HABERLER
Dini Haber
Arkeolojik keşif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkeolojik keşif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

TÜRKİYE'DE BULUNAN YUNAN YILAN SUNAĞI

Hazırlayan: A.Kara


ANTİK YUNAN'IN YERALTI TANRILARI İÇİN YAPTIĞI YILAN SUNAĞI BULUNDU


Yılanlar eski uygarlıkların en popüler ve en korkulan sembollerinden biridir. Son zamanlarda Türkiye'de gizemli bir Yunan yılan sunağı keşfedildi ve arkeoloji camiasında büyük heyecan yarattı. Sunak 2000 yıl öncesine dayanıyor ve uzun süredir terk edilmiş olan Patara'da (Antalya, Kaş'ta) bulundu.
Mermerden oyulmuş Patara Rum Yılan Sunağı silindirik şekilde ve mükemmel durumdadır. Görünüşe göre sunağın etrafına dolanan bir yılan tasvir edilmiş ve Yunan harfleriyle oyulmuştur.
Sunak buluntusu muhtemelen yeraltı tanrılarına tapınmayla bağlantılıydı ve Greko-Romen dünyasının (M.Ö. 332 - MS 395) dinine ve ayinlerine yönelik  yeni bakış açıları kazandırdı.

Yunan yılan sunağı Türk arkeologlardan oluşan bir ekip tarafından Antalya'da ilinin Patara Antik Kenti'nde yapılan bir kazıda bulundu. Uzmanlar Roma surlarının ve Patara hamamlarının yakınında çalışırken şaşırtıcı bir şeyle karşılaştılar. Kazı liderlerinden Antalya Bilim Üniversitesi'nden Dr. Mustafa Koçak “Patara'da ilk kez yılan şeklinde bir sunak bulduk” dedi.
Patara, Bronz Çağı'nda Luvice konuşan halkların yaşadığı tarihi Likya bölgesinin ana limanı ve ticaret merkeziydi. Helenistik bir şehir olarak, Yunan şehir devletlerinin ittifaklarından biri olan Likya Birliği'nin başkentiydi. Patara, Roma İmparatorluğu'nun bir parçası olmuş ve MS 13. yüzyıla kadar önemli bir şehir olarak kalmıştı.
Pek çok farklı kültüre ev sahipliği yaptığından "medeniyetlerin beşiği" olarak kabul edilir. Dahası Patara'nın Noel'in kökeni ile de bağlantısı vardır!

Sunaktaki yılan figürü arkeologların Patara harabelerinde sıklıkla karşılaştıkları yılan motiflerine çok benziyor. Kentte yaşayan eski insanlar muhtemelen bu yılanlara aşinaydı ve bilindiği üzere yılanlar dünyadaki birçok kültürde kutsal kabul edilirdi.

Yaklaşık 2000 yaşındaki bu sunak Patra’nın Roma egemenliği dönemine tarihleniyor. Dr. Koçak “yılanın yeraltı tanrılarını simgelediğini düşündüklerini” söyledi. Bunlar ölüler diyarında yaşayan tanrılardı. Ayrıca tarımla da ilişkilendirildiler. Bu dönemde Patara halkı çok tanrılıydı ve çok çeşitli tanrılara tapıyordu. Bununla birlikte yeraltı tanrıları en önemlileri arasında olurdu.

Eldeki belgelere bakıldığında bu sunakta tanrılara adaklar verildiğine inanılıyor. Bunlar da ekmek ve et gibi gıda maddelerini içeren adaklar. Bu adakların da yeraltı tanrılarını sakinleştirmek için verildiği aktarılıyor. Patara'nın eski halkı, güçlü ve korkunç yeraltı tanrılarını yatıştırmak için muhtemelen bu sunakta adaklar veriyordu. Eğer bu tanrılar kızar ve yatıştırılamazsa felakete neden olabileceklerine inanılıyordu.

Yeraltı tanrıları ölüler üzerinde hüküm sürdüğü için Yunan yılan sunağının cenaze törenleriyle ilgili olma ihtimali de var. Sunak, ölüleri onurlandırmak için düzenlenen ayinlerde kullanılmış da olabilir. Böylece yeraltı tanrılarının ölüyü iyi karşılamasını güvence altına almak ve ölüye olumlu bakmalarını sağlamak amaçlanmış olabilir.

Bu tür Yunan yılan sunakları Türkiye için ilk değildir fakat Patara için bir ilktir. Koçak, Archaeology News Network'e “Muğla'nın bazı antik kentlerinde de benzer keşifler yapıldı” dedi. 2018 yılında arkeologlar Muğla bölgesinde zamanının en zengin ve en ünlü balıkçısı olan Yunan balıkçı Phainos'un köşküne ait olduğu doğrulanan arkeolojik kalıntılar ve mozaikler buldular.

Yunan yılan sunağı keşfi araştırmacılara Patara'nın daha geniş bölgelerle nasıl etkileşim kurduğuna ve Patara'nın komşularıyla benzer temel dini uygulamaları paylaştığına dair fikir vermekte. Archaeology News Network, Dr. Koçak'ın “bu sunak Patara'daki insanların dış dünya ile ilişkilerini tasvir ediyor” dediğini aktarıyor.

Bulunan yılan sunağı koruma amacıyla kazı alanından kaldırıldı. Muhtemelen gelecekteki bir tarihte sergilenecek.

Tıpkı Patara'daki Yunan Yılan Sunağı gibi farklı keşifler de yapılmıştır. Örneğin aşağıda görülen, yılan tarafından sarılmış insan bedeni şeklindeki mezar anıtı da güney-batımızda, Büyük Menderes Nehri'nin ağzına yakın bir antik kent olan Milet'te bulunmuş ve MÖ.1.yy'a tarihlenmiştir. Fakat Ülkemizde bulunmuş olan bu önemli eser neden Berlin'deki Neues Müzesi'ndedir, o kısmını anlayabilmiş değilim..

SIRA DIŞI KANATLI YARI İNSAN FİGÜRÜ

Hazırlayan: A.Kara
mitoloji, Arkeoloji, Arkeolojik keşif, Sıra dışı kanatlı yarı insan figürü, Elamit figürleri,Kanatlı insan figürü, Yarı hayvan yarı insan, Eski putlar, Eski İran sanatı,

SIRADIŞI KANATLI YARI İNSAN FİGÜRÜ

Bu sıradışı figür çeşitli yönleriyle benzersizdir. Doğaüstü güçlere sahip kanatlı yarı insan yarı hayvan bir yaratığı temsil eder. Gümüş ve elektrumdan yapılmıştır ve geçmişi M.Ö. 3.000'in ikinci yarısına kadar uzanır.

Figür kafanın tepe noktasına kadar yaklaşık 12 cm yüksekliğindedir.

Görebildiğiniz gibi sol dizi üstüne çömelmiş, yüzünü hafifçe yukarı doğru yönlendirmiş ve her iki kolunu öne doğru uzatmıştır.
Tüy şekillerinin kazındığı ve elektrumdan yapılmış bir çift büyük kanat üst kollarının her iki tarafından dışarı çıkar. Her kolunun ucunda dört tane tırnak vardır. Figürün kılları sırtındaki balıksırtı benzeri bir desenle gösterilmiş olup, alın ve kulaklar ile boynun tabanı da dahil olmak üzere yüzü ince elektrum tabakası ile kaplanmıştır.

Her iki bacağı sağda ve sola gösterilen şekilde katlanmış durumdadır. Her uzuv ucunda toynaklı hayvan tipinde bir yapı vardır. Figürün sağ kolunda tırnağın tabanı öne doğru bakarken, sol kolunda tırnağın tabanı karına doğru bakacak şekilde durmaktadır.
Başın iki adet üç çatallı öküz boynuzu vardır ve hafif dalgalı saçlar ortada bölünerek arkaya salınmıştır.

