HABERLER
Dini Haber
Kurandaki hatalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kurandaki hatalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İLK ve SON VAHİYLER (!)

Yazan: Serdar Kaangil


İLK ve SON VAHİYLER (!)


İlk Vahiyler
Vahiyden önce Muhammed’in inancının ne olduğu, ibadet edip etmediği belirsizdir. Putperest bir toplum içinde yetişmiş, pagan bir aileye ve çevreye sahip olan Muhammed’in, Allah’ın gönderdiği iddia edilen Tevrat ve İncil’e inanmamış olması, 40 yaşına geldiği halde Musevilik ya da Hristiyanlığı seçmemiş olması onun pagan inançlarını sürdürdüğünü göstermekteyse de kimilerine göre haniflere yakın olduğu öne sürülür.

Bu noktada şu söylenebilir:
İslam ve Kur’an, müslüman olmayanları, kitaplara ve peygamberlere inanmayanları kafirlikle suçladığına göre, Kur’an gelmezden önceki Allah’ın kitaplarına inanmamış olan da kafirdir. Onun Kabeye ve putlara hizmet ettiği, hatta Uzza için kurban kestiği de rivayetler arasındadır. Putperest ayin ve ibadetlerine katılıp katılmadığı, örneğin putperest namazı kılıp kılmadığı konusunda kesin bilgi verilmemiştir.

Muhammed’e gelen ilk surenin Alak olduğunda İslam’da ittifak vardır.
Şimdi Alak suresinin 9 ve 10. ayetlerine bakalım:

E reeytellezî yenhâ. Abden izâ sallâ.

Namaz kıldığında kulunu (bundan) engelleyeni gördün mü?

“Dakika bir, gol bir” derler ya, bu ayet de öyledir.
Daha Cebrail’in ilk sözlerinde Muhammed’in namaz kılarken engellendiği söylenmektedir. Ve ardından da o engelleyenin peygamberin çağrısını reddedip yüz çevirdiği ifade edilmektedir.
(13. Ne dersin engelleyen, Peygamberi yalanlamış ve yüz çevirmişse!?)

Ayete göre, Muhammed’in namaz kıldığı belirtilmektedir.
Bu ne namazıdır?
Putperest namazı ise ne diye engellenmiş olsun?
Hak namazı ise, Muhammed bu namaz için daha önce vahiy mi almıştır?
Hangi salahiyetle çağrıda bulunuyor ve yalanlanıp, reddediliyordur?

Sonraki ayet daha da ilginçtir:

17-18. Artık o yandaşlarını çağırsın. Biz de zebânileri çağıracağız.

“Kimse zebaniler de neyin nesi, kim bunlar?” diye merak edip sormamıştır.
Daha cennetten, cehennemden söz edilmemişken zebani bilinebilir mi?

Bilinirdi. Çünkü putperestlerin bir kesimi cennete, cehenneme inanırdı.
Onlar hurileri de, zebanileri de bilirdi hikayelerden.
Bu terimler onlara hiç de yabancı değildi.

Bu açıdan bakıldığında bir tuhaflık olduğu kesindir.
Ya da ilk gelen sure Alak suresi değildir. Alak’tan önce Muhammed’e görev veren, namazdan, cennetten, cehennemden söz eden bir sure gelmiş olması gerekir. Ama İslam böyle bir sureyi Kur’an’da bulamaz ve Alak suresine karşı bir alternatifi yoktur.

Bu durum karşısında çözüm yolu olarak, Mekki surelerin içinden uygun ayetleri seçip ilk gelen vahiyler olarak sunma yoluna gidilmiştir.
Nuzül sırası diye yapılan listelerin doğruluğu kanıtlanamayıp, sadece içlerinden bazı surelerin nuzül zamanı hakkında hadisler mevcuttur. Hadislerin de hicretten yaklaşık 200-300 yıl sonra yazıldığı dikkate alınırsa bunların doğruluğunu iddia etmek mümkün değildir.

Şimdi sözde nuzül sırasına göre dedikleri ilk vahiylere göz gezdirelim:

Alak 1-5

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.
3. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.
4. O Rab ki kalemle öğretti.
5. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.

Müdessir 1-7

1. Ey bürünüp örtünen,
2. Kalk, bundan böyle uyar.
3. Rabbini tekbir et.
4. Elbiseni temizle.
5. Pislikten uzaklaş.
6. Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.
7. Rabbin için sabret.

Asr 1-2

1.Asra andolsun;
2.Gerçekten insan, ziyandadır.

Zariyat 1-6

1. Tozu dumana katıp savuranlara,
2. Derken, ağır yük taşıyanlara.
3. Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
4. Sonra işi taksim edenlere andolsun.
5. Size va’dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
6. Şüphesiz din de mutlaka gerçekleşecektir.

Tekasür 1-2

1. Çokluk ile böbürlenmeniz, sizi öylesine oyaladı ki;
2. Öyle ki, ziyaret edip kabirleri bile saydınız.

Tur 1-8

1. Tur’a andolsun.
2. Satır (satır) dizili kitaba,
3. Yayılmış ince deri üzerine;
4. Ma’mur eve,
5.Yükseltilmiş tavana,
6. Kabarıp, tutuşan denize,
7. Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir.
8. Onu önleyecek biri yoktur.

Şimdi şu ilk vahiylere bakınca insanın “Bu mu olmalıydı Tanrı’nın insanlara ilk sözleri?” diyesi geliyor.
Kur’an’da inanmayanlara meydan okunur “Hadi benzer bir sure de siz yapın yapabiliyorsanız” diye.
Bu ilk nuzül ayetleri de ortalama bir sure büyüklüğünde sayılır.
Çeşitli surelerden toplama ayetlerle oluşturulan bu surenin çok daha iyisi tek sure olarak yazılamaz mıydı?

Varsayalım ki Kur’an’ın Allah’ı, İsrail’in tanrısıdır aynı zamanda.
Yani, Tevrat’ı, İncil’i gönderen Allah, Muhammed’e de Kur’an’ı göndermiştir.
Peki ama bir insanı elçi olarak seçtiğinde kitabındaki ilk sözleri böyle mi olmalıydı?

Madem ki Tevrat’ın ve İncil’in miadının dolduğunu, yeni bir kitaba ve elçiye gereksinim olduğunu düşünmüş, ilk ayetlerinde bunu ifade etmeliydi.

İlk ayetlerinde şunları açıklamalıydı:
Ey Muhammed! Her şeyin yaratıcısı olan Rabbin seni insanlara ve dünyaya elçi olarak tayin etmiştir.
Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerin öğütlerini dinlemeyen ve doğru yola gelmeyen toplumlara senin vasıtanla son uyarımızı yapacağız. Onlar, gönderdiğimiz kitapları değiştirecek kadar gaflet içindeydiler.
Senin yetiştiğin Kureyş toplumuna da İsmail vasıtasıyla gönderdiğimiz ayetler yok edildi. Rabbine ibadet için babası İbrahim’le birlikte yaptıkları Kabe’yi zaman içinde putlarla doldurdular. Benimle aralarına şefaat için cansız, kudretsiz nesneler koydular. Bunların onlara hiçbir faydası yoktur ve bu yaptıkları şirktir.

Görevin, onları uyarmak ve putlara tapınmaktan onları vazgeçirmektir.
Bu kitaptan önce gönderdiğimiz Tevrat’ı ve İncil’i de değiştirip kendi kafalarına göre tahrif ettiler. Onları da uyar ve Rabbinin Adem’den beri insanları aynı dine çağırdığını, her peygamberin aynı uyarı ve öğütlerde bulunduğunu onlara hatırlat.

Yukarıda yazdıklarım ayet olarak düzenlense en fazla 10 ayet tutar.
10 ayetin içinde, Muhammed’e elçilik görevi veriliyor.
Muhammed’den önce gönderilen kitapların tahrif edildiği açıkça belirtiliyor.
Muhammed’in son peygamber olduğu bildiriliyor.
Kureyş’in daha önce İsmail vasıtasıyla müslüman olduğu ama daha sonra putperestliğe saptığı açıklanıyor.
Putlara tapılmaması, bunun şirk olduğu söyleniyor.
Adem’den beri Allah’ın tek dine çağırdığı, tüm peygamber ve kitapların aynı uyarıda bulunduğu ifade ediliyor.

İslam, ise hala bu konuları tartışıp duruyor. “Öyle miydi, böyle miydi” diye.
10 ayette net olarak açıklanabilecek konular, 6236 ayetlik koca kitapta belirsiz ve tartışmalı olarak yıllardır sürüp gidiyor.

Bir başka nokta ilk indiği iddia edilen sure ve ayetlerde tanrıdan Allah olarak bahsedilmez. En başlarda Rab denir. Sonra Rahman ve Rab birlikte kullanılır. Allah ismi ise 8-9 yıl sonra kullanılmaya başlar. Ve “İster Allah deyin, ister Rahman” denir. Bundan da anlaşılmaktadır ki putperestlerin dinine tavır alan ve ayrı bir yol çizen Muhammed hazretleri topluma inandığı ilahın dışında bir ilah ismi dayatarak muvaffak olamayacağını anlamış ve Allah ismini kabullenerek yeni bir yol haritası çizmiştir.

