HABERLER
Dini Haber

DİNİ BASKILAR, İSTANBUL'DAKİ YURDA YERLEŞTİRİLME VE SONRASI

Dinden çıkış hikayesi, Dine inanmamak, İslamı terk etme nedenleri, İslamiyetten ayrılan kişilerin hikayeleri, Neden İslam'ı terk ettim?, sizden gelenler, Din yurtları,

DİNİ BASKILAR, İSTANBUL'DAKİ YURDA YERLEŞTİRİLME VE SONRASI
(Takipçilerimden Orhan K.'nın İslam'ı Terk Süreci ve Yaşadıkları)

Ülkemizde herkes dindar bir aileden gelir iyi veya kötü. Ama kimileri daha koyu Müslüman  olan, kimileri ise daha modern bir ailede doğarlar ve büyürler. Benimki ise koyu denilecek bir Müslüman aileydi. Etkileri hala hafızamdan silinmeyen, Dünya yaşamına dini inanç çerçevesinden bakan bir ailede yetiştim ve büyütüldüm. Ama bilmiyordu ki ailem benim aşırı merak ve soru sorma içgüdülerimin bir gün gelip gelişip büyüyeceğini…

İslam dininden ayrılma sürecimi dönemlere ayıracak olursak çocukluk, gençlik ve olgunluk çağı olarak 3 döneme ayırabiliriz. Çocukluk dönemimde yani 20'li yaşlarıma kadar diyelim koyu bir Müslümandım.  Ailemde 5 vakit namazımı kılmayan yok gibiydi. Ben ise kılardım ama aklımda hep aynı soru olurdu. Zaten bu soru olmasa dinden ayrılma sürecim gerçekleşmezdi. Neden Allah denilen varlık insanlığa gönderdiği bilgileri tekrar kendine okumamızı isteyebilirdi. Hem de başka bir dilde Arapça olarak. Ailem hep baskı kurardı üzerimde namazlarını geçirme oğlum bak cehennemde yanarsın kaynar sular içirirler bak haaa diye sürekli korkutma süreçleri yaşadım. Babamın her zaman sorguya çeker gibi namazını kıldın mı üsteleyişinde bende ‘’ kılmadım sen ne yapacaksın benim namazımı beraber mi yanacağız cehennemde ‘’ diye isyan ederdim. Ama haklıydım madem teker teker sorguya çekilecektik nefsi müdafaamı ben yapardım. Ulen nelere inanmışız yaaa…

Derken ilkokul süreci ve ardından ortaokula kayıt yaptırılmam gerekiyordu. Bilin bakalım hangi ortaokula kayıt oldum tabi ki de imam hatip lisesi ne. Hiç şaşmaz dini bir aileden dini bir okula tabiki de. Babamın beni "oğlum bak hem orada karatede öğretiyorlarmış" (bizim zamanımızda baya meşhurdu Jackie  Chan, Bruce lee vb. filmler) cümlesi hala kulaklarımdadır. İnanmıştım bende saf gibi. Yakışır mıydı inançlı birisine yalan söylemek hem de insanın kendi babasının. Ama sorun yok çünkü tövbe kapısı hep açıktı onlara göre. İlk golü orada yemiştim.

3 yıl süren imam hatip yıllarımdan sonra ailemin dini baskısı artarak devam ediyordu. Doğru onlara göre cehennemde yanmamalıydım. Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalıydı. Onlar baskı yaptıkça ben daha çok soğuyordum bu dinden.

Birkaç zaman sonra babamın bana bir teklifle gelmesi beni çok şaşırtmıştı. Tam da benim o gün için aradığım bir teklifti diyebilirim. Bunalmıştım yaşadığım evden. Başka bir şehir de yani İstanbul'da Kur'an kursunda yatılı olarak ikamet edilebilecek bir yerde dini eğitim görmem isteniyordu. Uzun bir düşünme arasından sonra kabul ettim. Baskıdan biraz olsun kurtulacaktım. Ama bir karar vermek zorundaydım. Gideceğim yer İslam dinin A’dan  Z’ye öğretileceği ve yaşatılacağı bir yerdi. Bir açıdan da evden uzaklaşma daha doğrusu kaçma fikri beni tetikliyordu. Psikolojimin nasıl olduğun varın siz düşünün. Baskılardan dolayı evinden kaçmak, rahat nefes alabileceği bir alanının olması. Tüm bunlar toplanınca siz ne yaparsınız…

Ne dinmiş be arkadaş. Her neyse şimdi ki durağım İstanbul yıl 1997 yaşım ise 15. İrticanın patladığı yıllar 28 şubat dönemini bizzat yaşayarak gördüğüm yıllar. Başımıza gelmeyen kalmadı tepemizden helikopterlerin, kapımızdan polislerin eksik olmadığı yıllardı. Uzun uzun girmek istemiyorum konulara  işte aksiyon ve macera dolu yıllardı. Benim içinse Ku'ran kursu dışında özgür yaşadığım yıllar. 1 yılım bu şekilde geldi geçti. 1 yıl sonra yine döndüm baba ocağına. Kapanmıştı o irtica yuvası. Ama bende derin izler bırakarak…

Ve lise yıllarım başlamıştı. Normal olarak yaşadığım dönemler. Döndüğüm de sudan çıkmış balığa dönmüştüm. Yürüyüşüm bile bir değişmişti, unutmuştum. Çok garip değil mi. Size garip gelebilir ama öyleydi işte.  Hem unutmak istediğim hem de unutamadığım yıllar. Yazarken bile zorlandığım anılarımın tazelendiği yıllar. Düşünüyorum da çok kasvetli ve ağır bir süreç yaşamışım.

