Din ve Mitoloji
HABERLER
Dini Haber
"Evet Karabekir, Arapoğlu nun saçmalıklarını Türk oğullarına öğretmek için Kuran ı Türkçe ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
– Mustafa Kemal Atatürk

"İnsan en acımasız hayvandır. Trajedilerde, boğa güreşlerinde ve haça germelerde şu güne kadar kendisini en iyi hisseden oydu ve kendisi için cehennemi icat ettiğinde, sıkı durun, bu aslında en iyi cennetiydi."
"Her dakika övülmek isteyen bir Tanrıya inanamam."
– Friedrich Nietzsche

"Din . . . temel olarak korkuya dayanır … bilinmeye karşı duyulan korku, yenilgi korkusu, ölüm korkusu. Korku her acımasızlığın anasıdır ve o yüzden acımasızlık ve dinin el ele gitmesine şaşılmamalı. Benim din hakkındaki görüşüm Lucretius’la aynı. Onu korkudan doğan bir hastalık ve insan ırkına büyük bir mutsuzluk kaynağı olarak görüyorum."
– Bertrand Russell

"Evrenin sırlarının kabul edilebilir bir açıklamasının olmaması, bir tane yaratmamızı gerektirmez."
– J. Benbasset

DEİZM DERNEĞİ BAŞKANI İLE RÖPORTAJ

Deizm Derneği röportaj, Deizm derneği ile röportaj, Dini Haber, Haberler, Tanrı kimdir, Yaşamın amacı, deizm, Dine neden inanmıyorsunuz, Röportaj, A, Adem ve Havva, Deizm röportaj, deizm nedir,
Merhaba dostlar, yakın zamanda kurulmuş olan Deizm Derneği'nin başkanı Özcan Pali ile röportaj gerçekleştirdim ve ona sosyal medyada merak edilen yada ağızlarda gevelenen soruları yönelttim (hatta bazılarını sorarken sorunun saçma olduğunu biliyordum ama maalesef bu soruların internette yazıp çizen, karalama kampanyası yapan kekolar için cevaplanması gerekiyordu).
Dernek başkanına zaman ayırdığı için teşekkür ederken sizleri de röportaj ile baş başa bırakıyorum.

Sosyal medyada deizmi sapıklık gibi göstermek için, bu derneği hükumetin kurduğu gibi birkaç iddia gördüm. Birde sizden dinleyelim.

Aslında bu söylemler yersiz değil. Birilerinin böyle düşünmesi çok makul çünkü tarih oldukça fazla komplonun kurulduğunu bize öğretir. Bu iddiaları ben de duysaydım yeni kurulmuş bir derneğe temkinli yaklaşırdım. Çünkü böyle diktatörlüğe giden bir hükumetten de ancak böyle kurnazca planlar beklenir. Ancak yine de böyle söylentileri benim bir şeyler söyleyerek ortadan kaldırmam suni bir çaba olur. Bu, Kur'an’ın tanrı sözü olduğunu iddia eden bir kişinin kanıt olarak “kitap öyle diyor” demesi gibi komik olurdu. Ancak madem soruldu yine de cevaplayayım.
  1. Öncelikle temkinli olun, evet bu yeni kurduğumuz dernek sizlerin de dediği gibi bir böyle olabilir,
  2. Ancak ipuçlarının bunu böyle göstermediğini görün. Mesela kurucu üyelerden 3 tanesi zaten Ateizm Derneği’ne üyeler ve uzun süre Etkinlik Komisyonlarında yer aldılar ve canla başla çalıştılar.
  3. Bir diğer ipucu, dinsel geçmişleri, kariyerleri ve hiç siyasi ve bürokratik geçmişlerinin olmaması. Ayrıca hiçbiri devlet dairesinde bile çalışmış değil. 
  4. Ve diğer ipucu ise, dernek kurucularının 6 tanesi birbirlerini en az 20 senedir tanıyor olmaları ve aynı semtte oturmaları. Diğer 6 tanesi ise daha yakın zamanda tanışıp dost oldukları kişiler. Sanırım en azından bu ipuçları kaygıları giderecektir.
Deizm, ateizmden önceki duraktır sözü ile ilgili düşünceniz nedir? Sizce deizm bir aşama mı?

Hayır değil. Eğer öyle olsa idi. Dünya’nın çoğu seküler yaşam tarzını seçen deistlerden olmazdı.

Aslına bakarsanız Ateizm, kendisinde “Yaratıcı yoktur” dogmatik öğretisini taşıdığı ve mutlak hakikatin de bu olduğunu söylediği sürece, dinlerden farkı olmayacaktır.

Deizm ise doğal bir düşünce, inanç veya felsefe biçimidir. Kendisi mutlak hakikati bulduğunu söylemeden evrenin bir yaratıcısı olduğuna kanaat getirir.  Dinlerin öğrettiği gibi Yaratıcının insani nitelikte olduğunu söyleyenlere karşı, biz deistler de “öyle tanrı yok” diyerek, dinlerin tanrılarına karşı ateistiz. Ancak evrenin var edene karşı da değiliz. Deizm hiç kesimizi zorlamadan ve argümanlara dahi daha ihtiyaç duymadan akıl, mantık ve sağduyu ile varılan en doğru düşünce biçimidir. Böyle söylemler şunu söylemeye benzer. “CHP ye oy verenler en sonunda komünist olurlar” gibi oldukça temelsizdir.

Deizmin türleri var mı?

Evet. Bazı deistler Tanrının yaratma eylemini değiştirmeden, onun niteliğinde düşünsel bir tahminde bulunarak bazı alt deist düşünce biçimini edinirler. Spiritüel Deizm, PanDeizm, PanenDeizm vs. Burada bunların anlamlarını söylemek yerine en kolay WikiPedia’ya bakmalarını tavsiye ederim.


Türkiye'de dinsiz olmanın zorlukları neler?

Dinsiz olmak öncelikle toplumda hakaret niteliği taşımaktadır. Bunun önemli bir nedeni öğretilen egemen din anlayışından gelir. Egemen din anlayışı Sünni İslam’dır. Ve bu inanca göre dinden çıkmak Allah’a hakaret ve ihanettir ve sonu ebedi cehennemdir. Şimdi bu öğretiye göre inançlı bir kişi, dinsiz bir kişiye nasıl bakar. Tabi ki kendi Allah’ı dinsize nasıl bakıyorsa öyle. Peki kendi Allah’ı dinsize nasıl bakıyor. Hain ve cehennemde ebediyen yanmayı hak etmiş biri. O halde inançlı bir kişinin, dinsiz bir kişiye kendi tanrısından daha merhametli olmasını bekleyemeyiz. O nedenle oldukça zor olmasının yanında düşüncelerinizi söylemenin hayati tehlikesinin olduğu bir toplumda yaşıyoruz.

İş yerinde düşüncelerinizi açıklamak işinizden olmanıza neden olabilir. Bu gerçekleşmezse size mobig uygulanır. Bu da olmazsa zaten iş arkadaşlarınız tarafından dışlanırsınız.

Aile durum daha da zordur. Hele alevi bir aileden çok inançlı ailelerde durum daha da vahim hal alabilir. Baba, cehennemi hak eden bir kafirin evde yaşamasına müsaade etmez. Bu hem inançlarına aykırıdır hem de komşulara ve akrabalara karşı utançtır. Dayak, baskı ve evden atma ve evlatlıktan reddetmeye kadar giden acı dolu bir yolculuk başlayabilir. Anne ise gözyaşları ve psikolojik baskı uygulayarak zaten yaralar. Laik ve demokratik bir ülkede yaşıyor olsak da iktidarın dindar ve dini kürsülerin ve cemaatlerin oldukça baskın olduğu ülkemizde durum bu şekildedir.

Bilindiği gibi deizm sapıklıktır gibi açıklamalar yapıldı. Deizmde sapık yakıştırmasını hak edecek bir durum var mı?

Bir kişinin hiçbir dine girmemesi sapıklık olabilir mi diye sormak lazım. Şöyle diyelim bir kişinin Müslümanken Hristiyanlığı seçmesi konu olsaydı Diyanet İşleri Başkanı aynı açıklamayı yapar mıydı? Hayır yapmazdı. O halde bu şu anlama geliyor. “Hangi dine giriyorsan gir sorun yok ama bir din seçmezsen sen sapıksın”

Bu anlayış bozuk bir zihniyetten gelir. Şöyle düşünülüyor. “İnsanların bir dini olmazsa, tüm kötülükleri yaparlar.” Bu anlayış çarpık bir anlayış. Bunu böyle söyleyenlere şu soruyu sormak lazım. “Sizler bir tarikata bağlı olmazsanız kötü biri mi olursunuz.?” Cevap Hayırdır. Ülkemizde Tekke ve Zaviyelerin kapatılması ile toplumsal gelişme sağlandığını hatırlatalım. Üstelik öyle olsaydı dinsiz yaşayan Avrupalıların ülkeleri oldukça tehlikeli ülkeler arasında olurdu. Deizm sapıklıktır iddiası oldukça asılsız, yersiz korku ve cehaletten gelir.

Derneğe üye olmak için neler gerekiyor? Üyelik ücreti ne kadar ve neden alınıyor?

İstanbul dışında olsanız bile bu, derneğe üye olmanıza bir engel değil.

