HABERLER
Dini Haber
Kelt mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kelt mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MİTOLOJİLERDEKİ EFSANEVİ YARATIKLAR | 2

Yazan: Hermes Trismegistos


MİTOLOJİLERDEKİ EFSANEVİ YARATIKLAR | 2

Mermaid (Deniz kızı) : Deniz kızları filmler hikayeler vs. sayesinde popüler yaratıklar haline gelmiştir fakat birçoklarında olduğu gibi onlarında ortaya çıkış sebebi mitoslardır. Deniz kızı, belinden yukarısı kadın, aşağısı balık kuyruğuna sahip olduğu yönündeki anlatılarla efsanelere konu olmuş bir yaratıktır. Dünya üzerinde bir çok kültürde deniz kızları yer almaktadır. Bunun sebebini mitolojiler arasında birbirinden geçen ögelerin çokluğudur. Genelde tasvirleri farklı olsa da birbirlerine çok yakın şekillerde betimlenmişlerdir. Örnek vermek gerekirse Yunan Mitolojisi içinde yer alan Sirenler denizcilere şarkılar söyleyip onları büyülerler. Bu sayede denizcilerin güverteden düşmesine sebep olurlar hatta zaman zaman gemiler onlar yüzünden batar. Diğer deniz kızlarının yer aldığı hikayelerde ise bu varlıklar boğulma tehlikesi geçiren denizcileri kurtaran iyi kalpli deniz canlıları olarak betimlenmişlerdir. Kurtardıkları erkekleri su altındaki krallıklarında yaşamaya davet ettikleri de söylenir. Bazı yerlerde ise deniz kızlarının insanları su altına doğru çekerken insanların suda nefes alamadıklarını unuttukları için denizcileri bilmeden de olsa ölüme sürükledikleri söylenir.

Kharon : Kharon (Kharoon) yada Charon denilen yaratığın mitolojide anlatımı şu şekildedir. Mitolojide gökleri Zeus, denizler Poseidon, yer altı dünyasını da Hades almıştır. Daha doğrusu Zeus öyle paylaştırmıştır. Hades hem yer altı dünyasına hemde yeraltının tanrısına verilen isimdir ve o yer altı dünyasında Stiks nehri bulunur. Stiks nehrinin kayıkçısı ise Kharondur. Kharon ölüleri kayıkla nehrin karşısına geçirir. Tabi ücretini alarak.
Eski yunanlar öldükten sonra cesedi gömmeden önce ağzının içine yada avucuna bir altın sikke koyarlarmış. Çünkü inançlarına göre ölen kişi yer altına indiğinde o sikke ile Kharonun ücretini ödeyecek ve Stiks (Styks) nehrinden geçebilecektir. Kim ki sikke olmadan gömülür ise yer altına indiğinde kayıkçıya verecek hiçbir şeyi olmadığı için nehri geçemeyecek ve kıyıda bağırarak çaresizce koşuşturacaktır. Kharon Odysseia destanında şöyle anlatılır:

– Dur sefil Ruh, nefes alanların diyarından hediyemi getirdin mi?
– Geçiş için ödemem işte burada Stiks nehrinin yüce kayıkçısı…
– Ödeme kabul edildi sefil ruh hadi gel kayığa. Götüreyim seni ölümden sonraki yaşamın diyarına…


Banshee : Banshee aslında bir İrlanda efsanesidir. İskoçya, Avusturalya, ve Amerika’ya yayılmıştır fakat çıkış noktası İrlanda'dır ve diğer ülkelere de İrlandalıların göçleri sebebiyle yayılmıştır.

Banshee’ler İrlanda inançlarında var olan, ölüm haberi veren perilerdir ve onlara dair yazılan ilk yazılar 8.yy’dan kalmadır.
Banshee’ler aslen saf İrlanda kanı taşıyan ailelerin koruyucu perileridir. Ait oldukları aileleri çok sever, birinin öleceğini hissettikleri zaman yas tutmaya, ağıtlar yakmaya, ağlayarak çığlık atmaya başlarlarmış. Onların gece yarısı ölümü yakın olan kişinin odasının pencere altında çığlıklar atarak ağladığı duyulurmuş fakat kimse göremezmiş bu varlıkları. Görülemeyecek kadar şeffaf yada görünmez oldukları üzerine de söylenceler bulunmaktadır.
Sesi duyulduğu zaman bilinirmiş ki o evden biri ölecek. Aynı anda birkaç Banshee’nin çığlık attığı duyulursa, bu, ölecek olan kişinin hatırı sayılır derecede önemli makam ve nüfuz sahibi biri olacağını işaret edermiş.

Banshee’leri görebilen çok azmış. Bu insanların hepsinin söylediği ortak şey ise uzun boylu, zayıf bir kadın görüntüsünde olduğu, saçlarının ayaklarına kadar uzandığı ve yeşil giysi üzerine gri kapüşonlu bir pelerin giydiği imiş.
Burandan hareketle onların Kelt efsanelerindeki ormanın koruyucu perilerine benzediğini ve kökeni olarak bunu gösterebileceğimizi öğreniyoruz.

Anlatıldığına göre Banshee'lerin gözleri ağlamaktan hep kıpkırmızıymış. Zamanın insanlarına gece yarısı birden atılan tiz çığlıklar, ağlama sesleri ve hıçkırıklar duymak çok ürkütücü geliyormuş. Üstüne ölümü haber verdiklerine dair inanışları da eklenince durum daha da endişe verici bir hale bürünüyormuş. Bazı hikayelerde de Banshee’lerin ağlayıp haykırarak aileye birinin öleceğini haber vermelerinin sebebinin aslında o aileyi haberdar etmek, ölüm acısının birden onları şoka uğratmaması için onları buna hazırlamak olduğundan bahsedilir.

Hatta hala İrlanda’nın bazı ufak kasaba ve köylerinde seslerinin duyulduğu, varlıklarını sürdürdüğü söylenir.

Beelzebub : Fazlasıyla farklı ismi olan Beelzebub’a Velzevul yada Beelzebuth da denir. Hristiyan teolojisi dünyaya dair çifte vizyon benimseyerek onu iyi ve kötüye ayırmıştır. Bu da inançların birçoğunda olduğu gibi onunda bir düalizm içerdiğini gösterir. Melekler ve şeytanlar, dinin kökeninde önemli bir rol oynamaktadır. Kutsal yazıya göre, insanlar, onların ruhları ve Dünya'nın kendisi, Tanrı ile onun karşıtı olan Şeytan arasındaki ebedi savaş alanıdır.

Kötülüğün insanların kalbindeki görünümünü bir şekilde açıklamak için Hristiyanlar, düşmüş meleklerin tüm günahlar için suçlanacakları bir teori oluşturdular. Hristiyanlığın fazlaca değiştirilmiş bir inanç olması da bunda etkendir. Zira kimse yaptığı kötülükleri üstlenmek istemez, haliyle bunun için bir günah keçisi seçilmeliydi.
Dünyanın yaratılışının başlangıcında, daha genç Başmelek Lucifer ölümcül günahı, yani gururu yenmeyi başardı. İnsanların sevgiye değmez olduğunu ve yok edilmeleri gerektiğini düşünüyordu. İlk defa cennetten düşen ve Rab'bin elçileri olarak adlandırılmaya değer hale gelen meleklere “iblis” kavramı uygulandı. Başlangıçta, "şeytan" kelimesi evrensel kötülük ve cehennem ile eş anlamlı değildi, bu yüzden sadece düşmüş melek denir.
Beelzebub'da bunlardan biridir fakat onun daha eski bir kökeni vardır. Beelzebub en yüksek rütbeye sahip şeytandır. Genellikle Lucifer'in kendisi ile aynı kefeye konulur. Genellikle Cehennemin İblisi Beelzebub bütün karanlık ordunun lideri olarak algılanır.
Beelzebub adının etimolojisi hala üzerinde durulan bir şeytandır. Eski Slavca'dan çevrilmiş bu isim "şeytan" anlamına gelir. Örnek göstermek gerekirse Slav edebiyatında genel olarak mistisizm ve diğer dünyalar söz konusu olduğunda Beelzebub fazlasıyla geçer.
Beelzebub ismi Büyük Fenike tanrısı Baal'dan gelir. Zira Yahudiliğin ve Hristiyanlığın yaygınlaşmasıyla eski putperest inançların tanrıları da birer kötülük simgesi haline gelmiştir. İsrailliler Beelzebub'un bir iblis olduğundan korkmuyorlardı, eski çizimlerin fotoğrafları onu sinek olarak gösteriyordu.
Belki de Kenan halkı bu görünüşü seçmişti çünkü yüce iblisin adı “Sineklerin Efendisi” olarak tercüme ediliyordu.
Cehennemin iblisi Beelzebub'ın ismi İncil'in çeşitli yerlerinde bulunur. Bulunmalıydı da zira eski inancın tanrısını yeni inancı yaymak da kullanmak iyi bir yoldur.