Son Vahiyler:
Kur’an’ın son ayet ve sureleri konusunda da İslam’da çelişkili iddialar vardır.
Genel görüş ise Son ayetin Maide-3, son surenin ise Nasr suresi olduğudur.Bununla beraber, son surenin Fetih suresi, son ayetin Tevbe suresinin son ayetleri ya da Bakara suresinin son ayetleri olduğu da söylenir.

Şimdi çoğunluğun üzerinde birleştiği son ayete bakalım ne denmiş:

Maide-3: Size şunlar haram kılındı: Ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, boynuzlanmış, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olup da henüz canlı iken kesmedikleriniz, dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız. Bunlar, birer yoldan çıkıştır. Bugün kafirler dininizi söndürebilmekten ümitlerini kestiler; onlardan korkmayın, yalnız benden korkun! İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Her kim aşırı açlık durumunda çaresiz kalır da günaha eğilim maksadı olmaksızın, onlardan yemek zorunda olursa, elbette Allah, bağışlayandır, merhamet sahibidir.

6236 ayetlik ve çoğu tekrarlardan oluşan Kur’an’da boş yer bulunamamış gibi “Bugün dininizi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim” ifadeleri haram hayvanlarla ilgili ayetteki cümleler arasına sıkıştırılmış.

Bu kitabın, bu ayetlerin tanrıdan gönderildiği iddia ediliyor.
Şimdi düşünün ki siz bir kitap yazsanız, Maide-3’deki gibi bir hataya düşer misiniz?
Örneğin sazan balığı avını anlatırken araya İstanbul’un fethini koyar mısınız?
Maide-3’deki hatayı sıradan bir yazar bile yapmaz.

Görüldüğü gibi Kur’an’ın ilk ayetlerinde de, son ayetlerinde de basit bir yazarın dahi yapmayacağı türden hatalar, uygunsuzluklar var.
Bunlara içindeki yüzlerce çelişkiyi, Tevrat’tan alınan hikayeleri ve gereksiz tekrarları kattığımızda mükemmel bir kutsal kitap değil, alalade, düzensiz, karmaşık bir kitap olduğunu görürüz. Böyle bir kitabın Tanrıdan gelmiş olması mümkün değildir.

ALLAH'TAN BAŞKA HÜKÜM VERENLER: AVLİYE VE REDDİYE

Yazan: FileOzof


ALLAH'TAN BAŞKA HÜKÜM VERENLER: AVLİYE VE REDDİYE

Miras ayetleri modernist kesimden bağnaz kesime kadar herkesi uğraştıran ama bir türlü tatmin edici cevaplar alamadığımız bir konudur.
Bazıları avliye ve reddiye ile bazıları da kendince yorumlarıyla bu işten sıyrılmaya çalışıyor. Bir kere dahi "Tanrı yanılabilir mi?" diye sormuyorlar.
Bu yazımda bu iddialara değinecek ve bu iddiaların ne kadar tutarsız ve boş bir çaba olduğunu göstereceğim.

Biliyorsunuz, daha önce miras ayetlerine değinmiştik. Şimdi gelin miras ayetlerine bir kez daha göz atalım. Sizden ricam elinize bir kağıt bir de kalem alın. Hep birlikte bir hesap yapalım. Zira Tanrı yanılır fakat matematik asla.

Unutmadan ilgili ayetleri şuraya bırakalım.

Kur'an/4:11-12
﴾11﴿ Allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder. *İkiden fazla kadın iseler bıraktığının üçte ikisi onlarındır.* (1)Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. *Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır.* (2)  Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuşlarsa anasının hakkı üçte birdir. Ölenin kardeşleri varsa anasının payı, vasiyetten ve borçtan sonra altıda birdir. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş paylardır; şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

﴾12﴿ *Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra,* (3) eşlerinizin, çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. *Çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır.* (4) Eğer bir erkek veya kadının, anası, babası ve çocukları bulunmadığı halde malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, vasiyetten ve borçtan sonra her birinin payı altıda birdir. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. Kimse zarar görmesin; Allah’ın hükmü budur. Allah her şeyi bilendir, hilim sahibidir. [1]

Bugün bir adam ölmüş ve geriye 3 kız evladını annesini ve babasını mirasçı bırakmış olsun.
Adamın geriye 250.000 TL parası ve 10.000 TL borcu kalsın.
Şimdi adım adım işlemlerimizi yapalım.
1-) 3. maddeye göre öncelikli olarak borcunu ödememiz gerekiyor.

250.000-10.000=240.000

2-) 1'inci, 2'nci ve 4'üncü maddelere göre kız çocuklara 2/3, anneye 1/6, babaya 1/6 ve eşe 1/8 verilmesi gerekir.

Mirasın 3'te ikisi 240.000*2/3 işleminden 160.000  TL'dir ve bunun 3 kıza paylaştırılması gerekir.
Mirası anne ve babaya her biri 1/6 alacak şekilde dağıtırsak 240.000*1/6= 40.000 anneye, 240.000*1/6=40.000 babaya vermemiz gerekir.
Son olarak mirasın 1/8'ini ölen erkeğin karısına verirsek 240.000*1/8=30.000 yapar.

3-) Şimdi bölüştürdüğümüz para miktarlarını toplarsak 160.000 + 40.000 + 40.000 + 30.000 = 270.000 yapar. Elimizdeki para her ne olursa olsun eldeki oranlarla dağıtmaya yetmez. Hangi para miktarı ile denerseniz deneyin paylaştırmak istediğimiz miktar elimizdeki paradan fazla çıkar.

Kısacası yerin ve göklerin ve ikisi arasındakilerin sahibinin verdiği oranların dağıtılması, "bir elmanın yarısını Ali'ye yarısından fazlasını ise Ayşe'ye vermek gibi" imkansız ve karmaşık bir durumdur.

Şimdi geçelim Müslümanların argümanlarına.

*...Bu Amerika'yı yeniden keşfettiğini zanneden bilgisiz inkârcıya hemen bildireyim ki, ortaya koyduğu mesele İslâm'ın ilk devrinden beri bilinmektedir; maksat anlaşılmış, çözüm oluşturulmuş, buna göre uygulama yapılmış ve hiçbir mirasçı mahrûm bırakılmamıştır. "Payların mirastan fazla geldiği" ifade ve düşüncesi bilgisiz inkârcıya aittir, doğrusu ise payların, mirastan değil, hesap gereği olarak paydalar eşitlenince paydadan fazla olabildiğidir. Böyle bir "mirasçılar tablosu" karşımıza çıktığında çözüm, paylar toplamının payda olarak alınmasından ibarettir, çok eski zamanlardan beri bilinen bu hesaplama usûlüne "avl" denmektedir...

...Paylar toplamı 27 olduğuna göre payda da 27'ye çıkarılacak, miras 24'e değil, 27'ye bölünecek ve her bir mirasçı, Kur'ân'da belirtilen payını, 27'de 16, 4, 4, 3 olarak (bu oranlarda) alacaktır.* [2]

Bu iddia mal sahibinin yaptığı paylaşımın sanki elinde 213.333 TL varmış gibi davranmasıdır. Şimdi bu olayı detaylıca matematiğe dökelim.

Daha önceki videoda da ifade  ettiğimiz gibi mirasın 1 çıkması gerekirken oranları topladığımızda 1.125 yani 27/24 çıkmıştı.

Avliye yöntemi oran orantı yöntemiyle ifade edilebilir.
Elimizdeki paranın 240.000 TL olduğunu belirterek hesaba başlayalım.
Örneğin ölen kimsenin eşi için 1/8 yani 30.000 TL verilmesi gerekirdi. Avliye uygularsak bu durum
240.000*3/27 den 26.666 TL çıkar. Fakat sorun şu ki 1/8'in genişletilmiş hali olan 3/24, avliye ile 3/27 olmuştur. Bu durum Allah'ın belirttiği kanunlara aykırıdır. Çünkü Allah 1/8' ini vermesini emrederken Sünni İslamcılar, mirasın 3/27'sini yani 1/9'unu vermiştir.
Normal durumlarda yani Avliye'yi gerektirmeyen miras paylaştırmasında Mirası 24/24 olarak alan bu kesim her ne hikmetse şimdide mirası 24/27 olarak almıştır. Hata iddiasına yönelik argümanlarının devamında hala daha yapılan  cehennem tehditleri bu iddiaların içinin ne kadar boş ve Kur'an'a aykırı olduğunun bir göstergesidir.
Eğer hala daha ne demek istediğimi anlamadıysanız şöyle bir benzetme yapayım. Faraza bir senet imzaladık ve ben size elimdeki paranın 1/8 ini vereceğime söz verdim.Daha sonra benim menajerim hemen bir Avliye yöntemi ile 1/8 yerine elimdeki paranın 1/9'unu size verdi. Şimdi soruyorum. Bu benim adıma yapılmış en büyük ortaklık ve iftira değil midir?
Bununla birlikte İslam dünyasında önemli bir yer edinmiş, birçok hadis rivayet etmiş, tefsir ve "İslam hukuku" konusunda otoriter biri kabul edilen[3], Muhammed'in amcasının oğlu İbn Abbas avliye konusunda fikir birliğine varmamıştır.[4]

Kur'an/5:44
﴾44﴿ Kendilerini Allah’a vermiş olan peygamberlerin ve -Allah’ın kitabını korumaları kendilerinden istendiği için- rablerine teslim olmuş zâhidlerin, bilginlerin yahudiler arasında kendisiyle hükmettikleri, içinde hidayet ve aydınlık bulunan Tevrat’ı elbette biz indirdik. Hepsi onun (hak olduğunun) şahitleri idi. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun da âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. [5]

Bu ayet açıkça gösterir ki Allah'ın indirdiği kuralları değiştirenler, onun söylediklerine uymayanlar kâfir olmuştur. Cehennem tehditleri ile bağıranlar yaptıkları işin inkardan da öte bir şirk olduğunun farkına varmalıdır.

