HABERLER
Dini Haber
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BENİM AGNOSTİK OLMA HİKAYEM

BENİM AGNOSTİK OLMA HİKAYEM

BU DA BENİM AGNOSTİK OLMA HİKAYEM
(Bir takipçimizin dinden sıyrılma süreci)


Herkese merhaba. Öncelikle sizin gibi bir kitleye hitap ettiğim için çok mutluyum, sizin gibi insanların olduğunu bilmek biraz da olsa gelecek adına umut veriyor. Bu da benim agnostik olma hikayem :)

Adım İbrahim, evet şu oğlunu kesecekken gökten koç hediye edilen şahıstan geliyor adım :) Şuan 26 yaşındayım, yaklaşık bir yıldır da bu düşüncedeyim. Doğma büyüme Trabzonluyum, nasıl bir ortam olduğunu az çok tahmin etmişsinizdir, ailem kendi halinde namazını kılan bir aile. Bende bir dönem 5 vakit namazımı kılıyordum, ne günlerdi be.. Sabah namazına kalkacağım diye İmanım gevrerdi :)

Bende çoğunuz gibi yaz tatillerinde cami kurslarına giden, Arapça ve dua öğrenmeye çalışan biriydim. Hatta hiç unutmam bir keresinde tam Kur'an'a geçmiştim de kurs bitmişti :) Sonra seneye tekrar baştan falan. Ama dua ezberim iyidir:)

Klasik bir Müslümanken aklıma takılan soruları düşünmeye bile korkardım hatırlıyorum o günleri, yatağın içinde tövbe tövbe diye sayıklardım. Nasıl başladığına gelecek olursak, geçen sene iş için şehir dışına yerleştim. Çok değil 6 ay kaldım orada, şantiye ortamını bilen bilir. İşim bilgisayar başındaydı, o yüzden YouTube'da bol bol gezerdim. Karşıma bir video çıktı. Buradaki çoğu kişi de muhtemelen bilir, "Gerçek Mekke Petra" diye bir video. Onu izledim ve allah allah dedim, nasıl olabilir, bu mümkün mü? Bunca yıldır yanlış yere yönelmedik ya.. ve hemen sonrasında bu videoyu çürütmeye çalışan kişilerin videolarını izledim çünkü yanlış olamazdı, olmamalıydı.

Neyse ben videolar alemine kapılmıştım bir kere ama videoları biri içeri girip duyar da yanlış anlar diye sessiz izliyordum :) Sonra hepimizin çok sevdiği tonton hocamız Celal Şengör'ün bir videosu çıktı karşıma, şöyle diyordu: "Kuran’da depremler olmasın diye dağları kazık çaktık yazıyor" Celal hoca ise bunun doğru olmadığını, tam aksine dağların bulunduğu bölgelerde daha çok deprem meydana geldiğini söylüyordu. Nasıl yani, Kur'an bilimle çelişiyor muydu yoksa? Ama nasıl olur? Kur'an bilimsel bir kitaptı, içinde türlü türlü mucizeler vardı. Ama yinede tam anlamıyla sorgulayamıyordum ,çünkü korkuyordum. Aradan birkaç gün geçmişti, şantiyede çok işimiz yoktu, oturup muhabbet ediyorduk. Bizimle çalışan bir çocuk vardı, konu nereden açıldı hatırlamıyorum ama şakayla karışık "ben Hristiyan olacağım" dedi, bizde güldük tabi .Aramızda bir İsmail abimiz vardı, bu sözün üzerine "Hristiyan olacağına ateist ol daha iyi" gibi sözler söyledi. Merak edip sen inanıyor musun abi dedim, yok, bence hepsi yalan dedi. Öyle deyince vay be dedim adama bak, çünkü ömrümde ilk defa bir ateistle karşı karşıya gelmiştim, bizim buralarda pek yoktur böyle insanlar. Neden inanmıyorsun abi dedim? Ya şimdi ben burada anlatamam dedi. Ben de daha fazla üstelemeyip tamam dedim.