Kutsal Yazılara göre İsa Mesih'in kendisi iblis Beelzebub'un bir parçasını kendi içinde taşımaktadır. Matta ve Luka İncillerinde Tanrı'nın oğlunun, Karanlık Prens'in gücüyle insanların bedenlerinden şeytanlar çıkardığı söylenir. Hatta şeytan çıkarmada Mecusiler ve bazı toplumlar tarafından cinlerin gücü ile cin çıkarıyor diye alay edilmiştir.

Mesih, Matta İncili'nde, öğrencinin öğretmeninin üstünde olmadığını, hizmetçinin ustasının üstünde olduğunu belirtti. Eğer akıl hocası olarak Beelzebub'un gücünün kaynağı seçildiyse insanlar kötü güçlerin etkisine karşı daha hassas olmalılar.

Griffon (Griffin) : Griffon heykellerinin çoğu onları kuş benzeri pençelerle tasvir ederken, bazı eski resimlerde onların aslanlarınki gibi ön ayakları ve genellikle bir aslanın arka kısımları vardır. Kartal kafasına geleneksel olarak uzun kulaklar verilir. Bunlar bazen aslan kulakları olarak tanımlanır ancak genellikle uzundur ve daha çok bir at kulağına benzer. Bu benzeşmenin kökeninde ise Griffon efsanelerinde onlara binen binicilerin bulunması, yani binek hayvanı olarak görülüyor olmaları yatabilir.

Griffonlar nadiren kanatsız olarak tasvir edilmiştir. Bazen ise kanatsız, kartal başlı bir aslan olarak tanımlandıkları görülür.
15. yüzyılda ve daha sonraki hanedanlık armalarında böyle bir canavara alke veya keythong denmiştir.
Armalar üzerindeki tasvirlerde Griffinler yılan takımyıldızına (Serpens) atıfta bulunur ve Yunanca Ophinicus adından türetilen Opinicus olarak adlandırılırlar. Bu tasvirlerde iki ya da dört ayaklı aslan gövdesi, kartal ya da ejderha başı, kartal kanatları ve deve kuyruğu bulunur.
İran mitolojisinde Griffin Şirdal "Aslan-Kartal" anlamına gelir. Şirdal, MÖ 2. binyılın sonlarından beri İran'ın eski sanatında ortaya çıkmıştır. Şirdallar MÖ 3000 gibi erken bir tarihte Susa'daki silindir mühürler üzerinde görülmektedir. Onlar Demir Çağı'nda İran'ın Kuzey ve Kuzey Batı bölgesi olan Luristan sanatında ve Ahameniş sanatında kullanılan ortak motiflerdir. Ayrıca Griffon figürlerine antik Mısırda da rastlanmıştır.

Sfenks : Sfenks; kafası koç, kuş veya insan, gövdesi ise aslan şeklini almış heykellere verilen isimdir. İlk önce Antik Mısır’da rastlanan Sfenks, antik Yunan mitolojisinde de büyük öneme sahiptir. İsmini de buradan almıştır. Sözcüğün anlamı “yaşayan heykel”dir. Sfenkslerin en tanınmışı Büyük Gize Sfenksi‘dir.
Mısır Sfenksi antik bir efsanevi yaratıktır. Gövdesi uzanan bir aslan ve kafası genellikle bir firavunun kafasının şeklini alır. Aslanlar güneş ile bağlantıları nedeniyle antik Mısırlılar tarafından kutsal görülen hayvanlardandı.
En büyük ve en ünlü olanı Gize platosunda Nil Nehri’nin batı kıyısında bulunan Büyük Gize Sfenksi‘dir. Gize Sfenksi doğuya dönüktür ve pençelerinin arasında bir tapınak yer alır. Aslan gövdeli, insan başlı bu sfenksin uzunluğu 73 metre, yüksekliği 20 metre, yüzünün genişliği ise 5 metredir. Bir adı da ‘Harmakis’ olan sfenks, doğan güneşi ve firavun için yeniden dirilişi temsil eder. Yüzünün doğuya dönük oluşu her sabah doğar doğmaz Güneş Tanrısı RA’yı görmesi içindir.

