HABERLER
Dini Haber
Aztek mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aztek mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AZTEKLERİN İNSAN KURBANLARI

Yazan: A.Kara


AZTEKLERİN ŞİDDET TUTKUSUNU VE İNSAN KURBANLARINI ANLAMAK

Aztek uygarlığının tarihi çeşitli nedenlerden dolayı en büyüleyici konulardan biridir. Hala büyük ölçüde gizemle örtülü olan bu renkli, karmaşık kültür, tüm Mezoamerikan uygarlıklarının önemli aşamalarından biriydi ve yeni bilgilerin kaynağı olmaya devam ediyor.

Ne yazık ki Avrupa uluslarının genişlemesi Azteklere ani ve beklenmedik bir son getirdi. Sadece birkaç yıl içinde Mezoamerikanlar tamamen İspanyol İmparatorluğu'nun egemenliğine girmek zorunda kaldı. Yine de Avrupalı fatihler bu medeniyetin bilinmeyen pek çok yönünü gün ışığına çıkardı ve insan kurban etme de bunlardan biriydi. İspanyol fatihler, Azteklerin uyguladığı şiddet ve toplu insan kurbanlarının boyutu karşısında dehşete düşerken bunlar Mezoamerikan kültürlerinin çoğu için sıradan bir olaydı, bir gereklilikti. 

Mezoamerika kabaca günümüz Orta Meksika'sından Belize, El Salvador, Guatemala, Nikaragua, Honduras ve Kosta Rika'ya kadar uzanan bölgedir. İspanyolların gelişinden önce bu bölge bin yıldan fazla süredir birçok gelişmiş kültüre ev sahipliği yapmıştı.

Aslında en eski kültürlerden bazıları, avcı-toplayıcı yaşam tarzından yerleşik tarıma MÖ 7000 gibi çok erken bir tarihte geçmişti. Meksika Vadisi muhtemelen Mezoamerika bölgesinin merkezi noktasıydı ve Azteklerin eviydi.

Azteklerin kurban ayinlerine odaklanacak olsak da bu uygulamanın onlara özel olmadığını unutmamak gerekir. Çünkü insan kurban etme ayinleri hepsi değilse de Kolomb öncesi Mezoamerikan kültürlerinin çoğunda mevcuttu. Arkeolojik kanıtlar bu iddiayı güçlü bir şekilde destekliyor ve MÖ 1200'deki Olmek Medeniyeti'ne (Olmekler) ve hatta bunun ötesine uzanıyor. Azteklerin kültürel ve ruhani selefleri Toltekler, Mayalar ve Taraskalar da insan kurban ediyorlardı.

İspanyollar geldiğinde Aztekler kültürel aşamalarını çoktan tamamlamışlardı. İnsan kurban etme ayinleri tamamen benimsenmiş, düzenli hale getirilmiş ve büyük ölçekte gerçekleşir olmuştu. Rahipler, kaşifler ve yetkililer tarafından yazılan en eski İspanyol metinleri bile acımasızca uygulanan insan kurban etme ayinlerinden ve Aztek toplumunda yaygın görülen şiddet içeren olaylardan bahseder. Böyle bahsedilmesinin nedeni ise bu uygulamaların pek çok Avrupalının görmeye alışık olmadığı şeyler olmasıydı. Gerçi Avrupalılar insan kurban ederek olmasa bile farklı şekillerde çokça kan akıtmışlardı ama kimse kendi gözündeki çapağa bakmıyor tabi..

Azteklerdeki kurban geleneğini ve ilgili efsaneleri incelerken karşılaşılan tanrı adlarının veya kimi terimlerin telaffuzunun ve akılda kalıcılığının zor olmasından dolayı onları Türkçe karşılıkları ile kullanacağım. Böylece hem akılda kalıcılığı, hem de kültürel yapıyı anlaması daha kolay olacaktır diye umut ediyorum.

İlk olarak vurgulamam gereken şey şudur ki Aztekler için insan kurban etmek kelimenin tam anlamıyla hayati bir uygulamaydı. Birçok yönden günlük faaliyetlerini, dini inançlarını ve halkın refahını kurban verme uygulamasının etrafında toplayıp bununla ilişkilendirmişlerdi.

Bir Aztek efsanesi tüm tanrıların sırf insanlar yaşayabilsin diye kendilerini kurban ettiğini belirtiyordu. Bu yüzden Aztekler kan içeren kurban ayinlerinin halkın iyiliği için olduğuna inanıyordu.

Ayrıca evrenin tanrıların kendini feda etmesi sayesinde varlığını devam ettirebildiği görüşüne sahiplerdi. Bu nedenle insan kurban etmek "tanrılara olan borcun iadesi" olarak kabul edilmiş ve "Borç Ödemesi"¹ olarak adlandırılmıştı. Kan ve et ile beslenen tanrılar denge ve refahı sağlayacaklardı. Haliyle kurban bir gereklilik olarak kabul edilmişti. Hatta Nahua dilinde kurban etmek (vemana) kelimesi "yayılmak" (mana) ve "sunu" (ventli) kelimelerinden türetilmişti. Yani "kurban etmek" anlamına gelen kelime "sunudan yayılan" anlamına geliyor, dolayısıyla kurbanların yiyecek ve yaşam döngüsüne yardımcı olduğuna dair inancı temsil ediyordu.

Tanrılara olan borçluluk inancı tüm uygarlığın en önemli yönlerinden biriydi. Bu yüzden farklı düzeyde adaklar sunulmuştu ve insan hayatının feda edilmesi verilmesi mümkün olan en değerli kurbandı. Halk değerli eşyalarını memnuniyetle sunardı. Bu yüzden Aztek tapınakları tanrılara adanmış altın ve değerli eşyalarla doluydu. Dahası sıradan vatandaş genellikle daha küçük ölçekte eylemlerle kendini feda ederdi. Örneğin bedenlerine Agave diğer adıyla Sabır otu bitkisinin dikenlerini batırır veya dillerini, kulaklarını hatta cinsel organlarını keserek vücutlarının çeşitli kısımlarından kan akıtırlardı. Aztek halkının cinsel organlarını kesmesi ve bedenlerinden kan akıtması alışılmadık bir durum değildi. Zaten Aztek halkı tanrıları Tüylü Yılan'ın da² insanlığa hayat vermek için kendi cinsel organından kan akıttığına inanırdı.

Aztek yaşamında sık sık ve düzenli olarak yapılan insan kurbanları neredeyse her zaman bir rehber eşliğindeki ayrıntılı ayinlerle yapılırdı.

Kalbin yerinden çıkarılması en yaygın fedakarlık yöntemiydi. Bunun nedeni Azteklerin insan kalbinin kişinin "oturağı" ve aynı zamanda güneşin ısısının bir parçası olduğuna inanmalarıydı. Ayrıca başka kıtada, kendilerinden yaklaşık 14.000km uzakta yaşayan Zerdüştlerin Kötücül Güç ile savaşan Ahura Mazda'yı desteklemek ve güçlendirmek için dua edip kurbanlar sunmalarına benzer şekilde Aztek inancına göre güneş-tanrısı Güney Sinek Kuşu³ karanlık ile sürekli savaşmaktaydı. Olur da karanlık kazanırsa dünyanın sonu gelecekti. Kalbin güneş ısısından bir parça taşıdığına inandıklarından Güneş'in karanlığa yenilmemesi için kurban verdikleri kalpler ve akıttıkları kanlar ile Güneş'i destekliyor, besleyerek güçlendiriyorlardı. Güneş'in gökyüzünde hareket etmesini sağlamanın yolu buydu. Yani insan kurban etmenin temel mantığı hayatta kalmaktı. Ayrıca Tüylü Yılan insanları Yeraltı Dünyası'ndan çaldığı kemikler ile yaratarak suç işlediği için insan kurban etmek tanrılardan özür dileme yollarından da biriydi.

Yine başka bir efsaneye göre Tüylü Yılan ve Tüttüren Ayna dünyayı yaratmak için bir araya geldiklerinde Tüttüren Ayna, İlkel Timsah'ın dikkatini çekmek için bir ayağını yem olarak kullanmıştı. Timsah onun ayağını yerken iki tanrı onu yakalayıp şeklini değiştirerek yeryüzünü yaratmışlardı. Sonrasında insanları yaratmışlardı. Bu inanıştan dolayı Tüttüren Ayna kimi zaman tek ayağı eksik olarak tasvir edilmişti ve insanlar yeryüzüne dönüştürülen ilahi timsahı teselli etmek için kurban veriyorlardı.

Geleneksel kurban ayinleri genellikle bir Aztek tapınağının tepesinde yapılırdı. Piramit biçiminde inşa edilen bu tapınakların uzun merdivenleri işaretlenir ve tepesinde bir platform bulunurdu. Burada ritüeli genellikle 5 rahip gerçekleştirirdi. 4 rahip kurbanı el ve ayaklarından tutarken 5. rahip ayinlerde kullanılmak için yapılmış çakmak taşı bıçağı ile göğsünü ve karnını yarar, elini kurbanın diyaframından içeri sokarak kalbini çıkarırdı.

Çoğu kez bu şekilde alınan kalbin hala rahibin elinde attığı söylenir. Daha sonra çıkarılan kalp, çok sayıda kalp koymak için delikleri bulunan, özenle oyulmuş sunak benzeri taş bir kap olan Çakmôl'e (Chacmool) yerleştirilirdi. Kimi zaman ise bir tanrı heykelinin tuttuğu kasenin içine konurdu. Ayinlerde kurbanın başı çoğu kez kopmuş olurdu ve vücutla birlikte devasa merdivenlerden aşağıda toplanmış olan kitlelere doğru fırlatılırdı.

Kurban töreni gerçekleşirken tapınak merdivenlerinin altındaki meydanda toplanan halk da eşlik eder, dinsel fedakarlıklarının bir işareti olarak kendilerini bıçakla, keser, deler, bu tür yollarla kan akıtırlardı. Kurban edilen kişiye saygı duyuluyor olsa da eğer kurban olarak seçilen kişi ölüm korkusuna kapılıp rolünü tamamlayamazsa ağır şekilde cezalandırılır, daha korkunç bir ölüme maruz kalır, diğer yandan "tanrılara hakaret" ettiği gerekçesiyle alay edilerek onuru kırılırdı. Bundan dolayı kurban olarak seçilenlerin çoğu feda edilmeye hevesli olmak zorundaydı. Hatta metinler gösteriyor ki serbest bırakılan bazı kurbanlar özgürlüğü reddedip tanrılara kurban edilmeyi talep etmişti.

Kişi kurban edilip merdivenlerden fırlatıldıktan sonra cesedi ziguratın altındaki "apetlatl" adlı özel bölüme indirilir, kimi zaman cesetlerden alınan iç organlar ile hayvanat bahçesindeki vahşi hayvanlar beslenirdi. Çünkü Aztekler dövüş etkinlikleri ve hayvan kurbanlarında kullanmak için vahşi hayvan yetiştiriciliği yapardı. Jaguar, kartal, köpek, geyik gibi hayvanların yetiştirildiği belgelenmiş bir gerçektir.

Öldürülen kurbanın başı kurbanların ve öldürülen düşmanların başlarının konduğu özel bir "Kafatası Rafı"nda (Tzompantli) sergileniyordu. Kurbanın etinin bir kısmı toplumun seçkin kişileri tarafından yenirdi. Bu uygulama yaygın bir eylem değildi. Sadece özel ayinlerde veya belirli tanrıları onurlandırmak için yapılırdı. Bedenin en iyi bölümleri kurban edilen kişiyi yakalayan yüce savaşçıya, dövüş müsabakasının galiplerine veya toplumun diğer önde gelen üyelerine verilirdi.

Kurban ayinleri her zaman aynı değildi. Tapınağın tepesinde kalbin çıkarılması en yaygın ayin olsa da belirli tanrılara kurban vermek için başvurulan farklı kurban varyantları da vardı. İnsana veya hayvana karşı gerçekleştirilen ring dövüşleri yoluyla kurbanın boğularak, yakılarak ya da diri diri derisi yüzülerek uygulanan ayinler de vardı.

Daha üzücü ve hayal etmesi bile berbat olanı yağmur tanrısı Tlaloc için yapılan kurbanlardı. Onu onurlandırmak için çocuklar kurban ediliyor ve çocukların gözyaşının yağmuru yatıştıracağına inanılıyordu.

Bununla birlikte Aztek toplumunda kurban etmenin en ilginç şekli Mezoamerikan top oyunuydu. Bu eşsiz spor birçok Mezoamerikan kültüründe mevcuttu ve Aztekler buna büyük önem vermişti. Mantık olarak futbol ve basketbol karışımı bir spordu. Farklı varyantları vardı. Topa el, kalça, sopa veya taş ile vurarak da oynanabiliyordu. Aslında sıradan bir spor olmaktan çok ritüel niteliği taşıyan bir oyundu. Çünkü maçı kazanan taraf dokunulmazlık kazanırken, kaybeden takım tanrılara kurban edilirdi. Haliyle oyuncular ve liderleri kazanmak için istekli olmak zorundaydı.

Tüttüren Ayna Aztek panteonunun ana figürlerinden biriydi. En güçlü tanrı olarak kabul ediliyordu. Kaderin, kuzeyin, büyücülüğün ve gecenin tanrısıydı. Savaşların kaynağı olduğu gibi tüm tanrılar için bir yiyecek ve içecek kaynağı olan da oydu.

En güçlü, her şeyi gören ve her şeyi bilen bir tanrı olarak son derece önemli bir rol oynuyordu. Ona kurban edilenler dehşet verici ve haksız bir ölümle karşılaşırdı. Bu tanrının doğasına uygun olarak düello çarpışmasını kaybeden kişi kurban edilirdi. Ancak imkanlar büyük ölçüde savaşan kurbana karşı olurdu. Çünkü yüzüne devasa bir taş bağlanır, eline tüylü, sivri uçlu bir sopa yani sahte bir silah verilirdi. Ona karşı savaşanları ise tamamen silahlı ve deneyimli 4 Aztek savaşçısı oluştururdu.

Kimi zaman kurbanların belirli bir tanrının vücut bulmuş halini simgeledikleri olurdu. En onurlu kurbanlar onlardı.

Aztekler iki takvim kullanıyorlardı. Biri 365 günden oluşan güneş takvimi iken diğeri 260 günden oluşan ritüel takvimiydi. 365 günden oluşan takvim 20 günden oluşan 18 ay ve uğursuz sayılan ilave 5 gün içeriyordu. Her yıl, aşağı yukarı 5-22 Mayıs'a karşılık gelen, 20 günden oluşan ve ismi "kuraklık" anlamına gelen 5. ayda Tüttüren Ayna'ya kurban verilirdi. Bu hayli ilginç bir süreçti.
Seçilen bir kurban Tüttüren Ayna'nın yeryüzündeki varlığı olarak sunulurdu. Bu yüzden kurban edilecek kişi tören tarihinden bir yıl önce tanrı kılığına büründürülür, rahipler tarafından eğitilir, saygı gösterilir, kadınlar, yiyecekler, çiçekler, danslar ve çeşitli hediyelerle memnun edilirdi. Tanrının yeryüzündeki görüntüsü olarak şehirde gezinerek halkı selamlar, ot tüttürür, zaman zaman kopal reçinesinden tütsü yakar ve flüt çalardı. Bu şekilde bir yıl boyunca kral muamelesi görürdü.
Yıl içinde birkaç kez Aztek hükümdarı ile bir araya gelir ve bizzat hükümdar tarafından süslenirdi. Kurban edileceği aydan bir ay önce dört Aztek tanrıçasını simgeleyen dört bakire ile törensel olarak evlendirilir ve yaklaşık 20 gün kadar onlarla birlikte yaşardı. Aztek yöneticisi kurban töreninden dört gün önce sarayında inzivaya çekilir, tanrı rolünü üstlenmiş olan adam ve beraberindeki dört karısı şehirde geçit töreni yapardı. 5. gün öleceği gündü. Kanoya bindirilip Dart Evi denen tapınağa getirilir, eşleri tarafından yalnız bırakıldıktan sonra piramit basamaklarından yukarı çıkar, bu sırada her basamakta bir flüt kırardı. Tepeye çıktığında kendisini bekleyen rahipler tarafından kurban edilirdi.

"Şipe Totek" (Xipe Totec) Aztekler için bir başka önemli tanrıydı. Adı "Derisi Yüzülmüş Efendimiz" anlamına geldiğinden derisi yüzülmüş bir adam olarak tasvir ediliyordu. Yeniden doğumun, yaşam döngüsünün, tarımın, bitkilerin, toprağın, mevsimlerin ve Doğu'nun tanrısıydı.

Ona verilen kurbanlar en korkunç acıyı yaşayanlardı. "İnsanların Yüzülmesi" anlamına gelen ay boyunca (22 Şubat'tan 13 Mart'a kadar), Derisi Yüzülmüş Efendiye özellikle ibadet edilirdi. Kurban olarak seçilen kişi 40 gün boyunca tanrıyı temsil eder, tanrı gibi giyinir ve yaşardı. Fakat kurban edilme günü geldiğinde acımasız kaderiyle karşılaşır, diri diri derisi yüzülürdü. Kurbanın yüzülen derisi şehri dolaşıp hediyeler toplayan ve vatandaşları kutsayan başka biri tarafından giyilirdi. Daha sonra klasik Aztek uygulamasına geçilir, derisi yüzülen kurbanın kalbi alınır, vücudu parçalanır ve vücut parçaları paylaştırılırdı. Başka birçok kurban verilirdi. Rahipler kalplerini çıkardıkları kurbanların derisini yüzer ve "altın elbise" dedikleri sarıya boyanmış derileri giydirirlerdi. Bağlanmış haldeki diğer kurbanlar oklanarak öldürülür ve damlayan kanlarının bereketli bahar yağmurlarını sağlayacağına inanılırdı.

İnsan kurban etme Aztekler arasında farklı bir amaca daha hizmet ediyordu: Gözdağı vermek. Savaş esirlerinin kurban verilmesi ve kesik başlarının sergilenmesi imparatorluğun egemenliğinin ve gücünün simgesi, hatırlatıcısıydı. Zigguratlar çevresindeki kazılarda elde edilen bulgular üzerinde yapılan dna testleri de farklı topluluklara mensup yüzlerce kişinin kurban edildiğini göstermişti.

İlginç olan şudur ki yakalanan Aztek düşmanlarının birçoğu zaten Aztek inançlarının bir kısmına veya tamamına sahipti. Bundan dolayı kurban edilmelerindeki rollerinin önemini anlıyorlardı. Dahası ayinde kurban edilecek olan kişiye tanrılara iletmesi için isteklerde bulunulurdu. Bunlar genel olarak tanrıların çocuklarını kutsaması, izleyicileri selamlaması, gözetmesi gibi dileklerdi.

Kurbanlık esirlerin bir kısmı "Çiçek Savaşları" adı verilen törensel savaşlardan geliyordu. Törensel savaşa katılan Aztek savaşçılarının temel amacı mümkün olduğu kadar çok düşman savaşçısını canlı halde yakalamaktı. Böylece evlerine esirlerle dönen savaşçılar hem sosyal statü kazanıyor hem de tanrılarına sunacak kurbanlar edinmiş oluyorlardı. En cesur veya yakışıklı esirler çok daha değerli kurbanlıklardı.

İspanyolların çoğu zaman kurban törenleri sırasında kurban edilenlerin sayısını olduğundan çok daha fazla gösterdiğini belirtmek isterim. Örneğin İspanyollar, Azteklerin bir kurban dönemi boyunca 84.000 kadar savaş esirini kurban ettiğini belirtmişlerdi. Bu abartılı sayılar Aztekleri daha şeytani göstermek ve bölgeyi ele geçirmelerine geçerli mazeretler bulmak için kullanılmıştı. Ancak yine de Azteklerin uyguladığı şiddetin ve kana susamışlığın derecesi çoğunlukla doğrudur ve burada okuduğunuz şeyler yüzyıllar boyunca yaşanmış olan olaylardır. Bıçağın diğer tarafında kalmayı başarabilenler kurban olmaktan kurtulmuştur.

Yine de İspanyolların ve Hristiyanlığı yüceltmek isteyen Avrupalıların Aztekler hakkında kanıt olarak sundukları ve yazdıklarına yüzde yüz inanmamak minik bile olsa bir abartma payı olduğunu varsaymak akıllıca bir tercih olacaktır.

NOTLAR
1. Nextlahualli
2. Kuetzalkoatl. Adı Mayalar'da Kukulkan'dır.
3. Huitzilopochtli. Diğer anlamı "Sol Elli Sinek Kuşu"dur.
4. Tezcatlipoca. Diğer adı "Tüttürme Aynasının Efendisi".
5. Adı Cipactli'dir ve timsah anlamına gelir. Timsah, balık ve kurbağa karışımı bir yaratıktır. Her zaman açtır.
6. İsmi "Yeryüzünün Altındaki Yol", "Topraktan Olan", Uzun Mağara" gibi anlamlara gelir. "Veren", "Yeşil Olan" gibi anlamlara gelip farklı isimlere de sahipti.
7. Ollamaliztli / Ulama. Diğer adı: Tlachtli. Anlamları kabaca "Top Oyunu".
8. Toxcatl ayı
9. Tlacaxipehualiztli ayı

AZTEK ATEŞ TANRISI : HUEHUETEOTL

Aztek mitolojisi, Aztek tanrıları,Ateş tanrısı,Aztek ateş tanrısı,Huehueteotl,Antik inanışlar,mitoloji,A,Aztekler,Aztek inanışları
Huehueteotl Aztek mitolojisindeki en eski tanrılardan biri olabilir ancak insanlar Meksika Vadisi'ne ulaşana kadar onu Aztek tanrılarının arasına (panteon) eklememiştir.

Kolombiya öncesi kültürler arasında özellikle Orta Meksika bölgesinde yaşayanlar tarafından ibadet edilen Meso-amerikalı bir tanrıdır.

Aztek antik inanışlarında zamanı uyum ve dengede tutan Huehueteot'du.

Huehueteotl'un adı "eski" (Nahuatl: huēhueh) ve "tanrı" (teōtl) anlamına gelir. Bu tanrının eski Maya inançlarındaki "Mam" ("Büyükbaba") olarak bilinen Eski Tanrı ile ilişkili olduğuna inanılıyor.

Bu tanrı Meksika'nın en eski şehirlerinden biri olan Teotihuacan'ın yükselişinden önceki zamanlarda ortaya çıkar. Eski kaynaklar Huehuetéotl'a bir zamanlar Meksika'nın güneydoğusundaki önemli bir antik bölge olan eski Cuicuilco kasabasında ibadet edildiğini ancak M.Ö. 50'de tahrip edilerek terk edildiğini söylüyor.

Tarikatı oradan Teoityhuacán'a yayıldı. Bu da o bölgelerde tanrının kilden heykellerinin keşfedilmesiyle teyit edildi. Heykellerde ayaklarını çapraz bağlayarak oturan ve kafasında tuhaf bir gemi taşıyan, kambur, yaşlı bir adam olarak resmediyordu.

HUEHUETEOTL'UN ATEŞE İLİŞKİN ÖNEMİ
Aztekler için ateş çok önemliydi. Aztek dininde Huehueteotl hane halkının ocaklarının ateşini yönetirdi. Bilindiği gibi ocaklar Aztekler de dahil olmak üzere dünyadaki birçok antik kültürdeki aileler için her zaman önemli bir mekan olmuştur.

Tabi ki olay sadece yemek pişirilen ocaklar değildi. Aztekler için ateş aynı zamanda değişim ve yenilenmenin bir simgesiydi.

Aztek halkının yerleşim bölgelerinin kalıntılarında Huehueteotl'un pek çok imgesi ortaya çıkarılırken bu imgelere tapınaklarda rastlanmamıştır.


HUEHUETEOTL'UN TASVİRLERİ VE XİUTECUHTLİ İLE BENZER ÖZELLİKLERİ
Huehueteotl zamanı ve yaşlanmayı sembolize eder. Genellikle yaşlı bir varlık olarak çoğu zaman sakalları ile birlikte tasvir edilir. Xiutecuhtli olarak bilinen başka bir tanrı da Huehueteotl ile çok sayıda benzer özelliğe sahiptir ancak tek birbirlerinden ayrıldıkları en önemli nokta onun genç ve dinamik bir adam olarak tasvir edilmesidir. Xiutecuhtli ateş, gün ve ısı tanrısıdır ve volkanlara hükmeder. O soğuktaki (ateş) sıcağı ve karanlıktaki ışığı sembolize ediyordu.

Bu iki tanrının iki farklı mitolojik figürü mü yoksa tek bir tanesini mi temsil ettiği belli değildir. Bu iki tanrı gençliğin yaşlılığa dönüşümünü sembolize ediyor olabilir.

Floransa Kodeksi (el yazması kitap) muhtemelen Azteklerle ilgili bilgiler sunan birçok kodeksin en iyisidir. Bu kodeks Huehueteotl'u Xiutecuhtli için alternatif bir sıfat olarak tanımlar ve bu nedenle tanrının zaman zaman Xiutecuhtli-Huehueteotl olarak da adlandırıldığı görülür.

YENİ ATEŞ TÖRENİ
Yeni Ateş Töreni'nin Huehueteotl'a adandığı ve her 52 yıllık döngünün sonunda gerçekleştiği bilinmektedir.

Yeni Ateş ayini sırasında tüm arazi boyunca çıkan yangınlardan dolayı tüm Aztek nüfusu karanlığa gömüldü. Rahipler yıldızların hareketini izler ve kurban kurbanının kalbini sökmek için işaret ararlardı. İşaret sonrası bedenleri ateşe verecek ve bölgedeki evlere götüreceklerdi. Bu ayin Aztek tanrılarının ilk önce ateşi yarattığına inanmalarından kaynaklanıyordu.

Kaynaklar:
Susan Toby Evans, David L. Webster, Archaeology of Ancient Mexico and Central America
Ryan, Duncan. The Aztec

Yazan: A.Kara

YARATILIŞ DESTANLARI

Hazırlayan: A.Kara


YAHUDİ & HRİSTİYAN VE İSLAMİ İNANÇTA YARATILIŞ
Yahudi Torah ve Hristiyan İncil'in ilk kitabı olan "Yaratılış", her ikisi de bugünün Yahudi, Hristiyan ve İslami inançları tarafından dünyanın yaratılışı olarak kabul edilen iki asal öykü içerir. İlkinde, Tanrı, "Işık olsun," der ve ışık olur. Altı gün içinde, gök, toprak, bitkiler, güneş ve ay, hayvanlar ve insanlar dahil tüm canlıları yaratır. Tanrı hepsine "Verimli ol" der. Yedinci günde, Tanrı dinlenir, eserlerini tasarlar ve iyi bir değerlendirme yapar. İkinci hikayede ise Tanrı dünyadaki ilk adam olan Adem'i yaratır. Onun yaşaması için Adem'e bir bahçe yapar, ama “İyi ve Kötü Bilginin Ağacı” ndan meyve yemesini yasaklar. Adem hayvanları isimlendirir ama kendisi yalnızlık çekmektedir. Tanrı Adem'i anestezi altına alır ve kaburgalarından biri ile ilk kadın Eve'yi (Havva) yaratır. Konuşan bir yılan Havva'yı yasak meyveyi yemeye ikna eder ve aynı şekilde Havva'da Adem'i yemesi için ikna eder. Tanrı onların yasak meyveden yediklerini anladığında, onları bahçeden dışarı sürer ve insanı ölümlü yapar.

YUNANLAR VE TİTANLARI
İlk Yunan şairleri evrenin doğumuna dair çeşitli yazılar çıkardılar. En iyi korunan "Hesiod's Theogony"dir. Bu ilahide, Gaia da (ana toprak) dahil olmak üzere ilkel başlangıçtaki kaostan en eski tanrılar gelir. Gaia kendini korumak için Uranüs'ü, gökyüzünü yarattı. Sonra  Zeus'un şimşeklerini, 50 kafası ve 100 eli olan canavarları, tepe gözlü Cyclopslar (Kiklops) da dahil olmak üzere tuhaf bir tanrı ve canavarlar topluluğu oluşturdular. Sonra gelen tanrılar ise Titanlar olarak biliniyordular. Onlar 6 oğul ve 6 kızdı. Uranüs, canavar çocuklarını hor gördü, onları yeryüzünün iç kısmı, bağırsakları olan Tartarus'a hapsetti. Öfkeli Gaia büyük bir orak yaptı ve en küçük oğlu Kronos'a talimatlar verdi. Bir sonraki seferde Uranüs Gaia ile birleşmek için ortaya çıktığında, Kronos ortaya çıktı ve babasının genital organını kesti. Uranüs'ün kanı ve haşere bitlerinin düştüğü yerde, daha fazla canavar, dev ve hiddet ortaya çıktı. Kutsal testisler tarafından kanlanan deniz köpüğünden tanrıça Afrodit geldi. Daha sonra Kronos, gelecek nesil tanrıları olan Zeus ve Olimposluların babası olur.

HİNDU KOZMONOLOJİSİNİN BRAHMA İLE BULUŞMASI
Hindu kozmolojisi, yaratılışın birçok efsanesini barındırır ve asıl oyuncular yüzyıllar boyunca yükselmiş ve önem kazanmıştır. En eski Vedik metni, Rig Veda, 1000 başı, gözleri ve ayakları olan devasa bir varlığa sahip Purusha'yı anlatır. Yeryüzünü bir örtü gibi sarıyordu. Tanrılar Puruşa'yı kurban ettiğinde, onun vücudu, kuşları ve hayvanları yaratan arıtılmış tereyağını üretti. Vücut parçaları dünya elementlerine, tanrı Agni, Vayu ve Indra'ya dönüştü. Ayrıca, Hindu toplumundaki kast sistemindeki 4 kast onun bedeninden yaratıldı: Rahipler, savaşçılar, genel halk ve hizmetkârlar. Tarihsel olarak daha sonra, Brahma (yaratıcı), Vişnu (koruyucu) ve Şiva (yok edici) üçlüsü önem kazanmıştır. Brahma, uyuyan Vishnu'nun göbeğinden filizlenen bir nilüferde görülür. Brahma, bu günlerden birinde ya da 4.32 milyar yıl süren zaman zarfında evreni yaratır. Sonra Şiva evreni yok eder ve döngü yeniden başlar (kolay gelsin).

JAPON ADASI
Tanrılar ilkel okyanusun üzerinde yüzen köprünün üzerinde duran, iki kutsal kardeş olan erkek kardeş İzanagi ve kızkardeşi İzanami'yi yarattılar. Tanrının mücevherli mızraklarını kullanarak, Onogoro'nun ilk adasını çaldılar. Adadan sonra İzanagi ve İzanami evlendi fakat çocukları sakat doğdu. Tanrılar onları bir protokol ihlali üzerine suçladı. Evlilik ayini sırasında ilk önce kadın, yani Izanami konuşmuştu. Evlilik ayinlerini doğru bir şekilde yapan tanrılar birleşti ve daha fazla tanrı ile Japonya'nın adalarını ürettiler. Ancak ateş tanrısı Kagutsuchi-no-Kami'nin doğumu sırasında Izanami öldü. Üzüntüden sarsılan İzanagi, onu ölülerin ülkesi Yomi'ye kadar takip etti fakat Yomi'nin yemeğini yedikten sonra geri dönemedi. İzanagi aniden İzanami'nin ayrışan bedenini görünce çok korkmuş ve kaçmıştı. Izanami çıldırdı, onu çirkin bir kadın olarak takip etti. Izanagi dikkatini dağıtmak için ona kişisel eşyalarını fırlattı. Yomi'nin mağara girişinden kaçarak, onu bir kaya ile engelledi, böylece hayatı ölümden kalıcı olarak ayırdı. (Hades ile Persephone gibi, değil mi?)
[Adem ile Havva'ya benzer hikaye, ataerkil düzen örneği]

ÇİN, ORTA KRALLIK
Yin ve yang'ın karşıt kuvvetlerini içeren, zamansız boşluk içinde yüzen kozmik bir yumurta vardı. Kuluçkadan sonra, ilk var olan Pan-gu ortaya çıktı. Yumurtanın ağır parçaları "yin aşağı doğru sürüklenerek yeryüzünü oluşturdu. Daha hafif parçalar "yang" gökyüzünü oluşturmak için yükseldi. Pan-gu, parçaların yeniden şekillenmesinden korkuyor, yeryüzünde durup gökyüzünü tutuyordu. Gökyüzü 30.000 mil yüksekliğe ulaşana kadar 18.000 yıl boyunca günde 10 metre büyüdü. Çalışması tamamlandığında ise öldü. Onun parçaları, hayvanlar, hava durumu fenomenleri veya göksel bedenler olsun, evrenin unsurlarına dönüştü. Bazıları onun üzerindeki pirelerin insanlara dönüştüğünü söyledi ama başka bir açıklama daha var:
Tanrıça Nuwa yalnızdı, bu yüzden Sarı Nehir'in çamurunu yoğurarak insanı çamurdan yarattı. Yarattığı ilk insanlar onu sevindirdi fakat yaratmak uzun sürmüştü. Bu yüzden yeryüzüne çamurlu damlacıklar attı, her biri yeni bir insan oldu. Bu aceleyle yapılmış insanlar normal halk, daha önce çamurdan yoğurarak yarattığı insanlar ise soylular oldular.
[Görüldüğü üzere İslam henüz yokken, çamurdan, balçıktan insan yapma hikayeleri çok farklı toplumlarda zaten mevcuttu. Bir diğer örneği Prometheus'un çömlekçi tezgahında insanı yaratmasıdır. Ayrıca yine Tanrıça Nuwa, tıpkı Allah gibi, insanı bilinmek istediği için yaratmıştır.]

AZTEKLER
Azteklerin toprak annesi Coatlicue ("yılanların etekleri"), insanların kalplerinden ve ellerinden  kolyesi olan ve isminden de anlaşılacağı gibi yılanlardan oluşan etek giyen korkunç bir tanrıça şeklinde tasvir edilmiştir. Hikayeye göre Coatlicue bir obsidyen bıçağı tarafından döllendikten sonra ayın tanrıçası Coyolxauhqui'yi ve güney gökyüzünün yıldızları olan 400 oğulu doğurdu. Daha sonra, Coatlicue gökyüzünden düşen, öldürücü, tüylü topları bulup onları beline yerleştirdi ve bu tüylü toplar tekrar hamile kalmasına neden oldu. Coyolxauhqui ve erkek kardeşleri annelerinin anormal hamileliği karşısında şok oldular ve öfke ile annelerine karşı döndüler. Bununla birlikte, Coatlique'nin içindeki çocuk savaş ve güneş tanrısı Huitzilopochtli, rahmin içinde tamamen büyümüştü ve zırhlıydı (ot sarmanın zararları). Sonra o Coyolxauhqui'ye saldırdı ve onu bir ateşin yardımıyla öldürdü. Kafasını kesip gökyüzüne fırlattı ve o bir aya dönüştü.
[Tanrıçanın 2. hamile kalma hikayesi bir nevi Meryem-İsa hikayesi gibi.]

ANTİK MISIR'IN RUHLARI
Eski Mısırlıların birkaç yaratılış efsanesi vardı. Her şey, Nu'nun (ya da Nun'un) dönen, kaotik sularıyla başlar. Atum kendini var olmaya itti ve bir tepe yarattı, aksi halde onun durması için bir alan olmazdı. Atum cinsiyetsizdi ve her şeyi gören bir göze sahipti. Hava tanrısı olan oğlu Shu'yu tükürdü. Atum daha sonra nem tanrıçası olan kızı Tefnut'u kustu. Shu ve Tefnut, Geb, yeryüzünü, gökyüzünü ve kabuklu yemişi yarattılar. İlk önce dolaşıkdılar, ancak Geb, kabuklu yemişi üstünden kaldırdı. Yavaş yavaş dünyanın formu düzenlendi ama Shu ve Tefnut kalan karanlıkta kayboldular. Atum her şeyi gören gözünü çıkardı ve onları aramaya gönderdi. Shu ve Tefnut göz sayesinde geri döndüğünde Atum neşeyle ağladı. Gözyaşları yeryüzüne çarptığında ise insanlar ortaya çıktı.

BABİL NEHİRLERİ
Babil yaratılış efsanesi Enuma Eliş, su tanrıları Apsu (tatlı su) ve Tiamat (tuzlu su) ile başlar ve birkaç nesil tanrılar ortaya çıkarır ve Ea'ya ve birçok kardeşine yol açar. Ancak bu genç tanrılar, Apsu ve Tiamat'ın uyuyamayacağı kadar gürültü yaptılar (İstanbul'da site hayatı). Apsu onları öldürmek için plan yaptı ama Ea'nın erken davranarak Apsu'yu derin uykuya daldırdı.

Mummu Apsu'yu uyandırmaya çalıştı ama başaramadı - Ea Apsu'nun halesini aldı ve kendisi taktı, Apsu'yu öldürerek Mummu'yu zincirledi. Apsu, Ea'nın ve eşi Damkina'nın mesken yeri oldu. Ea ve Damkina, Apsu'nun kalbinde Marduk'u yarattı. Marduk'un ihtişamı Ea'yı ve diğer tanrıları aştı ve Ea ona "Oğlum, Güneş" dedi.

Tiamat intikam sözü vererek Çılgın, kuduz köpek ve akrep adam dahil olmak üzere birçok canavar yarattı. Silahlarını bir rüzgar gibi kullanan Marduk, Tiamat'ın boğazına kötü bir rüzgar fırlatıp onu etkisiz hale getirdi ve kalbine fırlattığı tek bir okla onu öldürdü. Tiamat'ın vücudunu ikiye bölerek onu göğü ve yeri yaratmak için kullandı. Daha sonra ise tanrılara hizmet etmesi için insanı yarattı.

ESKİ İRAN DİNİ: ZERDÜŞTLÜK
Orta Pers döneminin yaratılışı anlatan antik metinleri Bundahishn, Tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatır. Büyük dağ Alburz, 800 yıl boyunca gökyüzüne değene kadar büyür. Bu noktadan sonra yağmur yağar, Vourukasha denizi ve iki büyük nehir doğar. İlk hayvan olan beyaz boğa, Veh Rod nehrinin kıyısında yaşıyordu. Ancak, kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü.
Öldürülen boğanın tohumu aya taşınarak arıtıldı ve birçok hayvan ile bitkiler yaratıldı. Nehrin karşısında güneş gibi parlak ilk adam Gayomard yaşıyordu fakat Angra Mainyu onuda onu öldürdü. Güneş onun tohumunu kırk yıl boyunca saflaştırdı ve sonra ondan bir ravent bitkisini filizlendirdi. Bu bitki ilk faniler olan Mashya ve Mashyanag'a dönüştü. Bu sefer Angra Mainyu onları öldürmedi fakat onları kendine ibadet etmeleri için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz doğurdular ama günahlarından dolayı ikizleri yediler. Çok uzun bir süre sonra iki tane daha ikiz doğdu ve onlardan tüm insanlar geldi (özellikle de Persler).

İSKANDİNAV TANRILARININ ÇEKİCİ
Kaslı, geniş göğüslü tanrılar ve etli butlu tanrıçaları ile İskandinavya ve Cermen ülkelerinin eski dinleri, hem güreş hem de ağır metal müziğin hayranları için yaratılmış efsaneler barındırır. Slav efsanelerine göre, Dünya (Midgard) 'dan önce, ateş kılıcı Surt tarafından korunan ateşli bir toprak olan Muspell vardı; Büyük bir boşluk Ginnungagap, ve donmuş buz kaplı bir toprak olan Niflheim. Niflheim'ın soğuğu Muspell'in sıcağına dokunduğunda meydana gelen inanılmaz çözülmeden dev "Ymir" ve devasa bir inek olan Audhumla ortaya çıktı. Sonra inek tanrı Bor'u ve karısını varoluşa yaladı. Çift, Odin, Vili ve Ve adında üç oğlu olan Buri'yi doğurdu. Buri'nin oğulları dev Ymir'i öldürdü ve onun bedeninden dünyayı yarattılar. Kemiklerinden dağları, saçlarından ağaçları, kanından ise deniz, göl ve nehirleri yarattılar. Sonra tanrılar Ymir'in oyulmuş kafatasının içinde yıldızlı gökleri yarattı.

AZTEK MİTOLOJİSİNDE 5 GÜNEŞ

5 dünya, 5 güneş, A, Aztek mitolojisi, Aztek mitolojisinde dünya ve güneşler, Aztek mitolojisinde yaratılış, Azteklerde dünyanın yaratılışı, Deprem güneşi, mitoloji, Yaratılış mitleri,
İLK GÜNEŞ: TEZCATLİPOCA
  • Nahui-Ocelotl (Jaguar Güneşi) - Sakinleri, jaguarlar tarafından yutulmuş devlerdi. Dünyaları yok edildi.
676 yıllık bir günaş olan Tezcatlipoca, dünyayı aydınlatan ilk güneş olmuştu.
Dünyayı tamamlanmak için, büyük bir enerji kaynağı olan güneş yaratılmalıydı. Güneş, Aztek yaratılış mitlerindeki döngünün anahtarıdır. Bununla birlikte, güneş çok güçlüdür. Azteklere göre Güneş, sadece bir tanrının kurban edilmesinden sonra ortaya çıkabilir : Tezcatlipoca. Ancak, kudretli Tanrı Tezcatlipoca sadece güneşin yarısı olabilmiş, böylece ilk yaratılmayı tamamlayamamıştır. İlk çağda, tanrılar küllerden devler yarattı ve onlara yemek olarak meşe palamudunu verdi. Tezcatlipoca güneş olmayı bıraktığında, tüm devler jaguarlar tarafından yenildi ve hiçbiri kalmadı.

Tezcatlipoca güneş olmaktan çıktı çünkü Quetzalcoatl onu gökyüzünden dışarı fırlattı. Öfkelenen Tezcatlipoca devleri yok etmek için jaguarları gönderdi. Bu dünya titremelerle ortadan kayboldu ve insanlar jaguarlar tarafından yutuldu.

İKİNCİ GÜNEŞ: EHECATONATİUH
  • Nahui-Ehécatl (Rüzgar Güneşi) - Bu dünyada yaşayanlar maymuna dönüştüler ve kasırgalarla yok edildi.
İkinci güneş sırasında, insanlar şimdiki gibi normal boyutta yaratıldılar. Tanrılar insanlara yemeleri için çam fıstığı kurusu verdi ve insanlar barış içinde yaşıyorlardı. Ancak bir süre sonra insanlar yozlaştı ve kin duygusuna sahip olmuştu. Bu yüzden Tezcatlipoca onları maymuna çevirmişti ve bundan dolayı öfkeliydi. Quetzalcoatl, maymunları uzaklara savurması için bir kasırga gönderdi.

Quetzalcoatl, Tezcatlipoca onu tahrip edene kadar toplamda 675 yıl boyunca güneş olarak varlığını devam ettirmişti.

ÜÇÜNCÜ GÜNEŞ: TLETONATİUH
  • Nahui-Quiahuitl (Yağmur Güneşi) - Sakinleri bir yağmur yağması tarafından yok edildi. Sadece kuşlar hayatta kaldılar (ya da yaşayanlar kuş haline geldiler).
Tlaloc tanrıların, yağmurun ve suyun tanrısının ilk yaratımlarından biriydi. O bir sonraki güneşti. Ancak tıpkı faniler gibi, kişisel sorunlar onun çöküşü oldu. Tezcatlipoca fitneci ve tetikleyici olmuştu. Üçüncü Güneş sırasında, Tezcatlipoca Tlaloc'un karısını (Xochiquetzal) çalınca Tlaloc'un kalbi kırıldı. Güneş gibi parladı ama halkın yalvarmalarına rağmen yağmur yağdırmayı reddetti, öfke doluydu. Kısa bir süre sonra, korkunç bir kuraklık dünyayı süpürdü ve son olarak Tlaloc bir öfke içinde yağmur yağdırdı fakat bu bir ateş yağmuruydu. Dünyanın her tarafını yakarak yok olmasına neden oldu.
Üçüncü güneşin varlığı 364 yıl sürdü.

DÖRDÜNCÜ GÜNEŞ: ATONATİUH
  • Nahui-Atl (Su Güneşi) - Bu dünya büyük bir su baskını altında kaldı ve sakinleri balıklara dönüştüler. Bir çift kaçmayı başardı ama onlar da köpeğe dönüştüler.
Dördüncü Güneş sırasında, Tlaloc’un kızkardeşi Calchiuhtlicue güneş olarak seçilmiştir. Ancak kıskançlıkla dolan Tezcatlipoca ve Quetzalcoatl güneşi yıktılar. Calchiuhtlicue düştüğü için, gökyüzü açıldı ve su dünyaya dolarak yıkımına neden oldu, dünya sular altında kaldı.

Chalchiuhtlicue, 312 yıl boyunca balık adamlarını doğurdu. O zamanlar mısıra benzer bir tohum olan beştepi yediler.

BEŞİNCİ GÜNEŞ: İNSANIN YARATILIŞI
  • Nahui-Ollin (Deprem Güneşi) - Biz bu dünyanın sakinleriyiz. Bu dünya depremler (veya büyük bir deprem) tarafından yok edilecek.
Tanrılar başka bir güneş yaratmak için toplandılar. Bu, Aztek yaratma hikayesinin, bugün dünyanın ne olduğunu açıklamaya gerçekten yaklaştığı zamandır.

Gururlu tanrı Tecuciztecatl yaratma işi için kendini teklif etti, ama diğer tanrılar alçakgönüllü Nanahuatzin'i tercih etti. Büyük bir ateş inşa edildi, ama Tecuciztecatl son atlayan olmaktan çok korktu. Nanahuatzin atladı. Kıskançlıkla dolu Tecuciztecatl peşinden koştu, ardından cesur bir kartal ve jaguar izledi.

Doğuda iki güneş doğmaya başladı. Çok parlaktı, tanrılar ışığı soldurmak için Tecuciztecatl'ın yüzüne bir tavşan attılar ve o bir aya dönüştü.

Fakat Nanahuatzin zayıftı. Hareketsizdi, bu yüzden diğer tanrılar ona gökyüzünde koşacak enerjiyi sağlamak için kanlarını verdiler. Aztek inanışına göre bu içinde yaşadığımız dünyadır. Aztekler bu dünyanın sonunun büyük depremlere geleceğine inanıyorlardı.

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

AZTEKLERE GÖRE BUNDAN ÖNCE VAR OLAN DÜNYALAR

Yazan: A.Kara
mitoloji, Aztek mitolojisi, Azteklere göre önceden var olan dünyalar, Eski dünyalar, Başka dünyalar var mıydı?, Azteklerin 5 güneşi, Aztek mitolojisinde evrenin yaratılışı, A, Tlaltecuhtli,
  1. Nahui-Ocelotl (Jaguar Güneşi) - Sakinleri, jaguarlarca yutulmuş devlerdi. Sonra bu dünya yok edildi.
  2. Nahui-Ehécatl (Rüzgar Güneşi) - Sakinleri maymunlara dönüştü. Bu dünya kasırgalar tarafından yok edildi.
  3. Nahui-Quiahuitl (Yağmur Güneşi) - Sakinleri bir yağmur tarafından yok edildi. Sadece kuşlar hayatta kaldılar (ya da yaşayanlar kuş haline geldiler).
  4. Nahui-Atl (Su Güneşi) - Sel basan bu dünya, sakinlerini balıklara çeviriyordu. Bir çift kaçmayı başardı ama onlar da köpeklere dönüştü.
  5. Nahui-Ollin (Deprem Güneşi) - Biz bu dünyanın sakinleriyiz. Bu dünya depremler (veya büyük bir deprem) tarafından yok edilecek.
Beş güneşin sözde efsanesine göre, bugün yaşadığımız dünyadan önce başka dünyalar vardı.
Beş güneşin efsanesi, Azteklerin diğer dünyaların kendilerinden önce varolduğuna dair inanışlarını açıklıyor.

Azteklere göre, her biri belirli bir tanrı, eşsiz bir insan ırkı tarafından yönetilen ve farklı bir doğal fenomen tarafından harap edilen, daha önceki dört dünyaya da güneş deniliyordu.

Bu güneşlerin her biri temel elementlerle bağlantılıydı: toprak, su, hava ve ateş. Bu unsurların her biri yalnızca doğaya ve onun kompozisyonuyla ilişkili değil, aynı zamanda yıkılması ile de ilişkiliydi.

Bu mitin birkaç farklı versiyonu olduğundan ve bilgiler genellikle değiştiğinden bu efsanenin birkaç versiyonu vardır.

Bu versiyon, Meksikalıların Tarihine ve güneşin düzeninin: ilk güneş, ikinci güneş, üçüncü güneş, dördüncü güneş ve beşinci güneş olduğu resimlere dayanmaktadır.

BUGÜN YAŞADIĞIMIZ DÜNYANIN KÖKENİ
Dört güneşin yıkımından sonra, Quetzalcoatl ve Tezcatlipoca, yeryüzünün ve gökyüzünün rekabeti için düşman olarak değil müttefik olarak kabul edilir.

Aztec'in yaratılış efsanesine göre, Quetzalcoatl ve Tezcatlipoca, yeryüzünün efendisi Tlaltecuhtli denen canavarı parçalayarak organlarından gökyüzünü ve dünyayı yaratırlar.

Tlaltecuhtli'nin başka bir canavarla, sırtıyla dünyanın dağlarını şekillendirdiğine inanılan büyük timsahla birleştirildiği söylenir.

Konuyla ilgili birçok efsane vardır. Bu efsane versiyonlarından biri, Quetzalcoatl ve Tezcatlipoca'nın Tlaltecuhtli'yi gözlemlemek için gökten indiğini söyler. Bunu yaparken, Tlaltecuhtli'nin taze et için arzusunun o kadar büyük olduğunu gördüler ki, sadece Tlaltecuhtli'nin keskin dişlerle dolu bir çenesi yoktu, aynı zamanda omuzlarında ve dizlerinde gıcırdayan takma dişleri de vardı.

Bunu gördükten sonra tanrılar, bu canavar canlıyken yaratma işinin tamamlanamayacağına karar verdiler. Dünyayı yaratmak için Quetzalcóatl ve Tezcatlipoca dev birer yılana dönüştüler. Tlaltecuhtli'yi yok etmeye karar verdiler.

Bunlardan biri Tlaltecuhtli'nin sol el ve sağ ayağını, diğeri ise sağ eli ve sol ayağını tutarak Tlaltecuhtli'yi kopardı ve canavar ikisi arasında parçalara ayrıldı. Alt kısım gökyüzünü yaratırken canavarın üst kısmı da dünyayı yarattı.

Ancak, Tlaltecuhtli'nin ölümü diğer tanrıları kızdırdı, böylece dünyayı daha rahat biryer yapmak için insanın yaşamak zorunda kalacağı tüm bitkileri Tlaltecutli'den yarattılar.
Saçlarından, ağaçları, çiçekleri ve bitkileri, derisinden çimenleri ve küçük çiçekleri yarattılar. Gözleri ise akarsuların, lagünlerin ve küçük mağaraların kaynağı, ağzı büyük nehir ve mağaralar, burnu ise dağ ve vadilerin tepesi olmuştu.

Efsane, canavarın geceleri ağladığını, kana susadığını ve insanların kalplerini duyabileceğini söylüyor. Onun ihtiyaçlarının, kurbanlar ve Tlaltecuhtli'yi sakinleştiren et ve kan teklifleri olduğu ve bunlar ile sakinleştirildiği ve buna karşın insanların hayatına devam etmesi için gerekli meyveleri vererek, halkına yardım ettiği söyleniyor.

EN BÜYÜK PİRAMİDİ KURAN DEV : XELHUA

Yazan: Anu
mitoloji, Aztek mitolojisi, En büyük piramit, Xelhua, Piramit inşa eden dev, Piramitleri dev mi inşa etti?, Piramitler nasıl oldu?, Piramitleri kim yaptı?, Aztek mitolojisinde dev, Aztek piramitleri, A,
TEOTIHUACAN'I VE YERYÜZÜNDEKİ EN BÜYÜK PİRAMİDİ İNŞA EDEN DEV: XELHUA

Eski Aztek Mitolojisine bir bakarsak, devlerin Dünya'yı yönettiği bir zamanın inanılmaz öykülerinden ve büyüleyici açıklamalarından oluşan bir hazine bulacağız.

Aztek Mitolojisi, dünyadaki diğer birçok mitolojide olduğu gibi binlerce yıl önce devlerin dünyayı nasıl yönettiğinden bahseder.

Aztek efsaneleri, diğer pek çok şeyin yanı sıra, Kaba Piramidi ve Tanrılar'ın şehri Teotihuacan'ın sıradan insanlar tarafından değil, bir dev tarafından nasıl inşa edildiğini açıklıyor.

Bu dev, büyük tufan döneminde yaşamış olan Xelhua olarak adlandırıldı.

Antik Aztek Mitolojisine göre, Cholula'nın antik kompleksi, özellikle de Yeryüzü Tepesi (Tlachihualtépetl) Piramidi'nin yapımı Xelhua'ya atfedilmiştir.

Mitolojiye göre, antik çağda, yeryüzünde devler yaşamaktadır, ancak büyük bir selden sonra, kalan tüm devler ölmüştür fakat hayatta kalan Xelhua, bugün en çok bildiğimiz şeylerden olan Cholula'yı yani dünyada bilinen en büyük piramidi inşa etti.


Xelhua çok yüksek bir yapı inşa etmek istemiş ve böylece gökyüzüne ulaşmıştı. İnsan yerleştirmesi ve verimli kılması için dua etti. Ama tüm tanrıların babası, yaratıcısı ve bereket tanrısı Tonacatecutli bunu bir suç olarak gördü ve cennetten, birçok inşaatçıyı öldüren bir taş fırlatarak inşaatın durmasına neden oldu.

Antik Aztek Mitolojisi bize şunu söyler; “Dünyanın kurulmasından 4,800 yıl sonra meydana gelen büyük su baskını öncesinde, Anahuac ülkesi, her biri ya su altında kalmış ya da balıklara dönüşen devler tarafından iskan edilmiş, yedisi mağaralara kaçmıştı. Sular dindiğinde, Xelhua denilen devlerden 'Mimar' lakaplı biri kendisinin ve altı kardeşinin bir sığınağı için hizmet veren Tlaloc'un bir anıtı olarak, içinde piramit şeklinde yapay bir tepe inşa ettiği Cholula'ya gitti. Cecotl'un Sierra'sının eteklerinde Tlalmanalco eyaletinde tuğlalar yapılmasını emretti ve onları Cholula'ya götürmeleri için onları elden ele taşıyacak adamlar yerleştirdi. Tanrılar bulutlara ulaşmakta olan bir yapıyı görünce öfkelendiler. Xelhua'nın cesur girişimlerini engellemeye kalktılar, piramide ateşler attılar. İşçilerin sayısı mahvolmuştu. Çalışma durduruldu ve anıt daha sonra "Quetzalcoatl"a adandı."

Xelhua, Aztek kültürüne göre yedi devlerden biriydi ve metinlere göre, sadece Cholula'nın büyük piramidini değil, Orta Amerika'daki en gizemli antik şehirlerden biri olan Teotihuacan'ı inşa eden de oydu.

Bugün, Cholula'nın Büyük Piramidi fetheticiler tarafından inşa edilmiş bir Katolik kilisesi tarafından kurulan yapılar ile bilmeden de olsa daha da büyümüştür.

Cholula'nın Büyük Piramitlerinin, gökyüzünden düştüğü söylenen alevli meteorların bir kalıntısı olarak göktaşı parçalarını sakladığı ve onları kutsal bir yere koyduğu söylenir.

Günümüzde hala bilinmeyen bir şey varsa o da piramitlerin antik dönem insanlarınca nasıl yapıldığıdır çünkü dönem insanının kendi başına bunları yapabilmesi, bir tanesi 50 tonu bulan taş parçalarını kaldırıp dev bir yapıt inşa etmesi imkansızdır. Bazen mitler, bazen ise antik dönem insanlarının geride bıraktığı metinler, bu kafalardaki soru işaretlerini şekillendirmeye devam edecektir.