HABERLER
Dini Haber
Muhammed'in öteki yüzü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muhammed'in öteki yüzü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MUHAMMED’İN ÖTEKİ YÜZÜ

Yazan: The Guiding


MUHAMMED’İN ÖTEKİ YÜZÜ
(Adamına Göre Muamele)



İslam dünyası tarafından, Resul-i Kibriya (Büyük peygamber) , Resul-i Ekrem (Kerem sahibi Peygamber), Hatemü’l- Enbiya (Nebilerin sonuncusu), Rahmeten lil Alemin (Alemlere Rahmet), Üsve-i Hasene (Güzel bir örnek) vb vasıflar ile övülen Muhammed’in,  61 yıllık hayatı (Hicri Takvime göre 63) objektif olarak incelendiğinde ;kendisinin  hiç de bu övgülere layık bir hayat yaşamadığı görülür. Detaylı olarak, ayetlerin indirilme nedenleri ve o dönemin tarihi incelendiğinde, Muhammed’in döneminin; ondan görerek onu örnek alan sahabelerin yaşadığı döneme (Halifeler Dönemi), o günlerden de günümüze   kan, gözyaşı ve zulüm ile dolu bir hayat miras kalmıştır. Muhammed’in kızı Fatma,  Ebubekir ile ve onun kızı Ayşe ile (Muhammed’in eşi) miras ve kıskançlıklar yüzünden ters düşmüşlerdir. Ali ile Ayşe  ve daha öncesinde  de Osman ve diğer Müslümanlar makam-mevki ve dünyalık menfaatler için savaşmışlardır. (Cemel ve Sıffin Savaşları) Üstelik bu kişilerden bazıları, daha hayattayken, Muhammed tarafından -nasıl oluyorsa- cennet ile müjdelenen kişilerdendi ve ilginçtir ki, bu müjdeyi hak eden 10 kişinin tamamı erkeklerden oluşuyordu. Öyle ya; kadınların cenneti hak etmeleri, kocalarını mutlu etmelerine bağlıydı. [1] Cennetle müjdelenen bu kişiler, halifelik için birbirleriyle savaşmışlardı.
(Osman-Ali-Zübeyr-Talha)

Osmanlı döneminde de mezhep savaşlarının (Sünni-Şii) yapıldığını görüyoruz. Günümüzde de Suriye, İran, Afganistan, Suudi Arabistan, Yemen , Sudan  vb. İslam ülkelerinde aynı mezhep kavgaları devam etmektedir.

Yukarıda Muhammed’in eşi Ayşe ile kendi kızı Fatma ve damadı Ali  arasında problemler olduğundan bahsetmiştik. Bu problem, diğer Müslümanların taraftarlığını da getirmiş, kimi Ayşe’den yana; kimi Ali’den yana tavır almıştır. Hatta bu tavrı lanet etmeye kadar ileri götürenler de olmuştur. Günümüzde de bu izleri hala görmekteyiz. Şiilerin inancına göre; Ali'nin halifeliği vahiyle bildirildiği halde, Ebubekir, Ömer, Osman bu hakkı gasp etmişlerdir. Ali, Muhammed’in defin işiyle ilgilendiği için Ebubekir alelacele halife olmuştur. Bu düşüncede oldukları için de Şiiler, Ali’den önceki halifeleri kabul etmemekte ve onlara lanet etmektedirler. Bu lanetten Ayşe de, Ömer’in kızı olan Muhammed’in diğer bir eşi Hafsa da nasibini almaktadır.

İnsan sormadan edemiyor: Hani peygamberin eşleri ümmetin anneleriydi? (Ahzab Suresi-6) Hani Muhammed miras olarak ehli beyti (Aile halkını) bırakmıştı? [2]  Ne oldu da Muhammed ölür ölmez Müslümanlar birbirleriyle ters düştüler. Hani Müslüman, Müslümanın elinden, dilinden emin olduğu kişiydi. [3] Burada şunu da ifade edelim ki; Muhammed ölür ölmez, dinden dönenler olmuş, bunların bir kısmı uzak memleketlere göç etmişlerdir. Korku ile olan Müslümanlık bu kadar oluyormuş demek ki!

Muhammed’in Rahmet peygamberi, emsalsiz bir örnek olduğu , merhametli olduğu hem Kur’an’ da hem de İslami kaynaklarda anlatılır. Savaşta doğum yapmakta olan köpeğe ilişilmemesini söyleyecek kadar yufka yürekli olduğundan, kurban hayvanına eziyet yapılmamasını istediğinden bahsedilir. Ancak, onun hayatına bütün olarak  bakıldığında, söylenenler ile yapılanların aynı olmadığı ortaya çıkacaktır. Muhammed’e inanmayanların çoğunun öldürüldüğü hatta hunharca katledildikleri, bazılarına ise ayrıcalık tanınarak serbest bırakıldıkları, onların da korkudan Müslüman oldukları görülecektir. Buyurun başlayalım:

Muhammed, Bedir Savaşı sonunda esirlere yapılacak muamele konusunda Ebubekir ile Ömer’e danıştıktan sonra kararını vermiştir. Ömer öldürülmelerini, Ebubekir ise fidye karşılığı serbest bırakılmalarını istemiştir. Sonuçta Ebubekir’in dediği olmuş, esirler fidye karşılığı serbest bırakılmışlardır. Ancak Muhammed’in nazarında Ömer’in ayrı bir yeri olduğu için, Ömer’in gönlü de getirilen ayet ile alınmıştır. Ömer, söylediğini yaptıran, Muhammed üzerinde çok etkili  bir kişiliğe sahipti. Bu konuda pek çok örnek vardır. [4] 

Ömer’in gönlünün  alındığı, esirler ve fidye ile ilgili ayet şöyledir:

“Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hakim duruma gelmedikçe hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, halbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Eğer Allah'ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye) den dolayı size büyük bir azap dokunurdu.” (Enfal Suresi-67-68)

Bu ayetin Ömer için Muhammed tarafından getirildiği o kadar belli ki; başka bir ayet ile bakın nasıl çelişiyor. Esirler ve fidye yüzünden Muhammed’i ve ona inananları azarlayan Allah, bu düşüncesinden vazgeçip sözde şu ayeti gönderiyor!

“(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hale getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.” (Muhammed Suresi-4)

Fidye karşılığı serbest bırakılanlardan biri; Muhammed’in  en büyük kızı olan Zeynep’in eşi Ebu’l As’tır. Zeynep Bedir Savaşında esir alınan eşi için, bir miktar malla beraber evlendikleri zaman annesinin kendisine taktığı gerdanlığı fidye olarak gönderdiyse de; bunu görünce Muhammed hüzünlenmiş, gerdanlığın Zeynep’e iade edilmesini ve Ebü’l-Âs’ın serbest bırakılmasını istemiştir. Aynı şekilde önceleri vahiy katibi olup daha sonra Muhammed’in peygamberliğini kabul etmeyen Abdullah İbnu Sa'd İbni Ebi's-Sarh, Muhammed’in damadı Osman’ın araya girmesiyle öldürülmekten vazgeçilmiştir. Bu zat Müslüman olduğunu söylediği için öldürülmekten kurtulmuştur. Ancak Osman gibi bir koruyanı olmayan Abdullah Bin Hatal ise, Mekke Fethi sırasında, Kabe’nin örtüsü altına gizlense de öldürülmekten kurtulamamıştır. Bir diğer koruyanı olmayan kişi ise bir kadındır. Suçu sadece Muhammed aleyhinde şiirler yazmak olan  ve bu yüzden  öldürülen 5 çocuk annesi Esma Binti Mervan. Bedir Savaşı sonrası serbest bırakılmayan, hatta öldürülmelerinden önce kendilerine hakaret edilen kişilerden  ikisi; Ukbe bin Ebi Muayt ve Nadir bin Haris’tir. Bunlarla birlikte Bedir Savaşı sonrası öldürülenlerin sayısı, çeşitli rivayetlere  göre 400-900 kişiyi bulmaktadır. Hayvanları sevmek, onlara acımak ne kadar güzel bir davranış ancak; Muhammed’e inanmamanın karşılığı, yaşarken öldürülmek, ölünce de cehennemi boylamak.

Ayrıca öldürülmeden önce bu esirlere Muhammed tarafından psikolojik işkence yapılıyordu. Muhammed, bir yerde toplatılan esirlere hitaben : ”Ey domuz ve maymun kardeşleri! Yediniz mi? İşte haliniz; görün bakalım”  diyordu. Bu hakarete muhatap olanlar ise: ”Ey Muhammed! Biz senden bunu beklemezdik ,neden böyle haksızlık yapıyorsun?” diyorlardı. Savaşta öldürülen 70 müşrik “Kalib” kuyusuna atılırken ise Muhammed: ” Gördünüz mü işte sonunuz böyle olacak” diyordu. Muhammed, esirler öldürülmeden önce önlerine hurma atılmasını ve infazın serin bir saatte yapılmasını istemiş, Tevrat’ı okumak isteyenlere izin verilmesini istemişti. Atılan bir kaç hurma, bir hayvanın önüne atılır gibi atılıyor, esirlerin birbirlerine girmeleri sağlanıyordu. Tüm mallarına el konulan, çoluk-çocukları dul-yetim bırakılan bu insanlara atılan bir kaç hurma ile güya, lütufta bulunuluyordu. [5]

Muhammed, infazdan sonra savaş esirlerinin geride kalan eşleri ve kızlarından 16 tanesini özel olarak ayırmış ve bunlardan Reyhane’yi kendisi için seçmiş , diğerlerini de önemli dostlarına vermiştir. Muhammed, Beni Müstalık Savaşında Cüveyriye’yi ;Hayber Fethi’nde de Safiye’yi bu şekilde savaş mağduru olarak kendisi için seçmiştir. Bazı İslami yazarlar Muhammed’in savaş mağduru bu kadınlar ile evliliğini, toplumsal bir nedene bağlamaya çalışırlar ancak gerçek hiç de öyle değildir.

Muhammed’in esirlerin geride kalan ailelerinden kendisi ve özel dostları için ayırdığı 16 kadının dışında kalan kadınlar ve  çocuklar satılmış ve o paralar ile savaş malzemesi at ve silah alınmıştır. Görüldüğü gibi bir insanın bir at kadar ,bir silah kadar  değeri yokmuş.

Muhammed’in Mekke dönemindeki karakteri ile Medine dönemindeki karakteri birbirinden çok farklıdır. Mekke’de Müslümanlar olarak sayıca zayıf iken daha affedici, daha hoşgörülü, Yahudileri, Hristiyanları öven, herkesin inancını kendine bırakan biri iken, daha güçlü olduğu Medine yıllarında ise, inanmayanları öldüren, öldürten, esir alıp köle-cariye yapan biridir.

Muhammed, Aşağıda yer alan ayetlerde görüldüğü gibi; kendisine ve Kur’an’a  inanmayan Yahudi ve Hristiyanları önceleri överken, onları ve küfür ehlini, kendi inançlarında serbest bırakırken, güç eline geçtiğinde ise boyunlarını vurmaktan geri kalmıyor. (Bkz.Muhammed Suresi-4)

“O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti.” Â-li İmran Suresi-3

Ehl-i kitap içinde, Allah'a iman ettikleri gibi, Hakkı tazim ederek hem size hem de kendilerine indirilen kitaba inananlar da vardır. Onlar Allah'ın ayetlerini, değersiz bir menfaat karşılığında satmazlar. İşte Rabbi nezdinde mükâfatları olanlar onlardır. Muhakkak ki Allah hesabı pek çabuk görür.” (Al-i İmran Suresi-199)

İncil ehli Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir.” Maide Suresi-47

“İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz." (Ankebut Suresi-46)

“Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılındı. Ehl-i kitabın kestikleri ve diğer yiyecekleri size helâldir. Sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Namuslu, zinaya girmemiş ve gizli dostlar edinmemiş insanlar halinde yaşamanız şartıyla, müminlerden hür ve iffetli kadınlarla, sizden önceki Ehl-i kitaptan hür ve iffetli kadınlar da, mehirlerini verip nikâhladığınızda size helâldir. Kim imanı inkâr ederse bütün yaptığı işler boşa gider ve o, Ahirette de ziyana uğrayanlardan olur.” (Maide Suresi-5)

“Dininizden ötürü sizinle savaşmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen kâfirlere gelince, Allah sizi, onlara iyilik etmeden, adalet ve insaf gözetmeden menetmez. Çünkü Allah âdil olanları sever.” (Mümtehine Suresi-8)

De ki: "Ey Kâfirler! "Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır."  Kafirun Suresi-1-6

"Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırt edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir." (Bakara Suresi-256)

Yahudileri övüp aradığı desteği bulamayan Muhammed, bu sefer Hıristiyanlara yanaşmaya çalışıyor, daha önce övdüğü Yahudileri kötülemeye başlıyordu.

“Sen, iman edenlere, düşmanlık besleme bakımından onların en şiddetlilerinin Yahudiler ile müşrikler olduğunu görürsün. Müminlere sevgi bakımından en çok yakınlık duyanların ise "Biz Nasârayız (Hıristiyanız)" diyenler olduğunu görürsün. bunun sebebi, onlar arasında bilgin keşişlerin ve dünyayı terketmiş rahiplerin bulunması ve onların kibirlenmemeleridir.” (Maide Suresi-82)

Hatta Muhammed Yahudilerle ilgili daha da ileri giderek onların maymuna ve domuza dönüştürüldüklerine dair ayetler getiriyor.(Bakara Suresi-65;Maide Suresi-60;Araf Suresi-166)

Aynı Muhammed, Peygamber olduğunu iddia ettiği ilk yıllarda, İslam düşmanlığı ile bilinen Yahudi Abdullah İbni Selül’ün cenaze törenine katılmak ister. Bu ailenin desteğini almak istemektedir. Bu törene katılmasına Ömer razı değildir. Çünkü bu şahıs, Muhammed’in eşi Ayşe hakkında ifk iftirasında (Ayşe’nin zina yaptığı iddiası)  başı çeken kişiydi. Muhammed, cenazeye katılır. Sonra da Ömer’i gücendirmeyecek hatta Ömer’i daha da yüceltecek ayeti getirir. Böylece sözde Muhammed yanılmıştır, Ömer Allah’ın muradı olan bir konuda isabet etmiştir! Muhammed’in, burada kendisi peygamber olmasına rağmen!, Ömer’in daha isabetli karar vermiş olmasını-gütmüş olduğu politikası için- önemsemediğini görüyoruz. Çünkü aynı politikayı -çevresini güçlü kılmak için- sürekli devam ettirmiştir. Ömer’in isabetli olduğunu bildiren! ayet şöyledir:

“Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.” Tevbe Suresi-84

Muhammed’in Ömer’in ve Ebu Cehil’in (Amr bin Hişam) Müslüman olması için dua ettiği bildirilir. Ömer’in İslam’a girmesinin önemi de; Muhammed’in çevresini güçlü kılma, peygamberliğini kabul ettirme politikası yüzündendir. Ömer, Muhammed’i öldürmek üzereyken Müslüman olmuştur. Muhammed neredeyse Ömer’in sözünü hiç yerde bırakmamıştır. Ömer’in Muhammed üzerindeki bu etkin gücün altında yatan nedenin, Muhammed’in Ömer’in düşmanlığından korkmak olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü Ömer son derece acımasız biriydi. Muhammed’in aynı korkuyu taşıdığını düşündüğüm başka biri hakkındaki  örnek ile konumuzu  tamamlamış olalım. Bu kişi Vahşi isimli Habeşli bir köledir.

Vahşî, Muhammed’in amcası Hamza’yı Uhud savaşında öldüren kişidir.  Bedir savaşında Hamza’nın öldürdüğü Tuayme’nin kardeşinin oğlu olan Cübeyr bin Mutim’in kölesi idi. Habeşli olduğu için, el ile ok ve mızrak atmakta usta biriydi. Uhud savaşında Cübeyr,  Hamza’yı öldürmesi karşılığında kendisini azat edeceğini söylemişti. Ebu Süfyan’ın hanımı Hint isimli kadın da, babası ile amcasını öldüren  Hamza’dan intikamını alması durumunda, Vahşi’ye mükafatlar vadetmişti.

Vahşi, Uhud meydanında saatlerce Hamza’yı kollayarak mızrağı atacağı ortamı bekler. Nihayet Hamza’yı uzaktan attığı mızrakla öldürür. Öldürmekle kalmaz, Hamza’nın karnını ve göğsünü bıçakla parçalar ve iç organlarını Uhud’un kumlarına döker. Uhud sonunda Muhammed, şehitleri ve yaralıları dolaşırken amcasına yapılanları görür ve çok üzülür. Ağlarken hıçkırıkları duyulur. Çünkü Hamza çok cesur ve tek başına aslan avına çıkabilecek kadar güçlü biridir. Hamza’nın intikamını 70 kişi ile alacağına dair yemin eder. [İbni Sa’d, et-Tabakat 3, 5, 13, 14] Ancak daha sonra kendisini bundan vazgeçirecek ayeti getirmeyi de ihmal etmez. “Eğer ceza verecekseniz size yapılanın misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır” (Nahl Suresi-126)

Hamza’nın katili olan "Vahşi", sonradan Müslüman olmak istediğini fakat "şirk yapanların, katillerin ve zinakárların" azaba uğrayacağı şeklindeki ayetlerden korktuğunu iletir. Vahşi hakkında belli aralıklarla üç ayet arka arkaya iner!

Olay şöyle gelişir: Uhud harbinde Muhammed’in amcası Hamza’yı öldüren Vahşi, Muhammed’e, "Ben Müslüman olmak istiyorum. Ama Kuran’da “Ve onlar ki Allah’ın beraberinde diğer bir ilaha dua etmezler, Allah’ın haram kıldığı nefsi haksız katletmezler ve zina yapmazlar. Her kim de bunları yaparsa ağır cezaya çarpar” (Furkan Suresi- 6) ayeti beni İslam’dan men ediyor. Zira ben sayılan bu üç günahın hepsini yaptım. Benim için bir tövbe imkanı var mı?" diye Mekke’den bir mektup yazdı.

Bunun üzerine Furkan Suresi’nin, "Ve her kim tövbe edip de salih amel işlerse o muhakkak Allah’a makbul olarak döner" mealindeki 71. Ayet iner! Muhammed  bu ayeti Vahşi’ye yazıp gönderdi.

Vahşi, "Bu ayette iyi amel yapma şartı var. Ben iyi işleri, amelleri belki yapamayabilirim. Başarılı olabilir miyim bilmiyorum" diye bir mektup daha yazdı.

Bunun üzerine, "Doğrusu, Allah kendine şirk koşulmasını mağfiret etmez, ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur" (Nisa Suresi, ayet 4) mealindeki ayet nazil olur! Muhammed, bu ayeti de Vahşi’ye yazdı.

Vahşi tekrar, "Bu ayette Allahü Teala dilediğine mağfiret eder şartı var. Allah (CC) beni bağışlamayı diler mi, dilemez mi bilmiyorum" diye yazınca, "Ey nefisleri üzerinde israfta bulunmuş kullarım! Allah’ın rahmetinden ye’se (ümitsizliğe) düşmeyiniz. Şüphe yok ki, Allah günahların hepsini mağfiret eder. Muhakkak ki o çok gafur ve rahimdir" (Zümer Suresi-53) mealindeki ayet nazil olur! [İbn Asâkir, LXII, 413]

Görüldüğü gibi, bir zamanlar kendisini öldürmek üzere gelen Ömer’in, bundan vazgeçip Müslüman olduktan sonra, her görüşüne değer verip, onun istediklerini yapan, yapmadığı zaman da onu haklı çıkaran ayetler getiren Muhammed, amcasını öldürüp ona insafsızca işkence yapan ok ve mızrak kullanmakta mahir olan Vahşi’yi affetmek için adeta çırpınıyor. Onun için ayetler getiriyor. Amcası Hamza için kullanılan o mızrak,  hiç beklemediği bir anda kendisi için de kullanılabilirdi değil mi? Muhammed bundan mı korkuyordu acaba? Muhammed Vahşi’yi affetmekle onun şerrinden korunduğu gibi, yalancı peygamber diye bilinen Müseylemet’ül-Kezzab’tan da  Vahşi sayesinde  kurtulmuş oluyordu. Çünkü Vahşi, Hamza için kullandığı mızrağını, Müslüman olduktan sonra bu kişi için de kullanarak onun ölümüne sebep olacaktı.

Bizler şimdiye kadar Muhammed’i merhametli, affedici ve cesur olarak biliyorduk. Çünkü bize hep böyle anlatılmıştı. Ne zaman Kur’an’ı, hadisleri, sorgulayarak incelemeye başladık; o zaman gerçeklerin bize anlatıldığı gibi olmadığını gördük. Muhammed’in gerçekte merhametli biri olmadığını, yukarıda vermiş olduğumuz örneklerde geçen esirlere ve onların ailelerine yaptığı muameleler açık bir şekilde anlatıyordu bize. Aynı Muhammed’in benzer olaylarda nasıl da farklı davranışlar içinde olduğunu görüyoruz artık. Emin (Güvenilir) denilen Muhammed’in , yer ,kişi ve zamana göre değişen yüzünü umarım görenlerin sayısı artar.