HABERLER
Dini Haber
Nisa suresi meali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nisa suresi meali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KADIN DÖVÜLÜRSE NE OLUR?

Yazan: Kainatta Toz Zerresi


KUR-AN'A GÖRE KADIN DÖVÜLÜRSE NE OLUR?
Nisa 34: Allah`ın  insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve hem kocası gibi çalışıp eve para getirip hem çocuk doğurup hem de evin bütün işlerini sırtlarına yüklenmelerine karşın bir çok kadın  erkeklerin  yöneticisi ve velinimetidir. Onun için sâlih erkekler vefakâr hanımlarına karşı  itaatkârdır, kıymet bilendir. Allah`ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş  kaldırmasından  endişe ettiğiniz erkeklere  öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

Ne güzel olurdu DİMİ? Ne adil olurdu DİMİ?  Neyse, şimdi de orijinal ayeti okuyalım.

Nisa 34: Allah`ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah`ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

Bu ayette Arapça okunuşu “vadrıbûhunne” olan kelime kimi Kur’an mealcilerine göre “evden göndermek” anlamına gelir. Kimi Kur’an mealcilerine göre ise “dövmek” anlamındadır. Kimilerine göre de her iki anlamda da kullanılabilir. “Dövmek” anlamında kullanılması gereken bazı hocalara göre ise “hafifçe dövmek” gerektiği konusunda bir ısrar var ise de bu durum, ilgili ayetin Arapçasının tam olarak tercüme edilmesi ile birlikte ilgili kelimeye yani “vadrıbûhunne” kelimesine hafif ya da az anlamı verecek bir ögenin ayet içinde kullanılmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun yanında “vadrıbûhunne” kelimesi genel görüşe göre hem dövmek anlamına hem de evden göndermek anlamına gelebildiği için ben her iki anlamı da değerlendirmeye alacağım.

Dövmek anlamında ise: Bu ayetteki “dövün” kısmını eğer doğru tercüme olarak kabul edersek kadının nasıl dövüleceği önemlidir. Çünkü dövmek, genellikle insanın kafasına, baş bölgesine vurmak şeklinde cereyan eder. Tabi ki de tokat atmaktan bahsediyoruz. Peki bu neden önemlidir? Allah eğer  kendi yarattığı insan biyolojisini şimdiki bilim adamlarımızın bildiğinin yarısı kadar dahi biliyorsa bir insanın kafasına aldığı her darbe beynindeki 1000 hücrenin ölümü demektir. Boksörlerin çok büyük bir kısmının beyinleri ile ilgili rahatsızlıklara yenik düştüğünü hepimiz biliriz. Sadece boksörlerin mi? Kafasına aldığı  bir darbe ile beyin kanaması geçiren, epilepsiye yakalanan insanların sayısını hastanelerin acil durumundan sorabilirsiniz. Bu o kadar önemli bir konudur ki bir insan yere düştüğünde hiçbir tarafı yaralanmamış olsa dahi sadece beyninin sert zemine çarpması ile hayatını kaybedebilir. Bu şekilde hayatını kaybeden insanların sayısı oldukça fazladır. Bu yüzden kask takmadan motorsiklet kullanmak yasaklanmıştır. Bunun dışında bir insanın kafasına çok vurduğunuzda aptallaşacağı, bilimden bir haber olan cahil insanların bile bildiği bir şeydir. Kaldı ki kadın bu darbeyi kafasına bir kez yese bile 1000 hücrenin ölümü ne demektir? Kafanızda bir canlandırın. Dayak yemeyi normal bir şey gibi kabul etmiş olsak bile ayetin içerisinde kadının neresine vurulacağı ile ilgili bir bilgi ya da bir uyarı yoktur, erkeğin insafına ya da elinin, yumruğunun  kararına  kalmıştır.

Göndermek anlamında ise: Eğer ayetteki ilgili kelime kadını evden göndermek anlamında ise kadını nereye göndereceksin?
Annesinin babasının  evine mi? Böyle durumlarda anne baba, kızlarını daha da dolduruşa getirir, olacak iş olmaz? Ya da damadın haksız yere suçlamalarına inanıp kızlarına eziyet edip hakaret edebilirler.
Kadının gidecek yeri yoksa cebinden para çıkartıp masraf yapıp ayrı ev mi tutacaksın?
Hani Kur’an’a göre erkek maddi olarak kadına bakıyor ya! Kadın gerçekten de kocasının eline mahkûmsa ve gidecek yeri yoksa, erkeğin de ayrı ev tutacak parası yoksa kadını nere gönderiyon?

