SON YAYINLAR
latest

DİNLERİN KİTAPLARI

kutsal kitap pdf
Nisa suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nisa suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KUR'AN'DAKİ HATALI MAL PAYLAŞIM HESABI | #ARAMIZDA 5

Merhaba arkadaşlar, #ARAMIZDA 5" ile sizlerleyim. Nisa 11-12 de mal paylaşımı ile ilgili nasıl bir çelişki - yanlış hesap olduğunu sizlere göstermek istedim.

RİCA: Lütfen kanala abone olup sosyal medyada paylaşarak platforma destek olunuz.

PLATFORMA NASIL DESTEK OLURUM?
İnternet sitemizdeki reklamlara tıklayıp-kapatarak bize ufacıkta olsa bir destekte bulunabilirsiniz.

NOT: Videoda herhangi bir montaj yoktur, bu yüzden dil sürçmeleri için kusura bakmayın.

KUR-AN VE KADINLAR İÇİN DEHŞET VERİCİ AYETİ

AY, islamiyet, din, Kur-an, Hz Muhammed, Bakara Suresi, Savaş esiri kadınlar ve İslam,İslamiyet ve kadın,Kur'an ve kadın,Nisa suresi,Cariye almak için savaşanlar,Savaşta ele geçirilen kadınla ilişkiye girmek,cariye
Kur’an'a göre (Bakara Suresi'nin 228 ve 234. ayetleri) eğer bir kadının eşi ölür veya öldürülürse, ikinci bir eşle evlenebilmek için en az 4 ay 10 gün veya üç ay hali-âdet görünceye kadar beklemelidir. Ama bu kural, savaş esiri cariyeler için geçerli değildir. Bunun sebebi şudur ki, Muhammed, hem kendisi hem de arkadaşları o kadınlarla bir an önce ilişkiye girebilsinler diye böyle bir imkânı sağlamıştır; yoksa başka ne amaç güdülmüş olabilir ki!

"Savaşta ele geçirilen bir kadınla ilişkiye girebilmek için, o cariyenin bir ay hali-adet görmesi yeterlidir." Bir ay hali âdet görme gerekçesini de şöyle açıklamıştır: O kadının doğuracağı çocuğun hangi erkekten olduğu bilinsin diye, Yani, neslin kime ait olduğu belli olsun, birbirine karışmasın demek istemiştir. Bir diğer ilginç nokta da şudur: Bazen öyle olurdu ki, bir cariye ile birden fazla erkek cinsi ilişkide bulunurdu. Bu arada o zavallı kadın hamile kaldığında, çocuğun hangi erkeğe ait olduğu tartışmalara, hatta kavgalara neden olurdu. Örneğin; bir cariyeyle cinsi münasebette bulunan üç erkek, kadının hamile kalması sonucu bir ara Ali'ye müracaat edip o çocuk için hak talebinde bulunurlar. Ali, çektirdiği kura sonucu onları uzlaştırır, Ali'nin uyguladığı yöntem Muhammed'e anlatılınca, kendisi sevinçten kahkahalara boğulur ve onun uygulamasını takdir eder.

Nisâ Suresi’nin 24. ayetinde özet olarak, "(Başkasıyla) evli olan kadınlarla evlenmeniz size haramdır; ancak eğer evli olan kadınlar cariye-savaş esiri iseler, sizler onları alabilirsiniz (bu dummda evlilik şartı aranmaz)" deniyor.Bu ayetin sebep sonuç ilişkisi üzerinde biraz durmakta yarar vardır, Ebu Sait el- Hudri şöyle diyor:

"Peygamber, Huneyn Savaşı'nda bazı insanları Evtas tarafı­na yolladı. Bunlar oranın halkını mağlup edip hanımlarım ele geçirdiler. Bu kadınlar, Muhammed tarafından Müslümanlara dağıtılınca, bazı sahabiler "Biz nasıl müşriklerin hanımlarıyla yatacağız, bu iş nasıl helâl olabilir?" şeklinde itiraz etmeye başladılar. Bu tartışmalar üzerine Nisa Suresi'nin 24. ayeti bu süreçte inmeye başladı. "Bilindiği gibi az önceki ayet, Müslümanlara savaş esiri kadınlan kullanma konusunda geniş yetki veriyordu. Özet olarak, "Evet, evli olan kadınlarla evlenmek haramdır, ama eğer evli olan kadınlar savaş esiriyse zaman Müslümanlara helâldir, sakıncası yoktur" anlamındaydı. Çok açıktır ki, Muhammed, etrafındaki insanlardan gelen itirazları bertaraf etmek için böyle bir ayete başvurmuş ve sonunda kendilerini bu işe alıştırmayı başarmıştır, yoksa çok adil diye tavsif edilen nitelenen bir Tanrı’nın böylesine bir zulme onay vermesi nasıl açıklanır ki!

Kur’an, az önceki ayetlerle yetinmeyip, Müslümanlara cariyeleri kullanma konusunda geniş imkânlar tanımaya devam etmiştir. Örneğin, yine Nisa Suresi'nin 25. ayetinde, "Şayet bir insanın, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmiyorsa, o zaman elleriniz altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın" deniyor. Kur'an’da Müslümanlara cariyeler konusunda tam yetki verilince, bazen öyle oluyordu ki, ortada henüz savaş söz konusu değilken, Müslüman gençler, karşı tarafın kız ve kadınlarını gözden geçiriyorlardı. Mesela bir adam Muhammed'e, "Eğer siz Taif şehrini alırsanız haberiniz olsun falanca kadın çok güzeldir" deyip o kadının güzelliğini daha önceden haber vermişti. "Adamın bu sözü Muhammed'in zoruna gitmiştir" dense de, bizim için Muhammed’in ona kızıp kızmaması değil; tersine, Müslümanların başlangıçta, "Nasıl olur da biz müşriklerin kadınlarıyla yatarız?" şeklindeki olumlu itirazlarına karşı onun verdiği olumsuz yanıt önemlidir. (Nisâ Suresi'nin 24, ayetinde "Allah'ın emriyle siz onları kullanabilirsiniz” demişti.) Nitekim onlar, zaman içinde Kur'an'da ayetler görünce değiştiler ve öyle bir noktaya gelindi ki, artık bir an evvel cariyeleri kapmak için dört gözle savaş bekler duruma geldiler. İşte bizim için önemli olan, bu çok vahim ve dehşet verici ayetlerin Kur'an'da yer almasıdır. Mümin bir kişi için cariyeyi kullanma konusunda Kur’an'da bu kadar yetki varken, ister istemez İnsanlar bir an evvel savaşa girip bir kadın-cariye ele geçinmeyi canı gönülden isterler. Bu ayetler mevcutken "Muhammed adama kızmıştır" şeklindeki savunmalar pek inandırıcı olmuyor. Çünkü bir taraftan onlara cariyenin kullanımını sağlamak, diğer taraftan bazı durumlarda onlara kızmak tutumu birbiriyle çelişiyor.

Hatta kaynaklarda bunların ötesinde şeyler de geçiyor. Mesela; Sait bin Yesar, "Bazen cariyeleri satın alırken livata'da (makattan ilişkiye girme) dahi bulunurduk" diyor.

Kaynaklar:
(Buhari, Libas, 62. bap.) Sadece bu olay,
1) Müslim. Reda, No: ¡456; 2) Ebu Davud. Nikah, No; 2155; .3) Tirmizi, Tefsir,
Nisa, No: 3016-17; 4) Nesaî. Nikah. 59-6/MO; 5) Tac, Nisâ tefsin, 4/93.

Yazan: Aziz Yağan

ÖMER BİR MÜSLÜMANI ÖLDÜRÜYOR

AY, Nisa suresi,din, islamiyet, Kur'an,Nisa suresi 65.ayet,Ömer,Hz Ömer bir Müslümanı öldürüyor,Hz Ömer,Hz Muhammed,Allah Ömer'i haklı buluyor, Elmalılı Hamdi Yazır, Hadisler,Allah Muhammed'i haksız buluyor
Muhammed zamanında iki şahıs arasında bir ihtilaf söz konusu oluyor. Bu şahıslar, kendi aralarında halledemedikleri bu anlaşmazlığın çözümü için Muhammed'e başvuruyorlar ve ondan sorunun çözümü konusunda yardım İstiyorlar. Sonunda Muhammed birini haklı, diğerini de haksız buluyor. Bunun üzerine, haksızlığına karar verilen kişi Muhammed'e, "Müsaaden varsa bu dava konusunda bir de Ömer'den görüş alalım, bakalım o ne diyor" demek suretiyle bir istekte bulunuyor. Muhammed de onun bu İsteğini anlayışla karşılıyor ve Ömer'e gitmelerine izin veriyor. Dava tarafları, bu kez Ömer'e varıp hem davalarının boyutlarını, hem de bu konuda Muhammed’den de fikir aldıklarını anlatınca, Ömer kendilerine, "Bekleyin eve gidip geleceğim ve sizinle ilgileneceğim" deyip eve giriyor ve bir süre sonra elinde çıplak bir kılıçla gelen Ömer, "Muhammed'e itiraz eden hanginizdir?" diye soruyor. Onlardan biri "Benim" diye yanıt verince, Ömer ona saldırıyor ve kafasını bir hamlede kesiyor. Ömer devamla, "Muhammed'e karşı gelenin sonu böyle olur" diyor. Diğer adam, bu manzarayı görünce kaçıp tekrar Muhammed'e varıyor ve gelişmeleri olduğu gibi kendisine anlatıyor. Muhammed, duyduğu bu menfur olay karşısında Ömer'e karşı -onun gıyabında sert tepki göstererek "Nasıl olur da Ömer bir mümini öldürür, olamaz!" diyor. Aslında olan olmuştu ve politik açıdan bakıldığında, ne yapıp edip diğer konularda olduğu gibi burada da Ömer’in yardımına koşulmalıydı. Zira öleni geri getirmek zaten mümkün değildi. Nitekim de gelişmeler Ömer'in lehine oldu:

Bu olay üzerine inen Nisâ Suresinin 65'inci ayeti şöyle diyordu:
"(Ey Muhammed!) Hayır, Rabbine and olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık konusunda seni hakem seçip sonra da senin verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan onu tam manasıyla kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar."

Bu ayet, kesin bir ifadeyle şu sonuçları ortaya koyuyordu: Birincisi, Ömer tarafından öldürülen adam, ikinci kez Kur'an ayetiyle çok ağır bir manevi ceza ile cezalandırılıyordu. Böylece öldürülen kişi, Allah katında inançsız biri olarak nitelendiriliyor ve öldürülmesi gereken bir kişi olarak bildiriliyordu. İkincisi İse, Ömer bu eylemiyle aslında bir kişiyi öldürmekten ötürü kısas cezasıyla cezalandırılmalıydı. (İslam inancına göre, Mâide, 45 vb.) Oysa Ömer, bu cinayetten sonra tertiplenen ayetle bu cezadan kurtarıldığı gibi, üstelik de Kur’an'da net bir biçimde takdir topluyor, onun için özel olarak ayet iniyor, İşin ilginç tarafı, çoğu kaynağa göre Muhammed, bu olaydan ötürü Ömer'e, "el-Faruk/Adaletin kılıcı" sıfatını takıyor. Yani, halk arasında meşhur olan "Ömer-ül Faruk" nitelemesini -ki, doğru ile eğriyi, hak ile batılı birbirinden ayırt eden kişi anlamına geliyor- bu cinayet olayı üzerine Ömer'e veriyor. Halbuki ortada yargısız infaz olduğu belli... Buna rağmen, gelen ayet ile Ömer'in temizlenmesi ve öldürülen kişinin suçlu ilan edilmesi, rasyonel hukuka aykırı olduğu gibi, ilk duyduğunda Muhammed'in vicdanına da aykırıydı. Çünkü o, bu olayı ilk duyduğunda çok sert bir şekilde tepki göstermişti, söz konusu öldürme eyleminin usulsüz olduğunu beyan etmişti. Ama buna rağmen, gelen ayetle mağdur kişi değil, Ömer destekleniyor ve onun için Kur'an'da yer ayrılıyor, neredeyse bir numaralı insan haklan hamisi olarak ilan ediliyor ve Allah, Muhammed'in -bu olay yüzünden- Ömer’e kızmasını da haksız buluyor. Üstelik de Allah bu ayette bizzat yemin ederek Muhammed'in kızgınlığının yersiz olduğunu üzerine basa basa ilan ediyor.

Elmalılı Hamdi yazır, Hak Dini Kur-an Dili, Ömer'in az önceki olayını ve bu olaydan ötürü "Faruk" sıfatını aldığını açık bir ifadeyle yazıyor.

Kaynaklar:
Tecrid-i Sarih, No; 261-2/352; Kadı Beydavi, Etivarü't-Tenzil, Bakara-98; Suyuti, Tarih-i Hulefa. 124; Riyad-üt-Tahbin, 708/125, s.348 ve likan..,, 10. bö­lüm: Vahidi, £îba£)-i Nüzul, Bakara-98; AEi-Naci Tantavî, Ahbari Ömer, s.378.

Yazan: Aziz Yağan

KUR-AN AYETLERİ NASIL YAZILIYORDU? - 2

AY, Nisa suresi,din, islamiyet, Kur-an, Hz Muhammed, Cihad ayeti,İbn-i Ümmi Mektum,Allah ayet gönderirken nasıl unutur?,95.ayet, Kur-an ayetleri nasıl yazılıyordu?, Kur-an'a eklenen ayetler, Allah unutur mu?
"Nisâ Suresi'nin 95. ayeti
Zeyd bin Sabit anlatıyor;

"Nisâ Suresi'nin 95. ayeti ilk indiğinde Muhammed bana, "Kalem ve yazı malzemeni al bu ayeti sana yazdırayım" dedi. Ayeti, ilkin şu şekilde bana yazdırmak istedi: "Mallarıyla, canlarıyla cihad eden müminlerle oturan müminlerin durumu aynı olmaz..." diye. Ben artık bu ayeti yazmak üzereyken, o esnada İbn-i Ümmi Mektum çıkageldi ve "Ey peygamber, cihada gücüm yetseydi, muhakkak ben de gider, düşmanla savaşırdım" dedi. Bu itirazlar üzerine, peygamber bize, "Cebrail"in bir daha vahiy getirdiğini ve az önceki ayetin son olarak şu şekle dönüştüğünü söyledi: "Mazeret sahipleri hariç, cihad eden müminlerle evlerinde oturan müminlerin durumu aynı olmaz."

İtiraz eden bu şahsın (İbn-i Ümmi Mektum) her iki gözü de kördü. Ama, çok önemli bir insandı. Bu ayetten önce de onun yüzünden "Abese" Suresi'nin ilk ayetleri inmişti. Öylesine önemli bir insandı ki, Muhammed bir yere gittiğinde en çok onu kendi yerine vekil olarak tayin ederdi. 13 sefer Muhammed'e vekaleten Medine yönetimini üstlenmiştir. Aynı zamanda Muhammed'in 2. müezzini olarak görev yapıyordu.

Bundan, kesin olarak şu olumsuzluklar ortaya çıkıyor: Allah, birinci defa Cebrail'i gönderirken mazeret sahiplerini unutmuş da, adı geçen şahıs ve diğer mazeret sahiplerinin itirazları üzerine, yeniden Cebrail'i yollamış ve düzeltme yoluna gitmiş­tir,

Burada şu soruyu sormakta yarar var:
Acaba Kur'an ayetleri hep sorulan sorular üzerine mi şekillenmiştir? Eğer böyleyse bizim de sorularımız vardır.

Yoksa o günkü insanlar hepimize vekaleten mi soru sormuşlar veya sonsuza dek sorulması muhtemel tüm soruları o zaman mı sormuşlar?

Kaynak:
Tecrid-i Sarihi (Diyanet meali), Kütüb-i Sitte

Yazan: Aziz Yağan

KADINLAR AÇISINDAN KUR-AN''IN EN TALİHSİZ SURESİ

AY, din, islamiyet, İslamda kadın, Kur'an da kadın, Nisa suresi, Nisa suresinde kadın, Din ve kadın, Müslümanlıkta kadın, Kur'an-ı Kerim'de kadın, Nisa 34, Nisa 128, Kadınları dövün ayeti, Yataklarında yalnız bırakın,
Bu surenin adı kadınlar suresi; ancak ne yazık ki kadınlar acısından Kur-an'ın en talihsiz suresidir.

“...Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler. İyi kadınlar; gönülden boyun eğenler(dir)... Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın” (4 Nisa 34).

Ama eğer kadınlar erkeklerin kendilerine karşı baş kaldırmalarından endişe ederse ne olur?

Yine yanıtı kur-an'dan alalım. O zaman ya tekrar anlaşın, aranızı düzeltin veya olmazsa güzellikle ayrılın. Surenin 128. Ayetinde. Aynı olumsuz tavır kadından gelirse çeşitli cezalar var, hatta dövülür; ama erkekten gelirse, 'Eh anlaşamıyorsanız o zaman ayrılın' 'deniliyor

kadının serkeşliği halinde kocaya dayak atma hakkını tanıdığı (ve en azından kadını yatağına almamayı emrettiği) halde, erkeğin serkeşliği halinde kadına “endişesine hakim olup kocası ile anlaşmasın!” emretmiştir.

Allah'ın emridir diye öne sürdüğü bu hükmü Muhammed, son nefesini vereceği ana kadar her fırsatta kocalara hatırlatmaktan geri kalmamıştır. Kendisini ölüme sürükleyecek olan hastalığı sırasında veda haccı vesilesiyle son hutbesini verirken dahi onlara şu öğütte bulunmayı ihmal etmemiştir:
“Ey ahali... Tanrı (size karılarınızı) yataktan ayırmayı ve... onları dövmeyi helal etmiştir“

Dikkat edilecek olursa dayakla ilgili yukarıdaki ayetin güttüğü amaç, her şeyden önce kadını itaatkar kılmaktır. İyi” kadınların gönülden boyun eğer nitelikte olduklarını hatırlattıktan sonra dayak hatırlatmasını yapmaktadır. Kadının serkeşliği, itaatsizliği, huysuzluğu hallerinde koca, onu, dayak atarak hizaya getirmelidir. Söylemeye gerek yoktur ki serkeşlik, ilgisizlik ve huysuzluk kadınlara özgü bir şey değildir. Çoğu kez erkeklerde de görülen bir şeydir. Ancak ne var ki Muhammed, erkeğin serkeşliğinin ya da ilgisizliğinin ve huysuzluğunun ceremesini dahi kadına yükler. Çünkü böyle bir halde kadın, kocasıyla anlaşmaya ve onu mutlaka hoşnut etmeye çalışmalıdır. Nitekim Kuran’a koyduğu şu ayet bunun kanıtıdır: “Eğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur”(4 Nisa 128)

Ve bunu ne için koymuştur, bilir misiniz? Sırf kendi çıkarları İçin. Daha doğrusu eşi Sevde’nin cinsi münasebet sırasını Ayşe’ye devretmesini sağlamak için.
Nitekim İbn-i Sa’d’in Ayşe’ye müntehi bir senedie Vakid’den rivayetine göre Ayşe şöyle demiştir:
“Şevde... çok yaşlı idi. Nöbetini bana hibe etmişti. Resul-i Ekrem’i memnun etmek istiyordu” Bunun üzerine: -Eğer bir kadın, kocasının yanına yaklaşmamasından, yahut yüz çevirmesinden korkarsa, bu kadının, kocasıyla aralarında bir barış yolu bulup geçimlerini düzeltmelerinde bir beis yoktur’- ayet-i...indi... “

Hemen belirtelim ki Sevde’nin davranışı öyle kendiliğinden olan ve sırf Muhammed’i memnun etmek için girişilen bir davranış değildi. Muhammed onu, yaşlanıyor diye boşamaya kalkmıştı. Ve zavallı kadıncağız o yaşlı halinde sokağa atılmamak için ve Muhammed’in Ayşe’ye fazlasıyla düşkün olduğunu bildiğinden, nöbetini ona devretmeyi teklif etmişti.İşte bu teklif üzerinedir ki Muhammed, sanki Tanrı bu tür davranışları gerekli görmüş gibi, Kuran’a,
“Eğer bir kadın, kocasının yanın yaklaşmamasından, yahut yüz çevirmesinden korkarsa, bu kadının kocasıyla aralarında bir barış yolu bulup geçinmelerini düzeltmelerinde bir beis yoktur...” (4 Nisa 128) hükmünü koymuştur.

Haksızlığın derecesini görüyor musunuz? Koca, karısının serkeşliğinden şüphe ettiği an onu dövecek, buna karşılık kadın kocasının serkeşliğine tanık
olduğu zaman onu hoşnut edecek. Görülüyor ki erkeğin kadına karşı haksız bir davranışının cezasını yine kadın çekmektedir. yukarıdaki ayet’de sözü geçen “serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz” deyimi geniş anlam taşır; şöyle ki, sadece kocasına itaat etmekte kusur eden kadınları değil, fakat dinsel görevlerini yerine getirmeyenleri de kapsar. Böylece koca, dayak yoluna başvurmak suretiyle karısını namaz kılmaya, ya da oruç tutmaya zorlayabilir. Öte yandan dayak, sadece “serkeşlik” halinin vukuuna bağlanmış değildir, serkeşlik olayına tanık olmasa dahi koca, karısının serkeşlik edeceğinden kuşkuya düşmesi halinde onu dövebilir. Her ne kadar dayak atmadan önce karısına öğütte bulunması ve eğer bu fayda vermez ise onu yatağına almaması gerekirse de, kadının yularına hakim olmanın ve onu “kuzu” gibi yapmanın, ancak dayak ile sağlanacağını bilmelidir. Kuran’da dayağın ne şekilde atılacağı ve tarzı bildirilmemiştir. Fakat

Muhammed’in kocalara öğüdü şudur ki karılarını döverlerken “kemiklerini kırmadan”, “suratlarına vurmadan” ve “kanatmadan” bu işi görmelidirler. Fakat döverken iyice acıtmalıdırlar. Bunun dışında dikkat etmeleri gereken şey, karılarını döverken cariyelerini döver gibi dövmemeleridir.

Çünkü Muhammed şöyle emretmiştir:
“Hiç biriniz karısını, cariyesini döver şekilde dövmesin ve şunu düşünsün ki dayak attığı günün gecesinde belki de onunla yatakta birleşecektir." Cariye sanki insandan değilmiş ve sanki o “kemikleri kırılırcasına” dövülebilirmiş kanısını yaratan bu hükmün şaşkınlık uyandırdığını inkar etmek güçtür. Fakat ne var ki Müslümanlar Muhammed’in cariyelere layık gördüğü bu dayak şeklinin, nikahlı karılara uygulanmamasını “İnsani” nitelikte bir davranış olarak övgüyle anmayı marifet bilmişlerdir.

Kaynak:
Tecrid-i Sarih, Diyanet tercemesi, no: 1821, Müslim, Reda, 43 ve diğer hadis külliyatı.
Nisa Suresi'nin Tefsiri 34. Ayet

Yazan: Aziz Yağan