Mevcut arkeolojik keşiflere dayanarak, bu boynuz tipinin benzer bir örneği henüz bilinmemektedir. Ancak İran'ın güneyinde Mezopotamya stilini temsil eden benzer heykel örnekleri vardır. Bunlardan biri MÖ. 3.000'lerde Elam'dan çıkarıldığı düşünülen bir figürdür.

Yukarıda bahsettiğimiz yaratık, genellikle bir insanın kafasına, bir öküz veya aslan vücuduna ve bir kuşun kanatlarına sahip olarak betimlenen Asur koruyucu tanrısı Lamassu ile biraz benzerdir (Aşağıdaki görsel).

Yarı çıplak figürler eski Batı Asya sanatında da yaygın olarak görülür ve büyük kuşak ve etek giyen figürlerdeki çömelme veya düz duruş özellikle İran'ın güneydoğusundaki silindir mühürlerinde ve taş kaplarında sıkça görülmektedir.

mitoloji, Arkeoloji, Arkeolojik keşif, Sıra dışı kanatlı yarı insan figürü, Elamit figürleri,Kanatlı insan figürü, Yarı hayvan yarı insan, Eski putlar, Eski İran sanatı,

MUĞLA'DA 2.300 YILLIK ANTİK TABLET BULUNDU

Derleyen & Çeviren: A.Kara
A, Arkeoloji, Antik tarih, tarih, Muğla'da tablet bulundu, Arkeoloji Türkiye, Arkeolojik keşif, Türkiye'de taş tablet bulundu MUĞLA'DA ANTİK ÇAĞA DAİR ÖNEMLİ BİR BELGE NİTELİĞİNDEKİ TABLET BULUNDU

Muğla ilindeki bir okulun bahçe duvarı içerisinde antik Yunan alfabesine sahip 2.300 yıllık bir tablet şans eseri keşfedildi.

Duvardan güvenli bir şekilde çıkarılan tabletin 3. yüzyıldan kalma olduğu ortaya çıktı. Arkeologlar bu tabletin başlangıçta bir heykele bağlı olduğuna inanıyorlar ve tabletin bir kısmının kırıldığını ve okunamadığını belirttiler.

Şimdilik eser hakkında çok fazla şey bilinmemekle birlikte, antik çağlarda tarihi öneme sahip olan bir bölgede bulundu.

Anadolu'da eski zamanlarda, güneydeki Menderes ve Dalaman (İndus) nehirleri arasındaki bölgeye Karya denirdi. Sakinleri Karyalılar ve Leleglerdi. Homer tarafından yazılan "İlyada" da Karyalılar, Truvalılar ile işbirliği içinde ortak seferlerle ülkelerini Rumlara karşı savunan, Anadolu’nun yerlileri olarak tanımlanırlar.

Antik bir Karya kenti olan Muğla'nın, bölgedeki Antik Yunan sömürgecileri tarafından yerleşilene kadar Mısırlılar, Asurlar ve İskitlilerden oluşan topluluklar tarafından baskınlara maruz kaldığı bilinmektedir.


Yunanlılar bu kıyılarda uzun süre yaşadılar ve Knidos (Datça Yarımadası'nın sonunda), Bodrum (Halikarnassos) gibi önde gelen şehirlerin yanı sıra Bodrum yarımadasının sahili boyunca ve iç kesimlerinde Fethiye'nin Telmessos, Xanthos, Patara ve Tlos kentlerini de kapsayan şehirler kurdular.

Sonunda sahil Büyük İskender'i yenen Persler tarafından fethedildi ve Karia'nın satraplığına son verdi(Satraplık: Bir satrapın yönetimi altındaki bölge).

Daha sonra il, Ege Adaları, Girit ve Venedik ve Mısır'a kadar ticaret yaparak önemli bir deniz gücü haline geldi. Menteşe döneminde Türk yerleşim yeri genellikle Kütahya-Tavas ekseni boyunca yer alan göçlerle gerçekleşmiştir.

Muğla 1390'da Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmişti ancak sadece on iki yıl sonra, Tamerlane ve güçleri Ankara Savaşı’nda Osmanlı'yı yendi ve diğer Anadolu beylikleri için yaptığı gibi, bölgenin kontrolünü eski yöneticileri olan Menteşe Bey’lere geri verdi. Muğla 1451'de Sultan II. Mehmed tarafından tekrar Osmanlı kontrolü altına alındı. Osmanlı döneminde bölgedeki en önemli olaylardan biri Marmaris'ten başlatılan Rodos'a karşı Kanuni Sultan Süleyman tarafından başlatılan seferlerdi.

Özalp, "Tabletin, şehre hizmet eden birini onurlandırmak için yazılmış olması ve kişiye teşekkür etmek için bir heykelin yanına yerleştirilmiş olması mümkün olabilir" dedi ve tabletin kesin tarihinin müze uzmanları tarafından yapılacak analizlerle belirlenebileceğini söyledi.

İZMİR'DEKİ 2.400 YILLIK ANTİK TİYATRO KAZILARI

Türkiye'deki antik yerler,İzmir antik tiyatrosu,Türkiye tarihi yerler,Tarihi İzmir tiyatrosu, Arkeoloji, Arkeolojik keşif, A,
TÜRKİYE'DE YATAN ESKİ TARİH: İZMİR'İN ANTİK TİYATROSU

Kazı yapan araştırmacılar İzmir'in kentsel alanı içinde bulunan bir tepe olan Kadifekale'nin yanında yer alan yaklaşık 2.400 yıllık antik kentin tiyatrosunun bir kısmını ortaya çıkardılar.

Kazılar sırasında İzmir Tiyatrosu'nda hayranlık uyandıran arkeolojik keşiflere imza atıldı. Bu kazıda dönemin ünlü sanatçılarının görünümünü gösteren pişmiş toprak figürleri buldular.

DEÜ Arkeoloji Bölümünün ve İzmir Antik Kent Kazı şefi Prof. Dr. Akın Ersoy yaptığı açıklamasında Kemeraltı ile Kadifekale arasındaki bölgenin İzmir'in 8.000 yıllık yerleşim tarihinin son zinciri olduğunu söyledi.

Tiyatro yaklaşık 19.000 kişilik bir kapasiteye sahipti ve üçüncü yüzyılda inşa edilmişti. Yapı 700 yıl boyunca halka hizmet etmişti ve birçok oyuna, dini ayine ev sahipliği yapmıştı.

Antik tiyatroda kazılar 2012 yılında başlamıştı ve bu kazılarla bulunan birçok görkemli yapı şehirler arasındaki rekabetin ilk izlerini ortaya çıkarmıştır. Prof. Ersoy’un da dediği gibi İzmir tiyatrosunun büyüklüğünün Efes’teki tiyatronun büyüklüğü ile rekabet edebileceği ve yapının özelliklerinin dönemin sosyal, kültürel ve politik yaşamına ışık tuttuğu gayet nettir.


Konuyla ilgili Prof. Dr. Akın şöyle diyor:
“Bu bir tiyatrodur ve oyunlar burada sahnelenmiştir. Arkeolojik kazılarda birçok figürün parçasını bulduk. Oyuncuların figürlerinin onların hayranları olan insanlar tarafından tutuldukları açıktı.

Bu tür figürler tiyatrolarda görülebilir. Geçmişte fotoğrafın olmadığını düşünürsek o dönemde yaşayan ve hayran olan insanların anılarını saklamasının bir yoluydu bu. Örneğin İzmir Agora'daki duvarlara resimleri ile birlikte gladyatörlerin isimleri yazılmıştı. Onları seven ve destekleyen bazı insanlar olduğu anlaşılıyor. Onları bir hayran kulübü olarak tanımlayabiliriz.

Ancak İzmir Tiyatrosu'nun sadece sanat etkinliklerine değil sosyal toplantılara ve ayinlere de ev sahipliği yaptığını belirtmek önemlidir. İzmir, Batı Anadolu’da inşa edilen en büyük yedi St.Jean kilisesinden birini barındıran ve ilk Hristiyan topluluklarına ev sahipliği yapan şehirlerden biridir. Bir Hristiyan piskoposu ve toplumun liderlerinden olan Polikarp da ikinci yüzyılda bu bölgede yaşamıştır.

Burada MS. 2.yy'da, Paganizm döneminde Romalıların inandığı tanrılar bulunmakta. Kıtlık olduğu zaman tanrılarına dua ediyorlardı. Fakat işe yaramıyordu. İnsanlar Polikarp'ın bu duruma bir çözüm bulmasını istediler. Bunun üzerine o da İzmir Tiyatrosu dua etmeye gitti. Daha sonraki yıllarda ise Polikarp öldürülmüştü."

Yazan: A.Kara

BİLİNMEYEN BİR İNSAN ATASI MI BULUNDU?

Bilimsel, İnsan atası, İnsan ataları, Evrim, Evrim süreci, Neandertal, A, Melez insan türü, Yeni insan atası, Arkeolojik keşif, Eski insan türleri, Antik atalarımız,
YENİ BİR İNSAN ATASI MI KEŞFEDİLDİ?
Bilim adamları insan evriminin gizemini çözmek için yapay zekayı kullanıyorlar. AI'nın (yapay zeka kurumu) son raporuna göre modern insan DNA'sına ışık tutabilecek bilinmeyen yeni bir insan atası bulunmuş olabilir.

Geçen yıl da araştırmacılar beklenmedik bir şekilde Denisovan genetik karışımının iki ayrı bölümünü keşfetmişti.

İki ayrı modern insan grubunun Denisovan soyundan geldiğini, Okyanusya'dan ve Doğu Asya'dan gelen bireylerin genomlarının iki ayrı Denisovan karışımına sahip olduğunu ancak benzersiz bir şekilde farklı olduklarını belirlediler.

Bilim adamları Denisova mağaralarında bir melez bulduğunda atalarımızın hikayesi daha da karmaşık hale geldi. Yapılan incelemelerde Neandertal anne ve Denisovan babanın bir çocuğu olduğu ortaya çıktı. Bu da daha genel bir sorgulama sürecinin parçası olmuştu.

Günümüzde ise modern insanın DNA analizini yapan araştırmacılar soyu tükenmiş olan türlerin Afrika'nın dışındaki insanlardan ve Asya'daki modern insanlardan kırılarak melezleştiğini gösteriyor.

Evrimsel Biyoloji Enstitüsü baş araştırmacısı ve UPF bölüm başkanı Jaume Bertranpetit konuyla ilgili şöyle diyor:
"Yaklaşık 80.000 yıl önce,sözde Afrika dışında halihazırda modern insanlardan oluşan insan nüfusunun bir kısmı Afrika kıtasını terk edip diğer kıtalara göç ederek mevcut tüm popülasyonu ortaya çıkardı.


O zamandan beri modern insanların Afrika hariç tüm kıtalarda Neandertallerle ve Okyanusya'daki Denisova'larla ve muhtemelen Güneydoğu Asya'daki insanlarla birleşip melez türleri var ettiğini biliyoruz."

Bununla birlikte üçüncü bir atanın bir zamanlar insanların yanında yaşadığı fikri şimdiye kadar sadece bir teoriydi fakat AI araştırmacılarının çalışmaları onların varlığının onaylanmasına yardımcı olabilir.

CNAG-CRG’nin baş araştırmacısı Oscar Lao şöyle diyor:
"Bu da ancak memelilerdeki sinir sisteminin çalışma biçimini taklit eden, verili bir görevi gerçekleştirmek için önemli olan kalıpları tespit etmekte uzmanlaşmış ve farklı yapay nöronlarla çalışan bir algoritmanın yardımı ile yapılabilir.

Bu özelliği yüz binlerce simülasyon aracılığıyla elde edilen genomlar aracılığı ile insan demografisini tahmin etmeyi öğrenmek için algoritmayı elde etmek için kullandık. Ne zaman bir simülasyon çalıştırsak insanlık tarihinde olası bir yol boyunca ilerliyoruz. Simülasyonlardan her biri atalarımıza ait bulmaca parçalarından hangilerinin birbirine uygun olup olmadığını gözlemlememize izin verir."
(Buna derin öğrenme analizi deniyor)

Genomik Düzenleme Merkezi'ne göre "nesli tükenmiş bir insansı, insanlık tarihine açıklık getirebilir."

Derin öğrenme analizi soyu tükenmiş insansıların muhtemelen Neandertal ve Denisovan topluluklarının soyundan geldiğini ortaya koymuştur.

Tartu Üniversitesi'nden araştırmacı Mayukh Mondal bir açıklamasında şöyle diyor:
"Teorimiz Denisova'da yakın zamanda keşfedilen melez insan numunesi ile aynı zamana denk geliyor ancak henüz diğer olasılıkları ekarte edemiyoruz."

Yazan: A.Kara

5500 YILLIK SÜMER YILDIZ HARİTASI

Arkeolojik keşif, Sümer tabletleri, Sümer yıldız haritası, Sümer yıldız haritası tableti, A, Arkeoloji, Sümerler, Sümer medeniyeti, Sümer gök bilimi, Gök bilimi, Yıldızların hareketleri, tarih,
ANTİK SÜMER'İN 5.500 YILLIK YILDIZ HARİTASI TABLETİ KÖFELS OLAYINI NASIL AÇIKLIĞA KAVUŞTURDU?

M.Ö. 650'de sümerlerin yıldız haritası olarak kullandıkları yuvarlak taş döküm tablet 19. yüzyılın sonlarında Irak'ın Ninova kentinde bulunan Kral Asurbanipal'ın yeraltı kütüphanesinde keşfedildi. Bunun bir Asur tableti olduğu düşünülüyordu ancak bilgisayar analizi sonrası tabletin M.Ö. 3300’deki Mezopotamya’nın gökyüzü ile eşleşti. Böylece tabletin Asurlardan çok daha eskiye dayandığı Sümer kökenli olduğu ortaya çıktı.

Tablet en eski astronomik alet olan "Usturlap" dır. Taş üzerine kazınmış, işaretlenmiş açılı ölçü birimleri olan, disk şeklindeki bir yıldız grafikten oluşur.

Ne yazık ki bu tablette bulunan gökyüzü haritasının önemli kısımları eksiktir (yaklaşık% 40). Bu da Ninova'nın yağmalanmasının sebep olduğu hasarlardan biridir. Tabletin arkasında ise herhangi bir yazı bulunmamaktadır.

Yine de modern bilim insanları tarafından incelenen İngiliz Müzesi koleksiyonundaki K8538 numaralı çivi yazısı tablet ("Planisphere (Gökyüzü haritası)" olarak bilinir) sofistike Sümer astronomisinin varlığına dair olağanüstü bir kanıt sunuyor.

2008 yılında Alan Bond ve Mark Hempsell isimli iki yazar "Kofels'in Etki Olayının Sümer Gözlemciliği" adıyla tablet hakkında bir kitap yayınladılar.

Arkeolojik çevrelerde bir fırtına etkisi yaratarak çivi yazısı metnini yeniden çevirdiler ve tabletin eski bir asteroidden bahsettiğini ve Köfels'in Etkileyenin de bu olduğunu söylediler (Bu asteroidin Avusturya'yı M.Ö. 3100 civarında vurduğunu söylediler).

Avusturya'daki Köfels'te bulunan dev toprak kayması, 500 metre kalınlığında ve beş kilometre çapındadır. Jeologlar 19. yüzyıldan beri inceliyorlar fakat hep gizemini koruyordu.


20. yüzyılın ortalarında yapılan araştırma sonucunda ortaya çıkan sonuca göre ezici baskı ve patlamaların etkisi nedeniyle buna çok büyük bir meteorun neden olabileceğiydi.

Ancak bu görüş 20. yüzyılın sonlarında geliştirilen etki alanlarının daha iyi anlaşılması ile geçerliliğini kaybedilmiştir.

Köfels'in yaşadığı durumuda hiçbir krater gözlemlenmemektedir. Bununla birlikte önceki araştırmacıları şaşırtan bazı kanıtlar bunların sadece başka bir toprak kayması tarafından gerçekleştiği görüşüyle de açıklanamayacaktır.

Öyleyse Ninova'daki yeraltı kütüphanesinde bulunan sofistike Sümer yıldız haritası ile Avusturya'da meydana gelen gizemli etki arasındaki bağlantı nedir?

Kil tabletin incelenmesi ile üzerinde takımyıldızların çizimleri olduğu ve bilinen takımyıldız adlarının bulunduğu astronomik bir çalışma olduğunu ortaya konmaktadır. Bu tablet çok dikkat çekmişti ancak yüz yıldan beri kimse ne olduğuna dair ikna edici bir açıklama getiremedi.

Araştırmacılar gökyüzü haritası tabletinin neyi ifade ettiğini bulabilmek için binlerce yıl önceki gökyüzünü ve yörüngelerin modern bilgisayar programlarıyla taklitlerini yaparak yeniden oluşturdular.

Tabletin yarısı gezegen konumlarını ve bulut örtüsünü gösterir ancak tabletin diğer yarısı hala uzayda olmasına rağmen yeterince büyük görünen bir nesneden bahseder.

Gökbilimciler yıldızlara göre yörüngeyi not edip belirlediler ve sonuçta gördüler ki bir dereceden daha az bir sapma ile Köfels'teki alanla eşleşiyordu, yani Köfels'i işaret ediyordu.

Gözlemler asteroitin bir kilometreden daha büyük olduğunu ve Dünya'nın yörüngesinde dönen bir asteroit sınıfı olan bir Aten türü olduğunu ortaya koyuyor.

Bu yörünge aslında Köfels'te neden krater olmadığını açıklıyor. Gelen açı çok düşüktü (altı derece) ve bu da asteroidin Gamskogel adlı bir dağın Längenfeld kasabası üzerinde Köfels'den 11 kilometre uzaktaki bir dağa çarpması anlamına geliyordu. Böylece asteroit nihai çarpma noktasına ulaşmadan patlamıştı. Vadiden geçerken de yaklaşık beş kilometre çapında (alandaki göçmenin büyüklüğü) bir ateş topu olmuştu.

Asteroit Köfels'i vurduğunda bölgede muazzam baskılar yarattı. Çarpma ile un ufak oldu ve toprak kaymasına sebebiyet verdi ancak artık katı bir nesne olmadığı için darbe sonucu oluşan klasik bir krater yaratmadı.

Köfels olayını inceleyen Mark Hempsell konuyla ilgili şöyle diyor:
"Bu yörüngeden başka bir sonuç daha çıkarılabilir. Patlamadan kaynaklanan mantar bulutu bükülerek Levant, Sina ve Kuzey Mısır üzerindeki atmosfere yeniden girmiş olabilir.

Çok kısa süreli olsa da yerin aşırı ısıınması insan saçı ve kıyafetleri de dahil olmak üzere herhangi bir yanıcı maddeyi tutuşturmak için yeterli olacaktır. Steroidin patlaması nedeniyle ölen insan sayısının Alp dağlarında ölen insanlardan daha fazla olması muhtemeldir."

Başka bir deyişle bu antik yıldız haritası Sümerlerin M.Ö. 29 Haziran 3123 sabahının erken saatlerinde Avusturya'daki Köfels'i vurarak etkileyen bir kilometreden büyük Aten asteroidinin gözlemini yaptıklarını göstermektedir.

Yazan: A.Kara