HABERLER
Dini Haber
Kur'an'daki çelişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kur'an'daki çelişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ALLAH İNSANLARI ÖZGÜR MÜ YARATTI?

Yazan: Kirpi


ALLAH İNSANLARI ÖZGÜR MÜ YARATTI?

Özgürlük dendiğinde çoğumuz farklı şeyler düşünebiliyoruz. Mesela bir Müslüman özgürlük dendiğinde dini ibadetlerini yapmasındaki özgür iradesini, günah işleyip işleyemeyeceği konusundaki özgürlüklerini düşünür. Gel gör ki aslında düşündüğünde bile özgür değildir. Bu yazımda sizinle Müslümanların çoğu kısmının bilmeden bazılarınında bilmesine rağmen kendi görüşlerini savunduğu konuyu ele alacağım. Bu konuyu ele almamın sebeplerinden biri de yaklaşık 20 yıllık dini inancımı sorgulamama neden olan mevzu olmasıdır.

2010 yılında Londra'da bir Hristiyan papazla tartışma esnasında bana Allah seni ne kadar özgür yaratmış diye sordu. Bende tıpkı Müslümanların çoğu gibi hayatım boyunca hiç Kur'an okumadığım için din tüccarlarından öğrendiğim bilgilerle doğumum ve ölümüm hariç tüm konularda özgür olduğum cevabını verdim. Papaz bana bir kaç ayet söyledi ve bu ayetleri yorumlamamı istedi. Bu  ayetleri ilk kez duyduğum için bir anlık şaşırsam da toparlamaya ve gerçeği söylemek gerekirse kıvırmaya çalıştım. Fakat bu soru aklımda kalmaya devam etti. Londra'dan döndükten sonra müçtehitlerin bu konuyla ilgili neler söylediğini araştırmaya başladım ve onların da benim gibi en kısa yoldan gittiklerini ve kıvırmaya çalıştıklarını anladım. Bundan sonra hayatımda ilk kez Kur'an'ı baştan sona okumaya karar verdim. O gecenin sabahına aklımda bir sürü soru işaretiyle uyandım ve meseleyi daha detaylı araştırmaya karar verdim. Şimdi araştırmalarımı sizinle paylaşacağım ve ne kadar doğru yahut yanlış olduğuna siz karar verin.

İnsan doğa yasası olarak ne zaman dünyaya geleceğini kendisi ayarlayamaz. Bunu iyi bilen ve peygamberlik iddiasında bulunan tüm insanlar da doğum konusunda özgür olmadığımızı ve bir yaratıcı tarafından önceden belirlenmiş bir zamanda doğduğumuzu savunmuştur. Ben İslamın içinden çıktığım için sizinle İslamın tanrısı olan Allah'ın doğum ve ölüm konusundaki görüşlerini anlatacağım ve çelişkileri sizlerle paylaşacağım. İlk ele alacağım ayet Mülk süresinin ikinci ayetidir.

"O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O güçlüdür, O'nun gücüne hiçbir güç erişemez ve tek bağışlayan da O'dur."

Ayette ölümü ve hayatı yaratanın Allah olduğu iddia ediliyor. Fakat bunda bir çelişki vardır. İlk şunu söylemem gerekir ki insanın doğup doğmayacağına ebeveynler karar veriyor. Allah yaratmış olsa bile anne doğurmak istemedikten sonra kimse buna mani olamaz. Ölüm konusunda da aynı durum söz konusudur zira insan istediği zaman kendi canına kıyarak yaşamına son verebilir.  Şimdi Müslümanların bana aşağılayıcı bir tavırla "o anneye doğurmayacağını ve o insana canına kıyacağı kaderini yazan Allah'ın kendisidir" eleştirisini yönelttiğini biliyorum. Fakat unuttukları bir şey var ki İslamda kürtaj ve intihar büyük günahlardandır. O zaman bu günahları kader olarak insanlara yazan Allah'ın sonra bu günahları işlediği için o insanları cehenneme atması ne kadar doğru olur?

9/Tevbe suresi 51 ayet: De ki: " Allah'ın bizim için yazdığından başkası başımıza gelmez."

Madem Allah bir anneye çocuğunu kürtaj etme, başka bir insana genç yaşında intihar ederek kendi yaşamına son verme kaderini yazmış, o zaman bu insanların bir suçu yok ve günah işlemiş olmazlar, zira olacakları önceden yazan bir Allah var. Bu mesele tüm konuları kapsar zira yaptığımız her şey önceden yazıldıysa, yaptığımız tüm kötülüklerin ve günahların sorumlusu biz değil Allah'tır. Söylediklerimi tasdik eden onlarca ayet mevcuttur, onlardan birini misal vereyim:

4/Nisa suresi 78 ayet: Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa "Bu Allah’tan" derler, başlarına bir kötülük gelince de "Bu senden" derler. "Hepsi Allah’tandır" de. Ne oldu bu adamlara ki bir türlü sözü anlayamıyorlar!

Ayet açık bir şekilde hem kötülüklerin hemde iyiliklerin bizzat Allah'tan olduğunu söylüyor. Büyük ihtimal bunu duyan Mekke'nin ileri gelenleri ayeti eleştirmiş ve haklı olarak tepki göstermişler. Nitekim bu ayeti duyan her aklı başında insan en azından kendi kendine "madem hem kötülükleri hem iyilikleri bana yaptıran Allah'tır o zaman imtihanın ne manası kalıyor?" diye sorar. Bu durum "Ben sadece başkası tarafından yönlendirilen bir kuklayım" demek gibi oluyor. Muhammed, dini haklı eleştirilerden kurtarmak için başka bir ayet getirmiş fakat getirdiği ayet bu konuya çözmekten çok daha da çıkmaza sokuyor. Ayet şöyledir:

4/Nisa suresi 79 ayetSana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.

Ayet insanların başına gelen iyiliklerin Allah'tan kötülüklerin ise kendilerinden olduğunu iddia ediyor ve Allah'ı iyilikler kralı yapmaya çalışıyor. Fakat unutulan bir şey var. Her yıl yer yüzünde milyonlarca çocuk tecavüze uğruyor. Şimdi soruyorum sizlere. EY MÜSLÜMANLAR, 4 yasında bir kız çocuğu hangi yanlışı ve hangi günahı yüzünden tecavüze uğramak gibi korkunç bir belaya maruz kalıyor?  Muhammed'e Mekke'liler zulüm etti, dövdüler, sövdüler diyorsunuz. O zaman bu kötülüklerin  Muhammed'in başına gelmesi kendi nefsinin suçudur zira Nisa 79 böyle söylüyor.

Kuranda Günah İşleme Özgürlüğü

Müslümanların sıkça dile getirdiği konulardan biri de insanların özgürce günah işleme hakkı olmasıdır. Bu baştan sona yalandır zira Kur'an'a baktığımızda bunun tam aksini görüyoruz. Sizle Kur'an'dan Musa ve Hızır'ın kıssasından bir bölümü paylaşayım:

110/Kehf suresi: "Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, "Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!" dedi."

Musa ile Hızır bir erkek çocuğunun yanına vardıklarında Hızır çocuğu öldürüyor. Musa bu duruma tepki gösteriyor ve suçsuz bir çocuğu öldürdüğü için yanındaki adama kızıyor, nitekim Kur'an'a göre insanlar günahlarından yalnızca rüşt haline ulaştıktan sonra mes'uldürler. Bu ayette ise bir çocuktan bahsediliyor, yani henüz suçundan dolayı mes'ul olmayacak yaşta bir insan. Bakalım sürenin devamında Allah çocuğun öldürülmesine nasıl hak kazandırıyor.

110/Kehf suresi 80: "Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."
Ayetin sonunda korktuk diye bir ifade var. Bu Allah'ın zanna kapılarak bir çocuğu öldürtmesini ve daha işlemediği bir günaha göre ceza verdiği anlamına geliyor. Burada sorulması gereken 2 soru var. Birincisi madem sen gaybı biliyorsun neden korktuk diye bir ifade kullanıyorsun? İkincisi insanların özgürce günah işleme özgürlüğü varsa eğer, neden bu çocuğun günah işleme özgürlüğünü elinden aldın?
İki insanı dinden çıkaracağından korktuğu için küçük çocuğu öldürten Allah milyonlarca insanın katili olan Adolf Hitler'in, Josef Stalin'in yaşamasına izin veriyor. Benim aklım bunu almıyor, aklı alan biri varsa lütfen bana da izah etsin. Konuyu Ömer Hayyam'ın bir rubaisiyle bitirmek istiyorum.

Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.
Öldürmek de, yaşatmak da senin işin;
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin.
Ben kötüyüm diyelim, kimde kabahat?
Beni böyle yaratan sen değil misin?

GARİP VE TARTIŞMALI AYETLER #3

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
KTZ, din, islamiyet, Tartışmalı ayetler, Garip ayetler, Kur'an'daki çelişkiler, Çelişkili ayetler, Ayetlerdeki ikna çabası, Ayetlerin mealleri,

GARİP VE TARTIŞMALI AYETLER 3.BÖLÜM

Garip Ayetler başlıklı konunun 3’üncü bölümünde  diğer iki bölümdeki konulardan farklı olarak 82 ayet paylaştım fakat bu ayetlere her hangi bir yorum eklemedim, değerlendirme yapmadım. Hani bir söz var ya “Anlatılmaz, yaşamak lâzım” işte ben de diyorum ki “Anlatılmaz, direkt okumak lâzım”. Bizim insanlarımızın önemli bir çoğunluğu ne yazık ki Kur’an-ı Kerim’i eline alıp hiçbir anlamını bilmediği Arapçasını okuyup iç çekiyor, duygulanıyor, gözleri sulanıyor. Yani bizim insanlarımız, biraz sonra göreceğiniz  ayetlerin Arapçasını okuyarak iç çekiyor, ağlıyor ve duygulanıyor.

İslâm’a göre mucize denilen olaylar, binlerce yıl öncesinde kaldı. Bizler insanlık olarak ilerleyip gidiyoruz ve hepimiz beşeriz. Yeteneklerimiz ise insanüstü ya da doğaüstü değil. Gerçek olup olmadığının hiçbir kanıtının olmadığı geçmiş dönem mucize masallarını okumak,  bu günkü insanların hiçbir işine yaramayacaktır ve işimize yaramayacak olan bu mucizelerin kanıtlanması da mümkün değildir.  Hayatın türlü çilesi içinde koşuşturan, ailesine, çoluğuna çocuğuna yetişmeye, kimi zaman onlara para yetiştirmeye çalışan yetişkin insanlar Kutsal kitapları olan Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlamakla yükümlüler.  Kur’an’ın içindeki ayetlerin çoğunluğunu ise geçmiş Peygamberlerin yaşamlarının tabirimi caiz görün ama ıvır zıvır teferruatları teşkil ediyor. Bir de koskoca Tanrı’nın, kendi yarattığı insana kendisinin var olduğunu inandırması için develerle, kuşlarla uğraşıp bunların ardından “Yok onlar inanmadı, deveyi kanıt olarak gönderdim de sonra o deveyi öldürdüler…” gibi akla hayale sığmayacak işlerin lakırdıları, ayet olarak inmiş. Bir Tanrı, “Bir birinizi ve hiçbir canlıyı öldürmeyin, kötülük etmeyin” gibi her insanın okuduğunda anlayabileceği düz ve çelişkiye mahal bırakmayacak az ama öz emirler yerine yarıdan fazlası lakırdı olan ve  geçmiş Peygamberlerin hayatı ile doldurulmuş 6000 sayfalık kitabı niye gönderir? Ve koskoca Tanrı, kendisinin yaşadığını, var olduğunu neden kanıtlamaya, yarattığı canlıya inandırmaya çalışır? Hadi böyle bir çaba içerisine girdi diyelim. Deveyle kuşla niye uğraşır?

Müslüman olduğum dönemlerde dinime öyle bağlıydım ki bazı ayetleri okuduğum zaman “Yok ya, böyle ayet mi olur, bu ne böyle?” diye kendi iç sesimle didiştikten sonra  “Koskoca Allah nelerle uğraşmış ama benim anlayamadığım bir anlamı vardır herhalde, sonuçta hoca değilim ya” derdim.  Mahalle lakırdısını andıran “Şu şuna şunu dedi, bu buna şöyle yaptı, İri cüsseli develeri Allah’ın işaretlerinden kıldık, kuşlara dağlara boyun eğdirdik, bunların hepsini biz yaptık,…vesayrevesayre”  Sıradan bir insanın  “Hadi canım sen de, bir Tanrı böyle şeylerle mi uğraşır”  detirtecek ayetlerden sadece bazılarını bir araya getirdim. Bunlar içinde bazı  ayetler de var ki ayetlerde sanki konuşan Tanrı değil de “Hele gözü çıkasıcaya, görüyor musun şunu” diyen dedikoducu ve haset bir insanın diyaloglarını andıran ifadeler var.  Ayetleri okurken ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Sözü fazla uzatmadan hemen ayetlere geçeyim.

En'am 144: Deveden iki, sığırdan da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği zaman şahid miydiniz?" Hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

Araf  40: Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkârları işte böyle cezalandırırız.

Araf  73: Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar" dedi.

Araf  77: Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de şöyle) dediler: "Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir peygamber) isen, vadettiğin şeyi getir, bakalım."

Hud  64: "Ey kavmim, size işte bir ayet olarak Allah'ın devesi; onu serbest bırakın, Allah'ın arzında yesin. Ona kötülük (vermek niyeti)yle dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azap sarıverir."

Yusuf  65: Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir."

Yusuf 72: Dediler ki: "Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim."

İsra  59: Bizi ayet (mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular. Oysa Biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.

Hac  36: İri cüsseli develeri size Allah'ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşcasına ayakta durup) boğazlanırken Allah'ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkâra ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki şükredersiniz.

Şuara  155: Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir."

Kamer 27: Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret.

Haşr  6: Onlardan Allah'ın elçisine verdiği "fey'e" gelince, ki siz buna karşı (bunu elde etmek için) ne at, ne deve sürdünüz. Ancak Allah, elçilerini dilediklerinin üstüne musallat kılar. Allah, herşeye güç yetirendir.

Mürselat  33: Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.

Tekvir  4: Gebe develer, kendi başına terk edildiği zaman,

Gaşiye  17: Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?

Gaşiye 19: Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!

Şems  13: Allah'ın elçisi onlara dedi ki: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-sırasına dikkat edin."

Vakıa 55: Susuzluk illetine tutulmuş kanmak bilmeyen develerin içişi gibi içersiniz.

En'am  38: Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.

Yusuf  36: Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz."

Yusuf  41: "Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir."

Nahl  79: Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş (musahhar kılınmış) kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta) Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz, iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır.

İsra  13: Biz, her insanın kuşunu  kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.

Enbiya  79: Biz bunu (hükmü) Süleyman'a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar Biz idik.

Hac  31: Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na (hiçbir) ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.

Neml  16: Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür."

Neml  17: Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.

Neml  20: Kuşları denetledikten sonra dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu?"

Sebe 10: Andolsun, Biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık.

Mülk  19: Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, herşeyi hakkıyla görendir.

Fil  3: Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi.

En'am  146: Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.

Sad 31: Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu.

Enfal  12: Rabbin meleklere vahyetmişti ki: "Şüphesiz Ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın, inkar edenlerin kalplerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey Müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına."

Nahl 8: Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.

Furkan 45: Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.

Alak 15-16: Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkâr perçeminden yakalarız.

Alak 17: Haydi, taraftarlarını çağırsın.

Alak 18: Biz de zebânileri çağıracağız.

Araf 172: Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.

Saffat 102: Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.

Tebbet suresi
1 - Ebû Leheb’in elleri kurusun! Kurudu da zaten.
2 - Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı başka şeyler.
3 - O, alev alev yanan ateşe atılacak!
4 - Dedikodu yapıp söz taşıyan karısı da.
 5 - Boynunda da hurma lifinden bir ip olacaktir.

Naziat Suresinden bazı ayetler
1 - Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara,
2 - Andolsun (mü’minlerin ruhlarını) kolaylıkla alanlara,
3 - Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere,
4 - Derken, öne geçenlere,
5 - Nihayet işi çekip çevirenlere.

Müddesir suresinden bazı ayetler
11 - Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.
(12-13) -  Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim.
14 - Kendisine alabildiğine imkânlar sağladım.
15 - Sonra da o hırsla daha da artırmamı umar.
16 - Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı inatçıdır.
17 - Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
18 - Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
19 - Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
20 - Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti!
21 - Sonra (Kur’an hakkında) derin derin düşündü.
22 - Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı.
(23-24) -  Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: “Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir.”
25 - “Bu, ancak insan sözüdür.”
26 - Ben onu “Sekar”a (cehenneme) sokacağım.
27 - Sekar’ın ne olduğunu sen ne bileceksin?

Vakıa suresinden bazı ayetler
63 - Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!
64 - Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
65 - Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz:
66 - “Muhakkak biz çok ziyandayız!”
67 - “Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!”
68 - İçtiğiniz suya ne dersiniz?!
69 - Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
70 - Dileseydik onu acı bir su yapardık. O hâlde şükretseydiniz ya!.
71 - Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!
72 - Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
(92-93) -  Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
94 - Bir de cehenneme atılma vardır.
95 - Şüphesiz bu, kesin gerçektir.

Mutaffifîn Suresinden bazı ayetler
29 - Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.
30 - Mü’minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
31 - Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı.
32 - Mü’minleri gördükleri vakit, “Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir” diyorlardı.
33 - Hâlbuki onlar, mü’minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
34 - İşte bugün de mü’minler kâfirlere gülerler.
35 - Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.
36 - Nasıl, kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı?

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |2

Yazan: The Guiding
din, Guiding, islamiyet, Peygamberin sadaka istemesi, Hz Muhammed ile görüşmeden önce sadaka, Görüşme sadakası, Adet görmeyenler hakkında tereddüt etmek, Kur'an'daki çelişkiler,

İSLAM DİNİNDE CEVAPSIZ KALAN SORULAR |2

“Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Mücadele Suresi-12)

7) Bu ayette görüldüğü gibi Allah insanlara peygamberle konuşmadan önce sadaka sunulmasını emretmiştir. Ancak bir sonraki ayette ise (Mücadele Suresi-13) “Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” denilmektedir ki, madem ki sadaka sunmadınız, Allah sizi affetti diyerek bir önceki ayette emredilen sadaka sunma şartı ortadan kaldırılmıştır. Ayette ; ‘Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre’ denilmesine rağmen yine aynı cümle içinde sadaka (zekat) verin deniyor.
a)Allah bir önceki ayeti yanlış mı göndermiştir de bir sonraki ayette verdiği hükmü değiştirmiştir?
b)Peygamberin sadaka ile ne işi olabilir? Peygambere sadaka istenen ayet sonrası soru sormaya gelenlerin sayısı azalınca yahut soru soran kalmayınca yeni ayet mi inmiş acaba?
c)Bir insan sadaka veremeyecek durumda ise zekatı nasıl verebilsin? Zekat emri, bütün inananları kapsayan bir emir olarak pek çok ayette zaten geçiyor. Önemine binaen tekrar vurgu yapılmış olsa bile burada gereksiz bir emir olarak kalıyor. (‘Un bulamıyorsan pasta yap’ der gibi)

“Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlar ile adet görmeyenler hakkında tereddüt ederseniz onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süreleri ise doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa Allah ona işinde bir kolaylık verir.” (Talak Suresi-4)
8) Ayette geçen ‘adet görmeyenler’ ifadesi ile  ergenlik çağına girdiği halde adet görmeyenler mi kastedilmektedir? Ya da  küçük yaşta evlendirilenlerden mi bahsedilmektedir? Eğer öyleyse İslam çocuk yaşta evliliklere izin vermektedir!? 

Ey iman edenler! Peygamberin evine size yemek için izin verilmediği vakit asla girmeyin, fakat çağrıldığınızda -erkenden gidip yemeğe hazırlanmasını beklemeksizin- girin, yemeğinizi yiyince hemen dağılın, söze dalıp oturmayın; bu davranışınız peygamberi rahatsız ediyor, size söylemeye çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır.” (Ahzab Suresi-53)                                 

9) Muhammed de herkes gibi bir fanidir? Bize bu ayet bugün ve yarın evrensel olarak ne gibi  bir mesaj verebilir? Yoksa İslam’ın Tanrısı, peygamberinin özel hayatı için ayetler mi indirip durmuştur?

10) Kur’an’da konuşan Allah, bazı ayetlerde Ben ; bazılarında da Biz zamiriyle konuşuyor. İslami kaynaklar bu durumu şu şekilde izah ediyorlar: “Allah'ın ‘Ben’ diye hitap ettiği âyetlerin büyük ekseriyeti hep zâtıyla ilgilidir; ‘Biz’ diye hitap edilen âyet-i kerimelerde ise, umumiyetle arada bir vasıta vardır. Mesela, Kur'ân'ın indirildiğini haber veren bütün âyet-i kerimelerde "Biz indirdik" buyurulur. Bütün âyetler vahiy kanalıyla indirildiğine göre, burada Allah ile Peygamber (a.s.m.) arasındaki vasıta, bir melek olan Cebrail (as)'dir. Ayrıca ‘Biz’ ifadesi,  Cenab-ı Hakk'ın azametini (büyüklüğünü )göstermektir" (1) 
Bu açıklamalar makuldür. Ancak öyle ayetler vardır ki; Kur’an’da Allah mı yoksa Muhammed mi konuşuyor belli değildir? Siz de takdir edersiniz ki, Muhammed konuşuyor olsa o zaman o cümle ayet olmaz hadis olur. Bu cümle Kur’an’a girmişse o zaman  Kur’an’ın güvenilirliği kalmaz. Bu durumda olan ayetlerin bazıları şunlardır:
“Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. -Kuşkusuz ben de O’nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.(2)
“Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tövbe edin. Allah da sizi belirlenmiş bir süreye kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırsın, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek o dehşetli günün azabından korkarım.” (3)
“Ayrılığa düştüğünüz bütün konularda (doğru) hüküm Allah’a aittir. İşte o Allah benim rabbimdir; yalnız O’na güvenip dayanmışımdır ve daima O’na yönelirim. (4)
"Şu halde Allah’a sığının. Şüphesiz ben sizin için O’nun tarafından apaçık bir uyarıcıyım. Allah’ın yanında başka tanrı edinmeyin. Şüphesiz ben sizin için O’nun tarafından apaçık bir uyarıcıyım." (5)
“De ki: "Durmadan bir şeyler yapın; yaptıklarınızı Allah da, peygamberi de müminler de görecektir. Sonunda, gizliyi de açığı da bilenin huzuruna çıkarılacaksınız ve O size yapmış olduklarınızın ne olduğunu haber verecek." (6) 
Bu son ayette kimin konuştuğu belli olmadığı gibi sanki hesaba çekecek olan gizli bir yaratıcıdan bahsediliyor.
Kur’anda yukarıda örnek olarak verilen ayetlere benzer başka ayetler de mevcuttur. Aynı cümle içinde ‘Allah mı peygamberi mi konuşuyor’ net anlaşılmayan ayetler kaynaklarda verilmiştir. (7)

“Yahudiler "Üzeyir Allah’ın oğludur" dediler, Hıristiyanlar da "Mesîh (Îsâ) Allah’ın oğludur" dediler. Bunlar, daha önceki inkârcıların söylediklerine benzer biçimde ağızlarından çıkan sözlerdir. Allah onları kahretsin! (Gerçeklerden) nasıl da yüz çeviriyorlar!” (8)
“Onlara şöyle bir baktığında dış görünüşleri sana iyi bir izlenim verir; konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Ama onlar sanki bir yere dayanmış kütükler gibidir (böyle güvendeymiş gibi görünürler). Ama her gürültüyü de kendilerine yönelik sanırlar. Asıl düşman onlardır, onlardan korun! Allah kahretsin onları! Nasıl da haktan yüz çeviriyorlar!” (9)  

Bu son iki ayette kimin beddua ettiği bilinmiyor. Eğer beddua eden Allah ise, her şeyin yaratıcısı olan ve her  şeye gücü yeten   Allah neden beddua eder? Ayrıca beddua etmesi, Bakara Suresi’nin 117 O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.” ayeti ve pek çok ayet ile çelişmiş olur. (10)  

“Kur’an’ı inceleyip düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı” (Nisa Suresi-4)
11) Kuranda tutarsızlık ve çelişki zaten haddinden fazla değil midir? (11) 

Kaynaklar:
1)https://sorularlaislamiyet.com/kuran-i-kerimde-allah-tealanin-biz-yarattik-biz-yaptik-gibi-ifadeleri-kullanmasi-hakkinda-bilgi
2)Hud Suresi-2 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/H%C3%BBd-suresi/1475/2-3-ayet-tefsiri)
3)Hud Suresi-3 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/H%C3%BBd-suresi/1475/2-3-ayet-tefsiri)
4)Şura Suresi-10 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C5%9E%C3%BBr%C3%A2-suresi/4282/10-ayet-tefsiri)
5)Zariyat Suresi-50-51 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Z%C3%A2riy%C3%A2t-suresi/4722/47-51-ayet-tefsiri)
6) Tevbe Suresi-105 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Tevbe-suresi/1340/105-ayet-tefsiri)
7) En’am Suresi-104,114; Bakara Suresi-21,22; Zuhruf Suresi-45; Fatiha Suresi-1-7
8) Tevbe Suresi-30 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Tevbe-suresi/1265/30-ayet-tefsiri)
9) Münafikun Suresi-4 (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%BCn%C3%A2fik%C3%BBn-suresi/5189/1-8-ayet-tefsiri)
10) “Kün fe yekün” (Ol der ve Olur) ifadesinin geçtiği ayetler için bkz.
- Yasin Suresi-82
- Ali İmran-47 ve 59 
- Enam Suresi-73
- Nahl Suresi-40
- Meryem Suresi-35
- Mümin Suresi-68
11) Birbiriyle çelişen ayetler için bkz.
- En’am-108 ile Bakara-171
- Alak-2 ile Nur-45 ve Enbiya-30
- Hac-65 ile Lokman-10 ve Rad-2
- Bakara-256 ile Tevbe-5 ve Tevbe-29
- Araf -179 ile Hac-46
- Bakara-117 ile Kaf-38
- Fussilet-10 ile Neml-88
- Necm-45,46 ile Tarık-5,6,7 , Müminun-12,14,  Rum-20, Hud-61, Taha-55, Rahman-14,          Ali İmran-59, Hac-5, Enam-2, Secde-7-8 ,Saffat-11, Hicr-26,28 ,33 ve Sad-71
- Bakara-256 ile Tevbe-5
- Yunus-99 ile Tevbe-29
- Ariyat-56 ile Araf-179
- Bakara-256  ile Nisa-89
- Enfal-65 ile Enfal-66
- Tevbe-5 ile Enfal-67
- Araf-54,Yunus-3, Hud-7, Furkan-59 ile Fussilet-9,10,12
- Fetih-23, Ahzab-62, Enam-34, Yunus-64 ile Fatır-42,43, Nahl-101 ve Bakara-106
- Enam 163 ile Araf-143
- Duhan-32, Araf-157, Ali İmran 199, Maide-5, 47, 82, Enam-20, Kasas-52, Nisa-162  ile Bakara-75,79, 89,101,120,146, Nisa-46 ve Maide-51,62-64
-Hucurat-13 ile Nahl-75,76

ALLAH BİLE PEYGAMBERİNE SALAT EDER

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
KTZ, din, Allah peygambere salat ediyor, Allah neden Muhammed'e salat eder, Muhammed'e salat, Bu nasıl Tanrı?, Kur'an'daki çelişkiler, islamiyet, Ahzab 56, Hz.Muhammed, Allah,

ALLAH BİLE PEYGAMBERİNE SALAT EDER


Ahzab 56: "Allah ve melekler peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun."

Hadis (Peygamberin sözü): "Yanında adım zikrolunup da bana salavat getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün."  Kaynaklar: (Tirmizi,  Daavat, 100; Ahmed b. Hanbel, II/254)

Peygamberin sözü: "Allah Teâlâ benim için iki melek görevlendirmiştir. Ben bir Müslümanın yanında anıldım da bana salavat getirdi mi, mutlaka o iki melek ona 'Allah seni bağışlasın' derler. Allah Teâlâ ve diğer melekleri de o iki meleğe cevap olarak 'Amin' derler. Bir Müslümanın yanında adım zikrolunduğunda da bana salavat getirmedi mi, mutlaka o iki melek: 'Allah seni bağışlamasın' derler. Yüce Allah ve öteki melekleri de o iki meleğe cevaben 'Amin' derler." Kaynak: (İbn Kesir, II/515)

Samimiyet denilen ve dünyanın her yerinde geçerli olan, kabul edilen ve tanınan  insan davranışının İslâmiyet’te önemi ve yeri nedir? Ahzab 56’da açıkça ve açıkça görülüyor ki Muhammed Peygamberi zorla bir anma ve onu ümmetine ya da Müslüman âlemindeki her kese zoraki bir sevdirme çabası var. Bu nasıl bir tutum? Allah’ın ve Meleklerin Peygambere sâlât etmesinin saçmalığını bir kenara koyalım, o da apayrı bir konu. Hem hadisler hem de yukarıdaki ayet göz önüne alındığında Allah ne yapmaya çalışıyor? Bir kimseyi zoraki olarak anmanın ya da andırmaya çalışmanın gayreti nedir? Ayette deseydi ki: “Vefalı ve ince ruhlu kullarım, benim dinimi tebliğ eden Peygamberi içten anar ve ona selâm gönderirler, ne güzel mümindir onlar” dese, üzerine söyleyecek hiçbir sözüm olmayacağı gibi “tam da bir İlâha yakışır incelikte bir cümle” derdim  ve tek bir kelimesini bile eleştirmeye lüzum görmezdim. Kulunun kendisine tapınmak için bir sürü ibadeti zorunlu kılan adının Allah olduğuna inanılan İlâh bir de kalkıyor, “bana ibadetiniz, beni anmanız yetmeeeeeez, benim Peygamberimi de anacaksınız, ona da sâlât okuyacaksınız” diyor. Emir üzerine Peygamberine sâlât ve selâm okumayınca ne olur? Peygamberin nuru, öte alemde eksik mi kalır? Farz edin kul, yani Müslüman bu ayeti okuyunca emir üzerine Peygamberin adını anıp ona selâm gönderiyor ama içinden gelmiyor fakat yine de bu Müslüman, zoraki de olsa kendini zorlayıp Peygamberinin adını anmaya devam ediyor. Bu anma ve selâm yollama işini ağzından ses çıkartarak değil de içinden yani düşünsel olarak bile yapsa adam bunu mecburiyetten yapıyor, ayetteki emir üzerine. Bu adamın bu selâmı gönderişinin samimiyeti konusunda ne söyleyebiliriz?

İçinden geldiği için yapmıyor hatta zorlanıyor. Emir üzerine, yapmak zorunda kalıyor. Namaz, hac gibi vazifeler de Allah’a yapılması gereken ibadetler. Kur’an’da bazı müminlerin içinden gelerek ve kalbi titreyerek namaz kıldığını ve o namazların en güzel ve en kabul olunan  namaz  olduğu yönünde hem ayetler hem de hadisler var. Bunun mantığını biraz düşünelim. Namaz kılıyorum ama zoraki kılıyorum kardeşim. İçimden geldiği için değil, zorunlu olduğu için. Namaz kılarken kalbim Allah’a karşı pır pır edip titremiyor, ne yapayım? Zoraki olarak bunu samimiyete, içtenliğe dayandırmaya mı çalışayım? Kendimi zorlayım mı? Bir erkek, bir kadını  zorla sevebilir mi? Bir  kadın bir erkeği zorla sevebilir mi? Bir kadın, hoşlanmadığı bir erkeğe yanaşmaz, onu sevmez ama insanlık gereği nezaketini bozmaz, kibar davranır. Allah kullarından ne istiyor? Müslümanların, kendisine ve Peygamberine karşı nazik olmalarını mı yoksa “Beni sev, Peygamberi mi de sev. Beni sevenler, benim katımda apayrı, sevmeyenler ise sevmeye çalışsın, bunun için çaba göstersin, uğraşsın.” KULLARINDAN İLGİ, SEVGİ VE SAMİMİYET DİLENEN BİR İLÂH!

Bir kadın kocasını sevemiyor ve günün birinde kocasına ve yakın birkaç kişiye bu durumu anlatıyor. Gururdan ve Onurdan eksik olan koca kükrüyor “sen nasıl olur da beni sevmezsin be kadın?”, arkadaşları ve anne babası da bu durumda kadını suçluyor  “o senin kocan, niye sevmiyorsun, çaba sarf et seversin hem sevsen deeee, sevmesen deeeee o adamla ömür boyu evlisin, boşanma moşanma yok unut. Kocanı sevmek içinden gelmiyorsa bile içinden geliyormuş gibi, seviyormuş gibi yapacaksın.”. Kadıncağız, boşanamayacağı adama karşı ne yapacağını şaşırır ve sonunda seviyormuş gibi davranmaya başlar. Adam eve gelince “hoş geldin” der. “Akşam sana hangi yemeği yapayım” diye sorar. Kocasına zoraki olarak “seni çok seviyorum” der. Der ama evde huzursuzluk çıkmasın diye der. Öyle icap ettiği için yoksa adamı sevdiği için değil. Koca da, “hah, hanım beni sevmeye başladı, hali hareketi davranışı değişti, düzeldi”   der ve yaşantısına kasıla kasıla devam eder.

Allah’ı ve Peygamberi zoraki olarak seveceksin. Sevemiyorsan da seviyormuş gibi yapıp iki de bir isimlerini anacaksın, Namazını kılacaksın, buyruklarını yerine getireceksin. Müslümanlıktan çıkmak felan yok, unut. Hem Müslüman olacaksın hem de Allah’ı ve Peygamberi seveceksin, sevemiyorsan da seviyormuş gibi yapacaksın yoksa cehennemi boylarsın ya da Allah’ı ve Peygamberi içinden gelerek  seven kulların aldığı ödülden çok daha azını  alırsın. O yüzden ne yap yap, sev, sevmeye çalış. Ha sen eğer “sevemiyorum” diyorsan o zaman düşünelim düşünelim… Ne olabilir? Neden sevemiyorsun? Buldum!
  • Allah’ü Teala muhtemelen senin kalbini, kulaklarını mühürledi ya da
  • Sen asi ruhlu, dinine imanına karşı gelen ya da ne bileyim doğuştan gelen bir özellikle Müslümanlığa uygun bir adam değilsin veya
  • Cehennemliksin. Hani şu insanların büyük kısmı cehennem için yaratılmış ya! Ya da cehhem, insanlar için yaratılmış! Yani kaderinde cehenneme girmek yazıyor.
  • Allah’ı ve Peygamberi sevmek ve isimlerini anmak istemiyorsun. Eğer ister isen mutlaka içinden gelir ve severek yaparsın.
Peki o zaman istemek nedir? İnsanın içinden gelen bir şey mi yoksa birilerinin sana verdiği emri yerine getirmek için istiyormuş gibi davranman ve zaman içinde bu davranışı alışkanlığa dönüştürmen mi?

İSLAM’A VE KUR’AN’A YÖNELİK BAZI SORULAR

Yazan: Kainatta Toz Zerresi
KTZ, din, islamiyet, İslamiyet ve Kur'an hakkında sorular, Müslümanlara sorular, Kur'an'daki çelişkiler, Kur'an apaçık bir kitap mı?, Kur'an'ın yaratıcısı,

İSLÂM’A VE KUR’AN’A YÖNELİK BAZI SORULAR



1
KONU: Bakara 2: O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.

SORU: Biraz önce okuduğumuz Bakara suresinin 2 inci ayeti ne anlama geliyor? “O’nda asla şüphe yoktur” dendiği zaman:
  • O’nda tek bir şüphe bile yoktur.
  • Bazı şüpheler olabilir.
  • Şüphe denilen şey okuyanın anlayışına göre değişen bir şeydir.
CEVAP YUKARIDAKİLERDEN HANGİSİDİR?


2
KONU: Bakara 8: "İnsanlardan, inanmadıkları halde, «Allah'a ve ahıret gününe inandık» diyenler vardır." (Bazı tercümelerde “İnsanlardan Allah’a ve ahret gününe iman etmedikleri halde iman ettik diyenler vardır” şeklinde çevrilmiştir. İman etmek ile inanmak, aynı anlamdadır.)

Bakara 9: "Bunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler."

8’inci ayette “İnanmadıkları halde Allah’a ve ahret gününe inandık” diyenlerden yani münafıklardan bahseder. Devamı olan 9’uncu ayette ise münafıkların (Yani inanmadıkları halde “inandık” diyenlerin) Allah’ı ve müminleri kandırmaya çalıştıklarından bahseder.

SORU: Allah’a inanmayan birisi müminleri kandırmaya çalışabilir fakat inanmadığı bir varlığı yani inanmadığı Allah’ı nasıl kandırmaya çalışır? (Tercümede hata yok)


3
KONU: Dünyanın, milletlerin en önemli meselesidir eğitim. İnsan yetiştirmek, çocuk yetiştirmek. Geçmişte ölümcül olan bir çok hastalık, bugünün imkânları içerisinde sadece bir iğne, bir serum veya bir kutu hap ya da birkaç dakikalık lazer tedavisi  ile iyileşebiliyorsa, dünyanın öteki ucuna sadece birkaç saatte ulaşılabiliyorsa, hepsinin alt yapısında eğitim yatıyor. Hani hepimiz bir araya gelsek Kur’an’ın bir ayeti gibi bir cümle kuramayız ya! Ben, eğitimle ilgili ayetler yazdım. Yazdığım ayetler aşağıda, lütfen okuyun.
  • Ey müminler, eğitime önem veriniz. Çocuklarınızı ilimle bilimle eğitiniz.
  • Ey anne ve babalar, çocuklar anne babalarını örnek alırlar, siz onlara nasıl örnek olursanız onlar da sizin gibi olurlar. Çocuklarınıza iyi örnek olunuz.
  • Ey müminler, çocuğu yetiştiren, büyüten annedir, kadındır. Kız çocuklarınızın  eğitimine,  tahsiline  önem veriniz, onları eğitiniz ki onlar da anne olduklarında çocuklarını eğitsinler.
  • Ey müminler, cahillik yolunu terk etmenin tek yolu eğitimdir. Çocuklarınıza fen ve matematik öğretin, zekâlarını geliştirin, tahsillerine  önem verin. Torunlarınız öyle bir zamanda doğacak ki, en bilgili, en akıllı, en eğitimli  milletler  dünyayı yönetecek. O yüzden size verilen aklı, ilimde, bilimde yarıştırınız.
  • Ey müminler, ilimde bilimde yarışınız.
SORU: Kur’an’ı Kerim’de eğitim ile ilgili benim üretip yazdığım yukarıdaki ayetlerden daha güzel ve daha anlamlı ya da aynı derecede ayetler var mıdır? Varsa o ayetler hangi ayetlerdir?


4
KONU: Dünyadaki Müslüman milletlerin içler acısı durumu ortadadır. Üretip dünyaya kazandırdıkları hiçbir bilimsel buluş  olmadığı gibi, kullandıkları en basit ilaçlar bile Hristiyan ve Yahudi üretimidir. Üstelik dünyanın en azılı, en acımasız teröristleri de İslâmi dinci teröristlerdir.

SORU: Dînî savaşlarda, Peygamberlerinin zor zamanlarında yardım eden Allah, kendisine iman eden, günde beş vakit namaz kılıp her yıl 30 gün boyunca oruç tutan  büyük insan kitlesinin bu kadar sefil halde olacağını görememiş miydi? Eğer gördüyse, kendisine gece gündüz ibadet eden insanlara neden yardım etmiyor? Eğer bu insanlar, cahilliklerini kendi seçimleri doğrultusunda yaşıyorlarsa bile, suçsuz günahsız doğan yavrular da zorunlu olarak, anne babalarının ve içinde doğdukları toplumun cehaletinden gereken payı haydi haydi alıp(mecburen) yaşamlarını bu cehalette devam ettirirler. Bu cehaletin kucağında  doğan çocukların günahı ne? Allah, en azından bu suçsuz günahsız yavruların geleceğini kurtarmak için neden bir şey yapmıyor?


5
KONU: İslâmî inanca göre, bir insan, dünyanın neresinde olursa olsun, İslâm dinini bulup, inanmakla mükelleftir. Bir insan düşünün ki, İslâm dışında başka bir dine mensup bir ailede doğmuş ve büyümüş. Ailesinden ve çevresinden iyi bir eğitim, iyi bir terbiye almış. Güzel bir evlilik yapmış ve yaşamı boyunca düzgün bir hayat yaşamış. İyi bir baba, iyi bir eş, anne babasına karşı vefalı bir evlat,  çevresine karşı yardımsever bir adam olmuş. Hayatı, faydalı işlerle, mutlulukla ve iç huzuruyla geçmiş. İnandığı din ise bu adamın dünya hayatı, Tanrı ve öte alem ile ilgili sorularına makul ve mantıklı olabilecek cevaplar vermiş.

SORU: Bu adam, hangi sebeple İslâmı aramak ya da araştırmak zorunda kalacak?


6
KONU: Bir ülke düşünün. Ülkenin adı atıyorum “LEMİNYA” olsun. Bu ülkenin bir başkanı olsun. Bu başkan bir gün kendisine bir yardımcı seçiyor. Yardımcısının adı atıyorum “Veli” olsun.  Başkan, ülkesi Leminya için, bir anayasa hazırlıyor. Bu anayasanın  içerisinde kanunlar, ülkeye ait temel değerler vs… Bu arada  Başkan, yardımcısının hanımlarıyla sıkıntı yaşadığını işitiyor. Veli’nin hanımları, cinsel ilişki sırasına yönelik bir tartışma yaşıyorlar. Başkan, yardımcısının hanımları ile olan bu problemine çözüm getirmek için Veli’nin  hanımları ile konuşmak  ve bu işi gizliden halletmek yerine bu konu ile ilgili tavsiyelerini, ülkesi için hazırladığı anayasanın içine resmi olarak ekliyor. Yani LEMİNYA ülkesinin anayasasının içinde, başkan yardımcısının hanımları ile hangi sıra ile birlikte olacağının maddeleri eklenip ayrıyeten bir de Başkan olmanın verdiği gücün etkisi ile “Ayağınızı denk alın, benim biricik yardımcımı üzmeyin, gerekirse hakimleri, mahkemeleri devreye sokar, sizi Veli’den  boşatır, sizin yerinize onu başka kadınlarla evlendiririm ha” diye tehdit eklemeyi de unutmuyor ve bu anayasa  tüm ülkede ve dünyada yayınlanıyor.

SORU: Bu başkan hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?


7
KONU: Allah, kadınlarla ilgili bir çok ayette erkeklere seslenmiş ve kadını değil erkeği muhatap almıştır.

SORU: “Ben bir Tanrı olsaydım ve gerici, yobaz, sığ bir bölgede zaten kocası yanında eksik etek durumunda olan ve ahırdaki inek kadar bile değer verilmeyen  kadına övgüler dolusu ayetler indirir, bizzat kadının kendisine seslenip kadına ne kadar değer verdiğimi hissettirir ve o kadının özgüvenini inşa etmek için gerekeni yapardım” desem siz bu düşünceyi nasıl değerlendirirsiniz? Eğer konuyu, şımarık olarak düşündüğünüz kadınlara getirecekseniz, Kur’an’da bizzat kendisine seslenilen erkek milletinin hali de pek mütevazi değil.


8
KONU: Geçmişten günümüze kadar kadın, bir çok millette mal gibi alınıp satılmış, ezilmiş ve şiddete uğramıştır. Hâlâ da dünyada ve ülkemizde, kadınlar haksız yere şiddete maruz kalmaktadırlar.

SORU: Bir çok konuda, derinlemesine ve detaylı olarak bilgi veren ve onlarca ayetin tekrar tekrar yazılı olduğu  Kur’an’ı Kerim’de çeşitli ayetleri irdeleyip dolaylı yollardan anlam aramaya ve bu konuyla bağlantı kurma çabalarına mahal bırakmadan kadınların, erkekler tarafından şiddete uğramalarını engellemek için “Kadınlara vurmayınız” veya “kadınlara asla şiddet uygulamayınız” şeklinde ya da benzer şekilde, bir cahilin bile okuduğunda apaçık bir şekilde anlayacağı net  ifadeli bir ayet var mıdır? Yok ise neden yoktur?


9
SORU: Dünyada bir çok kadın, halen haksız yere kocasından şiddet görüp işkenceye uğruyor.

KONU: Hırsızlık yapan kadın ve erkeğin, bir ceza olarak ellerinin kesilmesini hükmeden Allah, kocasından haksız yere şiddet gören veya işkenceye uğrayan kadına hangi çözümü sunmuştur? Hangi ayette bu çözüm yazmaktadır. Ya da bu şiddeti ve işkenceyi uygulayan erkeğe hangi ceza hükmünü emretmiştir?


10
KONU: Geçmişten günümüze kadar kadınlar, kız ve erkek çocukları, defalarca tecavüze uğramışlardır ve bu durum hâlâ da devam etmektedir.

SORU: Hz Peygamberin, hanımları ile birliktelik sırasına kadar malumat verilen Kur’an-ı  Kerim’de, dolaylı yollardan anlam arayıp mânâ ve sonuç çıkarmaya mahal vermeden “kadınlara tecavüz etmeyiniz” veya “kadınları cinsel ilişkiye girmeye zorlamayınız” veya “çocuklarla cinsel ilişkiye girmeyiniz” gibi bir çocuğun ve bir cahilin bile okuduğunda rahatlıkla anlayabileceği açık ifadeli bir ayet var mıdır? Yok ise neden yoktur?


11
KONU: Bir insan düşünün. Bu insan dinsiz bir ailede doğuyor fakat çok iyi bir aile terbiyesi alıyor. Dini bir inancı yok ama gönülden bağlı olduğu ve inandığı insani değerler var. Hayatı boyunca değil bir insana, hayvanlara bile zarar vermeyen bu insanın hayatı hep iyilikle geçti. Zor durumda olan insanlara yardım etti. Çeşitli yardım kuruluşlarında çalıştı. Kimseye bir zararı dokunmadı fakat bu adam, düşünsel olarak bir Tanrının var olabileceğine hiçbir zaman inanmadı ve bu inançsızlığı ile öldü.

BEYYİNE – 6 : Elbette, ehl-i kitaptan [Yahudi ve Hristiyan] olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.

SORU: Özünde ve yaşantısında iyi birisi olan bu adama  Allah’ın sırf kendisine inanmadı diye ömür boyu ateş içinde işkence etmesi merhametsizlik ve adaletsizlik değil midir? “Kulum benim var olduğuma inanmadı, beni inkâr etti” diyerek o insanın dünya hayatında yaptığı bütün iyilikleri bir kenara itip sırf kendisine inanmadı diye sonsuz cehennem ateşine layık görmek ve o kimseyi “Yaratıkların en kötüsü” olarak nitelemek, egoistlik değil midir? Bu ölen kişi, çok iyi bir insan olmasa ve işlediği bazı günahlar olsa bile, bu günahlardan daha fazlasını işlemiş olan bir müslümanla kıyas edilince, Müslüman olarak ölen günahkârın bir süre cehennemde yanıp daha sonra cennete alınması fakat Müslüman olmayıp ölen kişinin de sırf öte alemde Allah’a inanmış olmak torpili yok diye sonsuz cehenneme alınmasının adaleti  nasıl açıklanabilir?


12
KONU: Bir insan, dünya hayatı boyunca Müslüman olarak yaşıyor fakat İslâmî bir terör örgütüne hizmet etmenin yanı sıra bir çok insana işkence edip, bir çok insanın ölümüne ve bu ölümlerle birlikte bir çok çocuğun ailesiz kalmasına sebep oluyor  ve ölmeden iki üç sene önce “ben yanlış yaptım, dinimi yanlış yaşamışım, yanlışlarımın da farkına vardım” deyip samimi olarak tövbe ediyor  ve tövbesinden üç sene sonra Kelime-i Şehadet getirdikten sonra ölüyor. Fakat tövbe etmeden önce işlediği suçların acı sonuçları çoğalarak artıyor. Babasız bıraktığı çocuklar acımasız birer birey olarak büyüyor, o bireyler de başkalarına zarar veriyor derken yapılan bu kötülük, sonraki nesillere dallanıp budaklanarak adeta bir kötülük ağacına dönüşüyor.

SORU: Tövbe eden bu adam, öte alemde Allah’a inanmamış ve Allah’ı inkâr etmiş Kâfirler gibi ebedi cehennemde mi kalacak yoksa uzunca bir süre cehennemde yanıp cezası tamamlandıktan sonra eninde sonunda cennete geçiş mi yapacak?


13
KONU: Bakara 14: Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyla  yalnız kaldıkları zaman: "Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz." derler.

Bakara 15: (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir.

Bir insan düşünün EVLİYA gibi. Öylesine olgun ve yüce gönüllü ki, kendisi ile dalga geçenlere dönüp bakmıyor bile. Bir insan daha düşünün çocuk gibi. Öyle ki, en ufak bir kıvılcımdan alev alıyor ve hemen karşılık veriyor.
-Bana bak, benim babam senin babanı döver.
-Yok yaaaa, asıl benim babam senin babanı döver.

SORU: Bir evliya ile karşılaştırıldığında o evliyadan misli oranında yüksek ve yüce olan, olgunluk, anlayış ve nezaket gibi mukaddes özelliklerin en yücesinde bulunan bir yaratıcının, kullarıyla alay etmesini nasıl açıklarsınız? “Allah, iman eden müminlerle alay eden kullarının da, doğru yolu bulmasını diler.” Gibi Yaratıcıya yakışır bir cümle yerine “(Asıl) Allah onlarla alay eder” cümlesinin kurulması nasıl yorumlanmalıdır?


14
KONU: Ahzab Suresi 33/37: "Hani hem Allah’ın nimet ve ihsanına, hem de senin iyiliğine nail olmuş olup da hanımını boşamaya karar vermiş olarak sana danışmaya gelmiş olan kişiye sen: “Eşini yanında tut Allah’tan kork!” demiştin. Allah’ın açığa çıkaracağı bir durumu içinde saklamıştın, çünkü insanlardan çekinmiştin. Halbuki asıl Allah’tan çekinmen gerekirdi. Neticede, Zeyd eşini boşayıp onunla ilişkisini kestikten sonra, Biz onu sana nikâhladık ki, bundan böyle evlatlıkları, eşleriyle ilişkilerini kestikleri, onları boşadıkları zaman, o kadınlarla evlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri her zaman gerçekleşir.”

Allah’ın gönderdiği ayete göre yani Allah’ın uygun gördüğü yasaya göre bir erkek, öz olmayan evlatlık oğlunun boşadığı kadınla evlenebilir.

SORU: Bu durum serbest kılınmış olmasına rağmen, Hz Muhamed’in ölümünden günümüze kadar geçen süreç içerisinde evlatlığının boşadığı kadınla evlenip tarihi kayıtlara geçmiş bir Müslüman erkeği var mıdır? Etrafınızda böyle bir evlilik yapan erkek olmuş mudur? Evlendirmek üzere olduğu kızını, damadına ve damadının üvey babasına getirip “kızım size emanet” diyen bir adamın kızını emanet aldıktan sonra kocası boşarsa,  boşanan kadının eski üvey kayınpederi ile yani boşadığı adamın üvey babası ile evlenmesini ayıplar mısınız yoksa normal mi karşılarsınız?


15
KONU: Herhangi bir sebeple iki erkek tartışmaya başlar fakat  tartışma bir süre sonra biter ve ikisi de ayrılıp giderler. Bu iki erkekten birisi evine doğru giderken yolda bir arkadaşına rastlar ve  yaşadığı tartışmayı anlatır. Arkadaşı ise saf olduğunu bildiği arkadaşına  “o kadar lafı püsün püsün işittin de elin ayağın bağlı oturdun mu? Ne biçim erkeksin lan sen? Soğan erkeği misin? Adamın gözünün üzerinde yumruğunu patlatamadın mı?” gibi sözlerle adamı  iyice  doldurur. Arkadaşının dolduruşuna gelen adam gerisin geriye dönüp tartıştığı erkeği bulur ve kavga etmeye başlar. Sonunda tartıştığı adamı öldürür ve  cinayetten hüküm giyer.  Kendisini dolduruşa getiren arkadaşı da hiçbir şey olmamış gibi yaşantısına devam eder.

SORU: Tartışmayı bitirmiş olan arkadaşını dolduruşa getirip cinayet işlemesine vesile olan  adama uygulanacak olan cezai hüküm, Kur’an’ın hangi ayetinde yazmaktadır? Ya da şöyle sorayım, Kur’an’da cinayete azmettirmek veya cinayete sebebiyet vermek gibi bir günahtan bahseder mi?


16
KONU: Şu an, tüm dünya milletlerini gözlerinizin önünden geçirin. Bütün ülkelerin maddi ve manevi olarak üç aşağı beş yukarı nasıl imkânlar içerisinde olduğunu biliyorsunuz. Allah’ın  adeta lanetlediği Yahudiler yani israiloğulları, şu an dünyayı yöneten en büyük şirketlerin sahibi durumunda. Üstelik Allah tarafından lanetlenmiş olan İrailoğullarının yaşadığı İsrail, Filistin dışındaki bütün ülkelerle, özellikle de İslâm ülkeleriyle fıstık gibi geçiniyor ve her konuda işbirliği yapıyor. Biz Türkiye olarak bile yediğimiz içtiğimiz her şeyin tohumunu İsrail’den alıyoruz. Şu an dünyanın en büyük ve en güçlü ülkeleri Hıristiyan dinine bağlı olan ülkeler. Onların icat edip onların ürettiği ürünleri kullanıyor ve bu ürünlere bir sürü para verip onları zengin ediyoruz. İslâm ülkelerinin çoğunluğunda ise bu ülkelerin belli başlı petrol zengini aileleri dışındaki Müslüman halklar hem maddi hem de manevi sefalet içinde. Eskisi gibi kılıçla kalkanla  toplumları basıp, savaşıp galibiyet ve ganimet elde etme zamanı çoktan geçti. Günümüzün şartlarında güçlü olmak, ülkesinin çıkarlarını üstün tutmak çok daha farklı politik yöntemlerle, en önemlisi akıl ve zekâ ile yapılıyor. Günümüzün en güçlü ülkeleri, kendi ülke insanının aklını ve zekâsının en iyi şekilde kullanıp değerlendiren ülkelerdir. Eskilerden günümüze kadar çok şey değişmiş olmasına rağmen “Allah, kullarına  artık yardım etmiyor” cümlesini kimse kuramaz hâşâ.

SORU: Yukarıdaki gerçekleri göz önüne aldığımızda  dürüst olarak söyleyin lütfen, Allah, yaşadığımız şu çağda,  hangi dinlerin mensuplarına yardım ediyor? Gece gündüz kendisine iman eden Müslümanlara mı yoksa  Lanetlediği ve “…dost edinmeyin…” dediği  dinlerin mensuplarına mı?


17
KONU: “Allah, kadına kocasını boşama hakkı vermemiştir” denildiği zaman çeşit çeşit ayetler sıralanıp “bak şu ayete göre erkek kadına iyi davranmak zorunda”,  “bak erkek kadını boşarken şunu şunu yapmak zorunda” gibi konuyla alakası olmayan yorumlardan bıktım. KARDEŞİM, karısına iyi davranması gereken bir erkek tam tersi bir şekilde karısına iyi davranmayıp onu sürekli olarak sudan bahanelerle tartaklıyor. Çok genç yaşta ve ailesinin zoruyla evlenmiş olan bu kadın, evlenirken boşama hakkını da kocasından almamış çünkü böyle bir uygulamadan haberi olmadığı gibi anne babası ve evleneceği adam da böyle bir hakkı ona verecek kişiler değil. Bu kadın, sürekli dayak yediği kocasından boşanmak istiyor. “Erkek eziyet etmemeli karısına” evet, etmemeli ama ediyor, nasihatten de anlamıyor, eziyetinde de ısrarlı.

SORU: Karısından boşanmak isteyen erkeğe çeşit çeşit ayet gönderen yüce Allah, dayak yediği kocasından ve hatta içip içip vücudunda sigara söndürerek kendisine işkence eden kocasından  boşanmak isteyen kadına, kocasını boşayabileceği ya da hangi şartlar altında boşayabileceği ile ilgili hangi ayeti göndermiştir? Göndermedi ise neden göndermemiştir?


18
KONU: Belki bunu söylemek sizde hemen karşı bir tepkiye ya da köpürmeye neden olacaktır ama söylemek zorundayım ve bunun için şimdiden özür diliyorum.  Belirli bir IQ seviyesinde olan,  kariyer yapmış, akademik başarılar elde etmiş, kendisinde güzel, doğru ve insancıl duygular geliştirmiş, hayatın ve insan olmanın erdemini baştan aşağıya kendi varlığında  özümsemiş olgun bir erkek, yeşil çimenli bir bahçe içerisinde kendisine tahsis edilecek olan 72 tane huriyi hayal etmez. Onun erdemi, onun ahlâkı, yüksek ve yüce gönül duyguları, insanoğlunun  bir kız bir de erkek olarak yani eşit sayıda dünyaya gelmesinin fıtratına uygun olarak iç dünyasında tezahür eder. Ahlâki yapısı gerçek anlamda düzgün bir erkek, hayatına neşe katacak, kalbindeki o en güzel romantik duyguları kabartacak bir tek kadın hayal eder.

Diğer taraftan servetiyle kendine taht kuran ya da şöhretin ve zenginliğin verdiği nefsanî  duygularla yaşayan bazı ünlü ve bazı zengin erkekler için aşk denilen temiz duygular askıya alınmış ya da silinmiş durumdadır. Onlar kadınlar konusunda daldan dala uçtukları gibi cinsel arzularının peşinde giderken aynı anda çok sayıda kadınla da birlikte olabilirler ve hayalleri de bu yöndedir. Cennette erkeklere öyle bir yer hazırlanmış ki bu dünya hayatında dört tane hanımla sınırlanan erkekler, cennet hayatında 72 huriye kavuşuyorlar. Yani cennetteki erkeklerin durumu, bir kadınla yetinebilecek erdemli ve olgun bir erkeğin durumuna değil tam aksine, paranın verdiği imkanların ya da çapkınlığın verdiği azgınlığın sonucu olarak çeşit çeşit kadınla birlikte olan kontrolsüz ve nefsine yenik düşmüş bir erkeğin durumuna işaret ediyor.

Konunun en can sıkıcı ve içinden çıkılmaz olan durumu ise son 4-5 yıl içinde, cennetteki hurilerle ilgili yapılan yorumlarda bazı ilahiyatçıların “efendim, cennette verilen bu huriler, seksüel amaçlı değildir tamamen erkeğin hizmetini görecek gençleri kast etmektedir” veya “ayetlerde geçen kelime huri değil hur dur ve hem kadını hem de erkeği kast eder yani cennette hem kadınlara hem de erkeklere 72 şer tane sevgili verilecektir” gibi yorumlar sadece bizim ülkemiz Türkiye’de  tek tük ilahiyatçılar tarafından dile getirilmeye başlanmıştır. Kadına da 72 huri verilmesi, hoş karşılanacak bir şey değildir tabi ki.

SORU: Eski, klasik yorumcularla modern yorumcular arasında bir karşılaştırma yapacak olursak cennetteki bu 72 huri ile ilgili olarak kim doğruyu söylüyor? İspatı, hangi ayettedir? O ayeti ya da ayetleri, anadili Arapça olan dünya Müslümanlarına tasdik ettirebilir misiniz? Yoksa biz Arapçayı, Araplardan daha mı iyi bilip, yorumluyoruz?


19
KONU: İslâm inancına göre, insanlığın başlangıcından Hz Muhammed’in yaşadığı zamana kadar her millete, her kabileye Peygamber gönderilmiştir.

SORU: Kur’an’da neden sadece Ortadoğu bölgesine gönderilmiş olan Peygamberlerin ismi zikredilir? Meselâ, Avrupa kıtasına veya Avustralya’daki aborjinlere gönderilmiş  olan Peygamberlerin ismi de zikredilseydi, o insanların İslâm’a geçmesi için bir sempati oluşturulmuş olmaz mıydı?


20
SORU: Kur’an’da neden sadece Ortadoğuda yetişen yiyeceklere ve coğrafi özelliklere yer verilir?


21
SORU: Diyanet işleri başkanlığı Türkiye’deki Müslümanlara Kur’an’ı öğretirken neden Kur’an’ın hiç anlamadığımız Arapçası ile okunmasına büyük önem verir ve sırf Arapça okunuşunu insanlar öğrensin diye Kuran Kursu öğretmenlerine maaş verir?


22
SORU: Bir Müslüman, hoşgörü ve barış dini olan İslâm dininden çıktıktan sonra neden bu kararını etrafındaki insanlara söyleyemez?


23
SORU: Diğer dinler, eleştirilere karşı (İslâm ile karşılaştırıldığında) çok daha hoş görülü iken neden İslâmi çevreler ve insanlar İslâm’ı ve Kur’an’ı eleştirenlere karşı acımasızdır? İslâm’ı eleştiren karşıt görüşlü aydınlar neden öldürülür?


24
SORU: Dünyanın en cahil insanları neden müslümanlardır?


25
SORU: Günümüzde, çalışma hayatında olan ve kocası gibi çalışıp para kazanarak, elde edecekleri gayrı menkulde ve her türlü maddi birikimde oldukça fazla katkısı olan çalışan kadının mirastaki durumuna,  Kur’an’ın hangi ayetinde açıklık getirilmiştir?


26
KONU: Nisa 34: "Allah`ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır…"

Bu ayette çeşitli meal farklılıkları bulunmakla birlikte anlaşılması gereken durum ortadadır yani erkekler, “mallarından harcama yaptıkları için”

SORU: Günümüzde, çalışan kadınların da bir hayli fazla olduğunu göz önüne alırsak, bu ayeti, yaşadığımız yüzyılın neresine ve hangi coğrafyasına yoracağız. Eğer Arap coğrafyası bu ayete çok uygun görünüyorsa biz Türklerin yaşamına uygun olan ayetler, Kur’an’ın neresindedir?


27
KONU: Tin Suresi 4. Ayet: "Biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır."

SORU: Peki Allah, insanı olabilecek en güzel şekilde yaratmışken müslümanlar neden sünnet olur? Allah erkekleri kusurlu mu yaratmıştır da sonradan düzeltme yapılması gerekmiştir? Bu durumda sünnet olmak Allah’a karşı gelmek değil midir?


28
KONU: Fecr suresi 1. ayetinde ve Kur’an-ı Kerim’in daha birçok ayetinde sürekli “and olsun” diye başlayan ayetler bulunmaktadır.

SORU: Kâinatın yaratıcısı neden yemin etme gereği duyar? Yemin etmek, insana mahsus bir davranış değil midir?


29
KONU: Tevbe Suresi 5.ayet: "Haram aylar çıkınca Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."

Bu ayetin tefsirine göre Müslümanlarla anlaşma yapan müşriklerin yani Allah’a ortak koşanların, anlaşmalarını bozmalarından dolayı haram aylarını çıktıktan sonra bulundukları yerde öldürülmeleri emrolunur fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse serbest bırakılıyorlar.

Zengin ve güçlü bir erkeğin, kendisini sevmeyen veya hem kendisini hem de başka bir erkeği aynı anda seven bir kızın karşısına geçip “eğer beni sevmez ve benimle evlenmezsen, bana beni sevdiğini söylemezsen, seni öldürürüm, ya da öldürtürüm” tehdidi ile yukarıdaki ayet arasında hayli benzerlik var.

SORU: İslâm dinindeki ibadetlerde samimiyetin yani içtenliğin bir önemi var mıdır? Eğer varsa ölümden kurtulmak için  namaz kılıp tövbe eden bir adamın içtenlikle tövbe ettiğini ve içtenlikle ve isteyerek namaz kıldığını kim kontrol edecek? İNSAN MI?


30
KONU: Hz Muhammed’in ölümünden sonra, hanımlarının artık başka erkeklerle evlenmesi yasaklanmıştır?

SORU: Geçmişi ve geleceği bilen Allah, sonradan elçisi yapacağı kişinin, dul, zengin ve ahlâk sahibi bir kadınla evlenmesine müsaade ederken neden Peygamberin diğer  hanımlarının hayatlarının sonuna kadar dul olmalarını istemiştir? Eğer sebep, o kadınların kötü niyetli erkeklerle evlenmesine ve bu sebeple  İslâm’a Peygamber hanımı olma münasebeti ile zarar gelmesine mani olmak ise Peygamberine kadınlar konusunda türlü türlü avantaj veren, yol gösterten  Allah, bu kadınlara neden Peygamber ahlâkına yakın, hayırlı kocalar nasip etmemiştir?


31
KONU: Maide 38: "Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ibret olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir."

SORU: Bu ceza, çocuğuna ilaç parası bulamadığı için hırsızlık etmek zorunda kalan baba için de geçerli midir? Buna açıklık getirecek bir ayet var mıdır?


32
KONU: Duhan 43-46: "Zakkum ağacı günahkârın yiyeceğidir. O, karınlarda, fokurdayan su misali kaynayan bir tortu gibidir."

Gâşiye 6: "Onlar için kuru, dikenli bir bitkiden başka yiyecek yoktur."

SORU: Kur’an ayetlerine göre cehenneme girenler sadece dikenli bitki mi yiyecekler yoksa zakkum ağacını mı yiyecekler, yoksa her ikisini de mi? Gâşiye suresi 6’ıncı ayetteki “başka yiyecek yoktur” ifadesinden ne anlamalıyız?


33
KONU: Mülk 5: "Gerçek şu ki biz yakın göğü kandillerle süsledik. Ayrıca bunlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık."

SORU: Yukarıdaki ayeti açıklamaya yönelik tefsirleri aklım, zekâm kabul etmiyor. Bu ayetin mantıklı bir tefsiri var mı?


34
KONU: Hz Muhammed’in Peygamber olarak tayin edilmesinden sonra etrafında yaşayan ve Müslümanlığa dahil edilmeye çalışan insanların, Hz Muhammed ile ilgili iftira veya ithamlarına yönelik Allah katından bir sürü açıklama ayetleri gelmiştir.  Bu ayetlerin tamamını da doğal olarak,  kendisine iftira edildiğini, ihtilaf edildiğini düşünen Peygamber bildirmiştir.

SORU: Bu nasıl bir çıkmazdır? Bir insanı, çeşitli konularda suçlayacaksınız fakat kimsenin konuşamadığı Rab’dan gelen bilgileri, sizin hiç samimiyetine inanmadığınız ve suçladığınız kişi size açıklayacak ve siz de buna inanacak mısınız? Bunun mantığı nedir?