HABERLER
Dini Haber
Çin mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çin mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ÇİN MİTOLOJİSİNDE EŞCİNSELLİK

Hazırlayan: A.Kara

ÇİN MİTOLOJİSİNDE EŞCİNSELLİK

"MİTOLOJİLERDE EŞCİNSELLİK" başlıklı videoyu izleyerek çeşitli toplumlarda eşcinselliği dair inanışları, tavrı öğrenebilirsiniz.

Eşcinsellik teriminin Çince karşılığı "aynı cinsiyetten insanlar arasındaki aşk" anlamına gelen "tóng xìng ài (同性愛)"dir. Fakat bu 19.yy'dan sonra ortaya çıkmış bir ifadeydi. Öncesinde "erkek rüzgarı (nán fēng : 男風)" gibi şiirsel veya mecazi ifadeler kullanılırdı. Bu söz kadınların yakın ilişkilerden dışlanmasını ifade ediyor, sembolik olarak erkek üstünlüğünü vurguluyordu.

Kullanılan benzer terim ve mecazlar vardı. Örneğin kadın güzelliği ve baştan çıkarıcılığı için kullanılan fakat erkek güzelliğine atıfta bulunan bir terim vardır: "nán sè (男色)".

Tıpkı Divan edebiyatındaki gibi Çin edebiyatında da eşcinsellik için çeşitli mecazların kullanımı yaygındı. Eşcinsel kadınlar için "Altın Orkide Kız kardeşler" (Jīnlán zĭmèi : 金蘭姊妹 / 金兰姊妹) veya "parlatıcı-cilalayıcı aynalar" mecazları kullanılıyordu. [1]

Çin edebiyatı Konfüçyüs öncesi ve Taoist, Budist gelenek öncesi olarak ikiye ayrılmış ve bunlardan sürekli olarak etkilenmiştir. Konfüçyüsçü ve Taocu sistem öncesi mitolojiler esas olarak şamanistti. Erkek eşcinselliğinin Çin'in güneyinden geldiğine inanılıyor ve mecazi olarak güney rüzgarı olarak adlandırılıyordu. Bu yüzden Çin mitoslarında eşcinsellik ile ilişkilendirilen çeşitli tanrılar ve efsanevi Şia Hanedanı'nın kurucusu Büyük Yu gibi ünlü kişilikler vardı. [2]

En meşhur hikayelerden biri ejderha ile yaşlı çiftçi hakkındadır. Bu hikaye vahşi ve gizemli bir canlı olan ejderhanın 60 yaşındaki çiftçiyi zorlayarak onunla ilişkiye girmesinden (sodomize) bahseder. Öyle ki hikayede bu birliktelik sonrası yaşlı adamda açılan yaranın tıbbi müdahale gerektirdiği anlatılır. [2]

Fakat hikayelerde yer alıyor olsa da Taocu gelenekte kabul edilemez bir durum olarak görülmüştür.

Başka bir hikaye taşralı bir müfettişe aşık olduğu için ölüm cezasına çarptırılan, daha sonra Yavru Tavşan Ruhu tanrısına dönüşen bir adamdan bahsedilir. Öldürülen adam tek suçunun aşık olmak olduğunu söyleyince ve bu durum bir aşk eylemi olarak kabul edilince yer altı tanrıları tarafından affedilerek eşcinsel aşkın koruyucusu olarak atanır ve Tu'er Shen* veya Tu Shen** adını alır. [3] Yaşlı bir adamın rüyasında bir tavşan yavrusu olarak dirilen bu tanrı, rüyasında göründüğü yaşlı adamdan köydeki erkeklerin, erkekler arasındaki gönül işleri için tütsü yakabilecekleri bir tapınak inşa etmelerini ister. [4]

* Tavşan Yavrusu Ruhu : 兔兒神,
** Tavşan Tanrı : 兔神

ÇİN YARATILIŞ EFSANESİ VE PANGU

Hazırlayan: A.Kara


YARATILIŞIN BABASI : PANGU
(KAOSTAN YARATILIŞA UZANAN EFSANE)

Bir önceki makalede Çin yaratılış mitoslarındaki önemli karakterlerden biri olan tanrıça Nügüa'dan (Nuwa) bahsetmiştim. Sırada başka bir Çin yaratılış mitosu ve onun baş karakteri tanrı Pangu var.

Pangu, Çin mitolojisinin bazı versiyonlarında yaşayan ilk varlıktır ve diğer varlıkların yaratıcısıdır.

Kökeni Taoist geleneklere dayanan Pangu genellikle kaba tüylü, uzun-sık sakallı, kafasında boynuzları olan, elinde çekiç tutan ilkel bir dev olarak betimlenir ve Pangu'ya ilişkin en eski mit Üç Krallık (三國) döneminin yazarlarından Xu Zheng tarafından kayda alınmıştır. Son zamanlarda ise adı Pangu'nun ismine MS 156 tarihli bir mezarda da rastlanmıştır. [1]

Efsaneye göre başlangıçta hiçbir şey yoktur, kaos vardır ve evren niteliksiz, biçimsiz bir ilkel durum içindedir ve dualizm yoktur. Şekilsiz olan kaos 18.000 yıl gibi bir süre içerisinde bir kozmik yumurtaya dönüşür. Bunun içinde Yin ve Yang'ın zıt ilkeleri mükemmel bir şekilde dengelenir ve iyice büyüyen Pangu yumurtadan çıkar (veya uyanır). Kozmik yumurtanın içindeki Pangu Çinlilerin Yin ve Yang'dan önceki birliği vurgulayan, farklılaşmamış, mutlak ve sonsuz potansiyelin "Yüce Nihai" durumu için kullandığı bir terim olan Taiçi'yi simgeleyen kozmolojik bir terimdir. [2]

Kozmik yumurtadan çıkan Pangu dünyayı yaratmaya başlar; Dev baltasını sallayarak Yin ve Yang'ı birbirinden ayırır ve Yin yeryüzünü Yang ise gökyüzünü oluşturur. Pangu onları ayrı tutmak için aralarında durur ve gökyüzünü yukarı iter. Geçen her gün gökyüzü 3 metre yukarı çıkarken, yeryüzü 3 metre kalınlaşır ve Pangu 3 metre daha uzar çünkü onları birbirinden ayrı tutmaya çalışmaktadır. Bu görev 18.000 yıl daha sürer.

Hikayenin bazı versiyonlarında Pangu'ya bu görevde en önde gelen dört yaratık yardımcı olur. Bunlar: Kaplumbağa, Anka Kuşu, Ejderha ve Erderha başına, tırnaklı hayvan bedenine ve geyik boynuzlarına sahip olan mitolojik yaratık Kirin'dir.

Pangu dünyadaki tek varlık olduğu için karakterindeki farklı özellikler dünyada farklı değişikliklere neden oldu. O huzurlu olduğunda gökyüzü açık, kızdığında kapalı olur, ağladığında yağmur yağar, nehirler ve göller oluşur, içini çektiğinde rüzgarlar eser, gözlerini kırptığında gökyüzünü şimşeklerle doldurur, horlarken gökyüzü gök gürültüsüyle dolup taşar.

Pangu yeryüzünde durup on sekiz bin yıl boyunca gökyüzünü kaldırdıktan sonra iki parça arasındaki mesafenin yeterince büyük olduğunu hisseder, yorulur ve uykuya dalar. Öyle yorgundur ki sonunda uykusunda ölür.

Öldüğünde nefesi rüzgar, sis ve bulutlarını; sesi, gök gürültüsünü; sol gözü Güneşi, sağ gözü Ay'ı, başı dağları ve dünyanın sınırlarını, kanı nehirleri, kasları bereketli toprakları, yüz kılları yıldızlar ve Samanyolunu, kürkü çalıları ve ormanları, kemikleri değerli mineralleri, ilikleri değerli mücevherleri, teri yağmuru oluştururken rüzgarın taşıdığı kürkündeki pireler ise hayvanlara dönüşürken ruhundan ise insanlar meydana gelir.

Bazı efsaneler köpek başına ve insan vücuduna sahip olan Pangu'dan doğrudan insanlığın babası olan göksel bir yaratık olarak bahsederken, efsanenin başka bir varyantı onun insanları çamurdan şekillendirdiğini iddia eder.

EFSANENİN KÖKENLERİ

Derk Bodde bu efsaneyi Güney Çin'deki Miao halkı ve Yao halkının ata efsanelerine bağlar. [3]

Guangxi Milliyet Araştırmaları Enstitüsü başkanı Profesör Qin Naichang [4] Pangu mitinden önceki gerçek yaratılış mitini şu sözleriyle yeniden inşa ediyor. Fakat okurken unutmayın ki bu aslında gerçek bir yaratılış efsanesi değildir:

Bir erkek ve kız kardeş tarih öncesi dönemde gerçekleşen Tufan'da su üzerinde yüzen bir su kabağına sığınıp içinde çömelerek hayatta kalan tek çift olurlar. İkili daha sonra evlenir ve bileme taşı şeklinde bir et kütlesi doğar. Onu kesip parçalarlar ve bu et parçaları çoğalmaya-üremeye başlayan büyük insan topluluklarını oluşturur. Bu kız ve erkek kardeş çifti Zhuang etnik dilinde sırasıyla "bileme taşı" ve "kabak" anlamına gelen 'Pan' ve 'Gou' olarak adlandırılır.

Paul Carus konuya dair şunları yazmıştır:
Yih felsefesinin temel fikri öylesine ikna ediciydi ki dünyayı elindeki keskisi ile sonsuzluğun kayalarından oyduğu söylenen P'an-Ku'nun Taocu kozmolojisini neredeyse yok etti. Efsane edebiyatçılar tarafından ele alınarak onurlandırılmamış olsa da yorumu hak eden bazı ilgi çekici özellikler içermektedir.

P'an-Gu iki şekilde yazılmıştır: Biri edebi tercümelerde "eski havza", diğeri "havza katı" anlamına gelir. Her ikisi de sesteş sözcüklerdir, yani aynı şekilde telaffuz edilirler fakat orijinal ve doğru yazım olarak birincisi tercih edilebilir. Açıkçası bu ad "yerli uçurum" anlamına geliyor ve bunun Babil mitosundaki Tiamat'ın "Derin" kelimesinin çevirisi olduğuna inanmak için geçerli nedenlerimiz var.

Çin efsanesi bize P'an-Ku'nun kemiklerinin kayalara dönüştüğünü söyler; eti toprağa; iliği, dişleri ve tırnakları madenlere; saçları ot ve ağaçlara; damarları nehirlere; nefesi rüzgara ve dört bacağı dünyanın dört bir köşesini işaretleyen sütunlar haline gelir. Bu sadece İskandinav mitolojisindeki Dev Ymir mitinin değil aynı zamanda Babil'in Tiamat efsanesinin de Çin varyantıdır.

P'an-Ku'ya dair yapılmış olan resimler onu yaşlılığı veya ölümsüzlüğü sembolize eden ve doğaüstü güçleri olduğuna inanılan kaplumbağa ve turna gibi hayvanlar eşliğinde çizilmiştir. Bu çizimlerde 
bazen de gücün simgesi olan ejderha ve mutluluğun simgesi olan anka kuşu yer alır.

P'an-Ku'nun gövdesinden Yeryüzü oluştuktan sonra sırasıyla üç büyük kaynağın hüküm sürdüğü söylenir. Bunlar; İlki göksel, ikincisi karasal, üçüncüsü ise insan egemenliği olan üç kaynaktır. Daha sonra bunları da zamanla insanlığa gökten ateşi indiren ve insana onu kullanmayı öğreten Prometheus'a dönüşen Çin efsanesinin ateş adamı Sui-Jen izler.

Günümüzde klasik hatlarıyla bildiğimiz Prometheus miti Yunan mitolojisine özgü değildir. Daha sonraları akla gelen yaratıcı bir düşünceyle "ön düşünür" olarak açıklanan bu isim aslında Sanskritçe'deki "burç" veya "ateş çubuğu" anlamlarına gelen Pramantha'dır.

Mitin Hindistan ve Yunanistan arasındaki medeniyetin ana merkezi olan Mezopotamya'da da bilinmesi gerektiğini inkar edemeyiz ve (Çin mitolojisindeki) Sui-Jen figürünün Yunan mitolojisindeki Prometheus ile aynı prototipten türetilmiş olması muhtemel hale geliyor. [5]

Çevirmen James Legge, Pangu'dan şöyle bahseder:
"P'an-ku sıradan insanlar tarafından "göğü ve yeri yaratan ilk insan" olarak anlatılır. Bana "pidgin" yani İngilizce karşılığı ile "o senin Adem'inle aynı" denildi. Resimli Taoist kitaplarına baktığımda onu tüylü, bodur, kaotik kayaları kırdığı muazzam bir çekiç ve keski kullanan, maymundan ziyade ayıdan evrimleşen cüce bir Herkül olarak görmüştüm." [6]

Pangu mitosunun eski Çin klasik metinlerin teolojisinde "Yücelik" veya "Yüce Tanrı" anlamında kullanılan bir terim olan "Shangdi" den [7] veya MÖ 300'lere ait olan ve Taoist yaratılış efsanesini anlatan antik Çin metni Taiyi'den (Taiyi Shengshui) önce var olduğu görülmektedir. Birçok çeşidi olan Nuwa ve Yeşim İmparatoru gibi Çin mitleri insanların nasıl yaratıldığını açıklamaya çalışır fakat dünyanın yaratılışını açıklamaya özen göstermez. [8]

BUYEİ KÜLTÜRÜNDE PANGU

Çin'in 56 etnik resmi gruplarından biri olan Buyei'lerin mitoloslarına göre [9], Pangu dünyayı yarattıktan ve pirinç tarımı konusunda uzman olduktan sonra Ejderha Kralının kızıyla evlenir ve onların birlikteliği Buyei halkını doğurur.

Ejderha Kralı'nın kızının ve Pangu'nun Xinheng (新 横) adında bir oğlu vardır. Xinheng annesine saygısızlık edince annesi gökyüzüne döner, kocasının ve oğlunun tekrarlanan ricalarına rağmen asla aşağı inmez. Yeniden evlenmek zorunda kalan Pangu ay takviminin altıncı ayının altıncı gününde ölür.

Xinheng'in üvey annesi ona kötü davranır, öyle ki neredeyse onu öldürür. Xinheng onu pirinç hasadını yok etmekle tehdit ettiğinde üvey annesi hatasını fark eder. Onunla barışır ve her yıl ay takviminin altıncı ayının altıncı gününde Pangu'ya saygılarını sunmaya devam ederler. Bu gün daha sonra Buyeilerin atalara ibadetleri için önemli bir geleneksel bayram haline gelir.

Bu farklı yaratılış efsanesi, Buyei'yi Zhuang'dan ayıran temel özelliklerden biridir.

Pangu'ya genellikle Taoist kozmolojisinde gerçekliğin temel ilkelerini temsil etmek için kullanılan, birbiriyle ilişkili sekiz kavramdan oluşan bir dizi sembol olan Bagua gibi Taoist semboller aracılığıyla Çin'deki bir dizi tapınakta ibadet edilir.

1809 yılında inşa edilen Kral Pangu Tapınağı, Pangu Kral Dağı'nın eteklerinde yer almaktadır. [10]

TANRIÇA NÜGÜA VE İNSANIN YARATILIŞI

Hazırlayan: A.Kara


ÇİN'İN YARATICI TANRIÇASI NÜGÜA (NÜWA / NÜGUA)


Nügua şeklinde de okunan Çin mitolojisinin ana tanrıçası Nüwa, imparator-tanrı Fuxi'nin kız kardeşi ve karısıdır. Kendisi de eşi de yarı yılandır. İnsanlığı yaratması ve Cennetin (göğün) Sütunu'nu onarması ile tanınır. [1]

