HABERLER
Dini Haber

DEİST OLMAMIN TEMELLERİ

deizm, Dfxmed, din, Deist olmamın temelleri,Deist oluş hikayem,Müslümanlıktan deizme,Deizme uzanan yolculuk,Din politikadır,Din masalları,deist,
Herkes gibi Müslüman ana babadan doğma biri olarak deizmle tanışma hikayemi anlatacağım. İlk olarak sorgulamayla ve deizm merakıyla başladı her şey.Sonra İslam'ın çelişkilerini anlayınca bu sefer de Hristiyanlığı araştırdım. Hristiyanlık mantıklıydı ama bir eksik vardı insan Tanrıya tapılıyor 3 lü birlik gibi garip bir mevzuya inanılıyor. Bu 3lü inanışın mantığını araştırdığımda cevap basitti ''İnsan aklı Tanrı'nın tümünü anlayamaz''. Hristiyan ülkelerde neden deizm ve ateizmin yaygın olduğunu anlıyorum çünkü benzer inanışlar var. İslam'da durum çok keskin ki her şey gözler önünde :).Ruhsal doygunluğa ulaşamadım Hristiyanlıkta bir şey eksikti sanki vicdanen rahat değildim. Ki çelişkiye yön verecek çok şey vardı. İslam'daki gibi mecaz İbranice aslı gibi bahaneler vardı. Ama Tanrı tüm insanlığa bir din gönderecekse insanların delil bulamaması lazımdı. Tekrar deizme döndüm ama yandan yandan ateizmi de araştırıyordum. Kafamdaki tek soru Tanrı olmalı mıydı? Bu kadar şey tesadüfi gelişebilir miydi?

Öncelikle Caretta Caretta hikayesinden örnek vereyim(Yanlış hatırlamıyorsam).''Bu kaplumbağalar Bir kıtaya yumurtalarını bırakıp diğer bir kıtaya yüzüyorlar.Daha sonra yavrular yumurtadan çıkınca tek tek annelerini bulup yanlarına gidiyorlar.'' Bu tesadüfi olabilir miydi? Olamayacağını düşünüyordum. Daha sonra dedim ''Ulan dine inanmıyon qafan raad vur totoyu gitsin tacizin içkinin dibini boyla.'' Ama yok işte öyle değil o :D. Ahlak insana korkuyla verilmez ahlak insanın içinde olan bir şeydir.Benim bir düşüncem ise mesela ilk insanlar atıyorum baş parmak. İnsanlığın varoluşunda başparmak bir cinsel obje olarak görülseydi dinlerde oraya bakmak haram olurdu. Ahlak kuralları ona göre şekillenirdi yani ahlak insanlığın kendi geliştirdiği bir şey olarak yer edindiği fikrindeyim.

Peki dinler?

Dinler hakkında şunu söylemek istiyorum hükümdarların zamanında devleti yönetmek insanları düzene sokma politikası olabilir. Bakıyoruz dinler hep düşmüş milletlere geliyor. Araplar ve İbraniler. Hristiyanlıkta ve Yahudilikte İbraniler sağlam gaza getiriliyor. Davut şöyle girdi, Süleyman şöyle çıktı vs. İslam'da her ne kadar Araplar övülmese de onların da çözümü Kur'an'da bkz:Huriler,Sınırsız içki,Vur patlasın çal oynasın. Kadınlara yapılan kötü muameleye de şöyle cevap verebiliriz. Araplar kadınlara nasıl davrandığı o zamanda ortada. Kim karısına hürmet etmek ister, itaat etmek istemez? Bunun tersini kabul etmeyecekleri içinde böyle bir kılıfla insanları çekiyorlar.

Sözün özü iyi araştırın doğruyu bulun her şeye rağmen okuyun çok şey kazanacaksınız... İyi günler bilimle kalın.

