HABERLER
Dini Haber

ARİANY'İN DİNİ TERK ETME SÜRECİ



ARİANY DİNİ TERK ETME SÜRECİNİ ANLATIYOR


Merhaba. Takma ismim Ariany. 22 Yaşındayım ve okumayı, hayatı sorgulamayı, insanların hayatlarını dinlemeye ve onlara bilgim kadarıyla fikir vermeyi seven biriyim. Takma ismim ise hayalimde olan karakter. Bu karakter ne tanımlayan ve benliğimi oluşturan bir karakterdir. Onun hayali olduğunu bilsem de ona sımsıkı bağlıyım çünkü onu ben yarattım ve o benim hayatımın bir parçası. Dinden kurtuluşum da bana yardım eden, sevgi dolu bir dost. İlk önce kurtuluş sürecini anlatırsam bu hayalin neden canlandığını da anlamış olacaksınız. Müslüman bir aile ve çevrede doğup büyüdüm. Hayatım bunun üstüne inşa edildi, bunun üstünde emekledim. Gerçeğim her zaman din oldu. 8 Yaşından beri camiler de din dersi alıyor, din dersi alan insanlara bir arada oluyordum. Camiye gitmekte ilk başta oldukça hevesliydim. Hem arkadaşlarım oradaydı, hem de bir şeyler öğrenecektim. Çocukluğumdan bu yana yazmayı, öğrenmeyi seven biriydim. Hayatım felsefe üzerine kuruludur. Neyse efendim, camiye gittiğim her gün Kur'an derslerini Arapça olmak şartıyla alıyordum. Molalarda da oyunlar oynuyor, kahkalar ile muhabbet ediyorduk. İlk başta oldukça güzel geçen bu yaşantı sonradan yerini şiddete bıraktı. Kur'an ve cüz dersi alırken okuyamazsanız, unutursanız, harf şaşırırsanız vay halinize. Kızılcık veya kocaman bir sopa omzunuzda hissediliyordu. Zamanla gitmekten soğusam da ailem "döver de sever de" diyordu. Çocuktum, gittim. Dayak yiyordum. Okumaya çalışıyor ama beceremiyordum. 15 Yaşına kadar her yaz gitmeye devam ettim. Kur'an'ı öğrenmiş, cüzü okuyordum. Tabi Arapça bir dilde. 16 Yaşımda gitmeyi bıraktım. Çünkü bu yaşta dayak yemek sinirlerimi geriyordu. Sesimi çıkarırsam hem hocadan hemde ailemden dayak yiyecek, çevrede "hocaya karşı geldi, bak kâfire!" Diye dedikodum çıkacaktı. En iyisi bir bahane ile kurtulmaktı. Bu yüzden kendi eğitimimi kendim aldım. Kur'an'ı okumayı kendim öğreniyor, kendim okuyordum ki seneye dayak yemek istemiyordum. İnternetten hem Arapça hemde Türkçe okumaya başladım. Mealleri öylesine öfke doluydu ki, öylesine şiddet içindeydi ki korktum. Okurken aklımdan hep "Tanrı bile ne yapıyor ki hoca nasıl dayak atmasın" diyordum. Sene gelip çattığı zaman ailemi oldukça zor olsa da ikna ettim ama bir fener yandı bende. Bunu 1. Olay olarak ayırmak istiyorum.Tabi Camide olan eğitim haricinde lise de din dersi alıyordum. Hocamız öylesine sinirliydi ki bırakın soru sormayı yanlışlıkla hareket bile yapamazdınız. Öğretmenimiz, sürekli İslam'ın yüceliğini anlatırdı. Ama ben pek dersine odaklanmayan biriydim. Çünkü bu anlatılanları zaten biliyor, defalarca okuyordum. Hayatımın bir parçası olan bir şeyi defalarca okumak beni yavaş yavaş bıktırmaya başladı. Arkadaş çevrem de oldukça Müslüman bir hayat sürüyor, kimi kurslara gidiyordu. Orada gördükleri olayları anlatırken "hay hocamı seveyim" diyordum. Benim hocam bir melekmiş yahu... Dayak atmalar, tehdit etmeler, çocuklara işkence uygulamalar ve daha niceleri vardı. Bu bir kurs için değil, birçok kurs için geçerliydi. Arkadaşlarım artık kurslardan kaçmaya çalışıyorlar, yapamadıkları zaman mecbur ya dayak yiyorlar ya da yine aynı şeyleri dinlemek zorunda kalıyorlardı. Ben ilk başta dediğim gibi insanları dinlemeyi seven biri olduğum için, birçok sırrı biliyordum. Bazı