Üye olmak için www.deizmdernegi.org sitemizden başvuru formunu indirip doldurmanız yeterli. Bu forma ekleyeceğiniz, 1) Resim, 2) Kimlik sureti, 3) E- devletten çıkartabileceğiniz ikamet belgesi yeterli. Bunları 3 şekilde kolayca bize yollayabilirsiniz:
1) Kargo
2) Elden
3) E-mail adresimize (deizmdernegiistanbul@gmail.com)

Ben derim ki en kolayı telefonunuzla bu 3 belgenin resmini çekin ve e-mail atın. Bu 10 dakikanızı alır. Yani derneğimize 10 dakikada üye olabilirsiniz. Aidatları sembolik tutuk. Aylık 10 TL'dir.

Deizm derneği neden gerekliydi?

Biz deistler dinsel baskı yaşıyoruz gerçekten. Fiziksel olarak yaşamak bir anlam katmaz insana. Düşünceleri ile vardır insan. Kendi ifade edemediği bir yerde yaşamak insan hakları ihlalidir ve zulümdür. Aslında düşüncelerimi açıklamak zulmü şöyle dursun, fiziksel ve dinsel baskı bizleri daha da yaşanılamaz kılar. Bu yaşamak gibi, nefes alamamak gibi bir şey.


Çoğu deist bir dernek kurulmasına ihtiyaç olunmadığını söylüyor, neden bu derneği kurdunuz, neden gerek vardı?

Böyle söylemelerini dar görüşlü olmalarına bağışlıyorum. Bunu bütün taraftarların Galatasaraylı olmalarını sağlayıp, takımı rakipsiz bırakmak gibi anlamsız bir girişime benzetiyorlar olabilirler. Ama iş öyle değil. Böyle dar görüşlü düşünenlere şu soruları sormak lazım.
  1. Anonim veya başka kötü niyetlerle yalanlar ve düşmanlıklarla dolu bir dinin varlığına devam etmesini arzuluyor musunuz?
  2. Çevrenizi saran dinin biat etme baskısı size çekici geliyor mu?
  3. Dinsel baskı görmek istiyor musunuz?
  4. Dinsel kölelik altında ezilen, batıl inanışlarla türlü korkular yaşayan, kendi bağnaz dinsel yaşamlarıyla başkalarını baskılayan insanların toplumda var olması ve artması sizi memnun ediyor mu?
  5. Hiçbir dine ait olmadan yaşayan, ama teşkilatlanmamış, dernekleşmemiş bir ortamdaki boşluktan yararlanan Diyanetin, toplum üzerinde egemen güç olma ve cemaatlerinin inançlarını toplumun inançları gibi gösterme, bazı sinsi retoriklerle kanalize etme girişimleri sizi mutlu ediyor mu?
  6. Dinsel karanlıkta yaşayan oldukça muhafazakâr insanların arasında yaşarken, onların ibadetlerini benimsemediğinizden, yerine getirmediğinizden dolayı hor görülmeye devam etmek istiyor muşunu?
  7. Eğer bu sorulara “Hayır” diyorsanız o halde neden bizler gibi derneklerin olması gerektiğini de cevaplamış olursunuz.
Eğer cevap vermekte yine zorlanıyorsanız biz cevabı verelim. Bizler insanların insanların ürünü olan dinlerden arınmasını, ayrılmaları ve batıl olan inançlarından gelen korkularından kurtulmalarını, tutsak oldukları inançları yüzünden başkalarının hayatlarını zehir etmemelerini, böylece din ve mezhep savaşlarına girmemelerini, laik devlet ve seküler toplum oluşmasını sağlayarak, ülke dünya barışına katkıda bulunmak istiyoruz.

Deklarasyonunuzda “Adem ve Havva gibiyiz” diyorsunuz. Adem ve Havva’ya inanıyor musunuz?

Bir metni gözden geçirirken, metnin ruhunu ve söylemek istediği şeyi iyi anlamak lazım. Eğer tek boyutlu okursanız her kelimeye takılır, arkasında aslında ne denmek istendiğini anlayamazsınız zaten.

Deklarasyonda “Adem ve Havva gibiyiz.” dedik. Ancak bu deklarasyon Ateist veya Agnostiklere hitaben hazırlanmadı. Bu deklarasyon inançlı kişilere karşı bir beyandır. Böyle olunca, bizlere sapık diyenlerin aslında kendi inandıkları Adem ve Havva’ya da sapık demiş olduklarını anlatmak istedik. Yani onların yanlış düşündüklerini, yine onların Adem-Havva öğretisi üzerinden göstermek istedik. Bunu anlamak bu kadar zor olmasa gerek. Şöyle düşünün, bizler deklarasyonumuzda “Biz deistler büyük bir aileyiz, her tür dinsel baskıya karşı Süpermen kadar güçlüyüz.” deseydik, o halde sizler bizlerin Süpermen’e de inandığımızı düşünecektiniz. Bu çok komik bir dar bakış açısı.

Bu derneği devletin, insanları fişlemek için açtığını düşünüyorum. Siz de polis olabilirsiniz?

Böyle düşünmek ile haklı olabilirsiniz. Netice de böyle bir ülkede yaşıyoruz. Ancak şöyle düşünün. 12 Kurucu üyenin hepsi mi polis? Değil ise bir iki polis deistleri kandırarak dernek kurmaya mı kalkıştı? Komplo teorinizi bir an için makul bulsak dahi, iç işleri ve valilik tarafından onaylanmış bir derneğin içinde bulunmak, anayasal hakkımızı kullandığımız sürece ne sakıncası olabilir. Ayrıca zamanında Ateizm Derneği için de böyle düşünülmüştü. Ancak bunu böyle olmadığı derneği kuranların geçmişinden açıkça belli olur. Bir araştırma yapıldığında bunun böyle olmadığına çok rahat kanaat getirilebilir ancak hiçbir araştırma yapmadan veya yapmak istemeden peşin olarak bunu söylemek, Cumhurbaşkanı’na ABD ajanı demek kadar kolaydır.

Bu derneği madem açtınız, inancınız gereği o zaman kendi haline bırakabilirsiniz şimdi?

Bu soruyu bir deistin sorduğunu düşünemiyorum. Olsa olsa deizmi anlayamamış bir inançlı sormuştur. Deizm dindarlar arasında sanıldığı gibi, bir tanrının dünyayı yaratıp bir kenara çekildiği gibi bir inanç değildir. Öyle olsaydı deizm temelden saçma ve mantıksız olurdu. Böyle düşünüyor olanlarından dolayı deizm elbette öyle gelecektir. Deizm, tarihsel bir süreç geçirmiştir. Şu an Modern Deizm sürecindeyiz. 1800’lü yıllarda Hristiyanlıktan bağlarını koparmış ve dinsiz bir şekilde yaşayan deistler, yaratıcıyı yine de dinlerdeki gibi bir tanrı olarak betimlediler. Dinlerin hakikat olmadığı sonucuna vardıktan sonra Tanrı tanımı ile pek fazla ilgilenmediler ve Tanrı tanımı yine insan biçimci yani antropomorfik olarak kaldı. Öyle olunca tanrının neden müdahaleci olmadığı konusundaki soru sürüncemede kaldı ve cevaplanmadı, cevaplanmaya da pek meraklısı olmadı. Zaman ilerledikçe Deizm felsefesi, evrimsel kanıtlar ve diğer bilimsel kanıtlarla kendini bu konuda kendini daha da ileri götürerek olgun bir hal aldı.  Modern Deizmde antropomorfik bir tanrı düşüncesi yok. Yani Deizmdeki tanrı tanımı dinlerdeki gibi insan biçimci, duyguları ve insani nitelikleri olan bir tanrı değil. Bunun yerini aşkın yani insanüstü, doğa ve evren üstü bir bizim tanımlama yapamayacağımız bir tanrı anlayışı var ki bu da tam yerindedir. Çünkü tarih boyunca insanlar putlardan yaptıkları tanrılara bile kendi insani niteliklerini vermişlerdir. Şimdiki deizmdeki bu tanrı anlayışından sonra kimse onun evreni yaratıp bir kenara çekildiği gibi insani davranış tarzını ona yükleyemez. Dolayısı ile tanrı yaratmış bir kenara çekilmiş değil, o yaratma eyleminde bulunmuş bir güç, bir nedendir. Bu tanımdan sonra onun müdahaleci mi, değil mi konusunda şöyle söyleyebiliriz. İnsanlık tarihi, yaşanan acılar ve ıstıraplarla dolu insanlık tarihi bize şunu gösteriyor ki, insanlığı düşünen ve onunla ilgilenmek isteyen bir tanrı hiçbir müdahalede bulunmamıştır. Müdahale diye konu edinenler tarihte geçmez sadece dinsel masal kitaplarında geçer. İkincisi, söz konusu tanrının, şu an bile, günlük yaşamımızla ilgileniyor olduğuna dair kanıt sunamayız. Müdahaleyi beş duyu organımızla algılayamıyoruz. Ve bilimsel, sosyal ve toplumsal bulgularımız yok. İnsanlar yine hala savaş, yoksulluk, adaletsizlik, hastalık ve daha çok sayabileceğimiz sıkıntılarla kendi çözümlerini üreterek mücadele ediyorlar. Asıl Tanrıya insani niteliklerini yükleyen ve kıyamete kadar dünyaya karışmayan bir şekilde tarif eden İslam'ın ve diğer dinlerin anlayışıdır ve oldukça mantıksızdır.