Gelelim zurnanın zort dediği yere… İçinde yaşadıkları ev erkeğin değil de kadının evi ise, kim kimi nereye gönderiyor?

Bazı tefsirlerde bu ayette geçen erkeğin tavrının, kadının iffetinden kaynaklanabilecek sonuca dair olması gerektiği  iddia edilir. Yani iffetinden şüphe duyulan, kocasına karşı sadakatsiz olan kadınlara bu yöntemler uygulanıyor. Bir çok tefsir ve yılların ilahiyatçılarının görüşlerine göre de iffet içinde olmak üzere kadının hemen her konuda genel olarak kocasına karşı çıkmasına karşın bu ayetin hükmünün uygulanması gerektiğine kanaat getirir. İki seçeneği de değerlendirelim.

İffetsizliğinden endişe edilen kadın: Öncelikle cinsiyet eşitsizliğine değinmek istiyorum. Eğer şu an bu değerlendirmemi  okuyanlar arasında  eski kafalı olanlar var ise  iffet konusunda bile erkeğin kadından üstün olduğuna, erkeğin gerektiğinde çapkınlık yapabileceğini ama kadın için böyle bir şeyin söz konusu edildiğinde işin “namus meselesine” dönmek halini alacağını bağıra bağıra söyleyeceklerdir. O kimselere hiçbir sözüm yok. Sonuçta taş taştır, niyetim zaten o kişilerin karakterini değiştirme çabası değil. Daha önce zina ile ilgili bir yazımda, bir kadının ne sebeple zina edebileceğine yönelik bir örnek vermiştim. Bu örneği kısaca burada tekrarlayacak olursam eğer, ailesinin zorlamasıyla dedesi yaşında evlendirilen gencecik bir kızın artık tiksinmeye başladığı ve boşanmasına hiçbir şekilde izin verilmeyen  bir evlilik sürecinde kendi yaşıtı bir erkekle karşılaştıktan sonra çaresizlik içinde bir ihanete adım atabileceğinden bahsetmiştim. Ayette bahsedilen durum aslında erkeğin karısının iffetsizliğinden şüphe etmesidir ama biz bu şüphesinde erkeğin haklı olduğunu farz edelim. Bir kadın kocasını neden aldatır?
Kadın gerçekten de evli olduğu erkeği rahatlıkla aldatabilecek yapıdadır(Türk kadınları arasında nadir görülen bir durumdur)


Genç kadın, isteği dışında yani hiç sevmediği ve hiç haz etmediği bir erkekle zorla evlendirilmiştir(bunun bir diğer adı tecavüzdür aslında) ve kocasından ayrılması bazı sebeplerle mümkün değildir(O  eve gelinliğinle girdin ancak kefeninle çıkarsın).

Kadın, kocasından her hangi bir şekilde sürekli olarak sözlü veya fiziksel ya da her iki şekilde şiddet görmekte ve kendisine çok iyi davranan bir erkekten etkilenmektedir.
Kocası ile arasında sevgi bağı kalmamış,  bir birlerine karşı ilgisizdirler ve hatta adam artık karısının yüzüne bile bakmamaktadır.

Maddeler halinde yazdığım bazı örnekleri vermemin sebebi, “kadınlar böyle durumlarda eşlerini aldatmalılar” gibi bir görüş öne sürmek değil tabi ki de fakat bu tür durumlar yaşanıyor mu? Her zaman…

Şimdi de 1400 yıl önce gökten indirildiği iddia edilen 34’üncü ayetin “sadakatsizliğinden endişe ettiğiniz kadınları…” şeklinde anlaşılabilecek olan anlamını, günümüz 21’inci yüzyılının bilimsel tespitleri ile açıklamaya çalışalım.

