HABERLER
Dini Haber

KUSURSUZ TASARIM VE HASSAS AYAR

Yazan: Kirpi

KUSURSUZ TASARIM VE HASSAS AYAR

Uyarı: Bu yazıda yer alan tüm fikirler benim kendi mantığıma dayalıdır. Katılmak zorunda değilsiniz. Benim düşüncelerim Din ve Mitoloji sitesinin yahut Ateistlerin genel görüşünü ifade etmemektedir. 

İnanclı insanlar(buna müslümanlarda dahil) dini inancı olmayan insanlarla tartışmalarında hep muhteşem tasarım, hassas ayarlar gibi argümanlar getiriyorlar. Komik olan şu ki bunu kendine felsefe profesürü diyen insanlarda yapıyor. Ama onları eleştirmiyorum. Neden biliyormusunuz? Çünkü inanclı insanlar akıllarını sınırlandırdıkları ve kendilerini inanmak üzerine programladıkları için söylenenlere karşı bir argüman üretmiyorlar. Kısacası eleştirel düşünmüyorlar. Bunun nedenide çoçukluklarından beri iliklerine kadar işlemiş cehennem korkusudur. Zaten karşılarında  “Allah vardır” diyen bir insan  varsa eleştirmek dahi ebedi cehenneme gidiş bileti almak anlamına geliyor. Bu yazımda muhteşem tasarım, hassas ayarlar gibi argümanları eleştiriciz. Fakat sizleri haberdar etmem gerekiki bolca beyin jimnastiyi yapıcaz. Onun için lütfen tüm ön yargılarınızı bir kenara bırakarak sadece anlamaya çalışın. 

Muhteşem tasarım

Hatırlarsanız Kırmızı Asa'ya (Kafile) cevap serimizde Osman Bulut bir şey söylemişti. “İnsan bildikleri şeyler üzerinden kıyas yaparak yeni şeyler anlar”  Aslında bu cümle bile tek başına muhteşem tasarım hipotezini çürütmüş oluyor. Peki nasıl? Şimdi öncelikle Osman Bulutun bu söylemini matematik bir düzeye getirelim.

“İnsan bildikleri şeyler üzerinden kıyas yaparak yeni şeyler anlar”  

Burada insanların bildikleri şeylere – x  ve yeni anlayacağı şeylere de –y diyelim.

Şimdi yeni gördüğümüz bir  “y”i anlamak için önceden gördüğümüz ve bildiğimiz “x”  üzerinden kıyas yapmamız gerek. Örneğin biz yeni bir arkadaş edindiğimizde onu eski arkadaşımıza anlatmak için eski arkadaşlar üzerinden kıyas yaparız ve “senden bir az uzun” “senden bir az kilolu” gibi cümleler kurarız ki yeni edindiğimiz arkadaş hakkında eski arkadaşımızda bir fikir oluşsun. O bizim yeni arkadaşımız daha önce hiç görmediği için ona bildiği bir şeyler üzerinden örnek vererek anlatmamız gerek. Bu evren içinde geçerli. İnançlı insanlar muhteşem yaratılmış evren dediğinde aslında yalan söylüyorlar. Çünkü muhteşem olmayan başka bir evren görmediler ki bunun üzerinden kıyas yaparak bu evrenin daha muhteşem, en muhteşem  olduğunu anlaya bilsinler. Aslında burada sorun bir azda son ürüne bakarak bir sonuca varmaktan kaynaklanıyor. Bunun kafanızda daha iyi canlanması için  bir örnek verelim. Örneğin biz günümüz akıllı telefonlarına bakarak muhteşem diyoruz. Bide bu olmadığı dönemde insanlar ne yapıyordu diye eleştiriyoruz. Fakat telefon olmadığı dönemde insanlar atlı ulaklarla haberleştiği zaman bunun başka bir alternatif yoktu ki ona bakarak ne kadar geri olduklarını anlayabilsinler. Aksine atlı elçilerle bir günde ulaştırdıkları haberi yaya olarak bir haftada yapıyordular. At üstündeki ulaklarla haber göndermeye bakıp bu sefer kendinden öncekileri yaya olarak haberleştikleri için eleştiriyordular. Kısacası bu yaklaşım aslında yanlış. Yani siz bu gün elinizde olana bakıp muhteşem tasarım dediğiniz şeyin yarın bir gün daha iyisi olacağını hiç düşünmüyorsunuz. 