kız arkadaşlarımın yaşadıkları kulağıma geliyordu. Kız arkadaşlarım, bunalmış, korkmuş bir vaziyette olsalar da, ailelerine anlatacak güçleri olmuyordu. Şiddet bir yana efendim, gözlerle taciz, fiziksel taciz, tecavüz girişimleri, yoklamalar ve bazı şeyler yaşıyorlardı. Aileleri onları evden çıkarmıyor, onlara "sen kızsın, edebini bil" diyorlardı. Bazılarının telefonlarına el konuluyor, 17 yaşında ki kız aileden dayak yiyor, kemerle vuruluyordu. Çoğu kurtulmak için evlenmek zorunda kalsa da ailesinin seçtiği eşler yüzünden kurtulamıyorlardı. Aile bitiyor eş dayağına geliyordu sıra. Bazıları 16 yaşında evleniyordu. Tabi, bunlar anlatılırken ben artık hayatı sorgulamaya başlamış, dinlerin ne olduğunu, bu insanların ne olduğunu öğrenmeye çalışıyordum. İlk başta klasik bir söz geliyordu "bu Müslümanlık değil" nerede değil tam olarak da o. Ama bu sorgulama aileme dert olmuş, baskı altına girmiştim. Ailem bana "detaya ne gerek var? Allah var etti ve o alacak. Kafanı nasıl karıştırıyorlar senin. Okul işte böyle bir yer" diyorlardı. Çevrem, saçlarıma, sakalıma, giysime, arkadaş hayatıma karışıyorlardı. Saçım uzun olduğu için bana "kız mısın sen?" Diyorlardı. Ne alakası var? Kız arkadaşlarımın durumunu az da olsa anlamaya başlamıştım. Sokağa çıkma yasağı uygulanıyor, okul zamanlarım düzenleniyor, telefonum kontrol ediliyordu. Amaç bu saçmalıkları "sorgulamayı" kesmekti. Bu karakter işte tam bu zaman da ortaya çıktı. Çünkü etrafımda ki insanlar, sorgulamayı bırakın bir kenara konuşamıyorlardı bile. Düşünceleri, bilgileri anlatacak kimsem yoktu. Sorgulamayı kendimle yapıyordum ama cevap alamıyordum. Zarar gören kız arkadaşlarım bile durumdan şikayetçi ama sorgulamaktan da mutsuz gibilerdi. Beni dinlemeyi bir kenara atın, bana bakmamaya başladılar. İnsanlar bana "delirmiş bu." Diyordu. Ailem "Müslümansın sen kendine gel" diye nasihat veriyordu. Ne iş yaptığım, kimle gezdiğim gözetleniyor, söylediklerim yayılıyordu. Bu sayede ailem rahatça beni takip ediyordu. 17 yaşında iken sadece "Dinimiz barışsa bunca savaş neden baba" diye sormuştum. Babam, "Kâfirler çok evladım, onları arındırmak için" demişti. "İyi de baba, bu kanla olmaktansa, bilgiyle ve kanıtla neden olmuyor" dediğimde bana "senin gibiler yüzünden. Müslüman mısın belli değil, burnun havada, tutturmuşsun bir şeyler " demişti. "Ama, onlar sorguladıkları için bu halde olamazlar mı?" Babam sinirlenmişti. "Ne diyorsun sen evlat, Allah'ı sorgulamak kimin haddine. O hepimizi seviyor" demişti. Devam edersem dayak yiyeceğimi bildiğimden içimden "Hadi oradan, bu yüzden kız arkadaşlarım evden çıkamıyor. Sırf kız oldukları için mi koruyor onları yoksa düşkün olduğu için mi" diyordum. Hayali karakterim bu zamanlarda yetişmişti bana. Onu kendim yarattım, kendim büyüttüm. Duyduğum sırlar, dertler alevlendirdi onu. Ona, öğrendiklerimi anlatıyordum o da bana cevap veriyordu. Düşünüyor, doğruyu bulmak istiyordum. Bana sürekli "Hey, deney faresi, nasılsın?" Diyordu. Haklıydı da. Deney faresinden farkım yoktu. Dünya labirentim, Allah beni deneyen, bu İslamcılar da enjekte edilen ilaçlardı. Hangi yöne gideceksin? Aria ile olan yani hayalimle olan bir konuşmam daha açıklayıcı olur sanırım.
"Allah, seni deniyor mu?"
"Öyle diyorlar."
"Peki buna emin misin?"
"Aslında pek değilim"
"Yahu, senin geleceğini bilen, seni çizdiği çembere rağmen yakacak olan biri seni neden denesin. Bunca şeyi yarattıklarını denemek için neden yapsın? Küçük çocukların haberlerini görüyorsun. Sırf birileri iyi olacak mı diye gelecekleri yok olan çocukların suçu ne? Hani, savaşa gitmemişsindir ama yolda giderken bir kurşun omzuna isabet eder ya, buna 'lanet olası kurşun' dersin, bundan ne farkı var bu durumun?" Kafam oldukça karışmıştı. Çünkü sadece Türkiye veya İslam için değil, dünya ve dünya dinleri için aynı şeyi düşünüyordum. Belgeseller de kendini İsa olarak görenler, din için savaş açanlar, küçük çocukları bile kutsayanlar, Tanrı adına köle olmasını isteyenleri görüyordum. Çevrem de olanlar beni öylesine zorluyordu ki. Tüm bunlar tanrı için mi? Her şeyin basit bir Domino taşı olduğunu çözmüştüm. Şeytan taşlamak için taş alırsın ve atarsın. Bu taşa para verirsin ama taş tekrar satılır. Sen gibiler taş attıkça o taşlar yeniden ve yeniden satılır. Eğer şeytan taşlama olmasa satış olmaz. Ekonomik kazanç işte bu. Eğer Amerika'da veya başka bir ülkede bir dinde değilseniz, bir inancınız yoksa takip edilemezsiniz. Çünkü, sizi eğiten kişiler bellidir. Eğer onların eğitimi dışına çıkarsanız sonuçlar ve olasılıklar artar. Bu durumda, size sürülen eşyalar ve satılan diğer şeyler değişir. Eğer bir toplum Müslüman ise Kur'an eğer değilse İncil eğer inançsız bir kesimse ona göre ürünler getirilir ve pazarlanır. Camiler, kiliseler için verilen paralar, dönen ekonomik oyunları göstermektedir. Yani, siz eğer inançsız biriyseniz, hem köle olamaz hemde alacağınız ürünler azalır. Stratejik bir plan.Bunu çözmeyi başardığım zaman dinin ekonomik kazanç olduğunu, tamamen görünmez kameralar ile izlendiğimizi ve korkutularak bazı şeylere engel olunmasını anlamıştım. Kur'an'ı Türkçe okuyunca zaten değişmeye başlayan fikir oldukça güçlenmiş, oldukça büyümüştü. IŞİD gibi, bir ülkenin stratejisi olmak istiyorsanız veya bir kişiyi ortadan kaldırmak istiyorsanız ona sadece kâfir deyin yeter. Çünkü Tanrılar, bir kâfire verdiği o önemsemeyi, bir çocuğa gösterse idi, bir kez ona bakılmasını söylese idi, koskoca Allah veya diğer tanrılar "Çocukları koruyun" deseydi, bugün savaşlarda, kaoslarda ve türlü iğrenç vak'alarda çocuklarımız ölmeyecekti. Asgard, Valhalla, Diğer cennetler umurumda bile değildi artık. Bizim zaten bir cennetimiz vardı ve biz ona sahip çıkamıyorduk. Hayali karakterim Aria, çevremin cesaret edemediği sorgulamayı yapıyor, benim korkularımı yok ediyor ve tüm o anlatım isteğim tamamlanıyordu. Hayali karakterim ve dinden kurtuluş sürecinin oluşumu tamamen bundan ibarettir.

Ey Toprak ana, ey güzel gökyüzü ve narin bulutu.
Nice dert açtık başınıza, nice gürültü ve uğultu.
Bir kere susmadık, bir kere durmadık ve bir kere sizi duymadık.
Toprak ananın evini görmedik. Ne bir aslanı ne suda yüzen kuğuyu.
Güzel gökyüzünü resmetmek yerine onu kirlettik ve kazanç uğruna öldürdük.
Suyumuzu zehir yaptık, gönlümüzü çamur.
Din getirdik, toprak anaya kan döktük.
Kural getirdik, büyükleri köle yaptık, çocukları boğduk.
Bilirim, kötüyüz biz. Ama ne Roma'yız, Ne İsa ne de Hitler.
Biz, bazıları seni seveniz, seni öğreten, seni kollayan çocuk.
Bebekleri öpeniz, kuğuyu neşeyle izleyen.

Teşekkür ederim, iyi ki varsınız.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ariany

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)
« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok