tepe'deki çeşitli hayvan tasvirlerine ek olarak bazı sütunlarda insansı karakteristik özellikleri olan heykeller görüyoruz.

Göbekli Tepe'nin T şeklindeki dikilitaşlarının yüzeyinde ve insansı eller vardır ve araştırmacılarca bu insanın tasfiri olarak düşünülmektedir.

Göbekli Tepe'nin kurucuları, t-biçimli heykellerinin üzerine tanrılarının temsili olanın uzun el ve kollar oymuşlardır.

Bununla birlikte bu son derece ilginç sembolizm sadece Göbekli Tepe'ye özgü değildir ve dünyanın dört bir yanındaki çeşitli arkeolojik sitelerde bulunur.

Dünyanın dört bir yanından Pasifik Okyanusu'nun ortasındaki Paskalya Adası'na doğru gidersek, büyük Moai heykellerini ve onların Göbekli Tepe'nin taş sütunlarına benzer bir şekilde ilginç sembolizmlerini görürüz.

Büyük Moai heykeli elleri göbeğinin üzerinde bulunur halde, kutsal bir pozisyonda, karmaşık bir şekilde oyulmuştu. Pek çok yazar bu duruşun doğum veya yeniden doğumu tasvir etmeyi amaçladığını kabul eder.

Fakat bu sembolizmin hem Göbekli Tepe'de hem de Paskalya Adası'nda olması ve aynı olması nasıl mümkün? Bu sadece bir tesadüf mü?

Cilalı taş devrine ait yerleşmeler olan ve Türkiye'de bulunan Nevali Çori ve Kilisik'in benzer tasarım unsurlarını barındırdığı göze çarpmaktadır.
Ama bu kadar da değil.

Bolivya'daki Tiahuanaco, Meksika ve Mezopotamya'daki arkeolojik sitelerdeki heykeller de aynı sembolizme sahiptir; Elleri bir araya gelen büyük taş heykeller.

Cevap aranan soru şu: "Bu antik kültürlerin arkeolojik sitelerinin tümünü birbirine bağlayan şeyin ortak bir tasarımcısı olması mümkün mü?"

Yazan & Çeviren: A.Kara

MANNA : TANRININ YEMEĞİ

MANNA NEDİR?
TANRININ CENNETTEN GÖNDERDİĞİ BİR YİYECEK Mİ?

Manna, Mana olarak da bilinir. İncil'e göre, büyük göçü izleyen kırk yıllık süreleri boyunca çölde yolculuk ederken Tanrı tarafından İsraillilere verilen  gizemli bir maddeydi. İncil'de, İsraillilerin köle oldukları Mısır'dan, vaat edilmiş topraklara nasıl geldiğini anlatılmaktadır.

İnanışa göre göç sırasında Sina Çölü'nü geçmek zorunda kaldılar. Fakat kaçınılmaz olarak, bir sürü İsraillinin olduğu ve çok az bitki büyüyen bir çöl toprağı olduğu için yiyecekleri tükeniyordu. Bu noktada, halkın açlıktan ölmesini önlemek için Tanrı cennetten Manna denen yiyeceği indirdi.

Yeryüzüne geldiğinde Manna bir çeşit tohum olarak tanımlanır. Bu tohumlar dünyaya düştükleri gün ile ilişkilendirildiler. Manna Cuma günleri hariç her gün İsraillilerin yiyecek ihtiyacını karşılıyordu. Cuma gününün hariç olması ise sonraki gün olan Cumartesinin Şabat günü olmasıdır.

Manna, Mısır'dan Çıkış 16: 1–36'da iki kez tarif edilmiştir.
Mısır'dan Çıkış'ın (Exodus) İncil kitabında, Manna'nın her gece ve her sabah, çiy ortadan kalktıktan ve güneşin ısısından dolayı erimeden önce toplanması gerektiği yazılmıştır.

Tarihi hesaplara göre, Manna geceleri çiğ ile birlikte geliyordu.
Manna, beyaz renkli, kişnişe benzer bir tohum olarak tarif edilir. Öğütülüp pişirildikten sonra ballı gofretlere benzer olduğu görülür, ancak bazı açıklamalarda Hint mürü (bir çeşit hint yiyeceği) ile aynı renk olarak tarif edilir.

İbranice İncil’e bir bakarsak, Manna’ya atıfta bulunan iki açıklama bulabiliriz:
Çıkış 16: 1–36'da ve bir kez daha numara 11: 1–9'da ilk açıklamayı buluyoruz.
Çıkış'ta, manna, zemindeki dona benzeyen “ince, pul gibi bir şey” olarak tanımlanmaktadır. Çıkış'ta Manna renk olarak kırağıya benzer olarak tanımlanmaktadır. ‘Yiyecek’, güneş tarafından erimeden önce toplanmalıydı. Çıkış, manna'nın tadını ballı gofretler gibi tanımlamaktadır.

"İsrail halkı ona manna ekmeği adını verdi. Kişniş tohumu gibi beyazdı ve balla yapılmış gofretler gibi tadı vardı." Çıkış 16:31

Musa şöyle buyurmuştur: “ Rab buydu ki :“ Bir manna yiyin ve gelecek nesiller gelsin, böylece sizi Mısır'dan getirdiğimde vahşi doğada yemeniz için verdiğim ekmeği görebilirler." Çıkış 16:32

A, yahudilik, Manna, Tanrının yemeği, Mısır'dan Çıkış ve Manna, Tanrının cennetten yiyecek göndermesi, İsrail oğullarına manna gönderen, Mısır'dan Çıkış 16:1-36, din, Açıklanamayanlar,
Sayılar Kitabında (Eski Ahitte 4. kitap) mannanın tüm gece boyunca çiğ ile birlikte geldiği ayrıntılı olarak geçmektedir. Ayrıca Sayılar Kitabında mannanın, Etiyopya, Eritre ve Afrika'da yetişen ağaçlardan elde edilen yarı şeffaf bir margarin-sakız reçinesi olan bdellium'a benzediğine dair detaylar göze çarpmaktadır.

GİZEMLİ MANNA
Yani inanışa göre Manna, halkı aç bırakmamak için Tanrı tarafından gönderilen bir yiyecektir ama hala ne olduğunu bilinmiyor.

Çıkış kitabında İsrailliler'in “saklanan kokulu solucanlar gibi" diye tabir ettikleri olayda her gün manaları toplayıp depoladıklarına dair söylemler görünmektedir.

Ancak Manna, 16: 23–24'te açıkça belirttiği gibi Şabat'tan bir gün önce toplanarak depolandı.
Musa, “RAB’bin buyruğu şudur” dedi, “ ‘Yarın dinlenme günü, RAB için kutsal Şabat Günü’dür. Pişireceğinizi pişirin, haşlayacağınızı haşlayın. Artakalanı bir kenara koyun, sabaha kalsın.’ ” Böylece, Musa'nın emrettiği gibi onu sabaha kadar sakladılar ve o da kokuşmadı ya da kurtlanmadı."

Peki, Manna nedir? Bazılarının inandığı gibi Tanrı tarafından sağlanan doğal olarak bol miktarda yiyecek midir?

A, yahudilik, Manna, Tanrının yemeği, Mısır'dan Çıkış ve Manna, Tanrının cennetten yiyecek göndermesi, İsrail oğullarına manna gönderen, Mısır'dan Çıkış 16:1-36, din, Açıklanamayanlar,
Bazıları, Tevrat'ın ruhani yorum ve yorumlarının bir koleksiyonu olan Zohar'ın, 13. yüzyılda yazılan mistik Kabala inancının merkezinde yer aldığına inanmaktadır, bu gizemli yiyecek kaynağı hakkında daha fazla ayrıntı sunabilir.

Zohar'da, günlerin kaderi olarak adlandırılanın bölümde mannaya ait tanımlar bulunmaktadır.

Daniel Kitabına göre günlerin eskisi Tanrının bir adıdır. Doğu Ortodoks Hristiyan ilahileri ve simgelerinde günlerin eskisi bazen Baba Tanrı ya da ara sıra Kutsal Ruh ile tanımlanır.

Eski bir astronot bakış açısından bakılırsa, Zohar bir Tanrıdan ziyade bir makineyi anlatıyor gibi görünüyor.

Antik astronot kuramcıları tarafından belirtildiği gibi Zohar, farklı büyüklükteki beyinleri, farklı tüpler ve farklı ışık kaynakları ile bağlantılı olan farklı büyüklükteki yüzleri tanımlar.

Ve teologların, bunun Tanrı'nın bir açıklaması olduğunu öne sürmelerine rağmen, eski astronot kuramcıları, modern bir perspektiften, Zohar'da anlatılan şeyin mutlaka bir tanrı figürü değil, bir makine türü olduğunu iddia eder.
Yani bazı araştırmacılar henüz tanımlanmamış gizemli bir gıda kaynağı olan "manna"yı üreten bir makine olduğunu düşünüyorlar.

Manna makinesi teorisi, İsraillilerin bu makineyi nereden aldıklarına dair iki açıklama sunmaktadır.
Daha tartışmalı bir diğer teori ise uzaylıların çölde açlık çeken Mısırlılara yardım etmek için bir jest olarak onlara bu makineyi verdiği fakat Mısır'dan ayrılırken İsrail oğullarının bunu çalarak yanlarında götürdüğüdür. (Eğer Anunnakiler hakkında bilgi sahibi iseniz ve Anunakilerin gerçekliğine biraz ihtimal veriyorsanız, bu olay hiç olamayacak gibi bir şey gibi de durmuyor.)
Her iki durumda da cevap tarihe karışmış gibi görünüyor.

MANNA MAKİNESİ
1978'de George Sassoon ve Rodney Dale, Zohar “Günlerin Kadını” adlı bir bölümün tercümesine dayanan bir kitap yazdılar. Kitapta yazarlar manna adlı besinin bir makine tarafından üretildiği sonucuna varmışlardır. Sözde manna makinesi, The Ancient of Days'de verilen talimatları izlediği söylenen bir mühendis olan George tarafından günümüzde yeniden üretildi. George makineyi oluşturduktan sonra bunun besin kaynağı olan bir yosun ürettiğini söyledi.

Dahası bu, İsraillilerin Sina Çölü'nde kırk yıllık yolculuğundan nasıl kurtulduğunu açıklıyor gibi duruyor. Sassoon ve Dale tarafından, manna makinesine güç vermek için kullanılan bir nükleer reaktörün Antlaşma Gemisi'nde depolandığı söylenir.

Yazar görüşü:
Bence bu olay bir ihtimal Anunnakiler ile daha bağlantılı görünüyor. Çünkü Enki'nin tabletlerinden de bilindiği gibi Anunnakiler dünyaya geldiklerinde insanları altın çıkarmaları için uzun bir süre çalıştırıyorlar. Dünyadan ayrılmadan önceki son dönemlerde ise dünyada kalan Anunakilerin medeniyeti Mısır'da. Musevilik en eski din olduğundan ve bu antik zamana çok yakın bir dönemde ortaya çıkan ve kopma noktası Mısır olan bir din olduğundan dolayı, Anunnakilerin hala dünyadan tam olarak kopmadıkları, dünyayı gözlemledikleri bir zamanda, belki zamanında köle olarak kullandıkları insanlara bir jest veya iyilik yapmak istemiş olabilecekleri bir dönemde, böyle şanslı bir yiyecek yapma makinesi ile ödüllendirilmiş olabilirler. Belki "çılgınca" diyorsunuz, ama ihtimal ihtimaldir.

Yazan & Derleyen & Çeviren: A.Kara

ANUNNAKİ'YE GÖRE DÜNYA TARİHİ

Açıklanamayanlar, Anunnaki, Anunnaki'ye göre dünya tarihi, Anunnakilerin ziyareti, din ve mitoloji, Dünyada geçmişte olanlar, mitoloji, Mitoloji mi gerçek mi?, sümer mitolojisi, Anunaki,
Birçok araştırmacı çok sayıda arkeolojik keşiflere, geçmişte uzmanlar tarafından bulunan eser, kayıt ve anıtlara bakarak 432.000 yıl önce bizim güneş sistemimize girerek Basra Körfezine iniş yapan son derece ileri bir uygarlık olan Anunnakilere (Sümer tabletlerinde: "göklerden gelenler" olarak bahsedilir) inanmaktadır.

Son birkaç yılda ana akım araştırmacılara ve onların tarih ve insan evrimi konusundaki görüşlerine meydan okuyan çok sayıda tartışmalı keşif yapıldı. Son birkaç yıldır birçok araştırmacı metodolojilerini değiştiriyor ve açık fikirli düşünmeye başlıyor.

Antik uzaylı astronot teorisi, binlerce yıl önce, kaydedilen tarih öncesinde bile, gezegenimizin, başka bir dünyadan gelen astronotlar tarafından, günümüzün ötesinde teknoloji ile akıllı varlıklar tarafından ziyaret edildiğini varsayar. Dünyadaki birçok arkeolog Irak'ı "medeniyetin beşiği" olarak görüyor. M.Ö. 3500 ile 1900 arasında, Dicle ve Fırat nehri bu bölgede gelişme gösteren Sümer halkının eviydi.

1976 yılında yazar Sitchin Sümer metinleri hakkındaki kişisel çevirilerini The Earth Chronicles adlı bir kitap dizisinde yayınladı. “Sitchin'e göre kil tabletleri, dünyaya altın madenleri için gelen Anunnaki olarak bilinen bir uzaylı ırkını anlatıyor. Konuyla ilgili olarak Sitchin geçmişte dünyayı ziyaret ettiklerini, çünkü ev-gezegenlerinin hayatta kalmalarına ihtiyaç duyduklarını söylüyor.

Arkeologlar ve dilbilimciler tarafından geçmişte bulunan eserler, kayıtlar ve anıtlar gibi sayısız arkeolojik keşiflere dayanarak Sitchin, "Anunnakiler, uzaklardaki bir gezegenden bizim güneş sistemimize gelen, son derece gelişmiş bir medeniyettir. Dünya'ya geldiler ve yaklaşık 432.000 yıl önce Basra Körfezi'ne iniş yaptılar. Bu gelişmiş uygarlık gelerek gezegenimizi sömürgeleştirdi ve onların tek amacı büyük miktarda altın madeni çıkarmaktı." diyor.

Sitchin'e göre yaklaşık 250.000 yıl önce Anunnakiler kendi genlerini Homo Erectus'la birleştirdiler ve Homo Sapiens olarak bilinen yeni bir tür yarattılar. Bunun sonucunda genetik olarak iki meclisli bir tür elde ettiler. Bununla birlikte, yeni melez bir tür olan bu insanlar doğuramıyorlardı. İşçi insanlar için talep artınca Anunnakiler bir kez daha eski insanlık üzerinde çalışarak kendi başına üreyebilen yeni insanı yarattılar.

Z.SİTCHİN'E GÖRE
GEZEGENİMİZİN GERÇEK ZAMAN ÇİZELGESİ

TUFAN ÖNCESİ OLAYLAR
450,000 yıl önce
Güneş sistemimizin uzak bir üyesi olan Nibiru'da, gezegenin atmosferi zarar gördüğü için hayat yavaş yavaş tükeniyor. Anu tarafından yönetilen hükümdar Alalu bir uzay gemisi ile kaçar ve yeryüzünde sığınak bulur. Nibiru’nun atmosferini korumak için dünyadaki altının kullanılabilir olduğunu keşfeder.

445000
Anu'nun oğlu Enki'nin liderliğinde, Basra Körfezi'nin sularından altın ayıklamak için Eridu dünya istasyonu kuruluyor.

430000
Dünyanın iklim şartları olgunlaşır. Daha fazla Anunnaki dünya'ya gelir. Bunların arasında Enki’nin üvey kız kardeşi ve tıbbi subayların şefi olan Ninhursag'da vardır.

416000
Altın üretimi düşünce Anu, varisi olan Enlil ile Dünya'ya varır. Hayati gerekliliği olan altını Güney Afrika'da madencilik yaparak elde etmeye karar verilir. Çizimler yapılır ve bölüştürülür. Enlil dünyadaki misyonun komutasını kazanır, Enki'ye ise Afrika düşer. Dünyadan çıkış yapan Anu, Alalu'nun torununa meydan okur.

400.000
Güney Mezopotamya'daki yedi işlevsel yerleşim alanı arasında bir uzay limanı (Sippar), misyon kontrol merkezi (Nippur), bir metalurjik merkez (Shuruppak) bulunmaktadır. Madenler Afrika'dan gemilerle gelir, sonrasında rafine madenler Igigi'nin olduğu yörüngelere aktarılır ve akabinde Nibiru'dan periyodik olarak gelen uzay gemilerine aktarılır.

380.000
Alalu’nun torunu Igigi’nin desteğini alarak dünya üzerindeki üstünlüğü ele geçirmeye çalışır ve Enlilitler Eski Tanrılar Savaşı'nı kazanır.

300.000
Anunnaki altın madenlerinde çektiği eziyetlerden dolayı isyan eder. Enki ve Ninhursag, Ape kadınının genetiğini değiştirmek yoluyla ilkel işçileri oluştururlar ve bunlar Anunnaki'nin el işlerini üstlenirler. Enlil madenlere baskın yaparak ilkel işçileri Mezopotamya'daki Edin'e getirir. Verilen üreme yeteneği sayesinde Homo Sapienler çoğalmaya başlar.

200,000
Girilen yeni bir buzul döneminden dolayı Dünya üzerindeki yaşam geriler.

100.000
İklim tekrar ısınmaya başlar. Enlil’in insan kızıyla evlenmesinden Anunnaki (İncil'deki Nefilim) rahatsızdır.

75,000
Yeni bir buz çağı başlar. İnsanın gerileyen türleri dünya üzerinde geziniyorlar. Cro-Magnon adamı ise hayatta kalıyor.

49000
Enki ve Ninhursag, Shuruppak'ta hüküm sürmesi için Anunnaki'nin insanlarını krall soyuna yükseltiyor. Enlil çileden çıkıyor ve insanların ölümü için plan yapıyor.

13.000
Nibiru'nun Dünya'nın yakınından geçişinin muazzam bir gelgit dalgasını tetikleyeceğini fark eden Enlil, yaklaşan felaketi insanlıktan bir sır olarak saklaması için Anunnaki'nin yemin etmesini sağlıyor.

TUFAN SONRASI OLAYLAR
M.Ö. 11,000
Enki yeminini bozar, Ziusudra'ya (Nuh) bir dalgıç gemi inşa etmesini söylüyor. Tufan dünyayı süpürüyor. Anunnaki, yörüngedeki uzay araçlarının yok olmasına tanıklık ediyor.

Enlil, İnsanoğlunu bağışlar ve uygulamalarını kabul eder; tarım yaylalarda başlar. Enki hayvanları evcilleştirir.

M.Ö. 10.500
Nuh'un torunları üç bölgeye ayrılır. Enlil’in en önde gelen oğlu Ninurta, dağları barajlar ve Mezopotamya'yı yaşanabilir hale getirmek için nehirleri süzer; Enki Nil vadisini geri aldı. Sina Yarımadası Anunnaki tarafından tutulur ve uzay gemileri için garnizon kurulur. Kontrol merkezi ise Moriah Dağı'nda (gelecekteki Kudüs) kurulmuştur.

M.Ö. 9,780
Enki’nin ilk oğlu olan Ra (Marduk), Osiris ve Seth’in arasında olan Mısır hakimiyetini ikiye ayırıyor.

M.Ö. 9.330
Seth Osiris'i ele geçirir, onu parçalara ayırır ve Nil Vadisi üzerinde hakimiyet kurar.

M.Ö. 8,970
Horus, babası Osiris'in intikamını almak için ilk piramit savaşını başlatır. Asya'ya kaçan Seth, Sina yarımadasını ve Kenan'ı ele geçirir.

M.Ö. 8,670
Enki’nin soyundan gelenlerin tüm uzay tesislerini kontrol etmesinden rahatsız olan Enliliteler ikinci piramit savaşı'nı başlatır. Zafer kazanan Ninurta, ekipmanların bulunduğu büyük piramidini boşaltır.

Enki ve Enlil'in üvey kız kardeşi Ninhursag bir barış konferansı düzenler. Dünya'nın bölünmesi yeniden onaylanır. Mısır üzerindeki hükmetme görevi Ra (Marduk) hanedanından Thoth'a transfer edilir. Heliopolis'e karşılık Fener şehri kuruldu.

M.Ö. 8,500
Anunnaki, uzay tesislerine açılan kapıdan ileri karakollar kurar; Jericho da bunlardan biridir.

M.Ö. 7.400
Barış dönemi devam ederken, Anunnaki insanoğlunun yeni ilerlemelerini destekler ve Neolitik dönem başlar. Yarı tanrılar Mısır'a hakim olur.

M.Ö. 3,800
Kentselleşme uygarlığı Sümer'de başlar ve Anunnaki, Eridu ve Nippur ile başlayan eski kentleri yeniden kurar.

Anu bir yarışmanın ziyareti için Dünya'ya gelir. Onun onuruna yeni bir şehir olan Uruk (Erech) inşa edilir. Fakat Anu bu tapınağını sevgili torunu Inanna'nın (lshtar) bulunduğu bir yer haline getiriyor.

Açıklanamayanlar, Anunnaki, Anunnaki'ye göre dünya tarihi, Anunnakilerin ziyareti, din ve mitoloji, Dünyada geçmişte olanlar, mitoloji, Mitoloji mi gerçek mi?, sümer mitolojisi, Anunaki,
DÜNYADAKİ KRALLIK
M.Ö. 3760
İnsanoğluna krallık verildi. Kish, Ninurta'nın himayesi altındaki ilk başkentti. Nippur (İlk Bölge) ile birlikte Sümer'de medeniyetin çiçekleri açar.

M.Ö. 3450
Sümerdeki üstünlük Nannar'a (Sin) transfer edilir. Marduk, Babil'i "Tanrıların Geçidi" olarak ilan eder. “Babil Kulesi” olayı yaşanır. Anunnaki, insanoğlunun dillerini karıştırır.

Marduk (Ra) Mısır'a geri döner, Thot'u tahttan indirir ve Inanna ile nişanlı olan küçük kardeşi Dumuzi'yi kaçırır. Dumuzi yanlışlıkla öldürülünce Marduk büyük piramide hapsedilir. Bir süre sonra ise sürgüne gönderilir.

M.Ö. 3,100-3, 350
Yıllarca süren kaos Memphis'e yerleşen ilk Mısır firavunu sayesinde sona erer. Medeniyet ikinci bölgeye gelir.

M.Ö. 2.900
Sümer'de krallık Erech'e devredilir. Inanna'ya üçüncü bölge üzerinde hakimiyet verilir ve İndus Vadisi uygarlığı başlar.

M.Ö. 2650
Sümer’in kraliyet başkenti değişir. Krallık bozulur. Enlil, asi insan kalabalığından dolayı sabrını kaybeder.

M.Ö. 2371
Inanna, Sharru-Kin'e (Sargon) aşık olur. Yeni bir başkent olan Agade'yi kurar (Akad). Akad imparatorluğu tarihteki yerini alır.

M.Ö. 2316
Dört bölgeyi yönetmeyi amaçlayan Sargon, kutsal toprağı Babil'den uzaklaştırır. Marduk-Inanna çatışması tekrar alevlenir. Marduk’un erkek kardeşi Nergal Güney Afrika’dan Babil’e yolculuk yaparken, Marduk'un da Mezopotamya’yı terk etmesi ile savaş sonuçlanır.

M.Ö. 2291
Naram-Sin Akad tahtına yükselir. Inanna tarafından yönetilen savaşçılar Sina yarımadasına nüfuz ederek Mısır'ı işgal eder.

M.Ö. 2255
Inanna Mezopotamya'daki güce el koyar; Naram-Sin, Nippur'a meydan okur. Büyük Anunnaki Agade'yi yok eder ve İnanna kaçar. Sümer ve Akad, Enlil ve Ninurta'ya sadık yabancı birliklerle doludur.

M.Ö. 2220
Sümer uygarlığı, Lagash'ın okumuş hükümdarları altında yeni zirvelere yükselir. Thoth, kral Gudea'nın Ninurta için bir ziggurat tapınağı inşa etmesine yardımcı olur.

M.Ö. 2193
İbrahim’in babası Terah, Nippur’daki bir papaz-kraliyet ailesinde dünyaya gelir.

M.Ö. 2180
Mısır bölünür. Ra'nın (Marduk) takipçileri güneyi ellerinde tutarken buna karşılık olarak Firavunlar da aşağı Mısır'ın tahtını elde eder.

M.Ö. 2130
Enlil ve Ninurta merkezden uzaklaştıkça Mezopotamya'daki merkezi otorite bozulmaktadır. Inanna’nın Erech’in krallığını yeniden geri kazanma girişimleri ise son değildir.

Çeviren & Yazan: A.Kara