Bu düşünceyi evren içinde geçerli saya biliriz. Evren için Örneklememiz gerekirse  biz şimdi gördüğümüz evrene bakıp muhteşem yaratılış derken önceleri her şeyin patladığı, yüksek sıcaklıkların olduğu dönemleri göz ardı ediyoruz. Derler ya tamamına bakmak gerek. İşte tamamına bakarak bir sonuç çıkarmak daha mantıklı olacak. Burada inançlı insanlar “iyide şimdi var olan koşullar bizim yaşamamız için en ideali” diye eleştiri yapa bilirler. Peki nereden biliyorsun en ideal evrenin bu olduğunu? Hiç insan olmayan ve olması için hiç bir olumlu koşulların mevcut olmadığı başka bir evren gördün mü? Hayır. Ve yahut bu evrende yalnız olduğumuzu nereden biliyorsun? Zira sonsuz dediğimiz evrenin tamamını bilmediğimiz için bizden başka kimse yok dememiz mantık hatası olur. Sonsuz evrende yalnız olmadığımızı iddia etmek ne kadar mantıksızsa yalnız olduğumuzu iddia etmek o kadar mantık dışıdır. Ancak her hangi bir farklı canlı türleriyle karşılaşmadığımız için yalnız olduğumuzu varsayıyoruz. Burada “peki biz neden varız, niçin buradayız”  gibi sorular sorula bilir fakat bunlar başka bir yazımızın mevzusu. 

İnançlı insanlar bizim bu argümanlarımıza karşı genellikle “Hassas Ayarlar” gibi eleştiriler yapıyorlar. Caner Taslaman gibi modernist Müslümanlar bunu sıklıkla kullanıyor. Fakat bu hassas ayarlar argümanının Allah'ın sonsuz kudret sahibi sıfatını inkar ettiğinden haberleri yok. Tam olarak haberleri yok  dememizde mantıklı olmaz. Müslümanların bunu eleştirmeden inanacaklarını bildikleri için aslında bu argümanları hiç düşünmeden söyleye biliyorlar. Şimdi bu hassas ayarlar argümanının neden sıkıntılı olduğunu  daha detaylı bir şekilde  inceleyelim.

Hassas Ayar

Mevcut evrenin ve yaşamın hassas ayarlar üzerine kurulu olması ve bu hassas ayarların azacık oynaması sonucu canlılığın var olamayacağı fikri Allah'ın sonsuz kudretini belli bir sınır içine sokmak demektir. Ben buna “Kırılgan Tanrı” tezi diyorum. Nedir bu Kırılgan Tanrı tezi. Yani belli hassas ayarlarla Tanrının canlılık yaratması demek bu hassas ayarların dışında Tanrının hiç bir şey beceremediği anlamına geliyor. Dolayısıyla Tanrının canlıları(insanlarda buna dahil) yarata bilmesi için hassas ayarların olması gerek. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Allah hiç bir şeye benzemiyorsa o zaman hiçliğe benziyor demek gibi bir şey aslında. Yani hassas ayarlarla yarattı demek Tanrı hassas ayarları bilmeseydi hiç bir şey yaratamazdı demekle aynı. Bunlar genel bir biçimde paradoks olarak nitelendirilebilir. Hassas ayarlar gibi argümanlar üretenlerin yanılgısı da aslında mevcut olana bakarak sonuca varmaktır. Örneğin Caner Taslaman “Evrenin Oluşumundaki Hassas Ayarlar ve Tasarım Delilleri” isimli videosunda şunları söylüyor: Big Bang'de çok düzenli bir patlama olduğunu görüyoruz. Eğer ki BigBang patlaması çok hızlı olsaydı madde o kadar hızlı bir şekilde yayılırdı ki gezegenlerin, galaksilerin oluşması mümkün olmazdı. Bu çok hızlı olmasıyla patlamanın çok yavaş olması arasındaki kritik ayar çok çok ince bir dilim. Katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyon çarpılarla, birlerle ifade edile bilecek bir olasılık….

Şimdi burada Caner beyin düştüğü iki felsefi yanlış var.

1.Caner bey hızlı patlamayla (aslında bu hızlı genişleme) ortaya çıkan Big Bang sonucu galaksiler ve gezegenler oluşturamayan bir evren modeli görmediği için bizim evrenimiz bu hassas patlama ayarı sonucu oluştu diyemez. Yani var olanın muhteşem olduğunu söylemesi için bunun zıttını görmesi gerek. Örneğin gece (karanlık) diye bir şey yok fiziksel olarak. Ama biz onu algılaya biliyoruz. Peki nasıl? Çünkü ışığın fiziksel varlığından haberdarız ve ölçe biliyoruz.

Örneğin öğretmen öğrencilerinden Ahmet'in yazısının kötü olduğunu diğer öğrencilerinin düzgün bir şekilde yazdıkları metinlere bakarak anlıyor. Kısacası canlılara ev sahipliği yapan bu evrenin hassas ayarlar üzerine kurulu olduğunu anlamak için hassas ayarlarla yaratılmamış ve canlılık oluşması için ortam mevcut olmayan bir alt modeli(buna kötü taslakta diye biliriz) görmüş olması gerek.Aslında hassas ayarların mevcut olduğunu görmek için hassas ayarların olmadığı bir evreni görme zorunluluğu bir tek felsefi açıdan gerekmiyor. Bilimde bunu emrediyor. Peki nasıl? Bunu anlamamız için “Pareidolia” terimini bilmemiz gerek.
Örneğin siz gece aya dikkatlice bakarken onun yüzeyinde farklı şekiller gördünüz mü? Genellikle bunu insan yüzüne benzetiriz değil mi?



İşte buna Lunar Pareidolia deniliyor. Bunun nedeniyse önceden insan yüzünü gördüğümüz ve insan yüzüyle alakalı bilincimiz olduğu için ayın görüntüsü gözlerimizin yardımıyla beyine ulaştırıldığında bilinçaltımız bunun aydan başka neye benzediği konusunda çıkarımlar yapıyor ve en uyumlu şekli size gösteriyor. Bu şekiller insanlara göre değişir. Genellikle insan yüzü ve tavşan siluetleri şeklinde algılanıyor. Yani önceden hiç bir zaman insan yahut tavşan görmeseydik ayın yüzeyindeki bu karanlık ve gölgeli bölümleri birleştirerek bilinçaltımız bir insan yahut tavşan silueti çizemezdi. Dolayısıyla hassas ayarları ve muhteşem tasarımları olmayan evrenleri görmedikçe evrenimiz hakkında muhteşem tasarlanmış yahut hassas ayarlarla yapılmış şeklinde argümanlar söyleyemeyiz. Bu mantık hatası olur. Biri sizi hiç görmediği ve sizinle hiç konuşmadığı halde “kardeşi ondan daha iyidir” derse bunu kabul eder misiniz?

2. İkinci yanılgısıysa mevcut evrendeki olasılıklara kendi algılaya bildiği mekan ve zaman diliminde bakması ve kıyas yapması. Bu ne anlama geliyor? Yani sonsuz bir evrende katrilyon kez katrilyon üzeri bir olasılık aslında bizim yazı tura atarken yazı yada tura gelmesi olasılığının %50-%50 olmasına denk geliyor. Bunu daha iyi anlayabilmeniz için bir örnek vereyim. Örneğin zaman ve mekan sınırlarını algıladığımız dünyada önceden randevu yapmadığın halde her gün arkadaşını görme olasılığın atıyorum 30/1. Dünyadan çıkıp samanyolu galaksisi kadar bir mekanda aynı olasılığın olma ihtimali atıyorum milyon çarpı milyon çarpı üzeri bir. Samanyolundan çıkıp Andromeda'ya geçtiğinizde bu olasılığın payı milyar kere milyar kere milyar kerede bir. Yani mekan büyüdükce olasılıkların olma ihtimalleri küçülüyor. Fakat sonsuz evrende olamayacak diye bir ihtimal söylemeniz mümkün değil. Caner beyin söylediği olasılığı 10 kere kendiyle çarparak mega bir sayı alsa dahi, bu olamayacağı anlamına gelmiyor.

