HABERLER
Dini Haber
FL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ALLAH MUHAMMED'E HARAM İŞLEYEBİLİRSİN DİYEBİLİR Mİ?

Yazan: FileOzof


ALLAH MUHAMMED'E HARAM İŞLEYEBİLİRSİN DİYEBİLİR Mİ?


"Seni öyle sevdim ölürcesine
Tanrının yazdığı şiircesine" (Emel Sayın). Bir Tanrı düşünün.
Kitabında sadece "bir kulunu" ilgilendiren şeyler yazmış olabilir mi? Diyeceksiniz ki o bizim için hayat modeli. Fakat istediğiniz kadar kafa patlatın  bir kişiye has olmak üzere verilen imtiyazı kendi hayatınıza uyarlayamazsınız.

Ahzab Suresi 50. ayet
﴾50﴿ Ey peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verip de elinin sahip olduğu kadınları, seninle birlikte hicret eden amca kızlarını, hala kızlarını, dayı kızlarını, teyze kızlarını, kendini peygambere mehirsiz olarak bağışlar da peygamber de onunla evlenmek isterse böyle bir mümin kadını -ki sonuncusu diğer müminlere değil, *zatına mahsustur* - sana helâl kıldık. Müminlere eşleri ve sahip oldukları kadınları hakkında hangi kuralları geçerli kıldığımızı biliyoruz. *Sana mahsus* olanı güçlük çekmeyesin diye meşrû kıldık. Allah çok bağışlayıcı, pek esirgeyicidir.

Bizim sorunumuz Tanrının birilerine cinsel imtiyazlar vermesi değil. Bizim sorunumuz bu imtiyazların evrensel olduğuna inanılan kitaba yazılması.

Biz dahi bunu öyle bir dehşetle okuduk ki çarpıcı bir detayı fark edemedik. Şimdi gelin birbiriyle çelişen ifadelere bakalım ve bunun ancak bir insan ürünü olduğunu gösterelim.

Biliyorsunuz daha önce Muhammed'in Kıpti Mariye ile olan ilişkisinden bahsetmiştik. Muhammed bu ilişkiden sonra bir ay bekliyor ve daha sonra Tanrı'dan ayet geldi diyerek hanımlarını boşamakla tehdit ediyor.
Şimdi gelin, o ayetlere tekrar göz atalım.

Tahrim Suresi 1-5
1﴿ Ey peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığını, eşlerini hoşnut etmek arzusuyla niçin kendine haram kılıyorsun? Bununla beraber Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.
﴾2﴿ Allah size (belli durumlarda) yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır; O bilendir, hikmet sahibidir.
﴾3﴿ Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir şey söylemişti. Eşi bunu başkalarına aktarıp Allah da durumu peygambere açıklayınca peygamber bunun bir kısmını anlattı, bir kısmından vazgeçti. Eşine konuyu anlatınca o, "Bunu sana kim haber verdi?" diye sordu. "Her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana bildirdi" diye cevap verdi.
﴾4﴿ İkiniz de Allah’a tövbe ederseniz (çok iyi olur), çünkü kalpleriniz eğrilmişti. Ama peygambere karşı bir dayanışma içine girecek olursanız bilin ki herkesten önce Allah onun dostu ve koruyucusudur, sonra da Cebrâil ve iyi müminler. Melekler de bunların ardından onun yardımcısıdır.
﴾5﴿ Eğer sizi boşayacak olursa rabbi ona, sizin yerinize sizden daha iyi olan, Allah’a teslimiyet gösteren, yürekten inanan, içtenlikle itaat eden, tövbe eden, kulluk eden, dünyada yolcu gibi yaşayan, dul ve bâkire eşler verebilir.

1. ayete dikkatle bakın. Eşlerini bir arada tutmak arzusuyla, Allah'ın "sadece" Muhammed'e helal kıldığı, Muhammed'in kendisine yasakladığı   şey ne olabilir?  Konuyla ilgili iki rivayet olsa da sadece Muhammed için helal kılınan şey Mariye ile ilişkiye girmektir.

Ahzab 50 Arapçasını ve Tahrim 1 Arapçasını karşılaştıralım.
Tahrim 1
  يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ *لَكَۚ* تَبْتَغ۪ي مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

Yıldız içine aldığımız kelime (leke) sadece bir kişiye söylenilen sözler için kullanılır.
Örneğin Ahzab 50'de geçen kadının peygambere kendini hibe etmesi  ifadesi içinde (leke) kullanılır.
Ahzab 50
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا *لَكَ* اَزْوَاجَكَ الّٰـت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَا*خَالِصَةً *لَكَ* مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً

Görüldüğü gibi yıldız içindeki kelimeden önce gelen (hâlisaten) "mahsus olarak" demektir.
Ve yıldızlı kelimenin sadece bir kişiye mahsus olduğunu destekler niteliktedir. Yani Tahrim suresinin bal şerbetiyle alakası yoktur. Zira bal şerbeti Müminlere de helal kılınmıştır.

Şimdi Ahzab Suresinin devamına bakalım ve daha başka hangi hükümler gelmiş inceleyelim.

Ahzab Suresi 51-52. ayetler
(51) Onlardan dilediğinin beraberliğini erteler, dilediğini yanına alırsın. Uzaklaştırdıklarından birini tekrar istemende senin için bir sakınca yoktur. Bu hüküm onların mutlu olmaları, üzülmemeleri ve hepsinin senin verdiğine razı olmaları için en uygun olanıdır. Allah gönüllerinizdekini bilir, Allah ilim ve hilim sahibidir.
(52) Bundan sonra sana kadınlar helâl olmaz; mülkiyetin altında bulunanlar dışında kadınlarını, "güzellikleri hoşuna gitse bile başka eşlerle değiştirmen de" helâl olmaz. Allah her şeyi görüp gözetmektedir.

Ahzab Suresinin 52. ayetinde Muhammed'e "eşlerini boşamak" haram kılınıyor.
Öte yandan Ahzab Suresi 90. sırada nazil olmuş ve Tahrim Suresi ise 107. sırada nazil olmuştur.(1) Yani başka eşler alınmasını yasaklama emri daha erken gelmiştir. Ve bir daha bakın Tahrim Suresi 5. ayete. Peygamber eşlerini boşayabilir diyor... Herhalde Allah öyle bir öfkeye kapılmış ki daha dün ne dediğini unutmuş.
Ah pardon... Bir insandan böyle hatalar beklenir değil mi? Yani Muhammed öyle bir öfkeye kapılmış ki daha dün ne yazdığını unutmuş.
Şimdi diyeceksiniz ki madem böyle bir çelişki var bu neden söylenmemiş? Söylenmiş tabi... Eskilerin masalları diyen olmuş. O bir şairdir, delidir diyen olmuş. Demiş demesine de kelle koltukta ya hani o zamanlar. Ya öldürülmüş ya da sürgün edilmiş. Lütfen hakaret etmeden bir cevabınız varsa verin sayın Müslümanlar.
Gerçeği görmeniz dileğiyle...

KAYNAKLAR
• http://www.kuranmeali.com/Siralama.php?sira=nuzulsirasi
• Ahzab suresi 50-52.ayetler
• Tahrim suresi 1-5.ayetler

MUHAMMED SAVUNMA SAVAŞI MI YAPIYORDU?

Yazan: FileOzof


MUHAMMED SAVUNMA SAVAŞI MI YAPIYORDU?


Kur'an'da çeşitli kavimlerin peygamberleri yalanladığı ve hatta öldürdüğü bu sebeple Allah'ın onları helak ettiği söylenilir.

Bu konuyla ilgili ayetlere bakalım.
Enam Suresi 6. ayet
﴾6﴿ Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz onca imkânı kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmur indirip (evlerinin) altlarından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller meydana getirdik.

Nisa Suresi 155. ayet
﴾155﴿ Sözlerinden dönmeleri, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve "Kalplerimiz kılıflanmıştır" demeleri sebebiyle... Dahası inkârları sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur. Pek azı müstesna artık iman etmezler.

Görüldüğü gibi Kur'an bazı kavimlerin peygamberleri öldürdüğünü, onları yalanladıklarını bu sebeple helak olduklarını söyler. Her şeyi bilen Allah kavimlerin yalancı diye ithamlarda bulunacağını bildiği halde Peygamberlerin "öldürüleceğini" bildiği halde yine de Peygamber göndermiş. "Hikmetinden sual olunmaz ya Rab" diyerek bu konuyu geçelim.

Sorulması gereken soru şu:
"Niçin bunca kavmi helak eden Allah kâfirleri helak etmiyor da Müslümanlardan savaşmalarını istiyor?". Ben sizin yerinize hemen cevabı vereyim sayın Müslümanlar. "İmtihan için" savaşmaları emrediliyor. Fakat burada da kalbe... pardon akla takılan bir soru var. Bazı kavimlere de ,örneğin Musa'nın kavmi, savaş emredilse dâhi (bkz. Bakara 246) bazı Müslümanlara sahip olup Müslüman olmayan kavimlerdeki Müslümanlara neden savaş emredilmemiş? (bkz. Ankebut 14-15).
Ben yine cevap vereyim. Hikmetinden sual olunmaz ya Rab!..

Şimdi geçelim savaşla ilgili ayetlere
Tevbe Suresi 1-6. ayetler
﴾1﴿ Allah ve resulünden, antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere karşı fesih bildirimidir!
﴾2﴿ Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın; fakat bilin ki asla Allah’ı âciz bırakamazsınız ve Allah inkârcıları er-geç rezil rüsvâ edecektir.
﴾3﴿ Yine Allah ve resulünden bu büyük hac günü insanlara duyurudur: Allah ve resulünün müşriklerle hiçbir bağı yoktur. Şayet tövbe ederseniz, bu kendi iyiliğinize olur; eğer sırt çevirirseniz bilin ki siz Allah’ı âcizliğe düşüremezsiniz. (Resulüm!) İnkârcıları elem veren bir azapla müjdele!
﴾4﴿ Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden bilâhare yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren ve sizin aleyhinize kimseye arka çıkmayanlar müstesna; onlara verdiğiniz söze süresi doluncaya kadar riayet ediniz. Allah haksızlıktan sakınanları sever.
﴾5﴿ Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, kuşatın ve onları her geçit yerinde gözetleyin. Şayet tövbe ederler, namazlarını kılarlar ve zekâtlarını verirlerse artık onları serbest bırakın. Allah yargılayıcıdır, bağışlayıcıdır.
﴾6﴿ Ve eğer müşriklerden biri senden korunma isterse, Allah’ın sözünü duymasına fırsat vermek için onu koruma altına al; sonra onu kendi güvenlik bölgesine ulaştır. Bu uygulama, onların bilmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır.

Diyanetin konuyla ilgili tefsiri uzun olduğundan size on maddelik özet geçeceğim. İsteyen okuyup yanlışım varsa düzeltebilir.
1- Müslümanlar için sözünde durmak çok önemlidir.
2- Müşriklerle yapılan bu antlaşma feshedilmiştir.
3- Bu antlaşma yapılırken İslam Peygamberi Muhammed Allah yerine Müslümanları temsil etmiştir. ( Özellikle bkz. Müslim "Cihad" 3)
4-Antlaşmanın feshinden sonra "antlaşmaya uymayan" müşrikler için 4 ay verilmiştir.
5- Kendileriyle antlaşma bulunmayanlar sürekli savaş halindedir.
6- Müşrikler tövbeye yanaşmadıkları yani Müslüman olmadıkları takdirde Müslümanlara savaş açmış "sayılırlar".
7- Eğer kişi Müslüman kimliği gösterirse onlara savaş açılmaz.
8- İslam'ı tanımak isteyen müşriklere fırsat verilir.
9- İslam'ı tanıdıktan sonra güvenli bir yere ulaştırılırlar.
10- Eğer İslam'ı tanıdıktan sonra "kabul etmezlerse" üstüne üstlük kutsal bölgelere -Kâbe- yaklaşırlarsa bulundukları yerde yani kutsal yerlerde "öldürülürler".
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Cilt 2, s. 720-731.

Kendi yorumumu katarsam müşriklere 8 ve 9. maddelerde fırsat verilmesinin sebebi 10. maddede yaptığım açıklamanın da desteğiyle bir barış göstergesi değil taraf toplama isteğinin bir neticesidir. Zira direk öldürme olsaydı Müslümanlar için taraf toplanamazdı.

Öte yandan savunma savaşı yapılırken bu kadar çok cariye elde etmek ne kadar olası, tartışılır bir konu. Çünkü benim bildiğim savaşa genellikle erkekler katılır.

Şimdi de farklı bir açıdan ele alalım konuyu.
İlk sorumuz şu olsun: Allah neden yemin ediyor?
Buna verilecek cevap Arapçada yemin etmenin bir şeye dikkat çekme özelliği vardır.
Şimdi Adiyat Suresi 1 ve 5. ayetleri buna göre düzenleyelim.
﴾1﴿ Dikkat çekerim; nefes nefese koşanlara;
﴾2﴿ Sonra çakarak kıvılcım saçanlara;
﴾3﴿ Sabahleyin ansızın baskın yapanlara;
﴾4﴿ Derken o sırada tozu dumana katanlara;
﴾5﴿ Peşinden orada bir topluluğun ta ortasına dalanlara!

Şimdi diyeceksiniz orada atın öneminden bahsediyor. Evet, fakat sabahleyin baskın yapan, nefes nefese koşan, tozu dumana katan yani savaştaki atlara dikkat çekiliyor.

Daha bugün yakın bir akrabama cariyeyi anlattığımda bana tövbe et, öyle şey yoktur dedi.
Üstüne üstlük öyle bir şey olsa bile bana Muhammed'in cariyesinin olmadığını söyledi
Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Fakat inandığı dini Müslümanların sorgulamadığı büyük bir gerçek. İslam'ın vicdanını kendi vicdanınıza göre şekillendirmeye çalışmayın yoksa İslam'a göre kafir olursunuz...

Her şey gözle görülecek kadar açık. Ben ne kalbinizi mühürledim ne de kulaklarınıza ağırlık verdim...

KUR'AN'DA DAĞLARIN HAREKETİ MUCİZESİ (!)

Yazan: Filozof
din, islamiyet, Dağların hareket etmesi mucizesi, Kur'an mucizeleri, Kuran mucizesi yalanları, Mucize çelişkileri, Kurandaki bilimsel hatalar, Dağların hareket etmesi, Mucize yalanları,

DAĞLARIN HAREKETİ MUCİZESİ İDDİASI ÜZERİNE

Günümüz İslamcıları birden fazla parçaya ayrılsa da davranış olarak iki kısma ayrılır. Birincisi işi olduğu gibi kabul edenler, diğeri ise savaş olmaması gerekir böyle olayların yaşanmaması gerekir diyen taklacı kesim.
İnanın bana küçükken takla atma yeteneğim bu kadar gelişmemişti. Bu kesim genellikle "ilgili kısmın önünü veya sonunu okumayıp, en iyi cımbızlamayı yaptıktan sonra, siz ayeti cımbızlıyorsunuz" diyen kişilerden oluşuyor.
Bu yazımda gerçekleri kanıtlarıyla göz önüne sereceğim. Ne gözlerinize perde çekecek ne de kulaklarınıza ağırlık vereceğim.

Şimdi Kur'an'da geçen ayetleri tek tek dile getirecek ardından bilimsel verileri sunacak en son olarak ta Müslüman argümanlarına değineceğim.

Fussilet 10
﴾10﴿ Arz üzerinde sarsılmaz dağlar oturttu, orayı bereketli hale getirdi; gerekli besinlerini orada -bunlara ihtiyacı olan varlıklar için eşit derecede olmak üzere- uygun ölçülerle yarattı. (Bütün bunlar) dört devirde oldu.

Neml 61
﴾61﴿ Peki yeryüzünü yerleşmeye elverişli kılan, vadilerinden nehirler akıtan, yerde sarsılmaz dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan kim? Allah’tan başka bir tanrı mı? Doğrusu onların çoğu gerçeği bilmiyorlar.

Nahl 15
﴾15﴿ O, sizi sarsmaması için yere sağlam dağlar yerleştirdi, ırmaklar ve yollar açtı ki gideceğiniz yere ulaşabilesiniz.

Görüldüğü gibi ayetlerden çıkan ortak yorum şu:
Dağlar sabittir, sağlamdır. Dünya yaratılırken dağlar *yerleştirilmiştir* . Yani Kur'an'ın anlatımına göre dağlar duvara çakılmış sağlam birer çivi özelliği taşırlar.

Şimdi konuyla ilgili bilimsel metinlere geçelim.
Fakat bundan önce bazı bilinmesi gereken terimle ilgili bir bilgi vereyim.

Plaka (Levha): Dünyanın en dış yüzeyini kaplarlar. Geoit şeklindeki bir yapbozun parçaları diyebiliriz.
12 adettir.

"Dağlar, plakaların hareketi (bkz. Plaka tektoniği) nedeniyle Dünya yüzeyinin katlanması, faylanması veya yukarı doğru bükülmesi veya volkanik kayanın yüzeye yerleştirilmesi ile oluşur. Örneğin, Hindistan'ın Avrasya Plakası ile buluştuğu Himalaya Dağları, aşırı sıkıştırma katlanmasına ve geniş alanların yükselmesine neden olan plakalar arasındaki bir çarpışma ile oluşturuldu. Pasifik havzasının etrafındaki dağ sıraları, bir plakanın diğerinin altına batmasıyla ilişkilendirilir."
http://web.archive.org/web/20080226053110/http://www.britannica.com:80/ebc/article-9372713

Kur'an'daki anlatımın aksine dağlar yerleştirilen sabit parçalar değildir. Çünkü dağlar iki levhanın çarpışmasıyla oluşur ve bu iki levhadan biri diğerinin altına girer. Üstte kalan plaka dağı oluştururken altta kalan plaka magma içerisinde kalarak erir.
Dağların yerinde durduğu konusu ise bambaşka çelişkidir. Çünkü dağlarda plakanın bir parçası olduğu için bazen yükselmek bazen alçalmak ya da ileri geri gitmek zorundadır. Çünkü plakalar yavaş ve küresel şiddetli olsa da  hareket halindedir. Bu hareketin en belirgin kanıtı yaşanan depremlerdir.

Bazı Müslüman Argümanlar

Bazı modernist kesim Neml 88 ayetini göstererek bu bilgilerin 1400 yıl önce haber verildiğini söylüyor. Bize ayetin öncesini sonrasını okuyun dedikleri halde bunu yapmıyorlar.
Neml 88
﴾88﴿ Dağları görür, onların durduğunu sanırsın; oysa bulutlar gibi hareket ederler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.

Fakat ayetin bir önceki kısmını okursak her şey daha da berrak bir hal alıyor.
Neml 87
Sûrun üflendiği gün, Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunanlar dehşete kapılır, hepsi boyunları bükük olarak O’na gelirler.

Bu ve buna benzer kıyamet anını anlatan bir çok ayet mevcut.
Müzemmil 14
﴾14﴿ O gün yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar savrulan kum yığınları halini alır.

Hakka 13,14,15
Sûra bir defa üflendiğinde; Yeryüzü ve dağlar yerlerinden sökülüp birbirine bir çarpışta darmadağın edildiğinde; İşte o gün olacak olur.

Nebe 18,19,20
Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz.
Gök açılır ve kapı kapı olur.
Dağlar yürütülür, serap hâline gelir.

Görüldüğü üzere kıyamet anını destekleyen bu tarz ifadeler Kur'an'da mevcuttur. Diyelim ki Neml suresi 88. ayette yerin hareket edişinden bahsediyor olsun. Yine de yeryüzü ile dağların ayrı bir şekilde olmadığı gerçeğiyle karşı karşıyasınız.

Rad 31
﴾31﴿ "Eğer gelmesi sebebiyle dağların yürütüldüğü veya yerin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an olsaydı (yine inanmazlardı). Fakat bütün işler Allah’a aittir. Müminler hâlâ anlamadılar mı ki Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi? Allah’ın vaadi gelinceye kadar yaptıklarından dolayı inkâr edenler ya kendileri felâkete uğrayıp duracaklar veya felâket onların yurtlarının yakınına inecektir. Allah, vaadinden asla dönmez."

Bütün gerçekler gözle görülecek kadar açık.
Ben ne gözlerinize perde çektim ne de kalbinizi mühürledim...