Paranoid bozukluk ismi verilen ve Türk erkeğinin ciddi bir bölümünde var olduğu bilinen ruhsal bir hastalıktan bahsedelim. Özgüveni zayıf olan, herkesin kendisinin arkasından iş çevirdiğini düşünen, Özgüven eksikliğinin bir sonucu olarak kendisini sürekli olarak yetersiz hissedip, karısının sürekli olarak başka erkeklere göz koyduğunu ve hatta karısı, gözünün önünde  yabancı bir erkekle normal bir şekilde konuşurken karısının aslında o erkekle cilveleştiğini hayalleyen ve cinnet geçiren erkekler… Bu öyle bir hastalıktır ki bu hastaların çoğunluğu paranoya olduklarını kabul etmek istemezler, bu yüzden  değil tedavi olmak, doktora gitmeyi bile reddederler.  Sonuçta hastalık ilerler ve şizofrene çevirir. Hasta bir erkeğin gerçek olmayan hastalıklı  şüphelerinden  bahsediyorum.  Bu ruhsal hastalığa yakalanan bir çok erkek, gururuna yediremeyip “deli doktoruna gitmem” deyip muayene bile olmaz yani hasta olduğunun ne kendisi ne de yakınındakiler farkında değildir.
Karısının, tek başına bakkala gitmesini veya tek başına bir komşuya gitmesini veya güzel görünümlü pembe renkli bir bluzu giydiğinde bu hareketin etraftaki erkeklerin ilgisini çekmek anlamına yorumlanarak kadını iffetsizlik durumuna düşüren yobaz düşüncelere değinelim. Bu düşünce sistemi genellikle çok dar ve yobaz çevrelerde, ailelerde yetişen erkeklerde ortaya çıkan bir durumdur.
Kötü niyetli kişilerin dolduruşuna gelerek karısı ile arasını açmaya çalışanlara inanan  kıt akıllı erkeklere değinelim.

Peki, başka bir kadına göz koyup karısından kurtulmak için karısına yalan yere iftira atmak isteyen erkeğin durumuna değinsek.  Hatta kadına, kocası tarafından atılabilecek bir iftiraya yönelik  ayet de  var.

Kur’an ayetlerinin çoğunda olasılıklar  yoktur. İnsanoğlunun yüzlerce olasılık içerisinde sadece bir tane olasılıkla  karşı karşıya kalabileceği hesap edilerek gönderilmiş gibi anlaşılan kesin  hükümlü ayetler vardır. Ayetlerdeki bu hükümler o kadar kesin bir dille verilir ki sanki o günahı işleyen ya da o fiili yerine getiren kişi kötü niyetle kasten yapmış gibi addedilir.  Söz konusu ayette eğer anlaşılması gereken durum, erkeğin karısının iffetsizliğinden şüpheye düşmesi ise, iş tamamen erkeğin akıl sağlığına, adam olup olmamasına, kadına saygı duyup duymamasına, düzgün bir çevrede büyümüş olup olmamasına, vicdanına, kısacası kocanın insaniyetine kalmıştır. Keşke İslâm’ın Tanrısı Allah, kadının kaderini, erkeğin insafına bırakmamış olsaydı. Günümüzde bile hâlâ koca şiddetinden, koca korkusundan dolayı evden kaçıp saklanmak zorunda olan bir sürü  çaresiz kadın var. Allah bu kadınları görüyor mu acaba? Zengin kocasının parasını lüks eğlence yerlerinde yiyen kadınlardan bahsetmiyorum. Kendi ailesi tarafından erkeğe adeta köle olmak üzere yetiştirilmiş, kocasının bir dediğini iki etmeyen, buna rağmen kocası tarafından sürekli aşağılanan, hor görülen, şiddete maruz kalan kadınlar… Keşke İslâm’ın ilâhı olan Allah, bu biçare kadınlara da erkeğe gönderdiği gibi bir hal çaresi, bir çözüm gönderse idi.

Kocasına karşı çıkan kadın: Nisa suresi 34’üncü ayette, bir çok tefsircinin iddiasına göre anlaşılması gereken durum aslında kadının genel anlamda kocasına karşı çıkması, diklenmesi durumudur fakat kadın eğer kocasına her hangi bir sebeple karşı çıkıyorsa bu sebeplerin neler olabileceği ya da kadının haklı ya da haksız olabileceği ile ilgili hiçbir açıklama yoktur. Yani 1400 yıl öncesinin tipik ataerkil ve kadını hor gören Arap zihniyetinin yansıması gibidir bu ayet. Bir kadın kocasına neden karşı çıkar? Bunun için, olabilecek bütün ihtimalleri tabiî ki de teker teker yazmayacağım fakat bir örnek vereyim, daha iyi anlaşılması açısından. Örnekten önce ayeti tekrar okuyalım:

Nisa 34: Allah`ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah`ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

Bu ayette, erkeğin baş kaldırmasından endişe ettiği karısına yönelik öğüt verme, yatakları ayırma ve en sonunda dövmek veya başka çevirilere göre evden uzaklaştırmak yani kadını evden kovmak şeklindeki usulü, her hangi bir evlilikte yaşanabilecek bir problem üzerinden değerlendirelim.

Vereceğim  örnekte Ahmet bey,  karısı Derya hanımın evde dikiş dikerek 15 yıl boyunca biriktirdiği parayı, iyi bir işe yatırım yapmak için istiyor. Kadın maddi anlamda zaten eşine destek oluyor fakat bir taraftan da kazandığı paranın bir kısmını biriktirerek ev alma hayali kuruyor.  Ahmet bey eşine “Bende  şu kadar para var, senin parayı da üstüne koyalım, falanca yerde dükkan açayım, hem asgari ücretle çalışmaktan kurtulurum, hem de eve iyi para getiririm” diyor ve karısını razı ettikten sonra karısından aldığı parayı erkek kardeşine götürüp “al kardeşim, madem elin sıkışık, madem kredi borcunu ödeyemiyorsun, al şu parayı, borcunu kapat, elin bollaşınca da ödersin” diyor. Erkek demek her zaman ve her erkek için  akıl küpü olmak demek ya! Bir taraftan da düşünüyor “Ben hanımı kandırıp elinden parasını aldım, kardeşime verdim, kardeşimi tembih de ettim kimseye söyleme diye ama eninde sonunda hanımın haberi olacak. Haberi olunca da kıyamet kopacak, canımı sıkacak, hem ben hem çocuklar huzursuz olacak. İyisi mi ben eve gideyim, anlatayım böyle böyle yaptım diye, bilecekse şimdiden bilsin.”  Ahmet bey eve gidiyor ve durumun aslını öğrenince kendisine baş kaldıracağından şüphelendiği karısına önce nasihat ediyor. “Bak hanım, ben bir iş yaptım ama senin hoşuna gitmeyecek bir iş bu. Sana anlatacağım ama bağırıp çağırıp canımı sıkarsan külahları değişiriz.” Diyor ve durumu anlatıyor. Kadın tabi çıldırıyor ve başlıyor veriştirmeye:
“Kardeşinin ne borcu var söyler misin? Altlarında son model araba, daha bu sene sıfır aldılar. Oturdukları ev kendilerinin, bizim gibi kirada değiller. Ayda şu kadar para maaş alıyor. Sen o paranın dörtte birini bile kazanamıyorsun. Kardeşinin iki çocuğu da özel okulda okuyor. O sana vereceği yerde sen ona mı verdin hem de benim kazandığım parayı? Ben sana daha ne diyeyim ha? Şu çocuklarımızın üstüne başına bakar mısın? Ev alalım da şu kiradan, şu tavanı akan gecekondudan  kurtulalım diye para biriktiriyoruz, para biriktirmenin uğruna çocuklarımıza bu sene okul forması bile alamadık, bizim çocuklarımız özel okula gitmiyor devlet okuluna gidiyor, kardeşin doğal gazlı evde sıcacık otururken biz hâlâ sobalı evde ısınmaya çalışıyoruz, dalga mı geçiyorsun benimle. Madem kredi borcu var, satsın arabasını ödesin borcunu. Bizim gibi dolmuşa binsin,…” Kadın tabi kendince haklı olarak sayıp sayıştırıyor. 15 yıllık alın teri bu, kolay mı sessiz kalmak. Ahmet bey akşam olunca yatakları ayırıyor. Gece uyurken Derya hanımın yan odadaki yatağının üzerinden kendi kendine konuşup sinirlendiğini duyuyor ve karısının, bu durumu daha da uzatacağından şüpheleniyor. Sabah olduğunda karısı konuyu açar açmaz karısına diyor ki: “Bana bak bu konuyu bir daha açarsan külahları değişiriz”. Kadıncağız tutamıyor kendisini ve başlıyor konuşmaya. ŞRAKKKKKK bir tokat geliyor kadının yanağının üzerine. Bazı ilahiyatçılara göre ayette geçen durum dövmek değil, evden uzaklaştırmakmış. Tamam biz de öyle yapalım. Akıl fukarası ve aynı zamanda aile babası Ahmet bey, yemek, bulaşık, ütü, sil süpür, çocuk doğur, çocuk büyüt, erkeğe hizmet et gibi görevlerinin yanı sıra 15 yıl boyunca dikiş makinesi ile diktiği kıyafetlerden kazandığı parasını elinden kandırarak alıp zengin kardeşine verdikten sonra sesini çıkartıp bu duruma itiraz eden yani kendisine baş kaldıran yani evlilik huzurunu bozan karısını kolundan tutup babası evine postalıyor. Bir de arkasından haber gönderiyor. “Eğer bana karşı olan bu tutumundan vazgeçmezsen boşarım seni.”

Yukarıda sizlere bir örnek verirken kadınların da haksız yere aile içinde sorun çıkartmayacaklarını kastetmiyorum  tabiî ki de fakat kadının haklı, erkeğin haksız olabileceği bir durumda ne yazık ki kadının kocasına ne yaptırım uygulaması ne de boşama hakkının olmaması, “Acaba Kur’an-ı Kerim, Tanrı katından mı geldi yoksa Arap katından mı geldi?” düşüncesini getiriyor.

Zorlama Tefsir: Bir de son dönemlerde çıkan bazı kişilerin bu ayeti adeta zorlama ile şöyle bir şekilde yorumlamaları var:

“Bir erkek, karısından şüphelenince zaten ona nasihat eder, öğüt verir ve bu durum bir çok evlilikte böyledir. Eğer kadın öğütten anlamamışsa yani erkekle anlaşamıyorlarsa ister istemez ayrı yatmaya başlarlar. Eeeeeee? Ayetteki “vadrıbûhunne” kelimesi aslında kadını evden göndermek anlamına gelir ki eğer ayrı yattıktan sonra da karı kocanın arası hâlâ açıksa ve aralarındaki huzursuzluk düzelmemiş ve barışmamışlarsa bu karı koca boşanır. Yani kadın o evden gider. Normal boşanmalarda evlilik ve boşanma süreci zaten bu şekilde gerçekleşir. Ayette de bu durum vurgulanmıştır”.

Bu garip tefsirde sanki erkekle kadın, medeni bir şekilde ayrılıyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor  fakat ayetteki anlamda cinsiyet eşitliğinden eser yok. Erkek düpedüz kadından üstün çünkü kadının parasal ihtiyacını karşılıyor ve dahası yatağı ayıran, nasihati veren ve eşini gönderen kişi sadece koca. Yani kadın hiçbir konuda haklı olamaz. Ne olursa olsun erkek haklıdır, sebep ne olursa olsun evlilikte her şey kocanın istediği gibi olur ve kadın da kocanın isteklerine itaat etmek  zorundadır. Anlaşılması bu kadar açık seçik bir ayet, AYAN BEYAN gözlerimizin önünde dururken ve kocasının serkeşliğinden endişe eden kadına sadece Nisa 128’de adeta dalga geçer gibi “…aralarında uzlaşmalarında günah yoktur…” tavsiyesi  gönderilirken  NEYİN AÇIKLAMASINI YAPIYOR VE NEYİ AKLAMAYA,  NEYİ MASUM GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORSUNUZ?  Bırakın kıvırmayı, bu ve benzeri ayetlerin tefsirini eğip bükmeden  delikanlı gibi dürüst bir şekilde göğsünüzü gere gere anlatın. Kur’an’a  göre kadın, kocasının kölesidir. Kölelerin özgür seçimi yoktur, karar verme yetileri yoktur ve kendilerine kocaları tarafından ne emir gelirse onu sorgusuz sualsiz yerine getirmekle görevlidir.

Yıllar boyunca bu ayetlerin tercümeleri ile ve modern olarak addedilen ilahiyatçıların açıklamaları ile boğuştum.  Çocukluğumdan itibaren beynime yapıştırılan iman etiketini  çıkartmamak için olabilecek her türlü mantıklı açıklamayı  bulmaya çalışıyor ve ardından diğer yorumları saf dışı bırakarak, “Kur’an’ı Kerim’i yıllarca yanlış yorumlamış, yanlış çevirmiş yobazlar…” diyerek kendimi avutuyordum. Bu ayetin tefsirinde genel olarak Hz Aişe’nin üzerine atıldığı iddia edilen iftiradan sonra Peygamber tarafından bir süre babasının evine gönderildiği ve ayetin de bu örnekten yola çıkılarak kadınların dövülmesi değil, evden uzaklaştırılması anlamına geldiğine kadar bir sürü tefsir, bir sürü örnek ve açıklama… Yüceler yücesi Zekâya sahip olduğuna inanılan bir Yaratıcıdan geldiği söylenen ayetlerle insanların bu kadar cebelleşmesi ve mantıklı açıklama aramak için çaba sarf etmesinin mantıksızlığını sonra sonra çeşitli vesilelerle de anlamaya başladım. Bizler, özellikle de biz kadınlar çok inandırılmışız İslâmiyet’in yeryüzünün son ve geçerli tek din olduğuna. Eski Türklerde,  erkekler kadar ailede söz sahibi olan kadınlar, ne yazık ki İslâm dinine geçişten sonra  kadın,  halk arasında  “eksik etek”,  sarayda ise “cariye”   oldu.  Çok şükür Cumhuriyetimize, bir Türk kadını olarak minnettarım Atatürk’e.