Bir Allah’ın varlığına inanıyorsunuz madem, neden O’nun bir din göndermediğine inanmıyorsunuz?

Olağan üstü şeyler, olağan üstü kanıtlar gerektirir. Dinler şimdiki insanlık için oldukça ilkel kalıyor. Şimdi birkaç örnek soru ile bu dinlerin tanrıdan mı yoksa zamane insanlardan mı geldiğine siz karar verin.
  1. Köleliği kim kaldırdı, Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an mı yoksa Amerika Yurttaş Hakları ve diğer bildirgelerle insanlar mı?
  2. Çocuk haklarını kim en iyi savunuyor mu, söz konusu dinlerin kitapları mı Çocuk Hakları Bildirgesi ile insanlar mı?
  3. Kadınları cariyelikten kurtaran ve toplumun her alanında üretime katılmasını sağlayan söz konusu kitaplar mı yoksa insanların oluşturduğu medeni haklar mı?
  4. İnsanların refah ve konforuna hizmet eden bilimsel bulgu ve gelişmelere dinsel kitaplar mı neden oldu yoksa, dinlerden sıyrılan bilim adamları mı?
  5. İnsanlar daha çok dindar olurlarsa mı barış gelir dünyaya yoksa dinlerden sıyrılınca mı?
Bu sorular eğer eğer din değil, dinlerden sıyrılmış ve dini referans almayan insanlık yaptı diyorsanız, zaten bunları başaramamış dinlerin evreni ve kainatı yaratan bir tanrının eseri olmayacağını cevaplamış olursun.

Cehenneme inanmıyorsanız kötülük yapanın yanına yaptıkları kötülükler kar mı kalacak?

Yaşama dinsel pencereden bakarsanız, inandığınız insansı tanrıdan bir cezalandırma beklersiniz. Ancak yaşamın doğasını gözlemleyin. Doğadaki canlılar bir yaşam mücadelesi içindeler. Bütün canlılar birbirlerini yemekteler. Aynı türler bile kendi içinde savaş halindeler. Bir kaplanın bir ceylanı parçalamasından dolayı ceza almasını bekleyemezsiniz. Kendi içlerindeki mücadele kendi içlerinde kalır. Biz insan oğlunun da yaptıkları aramızda kalır. Buna tedbir olarak kanun ve nizamlar yaparken kendi içimizde cezalandırma yöntemini geliştirmişiz. Toplum içinde belirlediğimiz kanunları çiğneyenler olursa kendi oluşturduğumuz kanunlarla cezalandırıyoruz. Üstelik kötülükler görecelidir. Geçmişte ülkelerin ülkelere saldırması çok doğaldı ve suç değildi. Birleşmiş Milletlerin Kurulmasından sonra konulan kanunlar sayesinde çıkar amaçlı savaş açan ülkeleri kötülük yaparak suçlamış olduk. Bir yerde kanun konmamış ise yapılanlar suç değildir. Kanun konulduğu için eylemleri suç sayıyoruz. Adolf Hitler’in yaptığı kötülüklerden örnek vererek onun nasıl olurda deist düşünceye göre ceza almayacağını soruyorlar. Adolf Hitler’i savaş ilan edip işgalci olarak suç işlediğini ve tanrısal adalet ile cezalandırılmasını arzu edenlere, Osmanlı Padişahlarının da aynı şeyi, fetih arzusu ile yaptığını hatırlatmak isteriz. Ama Adolf Hitler’i katil ilan edip Osmanlı işgallerini fetih diye anmalarının nedeni, birinde birleşmiş milletlerin olmayışı diğerinin oluşudur. Birleşmiş Milletler yokken kötülük değildi, yasa koyucu olarak Birleşmiş Milletler olunca kötülük sayıldı. O halde sonuç şudur. Kötülük nesnel değil özneldir ve tarih içerisinde ve toplumdan topluma değişir ve kötülük yapanlar cezalarını oluşturduğumuz kanunlar sayesinde cezalandırılır. Kanundan kaçanlar ise ölünce bir yerlere kar götürmeyecekler. Onların suçları ya hapistir ya da kanundan kaçak yaşamaları gibi zorlu yaşamlarına mal olur ve bununla beraber vicdanları iyi bir yaşam sürdürmelerini engeller. Dahası suç işlemiş kişilerin kanundan kaçmaları da bizlerin, adalet sistemimizin acizliğidir. Kötülük konusunda son sözümüz şudur. Biz insanlık ailesi olarak birbirilerimize yaptığımız kötülük doğanın ve doğada yaşayan diğer canlıların ilgi alanı olmadığı gibi yaratıcının da müdahalesini gerektirmediğini görüyoruz.  Kol kırılır içinde kalır.

Yaşamın amacı nedir sizce?

Evrimsel süreç ne için yaşadığımızı değil nasıl yaşamamız gerektiğini söyler. Bazılarına göre yaşamın amacı neden yaşadığımızdır, bazılarına göre de nasıl yaşadığımız yaşamın amacıdır. Yaşamın amacının neden yaşadığımız sorusuna verilecek cevap olduğunu söylüyorsanız, bunun cevabının evreni var edende saklı olduğunu ve “Meraklanmayın güvenli ellerdeyiz.” demekle yetineceğimizi söylemek isteriz.

Tanrı kimdir?

Tanrının kim olduğu sorusu, dinlerin antropomorfist anlayışının ürünü. Bizler tanrıyı kişi olarak görmek zorunda değiliz. Dinlerin anlayışıdır bu. Tanrı bir kişi midir, şahıs mıdır ki biz onun kim olduğunu söyleyebilelim. Kendisinin bizlerle etkileşim halinde olduğu kadar biz onunla etkileşim halinde olabiliriz. Başka türlü Tanrının niteliği hakkında öznel düşüncelerden öteye geçemeyiz. Belki de tanrının kim olduğu sorusu yerine tanrının ne olduğu sorusu doğrudur. Dolayısı ile bu bilgiye sahip olamayız şimdilik. Ama tanrının, “Evreni Yaratıcısı” olarak veya ”Evreni var eden” olarak belki de “Varlığımızın Nedeni” diye tanımlayabiliriz. Bu tanımlardan öteye geçmek dinsel öğreti uydurmaktan öteye geçmez.

Tanrının bizi ve evreni yaratmaktaki amacı nedir?

Bunu bilmek tanrının ne veya kim olduğu ve neden var olduğu sorusu ile aynı gizeme sahiptir. Bu sorulara cevap veremiyoruz, verseydik neden var olduğumuz sorusuna da yanıt bulurduk. Dediğimiz gibi tanrı ile etkileşimde olduğumuz kadar onun hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Tarih kendisinin bizlerle etkileşim halinde olduğunu nesnel olarak ispatlayamamıştır.

Neden bir Tanrıya inanmak zorunda hissediyorsunuz?

Bu soruya bir soru ile cevap arayalım. Sizler evrende başka yaşam formları olduğuna inanıyor musunuz? İnanıyorsanız neden inanmak zorundasınız? Sizlerin şöyle cevaplandırdığını duyar gibiyim. “Bizler evrende başka yaşam formları olduğuna inanmak zorunda değiliz. Sadece milyarlarca galakside neden yalnız olduğumuzu düşünelim ki. Netice de biz varsak, başka galaksilerde başkaları da vardır.” Diye bir mantık yürüterek bir sonuca varırsınız. Bizler bir tanrıya inanmak zorunda olduğumuzdan dolayı değil. Sadece biz var isek onun da olduğu makul ve mantıklı. Hem evrende neden hiçbir şey yerine bir şeyler var? Bu soru, bir Yaratıcının olduğu konusunda bize mantıksal bir çıkarım sağladığı için onun olduğunu düşünüyoruz.

Röportajı Gerçekleştiren: Din ve Mitoloji (A.Kara)
Röportaj Yapılan Kişi: Deizm Derneği Başkanı Özcan Pali

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA ARAPLAR

Tanıyanlar bilir, Ezop vardır antik çağda, ünlü bir masalcıdır. Öyle sevilmiştir ki bugün bile okunur, ders çıkarılır. Araplar hakkında kısa bir öyküsü vardır. Tanrı Hermes, yalan düzen dolu arabasını her ülkeye götürüp mallarını dağıtmaktadır,nasıl olduysa Arap diyarında araba kırılır o tamir için uğraşırken Araplar mal bulmuş Mağribi hesabı:) arabayı talan edip kalan ne kadar yalan düzen hile varsa alıp kaçarlar. Ezop masalın sonunda ''Doğru nedir bilmez onların dili'' diyerek öyküyü noktalar.

Araplar,ikinci dünya savaşında da iki taraflı oynadılar. Orada ne yeşil dolarlar nede kraliçenin kağıt sterlin para etmezdi. Sarı altın tek geçerli akçeydi çöller diyarında. Amiral Canaris, Von Papen'i İslam coğrafyasına ilk delege olarak yolladı amaç ırk savaşlarını körüklemek, İngilizlere karşı kutsal cihat ilan etmekti. Birinci dünya savaşında bu sökmemiş,yol arkadaşları Osmanlı devletinin askerleri kendi tebaaları Araplar tarafından karınları deşilip altın için öldürülmüştü.

Alman diplomatik valizleriyle Genç Türkiye Cumhuriyetine sokulan altınlar, Suriye, İran, Irak, Filistin'deki Arap şeyhlerine avuç avuç dağıtıldı. Rus Nkvd teşkilatı da boş durmuyor İran'da din simsarlarını altına boğuyordu, aynı şeyi İngilizler de yapıyor Arapların yapacağı tek şey her iki ellerini açmak oluyordu.


Naziler yakın doğu ülkelerine,gayet dostça sızmaya çalışıyor, onlara Almanya'nın İslamın koruyucusu olduğu masalını yutturmaya çalışıyorlardı. Türkiye deki aşırı sağ grupları da büyük Turan idealini gerçekleştirebiliriz tezgahıyla avlamaya çalışıyorlardı bu tarihte onlara inanan bir çok ülkücü Türk genç, Nazi ordusuyla birlikte omuz omuza savaşmak için Rus steplerinde can vermiştir. Sağ kalıp esir olanlarda, kurşuna dizilmiştir.

Almanların altını sadece Irak'ta işe yaramış, Raşit Ali adlı isyancının bastığı Habbaniye İngiliz üssü, sadece 250 İngiliz askeri ile geri alınmıştır. Bu işe karışan Kudüs müftüsü hacı Emin ve Raşit Ali ortadan toz oldular. 25 bin kişilik bedevi Arap yağmacıları 250 düzenli İngiliz askeri karşısında dağlara çekildiler isyan saman alevi gibi sönüverdi.Alman altınları boşa
heba olmuş bekleneni verememişti.

Bugün, dini ticarete dökmekte büyük ustalık gösteren Araplar sonsuza dek sürecek muazzam paralar kazanırken,kendilerine verilen petrol gibi müthiş bir hediyenin gücüyle silahlanıp bir birlerini öldürmeyi, ama ortak düşmanları olan İsrail ile sadece beddua gücüyle savaşmayı yeğlemektedirler.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Y. Ali Meşe

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİNSEL İNANÇLAR VE DÜŞÜNCELER TARİHİ | PDF KİTAP

Mircea Eliade'nin "Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi" adlı kitabının pdf formatı sizlerle. Bu kitapta dinlerin tarihleri, mitoloji ve din ilişkisi, eski Mısır ve Mezopotamya dinlerinden Zerdüştlüğe kadar birçok konu hakkında güzel bilgiler verilmekte.

Umarım meraklıları için iyi bir kitap paylaşımı olmuştur. İyi okumalar.
Kitabı okumak veya indirmek için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz.

Uyarı: Telif hakları eser sahibine aittir, uygun görülmemesi durumunda telif sahibi dinvemitoloji@gmail.com adresinden irtibata geçerek yayını kaldırtabilir.

DEİZM DERNEĞİ KURUCU ÜYELERİNİN İNANÇ SERÜVENLERİ

Deizm Derneği, Deizm Derneği Kurucu Üyelerinin İnanç Serüvenleri, Deizm Derneği Kurucuları, Dinden çıkış hikayesi, Nasıl deist oldular,
1) Özcan Pali- 1978 Erzincan doğumlu.
Alevi bir ailenin çocuğu olan Özcan Pali, 9 yaşından itibaren, Aleviliği bir türlü benimseyemez ve her zaman İslam dışı, İslam’a yama yapılmaya çalışılan bir mezhep olarak görür. Dinin beş şartını yerine getirmenin daha doğru olabileceğini düşünse de ülkedeki bağnazlıktan dolayı, inançta kendine sığınacak yer bulamaz. 18 yaşında Yehova’nın Şahitleri ’nin Hristiyan Cemaati ile tanışır. 6 ay inceleme ve araştırma sonucu hakikati bulduğunu düşünür. Vaftiz olur ve Kadıköy Cemaatinde 17 sene, sokak ve kapı-kapı dergi ve broşür dağıtarak misyonerlik faaliyetinde bulunur. Cemaatte Hizmet Yardımcısı ve İhtiyar olarak atanır. Ancak, 2013 senesinde, bir olay onu dinsel hayal kırıklığına uğratır. Ve bu olay, iman ettiği dinsel öğretileri tekrar sorgulamasına neden olur. Artık incelemelerini imanla değil sorgulamayla ve bilimsel disiplinlerle yapmaya karar verir. İman ettiği için bilinçaltında hep bastırdığı şüpheler artık bastırılamaz hal almıştır. Kutsal Kitabı (Tevrat, Zebur, İncil’i) derinlemesine inceledikçe, bilim ile uyuşmadığını, akıl ve mantık ile bağdaşmadığını görür ve Tanrı’nın sözü olamayacağına kanaat eder. Cemaat İhtiyarlığından istifa eder ve gönül vermiş olduğu cemaatten ayrılır. O ayrılış kendisini Deist yapar ve dinsel karanlıkta esarette olanlara yardımcı olmak için, kendisinde Deizm Derneğini kurma fikrini doğurur. Sosyal Medya hesapları açar ve 2014’de Ateizm Derneği’ne bir Deist olarak üye olur ve Deizm Derneği için lobi faaliyetlerine başlar. lgbt’li bir birey olan ve SPoD LGBTİ derneğine de üye olan Özcan Pali, birçok ateist ve deist dostlar edinir. 2018 Haziran’ında diğer kurucu üyeler ile Deizm Derneği’nin kurulmasına katkı sağlar.

2) Nurşen Kara – 1990 Gaziantep doğumlu.
Alevi bir ailenin çocuğu olan Nurşen Kara, anne babasından mirasla aldığı inancın ibadetlerini yerine getirmekte gayretliydi. İlerleyen zaman, ibadetlerin insanoğluna bir şey katmadığına kanaat getirmesine neden olur. Onun için, dünyada onca kötülüklerin olup bitiyor olması, gökte bir tanrıyı anlamsız kılar. Ayrıca dinsel bağnazlıklar ve dinsel baskılar, yaratıcının varlığını makul bulsa da dinlerin tanrısal kaynaklı olamayacağını düşünür. Gökte bir Efendinin değerini sorgulamaya başlar. Evreni var eden bir Tanrıyı mantıklı bulsa da dinlerin öğrettiği özelliklerde bir yaratıcının olamayacağı kanaatine varır. Adak ve kurban kesimleri, çocuk yaşındaki psikolojisine zarar verir. 18 yaşına geldiğinde, çevresinden farklı düşündüğünü ama buna bir isim koyamadığını fark eder. 20 yaşında ise inandığı kutsal kitabı derinlemesine okur, araştırır. Kitaptan okuduğu bilgilerin çelişkili ve bilim dışı olduğunu fark eder ve artık ailesinin sahip olduğu inanca mensup olmadığını fark eder. Deizm ’in ne demek olduğunu araştırır ve kendisinin Deist olduğunu fark eder. Ailesine bunu paylaşır ve kabul görmez. İlerleyen zaman içinde ailesi, kendisini mantıklı bulur ve anlayışla karşılar. Bağnaz olan dostları ilişkilerini bitirseler de bazıları saygı duyar ve dostluklarına devam ederler. 2016’da İstanbul’a taşındığında, kendi gibi deist dostlarla tanışır ve Deizm Derneği kurulma fikrini destekler.

3) Ahmet Yurtseven – 1991 İstanbul doğumlu.
Alevi bir ailenin çocuğu olan Ahmet Yurtseven’in meraklı yapısı onu mantıklı düşünmeye zemin hazırlar. Çevresinde öğretilen dinsel öğretiler ve anlatılan dinsel hikayeleri benimseyemez, içselleştiremez ve daha 14 yaşındayken, henüz düşünce yapısına isim koyamasa da bir deist olarak kendini doğal hisseder. İlerleyen yaşı ve artan merakı, her konuda bilgi sahibi olmaya iter ve açlık hissi veren merakını doyurmaya çalışır. Öğrendiği gerçeklerden sonra dinsel inançların, bilimle uyuşmadığını ve insan zekâsı ile bağdaşmadığı sonucuna varır. 17 yaşında kendini deist olarak tanımlar ve öyle yaşar. 27 yaşına geldiğinde yıl 2018’dir ve Deizm Derneği kurma fikrinin taşıyan dostlarla tanışmış olur ve bu cesareti gösterir.

4) Orhan Ağdaş-1986 Erzurum doğumlu.
Sünni muhafazakâr bir ailede yetişen Orhan Ağdaş, dindar biriydi. Deist olan bir akrabasının kutsal kitap çelişkileri üzerine konuşmalarına tanık olur ve inanmak istemez. İçsel tepkilerle karşılık veren Ağdaş, bu iddiaları incelemek ister ve küçük çaplı kişisel araştırmalar yapar. Öğrenmiş olduğu şeyler, onun, inanmış olduğu öğretiler hakkında iyice şüphe duymasına neden olur. İnandığı kutsal kitabının detaylarına odaklandır ve din-bilim çatışmasını görür. İnkâr edilemez bilimsel kanıtlar inançlarını şekillendirmeye başlar. Dinsel eleştirilerde bulunan dostlarla tanıştıktan sonra, akıl, mantık ve sağduyu ile ana babasından miras ile edinmiş olduğu dinsel öğretilerin tanrısal kaynaklı olamayacağı sonucuna varır. Dini inançlardan oldukça soğuyan Orhan Ağdaş, Deist düşünce biçimini makul bulur ve kendini Deist olarak tanıtır. 2018 Haziran’ına gelindiğinde Deizm Derneği’ni hayata geçirmeyi ihtiyaç olarak görür ve kurucular arasında yer alır.

5) Mustafa Çay – 1991 Erzincan doğumlu.
Alevi bir ailenin çocuğu olan Mustafa Çay, 15 yaşında, memleketindeki Cem Evinde, ibadetlerde üç yıl boyunca istekle görev alır. 18 yaşında İstanbul’a taşındıktan sonra yine bir yıl boyunca ibadetlerde ve folklor ekibinde görev alarak inancının bulunduğu topluluğu destekler, katkıda bulunur. Siyaset ile uğraşmaya başlar ve aktif görev alır, Siyaset ile meşguliyeti onun dinsel öğreti ve ibadetleri düşünmesine neden olur. 22 yaşından sonra ibadetleri ve dinsel öğretileri artık anlamsız ve mantıksız bulur ve pratik yaşam ile bağdaşmadığını fark eder. Ateizm felsefesi konusunda birtakım kişisel incelemesinden sonra, kendini ateist olarak adlandırır ve bu Ateizm Derneğine üye olmasına sağlar. Tanışma toplantılarında ve benzer etkinliklerde yer alır. Zaman ilerledikçe deist dostlarla da tanışır ve mantıklı çıkarımlarda bulunur ve Deist bir düşüncenin akla daha yatkın olduğu sonucuna varır. Deist felsefe çıkarımlarını makul ve mantıklı bulur. Ayrıca, düşünceye mal olan, “Kutsal Kitabımız vicdanımız, iyilik yapmak dinimizdir” sözünü anlamlı bulur ve kendini deist olarak tanımlar. Zamanla deist dostların teşvikini olumlu karşılık verir. 2018 Haziran’ında Deizm Derneğinin kurulmasına katkı sağalar.

6) Aypars – 1986 İstanbul doğumlu.
Oldukça tutucu, muhafazakâr Sünni bir ailede doğan Abdullah Kara, ailesi tarafından inançlı biri olarak yetiştirilir. 25 yaşlarına kadar inancının gereği olan, oruç, namaz ve diğer ibadetleri gayretle yerine getirir. Arapça bilmez ve ezberlediği şeylerin basmakalıp tekrarlardan başka bir şey olmadığını düşünür. Bu onu rahatsız eder ve daha iyi bir Müslüman olabilmek için Kutsal Kitabını kendi dilinde, Türkçe okumak ister. Okudukça, bir zamanlar Arapça okuduğu kitabın üzerindeki kutsallık, derinlik, maneviyat yıkılıverir ve okuduğu şeyler kendisini derinden sarsar. Tercümeleri birbirleri ile karşılaştırır ama bu, sarsılan imanını kurtaramaz. O yaşına kadar iman ettiği kitaptaki sözlerin, evreni var eden bir yaratıcıya ait olamayacağını düşünür. İmanını oluşturan dev çınar yıkılmış, ana sütunlar dağılmış şekilde korku dolu günler geçirir. Yaşama amacını kaybeder ve depresyona girer. Ancak cesareti elden bırakmaz ve sağduyulu davranır. O an hakikatin ne olduğunu bilemez ancak insanlara verilenlerin hakikat olmadığını fark eder. Araştırmalarını yoğunlaştırır, Tevrat, Zebur ve İncil diye bilinen diğer kutsal kitapları da inceler. Öğretilerin başka kitaplardan kopya edilerek revizyona uğradığına kanaat eder. Sümerlileri ve o dönemin antik dinlerini de gözden geçirir. Dinlerin, yaşama anlam vermek içi insanlar tarafından doğal olarak oluşturulmuş folklorik hikayeler olduğu sonucuna varır. Mantık dışı da olsa, inanmak isteyen insanların, dinlerinde yine de bir tanrısallık çıkarıp inanıyor olduğunu fark eder. Bunun en iyi örneği ailesinde görür. 2012 yılında 26 yaşındadır. İmanını yitirdiğini ve artık inançlı biri olmadığını ailesine açıklamak durumunda kalır. Anne-babası bundan derinden etkilenir ve Abdullah Kara, kendisini bekleyen üç yıl boyunca ailesinden baskı görür, hakaretlere maruz kalır ve evlatlıktan reddetmeye kadar giden tehditler alır. İmanın baskılarla geri gelemeyeceğini ailesine anlatmaya çalışır ancak zamanlar durum hafiflese de değişmez. Kendisi, deist bir felsefeyi makul bulur ve yaşama panDeist bir pencereden bakmayı tercih eder. 2015 yılından beri Deizm Derneği’nin tüzel kişilik kazanması için çaba harcar ve 2018 Haziran’ında deist dostları ile bu girişimi başlatır ve kurucu üye olarak katkı sağlar.

7) Ü. Uluhan – 1956 İzmit doğumlu.
Muhafazakâr Sünni bir ailenin çocuğu olan Ümit Uluhan, ailesinin dindar oluşu ve babası tarafından dinsel baskıya uğraması, kedisini dinsel konularda düşünmeye sevk eder. İnancının temelini oluşturan Kutsal Kitabının Türkçe çevirisini okumaya başlar ve bu, zihninde oldukça biriken sorular oluşmasına neden olur. Dinsel öğretilerle anlatılan Tanrı anlayışı ile, zihninde olması gereken tanrı anlayışının oldukça tutarsız olduğunu fark eder. Dinlerden önce, Yaratıcı olgusunun sorgulanması gerektiğini düşünür ve tüm dinsel inançlarını terk eder. “Tüm dünya vatanım, bütün insanlar kardeşim ve iyilik etmek dinimdir” anlayışını da benimser ve kendinin Deist olarak tanımlar. 2018 Haziran ayında Deizm Derneğinin bu ülke için büyük bir kazanım olacağına inanır ve tanıştığı dostlarla Deizm Derneğinin kurulmasına katkı sağlar. Açık düşüncesi kendisi sorun olmasa da ailesini düşünerek güvenlik protokolü gereği arka planda kalmayı tercih eder.

8) Sinan Sezen – 1990 Tokat doğumlu.
Alevi bir ailenin çocuğu olan Sinan Sezen’in, dinsel öğretilere karşı bakış açısı siyasetle ilgilendiği uzun zaman içerinde şekillendi. Dini kitapları etraflıca okuyamasa da öğretiler ve ibadet şekilleri konusunda mantık dışılığı fark eder. Alevi ibadethanelerdeki ibadetlerin anlamını ve değerini sorgular. Mantıksal çıkarımlarda bulunur. Düşünceleri onu ismini bilmediği bir düşünce biçimine götürür. Araştırdıkça sahip olduğu düşüncenin Deizm olduğunu fark eder ve kendini Deist olarak tanımlar. Deist dostları ile beraber Deizm Derneği’nin kurulmasını destekler.

9) Ersin Solmaz – 1990 Tokat doğumlu.
Alevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ersin Solmaz, din ile ilgili farkındalığı başladığı tarihten itibaren sürekli olarak din olgusunu sorgular ve 2008 yılı itibariyle kararlı incelemelerine başlar. 2 yıl boyunca birçok dinle tanışır ve bu süre sonundaki incelemeleri çerçevesinde kendisini Deist olarak tanımlamaya ve tanıtmaya başlar. 2018 yılına kadar çevresinden gördüğü eleştirilere, yargılamalara, baskılara karşı inancını tek başına savunmak durumunda kalır. Bu süreç boyunca dernekleşmenin önemini fark eder ve 2018 yılında kurucu üye olarak Deizm Derneği’nin kurulmasında rol alır.

10) Görkem Kara – 1987 İstanbul doğumlu.
Alevi bir ailenin çocuğu ve uzun yıllar alevi kültürüne bağlı kalmış olan Görkem Kara, gelenekleri sürdürmüş, cem evlerinde ibadetlere, sohbetlere, cemlere katılmıştır. İlerleyen zamanda, Sünni merkezli din anlayışının oldukça mantık dışı bulur. Alevi inancının da İslam dışı bir mezhep olduğunu fark eder. Ancak Sünni anlayışı da kendine yakın hissetmez. Doğadaki tasarım ve gerçekleşen olaylar, yaratma eyleminde bulunan birinin olduğuna kanaat getirmesine neden olsa da dinlerin tanrısal kaynaklı olamayacağı sonucuna varır. Evet, evrenin bir yaratıcısının olduğuna kanaat eder ve 2018 Haziran ayında diğer kurucu üyeler ile Deizm Derneğinin kurulmasına katkı sağlar.

11) Eren Solmaz – 1995 İstanbul doğumlu.
Alevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Eren Solmaz, dinsel bağnazlığın olmadığı Alevi mahallesinde yaşar. Dinin aile ve çevresinde baskın olmamasının rahatlığı ile büyür. Ailesinden dinsel yönlendirmeler almaksızın, ülkenin dinsel durumunu gözlemler. Dinin baskın olduğu coğrafyalarla, dinin hiç baskın olmayan coğrafyaları karşılaştırır ve dinsel egemenliğin ilerlemeye engel teşkil ettiği mantıklı sonucuna varır. İnançların sosyal hayata baskınlığı insanları ayrıştırdığını ve tehlikeli bireyler halinde getirdiğini gözlemler. Toplumun benimsediği dinsel öğretilerin akla ve bilime aykırı olduğunu görür. Deist çevrede büyümenin avantajı, onun Deist düşünmenin oldukça mantıklı olduğunu düşünmesine neden olur. Müstakbel hısım akrabalardan baskı göreceğini düşünerek Deist olduğunu kendi ailesine saklasa da deist yaşam biçiminin en doğal yaşam biçimi olduğuna karar verir ve dinsel baskı altındaki insanların kurtulmalarına katkı sağlamak için Deizm Derneği’nin kurulmasını destekler. Ve Deizm Derneği’nin kurulmasında pay edinir.

12) T. Ergül – 1990 Bursa doğumlu.
Oldukça Sünni muhafazakâr bir ailenin çocuğu alan T.E. dinsel doğmaların oldukça tehdit edici bir ortamında yetişir. 28 yaşında dinlerden tümüyle ayrılmış olmasına rağmen anne babasının dinsel baskıdan dolayı, ayrılmış olduğu dinin ibadetlerini 5 vakit yerine getirmek zorunda kalır ve bu, kendisini iki yönlü bir yaşam sürdürmek sorunda bırakır. Bu baskılara çok fazla katlanamaz ve evinden ayrı yaşamaya karar verir. Deizm Derneği’nin kurulmasına katkı sağlaya istekle cevap verir ancak güvenlik ve diğer protokoller gereği kapalı kimlikle arka planda kalmayı tercih eder.

DEİZM DERNEĞİ KURULDU

Deizm Derneği "Türkiye'yi Deistirelim!" sloganı ile resmi olarak kuruldu.

12 Kurucu üye 18.09.2018 tarihinde İstanbul Valiliği tarafından onaylanan tüzüklerini alarak Deizm Derneği'ni resmen kurdular.

Deizm Derneği başkanı Özcan Pali herhangi bir dine mensup olmadıkları yüzünden ağır hakaretlere uğradıklarını, onurlarının incitildiğini ve hükümetin başındakilerin onlara "sapık" bile dediğini dile getirdi ve ekledi "Bizler Adem ve Havva gibiyiz, onlar da hiçbir dine inanmıyor sadece Allah'a inanıyorlardı, kitap yada peygamberleri yoktu. Eğer bize sapık diyeceklerse inandıkları Adem ve Havva'ya da sapık demiş olurlar".

Derneğin İnternet Sitesi: http://deizmdernegi.org

YER ALTINDAKİ GİZEMLER

A, Açıklanamayanlar, Dünya dışı yaşam, Zerdüştlük, Derinkuyu,Yer altı mağaraları,Türkiyede ufo izleri,Yucatan,Yer altı şehirleri, Gizemli yerler, Kızıldereli efsaneleri,Kızıldereliler
Yucatan'daki ölü bir tapınak, Türkiye'de bir yeraltı şehri ve Güney Amerika'da yıldızların ötesine uzanan bir gizem içerdiği söylenen yeraltı mağarası var. Yüzyıllar boyunca insanlar, Dünya'nın derinliklerinde bulunan mağara ve tünellerin, Tanrılar ve canavarların topraklarına giden yeraltı geçitlerinin hikayelerini anlattılar.

Ayaklarımızın altında gizemli yerler olabilir mi? Kökleri bu Dünya'da bulunamayan yerler?
Mağaraların Jeolojinin henüz cevap veremediği belirli yönleri vardı.

Dünya çapında milyonlarca insan geçmişte dünya dışı varlıklar tarafından ziyaret edildiğimize inanıyor. Antik dönemde dünyaya gelen uzaylıların tarihimizi şekillendirmeye gerçekten yardımcı olduğunu düşünenler var. Bu yüzden bazıları yüzeyin altındaki gizemli dünyalarda onların varoluşlarına dair kanıtlar arıyorlar.

Türkiye'nin merkezinde kuzeyde Karadeniz ve güneyde Toros Dağları ile sınırlanan Kapadokya yatıyor. Burada rüzgar ve suların volkanik kayalardan garip şekiller oluşturduğu ve eski halkların bir zamanlar buraları küçük, ilkel konutlara dönüştüğü bilinmektedir.

1963 yılında Derinkuyu ilçesinde bir ev yenileme tadilatı sırasında binlerce yıllık mağara duvarı açıldığında 280 metreden daha derin bir yeraltı kentine uzanan geçiş yolu ortaya çıktı ve olağanüstü bir keşfe yol açtı.

Bu inanılmaz bir şey çünkü burada havalandırma bacaları ve en derin seviyelere bile hava sağlayan 15.000 küçük hava bacası var.

Burada bulunan kaya odalar, dini merkezler, depolar, şarap odaları olarak kullanılıyordu ve hatta çiftlik hayvanları için ahırlar bile vardı.

Derinkuyu modern ekipmanlarla bile günümüz şartları düşünüldüğünde yapması çok büyük bir iştir.
Ama bu yapıların o günlerde yapılmış olması onları muazzam yapıyordu, tıpkı piramitler gibi.

Derinkuyu'da taşın yumuşaklığından dolayı yukarıdaki katları desteklemek için yeterli sütunun sağladığına çok dikkat etmeliydiler, aksi halde mağaralar içinde yaşayanlar için büyük bir felaket doğurabilirdi.


İncelemeler yapıldığında mağarada felaket yaşandığına dair herhangi bir kanıt yok. Bu da gösteriyor ki bu işi yapanlar son derece zekilerdi ve işledikleri malzemeyi iyi biliyorlardı. Fakat iyi bilmek tek başına böyle bir harikayı ortaya çıkarmak için yeterli miydi? Burada bahsettiğimiz şey çok eski uygarlıklar. Bunu nasıl başarabildiklerini anlamak akıl almaz bir şey.

Bazılarına göre belki de başka medeniyetlerden yardım aldılar. Ama bu büyük yeraltı şehrini kim inşa etti? Yada hangi gizemli güç onları yer altında yaşamaya itti?

İnsanlar neden böyle garip mağaralarda yerin oldukça altında yaşamak isterler? Gerçekten fikri bile korkutucu.
Birçok arkeolog ve bilim adamına göre Derinkuyu büyük olasılıkla M.Ö. 800 civarında istilalardan kendilerini korumak isteyen Frigya'lılar tarafından  inşa edilen geçici bir sığınak olarak hizmet vermeyi amaçlamıştı.

Diğerlerinin ise İncil'de bahsedilen savaşçı toplum olan Hititler tarafından inşa edildiğine inanılıyor. Ama bu yeraltı şehri belki daha eski olabilir? Antik astronot kuramcılarına göre burası belki de binlerce yıllık olabilir.

Türkiye'nin Kapadokya bölgesi doğada İranlıların olduğu Zerdüşt imparatorluğunun bir parçasıydı. Zerdüştlük ise dünya yüzündeki en eski dinlerden biridir.

İyilik ve kötülüğün karşıt kuvvetlerine dayanan eski bir inanç olan Zerdüşt dininin hem Hinduizm hem de Musevilik ve Hristiyanlığı etkilediğine inanılmaktadır. Altıncı yüzyıldan bir süre önce kurulmuş bir dindir ve tanrısının adı Ahura Mazda'dır.

Zerdüşt kutsal kitabının ikinci bölümü olan Vendidad'da Ahura Mazda insanlığı dünya çapında bir çevre felaketinden kurtarıyor. Bu tıpkı Ahitlerdeki Nuh tufanına benzer şekilde büyük bir felaket.

Büyük peygamber Yima'ya Tanrı Ahura Mazda tarafından Derinkuyu'ya benzer bir yer altı sığınağını nasıl inşa edeceği öğretiliyor.

Kutsal metinlere göre Yima selden korumak için değil de buzul çağından korumak için seçilmiş bir grup insanı ve hayvanları barındırma amacıyla yeraltı şehri kurdu. Vendidad da bu “Kötü Kışlar” olarak geçiyor.

Birçok iklim bilimcisine göre son buz çağı 18.000 yıl önce zirveye çıktı ve yaklaşık MÖ. 10.000 civarında sona erdi.

Derinkuyu'nun yıkıcı bir kış döneminden korunmak için sığınak olarak inşa edilmiş olması mümkün müdür? Karbon taşının yaşına bakılamadığı için Derinkuyu'nun gerçekte kaç yaşında olduğunu kimse bilmiyor, sadece tahmin yürütülüyor.

Soru şu: Eğer çok benzer bir Zerdüşt hikayesi varsa o yerin ve Derinkuyu'nun şimdiye kadar zannettiğimizden çok daha büyük olduğu bir olasılık mıdır?

A, Açıklanamayanlar, Dünya dışı yaşam, Zerdüştlük, Derinkuyu,Yer altı mağaraları,Türkiyede ufo izleri,Yucatan,Yer altı şehirleri, Gizemli yerler, Kızıldereli efsaneleri,Kızıldereliler

Peki Derinkuyu aslında Ahura Mazda'nın takipçilerine efsanedeki gibi yapmaları emrettiği yeraltı şehrinin arkasındaki çarpıcı bir gerçek olabilir mi? Öyleyse Tanrı Ahura Mazda kim ya da neydi?

Ahura Mazda Dünya'da olup bitenlerin yönetiminden sorumlu görünmektedir. Bunu anlamanın çeşitli yolları var bunlardan biri daha yüksek bir evrensel bilinç formunu temsil etmesidir.
Bir diğeri ise dünya dışı yaşamı denetleyip gözetlemesi ve dünya dışından haber almasıdır.

Antik çağlardan birkaç kutsal metinde anlatıldığına göre dünya dışı canlılar insanlara bilgi vermektedir ve bilgi veren bu kişiler Tanrı olarak bilinmektedir.

Gökyüzü Tanrısı Ahura Mazda gerçekten başka bir dünyadan gelişmiş bir varlık olabilir miydi?
Bu yüzden takipçilerinin çevre felaketlerinden korunmasını sağlamak için bu karmaşık labirenti inşa etmeleri için gereken teknolojiyi sağlamış olabilir mi?

Ya da Derinkuyu’nun varlığı için daha muhtemel hangi nedenler vardır?

Derinkuyu'nun kapıları çok akıllıca inşa edilmiştir. Temel olarak sadece açabilirsiniz veya iç kısımdan kaldırabilirsiniz. Belli ki Derinkuyu'da oturan kişi herhangi birinden ya da bir şeyden saklanıyordu.

Antik Zerdüşt metinlerine göre Ahura Mazda kudretli savaş arabasıyla gökyüzüne doğru yükseliyor ve yıkımın hayaleti olan ebedi düşmanı Angra Mainyu'ya karşı savaş açıyor. Peki bu gerçekten olmuş olabilir mi? Antik astronot teorisyenleri Dünya'nın ve onun kaynaklarının kontrolü için savaşan iki dünya dışı güç tasvirine inanıyorlar mı?

Hava düşmanları dünya dışından geliyorlardı çünkü uçuş yeteneğine sahiplerdi. Dünyadaki her antik kültürde okuyabileceğimiz gibi bu tür makinelere erişimleri vardı.
Zerdüşt geleneğine baktığınız zaman savaşan gruplar arasında bir tür dünya dışı savaşın olduğuna dair net anlatımlar görüyorsunuz.


İnşa edilen bu mağaraların o zamanlar savaş içinde olunan dünya dışı varlıkların olası hava saldırılarına karşı sığınak olarak kullanılması muhtemeldir.

Bazıları araştırmacılar yer altındaki Derinkuyu'da 30.000 kişinin yaşadığını söylüyor.

Kayıtlı olan tarih belgelerine bakıldığında birçok farklı halkın Derinkuyu yeraltı şehrini çöl akıncılarından Roma lejyonlarına kadar birçok şeyden korunmak için kullandığı görülüyor.

Ancak bazı uzmanlar bu tür saldırıların Derinkuyu'nun ilk yapılış nedenini gerçekten açıklayıp açıklayamadığını merak ediyorlar.

Derinkuyu halkı gerçekten göklerdeki dünya dışı savaştaki zayiattan kaçınmak için yeraltına inmiş midir? Eğer öyleyse dünya dışında farklı gezegen ve başka şehirler de olabilir mi?

Antik astronot kuramcılarına göre bu ihtimal oldukça kuvvetlidir. Onların Amerika'nın güneybatısındaki mağaraların derinliklerinde ve çevresinde bulunabileceğini söylüyorlar.

Amerikanın güneybatısındaki görkemli ovalar ve engebeli dağlar Navajo, Zuni, Pueblo, Hopi ve Apaçi gibi birçok yerli topluluğa ev sahipliği yapmıştır.

Bu kabilelerin çok farklı inançları bulunmaktadır fakat yaratılış efsaneleri dikkat çekici bir şey söylemektedir. Apazlar, Zuniler ve Hopi Kızılderilileri gibi diğer Pueblo Kızılderilileri yeraltı dünyasından günümüz dünyasına doğru yönelen efsanelere sahipler.

Bazı efsanelerde güneybatı halklarının güvenlikleri için yer altına geri döndükleri görünmektedir.
Arizona Hopi'leri atalarının yeryüzünün derinliklerine sığınan yılan insanların yardımıyla ölümcül yıldızların yıkıcı fırtınalarından kaçtıklarını söylüyorlar.

Bir başka Hopi efsanesi onları ateş ve buz fırtınalarından koruyan karıncalardan bahseder.
Hopi Kızılderilileri belirli bir süre boyunca bu yeraltı dünyasında karınca halkıyla birlikte yaşayarak felaketlerden kurtuldular ve sonunda yeraltı dünyasından dünyanın yüzeyine geri döndüler.

Karınca halkı mı? Yılan insanlar mı?
Bu söylemler muhtemelen son buzul çağında yer altında yaşayan insanların atalarının hikayelerine dayanıyor olabilir mi?

Ya da bugünkü güneybatı kabilelerinin ataları Türkiye'deki yeraltı şehri Derinkuyu'ya benzer yüzey altındaki yapılara sığınmış olabilirler mi? Yüzyıllar boyunca yer altında yaşayan varlıklar dünyalılara daha çok benzeyen büyük gözler ve parmaklar gibi fiziksel özellikler geliştirmiş olabilirler mi?

Şamanlar ve yerli Amerikalıların yaşlıları bu insanların dünya gezegeninden çıkabilme kabiliyeti olan bu canlıların uzaydan gelen yıldız-tanrılar tarafından getirildiklerini söylüyorlar.

Yerli Amerikan efsanesinin bu yeraltı yaratıklarının aslında yabancı ziyaretçiler olması mümkün mü? Eğer öyleyse bazıları hala güneybatı çölünün yüzeyinin altında yaşıyor olabilir mi? New Mexico’daki Jicarilla Apache ayrılmış bölgesinde onlarca yıldır UFO'lar ve yabancı varlıklarla karşılaşma hikayeleri anlatılıyor. Bu öykülerdeki uzaylılardan bazıları Hopi efsanelerinden gelen karınca benzeri ve yılan gibi varlıkların eski hikayeleri ile garip benzerlikler taşıyorlar. Bu da insanları burası hakkında düşünmeye itiyor.

Anlatılar gerçek de olabilir hayal ürünü de fakat antik inanış ve efsanelere, yapılan antik yapılara bakıldığında konu hala gizemini koruyor...

Yazan & Çeviren: A.Kara

CAMONİCA GÜLÜ

Antik semboller, A,Camonica gülü, Eski semboller, Antik sembollerin anlamları, Semboller, Semboller ve anlamları, Güneş sembolü,Çiçek sembolü
Camonica Gülü İtalya'nın Brescia kentindeki Val Camonica kaya oymaları arasında bulunan bir semboldür. Anlamı hakkında çeşitli teoriler vardır:
Ünlü arkeolog Emmanuel Anati astral harekete bağlı bir dini güneş sembolü olduğunu ileri sürmüştür. Zamanla iyi bir servet ve uzun yaşam getirme yeteneği ile pozitif bir güç sembolü haline gelmiştir.

Camonica Gülü dokuz farklı fincan işaretini incelikle saran kapalı bir çizgidir. Val Camonica'daki 27 kayanın üzerinde 84 “gül” bulunmuştur ve bunların hepsi 3 farklı şekil formatına uymaktadır:
● Simetrik
● Asimetrik
● Gamalı haç

Arkeolog Paola Farina gamalı haç şeklinin en eskisi gibi göründüğünü ve Camonica Gülü'nün yöreye özgü bir varyasyon olduğunu öne sürmüştür. Bir başka teori ise bu gülün binlerce yıl önce henüz çarklı pusulaların var olmadığı zamanda eski insanlar tarafından uygulanan mükemmel çevreler çizmesini sağlayan bir antik pusula olduğunu söylemektedir.

Bu gül İtalyanca'da “Rosa Camuna” olarak adlandırıyor çünkü tüm versiyonları çiçeklerle güçlü bir benzerlik taşıyor. (Orijinal isminin ne olabileceği bilinmemektedir.) Camonica Gülü'nün sanatsal bir versiyonu şuan İtalya'daki Lombardiya Bölgesi'nin sembolüdür.

Yazan: A.Kara

DİNİ REFORME ETMEYE ÇALIŞMAK NE KADAR MANTIKLI?

Aftiel, Caner Taslaman,İslami reformistler,Dini reformistler,Deve sidiği,Edip Yüksel,Martin Luther ve Protestanlık,din, islamiyet, İslami reform,İslamı güzel gösterme çabaları
Çoğunuz şu hikayeyi duymuşsunuzdur:
Zamanında Roma Katolik Kilisesi insanlara cennetten arsa satıyordu. İnsanlar yeterli ücreti ödediğinde cennetteki yerleri hazır oluyordu. Ancak bu fikir bazı kişilere anlamsız geldi.

Günlerden bir gün bir kişi kiliseye gelip sorar: “Cehennemden de arsa satıyor musunuz?”.

Cevap evettir. Ama kim cehennemden bir arsa almak ister ki diye düşünürler. Daha sonra ise çok ucuz bir fiyata bu kişi bütün cehennemi alır.

Cehennemin tapusuyla binlerce insana seslenir: “Bundan sonra kimse kiliseden cennet toprağı satın almasın. Çünkü cehennemin sahibi benim ve hiçbirinizin oraya giriş hakkı yok.”

Bunun üzerine kilise bu kişinin peşine düşer ancak bu kişi sığındığı kral sayesinde kiliseden kurtulur ve Protestanlık mezhebini kurar. Bu kişi Martin Luther'dir.

Bu hikayenin gerçeklik payı var mı bilmiyorum ancak gerçek olmasa bile günümüzde bu şekilde çalışan reformistler yok mu? Var. O zaman onlardan konuşalım.

İnsanlar ilerleyen zamanla dinin içindeki bazı saçma şeyleri görmeye başlıyorlar. Bir kısmı dinden çıkıyor, bir kısmı bunları görmezden geliyor, bir kısmı ise ikisini de yapamayacak kadar korkak ve kararsız olduğu için dinini kendi kafasına göre yamalıyor. Bizim ele alacağımız kişiler bu son grup.

Martin Luther (Tekrar söylüyorum. Hikaye eğer gerçekse geçerli bunlar.) madem dinin saçmaladığı noktaları tespit etti, neden toptan bu dini reddetmek yerine reforme etmeye çalıştı ki? Neden? Neden temelleri parçalanmış olan bir binanın temellerine hala çimento ile yama yapmaya çalışırsın ki? En mantıklısı o binayı yıkıp daha sağlam temellere dayanan bir bina yapmak değil midir?

Aynı soruyu bugün İslamı reforme etmeye çalışan Caner Taslaman, Edip Yüksel gibi kişilere de sormak isterim. Madem bu dinin saçma yönlerini görecek kadar cesursunuz, neden onu reddedemeyecek kadar korkak davranıyorsunuz? Caner Taslaman bey TV programlarına çıkıp Müslümanlara deve sidiği sunmayı biliyor. Ancak kendisi de Müslüman olduğunu iddia ederken o sidiği sanki yabancı birine sunar gibi sunuyor.

İslamda kadını dövmek yoktur, İslamda kadın erkek eşittir, İslam mantık dinidir, Kuranda bilimsel mucizeler vardır… Peki İslam böyle bir din mi? Siz Kur'an inmeye başladığında, İslam yayılmaya başladığında insanların kendini bilime ve felsefeye adadığını, kadınların yüksek mevkilere gelip rahatça yaşayabildiklerini, mantıksız uydurma hurafelerin terk edilip akılcı bir yaşam tarzının elde edildiğini mi düşünüyorsunuz?


Neden günümüz laik yaşantısı İslam sanılıyor? Eğer sen dışarıda istediğin gibi gezebiliyorsan, sevdiğin kişi ile sinemaya gidebiliyorsan, karşı cinsle eşit şartlarda okuyabiliyorsan, dinden çıktığın zaman kimse sana karışmıyorsa teşekkür etmen gereken kişi peygamber değil. Bu dinin getirisi değildir. Bu laik cumhuriyetin getirisidir.

Bu reformistler Kuranın kendilerine yeterli olduğunu iddia ediyorlar. Peki kardeşim. Uygulayalım mı Kuranda yazanların hepsini? Öldürelim dinden çıkanları. Kadınlardan hicab takmayanları sopayla dövelim. Kadına erkeğin yarısı kadar miras verelim. Var mısınız bunlara?

Aaa tabi unutmuşum. O gerçek İslam değil. Kuranda aslında orada öyle demek istemiyor.

E binlerce yıldır Araplar bunları yaşıyor ve yaşatıyor?

Ama onlar gerçek İslamı yaşamıyorlar. Onlar kendi dilinde yazan kitabı anlayamamışlar. Bir tek siz (Arapça bile bilmeyen) birkaç kişi en iyi şekilde anlıyorsunuz. Gerçek İslam tamamen modern bir bakış açısına sahiptir. Hiç akıl dışı işlere girişmemiştir bu din.

Hem tanrı korkunuzu yenemiyorsunuz hem de yaşam şeklinizden ödün veremiyorsunuz. Ancak gerçekten İslamı yaşayan kişilere gidip “Ben sizin dininizin kafiriyim.” derken hiç sıkıntı yaşamıyorsunuz. İstediğiniz kadar reddedin. İstediğiniz kadar değiştirmeye çalışın. İslam dini 6-7. yy. Arap dinidir. Dibine kadar Arap kültüründen oluşmaktadır. Evrensel hiçbir şey içermez. O dönemde Araplar neyi iyi görmüşse o yazılıdır Kur'an'da.

Bu akımı takip edenlerin sebebi de aynıdır. Bir yandan korkuyor bir yandan da böyle yaşamak istemiyorlardır. Çünkü gerçek İslama göre yaşayanlar birebir 6-7. yy. Araplarının hayatını yaşarlar. Gençler de bu yüzden bu hayat biçimi ile yaşamak istemiyor, ancak küçüklükten itibaren korkuyla yetiştirildikleri için de dinlerini terk edemiyorlar. O yüzden içlerini rahatlatmak için bu akıma kaptırıyorlar kendilerini.

İslamı radikal olarak yaşayanların bakış açısından bile daha tehlikelidir bu bakış açısı. Çünkü radikaller ne kadar ekstrem şeyler ile uğraşsalar da bu kişilere yeterli kanıt gösterdiğinde dini terk etmeye kadar varan bir sürece girerler. Ancak reformistler bu yolun sonuna bir duvar örüyorlar. Tehlikeli olmalarının sebebi de bu. İnsanları din denen hurafeler bütününü reddetmekten alıkoyarak onlara dini süsleyip püsleyerek yeniden satıyorlar.

Zaten bu kişilerin dürüstlükleri de ortadadır. Kendi uydurdukları doğrulanamaz veya anlamsız mucizeler ile avuturlar kendilerini. Bunun yanında bütün radikal ayetleri de kafalarına göre yeniden yazarlar. Bunu yaparken acaba inandıkları tanrıdan da mı korkmuyorlar?

Ayrıca bu bakış açısının yaygınlaşmasının asıl sebebi dinin artık bitmek üzere olmasıdır. Ülkemizde non-teizm çok hızlı bir şekilde yayılıyor. Dinden para kazanan ve kazanmaya devam etmesi gereken insanlar da bu yüzden bu ayrılışı bir şekilde durdurmalı. Bunu da onların istediği yaşama şeklini onlara çarpıtarak vererek başarıyorlar.

Bir sonraki yazıma kadar sağlam temelli rasyonel fikirlerle kalın.

Yazan: Aftiel

AJNA

A, Antik semboller, Sembollerin anlamları, Ajna, hinduizm, Gizemli semboller,Semboller ve anlamları,Antik işaretler,Çakra
Geleneksel bir Hindu sembolü olan Ajna üçüncü göz çakrasını yada geleceğin ayrıntılarını ortaya çıkardığı söylenen beynin bir parçasını temsil eden semboldür. Hindular çevreden gelen manevi enerjinin onlara Ajna aracılığıyla girdiğine inanırlar. Bu yüzden parlak kırmızı ile kutsal kül ve benzeri maddeleri alınlarını işaretlemek için kullanırlar. Budizm'de ise Ajna dünyayı fiziksel gözlerinin görebileceği şeylerin ötesini görmeye çağıran bilinç gözü olarak adlandırılır. Başka bir deyişle dünyayı zihinle birlikte görmek.

Bu sembol çoğunlukla şeffaf olarak kullanılır. 2 beyaz taç yaprağı ve Shakti Hakini'yi içeren bir perikarp vardır. 6 surat, altı kol, bir beyaz ay, bir tespih ve bir davul ile gösterilmiştir. Silahlar, iyiliklerin verilmesi ve korkuların ortadan kaldırılmasını tasvir eder. Aşağı doğru duran üçgen kutsal enerji olan "lingam"ı temsil eder. Diğer küçük üçgenler ise Om ve Bija mantralarını içerir.

Bir teoriye göre “hakimiyet” olarak da tercüme edilen Ajna sembolünün iç-görü ve sezgi ile ilişkili olduğunu söylenmektedir. Bu inanç çakranın gözlerin üzerinde konumlanmış olmasından ve algıyı etkilemesinden kaynaklanır.

Yazan: A.Kara

PADMAN

film önerisi, Padman, Dini eleştiren filmler, Dini eleştiri filmleri, Hint filmleri, akshay kumar filmi, Dini film, Dinleri eleştiren filmler, Dinlerde kadın, Kadınla ilgili filmler, A,
Bugün eşimle bu filmi izledikten sonra kesinlikle site okurlarıma ve takipçilerime tavsiye etmeliyim dedim. 2018 yapımı olan "PadMan" isimli bu Hint filminde "Oh My God" filminden de tanıdığımız Akshay Kumar yine karşımıza çıkıyor ve yine tıpkı Oh My God filminde olduğu gibi PadMan filminde de dinlere, yobazlığa ve saçma sapan halk geleneklerine dokunduruyor.

Birçok arkadaş Hinduların ne kadar yobaz olduğunu, dinlerinin hayatlarında ne kadar yer kapladığını, saçma sapan hurafelere sahip olduklarını, kadının konumu vb. konuları biliyordur.

Her neyse, PadMan isimli bu filmde karısını çok seven bir adamın onun için ped üretme uğraşlarını (adet döneminde kullanılan ped), bunun yüzünden halkın gözünde düştüğü durumu, dinin kadın üzerindeki etkilerini, ticari piyasanın ve dinlerin halkı nasıl sömürdüğünü vb. onlarca durumu gözler önüne seriyor. Üstelik bu filmdeki PadMan lakaplı kişi gerçekten yaşamış birisi, yani film hayat hikayesinden bir uyarlama.

Hindistan'da paketi 50 rupiden daha pahalıya satılan pedlerin fiyatını 2 rupilere kadar düşürebilmek için bir insanın neler çektiğini ve bu çilenin sebeplerini (yukarıda yazdığım etkiler) filmi izlediğinizde göreceksiniz.

Önemli bir uyarı: "Bu ne biçim film konusu lan, ped yapmaya çalışan bir adam, ne sıkıcı lon moool" falan demeyin, ön yargınızı bir kenara kaldırıp izleyin, emin olun film hiç sıkıcı olmadığı gibi sürükleyici.
İyi seyirler.

Yazan: A.Kara