Huainanzi, Nüwa'yı Cennet ve Dünya'nın bozulduğu zamanla ilişkilendirir:
Daha eski zamanlara dönersek dört sütun kırılmıştır ve dokuz vilayet perişan haldedir. Gökyüzü dünyayı tamamen örtmez ve yerüzü gökyüzünü baştan sona üzerinde tutamaz. Yangınlar kontrolden çıkar ve söndürülemez. Su büyük genişlikte alan kaplar ve geri çekilemez. Vahşi hayvanlar masum insanları yer, yırtıcı kuşlar yaşlıları ve zayıfları kapar. Bunun üzerine Nüwa, masmavi gökyüzünü onarmak için beş renkli taşı eritir ve büyük kaplumbağanın bacaklarını göğü destekleyecek dört sütun olarak keser.
Beş renkli taşlar beş Çin elementi olan odun, ateş, toprak, metal ve suyu simgeler. İnanışa göre suyun özü siyah ejderha olduğundan sık sık sellere neden olur. [3]
Nügüa, Ji eyaletine rahatlık sağlamak için siyah ejderhayı öldürür. Kabaran suları durdurmak için saz ve küller yığar. Mavi gökyüzü onarılır ve kaplumbağa bacağından dört sütun ile desteklenir. Kabaran sular boşaltılır, haşeratlar öldürülür ve suçsuz insanların yaşamları korunur ve böylece Ji eyaletine huzur gelir. [2] [a]

Nüwa'nın düzelttiği bu felaketlerin Gonggong ve Zhuanxu arasındaki savaştan kaynaklandığı tahmin edilir [b] 
Bu durumdan Huainanzi'de şöyle bahsedilir:
Yenilgisini kabullenemeyen Gong Gong kasıtlı olarak kafasını dört sütundan biri olan Buzhou Dağı'na vurur. Gökyüzünün yarısı düşerek büyük bir boşluk yaratır ve yeryüzü çatlar. Gökyüzü kuzeybatıya yükselirken dünyanın ekseni mundi güneydoğuya doğru eğilir. İnanışa göre Çin'in batı bölgesinin doğudan daha yüksek olmasının ve nehirlerinin çoğunun güneydoğuya doğru akmasının nedeni de budur. Aynı açıklama kuzeybatıya hareket eden güneş, ay ve yıldızlar için de geçerlidir. Gökyüzü zarar gördükten sonra başlayan orman yangınları vahşi hayvanları çıldırtınca masum insanlara saldırırlar. Bu sırada göğün yarısının düşerek çatlattığı yeryüzündeki yarıklardan dışarı çıkan sular yavaşlamak bilmemektedir. [9]

Nüwa yarattığı insanlara acıyarak gökyüzünü onarmaya çalışır. Nehir yatağından kırmızı, sarı, mavi, siyah ve beyaz olmak üzere beş renkli taş toplar, onları eritir ve gökyüzünü yamamak için kullanır. O zamandan beri gökyüzü (bulutlar) renklidir. Daha sonra bazı anlatılarda adı Ao olarak geçen dev bir kaplumbağayı öldürür ve gökyüzünü desteklemesi için yeni sütunlar olarak kullanmak üzere yaratığın dört bacağını keser. Ancak Nüwa bunu kusursuz bir şekilde yapamayınca bacakların eşit olmayan uzunluklarından dolayı gökyüzü eğilir. İş bittikten sonra vahşi hayvanları uzaklaştırır, yangını söndürür ve yanan sazlıklardan gelen büyük miktarda kül ile selleri kontrol altına alır. Böylece dünya eskisi gibi barışçıl, yaşanabilir hale gelir. [9] [10]

Bunu takiben Huainanzi, bilge hükümdarlar Nüwa ve Fuxi'nin Yolu (道) ve onun gücünü (德) izleyerek krallık üzerinde nasıl bir düzen oluşturduğunu anlatır. [2]

Savaşan Devletler dönemi ile Han Hanedanlığı arasında tarihlenen Dağlar ve Denizler Klasiği, Nüwa'nın bağırsaklarının on ruha dağılmış olduğunu anlatır. [4]

MÖ 340 - 278'lere ait olan Chu'nun Şarkıları'nın 3.Bölümündeki "Cennete Sormak" (Çince: 问 天) adlı şiirde yazar Qu Yuan, Nüwa'nın sarı topraktan figürler kalıba dökerek onlara hayat ve çocuk doğurma yeteneği verdiğini yazar. İblisler savaşıp gökyüzünün sütunlarını kırdıktan sonra Nüwa hasarı gidermek için durmaksızın çalışır ve gökyüzünü onarmak için beş farklı renkli taş eritir.

MS 58 - 147 arasında yazılmış olan Çin'in en eski sözlüğü Shuowen Jiezi'de, Nüwa'nın hakkında yazan Xu Shen, onu Fuxi'nin hem kız kardeşi hem de karısı olarak tanımlar. Nüwa ve Fuxi, Jiaxiang şehrinde yer alan Shandong eyaletindeki Wuliang Tapınağı'ndaki Doğu Han Hanedanlığına ait bir duvar resminde yılan benzeri kuyruklara sahip olarak resmedilmiştir.

Çin mitolojik ögelerinden bahsedilen Duyi Zhi (獨 異 志; c. 846 - 874 AD), adlı eserin 3.cildinde yazar Li Rong şunları yazmıştır:
Uzun zaman önce dünya ilk var olduğunda iki kişi vardı: Nü Kua ve ağabeyi. K'un-lun Dağı'nda yaşadılar ve dünyada henüz sıradan insanlar yoktu. Birbirlerine karı koca olmaktan bahsettiler ama utandılar. Böylece kardeş hemen kız kardeşi ile K'un-lun Dağı'na çıktı ve şöyle dua etti: "Ey Tanrım, eğer bizlere karı koca olarak iki başka kadın ve erkek gönderirsen o zaman tüm buğulu buharı topla. Göndermezsen o zaman tüm puslu buharı dağıt." Bunun üzerine puslu buhar hemen toplandı. Kız kardeş erkek kardeşiyle yakınlaştığında yüzlerini perdelemek için çimleri örerek yelpaze yaptılar. Bugün bile bir adam bir eş aldığında uzun zaman önce olanların bir sembolü olarak ellerinde yelpaze tutarlar. [5]

Nüwa, Ming hanedanlığının ünlü romanı Fengshen Bang'de de yer alır. Bu romanda belirtildiği üzere Nüwa Yeşim İmparatorunun kızı olduğu için Xia Hanedanlığı zamanından beri büyük saygı görür ve ondan sık sık "Yılan Tanrıçası" olarak bahsedilir. Shang Hanedanlığı yaratıldıktan sonra Nüwa hanedanlığı ara sıra yağan yağmurlardan korumak ve iyileştirici nitelikler sağlamak için beş adet renkli taş yaratır. Bir süre sonra Shang Rong derin bir saygı göstergesi olarak Shang Kralı Zhou'dan onu ziyaret etmesini ister. Ziyarete giden Zhou ışık perdesinin arkasında oturan güzel tanrıça Nüwa'yı tamamen görünce şehvete kapılır ve yakınındaki duvara küçük bir şiir yazarak vedalaşır. Daha sonra Nüwa, Sarı İmparator'u ziyaret ettikten sonra tapınağına döndüğünde Zhou'nun sözlerinin iğrençliğini görür. Öfkelenir ve Shang Hanedanı'nın suçunun karşılığını alacağı üzerine yemin eder. Nüwa kralı öldürmek için yerinden yükselerek saraya çıkar ancak aniden iki büyük kırmızı ışık huzmesi tarafından vurulur.

Nüwa, Kral Zhou'nun kaderinde krallığı yirmi altı yıl daha yönetmek olduğunu fark ettikten sonra üç astını çağırır. Bunlar: Bin Yıllık Vixen (daha sonra Daji oldu), Yeşim Pipa ve Dokuz Başlı Sülün'dür. Nüwa onlara "Cheng Tang'ın altı yüz yıl önce kazandığı şans azalıyor. Size herkesin kaderini belirleyen göklerin yeni bir görevinden bahsediyorum. Üçünüz Kral Zhou'un sarayına girecek ve onu büyüleyeceksiniz. Ne yaparsanız yapın, kimseye zarar vermeyin. Eğer buyruğumu yerine getirirseniz ve bunu iyi yaparsanız insan olarak reenkarne olmanıza izin verilecek." Bu sözlerinden sonra Nüwa'dan bir daha hiç haber alınmadı ancak yine de Shang Hanedanı'nın düşüşe geçmesinde önemli ve dolaylı bir faktör oldu.

Efsaneye göre Nüwa insanlığı zamanla daha derinden hissettiği yalnızlık hissi nedeniyle yaratmıştır (tıpkı "Allah insanı bilinmek istediği için yarattı" görüşü gibi). Bazı efsanelerde sarı toprağı, bazılarında ise sarı kili biçimlendirerek onlara insan biçimi vererek insanı yaratır. Bu bireyler daha sonra toplumun zengin soyluları olurlar çünkü bizzat Nüwa'nın kendi elleriyle yaratılmışlardır. Bunların dışında insanların büyük kısmı Nüwa onları daha seri şekilde yaratmak istediği için çamura batırdığı ipi kullanır çünkü her insanı tek tek el ile yaratmak fazla zaman ve enerji tüketir. Anlaşıldığı üzre bu yaratılış hikayesi antik Çin'deki sosyal hiyerarşi hakkında etyolojik bilgiler verir.
Soylular insanlığın kitlesel olarak üretilen çoğunluğundan daha önemli olduklarına inanıyordu çünkü Nüwa onları yaratmak için zaman ve emek harcamış, en önemlisi de onlara doğrudan kendi eliyle dokunmuştu. [6]
İnsanlığın yaratılışının başka bir versiyonunda Nüwa ve Fuxi büyük bir selden kurtulurlar. Cennetin Tanrısının emriyle evlenirler ve Nüwa bir et yumağı doğurur. Daha sonra bu et topu küçük parçalara bölünür ve bu parçalar dünyanın dört bir yanına dağılınca insanoğlu var olur. [7]

Evlilik olgusunu doğuran şeyin Nüwa'nın kendinden 3 ay önce doğan abisi Fuxi ile evlenmesi olduğu da inanışlar arasındadır. [6]

Nüwa ile Fuxi ikilisi Yin ve Yang ile ilişkilidir. Fuxi Yang'ı ve erkekliği, Nügüa ise Yin ve dişiliği temsil eder. Bu durum Fuxi'nin fiziksel dünya ile özdeşleşimini sembolize eden bir marangoz karesi (L cetvel) almasıyla tanımlanır çünkü bir marangoz karesi daha basit bir düşünce yapısına götüren düz çizgiler ve karelerle ilişkilendirilir. Nüwa'ya ise göklerle özdeşleşimini sembolize etmesi için bir pusula verilmiştir çünkü pusula daha soyut bir düşünce yapısına götüren eğriler ve dairelerle ilişkilendirilir. Dolayısı ile ikisinin evlenmesi gök ve yeryüzü arasındaki birliği simgeler. [6] Efsaneye dair diğer varyasyonlarda Nüwa'nın pusulayı hediye olarak almak yerine bizzat kendisi icat ettiği görülür. [8]