Verilen oranların nispi oranlar olduğunu söylemekse trajikomik bir durumdur.
"Nispi oran" savunucuları şu soruları cevaplamak zorundalar.

1-) Bu oranlar birbirine kıyasla verilen oranlarsa Ömer b. Hattab neden sahabeyi bir araya topladı?

2-) İbn Abbas neden Avliye konusunda icma etmedi ve başka bir çözüm yolu aradı?

3-) Nispi oranlar kesirli şekilde verilmez. Nispi oranlarda payların her biri 1 veya 1'in katı olmak zorundadır. Oranlar neden kesirli bir şekilde verildi?

4-) Nispi oranlar için değişen durumlarda değişen oranlar vermeye gerek yoktur. Nispi oranlar verildiğinde her farklı durumda zaten farklı oranlar çıkar. O halde Kur'an neden farklı durumlarda farklı oranlar verme gereği duymuştur?

Bu soruların cevaplanması yeterli olacaktır...
               
Bir diğer iddia ise bunun matematiksel bir zorunluluk olmasıymış. "Değişen durumlar karşısında sabit oranların payı paydasından zaten büyük ya da küçük çıkabilir." [6] şeklinde de ifade ediliyor. İyi de zaten değişen durumlarda oranlar sabit değil ki. Bunun en büyük kanıtı ekranda görmüş olduğunuz koyu renkle yazılı kısımdır. Bu iddiamı yazının son kısmında kendi uydurduğum bir ayetle destekleyeceğim.

(11) Allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder. İkiden fazla kadın iseler bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. *Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuşlarsa anasının hakkı üçte birdir.* Ölenin kardeşleri varsa anasının payı, vasiyetten ve borçtan sonra altıda birdir. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş paylardır; şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Başka bir videoda Reşad Halife'yi Rasul olarak gören Edip Yüksel ise konuyu ilginç olarak bulmuş ve video sahibi önce mirası 1 üzerinden normal bir şekilde hesaplayıp daha sonra kalan para üzerinden hesap yapmış.[7]

Bu paylaşıma yönelik Kur'an'dan getirilen delil ise Nisa suresinin 33. ayetidir.

Nisa Suresi 33. ayet
﴾33﴿ Ana, baba ve akrabanın geride bıraktıklarından her biri için yakın vârisler belirledik. Antlaşma yoluyla yakınlık bağı kurduğunuz kimselere de paylarını verin. Çünkü Allah her şeyi görmektedir.

Bu yaklaşım kadını sözleşmeli işçi gibi göstermektir. Halbuki ayetin yorumuna baktığımızda böyle bir şeyi görmemekteyiz. Dahası ayetin kendisinden böyle bir şeyi, tefsir konusunda hiçbir bilgisi olmayan, okuduğunu anlayan biri bile çıkaramaz.
Ayetle ilgili İbn'i Kesir'in tefsirinden ilgili kısma bakalım.

*Allah Teâlâ : «Yeminlerinizin bağladığı kimselere hisselerini verin.» buyuruyor. Sağlam yeminlerle anlaştığınız (karşılıklı yeminleştiğiniz) kimselere; sağlam, kuvvetli yeminlerinizde va'dettiğiniz gibi mirastan hisselerini verin. Bu söz ve anlaşmalarınızda aranızda şahid Allah'tır. Bu; İslâm'ın başlangıcında vardı (mevcûddu). Sonra neshedildi ve (daha önce) ahitleştikleri kimselere karşı sözlerinde durmaları emredildi. Ancak bu âyetin inmesinden sonra benzer bir anlaşma yapmamaları da emrolundu.* [8]

Görüldüğü gibi bu ayetlerden sadece "Söz verdiğiniz gibi mirası dağıtın anlamı çıkar." ve bu ayet, miras ayetleri ile neshedilmiştir.

Diyelim ki bu ayetten bu tarz bir anlam çıkarmak mümkün olsun. Kız sayısının bir olduğu durumda ise kalan miras üzerinden kıza 1/2, anneye 1/6 ve babaya 1/6 oranında miras dağıtılır. Bu durumda ise oranlar toplamı 5/6 eder. Peki her ikisini birleştirirsek ne olur. 1/8 + 1/2 + 1/6 + 1/6  =23/24
Gördüğünüz gibi bu durumda da mirası tam olarak dağıtmak her iki yöntem içinde imkansızdır. Kalan paraya ne olacağı meçhuldür.

Az önce bahsettiğim "matematiksel zorunluluk" iddiasını çürüten ayet ise şöyledir.
Ayete başlamadan önce belirtmeliyim ki değişen durumlar karşısında sabit oranların hep 1 vermesi imkansızdır. Fakat değişen durumlar karşısında "değişen" oranların hep 1 vermesi imkansız değildir. Nitekim Kur'an'da da değişen oranlar karşısında değişen oranlar verilmiş fakat bu oranlar 1'e ulaşamadığı için hatalı olmuştur. İzah etmeye çalıştığımız şey de budur.

Miras Suresi 1. ayet
Ey akıl sahipleri! Eşiniz varsa çocuklara yarısı düşer. Eşi yoksa çocuklara mirasın 2/3'ü düşer. Eşe ise 1/6 düşer. Ölenin çocuğu varsa geriye bıraktığı maldan ana babasının her birine 6' da 1 pay vardır. Çocuğu yok ana babası varsa anasına 1/3 babasına yarısı düşer. Yalnız ana babası varsa her birine yarısı düşer.  Eğer mirasa varis yoksa sadaka olarak dağıtılır. Yoksullar arasında adaletsizlik yapmaktan sakının. Allah sapmayasınız diye ayetlerini böyle açıklıyor. Şüphesiz ki Allah işitendir, bilendir.

SONUÇ
Miras paylaşımın hatalı olduğu apaçıktır.
Yapılan avliye ve reddiye yöntemi bir şirktir ve Kur'an'a aykırıdır. Nitekim İbn Abbas avliye konusunda icma etmemiştir. Matematiksel bir zorunluluk iddiası da yanlıştır çünkü oranlar sabit değildir. %10'luk kısmı oluşturan Şiirler ise ayeti yanlış yorumlamıştır. Ayeti doğru yorumlasalar dahi kızın 1 olduğu durumlarda miras paylaştırılamaz. Sonuç olarak bütün bunlar bir Tanrı'nın sözleri olamaz. Çünkü bir çelişki 1000 mucizeyi aciz bırakır. Gerçeği görmeniz dileğiyle...

YARATTIĞINI TANIMAYAN ALLAH

Yazan: Kirpi


YARATTIĞINI TANIMAYAN ALLAH


İslamcılar özellikle de modernist İslamcılar çarpıtma yoluyla olsa da sık sık Kur'an'ın bazı ayetlerinin bilimsel olduğunu iddia edip bunları mucize iddiaları ile ortaya atıyorlar. Fakat Kur'an'ın bilimle çelişen ayetlerinden hiç konuşmazlar. Eski yazılarımda Kur'an'ın bilimle çelişen ayetlerinden bir kaçına satır arası olarak değinmiştim fakat şimdi sizlere sunacağım ayet çok enteresan. Enteresan olduğu kadar da bilimle taban tabana zıt.

AHZAB SURESİ 4.AYET

مَا جَعَلَ اللّٰهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ ف۪ي جَوْفِه۪ۚ وَمَا جَعَلَ اَزْوَاجَكُمُ الّٰٓئ۪ تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ اُمَّهَاتِكُمْۚ وَمَا جَعَلَ اَدْعِيَٓاءَكُمْ اَبْنَٓاءَكُمْۜ ذٰلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِاَفْوَاهِكُمْۜ وَاللّٰهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّب۪يلَ

Allah bir kişinin göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır, annelerinize benzeterek haram olsun dediğiniz eşlerinizi anneleriniz kılmamış, evlâtlıklarınızı da gerçek oğullarınız yapmamıştır. Bunlar sizin kendi iddianızdır; hak ve hakikati Allah söyler, doğru yolu da O gösterir.

Ayette açık bir şekilde Allah'ın insanın göğüs boşluğuna iki kalp koymadığı yazılmış. Nitekim ayette yazılı olan sözlerin Arapça'sını tek tek ele aldığımızda da bunu açıkça görüyoruz.
İki kalp قَلْبَيْنِ (kalbeyni)
(göğüs) boşluğunda جَوْفِهِ (cevfihi)

GEORGE LIPPERT

Yeryüzünde iki kalpli doğan yani iki kalple yaşayan insanlar olmuştur. Onlardan en ünlüsü George Lippert'dır. George 1844 yılında Almanya'da iki kalpli ve üç bacaklı olarak doğuyor.[1] İlginç görünümünden dolayı ünlü Amerikalı şovmen için yaklaşık olarak 50 sene çalışmıştır. Ölümünden sonra yapılan otopsi sonucu Lippert'ın doğuştan iki kalbinin olduğu ortaya çıkmıştır. Yaşamı boyunca her iki kalbi çalışır vaziyetteydi. Tüberküloz hastalığına tutulduktan sonra ölümüne yakın zamanlarda ikinci kalbi durmuş fakat bir hafta daha yaşamayı başarmıştı. Nihayetinde 28 Temmuz 1906 yılında hayatını kaybetti.

Ahzab 4 de gördüğünüz gibi Allah insanlarda yalnızca bir kalp yarattığını iddia ediyor fakat iki kalpli insanlarda mevcut. Peki bu insanları hangi Tanrı yaratmış? İşin komik tarafı İslamcılar bu kişinin varlığından haber olduktan sonra yine yalanlar üretmeye başladılar. Her zamanki gibi kendini doğru düzgün ifade edemeyen Allah'ın yanlışlarını düzeltmeye başladılar ve "Ahzab suresi 4. ayette böyle yazılmış ama Allah öyle demek istememiş" demeye başladılar. Bunun sonrasında ayeti farklı şekilde çevirerek değişik tefsir etmeye başladılar. Bakalım Diyanet İşleri konuyla ilgili olarak yeni çevirisinde ne demiş:
Kalp, mecazi olarak duygu ve düşünce merkezi anlamında da kullanılmaktadır. Gelecek âyetlerde bazı Câhiliye âdetleriyle münafıklardan söz edileceği, bu âdetlerin fıtrata ve gerçekliğe ters düştüğü, bir kimsenin iki tanrısı ve iki dini olamayacağı ifade edileceği için bunlara bir giriş ve dayanak olmak üzere vecize değerindeki şu cümleye yer verilmiştir: “Allah bir kişinin göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır.” Evet Allah insanda tek kişilik, tek vicdan ve tek akıl yaratmıştır. [2]

Diyanet İşleri Ahzab suresinin ilgili ayetinde Allah'ın kendisini doğru ifade edemediğini iddia ederek orada bahsi geçen "iki kalp yaratmamıştır" sözünün mecaz olduğunu ve tek kişilik, tek vicdan ve tek akıl anlamında kullanıldığını söylüyor. Fakat bir sorun var. Dünyada bir kaç kişiliğe sahip insanlar da mevcut.

Çoklu Kişilik Bozukluğu [3]

Çoklu kişilik bozukluğu belirtileri hasta kişilerde kendilerinin değil de başkalarının gözlemleyebileceği belirtilerdir.
Bu hastalığa sahip olan kişiler genellikle hastalığın farkında olmaz. Her kişiliği kendi gerçek kişiliği gibi yaşarlar. Çoklu kişilik bozukluğu belirtileri nelerdir şu şekilde sıralanabilir;
  • Farkı kimliklerin varlığı,
  • Davranışların farklı kimlikler tarafından belirlenmesi,
  • Anılar ve davranışlar arasındaki bağlantı kopukluğu,
  • Flash-backler yaşanması,
  • Davranış ve konuşmaların hatırlanmaması,
  • Aşırı uyarılmış, tetikte olma,
  • Uyku sorunları,
  • Baş ağrısı, mide ağrısı gibi bedensel yakınmalar,
  • Yeme bozuklukları,
  • İntihar girişimi,
  • Mutsuzluk keyiflik gibi depresif belirtiler, şeklinde olabilir.

Çift Kişilik Hastalığı Nedir?
Bilincin yeni oluştuğu çocukluk dönemlerinde yaşanan bir travma nedeniyle oluşan çift kişilik bozukluğu kişinin birden fazla kimliğe sahip olması durumudur. Çift kişilik tanısının konması için çift kişilik testleri ve farklı yöntemlerle hastanın incelenmesi gerekir.

Gördüyünüz gibi hem ayetin gerçek anlamı hem de sonradan çarpıtılmış hali bilimsel gerçekliklerle çürütülmüş oluyor. Her şeyi yaratan Allah'ın bunun gibi şeylerden haberinin olmaması çok komiktir. Komik olmasının yanı sıra, insanların daha iki kalpli insanların var olabileceğini bile bilmeyen Allah'a inanıyor olması da çok üzücüdür..

HARUN VE MUSA, İSA'NIN DAYILARI MI?

Yazan: Generalfeldmarschall


HARUN VE MUSA, İSA'NIN DAYILARI MI?


Nisa Suresi (82) Kur’an’ı inceleyip düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı!

İslam dininin kutsal kitabı olan ve Müslümanlarca Allah tarafından indirildiğine inanılan Kur’an’da, Nisa Suresi 82. ayetinin iddia ettiğinin aksine birçok çelişki ve tutarsızlık bulunmaktadır. Tek bir çelişki bile bir kitabın, her şeye kadir Tanrı’nın kelamı olamayacağına delildir.

Kur’an’da Tevrat ve İncil’den çokça alıntı bulunmaktadır. Bunlardan bazıları karışık bazıları detaysızdır. Kur’an’da anlatılan hikayelerin çoğunda belirsizlik ve eksiklik vardır. Mesela Adem’in eşi Havva ve oğulları Habil ile Kabil’in ismi geçmez. Müslümanlar, bunları Yahudi kaynaklarından öğrenmiştir. Ayrıca Kur’an’da sürekli eleştirelen, hatta helak edildiği söylenen firavunun ismi verilmez. Örneğin Yunus Suresi (90) ayetinde “Derken İsrâiloğulları’nı denizin öteki yakasına geçirdik. Firavun ve ordusu da haksız yere onlara saldırmak üzere peşlerine düşmüştü. Sonunda Firavun boğulmak üzereyken şöyle dedi: "Elhak inandım ki, İsrâiloğulları’nın iman ettiğinden başka tanrı yokmuş! Ben de artık kendini O’na teslim edenlerden biriyim." Burada anlatılan firavun kim olduğu ne zaman yaşadığı bilinmez. Kur’an’da bu ve benzeri birçok belirsizlik vardır bunlardan bir tanesi de Zülkarneyn’dir. Gerçek adı, ne zaman yaşadığı hatta nerede yaşadığı anlatılmaz. Tam bir belirsizlik hakimdir.

Her şeye gücü yeten, kusursuz bir Tanrı’nın sözleri de kusursuz olmalıdır. Fakat kutsal kitaplar çelişkilerle doludur. Burada yalnızca İslam’ın ve Kur’an’ın değil diğer bütün dinlerin ve kitapların hepsinin birbirlerinin kopyası ve devamı olduğuna ve tamamının insan ürünü olduğuna örnekler vereceğiz. Tanrı tarafından indirildiği iddia edilen Kur’an da, kendisinden öncekilerden etkilenerek kaleme alınmıştır. Kur’an, Tevrat ve İncil’in çok basit ve içeriği son derece sıradan bir kopyasıdır. Yahudi ve Hristiyanlar’a ait figürler Kur’an’a aktarılırken bazı yanlışlıklar olmuştur. Bu düşüncemizi doğrulayan en önemli ayrıntılardan bir tanesi Meryem Suresi’dir. Meryem Suresi’nin 28. ayetinde, bu ayeti yazan kişi Harun ve Musa’nın ablası olan Miryam ile İsa’nın annesi olan Meryem’i karıştırmıştır. Musa ve Harun’un Miryam yani Meryem adlı ablaları bulunmaktadır. Miryam Yahudilerce az sayıda kadın peygamberden biri olarak bilinmektedir. Musa, Harun ve Miryam’ın babalarının adı İmran -Yahudilerce Amram olarak bilinir-annelerinin adı da Yochebed’dir. Tevrat’ta Miryam’dan sıkça bahsedilmektedir. Çıkış 15:20’de kendisinden “Harun'un kızkardeşi Peygamber Miryam tefini eline aldı, bütün kadınlar teflerle, oynayarak onu izlediler." şeklinde bahsedilir. Tevrat’ın bu ve bunun gibi birçok yerinde kendisinden sıkça söz edilir. Hatta Miryam’ın kardeşi Musa’nın denizi yarma hikayesiyle ilgili ‘Deniz Ezgisi’ şiiri bile vardır. Miryam’ın bu şiiri Eski Ahit’in Çıkış kitabının 20 ve 21. bablarında geçmektedir. Bu şiir Yahudi ve Hristiyan dualarında bile kendine yer bulmuştur. Miryam Yahudilerce o kadar önemli bir kişi olarak bilinir ki, günümüzde bile İsrailli feministlerice son derece popüler bir sembol olarak anılmaktadır.

Kur’an’da Miryam’dan isim verilmeden Kasas Suresi 11. ayette “Mûsâ’nın ablasına, "Onu izle" dedi. O da ötekiler farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.” diye bahsedilir. Dolayısıyla Miryam buraya kadar Musa ve Harun’un kardeşi İmran’ın da kızıdır.

Konuyu araştırırken Sorularla İslamiyet adlı sitede Miryam’ın yani Harun ile Musa’nın ablalarının adının ‘Kelseme’ ve ‘Gülsüm’ olarak hadislerde rivayet edildiğini okudum. Bu siteye göre Maverdi’nin Dahhak’tan yaptığı rivayete göre ismi ‘Kelseme’ dir. es-Süheylinin yaptığı rivayete göre de‘Gülsüm’dür. Es Süheyli bunu Zübeyr bin Bekkar’dan rivayet etmiştir. Bu hadise göre Muhammed Hatice’ye şöyle demiştir: “Yüce Allah'ın cennette bana seninle birlikte İmran kızı Meryem'i, Musa'nın kızkardeşi Gülsüm'ü ve Firavun'un hanımı Asiye'yi de eş vereceğini biliyor musun?"
(Kurtubi, Ahkam, Kasas Suresi 28/12. ayetin tefsiri)

Bu sitenin ve diğer İslamcılar’ın hadislere dayanarak düzeltmeye çalıştığı bu yanlışlığı daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdikleri açıktır. Kur’an’da kimin kızı, kimin kardeşi olduğu belli olmayan Meryemler’den sonra bu sefer de hadislerle “Gülsüm” karakteri ortaya çıkarılmıştır. Bu, İslamcıların her fırsatta yaptığı tipik bir kafa karıştırma ve işin içinden sıyrılma çabasından başka bir şey değildir.

Meryem Suresi 28. ayette çok açık ki Yoakim (Joachim) ve Hanna’nın kızı olan yani İsa’nın annesi Meryem’den bahsedilir. Bu ayette Meryem’e İsa’yı doğurup kalabalığın arasına karışınca Yahudiler’in kendisinin evlilik dışı çocuk yapmasına binaen “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam, annen de iffetsiz değildi." şeklinde hitap ettiği yazılır. Dahası Al-i İmran suresinin 33,34,35 ve 36. ayetlerinde ise İsa’nın annesi olan Meryem; Musa, Harun ve Miryam’ın babası olan İmran’ın kızı olmuştur.

“33,34. Şüphesiz Allah, Âdem'i, Nûh'u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

35. Hani, İmran'ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti.

36. Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir. "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum."

Buradan mantıken Harun ve Musa’nın Meryem’in kardeşleri yani İsa’nın öz dayıları sonucu çıkıyor. Halbuki Harun,Musa’yla İsa ya da iki Meryem arasında bin yıldan fazla bir süre vardır.

İslami çevreler Meryem Suresi 28. ayeti ve Al-i İmran Suresi’ndeki yanlışın üstünü örtmek için çeşitli entrikalar ve kelime oyunları oynamaktadırlar. Kimisi İsa’nın annesi olan Meryem’in de Harun adlı bir abisinin olduğu hatta babasının adının Joachim (Yoakim) değil İmran olduğunu iddia ederler. Bu iddiayı savunan en bilindik kişilerden biri Zemahşeri’dir. El-Keşşaf adlı tefsir kitabında Zemahşeri, Harun,Musa ve Miryam’ın babalarının adının İmran bin Yashur’ İsa’nın annesi olan Meryem’in babasının ise İmran bin Masan olduğunu iddia etmektedir. Kurtubi ise el-Cami’li-Ahkami’l Kur’an adlı tefsir kitabında benzer görüşleri aktarmakla beraber çeşitli tahminler yürütmektedir. Biz burada bu tahminleri irdeleyeceğiz. Kurtubi’nin tahminleri şunlardır;

1.) İsa’nın annesi olan Meryem’in Harun adlı abisi olup kendisi Yahudiler arasında son derece saygın biri olduğu için Yahudiler’in Meryem’e zinayı yakıştıramadıklarından dolayı böyle söylemiş olabileceğidir. Burada bahsedilen “Harun” Musa’nın kardeşi Harun olmayıp uydurma ve tahmini bir “Harun” dur. Böyle bir kişinin yaşadığına dair en ufak bir kanıt yoktur ve tamamen uydurmadır. Ayrıca Kurtubi’nin hesaba katmadığı şey ise bilindiği gibi Meryemin yaşlı ve kısır olan annesi Hanne çocuk sahibi olamamış ve bir çocuğu olduğu taktirde onu tapınağa adayacağına söz vermiştir ve çok açık ki İsa’nın annesi olan Meryem’in kardeşi yoktur. Babası ise Meryem doğmadan ölmüştür.

2.) Meryem İsa’yı doğurmadan önce Yahudilerce çok ahlaklı ve mümin bir kadın olarak bilinirdi. Ahlak ve iman bakımından peygamber Harun’la eşdeğer görülür ve ve onun gibi ibadet eden manasına gelen ‘Harun’nun kardeşi’ diye hitap edilirdi. Bu doğum olayına şaşıran Yahudilerin kendisine ‘ey Harun’un kızkardeşi diye hitap etmişlerdir. Fakat bu iddia da tutmamıştır. Neden Adem, İbrahim, İshak, Yakup, Yusuf değil de Harun’un kardeşi. Hatta Yahya’nın kardeşi denilmesi bile kabul edilebilirdi. Nihayetinde Meryem ve Yahya teyze çocuklarıdır. Aynı zamanda çağdaştırlar ve bu en ufak bir kuşkuya mahal vermezdi. Bula bula benzetecek Harun’u mu buldular diye söylemeden edemiyoruz.

3.) Meryem Harun’un soyundan geldiği için dolayısıyla Harun’a nispet edilmiştir. Bu yüzden Kur’an’da kendisine ‘ey Harun’un kızkardeşi diye hitap edilmiştir. Fakat bu iddia da son derece komiktir. Dünyada hiçbir kültürde bir kişi kendisinden onlarca kuşak önce yaşayan atasına kardeş olarak nispet edilmemiştir. Kur’an’ın Allahı’nın böyle bir düşüncesi olsaydı ey Harun’un kızı diye hitap ederdi kardeşi değil.

4.) Son iddia ise o zamanlar Harun adında çok salih bir kişinin olduğu ve Meryem’in ona benzetilmesi sebebiyle böyle hitap edildiğidir. Bu iddia da gerçek dışıdır. O zamanda böyle bir isim yaşamış olsa mutlaka Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında geçerdi. Üstelik Kurtubi’nin bu tahminleri bir iddia ve varsayım olmaktan öteye gidememiştir. Ne var ki İslam dünyası bu ayet söz konusu olduğunda Kurtubi ve Zemahşeri’nin tefsirlerinden örnek verirler fakat bu anlatılanların hiçbiri gerçeklikle örtüşmemektedir.

Kur’an’da böyle birtakım çelişkiler söz konusu olunca Müslümanlar her zaman yaptıkları gibi bu ayetleri evirip çevirip şu manaya gelmiyor da bu manaya geliyor diye kıvırmaktan, Allah şöyle değil de böyle demek istemiş deyip kendi taptıklarının net sözlerini açıkça düzenleme, hizaya koyma yoluna gitmişlerdir. Peki soruyoruz Kur’an’ın Allah’ı neden bu kadar çelişkiye olanak sağlamış. Neden her şeyi net bir şekilde anlatmamış. Siz İslamcılar bunu yaparken, size apaçık Kur’an indirdik diyen ayetler havada kalmıyor mu?

İslamcı çevreler ne derse desin Meryem suresi 28. ayeti çok açık bir çelişki ve yanılgıdır. Bu ayet bile başlı başına Kur’an’nın tanrı kelamı olamayacağına ve Muhammed ya da kendisinden sonra gelenler tarafından yazıldığına yani insan eseri olduğuna delildir. Esenlikler dilerim..........

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |3

Yazan: The Guiding
din, islamiyet, Guiding, İslam dininde cevapsız kalan sorular, Kurandaki çelişkiler, İslamda fidye, Fidye ayeti, Kafirlerle savaşa girdiğinizde, Kurandaki hatalar,

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |3

12) İbni Abbas’tan rivayet edilen bir hadise göre; Bedir esirleri ile ilgili Muhammed, Ebubekir ve Ömer ile istişare ediyor. Ömer: “Hepsini kılıçtan geçirelim”, Ebubekir ise; “Bu esirlerden fidye alıp serbest bırakalım” diyor. Neticede Ebubekir’in görüşü benimseniyor. Ancak Ömer’in görüşü kabul edilmediği için Muhammed’in kendi içinde rahatsızlık duyduğunu anlıyoruz. Çünkü Ömer söylediğini yaptıran bir kişiliğe sahipti. Sonuçta Enfal Suresinin 67. ve 68. Ayetleri iniyor: (1)
“O yerde gerekli temizliği yapıp hâkimiyetini kuruncaya kadar bir peygamberin esirlerinin olması uygun değildir. Siz geçici dünya varlığını istiyorsunuz, oysa Allah Ahireti istiyor; Allah izzet ve hikmet sahibidir. Allah’ın daha önceden yazılmış bir hükmü olmasaydı elde ettiğiniz menfaat sebebiyle size büyük bir azap dokunurdu.”
a) Bedir ilk yapılan savaştı ardından Uhud, Hendek, Huneyn savaşları gerçekleşti ve Taif seferi düzenlendi. Bu savaşlarda alınan esirlere ne oldu? Mesela Taif seferinde ele geçirilen 6000 esire (2) ne oldu? Bu savaşlarda ele geçirilen köle ve cariyeler serbest bırakıldılar mı? Yoksa  esir olarak tutulmayıp köleleştirilerek, bir kısmı satılıp bir kısmı da askerler arasında mı paylaşıldı?

b) Madem ki ayet fidye alınmasını yasaklıyor, alınan fidyeler neden geri verilmiyor? O para neden kullanılıyor? Ey peygamber! Elinizdeki esirlere şöyle de: "Eğer Allah sizin kalplerinizde bir düzelme görürse sizden alınandan daha iyisini size verir ve sizi bağışlar." Allah engin rahmet ve mağfiret sahibidir.” (Enfal Suresi-70) ayeti ile esirlerin kalplerini düzeltmeleri karşılığında; ‘Sizden aldıklarımızı size Allah verir’ demek durumu kurtarıyor mu? Azarlanan Muhammed, fidyeyi harcayan Muhammed, kalplerini düzeltmek zorunda olanlar  ve bağışlanacak durumda olanlar esirler. Bu nasıl bir adalet?

c) Esirleri fidye karşılığı serbest bırakmak mı daha insani, yoksa onları kılıçtan geçirmek mi? Merhamet sahibi bir yaratıcıya ve rahmet peygamberine yakışan bu mu ki Ömer’in görüşü isabetli kabul ediliyor?

d) “Kâfirlerle savaşa girdiğinizde hemen öldürücü darbeyi vurun, nihayet onları çökertince esirleri sağlam bağlayın (kaçmamaları için tedbir alın). Sonra ya karşılıksız bırakırsınız yahut bedel alarak; ta ki savaş ağır yüklerini indirsin (sona ersin). İşte böyle; Allah dileseydi onları bizzat cezalandırırdı, fakat sizleri birbirinizle denemek istiyor. Allah, yolunda öldürülenlerin amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.” (Muhammed Suresi-4)
Gaybı (3) ve insanın gizledikleri ile kalplerinden geçirdiklerini bilen Allah (4) ; yukarıdaki ayete göre, insanları birbirleriyle çarpıştırarak mı denemek istiyor? Geleceği ancak böyle  bilebileceğini itiraf mı ediyor? Ayrıca bu ayet yukarıda esir almayı yasaklayan ayet ile çelişip, esir almayı meşru görüyor ve  esirleri fidye karşılığı ya da bedelsiz serbest bırakabilirsiniz  diyor. Ve böylece kullarına serbestlik tanıyor. Allah bir ayetinde ‘esir almak size yakışmaz’ deyip kınadıktan sonra bundan  vazgeçip izin mi veriyor?
13) Kuran, Muhammed’in son peygamber olduğunu, herhangi birisinin babası olmadığını ancak peygamberin eşlerinin müminlerin anneleri olduğunu  söyler.
“Muhammed içinizden hiçbir erkeğin babası değildir, fakat o Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilmektedir.” (Ahzab Suresi-40)
“Peygamber müminlere kendilerinden daha yakındır, eşleri de onların anneleridir. Aralarında kan bağı bulunanlar Allah’ın kitabında (mirasçılık bakımından) birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; dostlarınıza lütufta bulunmanız başkadır. Bu hüküm kitapta kayıt altına alınmıştır.” (Ahzab Suresi-6)

a) Peygamberin eşleri müminlerin anneleri sayılıyorsa;  peygamberin kendisinin de ümmetin babası sayılması gerekmez mi? Yoksa bu ayeti Muhammed, kendisine azatlık kölesinin eşi (Gelini sayılabilecek biri)  helal olsun diye mi getirmiştir? Yani Muhammed Zeyd’e bir anlamda: “Senin eski eşin artık annen sayılır, saygıda kusur etme!” mi demek istemektedir? Ayrıca mümin erkeklerden eşlerini korumaya mı çalışmıştır?

b) Zeyd, Zeynep ile evlenirken Allah Muhammed’e ayetini gönderip : “Bu evliliğe müsaade etme, yakında o senin eşin olacak” diyemez miydi? Ya da  Muhammed, Ahzab Suresi-37.ayetin içeriğinden (5)  anlaşıldığı üzere geleceği biliyorsa, içinde ortaya çıkacak bir gerçeği saklayarak nasıl peygamberlik görevini yapmış oluyor? Peygamberlik görevi ile ilgili: “Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız.”  (Hakka Suresi-44-47) ve
 “Allah’ın, kendisi için takdir ve emrettiği bir şeyi yerine getirme hususunda peygamber için bir sıkıntı ve sakınca olamaz. Allah’ın hükmü değişmez kaderdir. Daha önce gelip geçen, Allah’ın vahyini insanlara ulaştıran, O’ndan çekinen, Allah’tan başka hiçbir kimseden çekinmeyen peygamberler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Hesap sorucu olarak Allah kâfidir” (Ahzab Suresi-39) ayetini ya da;
Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzularına uyma, Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamaları için onlardan sakın (diye onu indirdik). Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah, (öyle istedikleri, bunu hak ettikleri için) onların bazı günahları sebebiyle başlarına bir belâ getirmek istiyordur. İnsanların birçoğu gerçekten Allah’ın yolundan çıkmışlardır.” (Maide Suresi-49)  ayetlerini ve bunun gibi pek çok ayeti (6) nereye koyacağız? 
c) “Muhammed içinizden hiçbir erkeğin babası değildir, fakat o Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilmektedir.” (Ahzab Suresi-40)  Bu sure, Hicretin 5.yılında, yani Muhammed Medine’de iken, ölümünden  5 yıl önce 90. olarak inen! bir suredir. (7) Yani bu ayetin peygamberliğinin 17.yılında indiği anlaşılıyor. Düşünün ki birinin son peygamber olduğunu, onu gönderen Allah 17 yıl sonra kullarına bildiriyor. Allah mı umursamamış bu önemli detayı;  yoksa Muhammed mi söylemeyi unutmuş?
d) Muhammed peygamberlerin sonuncusu olarak Müslüman ise; Kur’anda adı geçen peygamberlerin Müslüman oluşlarını nasıl izah edeceğiz?
“De ki: "Gökleri ve yeri yoktan var eden, yediren ama yedirilmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim?" De ki: "Bana Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma (denildi)." (Enam Suresi-14)  

“O’nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.
(Enam Suresi-163)

"Ve bana Müslümanların ilki olmam emredildi."
(Zümer Suresi-12)

Yukarıdaki ayetler, Muhammed’in  ilk Müslüman olduğunu belirtir ama bunlar hükümsüzdür. Çünkü aşağıdaki ayetler bunun aksini söylemektedir.

“Mûsâ da bayılıp düştü. Kendine gelince dedi ki: "Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tövbe ettim; ben inananların ilkiyim." dedi. (Araf suresi-143)

Yukarıdaki ayet, Musa‘nın ilk Müslüman olduğunu belirten ayettir ve o da hükümsüzdür. Çünkü aşağıdaki ayet de bunun aksini söylemektedir.

“Îsâ onlardaki inkârcılığı sezince, "Allah’a giden yolda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?" diye sordu. Havâriler, "Allah'ın yardımcıları biziz; Allah’a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız." (Ali İmran Suresi-52)

Yukarıdaki ayet ise, İsa‘nın ilk Müslüman olduğunu belirten ayettir ve o da hükümsüzdür. Çünkü
onları hükümsüz kılan 2 ayet ise şunlardır:

“İbrâhim ne Yahudi ne Hıristiyan idi; bilâkis o hanîf bir Müslümandı; müşriklerden de değildi. (Ali İmran Suresi-67)
Allah yolunda, gerektiği gibi cihad edin. Sizi O seçti ve size din konusunda hiçbir güçlük yüklemedi; ceddiniz İbrâhim’in dininde olduğu gibi. O size hem daha önce hem de bu Kur’an’da "Müslümanlar" adını verdi ki peygamber size şahitlik etsin, siz de insanlara şahitlik edesiniz. Haydi namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. Sizin mevlânız O’dur. O ne güzel mevlâdır ve ne iyi yardımcıdır.” (Hac Suresi-78)
İbrahim, Muhammed’den de, Musa’dan da önce yaşadığına göre Müslümanlığı onlardan öncedir. Adem, İdris, Nuh gibi İbrahim’den önce yaşamış olan peygamberlerin Müslümanlık sırasının ise Kur’an’da hesaba katılmadığını görüyoruz. 
e) Kur’an’da Muhammed’den önce gelen peygamberlerin halklarının, inanmadıkları için helak edildiklerini görüyoruz. Bunlar Kur’an’da özetle şu şekilde geçmektedir.
Yunus-13 (Yalanlayıp zulmettikleri vakit helak ettik)
Hac-45 (Nitekim zulme dalmışken helâk ettiğimiz nice beldeler var...)
Araf-96 (Kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik)
Araf-182 (Biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz)
Rad-11 (Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez.)
Enbiya-11 (Biz zulmetmekte olan nice memleket halkını kırıp geçirdik)
Enam-6 (Onlardan (Mekke halkından) önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi?)
Enam-44 (Onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar)
Ankebut-14 (Onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi)
Nuh-25 (Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular..)
Fussilet-16 (..Üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik…)
Ankebut-38 (Ad ve Semûd kavimlerini de helak ettik)
Şems-14 (Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları helak etti) Semud Kavminden bahsediliyor.
Ankebut-33-34 (..Fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz..) Lut Kavminden bahsediliyor.
Şuara-65-66 (Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Sonra ötekileri suda boğduk)
Hac-42-44 (Ben ise o inkârcılara biraz süre tanıdım ve sonra onları kıskıvrak yakaladım. Hadlerini bildirişim nasıldı bir bilsen!) Nuh, Ad, Semud, İbrahim, Lut milleti Medyen halkından bahsediliyor.
Fussilet-13 (..Sizi, Âd ve Semûd’un başına düşen yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyarıyorum.)
Furkan-37 (Peygamberleri yalancı saymaları üzerine Nûh kavmini de sulara gömdük)
Furkan-38 (Âd’ı, Semûd’u, Res halkını, bunlar arasında daha birçok nesli de (cezalandırdık).
Muhammed-13 (Seni dışarı çıkaran şehrinden daha güçlü nice şehri helâk ettik)
Ahkaf-24-25 (Sonunda sadece evlerinin kalıntılarının görüldüğü bir hale geldiler. Günaha batıp kalmış bir topluluğu işte böyle cezalandırırız.)
Ahkaf-27 (Çevrenizdeki nice şehirleri helâk ettik, belki dönerler diye uyarıcı işaretler de vermiştik.)
İsra-16 (...Sonuçta o ülke helâke müstahak olur, biz de oranın altını üstüne getiririz.)

Aşağıdaki ayette ise; Levh-i Mahfuzda Allah’ın günah işleyen ne kadar ülke varsa onların hepsini azaba uğratacağının yazılı olduğu, yani Allah’ın önceden belirlemiş olduğu bir kanununun olduğu bildirilmiştir. Ancak çocuklarını toprağa gömen, her türlü caniliği yapmaktan çekinmeyen, puta tapan ve Müslüman olmayan bir toplumun  diğer ümmetler gibi helak olmadığını, inanmayanların cezasını Muhammed’in -Sözde Allah’ın emriyle- kendisinin verdiğini görüyoruz. Muhammed bu ayetin gereği olarak çetin bir azabın geleceği ya da inanmayanların helak olacakları günü neden beklemedi? Bununla insanları neden uyarmadı?

“(Günaha batmış) ne kadar ülke varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk etmiş veya onlara çetin bir şekilde azaba uğratmış olacağız. Bu, kitapta yazılıdır.” (İsra Suresi-58)
f) Arabistan’da mademki bir peygambere ihtiyaç vardı Muhammed bunun için neden 40 yıl bekledi? Bir an önce gömülen kız çocuklarını, puta tapan insanları kurtarması gerekmez miydi?
g) Günümüz dünyası çok mu güllük gülistanlık ki peygamberlik sona eriyor? Allah’ın adetinde bir değişiklik olmuyorsa (8)  bu neden Muhammed ile değişiyor?
h) Aşağıda yer alan  ayetler Muhammed’in mucize göstermediğini ifade etmiyor mu?

Bizi mûcizeler göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin bunları yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mûcize olmak üzere dişi deveyi vermiştik, ama ona (inanmayıp) kötülük yaptılar. Oysa biz mûcizeleri yalnızca korkutup uyarmak için göndeririz.” (İsra Suresi-59)

“Onların yüz çevirmeleri sana ağır geldi ise, yapabilirsen, yeri yarıp inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki, onlara bir mûcize getiresin! Allah dileseydi elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi. O halde sakın cahillerden olma!”
(Enam Suresi-35)

“Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.” (İsra Suresi-1)

Bu son ayette “Kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye” ifadesinden ayetlerin (iz, işaret, nişane) (9) Muhammed’e gösterildiği anlaşılıyor. Muhammed madem peygamberse, ona gösterilen neden mucize olsun ki? Mucize, bir peygamberin kendisine inanmayanlara karşı gösterilmiyor muydu?

ı) “Kim doğru yolu seçerse kendi iyiliği için seçmiştir, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Hiç kimse başkasının günah yükünü üstüne almaz. Biz bir resul göndermedikçe azap da etmeyiz.(İsra Suresi-15)

Bize bir peygamber gönderilmediğine göre o zaman bize azap da edilmeyecektir. Öyle değil mi? Ayrıca bu ayet, Muhammed’in son peygamber oluşuyla da çelişmiyor mu?

i) Peygamberlerin gönderilme nedenleri, halklarını bilgilendirmeleri, ahiret hayatına hazırlamaları ve dinin yaşanabilirliğini  göstermek değil midir? O halde Muhammed’e ve onun ailesine ve yakınlarına  neden torpil yapılmış, Muhammed’in kendine mahsus bir aile hayatı kurmasına neden izin verilmiştir?

“Ey peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verip de elinin sahip olduğu kadınları, seninle birlikte hicret eden amca kızlarını, hala kızlarını, dayı kızlarını, teyze kızlarını, kendini peygambere mehirsiz olarak bağışlar da peygamber de onunla evlenmek isterse böyle bir mümin kadını -ki sonuncusu diğer müminlere değil, zatına mahsustur - sana helâl kıldık. Müminlere eşleri ve sahip oldukları kadınları hakkında hangi kuralları geçerli kıldığımızı biliyoruz. Sana mahsus olanı güçlük çekmeyesin diye meşrû kıldık. Allah çok bağışlayıcı, pek esirgeyicidir.” (Ahzab Suresi-50)

Onlardan dilediğinin beraberliğini erteler, dilediğini yanına alırsın. Uzaklaştırdıklarından birini tekrar istemende senin için bir sakınca yoktur. Bu hüküm onların mutlu olmaları, üzülmemeleri ve hepsinin senin verdiğine razı olmaları için en uygun olanıdır. Allah gönüllerinizdekini bilir, Allah ilim ve hilim sahibidir.” (Ahzab Suresi-51)
“Allah’a ve ayırım günü yani iki topluluğun karşılaştığı gün kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz biliniz ki ganimet olarak ele geçirdiğiniz her şeyin beşte biri Allah’a, peygambere, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Allah her şeye kadirdir.”
(Enfal Suresi-41)

14) Kur’an-ı Kerim’de cinler ile ilgili ayetlerde; onların da insanlar gibi kulluk için yaratılan, imtihana tabi tutulan, insanları görebilen fakat insanların onları göremeyeceği türden ve dumansız ateşten, şiddetli alevden yaratılan varlıklar olduğu, kendilerine peygamber gönderildiği gibi bilgiler yer almaktadır. (10) Ancak; Kur’an’ı dinlediği ve harika bir okuma işittik diyen cinlerden bir grubun (11) varlığından söz edildiği halde, abdesti nasıl aldıkları, namazı nasıl kıldıkları, hac ve oruç ibadetini nasıl yaptıkları, nasıl temizlendikleri, kurbanı nerede nasıl kestikleri vb. konular ile ilgili bilgiler verilmiyor.

a) Bizim gibi cinlerin de kulluk görevi varsa, onlardan Allah’ın emirlerine uyanlar olduğu gibi uymayanlar da varsa  (12)  ve Muhammed cinlere de peygamber olarak gönderilmişse, (13)  onlar ile ilgili Kur’an’da daha ayrıntılı bilgi verilmesi gerekmez miydi?

b) Eğer bilgi verilmeyecekse, onların içinde Allah’a inanan ve inanmayanların olduğu bilgisinin verilmesinin, bize ne gibi faydası olabilir?

15)  “Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık. Ve Allah, Mûsâ ile gerçekten konuştu.(Nisa Suresi-164)
“Oraya gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafından, (oradaki) ağaç yönünden kendisine şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ! Muhakkak ki ben yalnızca âlemlerin rabbi olan Allahım.”
(Kasas Suresi-30)

“İman edenlere sebat kazandırsın, Müslümanlara rehber ve müjde olsun diye rabbin tarafından bir gerçek olmak üzere Kur’an’ı Ruhulkudüs’ün indirdiğini söyle.
(Nahl Suresi-102)

"Onu, senin kalbine uyarıcılardan olasın diye açık bir Arapça ile Rûhulemîn indirmiştir."(Şuara Suresi-193-195)

Yukarıdaki ayetlerde geçen ‘Ruhul Kudüs’,ve ‘Ruhul Emin’ ifadeleri ile Cebrail kastedilmektedir. (14)  Bunun gibi pek çok ayette Allah’ın , vahyi Muhammed’e Cebrail aracılığıyla indirdiği bildirilmektedir. (15) O zaman şimdi sormak gerekiyor:

a) Musa ile aracısız konuşan Allah, Muhammed’e neden Cebrail’i gönderiyor? Üstelik kendisine Allah’ın bile salat ettiği  (16) bir peygamber iken?! (Allah kendi yarattığı bir kula neden salat eder o da ayrı bir konu)

“Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, ona ruhumuzu gönderdik; ruh ona tam bir insan şeklinde göründü. Meryem, "Ben, senden, çok esirgeyici olan Rahmâna sığınırım! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma)" dedi.
Melek, "Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim" dedi. (Meryem Suresi 17-19)

“Bunun üzerine rabbi ona hüsnükabul gösterdi ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriyyâ’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyyâ onun bulunduğu yere, mâbeddeki odaya her girdiğinde yanında (yeni) bir rızık bulur ve "Ey Meryem! Bu sana nereden?" diye sorar, o da "Allah tarafından" cevabını verirdi. Kuşkusuz Allah dilediğine sayısız rızık verir.”  (Ali İmran Suresi- 37)

b) Yukarıdaki ayetlerden, Cebrail’in  insan kılığında Meryem’e göründüğünü anlıyoruz. Meryem bir peygamber olmadığına göre, Cebrail ona nasıl görünebilir, Allah’tan bir bilgiyi nasıl getirebilir? Üstelik Zekeriya  -o zaman bir peygamber iken- bütün bunlardan nasıl habersiz olabilir?