Meselenin diğer tarafıysa bu hassas ayarlar argümanını söyleyerek Allah'ın sonsuz kudretini sınırlamış olması. Yani Allah Big Bang patlamasını hızlı yapsaydı bugün bu galaksiler ve gezegenleri oluşturamayacaktı. Bu neye benziyor biliyor musunuz. Yani 2+2=4 ise Allah bunu 5 yapamaz. Dolayısıyla Allah her şeyi hassas ayarlarla yaptı demek bu ayarların dışında hiç bir şey yapamaz anlamına geliyor. Burada “Allah her şeye kadir istenilen halde yarata bilirdi” gibi bir eleştiri yapa bilirsiniz. Üzgünüm buda mantık dışı oluyor. Zira bildiğimiz bir tane evren olduğu için ve farklı yöntemlerle yaratılan başka evrenler görmediğimiz için Allah her türlü yaratırdı diyemeyiz. Çoklu evrenler teorisine hiç girmeyin zira o evrenlerin nasıl olduğunu kimse bilmiyor üstelik bu kesin olarak kanıtlanmış bir şeyde değildir.

Hassas ayarların Allah'ın sonsuz kudret sıfatıyla çeliştiğini umarım anlayabilmişsinizdir. Şimdi Hassas ayarlar tezini Allah'ın sonsuz kudret sıfatlarını inkar etmeden(sınırlamadan) doğru çıkarmanın üç yolu vardır.

1.Allah canlılığı yaratmak için sürekli evrenler yarattı ve en son şimdi olduğumuz evrendeki canlılığın oluşabileceği hassas ayarları tutturabildi.

Bu teori kendisi dahi sıkıntılı. Albert Einstein'in dediği gibi “Tanrı zar atmaz”  Deneme yanılma yöntemiyle yaratılan bir canlılığı kabul etmeniz demek evrimi kabul etmeniz demektir. Üstelik Tanrının her şeyi bilmediğini, her şeye gücünün yetmediğini de kabul etmeniz gerek.
 
2.İkinci teoriyse Tanrı sürekli bu hassas ayarları tutturabilmek için faaliyette. Yani olan biten her şey Tanrının iradesiyle oluyor ve şu an bile benim bu makaleyi yazmam sizin  onu okumanız Tanrının devamlı kontrol ettiği hassas ayarın bir parçası.

Yalnız bu teoriyi kabul etmek ise özgür irade kavramını inkar etmek demektir. Zira her an her şeye müdahale eden Tanrı demek benim bir özgür irademin olmadığı anlamına geliyor. Tanrı zar zor tutturabildiği hassas ayarları koruyabilmek için ve benim bir sakarlık yaparak o ayarları bozmamam için  her an bana müdahale ediyorsa o zaman yaptığım her şey Tanrının iradesidir ve ben hiç bir şeyden sorumlu değilim. Dolayısıyla imtihan edilmem için de bir neden kalmıyor.

3.Tanrı BigBang'i (Büyük patlamayı) yaptı ve gerisine karışmadı. Maddeye mevcut evreni düzenleyecek bilinci verdi.

Bu teoride aslında pek mantıklı değil. Zira ilk önce her şeyin kendi kendine var olduğunu kabul etmeniz gerektir ki buda Tanrının varlığını gereksiz kılıyor. Üstelik bu gün peygamber, kutsal kitap diye kabul ettiğiniz şeylerin gereksiz olduğunu kabul etmeniz gerek. Bu teori imtihan ve özgür iradeyi geçerli kılsa da bu sefer benim insan olarak bu dünyada, bu evrende var olmamı gereksiz hale getiriyor. Zira beni oluşturan maddeler bir bilince sahipse o zaman benim bilincimin kendisi o bilinçli maddelere dayalı olduğu için karar verip, eylem yapanın ben olup olmadığım tartışma konusu oluyor. 

Gördüğünüz gibi muhteşem yaratılış, hassas ayar gibi argümanlar Tanrının varlığını, yahut evrenin Tanrı tarafından yaratıldığının kanıtlayacak kesinliğe sahip bilgiler değildir. Fakat siz yinede “bana ne kardeşim nasıl yarattıysa yarattı, ben bir yaratıcının (Allah'ın) bunları yaptığına inanıyorum” diyorsanız o zaman eleştirdiğiniz natüralistlerden bir farkınız kalmıyor ki. Onlarda her şeyin tabiatın ürünü olduğunu düşünüyor. Yani Allah yarattı tezinde Allah yerine Tabiat ekliyorlar ve hiç bir kesin kanıtı yok. Naturalizm'i başka bir yazımda detaylı bir şekilde ele alacağım ama burada yapılabilecek bir eleştiriye daha cevap vermek istiyorum.

“BigBang” dan once ne vardı?

Bilim insanları evrenin yaranma sürecini izah ederken genellikle Büyük patlamada dururlar. Fakat inançlı insanlar Big Bang'den önce ne vardı ve Big bang'in olmasına neden olan şey neydi gibi sorular üretiyorlar. Bunun nedeni de kendilerini Tanrıya inanma üzerine programladıkları için nihai nedenin olduğuna ve onunda Tanrı olduğuna inanıyorlar.  Gerçi bu konuda tam bilgimiz olmasa da teorik olarak bazı öngörülerimiz mevcut. Ancak big bang'den önce ne vardı sorusu zaten mantıksal olarak yanlış. Yanlış olma nedeni de zamandır. Önce sonra kavramları zamanla ilgilidir. Fakat zaman maddeye bağlı ve maddenin hareketi sonucu ortaya çıkan bir şey. Zaman fiziksel bir şey değildir. Zaman bizim maddenin hareketini algılama şekline verdiğimiz matematiksel bir isimdir. Tabi zamanın ne olduğunun bilimsel tarifleri var fakat ben meseleyi zorlaştırıp kafanızı karıştırmamak için zamanı şu şekilde tarif edeceğim. Kendinizi bir madde olarak düşünün. Farz edelim ki Siz A noktasından B noktasına gitmek için 60 adım attınız. İşte zaman dediğimiz şey o 60 adımdır. Fakat bunu algılayan  siz değil sizi gözlemleyen başka birisidir. Zira zaman bir gözlemcinin referans noktasına bağlıdır. Bu nedenle zamanı madde kendisi değil onu gözlemleyen bizler algılıyoruz. Dünyamızda zaman tek yönlü geleceğe doğru akar. Zamanda ileri sıçrama olayı doğada gerçekleşen bir şey olsa da geçmişe gidemememizin sebebi ışık hızına ulaşamadığımızdan kaynaklanıyor. Örneğin Uzay istasyonundaki astronotlar, dünyaya döndüklerinde ve istasyondaki durumlarına göre daha yavaş hareket ettiklerinde zamanda ileri atlamış olurlar. Bir madde teorik olarak ışık hızına ulaştığında zaman durur ve ışık hızını aştığında zaman geriye (geçmişe) doğru akar.

Zamanın maddeyle ve hareketle  alakalı olduğu anladığımıza göre gelelim bunun büyük patlamayla olan ilişkisini anlatmaya. Şimdi başta önce ve sonra kavramlarının zamansal kavramlar olduğunu belirttim. Şimdi zamanın varlığı maddenin ortaya çıkması nedeniyle olan bir şeyse ve evrenimizdeki madde Big Bang ile ortaya çıktıysa o zaman Big Bang'den önce ne vardı diye sormak mantık hatası olur. Zira Big Bang'den önce madde olmadığı için "önce" diye tabir ettiğimiz zamansal kavram da geçersiz oluyor. Bu her şeyi Allah yarattı peki Allah'ı kim yarattı demeye benziyor. Yani siz Big Bang'den önce ne vardı sorusuna cevap bekliyorsanız önce Allah'ı kim yarattı sorusuna cevap vermeniz gerek. Dolayısıyla bilim insanları Big Bang'den önce ne vardı sorusuna kesin olarak cevap veremiyor diyemezsiniz çünkü sorunuz zaten yanlış.

Fakat bu gün Big Bang'den önce ne vardı sorusuna deneysel olmasa da teorik cevaplar vardır. Konuyla alakalı Alexandre Friedmann, Georges Lemaitre gibi bilim insanları bazı matematiksel formüller geliştirmesine rağmen tam olarak bunu izah edememişler. Benim kendi düşünceme göre bu konuyla ilgili en mantıklı açıklamalardan birini George Gamow, 1950’li yıllarda yayınladığı “Evrenin Yaradılışı” (Creation of the Universe) adlı kitabında yapmıştır. Bununla ilgili detaylı bir makale hazırlayacağım.

Sonuç olarak muhteşem tasarım hassas ayarlar argümanları kendi içlerinde bir sürü tutarsızlıklara sahip. Ve bu tutarsızlıkların  hem felsefi açıdan hemde bilimsel açıdan bir sürü nedenleri vardır. Onun için işittiğiniz her şeye körü kürüne inanmayın. Buna benim anlattıklarım da dahil. Ayrıca Diamond Tema'nın bu konuyla ilgili "Tasarım Delili" ve "Hassas Ayar" Çelişkileri isimli videolarını izlemenizi tavsiye ederim.

« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »

Hiç yorum yok