Pek çok Çinli, Kuzey Çin inanç ve kültüründeki Üç Egemen ve Beş İmparatoru, yani insanlığın ilk lider ve kahramanlarını iyi bilir. Ancak kullanılan kaynaklara bağlı olarak listeler değişiklik gösterir. [11] Örneğin efsanenin bir varyantı Nüwa'yı Fuxi'den sonra ve Shennong'dan önce hüküm süren Üç Egemenden biri olarak anlatır. [12]

Anaerkil saltanatında, komşu bir kabile şefine karşı savaşır, onu mağlup ederek bir dağın zirvesine çıkarır. Bir kadın tarafından mağlup edilen şef, yaşıyor olmaktan utanır, kendini öldürmek ve intikam almak için başını göksel bambuya vurur. Yaptığı hareket gökyüzünde bir delik açar ve tüm dünyaya bir sel felaketi getirir. Sel, Nüwa ve onun ilahiliği tarafından korunan ordusu dışında tüm insanları öldürür. Nügüa tıpkı diğer efsanelerdeki gibi sel azalıncaya kadar gökyüzünü beş renkli taşla yamar. [13]

YARATILIŞ DESTANLARI

Hazırlayan: A.Kara


YAHUDİ & HRİSTİYAN VE İSLAMİ İNANÇTA YARATILIŞ
Yahudi Torah ve Hristiyan İncil'in ilk kitabı olan "Yaratılış", her ikisi de bugünün Yahudi, Hristiyan ve İslami inançları tarafından dünyanın yaratılışı olarak kabul edilen iki asal öykü içerir. İlkinde, Tanrı, "Işık olsun," der ve ışık olur. Altı gün içinde, gök, toprak, bitkiler, güneş ve ay, hayvanlar ve insanlar dahil tüm canlıları yaratır. Tanrı hepsine "Verimli ol" der. Yedinci günde, Tanrı dinlenir, eserlerini tasarlar ve iyi bir değerlendirme yapar. İkinci hikayede ise Tanrı dünyadaki ilk adam olan Adem'i yaratır. Onun yaşaması için Adem'e bir bahçe yapar, ama “İyi ve Kötü Bilginin Ağacı” ndan meyve yemesini yasaklar. Adem hayvanları isimlendirir ama kendisi yalnızlık çekmektedir. Tanrı Adem'i anestezi altına alır ve kaburgalarından biri ile ilk kadın Eve'yi (Havva) yaratır. Konuşan bir yılan Havva'yı yasak meyveyi yemeye ikna eder ve aynı şekilde Havva'da Adem'i yemesi için ikna eder. Tanrı onların yasak meyveden yediklerini anladığında, onları bahçeden dışarı sürer ve insanı ölümlü yapar.

YUNANLAR VE TİTANLARI
İlk Yunan şairleri evrenin doğumuna dair çeşitli yazılar çıkardılar. En iyi korunan "Hesiod's Theogony"dir. Bu ilahide, Gaia da (ana toprak) dahil olmak üzere ilkel başlangıçtaki kaostan en eski tanrılar gelir. Gaia kendini korumak için Uranüs'ü, gökyüzünü yarattı. Sonra  Zeus'un şimşeklerini, 50 kafası ve 100 eli olan canavarları, tepe gözlü Cyclopslar (Kiklops) da dahil olmak üzere tuhaf bir tanrı ve canavarlar topluluğu oluşturdular. Sonra gelen tanrılar ise Titanlar olarak biliniyordular. Onlar 6 oğul ve 6 kızdı. Uranüs, canavar çocuklarını hor gördü, onları yeryüzünün iç kısmı, bağırsakları olan Tartarus'a hapsetti. Öfkeli Gaia büyük bir orak yaptı ve en küçük oğlu Kronos'a talimatlar verdi. Bir sonraki seferde Uranüs Gaia ile birleşmek için ortaya çıktığında, Kronos ortaya çıktı ve babasının genital organını kesti. Uranüs'ün kanı ve haşere bitlerinin düştüğü yerde, daha fazla canavar, dev ve hiddet ortaya çıktı. Kutsal testisler tarafından kanlanan deniz köpüğünden tanrıça Afrodit geldi. Daha sonra Kronos, gelecek nesil tanrıları olan Zeus ve Olimposluların babası olur.

HİNDU KOZMONOLOJİSİNİN BRAHMA İLE BULUŞMASI
Hindu kozmolojisi, yaratılışın birçok efsanesini barındırır ve asıl oyuncular yüzyıllar boyunca yükselmiş ve önem kazanmıştır. En eski Vedik metni, Rig Veda, 1000 başı, gözleri ve ayakları olan devasa bir varlığa sahip Purusha'yı anlatır. Yeryüzünü bir örtü gibi sarıyordu. Tanrılar Puruşa'yı kurban ettiğinde, onun vücudu, kuşları ve hayvanları yaratan arıtılmış tereyağını üretti. Vücut parçaları dünya elementlerine, tanrı Agni, Vayu ve Indra'ya dönüştü. Ayrıca, Hindu toplumundaki kast sistemindeki 4 kast onun bedeninden yaratıldı: Rahipler, savaşçılar, genel halk ve hizmetkârlar. Tarihsel olarak daha sonra, Brahma (yaratıcı), Vişnu (koruyucu) ve Şiva (yok edici) üçlüsü önem kazanmıştır. Brahma, uyuyan Vishnu'nun göbeğinden filizlenen bir nilüferde görülür. Brahma, bu günlerden birinde ya da 4.32 milyar yıl süren zaman zarfında evreni yaratır. Sonra Şiva evreni yok eder ve döngü yeniden başlar (kolay gelsin).

JAPON ADASI
Tanrılar ilkel okyanusun üzerinde yüzen köprünün üzerinde duran, iki kutsal kardeş olan erkek kardeş İzanagi ve kızkardeşi İzanami'yi yarattılar. Tanrının mücevherli mızraklarını kullanarak, Onogoro'nun ilk adasını çaldılar. Adadan sonra İzanagi ve İzanami evlendi fakat çocukları sakat doğdu. Tanrılar onları bir protokol ihlali üzerine suçladı. Evlilik ayini sırasında ilk önce kadın, yani Izanami konuşmuştu. Evlilik ayinlerini doğru bir şekilde yapan tanrılar birleşti ve daha fazla tanrı ile Japonya'nın adalarını ürettiler. Ancak ateş tanrısı Kagutsuchi-no-Kami'nin doğumu sırasında Izanami öldü. Üzüntüden sarsılan İzanagi, onu ölülerin ülkesi Yomi'ye kadar takip etti fakat Yomi'nin yemeğini yedikten sonra geri dönemedi. İzanagi aniden İzanami'nin ayrışan bedenini görünce çok korkmuş ve kaçmıştı. Izanami çıldırdı, onu çirkin bir kadın olarak takip etti. Izanagi dikkatini dağıtmak için ona kişisel eşyalarını fırlattı. Yomi'nin mağara girişinden kaçarak, onu bir kaya ile engelledi, böylece hayatı ölümden kalıcı olarak ayırdı. (Hades ile Persephone gibi, değil mi?)
[Adem ile Havva'ya benzer hikaye, ataerkil düzen örneği]

ÇİN, ORTA KRALLIK
Yin ve yang'ın karşıt kuvvetlerini içeren, zamansız boşluk içinde yüzen kozmik bir yumurta vardı. Kuluçkadan sonra, ilk var olan Pan-gu ortaya çıktı. Yumurtanın ağır parçaları "yin aşağı doğru sürüklenerek yeryüzünü oluşturdu. Daha hafif parçalar "yang" gökyüzünü oluşturmak için yükseldi. Pan-gu, parçaların yeniden şekillenmesinden korkuyor, yeryüzünde durup gökyüzünü tutuyordu. Gökyüzü 30.000 mil yüksekliğe ulaşana kadar 18.000 yıl boyunca günde 10 metre büyüdü. Çalışması tamamlandığında ise öldü. Onun parçaları, hayvanlar, hava durumu fenomenleri veya göksel bedenler olsun, evrenin unsurlarına dönüştü. Bazıları onun üzerindeki pirelerin insanlara dönüştüğünü söyledi ama başka bir açıklama daha var:
Tanrıça Nuwa yalnızdı, bu yüzden Sarı Nehir'in çamurunu yoğurarak insanı çamurdan yarattı. Yarattığı ilk insanlar onu sevindirdi fakat yaratmak uzun sürmüştü. Bu yüzden yeryüzüne çamurlu damlacıklar attı, her biri yeni bir insan oldu. Bu aceleyle yapılmış insanlar normal halk, daha önce çamurdan yoğurarak yarattığı insanlar ise soylular oldular.
[Görüldüğü üzere İslam henüz yokken, çamurdan, balçıktan insan yapma hikayeleri çok farklı toplumlarda zaten mevcuttu. Bir diğer örneği Prometheus'un çömlekçi tezgahında insanı yaratmasıdır. Ayrıca yine Tanrıça Nuwa, tıpkı Allah gibi, insanı bilinmek istediği için yaratmıştır.]

AZTEKLER
Azteklerin toprak annesi Coatlicue ("yılanların etekleri"), insanların kalplerinden ve ellerinden  kolyesi olan ve isminden de anlaşılacağı gibi yılanlardan oluşan etek giyen korkunç bir tanrıça şeklinde tasvir edilmiştir. Hikayeye göre Coatlicue bir obsidyen bıçağı tarafından döllendikten sonra ayın tanrıçası Coyolxauhqui'yi ve güney gökyüzünün yıldızları olan 400 oğulu doğurdu. Daha sonra, Coatlicue gökyüzünden düşen, öldürücü, tüylü topları bulup onları beline yerleştirdi ve bu tüylü toplar tekrar hamile kalmasına neden oldu. Coyolxauhqui ve erkek kardeşleri annelerinin anormal hamileliği karşısında şok oldular ve öfke ile annelerine karşı döndüler. Bununla birlikte, Coatlique'nin içindeki çocuk savaş ve güneş tanrısı Huitzilopochtli, rahmin içinde tamamen büyümüştü ve zırhlıydı (ot sarmanın zararları). Sonra o Coyolxauhqui'ye saldırdı ve onu bir ateşin yardımıyla öldürdü. Kafasını kesip gökyüzüne fırlattı ve o bir aya dönüştü.
[Tanrıçanın 2. hamile kalma hikayesi bir nevi Meryem-İsa hikayesi gibi.]

ANTİK MISIR'IN RUHLARI
Eski Mısırlıların birkaç yaratılış efsanesi vardı. Her şey, Nu'nun (ya da Nun'un) dönen, kaotik sularıyla başlar. Atum kendini var olmaya itti ve bir tepe yarattı, aksi halde onun durması için bir alan olmazdı. Atum cinsiyetsizdi ve her şeyi gören bir göze sahipti. Hava tanrısı olan oğlu Shu'yu tükürdü. Atum daha sonra nem tanrıçası olan kızı Tefnut'u kustu. Shu ve Tefnut, Geb, yeryüzünü, gökyüzünü ve kabuklu yemişi yarattılar. İlk önce dolaşıkdılar, ancak Geb, kabuklu yemişi üstünden kaldırdı. Yavaş yavaş dünyanın formu düzenlendi ama Shu ve Tefnut kalan karanlıkta kayboldular. Atum her şeyi gören gözünü çıkardı ve onları aramaya gönderdi. Shu ve Tefnut göz sayesinde geri döndüğünde Atum neşeyle ağladı. Gözyaşları yeryüzüne çarptığında ise insanlar ortaya çıktı.

BABİL NEHİRLERİ
Babil yaratılış efsanesi Enuma Eliş, su tanrıları Apsu (tatlı su) ve Tiamat (tuzlu su) ile başlar ve birkaç nesil tanrılar ortaya çıkarır ve Ea'ya ve birçok kardeşine yol açar. Ancak bu genç tanrılar, Apsu ve Tiamat'ın uyuyamayacağı kadar gürültü yaptılar (İstanbul'da site hayatı). Apsu onları öldürmek için plan yaptı ama Ea'nın erken davranarak Apsu'yu derin uykuya daldırdı.

Mummu Apsu'yu uyandırmaya çalıştı ama başaramadı - Ea Apsu'nun halesini aldı ve kendisi taktı, Apsu'yu öldürerek Mummu'yu zincirledi. Apsu, Ea'nın ve eşi Damkina'nın mesken yeri oldu. Ea ve Damkina, Apsu'nun kalbinde Marduk'u yarattı. Marduk'un ihtişamı Ea'yı ve diğer tanrıları aştı ve Ea ona "Oğlum, Güneş" dedi.

Tiamat intikam sözü vererek Çılgın, kuduz köpek ve akrep adam dahil olmak üzere birçok canavar yarattı. Silahlarını bir rüzgar gibi kullanan Marduk, Tiamat'ın boğazına kötü bir rüzgar fırlatıp onu etkisiz hale getirdi ve kalbine fırlattığı tek bir okla onu öldürdü. Tiamat'ın vücudunu ikiye bölerek onu göğü ve yeri yaratmak için kullandı. Daha sonra ise tanrılara hizmet etmesi için insanı yarattı.

ESKİ İRAN DİNİ: ZERDÜŞTLÜK
Orta Pers döneminin yaratılışı anlatan antik metinleri Bundahishn, Tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatır. Büyük dağ Alburz, 800 yıl boyunca gökyüzüne değene kadar büyür. Bu noktadan sonra yağmur yağar, Vourukasha denizi ve iki büyük nehir doğar. İlk hayvan olan beyaz boğa, Veh Rod nehrinin kıyısında yaşıyordu. Ancak, kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü.
Öldürülen boğanın tohumu aya taşınarak arıtıldı ve birçok hayvan ile bitkiler yaratıldı. Nehrin karşısında güneş gibi parlak ilk adam Gayomard yaşıyordu fakat Angra Mainyu onuda onu öldürdü. Güneş onun tohumunu kırk yıl boyunca saflaştırdı ve sonra ondan bir ravent bitkisini filizlendirdi. Bu bitki ilk faniler olan Mashya ve Mashyanag'a dönüştü. Bu sefer Angra Mainyu onları öldürmedi fakat onları kendine ibadet etmeleri için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz doğurdular ama günahlarından dolayı ikizleri yediler. Çok uzun bir süre sonra iki tane daha ikiz doğdu ve onlardan tüm insanlar geldi (özellikle de Persler).

İSKANDİNAV TANRILARININ ÇEKİCİ
Kaslı, geniş göğüslü tanrılar ve etli butlu tanrıçaları ile İskandinavya ve Cermen ülkelerinin eski dinleri, hem güreş hem de ağır metal müziğin hayranları için yaratılmış efsaneler barındırır. Slav efsanelerine göre, Dünya (Midgard) 'dan önce, ateş kılıcı Surt tarafından korunan ateşli bir toprak olan Muspell vardı; Büyük bir boşluk Ginnungagap, ve donmuş buz kaplı bir toprak olan Niflheim. Niflheim'ın soğuğu Muspell'in sıcağına dokunduğunda meydana gelen inanılmaz çözülmeden dev "Ymir" ve devasa bir inek olan Audhumla ortaya çıktı. Sonra inek tanrı Bor'u ve karısını varoluşa yaladı. Çift, Odin, Vili ve Ve adında üç oğlu olan Buri'yi doğurdu. Buri'nin oğulları dev Ymir'i öldürdü ve onun bedeninden dünyayı yarattılar. Kemiklerinden dağları, saçlarından ağaçları, kanından ise deniz, göl ve nehirleri yarattılar. Sonra tanrılar Ymir'in oyulmuş kafatasının içinde yıldızlı gökleri yarattı.