Sonra öğrendim ki yanında çalıştığım doktorda inanmıyormuş, vay be dedim nereye düştük :) Doktorun evi uzaktı, bir kış günü evine gidemedi. Ben de "gel bende kal hocam" dedim, sağ olsun beni kırmayıp kabul etti. Yemek falan hazırladım oturduk yedik derken muhabbet etmeye başladık, muhabbetin ortasında açık açık sordum "hocam, İsmail söyledi, siz de inanmıyormuşsunuz" dedim. "Evet" dedi. "Neden" dedim. Ve başladı anlatmaya.

Kur'an'da ki ayetlerden örnek verdi, Kuran’da kölelikle ilgili yazan ayetlerden falan bahsedip "bunları söyleyen Tanrı benim tanrım olamaz" dedi. Şaşırmıştım, Kur'an'da öyle şeyler yazmaz diye düşünüyordum. Bir Müslüman olarak doktoru lafını kesmeden dinledim. Konuşmasını bitirirken şöyle dedi: "tabii ki benim dememle olmaz, kendin açıp okuman lazım, bunlar benim düşüncelerim"

"Ulan 25 yaşıma geldim daha şu Kur'an'ı bir kere açıp Allah bize ne diyor diye okumadım" diye sitem ettim kendime. Hemen ertesi gün işe gider gitmez internetten Kur'an'ın Türkçe mealini buldum, tarafsız olmalıydım, korkmamalıydım. Okumaya başladım ve tabi Bakara suresinde sorular ard arda gelmeye başladı. Şurada niye böyle dedi, burada niye böyle dedi falan. Notlar alıyordum, kağıt yetmiyordu anasını satayım, akşam eve gidince okumaya devam ettim, ettikçe daha çok şaşırdım. Bu mu yani? Koskoca Kur'an-ı Kerim de böyle şeyler mi yazıyordu?

Sonra internet üzerinden araştırma devri başladı tabi ama araştırmalar arttıkça sonuç hüsrandı, yavaş yavaş Müslümanlıktan çıkıyordum. Müslümanlıktan çıkmak ne büyük bir olay, bunu Müslüman olmayan anlayamaz :)) Neyse Celal Şengör’ü görmüştüm bir kere, onun videolarından devam ettim, bu süreci Richard Dawkins, Efe aydal, Turan dursun ve Din ve mitoloji takip etti. Onların sayısız videolarını izledim hemde çok severek. Hele Richard’ın papazlarla atışmaları yok mu, bizdeki hocaların Amerika versiyonu resmen. Hem de üstadın çok güzel ve mükemmel doğrulukta bir sözü var "coğrafya kaderdir". Ne kadar da doğru.

Ulu, yüce, mükemmel, hatasız tanrımız bunu düşenemedi galiba neticede herkes doğduğu yerin diniyle büyür. Bakmayın siz "ben araştırır bulurdum" diyenlere, kendilerini kandırıyorlar anca.. Kimisi de var ki açık açık "ne yalan söyliyim ben Müslüman olmazdım" der. Bende olmazdım.

Neyse bu süreç iki aya yakın sürdü ve sonunda agnostik olmaya karar verdim. Tanrı var mıdır bilemem ama kendimce var olma ihtimaline %51 verebiliyorum, daha fazlası olması imkansız. E tabi ben böyle dinden çıktım da nasıl açıklayacağım bunu çevreme? Uzun süreli bir ilişkim vardı, şuan nişanlım olan kişi ile o zaman sevgiliyiz tabi, zaten uzaktık birbirimize, ona söylemeye karar verdim. Açtım telefonu ama öyle kolay olmadı kem küm ettim, lafı dolandırdım tabi bir yerden sonra anladı ve "sen ateist mi oldun?" diyerek başladı ağlamaya, çok üzüldü. Anlayabiliyordum, inanamıyordu bu duruma. Aslında dini bilgisi yok denecek kadar zayıftı. Bana "neden yaptın" diyordu, "bunu bize neden yaptın?" o bir taraf da ağlıyor ben bir tarafta ağlıyordum. Aklımda deli sorular, ne olacak şimdi? İlişkimizi devam ettirebilecek miyiz, beni bu şekilde kabul edebilecek mi? vs.