Yazan: Dfxmed

HALİFE ÖMER'İN SÖZLERİ KUR-AN'A AYET OLARAK YAZILIYOR

AY, Hz Ömer,Halife Ömer,Halife Ömer'in sözleri ayet oluyor,Tahrim Suresi, Ahzab suresi, Muhammed'in eşleri,Muhammed'in eşlerine boşanma tehdidi, islamiyet, din, Kur'an, ÖMER'İN SÖZLERİ AYET OLUYOR


"Eğer Muhammed sizi boşarsa, ona her çeşit kadın bulunabilir. Artık siz bilirsiniz..."
Muhammed, bir ara bütün hanımlarıyla kavga ediyor ve onun bu kavga olayı halk tarafından duyuluyor. Hatta haber, Muhammed'in tüm hanımlarını boşadığı şeklinde etrafa yayılı­yor. Bunu duyan herkes, Muhammed'in evine doğru koşuyor. Bu arada, Muhammed’in hanımlarının akrabaları da kızlarından haber almak için onun evine doğru gidiyorlar, Ömer de hem Hafsa'nm babası olması, hem de Muhammed’in en yakın dostu olmasından ötürü, bu olayı duyar duymaz Muhammed’in evine doğru koşuyor. Eve varınca Muhammed'in çok sinirli olduğunu görüyor. Bu arada ondan, "Gerçekten hanımlarını boşadın mı?" diye soruyor, Muhammed, "Boşamadım ama, 'İla' (yemin içmek suretiyle geçici bir süre hanımlarından uzak durma) yeminini içtim ki, bir ay onlardan tamamen ayrı duracağım" cevabını veriyor, Hem Ebu Bekir, hem de Ömer, "Biz kızlarımız olan Ayşe ve Hafsa'yı öldüreceğiz, nasıl sana karşı gelebilirler" diye yemin içiyorlar. Bu arada Ayşe, Hafsa'yı Ömer’e şikâyet ederek, "Başımıza ne gelmişse hep Hafsa'dan gelmiştir" diyor. Daha önce de belirtildiği gibi, Ümmü Seleme burada Ömer'e sert bir tepki göstererek, "Sen her şeye müdahale ediyorsun, bari bizimle eşimiz arasına girme..." diyor. Bu arada Ömer'in kızı Hafsa, bu gelişmeler karşısında ağlıyor. Hafsa bu kavgada başrol oynadığı için gerçekten de Muhammed tarafından boşanmıştı.

Bu boşanma haberi, zaten çoktan etrafa yayılmıştı. Bu arada Ömer, Muhammed ile Hafsa'mn tekrar anlaşabilmeleri için çaba sarf ediyor. Zira, eğer onun kızı Hafsa boşansaydı, Ahzâb Suresi'nin 6. ve 53. ayetlerine göre artık Muhammed'in eşi olması nedeniyle ölünceye dek hiç kimseyle evlenemeyecekti. Zaten Kur'an yasağı olmadan da artık hiç kimse onu almaya cesaret edemezdi. Daha doğrusu boşanmak, onlar için bir bakıma sokağa terk edilmek demekti. Nihayet, Ömer'in bu girişimleri sonucu Muhammed, tekrar onu nikâhına alıyor ve o arada "Cebrail bana az önce vahiy getirip 'Ömer'in hatırı için Hafsa’yı tekrar geri al. Hafsa, cennette de senin hanımın olacak’ dedi" şeklinde bir hadis anlatıyor. Bu arada Muhammed diğer hanımlarıyla da barışsın diye Ömer, Muhammed'in hanımlarına tavsiyelerde bulunuyor ve bir sözünde Muhammed huzurunda onlara özetle, "Eğer Muhammed sizi boşarsa, ona her çeşit kadın bulunabilir. Artık siz bilirsiniz..." diyor. Ömer'in kullandığı bu cümle, bir süre sonra, ayet biçiminde İniveriyor.

Söz konusu Tahrîm Suresi'nin 5'inci ayeti aynen şöyle diyor:
"Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah'a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verebilir."

Görüldüğü gibi, bu olay üzerine inen az önceki ayetler gelince açıklanacağı gibi, tıpkı Ahzâb Suresi'ndeki ayetlere benzer surette Muhammed'in hanımlarına bir ihtar verilmiş oluyor; Muhammed'e yeterli derecede itaat etmemeleri halinde, onun çok güzel kız ve kadınlarla evlendirileceği beyan ediliyor; hem de Ömer'in, Muhammed'in hanımlarına karşı kullandığı bir söz, olduğu gibi ayet olarak değerlendirilip Kur'an'da ona yer veriliyor ve Ömer'e verilen değer böylece bir daha tescil edilmiş oluyor.

Kaynaklar:
Tecrid-i Sarih, No: 78, 261, 1678
Müslim, Talak, 29 No: 1478-79
Kütüb-i Sitte, İ. Canan tercemesi, 12/452
Diyarbekri, Tarihu'l Hamis, 1/417
el-Halebi, İnsanü'l Uyun, 3/400^02
Heysemi, Mecmau'z Zevaid, 9/244
Buhari-Müslim Hadisleri,
el-Lü'lü' ve'l-Mercan, No; 944^5
Buhari, Bakara tefsiri, 9
Buhari, Tahrim tefsiri, 2,4
İbn-i Kesir, Ahzâb 52 tefsiri
Ebu Davut, Talak, No: 2283
Nesai, Talak, 76. bap, 6/213
İbn-i Mace, Talak, No: 2016
el-Hindi, Kenzü'l Ummal, 9/244, No: 28070
Askalani, el-İsabe, No: 11047
Taberani, el-Mu'cemü'l-Kebir, 23/187, No: 304,307
İbnü'l Cevzi, Ahkamü'n-Nisâ, 230
Sıfatü's-Safve, 2/28

ÖRTÜNME AYETLERİ KUR-AN'A NASIL GİRDİ?

AY,din,Örtünme,Tesettür,Örtünme ayetleri,Örtünme ayetleri Kur'an'a nasıl girdi?,Tesettür ayetleri,Muhammed'in kısmanması ve örtünme,Muhammed'in kıskançlığı, islamiyet,
"Hicâb Ayetleri" Ahzab, 33, 53, 59; Nur, 31
Kadınların hiç tanınmayacak şekilde örtünmek üzere yüzlerini ve her yerlerini kapamaları ve erkeklerle bir arada bulunmaktan kaçınmaları, ve zaruret olmadıkça evden çıkmamaları konusunda Kuran’da yer alan ayetlere “Hicab ayetleri” adı verilir, ki bunlar genellikle Ahzab Suresi’nin 33 ve 53 59cu ayetleriyle Nür Suresi’nin 30 ve 31 ci ayetleridir. Bunlara eklenebilecek diğer ayetler yanında Muhammed’in vahy ile indiğini söylediği pek çok hadisler de vardır.

Bu ve benzeri hükümleri Muhammed, hiç kuşkusuz kendi kıskançlık duygularının kabarmasına vesile olan olaylar vesilesiyle koymuştur ki bu olaylar arasında Hicret’in 5 ci yılında Zeyd’in eşi Zeynep’e aşık olup onunla evlenmesi ve daha sonra eşi Ayşe’nin Safvan bin Muattal adında bir delikanlı ile seviştiğine dair halk arasında dedikodu yapılması (yani Ifk olayı), ve bu arada karılarının “Kazayı hacet” maksadıyla evlerinin dışına çıkmalarında sakınca bulunması gibi olanları vardır.

Hele Ahzab suresindeki "Ey müminler...Peygamberin eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arasından isteyin" (K. 33:53)

şeklindeki hükmü koyarken Zeynep’le olan ilişkilerinin ışığı altında hareket etmiştir. Bilindiği gibi oğulluğu olan Zeyd’in karısı Zeynep’e aşık oluşu Zeyd’i ziyaret için evine gittiği sırada vuku bulmuştur. Zeyd evde olmadığı için Zeynep, kapıda asılı bulunan perdeyi açmış fakat aceleye geldiği için libasını giymeden Muhammed’e görünmüştü; Zeynep’in bu yarı çıplak hali Muhammed’in hoşuna gitmiş ve o an ona aşık düşmüştür. Ve işte bu tür bir olayın kendi başına gelmesinden korktuğu içindir ki yukardakine benzer hükümler yerleştirmeyi gerekli görmüştür.

Tarihi gerçek odur ki Muhammed, kadının tanınmayacak şekillerde örtünmesi gereğini Medine’ye hicret ettikten sonra yerleştirmiştir.
Ne ilginçtir ki Muhammed’in Zeynep’e (yani
oğulluğu Zeyd’in eşine) aşık olup onunla evlenmesi de bu tarihlerdedir. Daha başta bir deyimle, peygamberliğini ilan ettiği tarihten sonraki 15 yıl boyunca kadınların örtünmesi konusunda bir şey düşünmemiştir.

Hatice ile evli bulunduğu sürece esasen böyle bir emir veremezdi; Hatice’den çekinir ve onun böyle bir zorunluluğa boyun eğmeyecek kadar haysiyetli olduğunu düşünerek bunu teklif etmeye cesaret edemezdi.

Öte yandan Hatice, nispeten yaşlı bir kadındı; onu kıskanmak için gerek de yoktu. Fakat Hatice’nin ölümünden sonra durum değişmiştir. Evlendiği kadınlar genç ve güzel kadınlardır. Kıskançlık duygularını kabartacak durumlar doğmuştur artık.

Yukarıda yazdığım gibi Zeyd’i ziyaret vesilesiyle evine gittiğinde kapıyı Zeynep açmış ve Zeynep’i libasız şekilde görmek Muhammed’in aklını başından almıştı. Ve işte buna benzer olaylar vesilesiyle yaptıklarının muhtemelen kendi başına gelmesini önlemek maksadıyla tedbir almayı düşünmüştür. Bunun içindir ki eski Arap geleneğini kötülemiş ve o dönemlerin giyim tarzını daha da kötü göstermek için Kuran’a:

“(Ey kadınlar)... eski cahiliyye’de olduğu gibi açılıp saçılmayın...” (33 Ahzab 33) şeklinde hükümler koymuş

örtünmeyi öngören Kuran hükmü Zeynep olayını izleyen günlerde konmuş olup sadece peygamber kadınlarını değil fakat “müminlerin kadınlarım” dahi kapsayacak şekildedir ve şöyledir:

“Ey peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü atmalarını söyle; bu onların tanınmasını ve bundan dolayı
incitilmemelerini sağlar” (33 Ahzab 59).

Zeynep olayını izleyen Ifk olayının da bunda rolü olduğunu belirtmek mümkündür.Daha başka bir deyimle Muhammed, kadınlara örtünme zorunluğunu Zeynep olayından (ki Hicret’in 5. yılına rastlar) sonra yükleyip, bu zorunluğu Beni Mustalik gaza’sı sırasında oluşan Ifk olayından (ki Hicret’in 6. yılına rastlar) sonra pekiştirdiği söylenebilir; çünkü bu gaza sırasında Ayşe gerdanlığını kaybettiği için geride kalmış Safvan bin Muattal onu tanımış ve devesine bindirerek Medine’ye getirmiştir. Bu vesile ile Ayşe’nin söylediği şöyledir:
"Ben gerdanlığımı bulduktan sonra ordugaha döndüm. Fakat ordugahta ses seda yoktu... Ben uzanmış bir halde bulunduğum vakit Safvan bin Muattal Sulemr yanımdan geçti... benim yerde yattığımı gördüğünde yanımda durdu. Çünkü (o tarihlerde), Kadınlar hicab altına alınmadan önce olduğu için yüzümü görüyordu... O bundan sonra devesini bana yaklaştırdı... O arkaya çekildi, ben deveye bindim... Biz ancak sabah vaktinde askerin arkasından yetişebildik" Hatırlatalım ki bu olay üzerine Ayşe’nin Safvan ile seviştiğine dair halk arasında dedikodu çıkar ve bunu duyan Muhammed fena halde kızar. Bir süre Ayşe ile konuşmaz. Fakat Ayşe’ye zaafı bulunduğundan fazla dayanamaz ve Tanrı’dan ayet geldiğini ve ayete göre Ayşe’nin suçsuz olduğunun anlaşıldığını söyleyerek onunla barışır.

Belirttiğimiz gibi Hicab ayeti, Ahzab Suresinin 59. ayeti olarak kadınların “tanınmayacak” şekilde örtünmelerini emreden ayettir. kadınların örtünmeleri konusunda Ömer b. Hattab, bir çok vesilelerle Muhammed’in dikkatini çekmeye çalışmış ve örneğin “Huzuru saadetinize hayırsız kimseler giriyor, kadınlarınıza örtünmelerini emretseniz” şeklinde müracaatlarda bulunmuştur. Söylendiğine göre onun bu devamlı ikazları sayesindedir ki Muhammed, sözünü ettiğimiz ayetlerin inmesini sağlamıştır.Fakat Ömer, peygamberin kadınlarının “çar ve çarşaf giymelerini kafi bulmamıştır. Onların, diğer kadınlardan daha fazla “muhadder (kapalı)”olmalarını istemiştir; yani gölge ve karartılarını da erkeklerin görmesini asla uygun bulmamıştır. Bundan dolayıdır ki onların hiçbir vesile ile evden dışarıya çıkmalarına izin verilmemesini beklemiştir. Yine bundan dolayıdır ki Sevde’nin “hacet” görmek için evden çıkmasına karşı itirazda bulunduğu olaya sebebiyet vermiştir. Olay şudur: Yukarıdaki ayetin “nazil” olmasından sonra bir gün Muhammed’in karılarından Şevde, “bir lüzum ve ihtiyaç” üzerine evden çıkar O zamanlar evlerde “hela” olmadığı ve bu ihtiyaç dışarıda bir yerde görülür olduğu için, herkesin yaptığı gibi o da işini bitirmek istemiş ve üzerine çarşafını giyerek kendine bir yer aramış. Şevde iri yapılı bir kadın olduğundan çarşaf içinde bile olsa endamıyla onu tanımak kolaymış. Nitekim Ömer İbn Hattab onu görünce, evin dışına çıkmasına itiraz etmiş ve: “Ya Şevde, iyi bil ki, Vallahi sen bizce tanınmamış değilsin... ne cesaretle evinin dışına çıkıyorsun?” diyerek kadıncağızı daha işini görmeye vakit bırakmadan, eve döndürmüş. Olayı anlatan Ayşe şöyle devam eder:
“O sırada Resulullah, benim odamda akşam yemeğinde idi. Elinde de etli bir kemik vardı. Bu halde iken Şevde girdi ve ’Ya Resulullah Bazı hacetim için evimden çıkmıştım. Ömer bana şöyle şöyle söyleyerek itiraz etti,’ diye şikayet eyledi.. Bunun üzerine (Tanrı) Resül-i Ekrem’e vahiy gönderdi. Vahiy asari (peygamberden) kaldırıldıktan sonra ve elinde tutmakta olduğu et (kemik) parçasını yere koymaksızın Sevde’ye şöyle cevap verdi: ’Siz kadınların lüzum ve ihtiyaç üzerine (mestüre olarak) evlerinden çıkmalarına izin verildi’ buyurdu. Ömer, zavallı kadınların “hacet” için dahi olsa evden dışarı çıkmalarına izin verilmemesi taraftarıdır.

Görülüyor ki Muhammed,kendisini Peygamber ilan ettikten sonra on beş yıl boyunca örtünme zorunluğu koymak diye bir şey akıl etmemiştir. Fakat ne zaman ki kıskançlık sorunu yaratan olaylarla karşılaşmıştır, işte o zaman kadınları örtmenin erkeklerin çıkarlarına daha uygun olacağını düşünmüştür.