16)  “O sana kitabı, gerçeğin ta kendisi ve öncekileri doğrulayıcı olarak indirmiştir; daha önce insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ve İncil’i indirmişti; Furkan’ı da indirdi.” (Ali İmran Suresi-3)

“Ardından o peygamberlerin yolu üzere, kendinden önce gelmiş olan Tevrat’ı tasdik edici olarak Meryem oğlu Îsâ’yı gönderdik. Ona da içinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önce gelmiş olan Tevrat’ı tasdik edici, takvâ sahipleri için bir yol gösterici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.”  (Maide Suresi-46)
Yukarıdaki ayetlerde, Kur’an’ın kendisinden önce indirilen  Tevrat ve İncil isimli kitapları doğrulayan bir kitap olduğu söylenmektedir. (17)  
a) Tevrat ve İncil, tahrif olan yani aslı değiştirilen kitaplar ise, (18) Kur’an nasıl olur da değişikliğe uğrayan bu kitapları tasdik eder?
b) Yok eğer tahrif olma işi Kur’an’dan sonra gerçekleşmiş ise; Kur’an’ın kendisi neden tahrif olmuş olmasın? Bu durumda, Tevrat’ı ve İncil’i koruyamayan Allah’ın Kur’an’ı koruduğu tezi , ne kadar güçlü ve güvenilir olabilir?

Kıymetli okuyucular, İslam dinine dair onlarca, belki yüzlerce cevapsız kalan sorular arasından seçebildiklerimi sizlerle paylaştım. Benim görebildiklerimden seçilenler bunlar… İnsan sorgulamaya bir iki konu ile başlıyor, zamanla bu soruların sayısı artıyor. Nuh’un o kadar vahşi hayvanı, hem de çifter çifter  bir gemiye alıp onlarla sağlık, güvenlik ve temizlik problemlerini aşarak bir yolculuğu nasıl yaptığını, Yakup’un oğlu Yusuf’u aramak yerine neden ağlayıp durduğunu, Firavun’un ülkedeki bütün erkek çocukları öldürtüp, -sepet içinde suda bulunan- Musa’nın sarayda büyümesine nasıl müsaade edebildiğini, bütün putları yok sayan bir dinin ve onların hepsini Mekke’nin fethinde ortadan kaldıran Muhammed’in, (19)  daha önce bir put olup, şu an o putun parçası olarak kalan Hacer’ül Esved taşına, (20) neden bu kadar değer verdiğini (21) insan sorgulamadan edemiyor. Bunun gibi her peygamber için anlatılan hikayelere dair o kadar çok soru var ki, say say bitmez. Üstelik sorgulamak zorunda kaldığımız, mantığımıza yatmayan ifadeler sadece Kur’an ve hadisler ile sınırlı değil, Tevrat ve İncil’de de fazlasıyla mevcut.

Kaynaklar:
1) Arif Tekin, Kur’an’ın Kökeni, Berfin Yayınları, İstanbul, Aralık 2017, S,60.
2) Arif Tekin, Kur’an’ın Kökeni, Berfin Yayınları, İstanbul, Aralık 2017, S,238.
3) Haşr-22; Sebe-48; Tevbe-78; Yunus-20; Hud-123; Nahl-77; Neml-65; Hucurat-18; Enam-59; Maide-117.
4) Kaf-26; Neml-74;  Ali İmran-119,154,167; Nisa-63; Enfal-43; Zümer-7; Tagabün-4; Hud-5; Mülk-13,14; Maide-116.
5) “Bir zaman, Allah’ın kendisine lütufta bulunduğu, senin de lütufkâr davrandığın kişiye, "Eşinle evlilik bağını koru, Allah’tan kork" demiştin. Bunu derken Allah’ın ileride açıklayacağı bir şeyi içinde saklıyordun, kendisinden çekinme hususunda Allah’ın önceliği bulunduğu halde sen halktan çekiniyordun. Zeyd onunla beraber olduktan sonra müminlere, evlâtlıklarının -kendileriyle beraber olup ayrıldıkları- eşleriyle evlenmeleri hususunda bir sıkıntı gelmesin diye seni o kadınla evlendirdik. Allah’ın emri elbet yerine getirilecektir.” (Ahzab Suresi-37)
6) Hac-49; Gaşiye-21; Enam-48,50,57; Araf-157,188; Kehf-56; Rad-40; Maide-67; Yunus-15.
7) https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/sure/33-ahzab-suresi
8)Konu ile ilgili ayetler için bkz. Fatır-43; Bakara-106; Rad-11: İsra-77; Ali İmran 137; Ahzab-38,62; Mü’min-85; Fetih-23
9) https://islamansiklopedisi.org.tr/ayet; https://www.turkcebilgi.com/ayet
10) 1) Zariat Suresi-56 ; Rahman Suresi-15; Hicr Suresi-27; Araf Suresi-27; Fussilet Suresi-2; Ahkaf Suresi-18; Enam Suresi-130; Cin Suresi-6
11) Cin Suresi-1
12) Cin Suresi-14
13) http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Dini-Terimler-Sozlugu/Detay/RESUL-US-SAKALEYN/1419 ;  https://www.islamiyet.gen.tr/sozluk/resul-us-sakaleyn-nedir.html ; https://www.luggat.com/resul-%C3%BCs-sakaleyn/1/1
14) https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nahl-suresi/2003/102-ayet-tefsiri; https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C5%9Euar%C3%A2-suresi/3124/192-195-ayet-tefsiri
15) Necm Suresi-5-13; Tekvir Suresi-19; Bakara Suresi-97
16) Ahzab Suresi-56 “Allah ve melekler peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun.”
17) Diğer ayetler için bkz. Ali İmran-65; Nisa-47; Maide-47,66,68; Araf-157; Fetih Suresi-29  
18) Maide Suresi-13,41; Bakara Suresi-58-59,75,79,104; Ali İmran Suresi-78; Nisa Suresi-46
19) https://sorularlaislamiyet.com/mekkenin-fethinde-efendimiz-asm-putlari-kirma-gorevini-kime-vermistir
20) https://www.sorgulayalim.com/amp/makaleler/kibele-kible-ve-hacerul-esved-tasi.html
21) Tirmizi, Hac, 113; Buhârî, Hacc: 50, 57, 60; Müslim, Hacc: 248, 120; Muvattâ, Hacc: 36, hadis no: 1367; Tirmizî, Hacc: 37, hadis no: 860; Ebû Dâvud, Menâsik: 47, hadis no: 1873; Nesâî, Hacc: 147, hadis no: 5, 227; İbn Mâce, Menâsik: 27, hadis no: 2943;
Nesâî, Hacc 148, hadis no: 5, 227.
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Enf%C3%A2l-suresi/1227/67-69-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Enf%C3%A2l-suresi/1230/70-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Muhammed-suresi/4549/4-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3573/40-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3539/6-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/H%C3%A2kka-suresi/5367/44-47-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3572/39-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%A2ide-suresi/718/49-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3570/37-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/En'%C3%A2m-suresi/803/14-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/En'%C3%A2m-suresi/950/161-165-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Z%C3%BCmer-suresi/4069/11-14-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/A'r%C3%A2f-suresi/1097/143-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C3%82l-i%20%C4%B0mr%C3%A2n-suresi/358/65-68-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C3%82l-i%20%C4%B0mr%C3%A2n-suresi/345/52-53-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Hac-suresi/2672/77-78-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0sr%C3%A2-suresi/2087/58-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0sr%C3%A2-suresi/2088/59-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/En'%C3%A2m-suresi/824/35-36-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0sr%C3%A2-suresi/2030/1-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0sr%C3%A2-suresi/2044/15-ayet-tefsiri
http://www.dinihaberler.com.tr/haber/helak-edilen-kavimler-ve-helak-sebepleri/25943
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3583/50-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3584/51-52-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Enf%C3%A2l-suresi/1201/41-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Cin-suresi/5448/1-3-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Z%C3%A2riy%C3%A2t-suresi/4731/56-58-ayet-tefsiri 
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Meryem-suresi/2266/16-21-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C3%82l-i%20%C4%B0mr%C3%A2n-suresi/330/37-ayet-tefsiri 
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Kasas-suresi/3282/30-32-ayet-tefsiri https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ahz%C3%A2b-suresi/3589/56-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C3%82l-i%20%C4%B0mr%C3%A2n-suresi/296/3-4-ayet-tefsiri
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%A2ide-suresi/715/46-ayet-tefsiri