İnatla bu durumu kabullenmek istemiyordu, gerçi haklıydı da çünkü benim gibi adamın dinden çıkacağı kimsenin aklına gelmezdi. Telefonla konuşmaya devam ettik bir kaç gün, o hala beni İslama geri döndürmeye uğraşıyordu ama tabi benim dönmeye hiç niyetim yoktu. Kaldı ki insan doğru olmadığını bildiği bir şeye niye inansın. Birkaç gün beni ikna etmeye çalıştıktan sonra aradı ve ayrılmak istediğini söyledi, çünkü o Müslümandı ve ben dinsizdim, artık evlenemezdik.

İşte İslam'ın güzel yönlerinden biri daha "kız alırık ama vermezük :)" Tabi bende bunu kabullenmedim, ona dinin saçmalıklarını anlatmaya çalıştım ama uzaktan olmuyordu. İş yerinden izin alarak memlekete onun yanına gittim, oturduk bir bankta ve konuşmaya başladık. Tabi ben onun düşüncesinin yanlış olduğunu söyleyince tekrar ağlamaya başladı çünkü yanına geldiğim için benim tekrar Müslüman olduğumu zannetmiş. Ona elimden geldiğince anlattım ama çok fazla kafasını da karıştırmak istemiyordum, velhasıl konuşmamızdan bir sonuç çıkmadı ama ben yine de pes etmedim. Telefonla konuşmaya devam ettim çünkü biliyordum ki oda istemiyordu bu şekilde bitmesini. Ve uzun uzun konuşmalarımızın ardından sonuç biraz garipti. O aslında benim Müslüman olmadığı mı biliyordu ama arada bir bana "nesin sen?" gibi sorular soruyordu, insanım diyordum, onu sormadım diyordu. Sırf onun için dinin ne dediğinde Müslümanım diyorum.

Yani anlayacağınız bizimkisi kendini kandırmak, o hala Müslüman ve ben onu o haliyle seviyorum. Aşk işte insana neler neler yaptırır, kaldı ki ben o kadar huriyi çöpe attım ağzımı açıyor muyum :) Şuan yakın arkadaş grubumdan sadece bir kişi biliyor bu durumu, daha da kimseye söylemeyi düşünmüyorum açıkçası. Hele ailem duyarsa vah ne vah, gerçi bahanem hazır: "Bir dönem araştırdım, aklım karıştı o kadar" Ne yapayım dostlar, yaşları almış başını gitmiş bu saatten sonra söylesem ne fayda, varsın onlar beni Müslüman bilsinler. Artık korkacağım yada dua edip bir şeyler isteyeceğim bir tanrım yok ve bu ilk etapta alışması zor bir durumdu ama sanırım artık alıştım. Zaten o kadar aç, yoksul, sefalet içinde işkence gibi hayat yaşayan insanlar varken birde biz dua edip yolunu tıkamayalım, ben sıramı onlara veriyorum, tabi orada onları duyan biri varsa...

SİZDEN GELENLER | Yazan: BULUT

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

AGNOSTİK OLMA HİKAYEM

Sizden Gelenler
sizden gelenler, Agnostik olma hikayesi, Nasıl Agnostik oldum?, Agnostik, Dinden çıkış hikayesi, Artık dine inanmıyorum, Dinden kaçış serüveni, İslamiyetten Agnostisizme,

AGNOSTİK OLMA HİKAYEM
(BİR TAKİPÇİZİMİZİN AGNOSTİK OLMA HİKAYESİ)


Esenlikler arkadaşlar. Hikayeme nereden başlayacağımı bilemiyorum. Dindar muhafazakar bir şehirde büyüdüm. Evet, bildiniz, işte orası. Hala da orada yaşıyorum. Yaşım henüz küçükken, ezan okundu mu? Hemen camiye koşardım. Şadırvanda hızla abdest alır, camiye girerdim. Namaz surelerinin neredeyse hepsini camide öğrendim. Bir çırak, nasıl ki ustasına özenir, ben de müezzine özenirdim. Ben de bir gün kamet getirecek, yatsı namazında amenerrasulü suresini(!) okuyacaktım. Amenerrasulü’nün Bakara Suresinin son iki ayeti olduğunu çok daha sonra öğrendim. Çevremden aldığım takdir hoşuma gidiyordu. Bu ibadetlerde, Allah’ın takdir etmesinden çok çevremin takdir etmesi daha çok hoşuma gidiyordu ama ben farkında değildim.

Ailem öyle çok fazla dindar muhafazakâr bir aile değildi. Aradan geçen zamanla birlikte, aslında öbür dünyada sorumlu tutulacağım ergenlik sonrası, sadece cumadan cumaya camiye gitmeye başlamıştım. Türkiye’de Müslüman dindarlığının kalesi olan şehirde ben de herkes gibi, “eyvallah, inşallah, Allah razı olsun, Allah işini gücünü rast getirsin, Allah izin verirse”’lerle günümü geçiriyordum. Son zamanlarda namaz, oruç gibi ritüelleri tamamıyla bırakmıştım. Ama elhamdülillah Müslümandım.

Eve interneti almamla birlikte, ister istemez önüme; evrim teorisi, ateizm, Allah yok-dinler yalan gibi konular da geliyordu. Bu konuları görünce gözümden ateş çıkacak kadar sinirleniyordum. “Sen kimsin ulan” ile başlayıp arkasından ağıza alınmayacak küfürler yazıyordum. Dinimi karşımdakinin özel değerlerine küfredecek kadar benimsemiştim. Halbuki dinimde küfür ve her türlü kötülük yasaktı.

Üniversite bittikten sonra iş konusunda oldukça sıkıntılar yaşadım. Üç ayda bir iş değiştiriyordum. Birkaç iş yerinden alacağımı alamadığım ve çeşitli nedenlerden dolayı kredi ve kredi kartlarına inanılmaz borçlar yapmıştım. Aldığım para ile ödediğim borçlar bir türlü bitmek bilmiyordu. Bu dünyada borç ödemekten imanım(!) gevremişti. Ama Allah büyüktü. O her şeyin zamanını benden iyi bilirdi. Zamanı geldiğinde beni bu sıkıntıdan kurtaracak, feraha kavuşmamı sağlayacaktı. Hem de bu garantiydi. Şüphe etmek mi? O da ne? Aklımdan bile geçiremezdim. Peki bunun karşılığında ben Allah için ne yapıyordum? Öbür dünyaya hiç yatırım yapmamıştım. “Ulan bu dünya zaten gelip geçici. Hayatım zaten boktan. Bari öbür dünyamı kurtarayım” deyip, bunu nasıl yapacağımı düşünmeye başladım.

Sonunda buldum. Kararımı vermiştim. Eşimi, çocuğumu, annemi, babamı, arkadaşlarımı, kısacası herkesi terk edip, yalnız kalabileceğim bir yere yerleşmek en doğru karardı. Ne kadar yaratıcı öyle değil mi? Daha önce hiç düşünülmemiş, orijinal bir fikir(!) Yanıma bir lokma, bir hırka, bir de Kur’an-ı Kerim almak yeterliydi. Böylece günahtan uzak duracaktım. Çünkü yalan insana söylenir. Hak insandan yenir. Küfür insana edilir. Hırsızlık insandan yapılır. Gıybet insanla yapılır. Evet, en doğrusu insanlardan uzak duracaktım. Böylece artık günah işlemeyecektim. Geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkacağım için, Kur’an’da ne yazıyor bilmeliydim. Bu inziva sonrası hiçbir insanla tekrar muhatap olmayacağım için, Allah benden ne istiyor, anlamam gerekliydi. Arapça bilmediğim için meal okumalıydım. Zaten cumadan cumaya namaz kılıyordum ve okuduğum surelerde ne diyordum, bilmiyordum.  Ara ara “ne diyorum ben surelerle? Allah sorsa ne diyeceğim?” diye din adına olumlu şüphelerim de yok değildi. Fırsat gelmişti işte. Meali okuyacaktım. Meal okumak isteğimin nedenlerinden biri de siyasi olduğu için açıklamak istemiyorum.

Meal okuyacağım fakat, nasıl okuyacağımı bilmiyorum. Nüzul sırasına göre mi? Yoksa Mushaf sırasına göre mi okuyacağım? Kısa bir araştırma sonucu sağlıklı bir nüzul sırası olmadığını öğrendim. Tek çare Mushaf sırasına göre okumaktı. Fatiha suresi ki sure olduğu tartışılır, bittikten sonra Bakara suresini okumaya başladım. Tek kelime ile yıkılmıştım. Daha ilk iki sayfada bildiğiniz dayak yedim ayetlerden. Öyle enteresan cezalar var ki cehennemde, hayal bile edemezsiniz. “Nasıl ya? OHA!” demekten kendimi alamıyordum. Ama pes etmek yok. Bu iş olacak. Bunun bir kolayı olmalı. Belki de cennete gitmek o kadar kolay değil. E hani İslam kolaylıklar diniydi? Evet, benim aklım buradaki ayetleri anlamaya yetmiyor olabilir. Kolaylıklar dini ise bende bir sorun vardı. Şimdiden çelişkiler kafamı kurcalamaya başlamıştı. Allah’ım sen bana yardım et. Tövbe Allah’ım tövbe. Yüz bin kere tövbe. Ne oluyor lannn?!!!

Destek almam gerekliydi. Bu işi kendi başıma yapamazdım. Yeterli değildim. Tahmin ettiğiniz gibi soluğu sohbet evinde aldım. Bir çay ocağı-kafe tarzı mekâna girdim. Olay şöyle gerçekleşti.

-Selamün Aleyküm Hocam, yardıma ihtiyacım var.
-Ve Aleyna aleyküm selam. Tabi buyurun.
-Hocam meal okurken kafama bir ayet takıldı.
-Söyleyin ayeti.
-Bakara suresi falanca ayette şunu söylüyor.
-Hmm… Bak şurada kitaplık var. Gördün mü? Kitaplığın başındaki kişi benden iyi bilir. Ona sor.

Gidip oradaki adama sordum. Yanıt aynıydı.

-Hmm… Bak şurada camekanlı bir yer var gördün mü? Orada oturana sor. O daha iyi bilir.

Gidip ona sordum. Yanıt aynıydı.

-Hmm… Bak şu camda hocanın telefon numarası var. Onu ara. Ne zaman geleceğini öğren. Ona sor.

Buradan bana ekmek çıkmaz. Çünkü “Diş fırçalamak orucu bozar mı?” sorusuna yanıt vermekten ileri gidemeyen bir topluluk orası. Diğer sohbet evlerinin de farklı olacağını düşünmedim.
Aklıma sonradan “Ayetlerimizi apaçık indirdik” ayeti geldi. Kendimden başka hiç kimseye ihtiyacım yoktu. Çünkü ne yazıyorsa oydu. O hızla birkaç günde Kur’an’ın mealini Elmalılı Hamdi YAZIR’dan okudum. Hatta anlayamadığım bazı ayetleri, birkaç mealden okudum. Neredeyse her satırda daha fazla yıkıldım. İnternetten araştırıyorum, tam bir hüsran. Bir hoca beyaz derken, öbürü kırmızı, diğeri mavi diyor. Bu ayetleri Allah yazmış olamaz. Allah bu kadar kötü olamaz. Ama öyleydi. Allah kötüydü. Hayatımın en büyük kazığını yemiştim. Büyük aldatılmıştım.
Çok geçmeden günümüzün popüler felsefe akımı olan deizmi araştırdım. Bana tam uyuyordu. Ama şimdilik. Çünkü peygamberden vazgeçmek yeteri kadar acı ve korku veriyorken, yaratıcıyı nasıl reddederdim?

Yaratıcının ismi artık Allah değildi. Başıma gelen her güzel olayda, başımı gök yüzüne kaldırıp “teşekkür ederim” diyordum. Bütün ritüelim buydu. Peki dünyadaki kötü olaylardan kim sorumluydu? Yaratıcı ya kötü biriydi ya da olaylara müdahale etmiyordu. Yaratıcı kötü olamaz ya? Peki kötü olaylar neden var? Çünkü yaratıcı evreni yarattıktan sonra müdahale etmemişti. Etmeyecekti de. Dua etmeyi bırakmıştım. Teşekkür etmenin de hiçbir anlamı yoktu. Çünkü benimle hiçbir şekilde iletişim kurmuyordu. “Meydey meydey. Ses ver!” Yanıt yok. Belki de evren bizden çok daha üstün zekalı bir yaşayıcının projesiydi. Belki de evren projesini çoktan unutmuş, başka işlere yönelmişti.

Belki de bir simülasyonuz. Bu güçlü bir teori benim için. Çünkü amatör düzeyde kodlama biliyorum ve strateji oyunlarını çok severim. Ne farkımız var bir yazılımdan? Ne malum birinin SIMS oyununda olmadığımız? Peki bu oyunu oynayan tek bir varlık mı? Bu sebeple deizm maceram iki ay gibi kısa bir süreçten geçti. Simülasyon teorisini çökertecek bir kanıt bile teorinin bir parçası olabilir. Alın size bir paradoks.

Hareketli bir evren mi istiyorsunuz? Gerekli olanlar çok basit. Üç boyutlu bir koordinat sistemi ve kinetik enerji o kadar. Zaten her şey önce enerji ile başlamadı mı?

Ama şuna inanıyorum. Eğer yaratıcı veya yaratıcılar, yarattığı evrende, sadece dünyaya baksa, şaşkınlığını gizleyemezdi. Evrim neler yarattı çünkü.

Şu anda şüpheci bir yaklaşım izliyorum. Yaratıcı var da olabilir, yok da. Tek de olabilir, çok da. Çünkü hiç kimse yaratıcıyı görmedi. Elimizde yeteri kadar delil yok. Fakat aklımın almadığı, böyle bir sistemin, sıfırdan meydana gelemeyeceği. Akıl sınırlarımın dışında. O yüzden kendimi şimdilik zayıf agnostik olarak tanımlıyorum.

Son işimde şehirler arası çalıştığım için çevrem değişti. Buradaki insanlara yavaş yavaş kendimi açıklıyorum. Benim gibi gayrimüslim azınlık da olsa bir grup var. Müslümanlardan bazen, şakayla karışık, dinsiz, kitapsız, Allah’sız gibi yorumlar alıyorum. Yanıtım oldukça basit. “Madem Allah var. Neden yokmuş gibi davranıyorsun?” Ayet numarası ile verdiğim bilgiler ise çoğu zaman şaşkınlıkla karşılanıyor. Herkes beni bir hocaya götürmeye çalışıyor. Kimse neyin ne olduğunu bilmiyor.

Kurban Bayramı sonrası bir gün kahvaltı sofrasında eşim, ben ve oğlum oturuyoruz. Oğlum 9 yaşında. Kendisine sordum. “Oğlum, sence biri, kucağına bir koç alıp, gökten inebilir mi?”, Yanıt çok basitti. “Baba güldürme beni. Öyle bir şey olmaz” dedi. Eşime gülerek bakıp “Başka sorum yok” dedim. O da “he hee” diye geçiştirdi. Ben yine de eşime saygı duymakla birlikte gerçekleri anlatmaya çalışıyorum. Bu arada geçen sene kurbanı onun adına kestik. Bu sene kesmedik. Olur da tekrar kurban kesmek nasip olursa(!) eşimin adına keseceğiz.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Esen kalın.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Yıldırım ŞİMŞEK

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

EĞER ALLAH VARSA

sizden gelenler, Eğer Allah varsa, Allah varsa bile, Allah'a yapılmış en büyük hakaret, islamiyet, din,

EĞER ALLAH VARSA

Allah varsa bile bence Kur'an ve İslam ona yapılmış en büyük hakarettir.
Bu kanaatte olmamın sebebi:
  • Muhammed'in cinsel hayatını kurtarmak için birsürü ayetler olması. (Ahzab,50,51,37 vb...)
  • Cennette bakire, tomurcuk memeli kızlar gibi vaatlerle Allah'a hiç yakıştırılamayacak bir profil çizilmesi.
  • Sözde KISSAS ayetlerinde "Birisi sizin kölenizi öldürürse sizde onun bir kölesini öldürürsünüz" diyerek resmen zenginleri herşeyin üzerinde tutması.
  • Erkeklere sınırsız eş ve sınırsız cariye alma hakkı verirken; kadınları resmen mal gibi görmesi. 
  • Mahkemede 2 kadının şahitliği 1 erkeğinkine eşittir demesi.
  • Kızlarım miras hakkının erkeğin yarısı kadar olması.
  • İnsanları sürekli savaşa teşvik etmesi, farklı düşüncelere hiçbir hoşgörü göstermemesi.
  • Ayetlerin kendi içinde çelişmesi. Bir ayette "Hristiyan ve yahudilerdende iyi insan olanlar cennete gidebilir" derken bir başka ayette "İslamı hak din olarak kabul etmeyenlerin yeri cehennemdir" demesi.
  • Kur'an geldikten sonra hiçbir dönemde barış sağlanamamış olması. 
  • Muhammed'den sonraki Asrı saadet denilen dönemde bile sürekli müslümanın müslümanı kesmiş olması.
  • Dünyada 60'a yakın müslüman ülke olmasına rağmen bunlardan birisinin bile insanlığa örnek gösterilebilecek durumda olmaması.


  • Tüm müslüman ülkelerde insan haklarının çiğnenmesi ve düşünce özgürlüğünün bile olmaması.
  • Hindularda bile ibadet masrafları gönüllüler vasıtasıyla sağlanırken tüm müslüman ülkelerde müslümanların ibadet masraflarının devlet tarafından karşılanması ve bu paraların vatandaşın vergilerinden karşılanarak açıkça kul hakkı yemeleri. Ve müslümanım diyenlerin bu duruma hiç itiraz etmeyip DİLSİZ ŞEYTAN olması.
  • Müslümanların baskıyla insanlara dinlerini kabul ettirmeye çalışmaları. Kendi dinlerinin reklamını yapmak için devletin imkanlarını kullanmaları ama buna rağmen hiçbir yaralı parmağa işememeleri.
  • Ne Kürtlere nede Alevilere yapılan haksızlıklara ses çıkarmamaları. 
  • Azınlıkları ezmek için ellerinden gelen herşeyi yapmaları ve IRKÇILARA göz yummaları.
  • Ramazan çadırlarını bile belediyelerin bütçesinden yani bizim vergilerimizden karşılayıp kendi dinlerinin reklamını yapmak için sürekli kul hakkı yemeleri.
  • İnsanların uykusuna bile saygı göstermemeleri. Sabahın 4'ünde Hoparlörle avaz avaz bağırarak insanları zorla uyandırmaları.
  • Müslümanım diyenlerin en büyük hırsızlar olmaları. Diyanet işleri başkanının bile milletin VERGİLERİYLE göz göre göre milyonluk mercedese binmesi.
  • Ruhban sınıfının masraflarının milletin vergileriyle karşılanması. 
  • Kur'an'da "Allah insanı en güzel biçimde yaratmıştır" yazmasına rağmen müslümanların bununla çelişerek Erkeklerin PİPİSİNİN kusurlu olduğunu iddiğa edip Allahın yarattığını BEĞENMEYİP, SÜNNETLE düzelttiklerini iddiğa etmeleri. Resmen Allah'a beceriksiz demeleri.

Allah veya Zeus veya Afrodit veya Shiva var mı yok mu bilemiyoruz.
Bunların hepsi birer iddiadan ibarettir. Bir iddiaya dayanarak hiçkimsenin hiçkimseye zulmetme, baskı kurma hakkı olamaz. Bize düşen herkese saygılı olup DİN,IRK gibi bölücü unsurlardan kurtulup sadece İNSAN olarak yaşamak ve zulmedenlere sessiz kalmamaktır.

İnsan olarak öyle yaşayalım ki herkese karşı alnımız ak yüreğimiz pak olsun. Böyle olursa öbür tarafta hesap sorulsa bile hertürlü hesap veririz. Öbür tarafta bir şey yoksa bile en azından bizden sonraki nesiller için daha güzel bir dünya bırakmış oluruz. Olurda dünyada 2 milyar insanın inandığı gibi REENKARNASYON varsa da geleceği güzelleştirmiş oluruz.

Ne Mutlu İNSANIM diyene.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Tosun Alp

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)