Antik Yunanda'da sfenks büyük yer kaplar. Özellikle Thebais’in talihsiz kralı Oedipus'un efsanesinde Oedipus, sfenksin bilmecelerini doğru cevaplar ve Thebais’i onun zulmünden kurtarır.

Atlas : Atlas, Iapetus ve Clymene'nin en güçlü oğluydu ve Menoetius, Epimetheus ve Prometheus'un kardeşiydi. Atlas ve Menoetius, Olimposlular Zeus, Poseidon, Hades, Hera, Demeter ve Hestia ile savaştı fakat acı bir hezimete uğradılar. Titanlar'ın yenilgisinden sonra Zeus, Atlas'ı dünyadaki batı kenarına yerleştirerek evrenin sonsuza kadar omuzlarında taşınmasına neden oldu. Daha sonra ise sadece dünyayı omuzlarında tutar şekilde tasvir edildi. Ama tasvir edilenin aksine Atlas dünyayı değil gök kubbeyi yani tanrılar katını omuzlarında taşımaktadır. Bu göreviyle ona tanrı ve insanlar katını ayıran bir duvar gözüyle bakabiliriz.

Hesperides'in Altın Elmalarını toplayacak olan Heracles, Onbirinci Çalışma döneminde Atlas'ı görür. Yolculuğu sırasında Atlas'ın kardeşi Prometheus'u kurtarır. Prometheus, Herakles'e Altın Elmalar'ın nerede olduğunu öğrenebilmesi için Atlas'ı bulması gerektiğini söyledi.
Herakles Atlas'ı buldu; Atlas, Heracles onun için göğü tutabilirse elmaları alacağını söyledi. Herakles göğü tuttu ancak Atlas elmalarla döndükten sonra Herakles'i gökyüzünü kalıcı olarak taşıması için kandırmaya çalışarak elmaları kendisi teslim etmeyi teklif etti. Çünkü yükü bilerek alan herhangi biri onu sonsuza kadar taşımak zorundaydı. Atlas'ın geri dönmek niyetinde olmadığından şüphelenen Herakles, Atlas'ın teklifini kabul ediyormuş gibi yaptı veAtlas'ın birkaç dakikalığına gökyüzünü tekrar almasını, böylece pelerinini omuzlarında dolgu olarak yeniden düzenleyebilmesini istedi. Atlas elmaları yere bırakıp göğü tekrar omuzlarına aldığında Herakles elmaları alıp kaçtı.

Medusa'yı öldüren Perseus bir gün Atlas Krallığı'na gelir ve kendisinin Zeus'un oğlu olduğunu ilan ederek barınak ister. Atlas, Zeus'un bir oğlunun bahçesinden altın elmaları çalması konusunda uyarıda bulunan bir kehanetten korktuğu için Perseus'un teklifini reddeder. Atlas, Perseus tarafından taşa dönüştürülür ve koca bir dağ haline gelir.

10 KELT MİTİ

Yazan: A.Kara
Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,

PERİ
Birçok farklı kültüre ait mitolojide farklı formlarda fideler vardır fakat fideler İrlanda mitolojisinde özel bir önem taşıyorlar. İrlanda'daki peri topluluğunun, Peter Pan’un Tinker Bell’inden çok canlı ve uzak olduğu düşünülmektedir. Kelt mitolojisindeki bir peri dilediği herhangi bir şekli alabilir ve genellikle bir insan formu seçer. Güzel ve güçlü oldukları söylenir ki bu talihsiz bir durumdur çünkü inanışa göre birçok peri onlara yaklaşan fanilere talihsizlik ve kötü şans getirmeye bayılırlar.

Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,


LEPRİKON
Leprikon, muhtemelen İrlanda'daki en yaygın peri tipidir. Orta çağlardan beri cüce cinler İrlanda efsanesinde var olmuştur. Geleneksel olarak, cüce cinler uzun perilerdir ve genellikle yaşlı bir adam olarak insanlara görünür. Çok farklı ve sonradan yaygınlaşan formu ise yeşil takım elbiseli küçük, çocuksu bir peri görünümüdür. Efsaneye göre bu cüce orman cinleri altınları toplamaya bayılırlar ve topladıkları altınları çömleklere doldurup gökkuşağının sonunda saklarlar. İnanışa göre eğer bir insan cüceyi yakalarsa, serbest kalmak için yakalayan kişinin 3 arzusunu yerine getirmelidir.

Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,

FİN MACCOOL
Finn MacCool, birkaç İrlanda efsanesinde görülen mitolojik bir savaşçıdır. Popüler bir hikayede, dünyaya ait tüm bilgilere sahip olan bir somon balığı anlatıyor. Finn bilgiyi kazanmak için bu Somonu yemeye karar veriyor. Yemek pişirirken sıçrayan balık suyu Finn’in parmağını yakıyor. Finn, acıyı durdurmak için başparmağını ağzına sokuyor ve somonun taşıdığı bilgileri anında öğreniyor. O andan itibaren Finn öğrenmek istediği bir bilgi olduğunda baş parmağını emerek ona ulaşıyor.

Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,

3 YAPRAKLI YONCA
Yoncanın üç yeşil yaprağı, İrlanda'nın resmi olmayan sembolüdür. 3 yapraklı yonca İrlanda'nın tarihi kültürlerinin çoğuna anlam katmıştır. Druid'ler bu yoncanın kötülüğü kaldırabilecek kutsal bir bitki olduğuna inanıyordu. Keltler bu bitkinin üç kalp şeklindeki yaprakları nedeniyle mistik özelliklere sahip olduğuna inanıyordu. Keltler için 3 kutsal bir sayıydı. Aynı zamanda bazı Hristiyanlarda 3 yapraklı yoncanın özel bir anlamı olduğuna inanıyordu (Kutsal Üçleme'yi temsil eden üç yaprak).

Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,

AZİZ PATRICK
Çoğu insan için Aziz Patrick, dünyanın dört bir yanındaki barlara iyi, neşeli bir gün ve yeşil bira getirirdi. Gerçekte ise Patrick ölümünden sonra yüzyıllar geçene kadar bir aziz değildi, hatta İrlandalı bile değildi. Patrick, zengin bir ailenin çocuğu olarak İngiltere’de doğmuştu. Çocukluğunda kaçırıldı ve İrlanda'da köle olarak satıldı. Kölelik yıllarında Hristiyanlı dinine geçti ve serbest bırakıldığında hayatının geri kalanını İrlandalılara Hristiyan dinini öğreterek geçirdi. Ama ölümünden kısa bir süre sonra unutuldu. Uzun yıllar geçtikten sonra rahipler onu İrlanda'daki bütün yılanlara karşı savaşıp ülkeden kovan hikayesi ile Aziz Patrick olarak anlatmaya başlamıştı. Fakat bu onun asla yapamayacağı bir şeydi çünkü İrlanda'da hiç yılan olmamıştı.

Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,

LİR'İN ÇOCUKLARI
Lir Çocuklarının hikayesi, İrlanda Mitolojisi döngüsünden gelir. Lir, denizlerin efendisiydi. Bir karısı ve dört çocuğu vardı. Lir'in karısı öldüğünde, karısının kız kardeşi Aoife ile evlendi. Aoife, Lir’in çocuklarını kıskanıyordu ve onlardan kurtulmak istiyordu. Bir gün Aoife çocukları göle götürdü. Yüzerken onlar üzerinde büyü yaptı ve onları kuğulara çevirdi. Büyünün altındaki bu çocuklar bir Hristiyan çan sesi duyana kadar kuğu olarak kalacaklardı. Kuğular gölün içinden nehire doğru yüzerek yıllarca akan suyun sesini beklediler fakat ancak 900 yıl sonra Aziz Patrick İrlanda'ya gelmesi ile bu lanetten kurtulabildiler.

Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,

DAGDA'NIN ARPI
İrlanda mitolojisinde Dagda, büyük ve güzel bir arpı olan önemli bir rahipti. Bir savaş sırasında rakip bir kabile Dagda’nın arpını çaldı ve terkedilmiş bir kaleye götürdü. Dagda kabileyi takip etti ve seslenerek arpını çağırdı. Arp Dagda'ya geldi ve tellerine vurulmaya başlandı. Arp Gözyaşları müziğini salıverdi ve şatodaki herkes ağlamaya başladı. Dagda tellere tekrar vurdu ve arp neşe müziğini çalmaya başlayınca tüm savaşçılar gülmeye tutuldu. Ardından Dagda tellere son kez vurdu ve arp uyku müziğini serbest bıraktı. Bu sayede Dagda büyülü arpı ile sağ salim geri döndü.

Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,

PERİLERİN DEĞİŞTİRDİĞİ ÇOCUK (CHANGELINGS)
Efsaneye göre kadın periler genellikle deforme olmuş çocuklar doğururlardı. Periler görsel olarak hoş bebekleri tercih ettikleri için ölümlü dünyaya girerek sağlıklı bir insan bebeği ile değişecekler ve yerine kendi deforme çocuklarını koyacaklardı. Değiştirilen çocuklar bir insan bebeğine benzese de, aynı duygusal özelliklerin hiçbirini taşımazdı. Bu peri çocukları sadece yaşadıkları evde talihsizlik ya da üzüntü olduğunda mutlu olurlardı. Bu perilerin değiştirdiği çocuk efsanesi yüzyıllar boyunca sürdü.

Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,

POOKALAR
Pookalar fani dünyasında hasara yol açan belirli bir peri türüydü. Pookalar geceleri İrlanda kırsallarında ve deniz kıyısı boyunca ortaya çıkarlardı. İyi bir günde Pookalar çitleri yıkıp hayvanların dağılmasına yol açarak bir çiftlikte yıkıma neden olurdu. Kötü bir günde ise Pookalar çiftlik evinin dışında duracak ve insanlara isimleri ile seslenecekti. Eğer birisi sesi duyup çıkarsa Pookalar onları çok uzaklara taşırdı. Ayrıca İrlanda'dan uzaklaşan gemilerle dalga geçmeyi çok seviyorlardı ve kayalık sahil boyunca görülen birçok gemi enkazından sorumlu tutuldular.

Kelt mitolojisi, mitoloji, din ve mitoloji, İrlanda mitolojisi,Kelt efsaneleri,Peri,Leprikon,Fin McCool,3 Yapraklı yonca,Aziz Patrick,Lir'in çocukları,A,Dagda'nın arpı,Pooka,Ölüm perisi, efsaneler,

ÖLÜM PERİSİ (BANSHEE)
Banshee beraberinde ölüm alameti taşıyan bir kadındı. Ölüm perisi bazen paçavra giymiş yaşlı bir kadın olarak, bazen genç ve güzel bir kız olarak ve bazen kanlı kıyafetleri yıkayan bir kadın olarak görünürdü. Göründüğü zaman korkunç bir şekilde ağlamaya başlar ve ölüm alametini serbest bırakırdı. Bu ağlama onu duyan aileye ölüm getirirdi. İskoçya Kralı 1. James bir ölüm perisi tarafından alamete yakalandığını düşünüyordu. Kısa bir süre sonra, Atholl'un Kontu'nda ölü bulundu.

KELT YARATILIŞ MİTİ

Kelt mitolojisi, Kelt yaratılış miti,Yaratılış mitleri,İnsanın yaratılışı,İnsan yaratılış mitleri,mitoloji,A,Eiocha,Cernunnos,Tanrılar insanı neden yaratıyor?,Kelt efsanesi,Yaratılış efsanesi
Kelt mitolojisi, diğer dinler ve mitolojilerin yaptığı gibi, bir bütün olarak yaratımın tek bir versiyonunu ya da tanımını önermez, fakat bir kaç Kelt efsanesi, cennet ve dünyanın, bu halklar grubunun eski orijinal tanrılar olarak kabul ettiği devler tarafından yaratıldığından bahsetmektedir. Bir başka Kelt efsanesine göre, başlangıçta var olan tanrı, nefesinin çıkardığı melodi ile canlı hayatının varoluşunu sağlamıştır.

Aşağıdaki pasaj, başlangıçta hiçbir şeyin yaşanmadığını, hatta tanrıların bile bulunmadığını, ancak yeryüzü ve denizden oluştuğunu iddia eden bir Kelt mitidir.

"Bir zamanlar, hiçbir zaman yoktu ve o zaman hiçbir tanrı yokken ve hiçbir insan toprağın üzerinde yürümüyordu. Fakat deniz vardı ve deniz karayla buluştuğunda, beyaz deniz köpüğünden olma bir kısrak doğdu. Ve adı Eiocha idi."

Yaratılış devam ediyor. Arazide büyüyen bir meşe ağacından bir bitki filizlendi. Burada Eiocha ilk tanrı Cernunnos'u doğuruyor. Cernunnos, Eiocha ile çiftleşti ve daha çok tanrıya kavuştu; bununla birlikte, tanrılar emredebilecekleri ve onlara ibadet edecek hiç kimseye sahip olmadıkları için yalnız hissettiler, bu yüzden meşe ağacının ahşabından ilk insanı ve kadını ve diğer hayvanları yarattılar. Devler ise, Eiocha'nın suya attığı bir ağacın kabuğundan doğarlar.

Daha spesifik çok fazla şey bulunmaz ve yukarıdaki öykülerin kesin kökenleri bilinmediğinden, orijinal hikayeler mi yoksa ikinci icatlar mı olduğu açık değildir. Çoğu Kelt efsanesi bir zamanlar yazılmak yerine sadece ağızdan aktarılarak korunmuş olduğundan, daha sonraki Hristiyan etkileri onları değiştirmiş veya çarpıtmış olabilir.

Kaynak: April Halloway

Yazan & Çeviren: A.Kara

EPONA

Yazan: Nimrael
Nimrael, mitoloji, din ve mitoloji, Epona, Tanrıça Epona, At ve bereket Tanrıçası, Kelt mitolojisi, Galya tanrıçası Epona, Antik druidler, Roma orduları ve Epona, Keltlerin Tanrıçaları, Galyalılar

Epona, Keltlerin at ve bereket tanrıçasıydı. Tayların, midillilerin ve kısrakların da koruyucu tanrıçasıydı. Diğer bir açıdan ise antik çağlarda önemli olan süvariler ile bağlantılıydı. Adının “büyük at” anlamındaki, Galya dilinde bulunan bir kelimeden geldiği düşünülmektedir. Betimlenmesi ise bir tayın eşlik ettiği, eyerli bir at süren bir kadın şeklindeydi. Bu durum, onun bereket tanrıçası rolünü temsil ediyordu. Epona kültünün yoğun olarak bulunduğu yer Galya'ydı. Bunun dışında Cermenya'da, bazı Balkan bölgelerinde hatta Roma'da bile kültü yayılmıştı. Epona ile ilgili en eski kayıt, Juvenal'in yazdığı "Satires" eserindeki bir kesitte; "... iurat / solam Eponam and facies olida ad praesepia pictas" satırında geçer.

Epona asıl olarak askerler tarafından önem verilen biriydi. Galya, Cermenya ve Balkanlar boyunca o dönemin ordularında sıkça Epona'nın etkisi görülürdü. Roma panteonunda benimsenmişti ve inancı, onu koruyucuları olarak gören Roma süvarileri sayesinde Avrupa genelinde hızla yayıldı. Sonrasında rolü genişledi ve Apuleus’un yazdığı “Metamorphoses” kitabında açıklandığı gibi atlarla çalışan herkesin tanrıçası halini aldı. Bu metinde ayrıca, Epona’nın küçük mabetlerinin, atları korumak için ahırlara ve çiftlik ambarlarına yerleştirildiğine dair ipuçları da bulunmaktadır. Yine de Epona, kültürel ve sosyal bir etkiden ziyade savaşlar, ordu ve süvariler ile daha yakın bir ilişki içinde kaldı. Roma'dan önce bağımsız yaşamış ve bölgenin yerlileri olan Galyalılar, hayatta en önem verdikleri şeylerden biri atlardı. Galyalılar kabile yaşantılarından ötürü tam teşkilatlı bir yapıya sahip değillerdi. Dolayısı ile eski Yunan ve Roma gibi medeniyetlerin kullandığı yol ve ulaşım mimarisi ya yoktu ya da çok gelişmiş değildi. Uzun yolculuklar tabi ki her medeniyette önemliydi ama yollar olmayınca dağa, taşa, çamura ve ormanlara girmek, çok mantıklı değildi. Bu yüzden sadece Galya değil, o çağın pek çok kabileleri için bir at oldukça değerliydi. Epona, Galya boyunca her yerde yüksek etkisi bulunan nadir ilahlardandı.

Ayrıca düzenli ve yapılı dini bir sistem yerine Druidlere bağlı kalan Galyalılar, kurban ayinlerine ve av mevsimlerine önem verirlerdi. Çok rastlanmasa da Epona, bazı avcılar tarafından dini ritüellere konuk olmuştur. Tabi ki dini ritüelleri düzenleyenler Druidlerdi. Adları anılmışken Druidler hakkında kısaca bilgi yazalım;

Antik druidlerin yöntemleri ve uygulamaları hakkında net olarak bilinen az şey vardır. Üst düzey yazarlar bu gizemli adamların sırlarını yazmadıklarını, bunun yerine ilimlerini nesilden nesle sözlü olarak aktardıklarını ifade etmişlerdir. Yazar Diodorus Siculus, druid sisteminde belirli görevler olduğu fikrini ortaya atan ilk kişiydi ve Strabo da bunu üç sınıfa ayırdı: ahlak ilmi üzerinde çalışmış olan “drudai”; tabii dünyanın kahinleri ve uzmanları olan "o'vateis"; son olarak da şair ve aşıklardan oluşan "bardoi". Bardoi veya ozanlar, şiir ve şarkılar ile tarihte yer etmekle hükümlülerdi. Tarihte her zaman savaşçıların cesurca hareketleri kadar tanrıların ve tabii dünyanın ilmi de yer almıştır.

Nimrael, mitoloji, din ve mitoloji, Epona, Tanrıça Epona, At ve bereket Tanrıçası, Kelt mitolojisi, Galya tanrıçası Epona, Antik druidler, Roma orduları ve Epona, Keltlerin Tanrıçaları, Galyalılar

Galyalılar ata önem verdikleri için doğal olarak iyi süvariler kullanırdı. Sezar'ın Galya seferi sırasında Romalıları en çok zorlayan etmenlerinden biri Galya süvarileri oldu. Aslında şaşırtıcı bir durum değildi; Galyalılar genel olarak Roma, Kartaca ve Helen ülkeleri tarafından paralı süvari birlikleri olarak kullanılıyordu zaten. Galya'nın fethi, Roma ordularında Epona kültünün merkezlenmesinin başlangıcı oldu. İmparatorluk döneminde ise aslında Roma'ya ait hiçbir büyük şehirde Epona, resmi bir konumda yer alamadı. Yalnızca oranın halkı -askerler, emekli askerler, çiftçiler gibi kesimler- tarafından tapınıldı.

Epona'nın sanatsal olarak yalnızca resimlerde ya da betimlerde yeri bulunur. Birkaç resim dışında Epona genellikle bir atla birlikte ve güzel kıyafetler ile betimlenir. Bunun dışında ya tek başına ya da bâkire bir tanrıça olarak gösterilir. Epona'nın atlar ile olan betimlemeleri bölgeden bölgeye değişir. Her bölgede farklı atlar bulunduğundan o atın özellikleri her zaman Epona'nın resimlerine ya da betimlemelerine yansıdı.

Birinci temsilî betimlemede Epona, bir kısrağın üzerinde ve bir tay eşliğinde gösterilir. Bu tablo, Ren bölgelerinde ve kuzeydoğu Galya'da bulunuyor. Cenazevî bir sembol olarak da görülebilirken, bazı dikili taşlar ise bir ruhun yeraltı dünyasına olan yolculuğunu anımsatır.

İkinci bir betimlemede ise Epona, etrafı atlarla çevrili vaziyettedir; bazen onları beslerken resmedilir. Bu tür tablolar, ağırlıklı olarak Galya'da bulunur. Burgonya'da ise yarı çıplak bir şekilde atın üstüne yatmış bir pozisyonda resmedildiği tablolar bulunur. Bazen tanrılar, tanrıçalar, köpekler ya da ruhlar eşliğinde resmedilir.