Soru sorma ve çok yoğun düşünme yıllarımdan sonra yaşım olmuştu 34. Yani olgunluk çağlarıma gelmiştim. Para ve gelecek yönünden iyi ama, iş stresi olarak yüksek düzeyde bir mesleğe başlamıştım. Yavaş yavaş dinden  uyanma, farkına varma, şaşırma, sürekli beyin fırtınalarının yaşandığı  kopma noktalarına doğru ilerliyordum  bu dönemlerde. Çünkü bu dönemleri yaşamama sebep olan en önemli kaynaklara ulaşmaya başlamıştım. Yani kitaplara. Kişisel gelişim kitaplarıyla başlamıştım. Erdal Demirkıran  kitapları özellikle  benim düşünce dünyamı değiştirmişti. Aradığım soruların cevaplarına bir bir ulaşıyordum kitaplar yoluyla.

Bu dönemimde böyle  4-5 yıl kadar sürdü. Daha sonraki süreçlerde kitaplardan arta kalan zamanlarımda artık internetin de yardımıyla daha çok bilgi ve video olarak izleyebileceğim bilgilere de ulaşabiliyordum. Youtube  dünyasına  giriş yapmıştım. Herkes eğlence film müzikle vakit geçirirken ben nerede esrarengiz, tarihi olaylar, beyin geliştirici yayınlar varsa onlarla ilgileniyordum.  Beynim hiç olmadığı kadar açılmıştı. Adeta düşünce dünyamın nirvanasındaydım.  Artık ben eski ben değildim. Bunu sadece ben değil arkadaşlarımda söylüyordu. Hatta içimde gizli bir kibir bile oluşmaya başlamıştı. Ne oluyordu bana. Bilmek mi iyiydi bilmemek mi bunu da bilememiştim.

Bundan 1yıl kadar önce tamda bu zamanlar yaklaşıyordum biliyorum. Artık emin olmaya başlamıştım ama yine de başıma bir şey gelirse diye korkuyordum. Yine korku çıktı karşıma. Ama dedim ya emin olmalıydım artık. Ya herru ya merru. Kendim kendime karşı gelmeliydim.  Yalnızlaşacağımın farkındaydım. Ama ne olursa olsun gerçekleri öğrenmeliydim.

Youtube da gezinirken sürekli biri çıkıyordu karşıma Yakup Deniz diye biri. Ama ben hep "bu kim ya" falan diyordum, farklı başlıklar altında ara ara videolar çıkarıyordu. En sonunda dayanamadım kendimi toparladım açtım videoyu. Adam dosdoğru konuşuyor kafadan attığı hiçbir şey yoktu. Ondan sonra sırasıyla Gig Tv, Kütüphane Görevlisi, sizin kanalınız Din ve Mitoloji. Ne kadar aykırı site varsa hepsine bir hışımla dalıp dalıp çıkıyordum. Biz nelere inanıyorduk böyle…

İlla bir şeye inanacaksak bilime inanmalıydık. Evrime inanmalıydık. Hayvanlar arasında akrabalık olduğuna inanıyorduk ama sıra bize geldiğinde kendimizi üstün bir varlık zannediyorduk. Maymundan gelmediğimiz belliydi ama ortak atadan geliyorduk. Tüm veriler bu yöndeydi. Belge varsa inançta olmalıydı. Gerçeklerle yüzleşmeliydik. Bu dünyada rahat yaşayan biri neden hiç bilmediği bir hayali alemin uydurmalarıyla vakit harcasın ki. Biz deneme tahtası mıydık ki tanrı için. Artık emindim dinlerle ilgili anlatılan her şeyden. Hepsi koskoca bir yalandı. Zaten aklı olan bir insan bunlara inanamazdı. Baktım ki ben aslımı bulmuştum. Kurtulmuştum, özgürleşmiştim, arınmıştım bu dinden ve tüm diğer dinlerden. Yalnız olmadığım farkına vardım. Şimdi neye mi inanıyorum? Evrime ve evrenin enerjisine. İspatlanabilirlik derecesine göre her şeye.

Yolunu kaybetmişlere yol gösterdiğiniz için sizlere  ve bu yolda emek harcayanlara teşekkürlerimi sunuyorum. Sağlıcakla kalın. Ne Mutlu Türküm diyene…

SİZDEN GELENLER | Yazan: Orhan K.

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)
« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok